but1
   
  TEKAMÜLE EREBİLME HAYALLERİNE BİLE MANİ OLAN "MÜSLÜMANLIK"..
   
  TEKEMÜLE EREBİLME HAYALLERİ KURABİLMELERİ İÇİN, YOK EDİLMESİNE İNANDIKLARI TEVHİD İNANCININ KALESİ MÜSLÜMANLIK.
   
   
     
   
  Önce DÜNYA HAKİMİYETİNE SAHİP OLMAK İSTEYENLERİN KUTSAL KİTAPLARINDA DÜRÜSTLÜĞÜN TANIMINA BAKALIM.
SONRA TANRILARININ İSTEDİĞİ ÖNDERLERDE ARANACAK VASIFLARA BAKALIM.
DAHA SONRADA TANRILARININ ONLARI TEKAMÜLE ERDİREBİLECEĞİ BOYUTUN, HANGİ HARARETİ YÜKSEK MEKANLAR İÇİN GEÇERLİ OLABİLECEĞİNE KARAR VERELİM...
     
  Mısırdan Çıkış.....11:2 Halkına söyle, kadın erkek herkes komşusundan ALTIN, GÜMÜŞ EŞYA istesin.››
Mısırdan Çıkış.....3:22 Her kadın Mısırlı komşusundan ya da konuğundan ALTIN ve gümüş takılar, giysiler isteyecek. Oğullarınızı, kızlarınızı bunlarla süsleyeceksiniz. MISIRLILARI SOYACAKSINIZ.››
Mısırdan Çıkış..12:35 İsrailliler Musanın dediğini yapmış, MISIRLILARDAN ALTIN, GÜMÜŞ EŞYA ve giysi İSTEMİŞLERDİ.

Mısırdan Çıkış.....3:21 ‹‹Halkımın Mısırlıların gözünde lütuf bulmasını sağlayacağım. Gittiğinizde eli boş gitmeyeceksiniz..
Mısırdan Çıkış..12:36 RAB İsraillilerin Mısırlıların gözünde lütuf bulmasını sağladı. Mısırlılar onlara istediklerini verdiler. Böylece İSRAİLLİLER ONLARI SOYDULAR.
   
  Tanrılarının elleriyle verdiği ve Musa'ya tamamlattığı kitapta soygundan, övgüyle, iyi birşey yapılmışcasına ÇALMA ve ÇIRPMA meşrulaştırılmışsa gerisini siz düşünün. Dürüstlük anlayışını siz hesap edin. Çalma" emrinin tıpkı Öldürme" emri gibi Yahudiler içi geçerli bir direktif olduğu ortada.

Soygundan "İYİ BİRŞEY" olarak bahseden ifadeler, "ÇALMA" emrinin bulunduğu KUTSAL KİTAPLARINDA yer alıyorsa, bu açıkca bulunduğunuz yabancı ülkeleri soyun emri olur. Kendi içinizde dürüst olun dışarıda ise, İsrail'in Tanrısının deyimiyle (Kehanetleri için Dünyanın ateşe atıldığı Yeremyanın iletimiyle) "DÖNEK olun" demektir. Onlara göre dürüstlük kavramını açıkladıktan sonra İsrail'in / Yakup'un tanrısının isteğine bakalım.

Mısırdan Çıkış..18:21 Bunun yanısıra halkın arasından Tanrıdan korkan, yetenekli, HAKSIZ KAZANÇTAN NEFRET eden DÜRÜST ADAMLAR SEÇ; onları biner, yüzer, ellişer, onar kişilik toplulukların BAŞINA ÖNDER ATA
   
  Yeremya..........3:6 Kral Yoşiya döneminde RAB bana, ‹‹DÖNEK İSRAİL'in yaptığını gördün mü?›› dedi, ‹‹Her yüksek tepenin üzerine, her bol yapraklı ağacın altına gidip FAHİŞELİK etti.
Yeremya..........3:7 Bütün bunları yaptıktan sonra bana geri döneceğini düşündüm, ama dönmedi. HAİN kızkardeşi YAHUDA da gördü bunları.  

Yeremya kanalıyla İSRAİL'İN TANRISI halkım dediği İSRAİLLİLER için bu tanımlamaları kullanıyor. Kutsal kitap çercevesinde kullanılabilecek sınırları zorlayarak, gelecekte TEKAMÜLLERİNİ tamalayarak tüm insanlığın üstünde olmayı hayal eden "BİZ SEÇKİNİZ" diyenlere söylüyor. 

Yeremya.........3:22 ‹‹Geri dönün, ey DÖNEK ÇOCUKLAR, Dönekliğinizi iyileştireyim.›› Halk, ‹‹İşte buradayız, sana geliyoruz!›› diyor, ‹‹Çünkü Tanrımız RAB sensin.
Yeremya.........6:15 Yaptıkları İĞRENÇLİKLERDEN UTANDILAR MI? Hayır, ne utanması? KIZARIP BOZARMANIN NE OLDUĞUNU BİLE BİLMİYORLAR. ...........
Yeremya.........5:27 Kuş dolu bir kafes nasılsa, Onların EVLERİDE HİLEYLE DOLU. Bu sayede güçlenip zengin oldular,
Yeremya.........5:29 Bu yüzden onları cezalandırmayayım mı?›› diyor RAB, ‹‹BÖYLE BİR ULUSTAN öcümü almayayım mı?
Yeremya.........8:12 Yaptıkları İĞRENÇLİKLERDEN UTANDILAR MI? Hayır, ne utanması? KIZARIP BOZARMANIN NE OLDUĞUNU BİLE BİLMİYORLAR. .... 
   
  BAŞLARKEN:

Kitaplarının kapaklarına; "ALLAH" tarafından Peygemberler vasıtası ile tebliğ edilmiş / indirilmiş İLAHİ VAHİY kitapları "TEVRAT" ve  "İNCİL'in" isimleri verilmiş diye; Eski ve Yeni Ahit metinler bloğunun  bir kısmı dahi "İLAHİ VAHİYLERLE" eşleştirilebilir mi? O kitaplar külliyesine /  Ahitleşmemizin belgesi diye diye sundukları Eski / Yeni Ahit  (veya kendilerinin koyduğu isimler dışında)  dışında İLAHİ DEĞER İFADE EDEN  bir isim verilebilir mi?

İlahi vahiyleri  iletmek, TEVHİD İMANINI tebliği etmek için gönderilen Peygamberlerin isimlerini kullanarak, oluşturulan  metinlerde; put yaptırdıkları, put suyunu içirdikleri, karılarını başkalarına peşkeş çektirdikleri, kızlarıyla yatırdıkları, torunlarına tecavüz ettirdikleri, tütsü ve buhur sundurdukları, cin çıkartdırdıkları, bilicilik yaptırdıkları, yalan söylettirdikleri, hile yaptırdıkları vs..vs şahsiyetlere, SIRF İSİMLERİ BENZER diye,  "HAZRET" gibi unvanlar verilebilir mi?  İsimlerinin önüne "Hz." ibaresi koyulabilir mi?

Tanrı kelimesi, Tevhid inancından uzakta gelişme sağlayan, "ALLAH", dışında kendilerine bir takım hayali olgular oluşturanların, KUTSAL olarak benimsediklerine verdikleri genel bir addır. Bu benimsemeler, taş-sopa, dağ-tepe olabileceği gibi, şeytani varlıklar, insanlar ve cinlerden edinilmiş "kutsal ilanlılarda" olabilir. Meleklerin onların ibadetine izin vermiyeceği, böyle bir şeyin imkansız olduğu Kur'an'ı Kerim'de bizlere bildiriliyor.

Melek sandıklarının da kesinlikle CİNLER olduğu, bu tür "ilahi varlıklar sanılanların" kesinlikle CİN olduğu, Kur'an'ı Kerim'de, BİZLERİ UYARMAK İÇİN bildiriliyor.Yanlış hayallere kapılmamız ve bilinmezlerin arkasına takılmamız için İKAZ EDİLİYORUZ.

ALLAH BU DURUMU BİZE ŞU AYETLE BİLDİRİYOR.
34 - SEBE.......... 40.Allah'ın, onları hep birden toplayacağı, sonra da meleklere, “Bunlar mı size ibadet ediyorlardı?” diyeceği günü bir hatırla!
34 - SEBE.......... 41.(Melekler) derler ki: “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar CİNLERE İBADET EDİYORLARDI . Onların çoğu CİNLERE İNANIYORDU.”

Bu nedenle yazı boyunca, Tanrı kelimesi onların anlayışını belirtmek için kullanılıyor. Pagan ve putpers dinlerde de, Tanrı kelimesi kullanılıyor. Asla ve asla Tanrı hitabının "ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH'la" bir ilgisi yoktur. "ALLAH", sadece kendisine özel olan isimlerle anılır.

ALLAH BU DURUMU BİZE ŞU AYETLE BİLDİRİYOR.
19 - MERYEM.....65. (O), göklerin, yerin ve bunlar arasında bulunan şeylerin Rabbidir. O'na kulluk et ve O'na kullukta sabret. Hiç O'nun ADIYLA ANILAN birini biliyor musun?

Aynı durum Peygamberler ve Cebrail içinde geçerlidir. Onların ismini verdikleri, peygamberi olarak ilan ettikler isimler, tamamen kendi oluşturdukları hatta kendilerine yakıştırdıkları, inanç sistemlerine uygun buldukları hayali karekterler. Bu uygulama ile kitaplarında bu isimlerin geçiyor olması nedeniyle de isimlerinin önüne, "Hz." gibi unvanlar koyulmamıştır.

Konu bizim inancımızda olan, bizlerin bildiği Peygamberlerden bahsetmeye geldiğinde, Önlerine Hz. unvanı koyulmuştur. Hz. Muhammed, HZ. İsa, Hz.Musa, Hz. Meryem..gibi..

Onlar peygamber dediklerinin, karılarını satmış olmasını, kardeşleri ile evlenmesini, kızlarının babalarından çocuk edinmesini, hille yapmasını, put imal etmesini, Putlara tapmasını, peygambere torunun tecavüz etmesini, yalan söylemesini kabullenmişler ve bunları da kitaplarında hiç sakınca görmeden yayınlıyorlar.

Karısını satan, puta tapan peygamber dediklerinin içinde bulunduğu sözleri yazarken ve o ifadeleri yorumlarken, nasıl olurda; onun isminin önüne Hz.gibi unvanlar koyabilirim. Nasıl olurda o çirkin eylemleri Peygamberlerime yapıştırabilirim?

Onların kitabındaki, İSA'nın "ben Tanrıyım / Rab'bım / Oğulum" dediği, ifadesinin önüne Hz.unvanını koyarak nasıl olurda onu, Hz.İsa ile özdeşleştirebilirim? Onların İSA'sı güvercin ve kumru sundu ifadesini Hz. İsa ismini kullanarak nasıl kurabilirim?

Onların kitabında kendilerine münasip görmüş oldukları İSA'larının Yahve'ye "BABAM" demesini, nasıl Hz. İsa söyledi diyebilirim?  İSA'ları "gökteki BABAM" sözleri sarfederken nasıl isminin önüne Hz. ibaresi koyarak Hz. İSA çağrışımı yaptırabilirim?

Onların inanç sistemleri haline getirdikleri, onların olmazsa olmaz derecede bağlandıkları şirklerinin yayılmasına, ilahi damgalar yemesine, kutsiyet kazanmasına nasıl aracılık edebilirim?

Onların Kutsal Ruh dedikleriyle Cebrail'in hiç alakası yoktur. Büyük ihtimalle kendilerine bağlı olan bir varlıktan bahsediyorlar. Hiç birşeyden haberi olmayan bir Kutdsal Ruh. (Ör: Kutsal Ruh seçiyor dedikleri Papalık seçiminde, Kutsal Ruh'un her üyeye başka isim vermesi ve seçimin oy çokluğu ile sonuçlanması gibi)
     
  ESKİ ve YENİ AHİT'te PEYGAMBERLERE BAKIŞ AÇILARINI ve ONLARA YAKIŞTIRILAN ENSEST İLİŞKİLERE AİT ÖRNEKLERE BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  Yitshak ve Oğulları……………...http://www.sevivon.com/index.php?mid=838

Büyük Tanah yorumcularından kabul edilmiş olan RAŞİ / RAŞHİ, peygamber Ovadıa'dan alıntı yaparak onların YENİDEN BİRLEŞECEKLERİNİ açıklar, günlerin sonunda. Yaakov MANEVİ gücü temsil ederek Esav'a büyük FİZİKSEL güce diyor ki: “ Ben sana izin veriyorum, önden git ve İNSANLIK TARİHİNE FİZİKSEL olarak HAKİM OL. Fakat günlerin sonunda, ASLAN KUZUYLA birlikte yaşadığında, biz bir araya geliriz. O zaman YAHUDİLER EN ÜSTTE OLACAK.”

Rashi, 22 Şubat 1040 - 13 Temmuz 1105 arasında yaşamış olan Yahudi din alimi. Talmud ve Tanah kitaplarının ilk kapsamlı tefsirlerini yazmış. Yahudi din alimi olan RASHİ'nin asıl ve tam adı, Rabbi Shlomo Yitzchaki veya Rabbi Shlomo Yarchi' imiş.
   
  DÜNYA DİNLER ARASI DİYALOĞU BÖYLE ALGILIYOR. BUNA BENZER BİÇİMDE DE ALGILANMASINI DA İSTİYORLAR.
  haman diyalog kulasi
   
  (Not: Yaakov / Yakup ve Esav İbrahim oğlu, İshak'ın oğulları. Yakup İsrailoğullarının atası. Abisi Esav ise, soyundan İsmail oğullarıyla evlenerek Amalek üretenlerin ve bölge insanlarının atası olduğu kabullerinin içine dahil edilmiş. Yani Yakupoğulları'ndan Mısır'a giden 70 kişi dışındakilerden TÜREMİŞ olan, Tüm İBRAHİMOĞULLARI ve İSHAKOĞULLARINDAN YAKUP soyu hariç  herkez.  Hatta Firavun hizmetkarı, Haman gizli kimlikli Yusufoğulları dışında kalan herkez.. Yahudiler ırklarını /soylarını koruduklarını düşündüklerine göre ASLANLARIN sayısı aşağı yukarı belli 16-20 milyon. Hırıstiyan Yahudileri Püritenler hariç. Onlarda herhalde KUZU postuna girmiş ASLAN olurlar)
   
  az DÜNYA KÖLELİĞİ için KÖYLEŞTİRME ve E.AHİT'ten YAHUDİLİK MANİFESTOSUNUN anlatımı olan "YUSUF& HAMAN & AÇLIK" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  az HIRİSTİYAN YAHUDİLİĞİ; ABD'yi kuran YAHUDİLERİN partnerleri CALVANİST Protestanlar konusunun işlendiği "PÜRİTENLER" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Rashi'nin çıkarımına kaynaklık yaptığı söylenen Odavya Kitabında ASLAN ve KUZU sembolleri elbette kullanılmamış.

Odavya kitabında, Esav soyu ile Yakup soyu arasındaki savaştan bahsediliyor. Savaşlar sonunda egemenliğin Yakupoğullarında olacağı ve Esav bölgelerini yönetimleri altına alacakları anlatılıyor.
Kendilerinin en üstte olacak çıkarımını yaptıkları ifade de şu olmalı.....Odavya......21 Halkı kurtaranlar Esav'ın dağlarını yönetimleri altına almak için Siyon Dağı'na çıkacaklar ve egemenlik RAB'bin olacak.
   
  Rashi'nin Odavya kitabına dayanarak yorum yaptığında Hıristiyanlık dini, 1000 yaşlarında. Yani, Esav soyu insanların ait olduğu dinin kurulması üzerinden 1000 yıllık süre geçmiş. Bir araya geleceğiz diye ismini andığı soy, İBRAHİM'in küçük oğlu İshak'ın oğlu Esav'ın soyu. Yani Yakup'un peygamberliğini elinden aldığı ikiz kardeşinin soyu.

Büyük Tanah yorumcusu dedikleri Rashi'nin yorumuyla; Yakup, Esav'a  "...“ Ben sana İZİN veriyorum, ÖNDEN git ve İNSANLIK TARİHİNE FİZİKSEL olarak HAKİM OL..." sözünü demiş olduğuna göre; Müslümanlığa hedefledikleri Dünya'da hiç yaşam hakkı yok demektir.

İkisinden biri (Esav soyu) fiziksel olarak Dünya'ya hakim olacak ve TARİHE yön verecek, diğeride (Yahudiler) ASLANIN KUZUYU yemediği ÇAĞDA,  Dünya'ya HAKİM olanın (Esav soyunun) PATRONU  olacaksa,  o Dünya'da başkalarına zaten yaşam hakkı verilmeyecek demektir.

"Dünya'ya hakim ol" diye ÖNDEN gönderdikleri ESAV soyunun, topraklarını egemenlikleri (köleleştireceklerse) altında tutacaklarsa, (hedefledikleri) KURT'un ve KUZU'nun barış içinde yaşayacağı özel ÇAĞLARINDA, kölede olsa başkalarına yaşam hakkı vermeyi pek düşünmüyorlar  demektir.

Ancak 70 kişiyle Mısır'a soktukları Yakup'a, Ancak FİRAVUN'un desteğiyle varlığını sürdürebilen Yakup'a  "BEN İZİN VERİYORUM" dedirttirecek kadar kendilerini TANRISAL BOYUTTA gören, "BEN" kişiliğe sahip olanlar, elbette hayal ettikleri dünyada sadece "BEN'e ve BEN'e ait olanlara yer verir. "BEN'lerini" yok edip onları gerçek kişilğine kavuşturacak olan,  "hepimiz" kabulleri yaparak  (binlerce senelik) ATA mirası hayallerinini KABUSA dönüşmesini isterler mi?

Eğer gerçekten ayakları yere bassaydı..
yani; seçilmiş olma duygularından, kendilerini TAPILACAK / Tapılması gerekenler  konumuna oturtmuş olmasalardı,
yani göğüslerindeki seçilmişlik KİBRİNİ, erişebilecekleri BOYUTLARDA tutabilmiş olsalardı,
yani; TANRISALLIŞTIKLARINA inanmasalardı,..vb..
binlerce seneden beri "az kaldı az sonra" tesellisi hayalllerini renklendirmek için, kurtuluşa çağıran davetcilerin ve kurtuluş rehberi vahiylerin üzerlerini örterler miydi?

"ATAMIZ" dedikleri YAKUP'a, binlerce yıl geçmesine rağmen hayallerini destekleyen SÖZLERİ SÖYLETECEK seviyelere kendilerini ATAMIŞ olanlar, elbette kendilerini herşeyin karar vericisi olan TANRI kıvamında görürler. 

Gögüslerinde erişemedikleri KİBRE esir / sahip olanlar için, kendilerinin karar vermediği bir olayın gerçekleşmesi mümükün olamaz. Tanrı adına kitap yazanlar, tanrı sözlerine karar verenler elbette TANRI olarak benimsediklerine YÜRÜMEYİDE öğretecek boyuta taşınmış olanlardır. 
   
 

Yahudilerin KİBİRLİLİKLERİNİN DEVASA / DEHŞET boyutu, kendilerini TANRISALLIK boyutuna taşımış olmaları ile daha da belirginleşiyor. Aynı soydan gelmiş olmalarına rağmen, "İBRANİYİZ" demelerine rağmen, "MUSA İbraniydi" demelerine rağmen; HAYALLERİNDE bile (soydaşlarını da yok kabul ederek) sadece kendi ZİHNİYETLERİNE sahip olanlara yaşam hakkı veriyorlar.

İş buraya geldiğinde, YAHUDİLİĞİN gelmiş olduğu IRK'tan ve DİN'den öte (Sürgünden dönenlerin, Yeruşalim'de kalanları kendilerinden kabul etmemeleri gibi)  SAHİP OLUNAN ZİHNİYETLERE bakılıyor. Zihniyetler ve sürgün sırasında Yahudilik anlayışlarına uygun hale getirilmiş inanç sistemleri devreye giriyor.

 İki nehir arası / iki set arası İBRAHİMOĞULLARINA vaad edilmişken, Ester kitabındaki YAHUDİLİK MANİFESTOSU  gereğince  "YAHUDİYİZ" diyerek  KENDİLERİNİ İbrahimoğullarından soyutlanmış olan ve bu soyutlanmalarını kitaplarında (Tanrının verdiği sözleri Tanrıyı esir aldığına inandıkları Yakup'a söyletiyorlar. Yakup'un Efrayim'e söyledikleri) her fırsatta ilan edenler, VAAD EDİLMİŞ toprakları, sadece Mısır'da 70 kişilik çekirdekten türemiş olanlara adresliyorlar. Babil sürgününü de gördüğü anlaşılan bu egemen güç,  Mısır / Babil soy  katkılı çoğalmalarla ortaya çıkmış olan (Yusuf'un Mısırlı kahin kızıyla evliliği, Musa'nın kahin kızıyla evliliği gibi..) bir köke bağlanıyor. 

   
  Gerçek Yahudi kabulü için 1. derecede zorunluluk olan ANNE SOYUNUN YAHUDİ olma şartı Mısır yaşamlarında pek geçerli değilmiş anlaşılan. Babil sürgününde ön plana çıkan ANNE SOYU şartı bu kuralı sıkı sıkıya uygulayan EZRA için pek birşey ifade etmiyor olsa gerek. Çünkü Ezra soyunun seceresini verirken, secerenin başlangıcını MISIR dışına çıkartmıyor. Yani İSRAİLOĞULLARININ atası TANRIYI güreşte yenmiş olan YAKUP'a bağlamıyor. Yakupoğulu olarak anılma yerine, PUT yapımcısı kimliğiyle tanıtılan Harunoğullarından olarak anılmayı  tercih ediyor. Ortada kimin kimden olduğunun karıştığı ve karışıklığın örtülebilmesi için  271 yaşında Musa'yı, 268 yaşında Harun'u doğurttukları YOKEVET Haladan öteye geçmiyor.

Ezra..................7:1-6 Bu olaylardan sonra, Pers Kralı Artahşasta'nın krallığı döneminde, Başkâhin HARUN oğlu Elazar oğlu Pinehas oğlu Avişua oğlu Bukki oğlu Uzzi oğlu Zerahya oğlu Merayot oğlu Azarya oğlu Amarya oğlu Ahituv oğlu Sadok oğlu Şallum oğlu Hilkiya oğlu Azarya oğlu Seraya oğlu Ezra adında biri Babil'den geldi. EZRA İsrail'in Tanrısı RAB'bin Musa'ya verdiği yasayı iyi bilen bir bilgindi. Tanrısı RAB'bin yardımıyla kral ona her istediğini verdi.

Onlarda bu aşırı yaş ve karışık nedeniyle, Musa'nın ablasına,  "Musa'yı emzirmek için SÜT ANNE bulalım mı? yerine SÜTNİNE bulalım mı diye" sordurtuyorlar.
Mısırdan Çıkış.....2:7 Çocuğun ablası firavunun kızına, ‹‹Gidip bir İbrani SÜTNİNE çağırayım mı?›› diye sordu, ‹‹Senin için bebeği emzirsin.››

Soyunu Harun'a kadar götürüp 3 kuşak ilavesi daha yapıp ATALARI YAKUP'a DAYAMAKTAN / BAĞLAMAKTAN  kaçınan EZRA'nın YAHUDİLİK kabullerinin, YAHUDİLİK STANDARTLARININ neler olabileceğini düşünün.
   
  Kitaplarında Yahudi kavramı, ilk kez TANRI İSMİNİN hiç anılmadığı ESTER kitabında geçiyor.
Gerçeğin maskelendiği, gizli elin kuvvetin ve amaçların hüküm sürdüğü işaret edilen ESTER kitabında, TANRI onayı almış gibi ortalığa sürülmüş halde geçiyor.
Tanrı adına, "her harfi Tanrının" sözü olan kitaba Tanrı isteği olmadan, PURİM KATLİAM Bayramlarının emir haline getirildiği Ester kitabında geçiyor.

İBRAHİMOĞULLARINA vaad edilen herşey adeta ÖZELLEŞTİRİLEREK, "YAHUDİYİZ diyebilecek ZİHNİYETE sahip olanlara / Yahudilikleri kabul edilmiş olanlara TANRI YETKİSİYLE TRANSFER etmiş oluyorlar. İKİ SET arası topraklar artık İbrahimoğullarını, İshakoğullarını hatta Yakupoğullarının değil YAHUDİLİK ZİHNİYETİ taşıyanlara adreslenmiş oluyor.

Yaratılış.......15:18 O gün RAB Avram'la antlaşma yaparak ona şöyle dedi: ‹‹Mısır Irmağı'ndan büyük Fırat Irmağı'na kadar uzanan bu toprakları -Ken, Keniz, Kadmon, Hitit, Periz, Refa, Amor, Kenan, Girgaş ve Yevus topraklarını- senin soyuna vereceğim.››

Tanrı İbrahim'e "SENİN SOYUNA  vereceğim" vaadi, "SENİN SOYUNDAN GELENE vereceğim"e dönüştürülmüş oluyor. Rashi yorumunda da İBRAHİM SOYUNDAN gelen her topluluk yok kabul ediliyor.

Göğüslerindeki erişilmez yükseklikteki kibirlerini tatmin için, en üstte (hükümran) olduklarını algılayıp "EN BÜYÜK BİZİZ" naralarını atabilmelerine olanak verecek bir alt sınıfa gereksinim duydukları için; sadece Esav soyu, o'da köle olarak vaad denilen topraklarda yaşam İZNİNİ Yahudilerden alabiliyor. Roma imparatorluğunun HIRİSTİYAN müdavimleri TANRI adına RASHİ tarafından lutuflandırılıyorlar. Ortodoks ve Katolik mezhepler olarak. İBRAHİM oğlu İSMAİL soyunun temsilcileri ise zaten tüm kabusların kaynağı olduklarından HAYALLERİNDE BİLE yer alamıyor. HIRİSTİYANLAR burada, ASLAN tarafından teslim alınmış, ASLANIN pençesi altında yaşamasına İZİN verilecek olan  KUZULAR olmalı.

Roma İmparatorluğunun fertleri olarak kabul ettikleri insanların, gözlerinin önünde MÜSLÜMAN OLDUĞUNU gören, büyük Tanah yorumcusu Rashi, bütün  bu gelişmelere rağmen  MÜSLÜMANLIĞI yok edileceğini düşünüyor ve hayallerinde İSMAİLOĞULLARINA köle olarak bile yer vermiyor. Vaad topraklarının büyük bir kısmının İSLAMA geçtiğini, ROMA topraklarına MALAZGİRTLE  girildiğine şahid olduğu halde, MÜSLÜMANLIĞI  yok kabul ediyor ve ATALARINDAN miras aldığı SAPKIN hayalleri VAADLERLE renklendirip dile getiriyor.

Rashi; Hıristiyanlarla aynı inanç kökünü paylaştıkları için bir şekilde anlaşanbileceklerini ama İSLAMIN yok edilmesi gerekliğiliğini SOY SEÇİMİ ile vurguluyor. Rashi, ASLAN'la KUZU'nun birlikte yaşama imkanı bulacak dedikleri ALTIN ÇAĞLARINA, YAHUDİ İZİNİ olmadan ulaşmanın mümkün olmadığını da söylüyor. Yahudilerin egemenliğinde olacak bir DÜNYADA yaşamak için YAHUDİLERDEN izin alınması gerekliliğini ASLAN ve KUZUNUN barış içinde yaşaması ile izah ediyor. BARIŞ olması içinde, YAHUDİ İZNİNİN mutlaka gerekli olduğunu, Esav soyun dışında kalanların  İBRAHİMOĞLU soyundanda olsa, BARIŞ ÇAĞINA ulaşamalarına  İZİN verilmemesi gerektiğini spot cümlelerle ifade ediyor. 

Böylece Tanrının önce İbrahime verdiği sözden, Tanrılarını vazgeçirip vaad topraklarını İSHAKOĞULLARINA çeviriyorlar, sonra Yakupoğulları seçimiyle de Yusufoğullarına bağladıkları vaad sözlerini, en sonunda EZRA ve arkadaşlarının katkısıyla YAHUDİ ZİHNİYETİNE sahip olanlara adresliyorlar.
   
  İbrahimoğlu olmaktan, 70 kişilik Mısır'a giriş hikayesi ile çoktan vazgeçtiklerini, onlarla hiçbir ilgilerinin kalmadığını ilan edenler, sadece Esav soyunu kendilerine partner olarak  seçiyorlar.  Aynı babanın / İshak'ın iki çocuğu olarak.

Yusuf'un oğlu Efrayim'in, Yakup tarafından kutsanması ile soy adreslerini değiştirenler, İbrahimoğlu tanımamazlığını  Yeşu ile bölgede diğer İBRANİ kökenlilere yaptıkları  katliamlarıyla  ortaya koyuyorlar.
Özellikle, Yeşu ile yapılan KÖK kurutmalarında sergiledikleri vahşetlerine maruz kalanlar aslında  kuzenleri. Amalek ilanlarıyla da zaten geride kalan tüm İBRAHİMOĞULLARININ yok edilme fermanları, TANRISAL güç olarak kitaplarında yer almış durumda. 

"...BEN SANA İZİN VERİYORUM, ÖNDEN git ......"sözlerini; ATALARININ KURDUĞU DİNİN çıkmazlarından kurtulabilmek, peşlerine taktıklarına can suyu verebilmek adına, YAKUP'un ismini kullanarakta olsa sarfedebilenler, SOYLARINDA KURUTULMASINI öngörülerine rahatlıkla dahil ediverirler.

YAKUP'un  isminin arkasına saklanıp .".BEN SANA İZİN VERİYORUM" diyenler elbette SOYLARADA , tarihide yön vermek isteyeceklerdir. Herşeyi, maskeler kullanarak,  yani Tanrısal hava vererek "BEN, BEN ve yine BEN" etrafında toplayanlar, ZATEN TANRICILIK OYUNUNA İYİCE ISINMIŞ olanlar değil midir?. Artık Şeytanın "BENİ değil içinizdeki BENİ kınayın" sözlerine muhatap olacak olanlar değil midir? Şeytan, ŞEYTAN olan ve sizden bağımsız olan BEN'İ değil, içinize yerleşmiş olan, sizi sarmış olan, göğüslerinizde beslediğiniz  "BEN" olmuş olan ŞEYTANI kınayın diyor. 

Kabullerinde ki Tanrıya, kitaplarında akıl verenlerin İNANÇ TORUNLARIDA elbette kendilerini TANRI gibi hissedip, göğüslerindeki  BUZAĞININ dışa vurumlarını, içlerini kemiren, "binlerce yıl geçti, gerçekten İlahi vahiylerde bahsi geçtiği gibi kurtulamayacak mıyız?" KÖTÜ DÜRTÜLERİNİ yok etmek için sergileyeceklerdir.  Binlerce yıldır aynı hayali yaşayıpta, (onlarca din kitabı sahibi olmaları ve binlerce teori üretmelerinin dışında) hala aynı yerlerde kaldıklarını görenler elbetteki İNANÇSAL sendromlarını örtmek, hayalleri canlandırmak için bir takım teoriler üreteceklerdir.

Aslında, TANRI istediği için, KENDİLERİ istediği için o konumda olduklarını, "TANRI dedi ki, büyük yorumcu dediydi ki"sözleri ile vurgulayarak gönüllerine teselli veriyorlar. Önce kendilerini kandırıp daha sonra takipcilerine can suyu babında bu teorilerini sunuyorlar. Zihniyet Torunlarıda gerekli gördükce bu hayal kurdurma sözlerine sarılıp peşlerine taktıkları toplumlarına ZÜĞÜRT tesellisi kıvamında sunuyorlar.

Çam sakızı Çoban armağanı tarzında züğürt tesellilerine ihtiyacı olanlar, aslında bu tür teselli çıkarımlarıyla,  "BİZ TARİHE YÖN VERMEK için GÖREVLER DAĞITAN YAHUDİLERİZ, BİZ DÜNYA'yı ELE GEÇİRME İZNİ VERMİŞ OLDUKLARIMIZA ZAMANI GELDİĞİNDE HÜKÜMRANLIK KURACAK OLANLARIZ" diye GÖNÜLLERE SU SERPME babında moraller verecek durumda olanlar, çaresizlik çıkmazında yaşayanlar olmalı.
   
  Kendilerini ne derecede Dünya yaşamından gerçeklerden soyutladıkları ve bir hayal dünyası içinde yaşadıkları aşağıdaki ifadelerden belli deği mi? Bal ve Süt nehirli vaadlere kanarak düştükleri yollarda, sürekli ertelemeler yapmak zorunda kalanlar (kutsal metin yazarları, Rabbi sınıfı, TANRI suflörleri ve edindikleri Tanrıları) mecburen hedefleri büyüterek, "Biz aslında dünya hakimi olacağız" sınırına daha o yıllarda gelmişler.

Bal ve süt akan ülkeler vaadi, Mısırdan çıkışta rehberleri tarafından çıktıktan sonrada, edindikleri Tanrı ağzından kitaplara geçmiş. En iyi tahminle BAL ve SÜT akan nehirlerin olduğu ülke vaadi 1300+2000=3200 yıllık bir HAVUÇ olarak gözüküyor.  Yahudi takvimine göre, Dünya ömrünün yarısından fazla bir zaman dilimini ifade ediyor 3200 yıllık süre. Yahudi takvimine göre, 6000 yıllık dünya ömrünün şu anda 5771. yılı içersindeler. Yaratılış, "M.Ö. 3761 yılında oldu" dedikleri için bu tarihteler. Aslında Tanrı sözü ESKİ AHİT kitaplarındaki rakkamlara göre, bu tarih M.Ö. 4164 yılına denk geliyor. Yani Dünya hayatının 6175 yılı içinde oluyorlar.

YALAN eller tarafından yazılmış kitaplarındaki, Tanrı sözü dedikleri Yaratılış hikayelerini bile yalanmaktan geri kalmayan Zihniyet, elbette YALANLARINI sürekli parlatıp YALDIZLAYACAK ki, Şeytanın "bende sizinleyim" dediği vaad HAVUÇLARI takip edilir olsun. Verdikleri ve hayal kurdukları bu tarihleri ayakta tutabilmek için, Arkeolojik kronolojilerle oynadıkları yetmiyormuş gibi, TANRI sözü dedikleri kitaplarına ait tarihleride değiştirmekte hiç bir sakınca görmemişler. Nasıl olsa Tanrı adına yazanlar biziz demiş olmalılar. "Tanrının gizli eli bizim atalarımız olduğuna göre, mirascıları olarak bizlerde TANRI adına kabuller yapabiliriz" demiş olmalılar..

Ör. Kitaplarında 430 yıl sürdü denilen Mısır sürgünü, Yahudi kabullerinde 210 yıla indirilivermiş. Amaç; Tanrı olarak edindiklerini ve  kitaplarını YALANLAMA pahasına kendi ağızlarından bir kere çıkmış ve tüm ZİHNİYET  ortaklarına binlerce senedir duyurdukları sözlerin, DOĞRU ZANNEDİLMESİNİ sağlamak. Eski Ahit verilerine göre 6000 yıllık Dünya hayatını dolduralı 175 sene olmasına rağmen, hala kurtarıcılarının gelerek BAL ve SÜT akan nehirli ülkelere getirmesini HALÜSİNASYON  mertebesinde sayılabilecek tezlerle süslüyorlar.  "Bizde, size hemde bu dünyada BAL ve SÜT akan nehirli ülke vaad ediyoruz" diye çağrılarda bulunan ŞEYTANIN arkasına takıldıkları için, BAL ve SÜT akan nehirlerin olduğu CENNET'e açılan İMAN bölgesinin KAPILARINDAN SECDE etmemek için dönenlerin, kendilerine anlatacakları AVUNTU hikayeleri olmalı. 

Mısırdan Çıkış......32:20 Yaptıkları BUZAĞIYI alıp YAKTI, TOZ HALİNE gelinceye kadar EZDİ, sonra SUYA SERPEREK İSRAİLLİLERE İÇİRDİ

Mısırdan Çıkış.....13:5 RAB sizi Kenan, Hitit, Amor, Hiv ve Yevus topraklarına, atalarınıza vereceğine ant içtiği SÜT ve BAL akan ülkeye götürdüğü zaman bu ay şu törelere uyacaksınız:
Çölde Sayım.......16:13 ‹‹Bizi çölde öldürtmek için SÜT ve BAL AKAN ÜLKEDEN çıkardın. Bu yetmiyormuş gibi BAŞIMIZA GEÇMEK istiyorsun.
Çölde Sayım.......16:14 Bizi SÜT ve BAL AKAN ÜLKEYE GÖTÜRMEDİĞİN gibi mülk olarak bize tarlalar, bağlar da vermedin. Bu adamları kör mü sanıyorsun? Hayır, gelmeyeceğiz.››
Çölde Sayım.......14:8 Eğer RAB bizden hoşnut kalırsa, SÜT ve BAL AKAN o ülkeye BİZİ GÖTÜRECEK ve orayı bize verecektir.

Binlerce yıldır MUTLU SONLARINA bir türlü ulaşamamış olmanın çaresizliğiyle; korkudan kaçan, korktuğu için abisinin yanına gidemeyen bir adamın sözlerini, "SANA İZİN VERİYORUM" kudretli kalıbına, sokarak sunmanın izahatı ancak klinik terimlerle olabilir sanırım.
   
  Abisinin ve Dayısının hakkını çaldığı için kaçan ve ABİSİYLE karşılaştığında yedi kez YERLERE KAPANAN bir insanın, Abisine "senin KULUNUM" diyen bir insanın, abisine öldürmemesi için hediyeler sunan bir insanın "Ben sana İZİN VERİYORUM" demesine / demiş olmasına, hatta İMA etmiş olmasına imkan var mı? Böyle bir profile sahip olanın sözlerini, DÜNYA hakimiyetine taşıyanın ve o hayallere inananların durumları toplumsal SENDROM deyimleriyle açıklanmaz mı?

Yaratılış.......33:3 Kendisi hepsinin önüne geçti. Ağabeyine yaklaşırken yedi kez yere kapandı.
Yaratılış.......33:4 Ne var ki Esav koşarak onu karşıladı, kucaklayıp boynuna sarıldı, öptü. İkisi de ağlamaya başladı.

Abisinin fikrini değiştirip kendisine zarar vermesinden korktuğu için yanyana dahi gidemeyen, bu nedenle abisinden uzaklaşmak isteyen (çocuklarının dayanamayacağını öne süren)  Yakup tiplemesinin, DÜNYA TARİHİNE yön veren sözler sarfetmiş olmasına zerre kadar bir ihtimal var mı?

Böyle korkak ve ürkek tavırlar içinde sergilenen bir kişiliğin "sen git ben arkandan geliyorum" demiş olmasını "DÜNYAYA FİZİKSEL olarak hakim ol" demesiyle bağdaştırmak / yorumlamak  ve bu yorumlara kanarak hayalleri renklendirmek ve kendilerini "NAPOLYON" zannedenlere has bir davranış değil mi?

"Tanrıyı güreşte yendi" diye ortaya sürülen ama kas-gücü önünde yerlere kapaklanan kahramanlarının, "sen önden git" sözünü, DÜNYA HAKİMİYETLERİNE bağlayabilmek,  bağlayanın sözleriyle de hayaller kurup sonsuz saltanatı hayal etmek, her halde ANCAK NAPOLYONLA özdeşenlerde GÖRÜLEBİLECEK BİR DAVRANIŞ biçimi olmalı.
   
   İsmiyle herkezi "Yakup değil mi?" diye yaka silktirmiş olanın İLAHİ değerlere sahip peygamber olduğuna, Tanrıyı yendiğine, Tanrının insanlarla güreş tutacağına inananların, "sen önden git" sözünü " İZİN VERDİM Dünya'ya egemen ol" MANASINDA yorumlanmasına İNANMALARINDAN DAHA NORMAL NE OLABİLİR?

Onların bu herşeye inanma ZORUNLULUKLARINDAN hareketle;  Demek ki, "Tanrıyı güreşte yendim, yalvarttım kurtulmak için hille yapmak zorunda kaldı" diyen Yakup'u, yedi kez yerlere KAPAKLANACAK kadar korkutan bu adam (Esav), İSRAİL'in hilleci, unutkan, yanılan, yalan söyleyen buhur düşkünü TANRISINI havada karada çok feci döver.

"Tanrı güreşte kurtulmak için, Yakup'un uyluk kemiği başına vurdu" diye hala uyluk başı etlerini yemeyen DİNDARLAR bu çıkarıma inanmak zorunda.
Yaratılış.......32:32 Bu nedenle İsrailliler BUGÜN BİLE uyluk kemiğinin üzerindeki siniri yemezler. Çünkü Yakup'un uyluk kemiğinin başındaki sinire çarpılmıştı.

Herşeye güç yetiren, herşeye egemen Tanrıyı, birkaç gün önce güreşte yendiğine inanılan adam, abisinin önünde (400 adamında olsa) önünde yerlere KAPANIYORSA; Esav (400 adamıyla da olsa)  Yakup'un (İsrail'in) Tanrısını bir lokmada yutar çıkarımıda, çok rahat bir şekilde yapılabilir. Güreş tutan, yenilen, yalvaran ve hille yapana TANRI KAVRAMINA inananlar bu saptamalarıda kabul etmek zorundalar.

Tanrıyı yeneni korkutan Esav,  demek ki AZAEL'den korkan Mısır'ı başka KUVVETLİLERE vererek hakını kurtaran, ölümüde Fidye ile yok edeceğini zanneden TANRIYI yerlerde süründürür. Bu ve bunun gibi mantık irdelemeleriyle ancak "LİVYATANI YENDİM, otobur 2-3 metrelik BEHEMOT'i korkuttum" diye övünen, edinilmiş Tanrı inancının arkasına takılmış olanlara "İYİ SAATLERDE OLSUNLARDAN" daha fazla bir şeyler denilir herhalde.   
   
  Yakup olarak isimlendirdikleri karekter bu işi okadar ileri götürüyor ki, Esav'a "SENİN YÜZÜNÜ görmek TANRININ YÜZÜ  görmek gibi" diyerek,  EŞLEŞTİRME bile yapıyor. Yapılan eşleştirme sonucundan Yakup'a gözüken ve Yakup'un TANRISI / İsrail'in TANRISI olarak kabul gören güreşte Yakup'a tutsak düşen varlığın yapısını veya neye benzediğini buradan çıkarabileceğiniz gibi, İSRAİL'in TANRI'sının, Yakup / İsrail için ne ifade ettiğininde çıkarabilirsiniz. Elbette o öğretiyi kendilerine DİN olarak seçmiş YAKUPOĞULLARI için.

Yaratılış.......33:10 Yakup, ‹‹Olmaz, eğer sevgini kazandımsa, lütfen armağanımı kabul et›› diye karşılık verdi, ‹‹SENİN YÜZÜNÜ GÖRMEK TANRININ YÜZÜNÜ GÖRMEK  gibi. Çünkü BENİ KABUL ETTİN.

Güçlü biri tarafından kabul edildiğinde, secde ettiğini TANRISALLAŞTIRAN  (Firavunların ve Babil kralların Tanrı kabul edilmesi, onların Tanrı olarak görülmesi gibi) KİŞİ profilini, kendilerine din kurucusu, ilan etmiş olanların  TEVHİD inancıyla bağdaşan bir yanları olabilir mi? Gidilen yol aynı olabilir mi? 

1 Krallar......1:23 Krala, ‹‹PEYGAMBER Natan geldi›› dediler. Natan KRALIN HUZURUNA  çıkıp YÜZÜSTÜ YERE KAPANDI.
Esinleme....11/16-17 TANRI'nın önünde, tahtları üzerinde oturan yirmi dört ihtiyar, yüzüstü yere kapandı...........

Kitaplarını, Babil ve Mısır inanç sisteminden paylarına düşenleri almış olanlar yazdığına göre, BİR GÜCE TAPMA hikayesi, onlara HAYALLERİNDEKİ Aslanlı - Kuzulu   DÜNYALARINDA EGEMEN olmanın / TANRISALLAŞMANIN / TEKAMÜLE ermenin / EN ÜSTTE olmanın  yollarını göstermiş olmalı.

Abisine, "SENİN YÜZÜNÜ GÖRMEK TANRININ YÜZÜNÜ GÖRMEK  gibi" diyen korkak, pısırık  bir yapı içinde karekterize edilmiş birinin "BEN SANA İZİN VERDİM" deme CESARETİ olabilir mi? Böyle bir girişimde bulunabileceği dahi düşünülebilir mi?

Karşısındakini Tanrıyla eş tutan biri ancak, ESAV'dan TANRIDAN istediği gibi CANININ BAĞIŞLANMASINI İSTER ve bunun içinde yalvarır. Ölmemek için Esav'a  tıpkı ifadelerinde olduğu gibi yalakalık yapar onu göklere çıkarır.
Yaratılış.......32:11 Yalvarırım, beni ağabeyim Esavdan koru. Gelip bana, çocuklarla annelerine saldırmasından korkuyorum.

Burada da olduğu gibi, Esav'ı neden Tanrı gördüğünü, kendisi gibi aşağılık, zavallı birini kabul etmesiyle izah ediyor. "Çünkü BENİ KABUL ETTİN".
Yakupoğulları kitaplarında kendilerine SOY ATASI olarak böyle bir karekteri neden seçmiş olabilirler?
Neden soy atalarını hırsız, hilleci, yalancı, korkak, yalvaran konumunda işlemiş olabilirler.
Neden böyle bir kişiliğe TANRI OLARAK edindiklerini, güreşte yendirip, YALVARTIRIP ve HİLE yaptırtmış olabilirler?

Tanrı kavramını ve Peygamber anlayışını  bayağılaştırmayı ANA TEMA olarak işleyen yazılanlar, aslında "gelecekte iyi bir YAHUDİ ZİHNİYETİNE nasıl sahip olunurun" MANİFESTOLARI. Elbette bu yazılanların gurur verecek yanı olmadığını kutsal metin yazarlarıda biliyordu ama PEYGAMBER olarak kendilerine seçmiş olduklarınında her haltı yiyebilen kişiler olduğunu, EDİNİLEN TANRININ gücünün sınırlı olduğunu ve yenilebileceğini, bildirmenin en iyi yolu olarak "her harfi tanrıdan" dedikleri kitaplarından TANRI sözü olarak duyurmayı uygun bulmuş olmalılar.

Yahudiliği oluşturan Yakupoğullarının sahip olduğu meziyetlerinin neler olduğu anlatılmış. Ve Yahudilikte olması gereken zihniyetin, İnancın, ahlak yapısının, davranış biçiminin kabul ve seyir durumunun hangi esaslar çerçevesi içinde şekillenmesi gerektiğini gelecek nesillere aktaran MANİFESTOLAR. Kitapları yazan TANRININ KUTSAL duyuruları olarak müstakbel zihniyet torunlarına mesajlanmış ifadeler.

Armağınını kabul ettiresiye kadar yalvaran biri, Tanrı kıvamlarına yücelttiğine emir verme ihtimali var mı? Kutsal kitaplarında profili böyle çizilen ve ifade ettikleri davranışları sergileyen, kendisini çok aşağılarda gören birinin emir vermeye yeltenme ihtimali bile olabilir mi?
Yan yana olmaktan korktuğu için "EFENDİM, LÜTFEN SEN KULUNUN ÖNÜNDEN GİT" (efendimli, lütfenli, kulluk ilanlı) sözünü; YİĞİTLİK, ÜSTLÜK kalıpları içine sokarak "YÜCE YAHUDİLİK" ilanları yapanların ve o yorumları dogma olarak kabul edip KURTULUŞ rüyalarına yatanların durumları, Klinik vak'a deyimleri dışında ne ile ifade edilebilir?

Yaratılış.......33:11 Lütfen sana gönderdiğim armağanı al. Tanrı bana öyle iyilik yaptı ki, her şeyim var.›› Armağanı kabul ettirinceye kadar diretti.
Yaratılış.......33:12 Esav, ‹‹Haydi yolumuza devam edelim›› dedi, ‹‹Ben önünsıra gideceğim.››
Yaratılış.......33:13 Yakup, ‹‹EFENDİM, bilirsin, çocuklar narindir›› dedi, ‹‹Yanımdaki koyunların, sığırların yavruları var. Hayvanları bir gün daha yürümeye zorlarsak hepsi ölür.
Yaratılış.......33:14 EFENDİM, LÜTFEN SEN KULUNUN ÖNÜNDEN GİT. Ben hayvanlarla çocuklara ayak uydurarak yavaş yavaş geleceğim. Seirde efendime yetişirim.››

Korktuğu için Esav'ın gittiği şehre gidemediği açıkca belli olan adamın bu hareketini, "daha sonra yanına geleceğim ama patronun olarak" çıkarımına dönüştürmek NAPOLYONLARIN bile yapamayacağı bir çıkarım olmalı. Sinekten yağ çıkartma buna denir her halde. (Sinek yağı içine girseler bu kabiliyetleriyle piyasada sinek yağı TANKERLERLE satılır olurdu)

Sürekli ertelenen kurtuluş hayallerine malzeme temin etmeleri yüzünden, kitaplarında yorumlanacak bir şeyleri kalmayanların çaresizliklerini gösteren bir örnek. Bu nedenle  inanç mudilerine verecek birşeyi olmayanlar tarafından can suyu olarak hala kullanılıyor. Sunulan paketin içine bakmayacaklarından emin olunan İnanç mudileride, öğretilere sadık kalarak paketin içine hiç bakmamış olmalı ki, verilen herşeyi olduğu gibi ambalajını bile kaldırmadan  HAYALLERİNİ yaşatmak için kullanır olmuşlar. Acı gelecek gerçeklerle karşılaşmamak için, kimse YALDIZLI ambalajı açmaya yeltenmiyor olmalı.  Neden  yaldızlı ambalajlarının altına baksınlar, onlarda biliyorlar ki  ambalajın altında olanlar hayallerini bir anda KABUS'a dönüştürecek. 
   
  İsmailoğulları, Müslümanlığı temsil eden "KÖK" olduğundan ASLAN ve KUZUNUN yanyana durabileceği ÇAĞDA YAHUDİLERE göre yer alması mümkün görülmüyor. Oysa; Büyük Tanah yorumcusu dedikleri Rashi'nin, bu yorumu yaptığında Müslümanlık nerdeyse bugünkü sınırlar içinde varlığını sürdürüyor durumda. Müslümanlığın Hz. MUHAMMED tarafından tebliğ edilmesinin, dolaysıyla KUR'AN'I KERİM'in indirilmesinin üzerinden 500 yıllık bir  geçmiş bulunuyor ve hızla yayılıyor. Tüm bu  gelişmelere rağmen gelecekteki ÇAĞ hedefleri içinde Müslümanlara yer veremiyorlar.

Çünkü; Müslümanlığın olduğu yerde onların egemen olması mümkün değil. Tevhid inancının varlığını sürdürdüğü bir ortamda, sapkın DİNLER varlığını sürdürebilir mi? İlahi vahiylerin geçerli olduğu devirlerin hayallerini kurmak bile onlar için imkansız geldiği Rashi'nin yorumundan belli. Onlarda biliyorlar ki, Tevhid imanının olduğu yerde kendi sapkın İNANÇ SİSTEMLERİNİN yer alamayacağını. İsterse adı ALTIN ÇAĞ  yada başka birşey olsun, Tevhid inancının olduğu yerde yer almalarının imkansızlığını Taptıklarından dolayı, tabi oldukları kitaplarından dolayı, DİNLERİNİN yapısından dolayı biliyorlar.  Tevhid İmanından esinti bile taşımayanlar, Tevhid imanı gereği mükafatlandırılmış olanlarla aynı yerde olamayacaklarını işin doğası olarak biliyorlar.

 Bu nedenle hayali BİN CİHANA DEĞER ALTIN ÇAĞLARI için, kişisel sorunları olmasada Tevhid inancının (Müslümanların değil özellikle Müslümanlığın yok olması gerekiyor. yani İMANIN yok edilmesi gerekiyor. Unutmayın Şeytan için İnsanların ölmesi hiç birşey ifade etmiyor. Onun için insanlar yaşamalı ama İMANSIZ OLMALI. İmansız olan her BİR'im onun VARLIK BİRLİĞİNİN kuvvetlenmesini sağlayan yapı taşıdır) yok edilmesi ve  yerine Tevhid inancına sahip olmayan başka bir dinin ikame edilmesi gerekiyor.

Bu değişim yapılmalı ki Dünya üstünde imanlı hiç kimse kalmasın. Şeytanın "tüm insanları İMANDAN saptıracağım sözü" gerçekleşmiş olsun ki, ŞEYTANLA yaptıkları İTTİFAKLARI güç kazanabilsin. "Hayali bin Cihana değer" dediğimiz ALTIN ÇAĞLARI için hayaller kurmaktan kendilerini alamayanların  İTTİFAK ortakları olan ŞEYTANIN ELİ güçlensin. Böylece Şeytan boyutunda TEKAMÜLE erebilsinler. Elbette o boyutta Müslümanların, Tevhid imanına sahip olanların olması düşünülemez.

Tevhid inancı hakim olduğu sürece varlıklarını HAKİMİYET boyutuna taşıyamayacaklarını bildiklerinden, daha o yıllarda, Hz. Muhammed vasıtasıyla yeniden ortalığa serilen İLAHİ VAHİYLERİN, üzerlerinin örtülmesi gerektiği MANİFESTOLARI arasına sokulmuş. Böylece; hükümran olabilmelerinin en önemli maddesi haline getirilen Müslümanlık DİNİNİN YOK EDİLME şartı, açıktan açığa iletilebilen felsefi görüş olarak  Yahudi KABULLERİNDE yerini almış.

SOYLARININ KURUTULMASI kitaplarında TANRI EMRİ olarak yer alan, büyük ihtimalle AMALEK sınıfına dahil ettikleri İsmail soyundan gelen ve (İsmail soyu ile Esav soyunun birleşmesinden. Esav onlara göre İsmail'in kızlarından biriyle evlenerek AMALEK soyunu başlatmış) KÖTÜ DÜRTÜLERİNİ harekete geçiren MÜSLÜMANLARI (İmani değerlerin yüreklerine yaptıkları baskı. İmansızısınız ikazı. İmansız olduklarını hatırlatan) yaydıkları TEVHİD İNANCIYLA birlikte YOK ETMEYİ, daha o yıllarda DİN esasları içine /öğretileri arasına almışlar.
   
  Daha o yıllarda MÜSLÜMANLIĞIN olmadığı dolaysıyla TEVHİD İNANCININ kalmadığı, İLAHİ VAHİYLERİN üzerlerinin örtüldüğü, kendi sapkın inançlarının egemen olduğu, ellerinde olacak olanın YALDIZLANDIĞI yılların, çağların hesabını planmasını yapmışlar. Onların ALTIN ÇAĞ dedikleri öyle bir ortam olsa gerek. 

Argemeddonu KEHANET kabul edenler bu tür kabulleri neden göz ardı edipte, MÜSLÜMANLARI ateşe atacak organizasyonlara girişiyorlar? Amaçları barış ve ALLAH'ın rızasını kazanıp Ahiretin mutlu yaşamına kavuşmak olsa, Müslümanlığın varlığı onları neden rahatsız etsin?

Mesih gelecek KÖTÜLER kaybedecek derlerken, neden onlara göre kötülerin kimler olabileceğini, MÜSLÜMANLARA düşündürtmüyorlarda, onlarla beraber tempo tututuruyorlar?
Neden KUZU ile ASLAN / KURT yanyana olacak ortamı anlatırken, MÜSLÜMANLIK diye bir dinin Yahudi ve Hıristitan ön görüleri içinde YER ALMADIĞINI söylemiyorlar?
"Onların, ALTIN ÇAĞ  dedikleri biz Müslümanların olmayacağı devir hayali" açıklamaları ile TEVHİD İNANCINA sahip olanları uyarmıyorlarda, neden ALTIN ÇAĞ uydurması YALDIZLANIYOR? 
 
Yahudi ve Hıristiyanların sanılarındaki ALTIN ÇAĞA girilebilmeleri için DİN GÜNÜNDEN kurtulabilmeleri gerekiyor. Yani; "ALLAH'ın" HESAP GÜNÜNDEN kurtulmaları gerekiyor. Yani onların deyimleriyle GÖKSEL EGEMENLİĞİ ele geçirmeleri gerekiyor. Bu ve bunun gibi nedenlerden dolayı ALTIN ÇAĞ "DECCALİYET YALDIZLAMASIDIR" açıklamalarıyla, İLAHİ VAHİYLERE bağlı olanları neden uyarmıyorlar? 

ALTIN ÇAĞ'da yani; "Müslümaların çok önceden yok edildiği ortamda, ASLAN KUZU'yu yese ne olur, yemese ne olur, aklınızı başınıza alın" sözleriyle Müslümanları DECCALİYE aldatmalarına karşı uyarmıyorlarda, "ONLARA İSA gelecek bizleri de kurtaracak" şakşakcılığı durumları sergileyerek Yahudi ve Hıristiyanların TELLALLİĞİNİ yapıyorlar?

Kur'an'ı Kerim rehberliğini RED ETMİŞ olanlara "ALLAH" hiç KURTARICI gönderir mi?
Kur'an' Kerim'e uyarak KURTULMAYI red edenlere, "ALLAH" tarafından bir kurtarıcı gönderilmiş olsa, KURTULABİLMELERİ için onları yine KUR'AN'I KERİM'in rehberliğine davet etmeyecek mi?
O halde KURTULMALARI için gönderilen Hz. Muhammed'i red ettikleri gibi, onları yine KUR'AN'I KERİM rehberliğine çağıracak olan her DAVETCİYİ red edeceklerdir.

KURTULMA hayalleri TEVHİD inancına kavuşmayı içerse / öngörse, KUR'AN'I KERİM'i rehber edinmelerine  mani olan mı var? İNANÇ ATALARINA olmadığı gibi BUGÜNKÜ Hıristiyan ve Yahudilere de ellerindeki metinleri bırakarak KUR'AN'I KERİM'E uymalarında, KUR'AN'I KERİM'İ kurtuluş REHBERİ edinmelerinde, KUR'AN'I KERİM'e sığınmalarında bir engel yok.
Tüm bunlara rağmen Yahudi ve Hıristiyanlarla kurdukları İTTİFAKLARININ TEVHİD inancı yok edilecektir şartı gereği,  "AMENTÜLERİMİZ birdir" diye tellallik yapıyorlar ve yaptırıyorlar? HİÇ PAGAN ESASLI DİNLERLE İLAHİ / SEMAVİ DİNİN AMENTULARI BİR OLABİLİR Mİ? Eğer öyle bir olasılık olsa PAGAN dini diye bir kavramda olmazdı.

 "YALDIZLAMALARA inanmayın, YALDIZLAMA Deccaliyetin ikinci adıdır" diye Müslümanları uyaracaklarına, Yahudi ve Hıristiyanların çok Tanrılı inançları savunan, şirk deposu haline getirilmiş kitaplarına kutsiyet kazandırma çalışmaları yapıyorlar ve yaptırıyorlar. Çelişkiler yumağı haline getirilmiş kutsal metin yazarları ATALARININ yazmış oldukları kitaplarına MÜSLÜMANLARI yönlendiren kitaplar yazdırarak, DECCALİYET görevlerini yerine getiriyorlar.

Yahudiler ve Hıristiyanlar,  Pagan köklü atalarının yazdığı ESKİ AHİT kitabını inançlarının temeli yaptıklarından (Hıristiyanların ayrıca yine Yahudiler tarafından yazılmış Y.Ahit kitapları var ama Yahudilerinde ona karşı çok sayıda bire bir uydukları (Talmut gibi)  DİN kitapları var) birbirlerine uyum sağlamaları kolay olduğundan "bizler yanyana yaşarız" diyorlar. "ASLAN, KUZU'yu yemiyecek" diyorlar. Yahudilere köle lazım değil mi? Dünyanın bütün zenginlikleri yoksa nasıl KUDÜS'e akar?
   
  Müslümanlar 1071 yılında Anadolu'ya girmiş, Endülüs'le İspanya'da varolmuş, Tüm Kuzey Afrika'ya yayılmış, Türklerin Müslüman olmasıyla Orta Asya'ya kadar uzanmış durumda.  Müslümanlık dini, neredeyse  bu günkü İMAN / TEVHİD bölgesinin  tamamına yani; İLAHİ  VAHİYLERİN indiği PEYGAMBERLER bölgesine  HÜKÜMRAN olmakla kalmamış, çevresinide koruma altına almıştır.

İlahi Vahiy kitaplarından  TEVRAT ve İNCİL bağlıları olarak hayatını sürdüren ve "ALLAH'ın" vayh ettiği AYETLERE aşina olan insanların MÜSLÜMAN OLMASIYLA bölgedeki DİNSEL varlıklarını MÜSLÜMANLARA kaptıran, BUGÜNKÜ YAHUDİLİĞİN  ve HIRİSTİYANLIĞIN  İNANÇ ATALARI  bölgede yayılamaz hale gelmişlerdir. Bölge kendisini korumuştur.

Müslümanlaşmayla sağlanan yerel destekler olmasa, Müslümanlık bu kadar hızlı yayılabilir miydi? Ellerindekini onaylayan ve ayrıntılı kılan İLAHİ VAHİYLERİ duyanlar elbette aslına rucu etmişler yani Müslüman olmuşlardır. İlahi vahiylere aşina olan ve  Ayetlerden haberdar olanların MÜSLÜMAN olmaktan başka seçenekleri olabilir mi?

Bilgi kırıntılarını yada yazılı metinleri nesilden nesile ulaştırılmasıyla o günlere gelenler, bildikleri / hatırladıkları / duydukları doğrulara kavuşunca, din önderlerinin dayatmalarıyla   EROZYONA uğratılan İMANLARINA yeniden sahip olabilmek için, KUR'AN'I KERİM'E tabi olmuşlardır. KUR'AN'I KERİM'İ rehber edinmişlerdir.

Din adamlarının saklamış oldukları Parşomenlerde; ya! onlarında Müslüman olmaları nedeniyle, yada ASLI GELDİĞİ için hükmünü (yanlışlıklarla dolu olan metinler olabilir) yitirerek koyuldukları yerlerde kalmış olmalılar. BUGÜNKÜ YAHUDİLERİN ve HIRİSTİYANLARIN çok işine gelen, ESKİYİ UNUTMA / TERKETME durumu hızla yayılmış ve  Müslüman bölgesinde bir daha da ortaya çıkarılamamışlar. Ayetlerin aslı ve ayrıntılısı varken, içinde yanlışlıklar eksiklikler olma olasılığının olduğu Parşomenlere rağbet gösterilmemiş.  Özellikle saptırmak için yapılmış tuzaklar, olabilir düşüncesiyle de uzak durulmuş olabilir. 

En eski bugünkü ESKİ AHİT yazmaları bile; M.S. 1000 yıllarında yazılmış. Sürgünden dönenenlerin Eşeklerine kadar sayı verenler KUTSAL KİTAPLARINI MUHAFAZA ETMEMİŞ OLABİLİRLER Mİ? Ama elleriyle yazdıkları METİNLERİ Yahudilere DİN KİTABI olarak kabul ettirmek isteyenler, elbette ellerinde var olan (parçalar halinde yada tümü) İLAHİ  VAHİYLERDEN, AHİT SANDIĞI gibi kurtulmak isteyecektir. Babil sürgünü sırasında yazdıkları kitapları yalanlayacak, KUTSAL METİN YAZARLARINA "SİZ YALANCISINIZ" diyecek, Ahit sandığında var olduğu söylenen LEVHALARDAN kurtulmanın, AHİT SANDIĞINI yok etmekten başka yolu olabilir mi?

BABİL sürgünüyle, EZRA ve arkadaşları tarafından başlatılan DİN kitaplarını yenileme sonucunda ortaya koyulan kitapi tam bir YAHUDİLİK MANİFESTOSU getirilmiş metinler bloğu. Bırakın İMANI, TANRI kavramının anlamı sadece sıfat haline getirilmiş. Yani; Tanrı kavramı, adına KİTAPLAR yazan ve karar veren komisyonların "Tanrının eli üstümüzdeydi" deyimi içine hapsedilmiş. Olaya karar veren, olayı yapan, olaya yön veren, olayı KUTSALLAŞTIRIP yazan AYNI EL olunca, ÜZERLERİNDE DE elbette bir el olacaktır. Söz konusu kitap KUTSAL OLDUĞUNA göre; söz konusu ELDE elbette TANRININ eli olur.

TANRI inancını, "TANRI BİZİMLE"  (en iyi yorumla 2. dereceden kuvvet konumunda) tarzında işleyen kitapları "TANRI SÖZÜ" olarak kabul ettirebilmek için, elbette eskiye dair hiç birşey kalmamalıydı. Bu durumda, İlahi vahiylere ait eski yazmaları, diğer tüm belgeleri zaman içinde kah tahrif ederek unutturmak, kah AHİT SANDIĞI gibi yok ederek ortadan kaldırmaktan başka çareleri var mıydı?

İlahi vahiy bilgisine haiz olanlar, İmani değerlere sahip olanlar, Tevhid inancına sahip olanlar  Müslüman olduğuna göre, (hem Hz. İsa, hemde Hz. Muhammed zamanında)  ortada tehlike arzeden eski yazmaların ele geçme ihtimali kalmıştı. Çünkü din içinde "İman bu değil, Musevilik bu değil" diyenler, halkı uyaracak olanlar zaten MÜSLÜMAN olmuş ve karşı tarafta yerlerini almışlardı. Artık onlar rakip dinlerdendi. Söyledikleri herşey bu çerçeve içinde değerlendirileceğinden  tehlike arzetmez hale gelmişlerdi. Tevhid inancına sahip olan insanlar,  artık SAPKIN DİN etiketi vurdukları MÜSLÜMANLARA katılmışlardı. Böylece kendilerini SAPKIN inançları içinde saflaşmış olarak bulan BUGÜNKÜ Yahudiliğin ve Hıristiyanların İNANÇ ataları  (Sapkın inançlarında ısrar edenlerde) BÖLGEDE Lokal tarzda faaliyetlerini sürdürerek bugünlere geldiler.

Hıristiyanların durumuda Yahudilerden farklı değil. Tanrıları olan ama kitap getirmeyip TANRI YAHVENİN kitabına tabii olan, Tanrıları sünnetli kendileri sünnetsiz olan, Dinimizin tebliği KUDÜS'te yapıldı diyip merkezlerini binlerce kilometre uzaklarda kuran, kitaplarını Yahudilerin kendilerine göre yazdığı HIRİSTİYANLARDA; O bölgenin neredeyse tamamını MÜSLÜMANLARA / MÜSLÜMANLIĞA bırakıp, en son edinilmiş olan OĞUL TANRI adı altında takipcileriyle birlikte tasını tarağını toplayıp, İMAN BÖLGESİNİN / PEYGAMBERLER BÖLGESİNİN dışına çıkmadı mı?

Gelişmesinin temellerini attığı Anadolu'dan da dışlanarak sürdürmedi mi?
En sonunda EDİRNE sınırı onun için geçilmez, AŞILMAZ bir SET haline gelmedi mi?
Çanakkale'den zorlandığı halde girilebildi mi?
Anadolu'da tutunmaya çalışıldı tutunulabildi mi?
Hayır, her yol Roma'ya çıkar sözü gereğince şu anda bulundukları bölgeye çekildiler. Şirk koşanlar konumunda yani; bir nevi MÜŞRİKLER olarak, yeni bir dalgaya kadar İMAN BÖLGESİNİN hemen yanı başından seyirlerine devam ediyorlar. Yüzlerce hatta binlerce senedir olduğu gibi..

Ayetlerin ve Vahiylerin üzerini örtebilmek,İLAHİ VAHİYLERE MAHSAR OLMUŞ  isimleri kullanarak kendi İNANÇ SİSTEMLERİNİ oluşturabilmeyi, ZİHNİYETLERİNİ DİN haline getirebilmeyi amaç edinenler için, YOK saymaktan ve YOK etmekten başka seçenek olabilir mi?

İLAHİ VAHİYLER; TEVRAT ve İNCİL ile AYETLERE aşina insanların bölgedeki faaliyetleriyle yani; KİTAPTA EHİL olanların katkılarıyla  İMAN bölgesi KEMALE ermeye bir başka deyişle MÜSLÜMANLIĞA hazır hale getirilmişti.

DİNİN KEMALE erdirme etaplarının sonuncusunda, farklı isimler altında İmanlarını sürdürmeye çalışan insanların (yapmaları gereken doğal seçimleri) İSLAMİYETİ kabul etmeleriyle, bölge sınırları belirginlişerek İMAN BÖLGESİ haline gelmiştir. ŞEHİRLERİN ANASI MEKKE'den başlayan ve ilk UYARILMA gününden itibaren (Lokal durumlar hariç. Lokal yerlerde de Müslüman ol dayatması da yapılmamış. O bölgelere; iz bırakma / yol açma / kanca atma / TAMPON bölgeleri denilebilir.) İSLAMİYET hiç gerilememiş.

O bölgenin insanları gökten inmediğine ve tüm bölge (lokal faaliyetler hariç) İSLAMİYETE geçtiğine göre; onlar "biz gerçek Yahudileriz" veya "Hıristiyanız" derlerken YALAN söylüyorlar. Bugünkü Yahudilerin İNANÇ sistemlerinin kökleri, Hz. Musa'ya, Hz. Harun'a, Hz. Süleyman'a, Hz. Davut'a dayanmıyor. Onların inançlarının dayandırdıkları Cinler üzerine kurulmuş olan PAGAN inançları. BUGÜNKÜ Yahudilerin İNANÇ atalığını yapmış olanların, ilahi değerlerden dinlerine kattıkları  tek şey; SAPKINLIKLARINI MASKELEMEK  için kullandıkları İSİMLER.

İlahi vahiylere mahsar olarak  Peygamber seçilmiş olanların  ve TEVRAT'ın isimini kullanmışlar. TEVHİD İMANININ esas alındığı dine ait İSİMLERİN (Tevrat, Musa..gibi) verdiği güveni kullanarak zaman içinde; "aslı böyleydi aslı şöyleydi, kitap kayboldu, kitap bulundu, göründü, dedi ki..vb.." diye diye ÇOK TANRILI inançlarını, DİNLER arasına DÜŞMANLIK, kin ve NEFRET katarak  kabul görür hale  getirmişlerdir.

Onlar köklerini, köklerindeki sapkınlıklarını başka yerlerde örneğin MISIR dinlerinde, BABİL tanrılarında arasınlar. Babil'de eğitim aldıklarını açıkca söyleyen, İRAN sarayında SAKİLİK yaptıklarını övünerek anlatan PEYGAMBER kıvamında gördüklerinin yazdırdıklarında arasınlar.

Dinlerinin mimarı olan, kitap alan değil veren konumunda TUTULARAK (TANRININ OĞLU / Hanok - El-Shaddai Tanrının kitap yazmanı unvanları) tanrılaştırılan / TANRI OĞLU görülen  (Tanrının oğulları /sons of God  inanışı içinde farklı yer verilen) EZRA'nın, İlahi vahiyleri ileten isimleri kullanarak yazdığı kitaplarda ki zihniyet manifestolarında arasınlar. Tanrının gizli eli, Tanrı geri plandaydı, tanrının eli üstümüzdeydi, Tanrıyı gördüm, Tanrıyı güreşte yenmiş, Tanrı Azazel'e sunu gönderdi, Tanrı Fidye verdi, Tanrı dedi ki aktarımlarıyla kitap yazmış olanların ZİHNİYETLERİNDE arasınlar.

Yaratılmışın TANRI OĞLU ilan edilmesiyle, TANRILIK kavramını sıradanlaştıranların yaydıkları sapkın düşünceleri içinde inanç köklerini aramalılar
Kutsal metin yazarlarının "HER HARFİ TANRIDAN" vurgusuyla kendilerini de TANRILAŞTIRDIKLARI, kutsal kabullü metinler içinde inanç köklerini aramalılar
İnsanın TANRI OĞLU olabileceğine inanacak kadar TEVHİD imanınıdan uzaklaşmış olanlar  inanç köklerini göğüsleride yaşattıkları BUZAĞILARINDA aramalılar.

TANRI OĞLU ilan etmelerinde sapkınlığın köklerine ulaşabilmek için; "TANRININ OĞLU olur mu? OĞLU OLAN TANRI olur mu? OĞLU OLAN Herşeye EGEMEN olur mu? sorularıyla kendilerini yüz-yüze getirmelidirler.
KURTARICI  beklemelerindeki gariplikle bulaştıkları sapkınlığın köklerine ulaşabilmek için; KİM NEDEN BİZİ KİMDEN KURTARACAK sorularını korkmadan kendilerine tekrarlamalıdırlar.
   
  İnanç köklerine ulaşabilmek için; Dinlerine  içirilmiş buzağı suyunun, kimler tarafından hazırlanarak zaman içinde kimler tarafından ikram edildiğini yani, SAMİRİNİN BUZAĞISININ göğüslere kimler tarafından yerleştirilmiş olabileceğini  araştırsınlar.
SAMİRİNİN PUTCULUĞUNU ismini (Samiriyi) anmadan, Harun vasıtası ile İNANÇLARININ içine, "GİZLİ EL"  konumunda sokanların kimler olabileceğini araştırsınlar.

Böylece; Buzağı sularını içirdikten sonra BUZAĞILAR iyice göğüslere yerleşsin diye, BUZAĞI gizliden gizliye inançlarda yerini alsın diye,  GİZLİ PUTCULUĞU  kimlerin dinlerine soktuğunu araştırsınlar.
Görünmeyen, göğüslerde hep canlı tutulan, DİNİN olmazsa olmazı yapılan put yapım işini, Hz. Musa'nın ve Hz.  Harun'un üzerine kimlerin atmış olabileceğini araştırsınlar.
SAMİRİNİN yaptığı buzağının neden böğürdüğünü ve böğüren bir avuç toprağın, neden ait olduğu Denize değilde, dere suyuna katılıp / sulandırılıp İNSANLARA içirildiğini bir düşünsünler. 

M. Çıkış........32:20 Yaptıkları BUZAĞIYI alıp YAKTI, TOZ HALİNE gelinceye kadar EZDİ, sonra SUYA SERPEREK İSRAİLLİLERE İÇİRDİ
Yasa Kitabı....9:21 Yaptığınız günahlı nesneyi, o buzağıya benzer DÖKME PUTU alıp YAKTIM. Parçalayıp İNCE TOZ haline getirinceye dek ezdim. Sonra TOZU dağdan akan DEREYE ATTIM.

Böğürtünün insanlara  faydasının olabileceğine inanların, TEVHİD imanıyla bir ilişkilerinin olamayacağına göre; İNANÇLARININ KÖKLERİNİ bölgenin Müslüman olan toplulukları içinde değil, toplumlarını SAMİRİNİN BUZAĞISI gibi görmek isteyen geçmiş İNANÇ ATALARI içinde arasınlar.

Buzağı suyu içirilmesi yetmiyormuş gibi; Neden bayraklarında iki çizgi / iki set var? Neden ibadethanelerinin ismi Babil sürgününde SinaGOG olarak koyulmuş bir düşünsünler. SİNA'dan gelecek ve herşeye egemen olacak dedikleri GOG ne olabilir? Tüm Esav soyunu (aynı atadan diğerleri olarak kabul ettikleri) MaGOG'u da egemenliğine alacak olma hayalleri kuranların, İBADETHANE isimlerinde GOG'un ne işi olabilir?

Sina'da (Sina çölünde 2285 mt. yüksekliğinde bir dağ) alınmış olan dini göğüslerinde yaşattıkları BUZAĞILARININ isteklerine göre düzenleyip, Siyon'a  (500mt yüksekliğinde Kudüs yakınlarındaki tepe) taşımış olan GOG'ların toplantı  yeri mi oluyor?

Tapınak buluşma yeri anlamına geliyorsa; SinaGOG, Sina'yı çıkış noktası olarak işaret eden GOG'ların buluşma yeri olmuyor mu?  Sina'da tebliğ alanların torunları olmakla birlikte zaman içinde, İNANÇ ATALARININ gayretleriyle edindikleri dinlerine ait ilan ettikleri Tanrılarını Siyon'a yerleştirmiş olan, GOG'ların buluşma yeri anlamına gelmiyor mu?

İki set onların vaad edilmiş toprakların sınırları mı?
Yoksa; asla egemen olamadıkları asla var olamadıkları İMAN bölgesinin sınırlarıda, İmanı yok etme amaçlarını gizlemek için mi, VAAD olunan topraklar YALDIZINI  kullanıyorlar?
Maskeledikleri hedefleri, Vaad edildiği için mi, yoksa mutlaka ele geçirmeleri gerektiğinden dolayı mı önem arzediyor?
Kurtuluşumuz için İMANI YOK EDİN diye açıktan bildirimde bulunamayan ataları, hedeflerini VAAD edilmiş topraklar maskesiyle mi, ZİHNİYET TORUNLARINA adreslediler?
   
  "ALLAH" yolunda Kurban seçilen  Hz. İsmail'den Kurban olmayı / kurbanlık olmayı alıp Hz.İshak'a mal etmiş olmaları,
Samirinin Buzağı yapımcılığını Hz. İshak soyundan Harun ismine devretmiş olmaları,
Gönüllerine içirilmiş olan Buzağı suyunu Musa ismine yüklemiş olmaları,
Onlara; TEVHİD İMAN SAHİBİ görüntüsü altında,   Samiri putperesliğini iman bölgesine sokabileceklerini zannettirmiş olabilir. 

Yakup Esav çekişmesinde hile ile Yakup'u ismini Peygamber ilan eden, edilebileceğini inançları içine  sokmuş olan  Zihniyete,
Böyle bir Peygamber atamasına itiraz etmeyen, adeta "PEYGAMBERLERİ BEN SEÇMİYORUM" diyen ve hileyi Sina'da verdiği "her harfi kendisinin olan" kitapta ballandırarak anlatan  (aslında hiç birşeyden haberi olmayan, kitapta ne yazıldığını dahi bilmeyen) edinilmiş Tanrıya,  
O toprakları KURTULUŞLARININ olmazsa olmazı olduğunu görerek, edindikleri Tanrı adına (Tanrısal vaade dönüştürdükleri) kendilerine verdikleri toprak vaadine.
(Yeşu ile Tanrının Musa'ya elleriyle -atalarına da vaad ettiğim topraklar diye - gösterdiği VAAD topraklarını "aldık / feth ettik" demelerine rağmen, daha sonra hedef büyüterek,  Suriye içinden geçen Fırat'ın kıyısından başlayıp AKDENİZDE bitmesini öngördükleri vaad topraklarını, iki çizgi ile sembolize ettikleri NİL ve FIRAT nehrini tamamen sınır yapacak hale getirdiler. yani neredeyse bütününü kast eder hale geldiler. Böylece kendi kendilerine ikram etmek istedikleri topraklar  iman bölgesini içine alacak biçimde belirlemiş oldu)
 

Ellerine kalemi alıp, devletlerin şehirlerin olduğu dönemde "ben ilk insanı yarattım" diyen Tanrı onaylı soyları "her harfi Tanrıdan" kitaplarda yazan  seçilmişliğe
Saltanatlarına hiç ara vermeyan Firavunların Piramitlerinde onbinlerce işçi çalıştırdıkları  dönemde, "Tufan oldu Nuh, Ham Yasef, Sam kurtuldu tüm insanlık onlardan türedi yazan ATA YADİGARI kitaplara,.vb..

..sahip olanlar; Tanrı kavramının içini de boşalttıkları için, bu yolla "ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH'a" rağmen iman bölgesine girerek egemen olabileceklerini sanmış olabilirler.
   
  Kurban olarak seçilmiş olan Hz. İsmail olduğu, bugünkü HARİTALARA bakıldığında ortada değil mi?
1400 seneden beri o bölgeye tayin edilmiş olanların Hz.İsmail soyuna mensup, Hz. Muhammed'in çağrılarına uyanlar olduğu Haritalara bir bakışta anlaşılmıyor mu?
İman bölgesine  kurban olarak / adanmış olarak "ALLAH'ın"  kendisini seçtiğini ve babası Hz.İbrahim'den öğrenir öğrenmez "ALLAH" yoluna  KURBAN olmayı kabul edenin, Hz. İsmail olduğu, o topraklarda tüm gayretlerine rağmen egemenlik kuramamış olmalarından belli değil mi?
 
Kurban vesilesiyle "ALLAH'a" birkez daha secede edenin, (Hz. İbrahimle aynı yolda yürümeye başlayıp, düşünce koşturacak yaşa gelir gelmez) bağlılığını boynunu uzatarak gösterenin Hz. İsmail olduğu, Peygamberler bölgesinin sorumluluğunun / kontrolünün / egemenliğinin Hz. Muhammed'e biat etmiş olanlara verilmiş olmasından da mı anlaşılmıyor?

Bugünün Argemeddon planlayıcıları olan Varlık BİR'likcileri, Diyalogcular için 4000 sene öncesinden verilmiş olan "boşuna hayaller kurmayın" mesajı olduğu MÜSLÜMANLARIN konumlarından anlaşılmıyor mu? (Geçici ilerlemeleri kendileri için kazanç saymasınlar. Müslümanların alacakları dersler onlarında uğrayacakları belalar verdır. İsrail Krallığında da sapkınlık arttığında, yani azgınlıklar diz boyuna geldiğinde hepsi helak edildi. O topraklar sapkınlaşanları kustu. Müslümanlar için 20 kişiyle 200 kişiyi bertaraf edebilme dönemleri edinilen zaaflar nedeniyle geride kalmış, 100 kişiyle 200 kişiyi "ALLAH'ın" izin vermesiyle bertaraf edebilecekleri dönem başlamıştır. Ardaki tek fark çekilecek acıların, ödenecek bedellerin fazla olması. Yoksa o bölgenin konumunun değişmesi diye birşey söz konusu değil.)

Putları gönüllerine içirenlerin, tek ilahlı din maskeleri takınmış olmalarına rağmen, bölgeye egemen olamamalarına karşılık, İbrahimoğlu Hz. İsmail soyundan gelen Hz. Muhammed'in davetine uyanların egemen olması, mesajın 4000 sene öncesinden verilmiş olduğunu göstermiyor mu?
2000 sene sonra Babasız dünyaya gelen Hz. İsa'nın arkasından, 2500 sene pasif olarak gözüken Hz. İsmail soyundan seçilen resülün o bölgede egemen olması, bugün onlardan isimleri dışında izler taşımayanlara, 4000 sene öncesinden verilmiş "bu topraklar sizi kabul etmez" mesajı olduğu açıkca belli değil mi?

Kutsal damgası vurarak KURTULUŞLARININ olmazsa olmazları arasına aldıkları İMAN bölgesine hükümran olanlar, "ALLAH" yoluna kurban seçilen ve kendisini KURBAN eden (kurban olarak boynunu uzattığına göre) Hz. İsmail'in soyundan gelen Hz. Muhammed'in çağrılarına uyanlar değil mi? Hz. Muhammed'in "ALLAH" YOLUNA davetlerine icabet edip, MÜSLÜMANIM diyenler değil mi? O bölge Hz. İsmail soyundan gelip "ALLAH YOLUNA TEVHİD İMANINA davet eden Hz. Muhammed' BİAT etmiş olanların yüzyıllardır emanetinde değil mi? 

"ALLAH" yolunda onun rızası için Kurban olmak yine İsmailoğullarından gelen Hz. Muhammed'in çağrılarına uyup İlahi vahiylere kulak verenlere ait olduğu ve olacağı, Dünyanın geçirdiği tüm savaşlara rağmen hala aynı konumunu korumasından belli değil mi? 
Hz. İsmail soyundan gelen Hz. Muhammed'in vasıtasıyla gelen KUR'AN'I KERİM'i rehber edinenlere, KUR'AN'I KERİM'e sığınanlara verildiği, binlerce yıldır kurdukları hayallerin boşa çıkmasından, umutlarının tükenerek bu iş Tanrıya bırakılmayacak kadar önemli diyreke kolları sıvamış olmalarından belli değil mi?

Onların tüm Dünya'ya yayılmaları, her işgal ettikleri yerleri kendi dinlerine  bağlayabilmelerinin, büyük dalga Müslümanlığa zemin hazırlamak için olduğu, Müslüman bölgesine hiçbir zamamn egemen olamamış olmalarından belli değil mi? ("Tüm yollar Roma'ya çıkmalı ki, Dünya İmparatorluğu kolayca idare edilebilsin" mantığıyla hazırlanan yollar, bir zaman sonra kendi yıkımlarını kolaylaştıran güzergahlar, geçitler / yön levhaları haline gelivermiştir) Unutmayın Hz. İsmail'i KURBAN olama konusundaki secdesini yeterli görüp, onu fiziksel kesilmekten / kurban olmaktan muaf kılan gökten gelen KURBANLIK. Gönlden secde / gönülden bağlılık herşeyin çözümünüde beraberinde getiriyor. Kurban olayının Hz. İbrahim ve Hz. İsmail için bir imtihan olduğunu "ALLAH" söylüyor.

Yoksa ALEMLERİ YARATMIŞ olan  "ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH" için, Hz. İsmail Kurban olsa ne olur olmasa ne olur? Kurban ondaki "ALLAH" sevgisinin, bağlılığının boyutunun ne erişilmez olduğunu cümle aleme göstermiştir. Örnekleme yapılarak bizlere de "lafla peynir gemisi yürütmeyin bağlılığınız ispat için "ALLAH" yolunda kendinizden fedakarlıklarda bulunun" denmiştir. "Ne verirseniz elinizle o gider sizinle diyerek HASILAT toplamayın, siz kendinizden verin o gitsin sizden önce" denmiştir.

Yoksa tüm insanlar ve varlıklar "ALLAH" tarafında (taraftarı değil) olsa ne yazar, taraftarı gözüküp şov yapsa ne yazar. "ALLAH" dilemedikce yani "OL" demedikce ne olabilir? Secdenin  faydası sadece insanlar içindir. Secde edenler içindir. Kullarının secde etmesi, rızası kazanılan "ALLAH'ın" lutfunu artırır. Tüm varlıklar bir araya gelse ne olur gelmese ne olur?

"Kutsal"  dedikleri, "VAAD" dedikleri topraklara bir türlü egemen olamamış olmaları, "Sular kesildi dersime çalışamadım" feryadı figan mazeretleri arasında binlerce yıldır  antlar içirdikleri (ant içtiğini kitaplarından naklettikleri)  Tanrı olgularının, hiç birşeye egemen olmayan yaratılmış bir  varlık olduğunu ortaya koymuyor mu?

Bu günkü HIRİSTİYANLIKTA dahil o bölgenin tüm sapkın inançları kustuğu, (Samiri Buzağısına katılan toprağın isyan etmesi gibi) TARİH sayfalarına bakıldığı zaman okunamıyor mu?
   
  Aslında, Nuh, Kenan, İbrahim, Sara, Lut ve kızlarının isimleri altında anlattıkları ensest ilişkileryle,  İbrahim'e gelen edindikleri TANRI'nın ve meleklerinin yemek yemiş olmasıyla, Yakup ve ESAV doğum mücadelesiyle, İshak'ın elinin tutuğunu Peygamber yapabilmesiyle; İNANÇ kabullerinin ne olduğunu yani, Tanrı - Peygamber  kavramlarını kendi standartları  içinde belirlediklerini üzerine basa basa duyurmuşlardır.

Tanrı ve Peygamberler  biçtikleri seviyelerinin ne olduğunu bu kıssalar ile özetlemişlerdir.
"Kitabın Yaratılış gibi isimlerine kanıpta bizlerin İLAHİ DİN mensubu olduğumuzu sanmayın" demişlerdir.
"Tanrı, Peygamber, kitap" derken, sakın Tevhid inancı içinde bizleri aramayın diyede gelecek kuşaklardaki takipcilerine sıkı sıkıya tembihte bulunmuşlardır. 
"ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH" ile hiç bir bağlarının olmadığını (BUGÜNKÜ) kitaplara bağlı kalındığı sürecede olmayacağını, gelecek nesillere duyurmuşlardır.
İyi bir YAHUDİLİĞİN nasıl olması gerektiğinin esaslarını bu kıssalarla kendilerinden çok şeyler bekledikleri İNANÇ TORUNLARINA aktarmışlardır.
Ve bu kıssalara Tanrılarının kim olduğunu, nasıl bir şey olması gerektiğini, kurtuluşlarını ellerine emanet ettikleri ÇIRAKLARINA ÜSTADLARI olarak aktarmışlardır.
Varlık Birliğinin sağlanması için bel bağladıkları gelecek nesillere profilini çizdikleri ataları İbrahim, İshak, Yakup'u tanımlayarak gidecekleri yolun tarifini yapmışlardır.
Tanrılarının; ensest ilişkileri, hırsızlıkları, yalancılıkları ile tanıttıkları İbrahim, İshak, Yakup isimli kişilerin benimsediği Tanrı olması gerektiğinin uyarılarını yapmışlardır.
İnanç varislerinin, BABALARININ, ATALARININ Tanrı inançlarından ayrılmamaları gerektiğini Tanrısal yollar kullanarak duyurmuşlardır.
Geleceklerini kurtuluş ümitlerini gelecek nesillerine emanet ederek sessiz gemilerine binenler, ihanete uğrama / yanlışlığa gitme korkusuyla bu bildirimlerde bulunmuşlardır.
Takip edenlerin, isimleri karıştırıp yanlışlığa kurban gitmemeleri, kendilerini terkedip Tevhid inancı içine dalmamaları için  bu DİNİ KURANLAR olarak aktarmışlardır.

Tanrı seçilirken (edinilmiş tanrılarda yaratılmış varlıklar olduğundan onlarda ölüyor. Tıpkı Firavun benzeri Tanrılar gibi)  hangi kıstaslara bakılması gerektiğini, Tanrı AHİTLERİ yapılırken nelerin göz önünde tutulması gerektiğini, YAKUP'un (Güreşte tutsak aldığı, yalvarttığı hatta yendiği)  Güreş kıssasıyla  ZİHNİYET MİRASÇISI olmak istiyenlere aktarmışlardır.

Tanrı yenilebilir, yalvarttırılabilir, kontrol edilebilir, güç yetirilebilir olmalı beyanlarını "her harfi Tanrıdan" dedikleri kitaplara, "TANRI MODUNA" geçerek yazmışlardır.  Yüzü görülemez "ALLAH" yerine, yüzü görülebilen yaratılmış bir varlığın Tanrı edinildiği ve Tapınmaların ona göre düzenlendiği, ibadetlerin göğüslerdeki Buzağılara göre yerine getirilmesi gerektiğini kutsal bildirimler halinde aktarmışlardır. Bu tür seçimlerin tuttukları yol nedeniyle devam etmesi gerektiği
   
  Kitaplarında Tanrıyı bile kale almadan peygamber atayan, peygamberlik seçimi gibi çok önemli bir olayda Tanrısından yardım alamayan, Peygamber seçimi gibi bir konuda hileyi meleklerdende öğrenemeyen, Peygamberliği CİNCİLERİN / ÜFÜRÜKCÜLERİN el verme dedikleri yöntemler kullanarak  (kutsamayla. tanrısal konumu  oynayarak) hilebaz oğlunu peygamber ilan ettiğini sanan bir kişinin HZ. İshak olma ihtimali var mı?

İlahi seçimle gelen, ilahi emirle gelen Peygamberlik öyle el etek öpmeyle, kimin olduğu  bilinmeyen başları sıvazlamayla ilan edilebilir mi?  Edinilmiş Tanrıları için kitaplar yazanlar için, edinilmiş Tanrılarının yetki ve selahiyetlerini ilan etmek isteyenler için, İnanç köklerinin dayandığı buzağının sesini duyuranlar için, SOY ATALARININ seçiminin Tanrısal olmadığını esasında herşeye kendilerinin karar verdiğini, ilan edenler için başka türlü Peygamberlik seçimi yapılabilir mi? 

Kitaplarında profili çizilen İSHAK ismini verdikleri kişinin Peygamberlik seçiminde bile takmadığı bir Tanrıya kurban olacak göz taşıma ihtimali var mı? Yakup'u kutsanmış ilan edenlerin kendileri olduğunu ilan edenlerin, eğer Esav'ı seçseydik atalarımız o, olacaktı havasını estirenlerin, Tanrısal bir seçimle değilde bir insanın tuzağa düşerek işaretlediğini SOY ATALARI kabul edip kendilerini SEÇKİNLER ilan edip kendilerine topraklar VAAD edenlerin, Tevhid imanını emreden "ALLAH"a kurban olma gibi bir dertleri olabilir mi?
   
  İSHAK isimli (Kendilerine göre karekterize ettikleri) hayali kişinin izinden gidenlerin, KURBAN olayını kendi soylarına maletmiş olmaları, gelecekte Yakupoğullarının o bölgeye hükümran olacağını sanmalarından ileri geliyor. Oysa, kendilerinin ifadeleriyle dışladıkları, "Doğuya (kendi konumlarına göre doğu yönü. Uzak doğu değil) yerleşti" dedikleri İsmail soyu, İMAN BÖLGESİNİN KURBANLIĞI olarak mevcudiyetini sessizlik içinde sürdürüyordu. (Kardeşleri diyorlar ama kitaplarında; İsmail'in farklı anneden olan bir tek İshak adlı kadeşi var yazıyor)

İsmailoğullarının Yıllarca sesiz sedasız varlıklarını sürdürüyor olmaları onlarda YABANİ oldukları duyguları estirmiş olmalıki, içlerindeki düşüncelerine tercüman olsun diye Tanrılarının ağzından YABAN EŞEĞİ tanımlaması yapmışlar. Rabbin meleği dediklerini bile TANRI olarak kabul edip sonra ona RAB ismi vererek sınıflandıranlar ""RAB" adetlerin çoğaltma ruhsatlarını verenler, elbette istemdikleri için TANRI ağzından dilediklerini kitab ayazmakta bir sakınca görmezler.  çoğlatanlar Rab kabul edip isimlendirenler

Yaratılış.......16:9 RABbin MELEĞİ, ‹‹Hanımına dön ve ona boyun eğ›› dedi,
Yaratılış.......16:11 ‹‹İşte hamilesin, bir oğlun olacak, Adını İsmail koyacaksın. Çünkü RAB sıkıntı içindeki yakarışını işitti.
Yaratılış.......16:12 Oğlun YABAN EŞEĞİNE BENZER bir adam olacak, O herkese, HERKEZ de ona KARŞI ÇIKACAK. KARDEŞLERİNİN HEPSİYLE çekişme içinde yaşayacak.›› da ‹‹Bütün kardeşlerinin yaşadığı yerin doğusuna yerleşecek››.
Yaratılış.......16:13 Hacer, ‹‹Beni gören TANRIYI GERÇEKTEN GÖRDÜM mü?›› diyerek KENDİSİYLE KONUŞAN RABbe ‹‹El-Roi›› ADINI VERDİ.

Defalarca bıkıp usanmadan her vesilede TEK İLAH sahibi olmadıklarını vurgulayanlar, burada da Hacer'e yeni bir isimle RAB edindirerek, aynı duyurularını bir kez daha yapmış oluyorlar.

İnsan, tek ilaha yada herhangi bir şeye inanıyorsa onu her gördüğünde yada hissettiğinde, her malum olduğunda, BUNUNDA İSMİ ŞU olsun" diye  farklı bir isim takar mı? "Ben Tanrı EL-ROİ'yi gördüm" demiş olması başkaları için ne ifade eder? Hiç birşey ifade etmez. Tıpkı Musa'ya bir sesin "ben babanım Tanrısıyım" demesinin hiçbir şey ifade etmediği gibi. Kendisine gözüken ve "babanım Tanrısıyım" diyene, Musa'nın "adını sorarlarsa kim diyeyim" demesi, çok tanrılı bir sistem içinde bulunan Musa işareti yapmıyor mu?

Buzağının suyunu içiren Musa'larının çok tanrılı PUTPERES bir inanca sahip olduğunu anlatmıyor mu?  Put yapan Harun, Put suyu içiren Musa, Putun meydana çıkmasına çok sinirlenen ama gönüllere yerleşmesinden mutlu olan (Put suyunun içmesine ses çıkarmayan) Tanrı olgusu, Put suyunu içmeyenleri kılıçtan geçiren put yapımcısı Harun soyu Leviler..vb.. tüm bunlar ÇOK TANRILI İNANAÇ KÖKLERİNİN olduğuna işaret etmiyor mu?

ATA BAĞLANTILI TANRI inancının hiçbirşey ifade etmediği, herkezin yada her grubun edinilmiş TANRILARA / RABLERE sahip oduğunu, MUSA'ya "ismini sorarlarsa KİM diyeyim" sözünü sarfettirmekle ortaya koymuş olmuyorlar mı? Çünkü ATA Tanrıları dışında  (Tek İlah imanını çoktan bırakmışlarda) farklı isimler verdikleri Tanrılara  geçtiklerini  vurgulamak için;  TANRIDAN KİTABI TESLİM ALACAK OLAN ÖNDERLERİ MUSA'yı BİLE TANRISINI TANIMIYOR ortamında sergiliyorlar. Tanrısını bilmeyen "Ha! evet sensin" diyemeyen bir önder takdimi neden yapılır?

 "İbrahim bile Tanrıyı değil, Tanrı yazmanı El-Shaddai'yi / Hanok'u tanıyor, onu Tanrı olarak kabul etti. Çocuklarına da El-Shaddai'yi / Hanok'u Tanrı olarak tanıttı (Babanın, Atlarının Tanrısı Takdimiyle) diyenler "AÇIK AÇIK TEK İLAHLI İMANLA / İNANÇLA İLİŞKİMİZ YOK" demiş olmuyorlar mı?

TEVHİD İMANINI emredeni olan, ŞİRKİ en büyük affedilmez günah olarak ilan eden, hiç başka kimliklerde kullarına gözükerek onların ŞİRK konusunda deliller edinmesine, ŞİRKE düşmesine, başka isimlede de İLAHLAR olduğunu sanmasına olanak tanıtacak / vesile olacak ortamlar oluşturu mu? Öyle ortamları içinde elçi olarak seçtiğinin bulunmasına  izin verir mi? ŞİRK koşmaya dünden razı olanları kendisine elçi seçer mi?  Ensest ilişki yaşayan, Karısını kendi canı için pazarlayanı, kardeşiyle evli olduğunu itiraf edeni  ELÇİ SEÇMEYECEĞİ GİBİ.

"Mısırdan Çıkış ...6:3 “BEN YAHVE'’yim. İbrahim'e, İshak'a ve Yakup'a EL SHADDAİ olarak göründüm, ama onlara kendimi YAHVE ADIYLA tanıtmadım.”

Bu durumda Musa'nın, Tanrısının hangisi olduğunu bilmesine imkan var mı? Dinin babası denilen Tanrı yerine başka bir varlığa tapıyor.  dinin kurucusu dedikleri İBRAHİM'e,  EL-SHADDAİ olarak görünen (Yahve olarakta görünebildiğini İMA eden) ve yemek yiyip süt içenin,  İbrahim tarafından kabul gördüğünü yazmakla;  çok Tanrılı inanç sisteminden geldiklerini anlatmış olmuyorlar mı? İbrahim'in gerçeği bildiği halde, onu itirazsız "Rab" diye kabul ettiğini anlatmaları, İNANÇ KÖKLERİNİN çok tanrılığa dayandığını, takipcilerine  aktarma amaçlı değil mi?

Yaratılış.......21:33 İbrahim Beer-Şevada bir ılgın ağacı dikti; orada RABbi, ölümsüz Tanrıyı ADIYLA çağırdı.

İbrahim'den Yakup'a kadar sürekli EL_SHADDAİ olarak gözüktüyse, İbrahim RABBİN ÖLÜMSÜZ (büründüğü / gözüktüğü kimliğe ait isimle değil)  ADINI nereden bildi de ona "YAHVE" diye seslendi. Bu seslenme hikayesine bakarsanız aslında Yahve taklidi yapan EL-SHADDAİ olarakta gözüken varlık. Seslenilen ölümsüz isimde Tanrı tarafından göğe çekildiğine inanılan kutsal kitap denetmeni El-Shaddai / Hanok olmalı. Öyle ya! İbrahim bilmediği, görmediği bir isime nasıl seslenir. Eğer "YAHVE diye bir sesleniş yaptı" denirse bu durumda da, bildiği halde ikinci bir RAB inancını, hem dinin köküne (dinin kurucusu) hemde kendi İMANININ içine soktuğunun ilanı olur
   
  AZ GÖĞE YÜKSELEN HANOK , KUTSAL KİTAP DENETLEYİCİSİ KİTAP YAZMANI ve TANRININ OĞLU "EL SHADDAİ & EZRA" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Eğer tek ilah inancına sahip olarak Yahve'ye bağlı bir imana sahip  olsaydı, kendisine gözüken El-Shaddai'ye TANRI SAYGISI göstermez, onun ben "RABBİM" sözüne "git başımdan ŞEYTAN" diye karşılık verirdi.  Ona hizmet etmeyi, ona dana kesmeyi, ona yerlere yatarak secde etmeyi asla ve asla yapmazdı. Ama tüm sayılanları yaptığı "HER HARFİ TANRIDAN" dedikleri kitaplarında, EN KÜÇÜK AYRINTISINA kadar anlatılıyor.   Şimdi bu "çok Tanrılı inanca sahibiz" ilanı değildir de nedir? 

Öncesinde hiç bilmediği, geçmişinde hiç izler taşımadığı "o benim" diyen varlıktan DİN ÖNDERİMİZ kitap aldı ilanları yapmak, Tanrı seçimi yapıldı yada yapılıyor demek değil mi? Kitap alan Musa'nın tanıyıp bilmediği  ama PUT yapımcısı Harun'un çok önceden bilip ilişkide olduğu Tanrı olgusunun, İlahi bir tanımı olabilir mi?  PUT yapımına meyli olan, PUT yapmayı çok iyi bilen biri ELÇİ SEÇİLMİŞ olabilir mi? Put yapana ve soyuna BAŞKAHİN'lik mükafat veren TANRI olabilir mi? (Musa'ya abin Harun'la da konuştum o seni karşılayacak" demesi, Harun'un yaptığı PUTU yeni Rabbiniz diye sunması, Tanrı olgusunun açığa çıkan kimliği nedeniyle çok sinirlenmesi, Put suyunun içilmesiyle sakinleşmesi. Tanrı adının tekrar edilemez kuralıyla saklanan gerçek kimliği)

Sippor-Musa sünnet olayında anlattıkları Tanrı değişim olayının başlangıcını, Musa'nın sorusuyla ilan etmiş olmuyorlar mı?   Babasının Tanrısının ismini bilmeyen, dolaysıyla TANRISIZ olan Musa'larına, benzer bir yapı içinde sergiledikleri Tanrısının ismini bilmeyen Hacer'leriyle anlatılanlarda elbette İNANÇ KÖKLERİNİ vurgulayan benzer şeyler.
   
  AZ DİN İNANCINDAN YAHUDİLİK ZİHNİYETİNE GEÇİŞİN ÖZETLENDİĞİ, MAKASBAŞI HİKAYELERİNDEN "MUSA & SÜNNET" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Onların tanımıyla RABBİN MELEĞİNİ görüp, ona "TANRI" diyen ve nihayetinde ona (örneğin) YAHVE  dışında isim verenin, "gördüm" dediği; Kitaplarında  TEK İLAH olarak bahsi geçen YAHVE olabilir mi?  Elbette olamaz. Öyle olsaydı "Yahve'yi gördüm" derdi. Yeni Rab görme sevinciyle isimler takmazdı. Tek ilah inancı olsaydı gördüğünü bildiği isme yorardı.  RABBİN Meleği zannettiği CİNLE işe başlatıp, onu TANRI ilanıyla sürdürdüğü ifadeyi, yeni RAB tayiniyle biitirmezdi. YAHVE'yi yada TANRI olarak benimsediğinin ismini zikrederdi. Tanrı olan  verilmiş hitap isimi neyse onunla hitap ederdi.

Yeni ÖZGÜN isimler takmak, bildiğinin dışında birşeyle karşılaştığını ve  (ifadelerinde belirttikleri gibi) yeni  bir RAB edinmiş olduğunu işaret eder. Hacer'in de Tanrıyı gördüğünden emin olmamasına rağmen, gördüğü varlığı RAB ilan edip isim vermeside bu görüşün doğruluğunu gösterir.

Ki o devirlerde "Tanrıyı gören ÖLÜR" kuralı geçerli olduğu halde, kitaplarında Tanrı görme olağan birşeymiş gibi işleniyorsa, daha doğrusu GÖNÜLEBİLEN TANRI vurgusunu yapıyorlarsa, GÖRÜLEMEYEN İLAH'LA BAĞLARINI koparttıklarını, kendilerine her yerde görebildikleri / görebilecekleri TANRILAR edindiklerini ANLATIYORLARDIR.
Zihniyet torunlarına edindikleri Tanrı hakkında bilgi veriyorlardır.
"Aman ha! Varlık Birliğimizi başarısız kılacak TEVHİD İMANINDAN uzak durun" diyorlardır.
Geleceklerini emanet ettikleri, kutuluşlarını bağladıkları İNANÇ VARİSLERİNE bu "ALEMLERİ YARATAN ALLAH" ile bir bağımız yok bildirimlerini iletiyorlardır.
Görülemeyen "ALLAH" İmanından çıktıklarını İNANÇ KÖKLERİNİ varlıklardan  edinilmiş olan TANRI olgusuna bağladıklarının duyurusunu yapıyorlardır.

Mısırdan Çıkış/Exodus..33/20 Ancak, yüzümü görmene izin veremem. Çünkü yüzümü gören yaşayamaz."

Gördüğünüz gibi Musa'ya bile eliyle gözlerini kapatarak sırtını gösteren Tanrıları meğerse yüzlerce yıl önce Hacer'e yüzünü göstermiş. Tıpkı Yılana, İbrahim'e, Yakup'a gösterdiği gibi. Görülebilen Tanrılar edindiklerini bundan güzel bir biçimde, içine KUTSİYET katarak nasıl ilan edebilirlerdi?
   
  AZ "YÜZÜMÜ GÖREN ÖLÜR'le" başlangıç yaptırılan "YAHVE" imajı & markası ile sunulan "TANRININ sonraki hali "TANRININ YÜZÜ"sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Daha henüz Tanrı seçiminin yapılmamış olduğunun vurgulandığı, geçisin tam olarak yapılmadığının detaylandırıldığı,  İnsanların İbrahimde dahil Tanrılarını tanımadığı bir dönemin anlatıldığı bölümlerde, Hacer için böyle şeyler yaptırmaları normal olmalı. Kaç İbrahimleri var bilinmez ama onların Tanrıyı ismiyle bilen, birde bilmeyen İbrahim işleyişleri kitaplarında mevcut. (Yada İbrahim El-Shaddai'yi tanrı  bilerek öldü)

Mısırdan Çıkış ...6:3 “BEN YAHVE'’yim. İbrahim'e, İshak'a ve Yakup'a EL SHADDAİ olarak göründüm, ama onlara kendimi YAHVE ADIYLA tanıtmadım.”
Yaratılış............21:33 İbrahim Beer-Şevada bir ılgın ağacı dikti; orada RABbi, ölümsüz Tanrıyı ADIYLA çağırdı.

Bu durumda Hacer'le ortaya koyulan yeni Rab edinme ve Tanrı ismindeki bilinmezliğin giderilme bilgisi Yakup'un güreşiyle yeni bir şekil almış ve Musa ile "ben benim diyenim" lafıyla "sonsuza dek Tanrınız olacağım" diye açıklanmış.  

Yakup'un esir aldığı, gücünü tükettiği yalvarttığı TANRI, ismen ve yapı olarak  ideal Tanrı anlayışlarına uyduğu için,  ana hatları (prototip olarak) alınarak EZRA ve arkadaşları tarafından Dinin içine, İsrail'in / Yakup'un Tanrısı tanımlamasıyla dahil edilmiş.
Bir efsane bir geçmiş kazandırmak için yapılan bu TANRI saptaması, EZRA ve arkadaşları tarafından kitaplarında gittikce azalan bir biçimde kullanılmış ve nihayer ESTER KİTABINDA tamamen dışlanmıştır.
Artık kitapları yazan eller, Yahudilik zihniyetini oluşturan beyinler sembol Tanrı inancı dışında bir Tanrıya ihtiyaçları olmadığına kanaat getirmiş olmalılar ki, Yahudilik manifestoları altında kurallarını belirledikleri ve ilan ettikleri ZİHNİYETLERİNİ Tanrısal güç olarak ilan etmişlerdir.
İsrail Tanrısının Babil Sürgününden sonra görünüm vermemesi, Ahit Sandığıyla birlikte görevininde bitmiş olması,  onun yerine kararları meclislerin vermesi, VB..onların Zihniyetlerinin egemen olduğu  İTTİFAK TANRISI oluşturduklarını gösteriyor.
   
  AZ AHİT SANDIĞI'nı YAHUDİLER KABUL EDER Mİ? Tanrının, KİMSENİN BİLMEDİĞİ KİTABI BULUNUR MU? "KAYIP SANDIK&KİTAP" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Yaratılış.......16:12 Oğlun YABAN EŞEĞİNE BENZER bir adam olacak, O herkese, HERKEZ de ona KARŞI ÇIKACAK. KARDEŞLERİNİN HEPSİYLE çekişme içinde yaşayacak.›› da ‹‹Bütün kardeşlerinin yaşadığı yerin doğusuna yerleşecek››.

Kendilerine soy atası olarak dahil ettikleri Yakup ismi altındaki kişide kitaplarına göre  kardeşinden kaçıyor, sürekli kaçak olarak yaşıyor, iki kızıyla evlendiği Dayısı Lavan'dan da  sürüsünü çalarak kaçıyor, Esav'dan kaçıyor, Yakup değil mi diye herkeze yaka silktiriyor, özetle hep kaçak olarak yaşıyor taki Mısır'a Firavun yanına gidene dek.
 
Yaratılıs........27:36 Esav, "ONA BOŞUNA MI YAKUP DİYORLAR?" dedi, "İki kezdir beni aldatıyor. Önce ilk oğulluk hakkımı aldı. Şimdi de benim yerime o kutsandı." Sonra, "Kutsamak için bana bir hak ayırmadın mı?" diye sordu.

"Şimdi İsmail soyu için dedikleri kardeşleri ile sorunlu yaşayacak çıkarımının Yakup'un yaşamından farkı var mı? Mısır çıkışı uzlaşmaz soy kurutucu tavırlarını, kahramanlık öyküleri biçiminde anlatırlarken kendileri var olan Dünya'ya yüz çevirmiş olmuyorlar mı? Yok etme Zihniyetlerinin kaynağını TANRISAL gösterenlerin insanlarla barışık olma ihtimali var mı?

Yasa kitabı......11:25 Hiç kimse size karşı koyamayacak. Tanrınız RAB, size verdiği söz uyarınca, Ayak BASACAĞINIZ HER YERE dehşetinizi, KORKUNUZU saçacaktır.

İçlerindeki kötü dürtülerin nedeni olarak IRKLARI (AMALEK gibi) gösterip / görüp, onların yok edilmesini TANRI EMRİ haline  getirmiş olanların KOMŞULARIYLA iyi geçinme ve onlar tarfından SEVİLME ihtimali var mı? Amalek ırkının Esav ve İsmail soyundan ortaya çıkan bir ırk olduğunu ZİHNİYETLERİNE kazımış olanların, YAHUDİ İÇ-GÜDÜSÜ haline getirmiş olanların bu çoğrafyada diğer insanlarla İYİ İLİŞKİLER KURMALARI beklenebilir mi? İnsanlarla İYİ İLİŞKİLER kurmaktan kaçanların, hatta kurulmaması için tüm insanların ANTİ-SEMİNİST olmasına (fiziksel ve duygu olarak) gayret sarfedenlerin  kendi tanımlarıyla YABAN EŞEKLERİ tanımını hak ettiklerini göstermez mi?

ANTİ-SEMİNİZM olmadan bir arada kenetlenmiş olarak yaşayamayacaklarını, toplumlarını dağılarak NORMAL İNSAN statüsünde toplumdaki yerini alacağını bilenler yani EHLİLEŞECEĞİNİ bilenler, çevresindeki topluluklarla barış içinde yaşamak onlarla BARIŞIK olmak ister mi? Dünya insanları arasına dağılarak karışmama (Normalleşmemek / Ehlileşmemek)  adına, her fırsatta  ANTİ-SEMİNİST hareketleri güçlendirme çalışmaları (kendilerinden nefret ettirme) yapanların DÜNYA İNSANLARIYLA BARIŞIK YAŞAMAK İSTEDİKLERİ söylenebilir mi?

Mısırdan Çıkış....17:14 RAB Musaya, ‹‹Bunu ANI OLARAK KAYDA GEÇ›› dedi, ‹‹Yeşuya da söyle, AMALEKLİLERİN ADINI YERYÜZÜNDEN BÜSBÜTÜN SİLECEĞİM.››
Mısırdan Çıkış....17:16 ‹‹Eller Rab'bin tahtına doğru kaldırıldı›› dedi, ‹‹RAB KUŞAKLAR BOYUNCA AMALEKLİLER'E KARŞI SAVAŞACAK!››

Rav SİMON denilen, Rabi ŞİMON Bar Yohay'da (Rav Simon Bar Yochai - M.S.50 - 135) Kabala'nın mistik eseri Zohar'da şunu açıklamış: AMALEK'e karşı savaş özellikle zordu çünkü HEM GÖKLERDE, HEM DE AŞAĞIDA, yeryüzünde gerçekleşti.

Kabalanın MİMARI denilen Rav SİMON, Kabbala üstadı Rav Akiva’nın -M.S. 40 - 135- bir öğrencisiymiş. Rav Akiva ve havarileri Kabala öğretiminden dolayı ROMA'lılar tarafından öldürülünce,Rav SİMON ve beraberindeki dört kişi gelecek nesillere KABBALAYI öğretmesi için görevlendiriliyor. 13 yıllık mağara yaşamından sonra, Kabbala öğretisine göre insanların Dünyada ulaşabileceği en yüksek mertebe olan 125 seviyeye ulaşır. Kabbalanın kutsal kitabı olan ZOHAR / IŞIK kitabınıda bu arada yazan Rav SİMON Peygamber olarak kabul görüyormuş. Rav SİMON ZOHAR kitabını tamamladıktan sonra ortadan kaybolmuş.

Düya üzerindeki tüm ülkelerde tecrit edilmiş olarak yaşayanlar, bulundukları toplumlarla uzlaşamayanlar, toplum kuralları dışında yaşadıkları için sürekli dışlananlar kendileri değil mi? Sakın Kurban olayını Hz. İsmail'den alıp İshak'larına monte edenler, YABAN EŞEKLERİNİ tanımınıda kendi SOY ATALARI olarak ilan ettikleri kişiden alıp, İsmail soyuna monte etmiş olmasınlar. Yeryüzünde onlar gibi (OSMANLILAR ve MÜSLÜMANLAR dışında) bulundukları tüm ülke toplumları tarafından "TU-KAKA" ilan edilmiş başka bir topluluk var mı? Masum, madur, mahsun ve mazlumu oynamayı kendilerine karekter edinmiş olanlar, takındıkları bu maskeleri çok sevenler, aslında maskelerinin altında yatan  uzlaşmaz yapılarını çok iyi biliyorlar.  Maskenin arkasında olan KİM OLDUĞUNU bilmez mi?

Şimdilerde bu tür kendilerine seçkinlik kazandırmak için yazılmış ifadelere dayanarak çıkarımlar yapmak ve İsmail oğullarını yani Arapları terörist çatışmacı, uzlaşmaz gösterip bugün yaptıklarına Tanrısal buyruklar çıkartma peşindeler.

İsmail'in başından geçen kurban etme olayını İshak'a monte edenler elbette, İsmail için Tanrı ağzından böyle sözler sarfedecekler ki;
Neden İshak'ın seçilmiş olduğunu, hatta seçilmesinin zorunluluğunu Tanrısal damgalı olarak ortaya koyabilsinler.
VAAT dedikleri toprakların neden onların olması gerektiğini, Tanrıya dayandırdıkları ifadelerle ortaya koyabilsinler.
Kendilerine ulaşır şekilde yazdıkları secerelerle, İshak'a ve İbrahim'e vaat edilen toprakların Tanrısal boyuttaki sahiplerinin kendileri olduğunu, KURBAN olayıyla açıklayabilsinler.

O bölge için Tanrı nezdinde kendi soylarının seçilmiş olduğunu İshak'a malettikleri KURBANLA delillendirebilsinler. (İshak oğlu Esav'dan daha sonra silkelenip, VAAT topraklarını Mısır'da, 70 kişiden -Yusuf'la başlayan Mısırlılarla karışarak-  ürediklerini söyleyenler olarak tamamen üzerlerine naklediyorlar. Kitaplarında, Tanrının" İbrahim ve İshak soyunun tamamına VAAD ettim" dediği  toprakları, bir-kaç kalem oynatmayla  üzerlerine -kimlikleri ve kökleri nereye dayanıyorsa-  alıveriyorlar. Önce; İbrahim'e vaad edilen toprakları, KURBAN'I da yapıştırdıkları İshak'a devredip, İbrahimoğlu-İsmail dışlanıyor. Daha sonra, vaat toprakları İshakoğlu Yakup'a transfer edilerek, İshakoğlu-Esav dışlanıyor. Böylece, Tanrının kast ettiği İbrahim oğulları sadece Yakupoğullarına, oradanda 70 kişilik -ESASINDA 69 KİŞİLER. "kitapları verdi" dedikleri EDİNDİKLERİ TANRILARI saymayı bilmiyor anlaşılan- çekirdek bir topluluğa ve Yusufoğullarına indirgenmiş oluyor. Mısırda neler Yusuf adıaltında HAMANLAR olarak tüm halkı KÖLELEŞTİRDİKLERİ dışında pek fazla birşey bilinmiyor. Ama şundan emin olabilirsiniz ki VAAD topraklarının peşinde olanlar, kendilerini İBRAHİM soyundan görmüyorlardır. Yani kitaplarında İBRAHİM oğullarına VAADLE başlayan topraklara göz koyanlar kendilerini inaçlarında imanlarında olduğu gibi Hz. İbrahim soyundan görmeyenlerdir. Yada en asgari anlatımıyla; İlahi vahiylerle ilişkilerini kestikleri gibi Hz. İbrahim'in tebliğlerinden uzaklaştıkları gibi, Hz. İbrahim'in İlahından koptukları gibi, Hz. İbrahim soyundanda soyutlanmak isteyenlerdir. Yoksa ne diye Vaad topraklarını genelleme tanımları içinden çıkarıp, neredeyse bireyselleştirilmiş hale oturtmuş olsunlar? O topraklar 16-17 milyon için devasa büyüklükte bir alan halinde. O topraklarda elbette başkalarıda hemde kendi soylarından olan insanlarda yaşayacak. Onlara görede yaşayacaklar ama o topraklarda hak iddia edemeden, "benim" diyemeden KÖLE olarak, belli şartlara uyarlarsa yaşayacaklar. Hayal bu sınır tanır mı?)
   
  AZ MISIR'a YAKUP ile GİDEN YAKUPOĞULLARI kaç kişiydi? TANRICILIK OYNAYAN SAYMA ÖZÜRLÜLER "70 mi? 69 mu?" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Tanrı damgalı olarak anlatabilsinler ki, kendilerine Aslan payı olarak o bölgenin Tanrı ruhsatlı sahipleri olduklarını ilan etsinler. Ve sonsuza dek bu iddialarını sürdürebilsinler.
Eğer tek ilahlı maskelemesi yapmadan edindikleri Tanrı adresli, inanç sistemleriyle ortaya çıkmış  olsalardı, Tanrısal gösterdikleri VAAD topraklarında bu kadar iddia sahibi olabilirler miydi? "Pagan inancı" der geçilirdi. Özellikle ortak amaçlara sahip oldukları Hıristiyanlar sayesinde (aynı inanç sisteminin farklı versiyonları olarak. Çok Tanrılı olduklarından Tanrı olgusunu önce üçe bölüp ÜÇ ESAS tanrı elde eden, sonra, tek tanrılı maskesi olarak sonra bunları birleştirip üçü-birliği oluşturan inanç sistemi) ellerini güçlendirmeyi başaranlar bugün bu iddialarının Tanrı emri olduğunu iddia edebilmektedirler. 

İlk oğul olmamasına rağmen KURBAN olayını İshak'a maletmeyi, İSMAİL'İ överek yapamazlardı. Aksi durumda Kutsal metin yazarları İsmail'in soyunu devam ettirmek zorunda kalırlar, DOSTLUK, KADEŞLİK, BARIŞ gibi kendi kelime hazinelerinde yer almayan yabancı kelimeleri ifadeleri içinde kullanmak zorunda kalırlardı. Kitaplarında kin, nefret, kötü dürtü, soy kurut, öldür ile yapılandırılan düşmanlıklar yerine dostluk tohumları ekilmiş olurdu.  Ve hala ülkeler bazında AMALEK ilanları peşinde koşulmazdı

Bu ve bunun gibi nedenlerle kutsal metin yazarları kendilerinden saymadıkları İsmail oğullarını dışlamak kendileri ile ilgisinin olmadığını anlatmak için YABAN EŞEKLERİ tanımını kullanmakla kalmamış, kurban hikayesini de alıp Yakup'un babası İshak'a maletmişler. Böylece kendilerinde olmayan seçkinliklerini kapamaya, seçkinlik maskeleri takabilmenin yollarını açmışlar.
   
  Hz. İbrahimle yani Müslümanlık ile başlayan  TEVHİD İmanının kendi üzerlerinde oluşturduğu kötü dürtülerden arınabilme (içsel temizliği sağlama) medititasyonları için mi; bu ve bunun gibi ifadeleri üretmek zorunda kalıyorlar?
Kendi seçilmişliklerine İsmail soyunu alçaltarak mı İNANABİLİYORLAR?
Kendilerinin SEÇİLMEYLE değil kalem oynatmalarıyla SEÇKİN konumuna oturtulduklarını bildiklerinden, kendilerine delil teşkil edecek, kendilerinide ikna edecek, Atalarının yazdıklarını yorumlayan Atalarının, yaptığı çıkarımlara mı sarılıyorlar? (korkusundan yerlere kapaklanıp, sen önden git diyen Yakup'larının sözünü Dünya patronluğana kadar taşıyan Rashi gibi ataları oldukca, yerden kalkmayan sırtlarında bir temassızlık hissedip havalarda olduklarını zannetmeleri normaldir)
Bu nedenle mi kendi kafalarına göre, Tanrı sözleri yazıp kendilerini geleceğin egemen gücü ilan ediyorlar?
Kompleklerini yenebilmek içinmi her şeyi Tanrıya bağlayıp kendilerini tatmin edebilmenin yollarını icad ediyorlar?

Gruplarını bir arada tutabilmenin yolu elbette gerçekleri açıklamaktan onları kabul etmekten geçmez.
Geçekler, o sözlerin verildiği söyledikleri tarihten, bu güne kadar geçen sürenin yazılımıyla ortada / belli değil mi?
Gerçeğin özet ifadesi rakkamla; 4000 SENE.
İlahi olarak verilen mesajın ifadesi yazıyla, DÖRTBİN SENE.

Onlar, KRAL'ın detaylarını verip elbisesinin güzelliğini anlatarak HAYALLER kurduruyorlar.
Oysa, 4000 rakkamı KARALIN geçekte ÇIPLAK olduğunu söylüyor.
Havanda SU döğülmesidir diyor.
Çevrenizdeki insanları "HAVANDA DÖVÜLMÜŞ SUYUN LEZZETİ BİR BAŞKA OLUR" diye kandırıp, boşuna suyu zayi edip komik durumlara düşmeyi kesin diyor.
Rashi gibi ölüm korkusu nedeniyle sarfedilmiş olan "sen önden git" sözünden yapılan ALTIN ÇAĞ ve patronluk çıkarımları züğürt tesellisidir diyor.
Sinekten yağ çıkartmakla bu iş olsaydı, sinekler öldürülmez sinek çiftlikleri kurulurdu diyor.
Sinekten "yağ çıkarılacak" beklentisiyle insanları aç bırakmayın diyor, ..vb.. hala dikenler yünleri toplayacak kendimize paltolar yapacağız havasındalar
   
  "ALLAH'ın" kurban olayını neden İsmail'e verdiğini / vesile kıldığını ÇOK İYİ BİLENLER elbette kendilerini yüceltebilmek için, züğürt tesellilerinin peşine düşüyorlar. "ALLAH" Yakupoğullarının ZAMAN İÇİNDE DİNİN KEMALE ERDİRİLMESİ etaplarında Hz. İbrahim', Hz., İshak'a, Hz. Yakup'a söz verdikleri gibi (ataların, senin ilahın olan kendisinden başka ilah olmayan "ALLAH'a"  iman edeceğiz) Müslüman kalacaklarını biliyordu. Öyle diyalogcuların, Tellallerin, iman düşmanlarının, Tevhid bozguncularının dediği gibi, İlahi kaynaklı "İbrahimi dinler" olmadığına göre, doğal olarak Hz. İbrahim'de dahil hepsi Müslümandı. Diyalogcular gibi İbrahimi dinler adı altında sapkınlıkların türeyeceğini de elbette biliyordu.

"ALLAH'ın asla razı gelmeyeceğini bildikleri ve "ALLAH'ın" RAZI GELMEM dediği şeyleri EDİNDİKLERİ TANRILARA, ATADIKLARI OĞUL TANRILARA söyleteceklerini de biliyordu. İlahi vahiylerini yer aldığı kitaplarının, sadece kapak isimlerinin muhafaza edileceğini de biliyordu...vb...Esasında burada bahsedilen bilme kelimesi, sadece insani boyutta olayları algılayabilmek için, tasnif edebilmek için kullandığımız ve sadece İnsan boyutunda geçerli olan manada bir tanımlama.

Daha bizi topraktan yarattığında ve Anne karınlarında iken bilme gibi tanımlamalarda kullandığımız BİLME.
Boşuna kendimizi temize çıkarma çalışmalarına girme yerine DOSDOĞRU YOLA tutunmamızı / "ALLAH'ın ipine sımsıkı sarılmamızı tembihleyen BİLME.
Hesap gününde ortaya çıkmayacak bir şeyin olmadığını, saklanan, gizlenen hiç birşeyin olamayacağını, HARDAL TANESİ örneğiyle bildiren BİLME.
Kimsenin olmadığı, gece karanlıklarında, kapalı kapılar ardında AHİTLEŞMELER peşinde olanlara, ayakların denk alınmasını, herşeyin çepeçevre kuşatıldığını haber veren BİLME
İçlerde yaşatılanlarında önemli olduğunu özü-özü bir olanlara yönelik kurulan TANIK / ŞEHİD özdeşliğiyle (ÖZ-SÖZ bir olsun uyarısıyla) ortaya koyulan BİLME.
Kullarının içinde kaldığı tehlikeyi arzeden "MÜNAFIKLARI siz bilemezsiniz, tanıyamazsınız" sözü ile Münafıklığın gizli kalmayacağı hakkında münafıkları uyaran BİLME. ..vb..

63 - MÜNÂFİKÛN...4.- Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kereste gibidirler. Her kuvvetli sesi kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) çevriliyorlar!

Bizlerin kullandığı manada, "ALLAH" biliyordu diye birşeyde söz konusu değil.  "ALLAH'ın" Bilmediği bir şey var mı ki, Bildiği olsun. "ALLAH" bilmez, bizlerin "bildi" dediklerimiz zaten olanların kendisidir.(Kula ait olan kulu kast eden BİLME tanımını anlatma eylemi, BİLMEDİKLERİNİ bularak sıraladığınızda kolayca hal oluyor. "ALLAH" için BİLMEME söz konusu olmadığından, kullar için geçerli olan BİLME tanımı birden bire "ALLAH'ın" herşeyi bilme sıfatını tanımlarken geçersiz hale geliyor. tuhaf bir anlatım oldu ama başka türlü nasıl anlatılaBİLİR. Kul olarak ancak bildiğimle sınırlı, bilme hazinem)

Bilinen zaten olandır. Yani "ALLAH" gelecekle ilgili gerçekleşecek olaylarda BİLME eyleminde bulunmaz. (Herşeyi bilen için, herhangi bir olay hakkında BİLDİ kavramı kullanılabilir mi? ZATEN HERŞEYİ BİLDİĞİNE, yani BİLMEDİĞİ OLMADIĞINA göre BİLMİŞ olamaz. Vhiylerle BİLDİRİLEN herşey OLAN / OLACAK OLANIN KENDİSİDİR)

Allah "OL" der, "Diler". Olan ve olacak olan herşey, zaten "ALLAH'tan" kaynaklı "OL" değil mi? Olanlar ve bilinmesi gerekenler, zaten ONUN "OL" dediği konumda değil mi? Bu durumda geriye bileceği / bilmesi gereken ne kalıyor? BİLMEDİĞİ bir şey var mı ki, BİLDİĞİ birşey olsun. Olanlar "OL" değil mi?
   
  "ALLAH", ÜSTELİK HERŞEYİN BİR KİTAPTA YAZILI OLDUĞUNUDA  BİLDİRİYOR. (Şimdi "BİLME" ile kast edilenin ne olduğu daha iyi anlaşılaBİLİR.)

34 - SEBE............ 3.- İnkâr edenler: "Bize o kıyamet saati gelmez." dediler. De ki: "Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbim hakkı için kıyamet size mutlaka gelecektir. O'nun ilminden göklerde ve yerde zerre kadar bir şey kaçmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi muhakkak açık bir kitaptadır.

10 - YUNUS..........61- Hangi işi yaparsan yap, Kur'ân'dan ne okursan oku, ne işte çalışırsan çalış, unutmayın ki, siz ona dalıp gitmişken, biz sizin üzerinizde şahidiz. Ne yerde, ne de gökte zerre kadar hiç bir şey Rabbinin gözünden kaçmaz. Ne zerreden daha küçük, ne de ondan daha büyük! Ancak bunların hepsi apaçık bir kitaptadır. 
   
  "ALLAH", SANMAZ, "ALLAH", YANILMAZ , "ALLAH", UNUTMAZ ÇÜNKÜ; SÖYLEDİKLERİ "OL" KONUMUNDADIR. GAYP "OL" DAN OLUŞMUŞTUR. GAYP "OL" DENİLENDİR.

"O" BİRŞEY SÖYLEDİ Mİ, ZATEN "O" OLANDIR.
ARTIK O SÖZÜN UNUTULMASI, SANILMASI, BİLİNMESİ yada BİLİNMEMESİ, OLMASI yada OLMAMASI, ZAMANIN DEĞİŞMESİ / TUTMAMASI yada ZAMANI İSABET ETTİRMESİ, İSİMİN DEĞİŞMİŞ OLMASI SÖZ KONUSU DEĞİLDİR. ÇÜNKÜ "OL" DENİLMİŞTİR. NE İÇİN "OL" DENİLDİYSE, ZATEN "O" OLANDIR.

Gaybı bilme "OL" demek değil mi?
Gayp "OL"'dan oluşmuyor mu?

Zaman KAVRAMINI bilmeyen, ZAMANLA HİÇ ALAKASI OLMAYAN, SADECE SANAN Tanrı diye işaret ettikleri, NELERİ DOĞRU SÖYLEMİŞ OLABİLİR Kİ?
ZAMANI BİLMEYEN, ZAMANA HAKİM OLAMAYAN "OL" DİYEBİLİR Mİ?
ZAMANA HAKİM OLMAYAN, "OL" DİYEMEYEN, VAADLERDE BULUNABİLİR Mİ?
"OL" DENEMEYEN VAADLER, LAF OLMAKTAN ÖTEYE GEÇEBİLİR Mİ?
"OL" OLMAYAN VAAD OLABİLİR Mİ?

ALEMLERİN RABBİ OLAN "ALLAH'IN, DİLEDİĞİ" ZATEN OLANDIR.
   
  İNSANLARIN KULLANIMINDAKİ  "BİLME" KELİMESİNİN ANLATIMIYLA; Bizler, Yaşamımız içinde çeşitli faaliyetlerde bulunarak kendimize bir takım hedefler belirliyoruz ve hedeflere doğruda yollar alıyoruz. Hedeflerimizin doğru olup olmaması bize bağlı. Dünya imtihan sahası değil mi?

Kitaplar, Peygamberler, seçilmesi gereken doğru yolu göstermek için gönderilmişler
Şeytanın peşine takılıp süslenmiş yollara kanmamamız için gönderilmiş
"OL" denilene giderken, "DİLENMİŞ" olana doğru yaklaşırken  doğru yolda olmamız istendiği için, Peygamberler ve kitaplar gönderilmiş.
"OL" ve "DİLENENİN" ne olduğu bilisin diye Peygamberler ve Kitaplar gönderilmiş
"OL" denmiş ve "DİLENMİŞ" olana sevk olunurken, ŞEYTANIN süslediği vaadlerinden sakınıp yolun sonunda zarar görmemiz için Peygamberler ve Kitaplar gönderilmiş
"Temiz geldiniz" diyerek, temiz gitmemiz gerektiğini iyice anlamamız için Peygamberler ve Kitaplar gönderilmiş

ÇÜNKÜ, "ALLAH" "OL" DENİLENE GİDİLİRKEN / YOL ALINIRKEN;
Diyalogcular gibi "İbrahimi dinler" maskeleri kullanan, BUGÜN ELLERİNDE BULUNAN METİNLERLE CENNETLER VAADİNDE bulunan sapkınlıkların türeyeceğini de biliyordu.
İMANLILARA karşı Putperes dinlerle, çok Tanrılı dinlerle onların inançsızlarına karşı İTTİFAKLAR kurulacağını da biliyordu.

VARLIK birliği yollarında katettikleri mesafeler boyunca; uydurduklarıyla, İLAHİ vahiylerle özdeşleştirdikleri kitaplarıyla, kurumlarıyla, kuruluşlarıyla, evleriyle, köyleriyle, yurtlarıyla memleketleriyle, ışıklı ışıksız yollarıyla, Nurlu nursuz isimleriyle, hikayeleriyle, Alemlere hükmedenleriyle, cennetten mekanlar verenleriyle, havada uçan, yerde kaçanlarıyla, putun suyunu içmiş olanlarıyla, buzağıyı gönüllerinde besleyenleriyle, Cinlerle kurulan Göksel egemenlikleriyle, Atama Mesih projecileriyle, Din simsarlarıyla, üçüncü beşinci kırkıncılarıyla..vb.. AĞIZLARIYLA "NUR" söndürme gayreti içinde olacaklarını elbette biliyordu. İTTİFAKLAR kurup arkalarına döndüklerinde geçtikleri yolları çok süslü görerek ARGEMEDDONLARA doğru yollar alacaklarını da elbette biliyordu.

9- TEVBE...32.- Allah’ın NURUNU AĞIZLARIYLA SÖNDÜRMEK istiyorlar. Oysa kafirler hoşlanmasalar da ALLAH, NURUNU tamamlamaktan başka bir şeye RAZI OLMAZ.

Elbette birilerinin Yakupoğulları iddiasıyla çıkacakları ve yazacakları AHİT / AHİTLEŞME kitaplarıyla Cenneti, hemde bu dünyada VAAD edeceklerini de biliyordu.
Birilerinin doğum tarihini bile bilmedikleri ama Oğul Tanrılığa atadıklarına malettikleri AHİTLERLE, MEKTUPLARLA ortalığa çıkıp  İMANLARI yok etme çalışmalarında bulunacaklarını da biliyordu.

İMANLARI çalarak Tevhid inancının içini boşaltarak, Tevhid imanını yok ederek Varlık Birliğine KAYDIRMAK isteyeceğini, İbrahimoğlu, İshakoğlu, Yakup'un / İsrail'in oğullarıyız diyen birilerinin İMAN bölgesini kendilerine VAAD edeceğini de biliyordu. İsmailoğullarından Hz. Muhammed'i gönderip, davetlerine uyanları o bölgeye / iman bölgesine / peygamberler bölgesine hükümran kılacağını da biliyordu. Çünkü; "OL" denmişti. Nurunu tamamlamaya o bölgeden başlamış, ŞEHİRLERİN ANASINI o bölgede işaret etmiş, İmanın duvarlarını ŞEHİRLERİN ANASI MEKKE'de yükseltmeye / ördürmeye yine Hz. İbrahim ve Hz. İsmail ile orada başlatmıştı

Bu nedenle kurban olarak Hz. İsmail soyu seçildi. Hz. İshak soyu dinin kemale ermesini sağlayan Peygamberlerle yoluna devam ederken, Hz. İsmail soyuda, kendisinden çıkan Hz. Muhammed'in davetine doğru yol alıyordu. Soylar arası geçiş yapıldığı, Hz. İsa'nın babasız doğmasıyla vurgulanmıştır.

Hz. İshak soyundan gelen Peygamberler dönemi  Hz. İsa ile bitmiş ve Hz. Muhammed Hz. İsmail soyundan, son Peygamber olarak gelmiştir.  Hiçbir  SOY BABASININ, BABASI konumunda olmadığı bildirilen Hz. MUHAMMED'le, oğullar tanımlı SOYLAR devrinin TAMAMEN kapandığı ilan edilmiştir. MUHAMMED OĞULLARI yoktur. "Biz YAKUP OĞULLARINDANIZ" diyenlerin halleri ortada.

Peygamberlik sona ermiş İLK SAYFALARIN verilmesiyle başlayıp Hz. İbrahim ve Hz. Musa'ya verilenlerle devam eden kitap, Hz. Muhammed'le TAMAMLANMIŞ, Yaratılışla başlayan "ALLAH'ın seçtiği DİN, Hz. Muhammed'le  KEMALE ermiştir.

87 - A'LÂ.............18-19  Şüphesiz bu hükümler İLK SAYFALARDA, İbrahim ve Mûsâ’nın sayfalarında da vardır.
5 - MAİDE............... 3.- ....... Bugün kâfirler DİNİNİZDEN (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık ONLARDAN KORKMAYIN, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim. .......

33 - AHZAB.............40- Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resülü ve nebilerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
   
  Hz. Yakup'a " İSRAİL" /  "ALLAH'ın yolunda dosdoğru yürüyen" ismini vermesi,
BUGÜN; İsrail'in oğullarından dolayı İsrailoğulları
yada
Yakup'un oğullarından dolayı Yakupoğulları
olduklarını iddia edenlerle arasındaki farkı gözler önüne serme amacını taşıyor.

Kural şu; "ALLAH'ın" İSRAİL ismini verdiği  Hz. Yakup, tamamen tevhid imanına bağlı olarak bizlere takdim ediliyor ve onun İLAHI olan "ALEMLERİN RABBİ OLAN 'ALLAH' sizinde Rabbiniz olandır" deniliyor.
"Sorulursa sizde aynı Hz. Yakup gibi, sonradan gönderilenleride ekleyerek sıralayın / sayın" deniliyor.
Bu kıstasa göre, bu kurala göre bize sunulan Yakupoğlu sunumlarını değerlendirmemiz lazım.
Onların Yakup adı altında sundukları kişi ile Hz. Yakup arasında isimleri dışında bir ilinti var mı? Asla yok. Ne yaşam biçimlerinde ne ahlaklarında ne Peygamber seçilme şekillerinde ne Tanrıyı güreşte yalvarttım iddialarını öne sürmelerinde ne o iddialara inanmalarında, ne insanları yaka silktirmede, nede çalmada  bir benzerlikleri var.

2 - BAKARA......133.- Yoksa siz Yakub’un, ölüm döşeğinde iken çocuklarına, “Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?” dediği, onların da, “Senin ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahı olan tek bir ilâha ibadet edeceğiz; bizler ona boyun eğmiş müslümanlarız.” dedikleri zaman orada hazır mı bulunuyordunuz?
2 - BAKARA......136.- Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.”

Aynı şekilde "biz İsrail, Yakup neslinden geliyoruz" diyenlerde test edilebilsin diye, Yakup'un oğullarına / İsrail'in oğullarına, "ALLAH'ın yolunda dosdoğru yürüyenin oğulları manasında İSRAİLOĞULLARI denmiştir. Yakup İsrail "ALLAH'ın" yolunda dosdoğru yürüyen / "ALLAH'ın" yolunda olan ismini alırken, Oğullarıda İsrailoğulları "ALLAH'ın" yolunda dosdoğru yürüyenin oğulları / "ALLAH'ın" yolunda olanın oğulları ismini almışlardır.

2 - BAKARA......140- Yoksa siz, “İbrahim de, İsmail de, İshak da, Yakub ile Yakuboğulları da yahudi, ya da hıristiyan idiler” mi diyorsunuz? De ki: “Sizler mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?” Allah tarafından kendisine ulaşan bir gerçeği gizleyen kimseden daha zalim kimdir? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.

Neden Yakup'a  4000 SENE evvel İSRAİL ismi verilmiş ve bu isim vermenin bizlere KUR'AN'I KERİMLE neden bildirildiği açıkca ortada değil mi?
Korunmamız amaçlı olduğu ortada değil mi? KUR'AN'I KERİM rahmet kaynağı ve SIĞINILACAK REHBER değil mi?

Hz. Yakup'un ikinci isminin İSRAİL olup olmaması yoksa bizi neden ilgilendirsin?
Neden laf olsun diye bir konu KUR'AN'I KERİM'de bildirilmiş olsun?
Her örnek gibi İSRAİL tanımının yerini almış olmasının, bizler içim ne  önemi olabilir?
"Yakupoğullarıyız vaadlerimizi almaya geldik" diyenlere itibar etmeyin amaçlı olduğu ortada değil mi?

17 - İSRA........... 89.- Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Yine de insanların çoğu ancak inkarda direttiler.
39 - ZÜMER........27.- Andolsun, öğüt alsınlar diye biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali verdik.
18 - KEHF.......... 27.- Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O’nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur. O’ndan başka asla bir sığınak da bulamazsın.

Eğer, Hz.İshak yada Hz. Yakup oğullarına iman bölgesi  bugünkü hali ile emanet edilmiş olsaydı, yüzlerce yılıdır (Babil sürgününden Hz. Muhammed'in Peygamberliğine kadar) Yakup oğulları olarak kendilerini lanse edip, İsrail oğulları kimliğiyle seçilmişlik sergileyenler, bu gün o bölgelerde Yakupoğulları olarak daha rahat hareket ediyor olacaklardı. Kendilerini yamayabilecek soyları daha rahat elde edebileceklerdi. Özetle: Eğer Hz. Muhammed Yakup oğulları soyundan gelmiş olsaydı, ayıkla pirincin taşını olacaktı.

İbrahimoğullarının çok büyük bir kısmı zaman içinde MÜSLÜMANLIKLARINI farklı Peygamberlere Biat ederek sürdürmüş olmalılar. Hz. İbrahim ile başlayan Hz. Musa, Hz. Süleyman, Hz. Davut, Hz. İsa ile devam eden ve Hz. Muhammed ile kemale erdirilen Müslümanlık yelpazesi içinde yer almış ve her düzeltmede yolun denge noktasını kavrayarak / kavrayanlar olarak bu günlere gelmiş olmalılar.

Firavun'un elinden kurtarılıp, etrafı bereketli topraklara yerleştirilmiş olan Yakupoğullarından yoldan çıkanlarıda Hz. Süleyman sonraki süreçte  helak edilmiş kadınları ve çocukları sürgüne uğramıştır. (Kitaplarında yazdıklarına göre, Geride kalanlarıda sürgün dönüşü kendileri kendilerinden görmemişler dışlamışlardır.) Sürgüne gidebilecek kadar ayakta kalanların sayısı kendi kitaplarına göre sadece 4600 kişi kalmış olanların bu güne gelen Yakupoğullarından katkılı varlıkları ne olabilir?

Fırtınalar kopartılan sürgünün acımasız 2. ETABIN da, (SİDKİYA M.Ö. 586/7) NEBUKADNESSAR'IN sürgüne getirdiği  YAHUDİ sayısını, TANRILARI KENDİ KİTABINDA YEREMYA ile şöyle bildiriyor. (Erkeklerinin tümünün kılıçtan geçirilmesi ve  Hama ülkesinde, Yeruşalim'in önde gelenlerinin idamı ve Sidkiya'nın Babil'de gözlerinin kör edilmesiyle başlayan sürgünlerde: 23 yılında: toplam 4600 kişi sürgüne tabii oluyor. Geride kalanları onlar bile kendilerinden görmediğini kitaplarında beyan edip EZRA-NEHEMYA-ZERUBBAİL ile büyük mücadeleler verdiklerini anlatıyorlar. Nabukadnessar'ın 7. yılı M.Ö. 598 yılına yani ilk kuşatmaya YehoyaKİN zamanına denk geliyor) 
 
Yeremya.......52:27 Babil Kralı Hama ülkesinde, Rivlada onları idam etti. Böylece Yahuda halkı ülkesinden sürülmüş oldu.
Yeremya.......52:28 Nebukadnessarın sürgüne götürdüğü halkın sayısı şudur:YEDİNCİ yıl 3 023 Yahudi;
Yeremya.......52:29 Nebukadnessarın ON SEKİZİNCİ yılında Yeruşalimden 832 kişi;
Yeremya.......52:30 YİRMİ ÜÇÜNCÜ yılında, muhafız birliği komutanı Nebuzaradanın sürdüğü 745 Yahudi. Hepsi 4 600 kişiydi. 
Yeremya.......52:15 Komutan Nebuzaradan yoksullardan bazılarını, kentte SAĞ KALANLARI , Babil Kralının safına geçen kaçakları ve zanaatçıları sürgün etti.

Erkekleri neredeyse tamamen yok edilmiş bir toplumun üremeleri nasıl olmuş olabilir? Kutsal Davut soyu bile korunamadığına göre, soyları bugün köklerini ardıkları BABİL kökenli babalara borçlu olmalılar. Köklerinden silmek istedikleri onlardan değiliz diye dışlamalar yaptıkları  İbrani kökler, Sami kökler taşıyor olabilirler. Bugün Yakupoğulları (İbrahim oğulları yada ibraniler değil Çünkü, vaad toprakları Ezra ve arkadaşları tarafından Mısır çıkışlı olanlara TANRI adına devredildi. Tanrı adına İbrahimoğulları ve İshakoğulları adı altında verilen sözler MÜSTAKİLLEŞTİRİLEREK sadece Mısır kökenli Yakupoğullarına bağlanmıştı / devredilmişti) iddiası ile ortalıkta gezinip kendilerine VAAD toprakları biçenler daha kim olduklarını bile bilmiyorlar.
   
  AZ BABİL SÜRGÜNÜ KAÇ YIL SÜRDÜ? 70 YIL TUTTU MU? 70 yılı TUTTURAMAMA MUCİZELERİNİN işlendiği "BABİL SÜRGÜNÜ " sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Yakupoğullarından gösterdikleri ON İKİ kabileden ONUNUN kayıp olduğu zaten biliniyor ve bu durumu kendileride kabul etmiş durumda. Ünlü inanç bilim adamları /  önderleri Yahudi RABİ AKİVA'DA, ON KABİLENİN kayıp olduğunu kabul etmiş  ve asla bulunamayacaklarını da söylemiş. YOK OLMAK YOK OLMAKTIR dercesine bu görüşü ortaya koymuş Yakupoğulları diye kolundan tutulup getirilenlere bakınca Rabi Akiva'nın doğru bir saptama yaptığı görülüyor

Geride kalan sadece Levi'ler ve Yahuda kabileleri var."Biri bir değerinin içinde asimile oldu, VAR SAYILIRLAR" kabilinden ortaya koyulan görüşlerle, yapılan kabile sayısı tututurma çalışmalarıda, "Yakupoğullarıyız" tezlerini yaşatabilmek için ortaya attıkları kılıflardan ibarettir.
 
Zaten hiç kimse kayıp olan kabileler için "BUHAR OLUP UÇTULAR" demiyorki; "ismen Tarih sahnesinden silindiler" diyor. Başka uluslar içinde asimile olmuş olabilirler. Sonuçta asimile olmakta YOK olmaktır. Kabile isimleri artık insanlar tarafından taşınmıyorsa o boyların varlığından söz edilebilir mi? O na bakılırsa yüm insanlar Hz. Adem ve Hz. Nuh, Hz. Nuh ile kurtulanlardan üreme. Bu durumda onların mantığıyla bakıldığında yeryüzünde hiç bir ırk, millet ayrımı olmamalı.

Boy isimleriyle anılma safhasını geçmiş, o adres tanımlama isimlerinden kopmuş olanların kimlikleri artık içinde eridikleri topluma aittir. Kimliklerini, köklerini kaybetmiş olanları yani asimile olmuş olanları, hala vaade taraf göstermek mümkün mü? Eğer öyle birşey varsa, neden isimler üzerine adresledikleri vaadlerin arkasına sığınıyorlar. Eğer genelleme olsaydı VAADLER ırka boya isme göre yapılmaz, İMANA göre yapılırdı. Tıpkı Müslümanlıkta olduğu gibi.

Özetle; arkasına sığındıkları VAAD dedikleri kalkanın saçmalığı VAAD verenin, VAADDE bulunduklarını koruyamamasından belli. Kabilelri koruyamayan VAADLERİ nasıl yerine getirir. "SÖZ ALDIK" dediklerinin, varsayımsal olarak TOPRAKLARI elde edecek olanağa sahip olabileceği kabul edilmiş olsa bile, ON İKİ KABİLEDEN yok olanlar varsa bu durumda ON İKİ kabileye bulunduğu VAADİNİ yerine getirmiş olabilir mi? Tanrısal güce sahip olsaydı önce ON İKİ kabileyi korumanın yollarını açardı.

oğulları diye bir kavram olabilir mi? Gerçekten TANRISAL BİR söz bir vaadleri olmuş olsaydı, o kabileler yok olmaz VAAD topraklarında yerlerini alırlardı diyor. "ALLAH" söz vermiş olsa yani "DİLEMİŞ" olsa / "OL" demiş olsa, bunlardaki gibi yol kazalarıyla ON İKİ kabilenin 'ONUNUN kaybolması söz konusu olabilir mi? (Tanrı kavramının içini boşalta boşalta 12 kabilesini koruyamayan ve nerelerde olduğunu bile bilmeyene TANRI diyorlar. Var olanı bile korumayı organize edemeyen varlığa / kuvvete / olguya / Varlığa / Zihniyete Tanrı kıvamında bağlandıklarını söyleyip insanlarada KURTULUŞUNUZ yakın diyorlar).

Önce Asurluların M.Ö.720 yılında, sonra BABİL'lilerin M.Ö. 598 yılında üzerlerine çökmesini bu kadar çok kayıpla kapatanlar yani, Yakup oğulluluklarının  yüzde SEKSENİNİ kaybedenler, hangi geçmişleri kendilerine biçipte "bizler seçilmişiz bu topraklarda bizim SOY ATAMIZA bağışlanmıştı" diye ortalıkta arzı endam ediyorlar? Vaad topraklarını almaya, Yakup oğullarından (BABİL katkılı) Yahudalar ve Levililer olarak bizler mi geldik diyorlar?

Sağı-solu yıkma yerine, EDİNİLEN HANGİ TANRI söz verdiyse o kapıya gidip, dertlerini ÇULLARA BÜRÜNEREK, üstlerini başlarını yırtarak anlatmalılar. Tabii ki seslerini duyurabilirlerse. Kalpleri, yürekleri NASIR tutumuş, kabuk bağlamış olanlar KULAKLARINDAKİ ağırlıkları, gözlerindeki perdeleri kaldırmış olsa bile; Göğüslerinde beslediklerinin sesinden dolayı söylenenleri anlayamazlar.
   
   AHİTLEŞME
   
  İbrahim'e üzerine basa basa "SANA ve SOYUNA" denirken nasıl oluyorsa oluyor, vaad birden bire İbrahim soyuna hak olarak verilmişken, İSHAK SOYUNA çevriliyor. Babaya söylenen vaadden İKİ OĞULDAN sadece BİRİ sebeplenecekse, artık O VAAD İbrahimoğullarına değil, İBRAHİM oğlu İSHAKOĞULLARINA adreslenmiş demektir.

İbrahim'e "SOYUNDAN birçok ULUSLAR DOĞACAK ve ANTLAŞMAMI ONLARLA SONSUZA DEK SÜRDÜRECEĞİM" tarzındaki ifadeleri ile de, aslında VAADE İbrahim'in tüm oğullarının DAHİL olduğunu doğruluyorlar.

SADECE İSRAİL KRALLIĞI denmiyor, DOĞACAK ULUSLAR deniliyor. Oysa VAADE taraf gösterdiklerinin o tarihten bu tarihe kadar yani 4000 sene içinde oluşturabildikleri SADECE YAHUDİ ULUSU var. (Kurabildikleri devletinde 2.sindeler) Daha vaadin 13. senesinde İSHAK DOĞMADAN havadan sudan tanrı sohbetlerinden birinde, İSMAİL'in dışlandığını bildiriveriyorlar.

Yaratılış.......17:18 Sonra Tanrıya, ‹‹KEŞKE İSMAİLİ MİRASÇIM KABUL ETSEYDİN!›› dedi.
Yaratılış.......17:21 Ancak ANTLAŞMAMI gelecek yıl bu zaman Saranın doğuracağı OĞLUN İSHAKLA sürdüreceğim.››
Yaratılış.......17:22 TANRI İbrahimle konuşmasını bitirince ONDAN AYRILIP YUKARI ÇEKİLDİ.

Kitapları yazanlar İsmail'i dışlama bildirimleri gibi ifadelerle vaadi ait olduklarını söyledikleri gruba doğru yönlendirmeye başlıyorlar. Bir hamle ile İbrahim soyunun yarısı devre dışı bırakılarak diğer yok etme operasyonlarına / etaplarına doğru yelken açılmıştır
   
  kayıp kabile
   
  YAKUPOĞULLARI 
   
  Bu silinmeyi sadece VAAT TOPRAKLARI komedisine gülenler değil, Yahudilerin kendileride kabul ediyor. Kronolojideki ÖZELLEŞTİRMELERİ nedeniyle, tarihler arasında farklarda olsa 10 kabilenin TAMAMEN yok olduğunu, YAHUDİLERDE kabul etmiş durumda. 2700 yıldır varlıklarından haberdar olmadıklarının izlerini oralarda buralarda MİKROSKOPLARLA aramak, ÇARESİZLİKLERİNİN boyutunu göstermektedir.

Aşağıdaki durumdan bi-haber ifade, Tanrı VAADİ diyerek kutsal kitaplarına soktukları sözlerin, ATALARI tarafından yazıldığının ispatıdır. Tanrı söz verirde 10 KABİLEYİ KAYBEDER mi? Asur istilası ile Babil sürgününün sonuna kadar  bol miktarda görünümler verip durum yönlendirmesi yapan Tanrıları, kabileler kayıp olsaydı yerlerinide bildirmez miydi? Yok olmuş KABİLELERE Kuzey Krallığında yaşıyor muamelesi yapar mıydı? 

Sürgün bitmine 20-30 yıl kala (M.Ö.598-25=573) yani KULUM KOREŞ'i 12 kabileyi kurtarması için harekete geçirdim dediği yıllardan (M.Ö.550) hemen önce Tanrı olarak sunulandan görünümler alan Hezekiel, TANRININ 12 KABİLEYİ nasıl bir araya getireceğini BİZZAT kendisine GÖRÜNÜMLER eşliğinde bildirdiğini "HER HARFİ TANRIDAN" dedikleri kitaplarından iletiyor. Oysa Kabileler kaybolalı (görünüme kadar) 140-150 sene olmuş.

Levililerin Yahudiler içinde hep seçkin olmasını, her boy içinde söz sahibi olamasını sağlamak için her kabile içinde özerk toprak sahibi yapabilmek için ve kutsal kabile sayısı On iki oymağı tamamlayabilmek için Yusuf boyunu iki oymak kabul ediyorlar. Bu durumda Ülke vaad edildiği gibi 12 oymağa değil 12 bölgeye bölünmüş oluyor. Sonrada eşit dağılımdan ve TANRI olarak sunulanın Yakupoğullarının 12 boyuna olan vaadinden bahsediyorlar. BU bölüştürme ile ortaya 13 OYMAK çıkıyor. 12 toprak parçası üzerinde yaşayan 13 kabile oluyor. KAYIP 13. kabile bu mu?

Hezekiel.....47:13 Egemen RAB şöyle diyor: ‹‹Ülkeyi mülk olarak İsrailin ON İKİ oymağına böleceğiniz sınırlar şöyle olacak: Yusufa İKİ PAY düşecek.
Hezekiel.....47:14 Ülkeyi ON İKİ OYMAK arasında EŞİT olarak paylaşacaksınız. Ülkeyi atalarınıza vereceğime ANT içtim. Bu ülke size mülk olarak verilecek.

Hezekiel'in bu görünümlerinden yaklaşık 30 yıl sonra, KOREŞ'i harekete geçirdim dediği sürgün dönüş yapanların listesini sunan Ezra ve Nehemya bu kayıp kabilelerden hiç söz etmiyor. Köle ve Yahudiler bile ayrı tasnif edenler, beraberinde getirdikleri KONUŞMAYAN HAYVANLAR yada DİLSİZ GOYİMLER OLAN deve at katır sayısını verenler kayıp kabilelerden esinti bulsalardı, mutlaka listelerine eklerlerdi. Tabii ki "biz Yahudi kabilesiyiz" diye kendilerini tanıtanlardan değillerse. Üç kabile ismi veriyorlar Levililer, Bünyamin+Yahuda kabileleri ve bide orada oluşturdukları KAHİNLER sınıfı. LEVİ soyu Harun'dan başlayan KOHENLER. Yakupoğlu Levileri 2. dereceye iten KAHİNLER.
   
  BABİL SÜRGÜN DÖNÜŞÜ
   
  Yoksa, Yahudilerin bile itibar etmediği 70 yıl kehanetini yapan yada yaptı denilen Yeremya, kendi ifadesindeki gibi, bir takım şeyleri GÖRDÜM ZANNEDİPTE kitaplara (Katibi EZRA'nın hocası Baruk'a) yazdırmış olmasın.

Yeremya..........23:16 Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹‹Size PEYGAMBERLİK eden PEYGAMBERLERİN Dediklerine KULAK ASMAYIN, Onlar sizi ALDATIYOR. RABbin AĞZINDAN ÇIKANLARI  değil, kendi HAYAL ETTİKLERİ GÖRÜMLERİ ANLATIYORLAR. 
   
  İSRAİLOĞULLARI 
   
  Kitaplarının Tanrısal olmadığını ilahi bir bağlantısının olmadığını vurguladıkları bir ifade daha. "Her harfi Tanrıdan" derlerken yani; kitaplarının doğru olduğunu, yanılmaz olduğunu çelişkisiz olduğunu sandırırlarken, HER HARFİ TANRI olarak verilen asıl adresin, kimler olduğu ortada değil mi? Yeminde etseler, Lanetleride yüklenseler başları ağrımaz. Her harfi Tanrıdan dedikleri adresler, onların TANRI dediği yada o konumda gördükleri / gösterdikleri adresler.

Yeremya.......36:32 Bunun üzerine Yeremya başka bir tomar alıp Neriya oğlu Yazman Baruk'a verdi. Yahuda Kralı Yehoyakim'in ateşe atıp yaktığı tomardaki bütün sözleri BARUK  YERAMYA'nın AĞZINDAN tomara yazdı. BU SÖZLERE, BENZER BİRÇOK SÖZ DAHA EKLEDİ.  

Hayalleri ayakta tutabilmek, umutları yeşillendirmek, takipcilerine gaz vermek için KAYIP tanımlaması yapılıyor. Kayıp deniliyor ki, "BULDUKTA" diyebilsinler. ON KABİLENİN kaybı söz konusu olsaydı, başka bir deyişle eğer yok edilmeselerdi, Babil'e yani aynı topraklara birkaç yüzyıl sonra sürgüne gitmiş olanlar, onlarla bir şekilde  karşılaşırdı.  Üreyen, yani sürekli çoğalma içinde olan bir topluluk  (Mısır'da 70 kişiden 210 yılda 3 milyon kişiye ulaşmış bir soy var ortada. Çoğalma için 12'li sistemi benimsemiş bir kabileler topluluğu, kayboldu denilenler) YOK EDİLMEDİLERSE kaybolabilir mi? 

Yakupoğulları devrinin sadece Mısır yaşamı ile Asur istilası arasında olduğunu, Asur istilasıyla 10 kabilenin yok durumuna düştüğünü, en hızlı "VAAT TOPRAĞI avcılarıda" kabul etmiş durumda. Yahudiler, bu durumu Hahambaşılığın yönettiği, Yahudi Cemaatini ve Yahudiliği temsil eden (YAHUDİLİK EĞİTİMİNİN verildiği)  Sevivon sitesinde şöyle ifade ediyorlar 
   
  AZ İSMİNİ TOPAÇTAN (FIRDÖNDEN) alan, YAHUDİLERE, İYİ YAHUDİ NASIL olunuru / YAHUDİLİK ZİHNİYETİNİ öğreten "SEVİVON" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  MISIRDAN ÇIKIŞ 
   
  Yakupoğulları, gelecekleriyle ilgili aşağıdaki VAAD ve MÜJDE içeren Tanrı sözünü hiç kullanmadıkları gibi, bundan sonrada hiç kullanamayacaklar. 2700 sene önce VAATTE bulunduklarını yol kazasına kurban veren ama kaybettiklerinin farkında olmayan yada hiçbirşey olmamış havası estirip, durumu idare etmek etmek isteyenin ağzından sarfedilen bu söz HİÇ KULLANILMAMIŞ olmalı. Tıpkı bundan sonrada HİÇ KULLANILMAYACAĞI gibi.

Sırf;  Babil Tanrılarına meyli olan, Nabukadnessar tarafına provakatörlük yapanların Yahuda halkını (Yakupoğullarından geriye kalan Yahuda kabilesi ve Levilerin ilk sürgünden geri kalan 1/10-11'i. Diğerleri 10 kabile içine dağıldığından onlarla birlikte yok olmuşlar) kurbanlık seçmesinden ibaret. kandırma çalışmaları sırasında sarfettikleri sözlerden ibaret. İFADEYE; sanki, Asur sürgünüyle farklı ülkelere dağıtılmış olanlar (10 kabile + Leviler) İsrail'in Tanrısı tarafından GERİ GETİRİLMİŞTE,  Kuzey Krallığında mutluluk içinde yaşıyorlarmış havası verilmiş. Oysa ne gelen var nede onları geri getirebilecek olan.

Tamamen YALAN üzerine kurulmuş, olup biten olayları Yakup'un Tanrısına / İsrail'in Tanrısına bağlamak isteyenlerin kurdukları cümlelerden bir tanesi. "Herşey normale döndü, bizlerde burada olduğumuza göre  hayallere davam etmeliyiz" türünden çıkarımlara yol açan söz.  Nabukadnessar'a çalışanların sözlerine, Tanrısal hava verme gayretlerini ortaya koyan söz.
 
Yeremya.........23:8 ‹‹Bunun yerine, ‹İSRAİL SOYUNU KUZEY ÜLKESİNDEN ve sürdüğü bütün öbür ÜLKELERDEN GERİ GETİREN RABbin varlığı hakkı için› DİYECEKLER. Böylece KENDİ TOPRAKLARINDA YAŞAYACAKLAR.››
   
  Yakupoğullarını tamamlamak yada var göstermekteki asıl amaçları kuru-kuruya toprakları ele geçirmek etrafına çit çevirip "gireni vururuz" levhaları asmak değil. Öyle bile olsa o bölgenin insanlarıyla yine iç içe yaşamak zorundalar. Devasa büyüklükteki topraklara Tüm dünyada sayıları 16 milyon civarında olan Yahudilerle sahip çıkamayacaklarını onlarda biliyor. Elbette o yörenin ve başka bölgenin insanlarıyla yaşamak zorundalar ama KENDİ TANRICILIK inançlarının hüküm sürdüğü bir ortamda. Diğer katılımcılar, onların egemenliği altında sınıfsal farklılık içinde yaşayacaklar.

Öyle bir yaşanan bir süreç olmalı ki, Tanah yorumcularından Rashi / Raşi'nin,".....Fakat günlerin sonunda, ASLAN KUZUYLA birlikte yaşadığında, biz biraraya geliriz. O zaman YAHUDİLER EN ÜSTTE OLACAK....." çıkarımı gerçekleştirebilsin. Kitaplarındaki hayellerini süsleyen VAAD'i canlı olarak yaşabilsinler.

Yeşaya......2:3 Birçok halk gelecek, ‹‹Haydi, RABbin Dağına, YAKUPUN TANRISININ Tapınağına çıkalım›› diyecekler, ‹‹O bize kendi yolunu öğretsin, Biz de Onun yolundan gidelim.›› Çünkü yasa Siyondan, RABbin sözü Yeruşalimden çıkacak.
   
  YARATILIŞ 6000 YIL 
   
  Bırakın  TEVHİD İNANCI olmadan. Tevhid inancının olduğu bir yerde kutsal Kudüslerini kurup bizlerin Ahiret yaşamı dediğimiz anlamda güç yetirilemez saltanatı nasıl sürebilirler?
Tevhid inancının olduğu yerde Putperes inançlar hüküm sürebilir mi?
Putpers inançlara sahip olanlar kendilerinin tekamüle ermiş olarak kabul edebilirler mi?
Tekamül piramiti içinde TEVHİD İNANCI varken tamamlanmış olabilir mi?
Gören gözün sahibi ittifak Tanrılarının sembolü Horus'a ulaşmış olabilirler mi?
Tevhid inancı varken güç yetirilemez saltanatlarını sürdürebilme olanakları varsa bu ortalığı ateşe verme neden olsun? 
Babil sürgünlerinin 25. yılında Hezekiel'e tarifi verilen ve Yakupoğullarına VAAD edilen daha doğrusu vaad tekrarlaması yapılan kentte Tevhid inancının varlığı kabul edilebilir mi?
Dik yamaçlı yokuşlara sardırılmış olanların içinde Tevhid inancına sahip olanlar olabilir mi?
Eğer Tevhid inancına sahip olsalar, 19. katına (1776+19*13=2023'e) az kalmış olan, cehennem kapısına açılan Horus Piramitinin SARP yokuşlarında ne işleri olabilir.
Hedefledikleri Lusifer İmparatorluğunun tesisine ve kendilerinin  tekamüllerine az süreleri kalmış düşünenler kendilerine engel teşkil edecek, Tevhid inancının içlerinde YAŞIYOR olmasını isterler mi?
  PARADAKİ HORUS 
   
  LUSİFER 
   
  BUSH VE LUSİFER 
   
  OPUS DEI ve ORTODOKS 
   
  AZ TANRI diye CİN'lerle kurdukları ittifaklara İNSANLARI taptıranların, TANRININ OĞLU inançları olabilir mi? "KUZU KİM & KÖPECİK KİM" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Hezekiel'le yenilenen ve ARAVA vadisinde boyutlarıda verilen kentlerine kavuşabilmek için, yani Dünya'yı kendi TEK TANRILIK inancına KEHANET GEÇEKLEŞMESİ GÖRÜNTÜSÜ latındaİ teslim edebilmek için var güçleriyle çalıştıkları hazırlıklıklarını sürdürdükleri görülüyor. Ezra ve arkadaşlarının son vaadine göre şekillenen çalışmalar, elbette tüm Yakupoğullarını var kabul eden bir ifadeye göre yapılıyor. Canlı-kanlı olarak bulamasalar bile, ANITSAL olarak ON İKİ kabileyi sembolize etmeye çalıştıkları ARAVA bölgesi bu çalışmaların odağını oluşturuyor gibi.

Hezekiel.........47:8 Bana şöyle dedi: ‹‹Bu sular doğu bölgesine doğru akıyor, oradan ARAVA  Vadisine, sonra Lut Gölüne dökülüyor. Göle dökülünce oradaki sular tatlı suya dönüşecek.
Hezekiel.........47:14 Ülkeyi on iki oymak arasında eşit olarak paylaşacaksınız. Ülkeyi atalarınıza vereceğime ant içtim. Bu ülke size mülk olarak verilecek.
Yasa Kitabı.....4:49 Pisga Dağı'nın eteğindeki ARAVA GÖLÜNE'ne dek uzanan, Şeria Irmağı'nın doğu yakasındaki bütün ARAVA'yı kapsıyordu.

Dünya'nın her yerini sembollerle doldurup, ancak AHİTsandığı gibi, DAVİD yıldızı gibi, YEDİ KOLLU şamdan gibi sembollerle hareket sahasını saptayabilen, varlıklarına işaretlemeler yapıyorlar. Uzaydan görünen Heykeller (sanki bakmasını bilen için bakma olanağı olan için görünmeyen birşey varmış gibi) olarak takdim edilen bu heykeller Dünyanın DAĞ-BUCAK demeden her yerine ama gizli finansörler eliyle yaptırılmakta.
   
  AVARA KONSİLİ 
   
  UZAY HEYKELLERİ 
   
  AZ DÜNYA'nın MUHTELİF YERLERİNE YAPILAN ve UZAY HEYKELLERİ'nin İNCELENDİĞİ "KUTSAYAN UZAY HEYKELLERİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Asıl amaçları; Tevhid imanının hüküm sürdüğü ve kurtuluş hayallerinin önünde en büyük engel olarak gördükleri Peygamberler bölgesinde, 'TEK TANRICILIK' dedikleri kendi PUTPERES İNANÇLARINI egemen kılabilmek. Tanrıların Tanrısı dedikleri YAKUP'un TANRISI / İSRAİL'in TANRISI (Yakup=İsrail) olarak isimlendirdikleri, Yahve rumuzlu, EDİNİLMİŞ TANRILARINI (kaçıncı göbekten varisidir bilinmez) işaret ederek bölgenin hakimi olabilmek. Kapılarından secde etmedikleri için giremedikleri İman bölgesine, "ALLAH'a" rağmen girebilmek. Kapılarından secde etmedikleri için döndükleri İman bölgesine "ALLAH'a" rağmen girmeyi binlerce yıldır hedefleri haline getirmiş olanlar elbette o bölgede Tevhid inancını bırakmak istemezler. Kendileri FİZİKEN girebilmelerinin önce İNANÇ olarak girmelerine bağlı olduğunu bilenler, elbette önce İmanı yok etmek isiteyeceklerdir.

Çok tanrı kabulleri içinde sadece bir tanesine TAPINMAYI TEK TANRICILIK İNANCI olarak isimlendirenler, eğer İlahi esintiler taşımış olsalardı; MÜSLÜMANLIĞA Arap halklarından KAYNAKLANAN DİN DAMGASINI vuramazlardı. Dinlerin arası Diyalog çalışmalarında takındıkları SEMAVİ DİNLERİZ maskelerini de kullanmak zorunda kalmazlardı. 

Müslümanları kandırmak, kendilerine sıcak bakılmasını sağlamak, İMANI yok edebilmek adına her yolu deniyorlar.  DİNLERİN rası DİYALOGTA bu tür organizasyonlardan. O organizasyonlara PUTPERES olarak damgaladıklarıyla (sadece onlarınki Tanrıların Tanrısı)  katılıpta, Tanrılarına olan inancı hiçe sayarak, "hepimiz semavi dinleriz" maskeleri takınanların, bizlerin anladığı manada TEK İLAH İMANI olabilir mi?  Yalandan yerede olsa Putpereslere gidip "aynı Tanrıya inanıyoruz" denilebilir mi? Putpereslere aynı Tanrıya inanıyoruz demek DİNDEN ÇIKMAKTIR.
   
  HARRAN SIRAT 
   
  Ellerinde inanç sistemlerinde çok Tanrı olmalı ki, GECELERİ BİZ ASLINDA ONLARLA ALAY EDİYORDUK" diyebilecekleri TANRILARI olmalı ki, bu kadar rahat maskeler takınabiliyorlar. Bizim İMANIMIZDA o MASKELEMELERİ yapanların, İNANMADIĞI halde inanıyormuş gibi yapanların, herkezle herkezmiş gibi gözükenlerin  ORTAK ADI MÜNAFIK.

Gönüllerine BUZAĞI suyunu içtiklerini kitaplarından duyuranların, PUT yapımcılığını EZRA'nın soy dedesi HARUN'a gurula montajlayanların, (atfedenlerin) elbette göğüslerinde BESLEDİKLERİ BUZAĞIDAN başkasına tapmaları beklenemez.

Mısırdan Çıkış....32:20 Yaptıkları BUZAĞIYI alıp YAKTI, TOZ HALİNE gelinceye kadar EZDİ, sonra SUYA SERPEREK İSRAİLLİLERE İÇİRDİ

TANRININ OĞULLARI ve ŞEYTANLA toplantılar yapan TANRI inancının olduğu yerde TANRI SAYISININ önemi olabilir mi? ŞEYTANIN KOVULMA ŞÖYLE DURSUN (şeytanın suçunu yılana yıkıp onu kovdular ya! Ayakları üzerinde yürüyen yılana sürünme cezası yazdılar ya!) mükafatlandırılarak, İLAHİ KATTA gezdirildiğini kabul eden İNANÇ siteminde ki,
   
  AZ ADEM'in MEYVASI, YILANIN YANILMAZLIĞI, TANRININ YALANCILIĞI KONULARININ İŞLENDİĞİ "TANRININ BAHÇESİ " sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  AZ YAHVE KERUV'ları YAKTI mı?, KOVDU mu? yoksa; TAHTINI KERUV'arın ARASINA mı KURDU? örnekleri için "KERUV & ŞEYTAN" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  AZ YAHUDİLERE ait olan yada YAHUDİLERE HAS KILINAN bir takım ŞABLON KABULLERİ ÖZÜMSEME "YAHUDİLİK ZİHNİYETİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  KAÇ TANRILARI OLABİLECEĞİ TAHMİNİNE YARDIMCI OLACAK BİR-KAÇ ÖRNEK.

2 Tarihler ............2:5 "Yapacağım tapınak büyük olacak. Çünkü TANRIMIZ BÜTÜN TANRILARDAN BÜYÜKTÜR.
Yasa Kitabı.......10:17 Çünkü Tanrınız RAB, TANRILARIN TANRISI, RABLERİN RABBİDİR. O kimseyi kayırmayan, RÜŞVET ALMAYAN, ulu, güçlü, heybetli Tanrıdır.
Yeşu.................22:22 ‹‹TANRILARIN TANRISI RAB, TANRILARIN TANRISI RAB her şeyi biliyor; İSRAİLde bilecek. Eğer yaptığımızı, ...........
Daniel...............11:36 ‹‹Kral dilediği gibi davranacak. Kendini BÜTÜN TANRILARDAN, daha yüce gösterecek, TANRILARIN TANRISINA karşı duyulmamış sözler......
Daniel................2:47 Daniele, ‹‹Madem bu gizi açıklayabildin, Tanrın gerçekten TANRILARIN TANRISI, kralların Efendisi›› dedi, ‹‹Gizleri açan Odur.››

Elbette inanç ikizleri, Zihniyet paylaşımcıları, ESKİ AHİT'i "HER HARFİ TANRIDAN" diye kabul etmiş olan Hıristiyanlarda da, BABA TANRI'yı, OĞUL TANRI'yı ve sayısının kaç tane olduğu belli olmayan KUTSAL RUH'u (her mezhep bizimle diyor), kitabını alıp kendisini dışladıkları YAHVE'yi bir kenara bıraksanız bile TANRI sayısı OLDUKCA FAZLA.

Esinleme...........17:14 Kuzu'ya karşı savaşacaklar, ama Kuzu onları yenecektir. Çünkü Kuzu, RABLERİN RABBİ, KRALLARIN KRALI'dır. ..............
1 Timoteos.........6:15-16 Mübarek ve tek Hükümdar, KRALLARIN KRALI, RABLERİN RABBİ, ölümsüzlüğün tek sahibi, yaklaşılmaz ışıkta yaşayan, ...............
Esinleme..........19:16 Kaftanı ve kalçası üzerinde şu ad yazılıydı: `KRALLARIN KRALI ve RABLERİN RABBİ'

Adem'i de Tanrının oğlu / SON OF GOD olarak kabul edenler için İSA tanrının oğludur  / SON OF GOD demek çok kolay olmuş olmalı. İnançlarında var olan SONS OF GOD / Tanrının oğulları inanışları İSA ile TAPINMALARINA resmen girmiş. Adem'i bile yaratılan değil, TANRI OĞLU olarak görenlerin TANRI SAYISI nekadadır  tahmin etmek zor. Onlarda bu konuda zorlanmış olmalılar ki bir kısmını ölümlü ilan etmişler.

Luka 3:38 Enoş oğlu, Şit oğlu, Âdem oğlu, TANRI OĞLUYDU.
English Standard Version (©2001)
Luke...3:38 the son of Enos, the son of Seth, the son of Adam, the SON OF GOD.

İSA oğul TANRIYIDA aralarından seçtikleri anlaşılan, bedenlenip İnsanlarla da evlenebilen TANRININ OĞULLARINA bir örnek..

İngilizce BASKILI  Eski Ahit kitabında TANRININ OĞULLARI
Job / Eyüp.........1:6 Now it fell upon a day, that the SONS OF GOD came to present themselves before the LORD, and SATAN came also among them.
Eyüp / Job.........1:6  Bir gün TANRININ OĞULLARI RABbin HUZURUNA ÇIKMAK için geldiklerinde, ŞEYTAN da ONLARLA GELDİ.
Türkçe BASKILI  Eski Ahit kitabında İLAHİ VARLIKLAR
Eyüp.................1:6 Bir gün İLAHİ VARLIKLAR RABbin HUZURUNA ÇIKMAK için geldiklerinde, ŞEYTAN da ONLARLA GELDİ.

Tanrı olarak edindiklerinin OĞULLARI olduğu gibi, hep birlikte ŞEYTANLA toplantılar yapıyorlar. Mutlaka Toplantı sonrası kokteyler düzenleyip eğlencelerde yapıyorlardır.

Mezburlar/Zebur...2:4 GÖKLERDE OTURAN RAB GÜLÜYOR, Onlarla EĞLENİYOR.

Bu tanılamaları yapan ifadeler çerçevesi içinde; Tanrı olarak işaret ettikleri ne olabilir? Eğlenen Tanrı, elbette OĞULLARINDAN  birine bile ilgi gösterilmesini kıskanır.
Tanrı olarak edindiklerinin bu toplantıları sadece OĞULLARI ve ŞEYTANLA yapmakla yetinmeyip BAŞKA TANRILARLADA TOPLANTILAR yaptığı, yine "her harfi Tanrıdan" dedikleri kitaplarında TANRI anlatımıyla yer alıyor.

Saçmaladıklarının farkında olmalılar ki TANRILAR arası koordinasyon toplantıları ile KENDİ EDİNDİKLERİ TANRILARINA herşeye egemen rolü vermişler. Yani; çok Tanrı var ama kontrol bizim Tanrıda havası estirmişler. Sanki onu-bunu-şunu Tanrı edinipte "benim Tanrım hergün dayak yiyor" diyen varmış gibi. Kirpide yavrusunu "PAMUĞUM" diye severmiş. Kim "yoğurdum ekşi" der.
Zebur……82:1 TANRI YERİNİ ALDI TANRISAL KURULDA, Yargısını açıklıyor İLAHLARIN ORTASINDA:
Zebur……82:2 ‹‹Ne zamana dek haksız karar verecek, Kötüleri kayıracaksınız? --iSela
Zebur……82:3 Zayıfın, öksüzün davasını savunun, Mazlumun, yoksulun hakkını arayın.
Zebur……82:4 Zayıfı, düşkünü kurtarın, Onları kötülerin elinden özgür kılın.››
Zebur……82:5 Bilmiyor, anlamıyorlar, Karanlıkta dolaşıyorlar. Yeryüzünün temelleri sarsılıyor.
Zebur……82:6 ‹‹ ‹SİZ İLAHLARSINIZ› DİYORUM, ‹YÜCELER YÜCESİNİN OĞULLARISINIZ HEPİNİZ
Zebur……82:7 Yine de İNSANLAR GİBİ ÖLECEKSİNİZ, Sıradan bir önder gibi düşeceksiniz!››

Cinlerle irtibatta olan İnsanları Tanrısallaştırdıklarına göre, CİN'leride Tanrısallaştırmış olmaları işin ilk etabı değil miydi?. Zaten Taptıklarıda onların arasından seçip İttifak kurdukları değil mi? Çok Tanrı inancıda, GÖKSEL EGEMENLİK savaşlarıda, "Yeryüzünde olan olayların hepsi Göklerde de oluyor" demeleride, CİNLERİN bir kısmını iyi-kötü Melek, bir kısmını aziz-evliya, bir kısmını ulular, bir kısmını iyi-kötü Ruhlar, bir kısmınıda TANRI ilan etmelerinden kaynaklanmıyor mu?

Çok Tanrıcılık sistemi içinde  ittifak halinde olduklarına tapanların, (Taptıkları ittifaklarla oluşturdukları Zihniyet. Elbette dini disiplin gereği bir isme örneğin YAKUP'un TANRISI adı altında tapınmalarını yapıyorlar. Elbette, Yahve rumuzlu İSRAİL'in tanrısı ismini kullanarak)  yollarında ilerleyerek tekamül Piramitini tamamlayabilmeleri  için, senaryoları gereği  ON İKİ  kabile tamamlamaları gerekiyor. (kim soracaksa; İki kabile burdasınızda, geri kalan 10 kabileniz nerede diye sorulabilir)

BAZI ŞEYLERİ EDİNİLMİŞ TANRI OLGUSUNA BIRAKILMAYACAK KADAR ÖNEMLİ olduğunu, TAPTIKLARININ 10 kabileyi KAYBETMESİNDEN dolayı bilenler, "Bizim kayıp kabilelerimiz" diye Çin'den, Habeşistana kadar olan yerlerden insanlar topluyorlar.

"Onun gözü, bunun sözü, şunun özü, onların DNA'sı, bunların atası, şunların tapınması ayrıca birde bizlerin kabile ihtiyacı" diye, renkleri tutsada tutmasada, dilleri uysada uymasada, sırf "BİZ Yakupoğullarıyız" diyebilmek için çalışıyorlar. "Sağdanda saysanın 12 kabileyiz, soldanda saysanız 12 kabileyiz diyebilmek için, kendilerine yakın, tevhid inancına uzak, köklerinde belirsizlik olanları topluyorlar.

Örneğin 1984 yılında Musa Operasyonu (Operation Moses), 1991'de Süleyman operasyonu (Operation Solomon)  adı altında Etopya'dan SİYAHİ bir Falaşlar,  İsrail'e "DAN" kabilesi diye getirilmiş.  Falaşalar, bugün İsrail'in Filistinlilere yönelik kullandığı  acımasız askerleri olarak nitelendirilmektedirler.

Herşey hayallerindeki gibi (gerçek) olsa bile; Kabilesi ortalıkta kalmamışın VAADİ mi olur? Kabileleri ortada olmayan Toprağın DAVASI mı olur?
   
  12 KABİLE FALAŞALAR 
   
  İSRAİL SOYU 
   
  Bu konuda komiklik yapıldığı zannedilebilir. Yukarıdaki örneklemeler Yahudilerin yaptığı araştırmalar sonucunda YAKUPOĞULLARI olasılık listelerine dahil edilmiş örnekler. FALAŞALARI (Yaban manasına geliyormuş) Yakupoğulları olarak içlerine alıp on iki kabileyi tamamlama yolunda aldıklara yola sevinenler, ÇİN kökenli, Hint kökenli YAKUP oğullarınıda bulup getirebilirler.  Edindikleri Tanrılarının yapamadığı bu önemli iş yerine getirmiş olurlar. (Sonra VAAT topraklarına türlü desiseler, entrikalar lider sarhoş etmeleri ile oluşturdukları ortamın arkasından TANKLARIYLA girip TANRI VAADİNİ yerine getirdi diye nutuklar atarlar. Bu durumda TANRI KİM/ KİMLER oluyor?) .İşlerini göresiye kadar, kehanet tamam gözükesiye kadar durumu idare edip giderler. İş bittikten sonra, bir Tanrı emri yorumuyla AMALEK-MAMALEK ilan edip, KÖTÜ DÜRTÜLERİNDEN kurtuluverirler.

12. Yüzyılda Yahudi seyyah Tudela’lı Benjamin kayıp 10 kabilenin Arabistan ve Pers topraklarında yaşadıklarını iddia etmiş.
1650 yılında ise Amsterdam’lı Rabbi Manasseh Ben İsrael "İsrael’in Umudu" adlı kitabında bu kabilelerin Güney Amerika’da keşfedildiklerinden söz etmiş.
   
  Görüldüğü  gibi Dünyanın her tarfından kendilerinden izler taşıdığını kabul ettikleri (yada öyle söyledikleri) kökleri belli olmayan her ırktan (Sarı, zenci, beyaz farketmiyor yeterki TEVHİD inancına sahip olmasın) insan gruplarını YAKUPOĞULLARI diye gerekirse Uçaklarla taşıyorlar. Düştükleri acizliğe rağmen PARAYI BASTIRIP DÜNYADA DÜDÜKLERİNİ ÖTTÜRÜYORLAR.
Soylarını Yakupoğulları olarak oralarda-buralarda arayanların, YAKUP OĞULLARI olarak  Babil kaynaklı çoğalarak  OLMA OLASILIKLARI ne olabilir? Belki; İbrahimoğlu soyundan, Sami ırkından  olabilirler yada  o köklerden beslenmiş olabilirler ama  Yakupoğlu maskelesiyle işi kotarmaya çalıştıkları gün gibi ortada.

"BEN BENİM" diyeni, TANRI İLAN EDENLER "ELBETTE BİZ OYUZ" diye ORTAYA ÇIKANLAR olur.

Helaklar sonucu yok olan 10 kabileyi (Esasında 12 kabilenin tümü, Sürgünden dönenler Yahudiliğin standartlarını koyarak döndüler ve bizle şunlardanız diyerek işi biritirdiler. Geride kalanları hem ırk hemde inanç olarak tanımadıkları gibi, tüm kitapları elden geçirip düzenlediler. Sürgüne gitmeden önce ellerinde Tora varken sürgün dönüşü kitapları nereyse Bugünkü hale gelmişti.  Üstelik birde ellerinde Babil Talmud'u adlı kitaplarıda olmuştu) bu yollarla toplanarak Yakupoğullarını, yani Pazulu tamamlayarak  VAAD topraklarına kavuşma için son hareketlerini yapmaya hazırlanıyorlar. 

Sürgünden döndük dedikleri sayı onların verdiği rakkamlarla kitaplarında bile 42.360 kişiyle sınırlı. (Mısır yaşamına 70 (-aslında 69 kişiler- kişiyle başladık 210 yılda 3 milyon kişiye ulaştık diyenlerin torunları olsalardı, onlarda binlerle gittikleri Babil'den 12'li sistemlerini uygulayarak on milyonlarla dönerlerdi) Onlarında çoğu (anne soyu Yahudilik 1. şartı haline getirildiğinden) Babil kökenli insanlardı. Yani bugün işgal ettikleri yörenin insanlarıydı. Babil kökenli insanlar esasında onların erkek açığını kapamış ve nüfuslarının çoğalmasını sağlamış gözüküyor. Kral soyuna, Kutsal Davut soyuna yamamya çalıştıkları Zerubbabil'de, Kral YehoyaKİN 17-18 yaşında hapse girdiğine göre, Kraliçeye eşlik eden BABİL'li bir babadan olmuş olmalı.

Babil sürgünüyle Anne soyunun Yahudiliğin 1. şart haline getirilmiş olması kuvvetli bir ihtimal. Çünkü; isimleri Babadan türetilen isimle olmaz anne isminin kullanıldığı tanımlamalarla yapılırdı. Yabancı kadınla evlenme yasağı Babil sürgünü sonrası Ezra ve arkadaşları tarafından, büyük ihtimalle Babil'de elde ettikleri soylarını korumak için koyuluyor. Yeruşalem'e döndüklerinde bu kuralı sıkı sıkıya uyguluyorlar ki, sürgüne gitmemiş olan (teyze-amca-dayı-hala çocukları olarak görmediler ki, kendileri çok farklı bir soy oluşturdular ki -Falaşaların zencileşmesi gibi-  geride kalmış olanlarla, hem din hemde ırk olarak ilişkilerini kesme yönünde kararlar alıp çok sert bir biçimdede uyguluyorlar) İbrani köklü insanlarla birleşmeler olmasın. Yahve’nin İbrahim, Musa ve Davut’la yaptığı ahitlerde yabancılara da yer varken, Yahve'nin kurallarınıda hiçe sayarak,Ezra ve Nehemya’nın halkla yaptığı ahitte, yabancılara hiç yer vermiyorlar. Hatta Yahudiler’le aynı Tanrı’ya inanan ve aynı kitabı kabul eden Samiriler bile, yabancılar kapsamında dışlanıyorlar. Bırakın kız almayı vermeyi Tapınaklarına sokmuyorlar.

Hatta, Aynı Tanrıya ibadet ediyoruz dedikleri halde Tapınaklarına bir taş bile koymalarına müsade etmiyorlar. Elbette İran, Babil esinlenmeli, kendilerine has Tapınaklarını yapıyorlar. Yoksa Mısır çıkışı Çölde geçen 38 yılı anlatma yerine, Tapınak tariflerini kitaplarında  bölümler boyunca en ufak detayına kadar neden yer versinler? Elbette  benimsedikleri Tapınmalara TANRI EMRİ / TANRI İSTEĞİ makyajı yapmak için yer vermişlerdir. 

Daha önce hiç olmadığı şekilde bütün yabancılar Ezra ve Nehemya döneminde, evlilik yasağı kapsamına alınmış. Oysa Yusuf Mısırlı bir kadınla evlenip soylarını (anne soy kabulünde 1. dereceden esas alındığına göre) Mısırlı yapmıştı zaten.Yabancı Kadın yasağını koyan Ezra'nın soy dedeleride büyük ihtimalle Mısırlı annelere sahipti.

Babil sürgünü sırasında hem inançları MARDUKLAŞMIŞ, hemde soyları BABİL kökenli hale gelmiştir. Bunun en iyi örneği Tanrılarının bile ZERUBBABİL'in ait olduğu soyu  ve Babasının ismini bilmemesi olarak gösterilebilir. (Yeni Ahit yazarları ve kitap denetmeni Kutsal Ruhlarına bakarsanız Zerubbabil Babil sonrası doğmuş. Oysa ismindeki Babil bile babilde doğduğu için verilmiş. Oturdukları yerden bana göre böyledir diye kitap yazanlar, Hz. İsa'yı hayatlarında görmemiş olan  cahiller bu atamalarına dayanarak İsa'nın soyuna ulaştık diyede sevinmişler) Kutsal kıldıkları Davut soyu bir kez Mısır'da birkez Babil'de yabancı erkek karışarak sürebilmiş. Konvoydaki eşeklerin sayısını veren Ezra ve arkadaşları, kutsal soyları haline getirmek istedikleri ZERUBBABİL'in baba ismini verememektedir. Ezra ve arkadaşları; Yeni Ahit'cilerce İsa'ya dayandırılan bu soyun Babil'de bittiğini, soy atalarının BABİL'li bir baba olduğunu kabul etmiş görünüyorlar.

Ezra...........2:2 Bunlar ZERUBBABİL, Yeşu, Nehemya, Seraya, Reelaya, Mordekay, Bilşan, Mispar, Bigvay, Rehum ve Baananın önderliğinde geldiler. SÜRGÜNDEN DÖNEN İsraillilerin sayıları şöyleydi:
Ezra...........2:64 Bütün halk toplam 42 360 kişiydi.
Nehemiah...7:66 Bütün halk toplam 42 360 kişiydi.
Ezra...........2:65 Ayrıca 7 337 erkek ve kadın köle, kadınlı erkekli 200 ezgici, 736 at, 245 katır, 435 deve, 6 720 eşek vardı. 
   
  AZ EZRA ve NEHEMYA'nın DÖNÜŞ çelişkili LİSTELERİNE AİT, AHİT'te TUTARSIZ  İFADELERİNİN YER ALDIĞI "SÜRGÜN LİSTELERİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  ZERUBBABİL SOYU 
   
  AZ BABİL SÜRGÜNÜNDE BİTEN ve BABİL'li BABA ile devam eden KUTSANMIŞ DAVUT SOYU "ZERUBBABİL & DAVUT & İSA" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Bu günkülerin gerçekten saf YAKUPOĞULLARI OLARAK KABULÜ yapılsa bile, (Babil katkıları yok kabulüyle) bu durumda 1/6 oranında Yakupoğullarını temsil etmiş oluyorlar. Kitaplarındaki vaad doğru olsaydı TANRILARI YAKUP OĞULLARINI bir arada tutup VAAD topraklarına sokması gerekmez miydi?

Yeşu ile vaat topraklarına TANRIMIZIN ÖNDERLİĞİNDE girdik ve toprakları paylaştık ifadelerine kitaplarında yer verenler,  aradan 500 sene sonra ON KABİLELERİNİN TAMAMEN YOK OLMASINI, edindikleri Tanrılarının engel olması gerekmez miydi? Bu durumu GÜVENİLİR TANRILARININ KENDİLERİ ile OLAN HANGİ İLİŞKİSİNE BAĞLIYORLAR Bağlanacak birşey olmadığından mıdır nedir? hiç bir ilişkiye bağlamıyorlar.  Çünkü TANRI AĞZINDAN ifadeyle sürülerini / kabileleri YOK edip dağıtanlar ÇOBANLARI / yöneticileri.
Hezekiel.....34:5 Çobanları olmadığı için dağıldılar, yabanıl hayvanlara yem oldular.
Hezekiel.....34:11 ‹‹ ‹Egemen RAB şöyle diyor: Ben kendim koyunlarımı arayıp soracağım.
Hezekiel.....34:13 Onları ulusların arasından çıkaracak, ülkelerden toplayacak, kendi yurtlarına geri getireceğim. .....

Onların mantığıyla bakıldığında, VAAD topraklarına sokan Tanrı olgusu, Yakup oğullarının 2700 SENE önce  5/6 sının tamamen yok olması karşısında hiç birşey yapamayan değil mi?
Edindikleri Tanrı kabilelerin yok olduğunu bilmiyor muydu?
Babil sürgünü sırasında Babil ve civarına gidenlerin Kuzey krallığından hiç kimseyi bulamadığını bilmiyor muydu? Görünüm verirken durumu öğrenmemiş miydi?
İran saraylarında vezirlik, sakilik, danışmanlık, Kraliçelik yapanların onların köklerine ulaşamadığını bilmiyor muydu?
İsrail Krallığının  ON KABİLESİNE ait Peygamberlerini görüntü vermek için aradığında da durumun farkına varmamış mıydı?  
Yüzlerce yıl onlardan biriyle irtibat kurup görünümler verememeside onda huylandırma oluşturmamış mıydı? (Eğer onlardan birileriyle irtibat kurduysa, kitaplarında konudan haberdar olduğunu yazardı. Ezra ve arkadaşları izin verseydi, o da durumdan haberdar olacak ve "kitaplarım" dediği metinlerde 10 kabileye dair bilgiler alacaktı

Sürgün dönüşü yapanların listelerini HER HARFİ KENDİNDEN olan kitabına yazdırırken İSRAİL KRALLIĞINA ait ON KABİLEDEN hiç kimsenin olmadığının farkınada varmamış mıydı? Tüm bu ve buna benzer aleni durumları değerlendiripte  "bu iş burada biter" demedi  ve  VAADLERİNE devam etti?  Kitapları yazan "Ezra ve rakadaşları 10 kabilenin TAMAMEN kaybolduğunu bilselerdi/açıklasalardı Tanrı olgusuda doğal olarak öğrenmiş olacaktı" denilebilir ama bu durumda da; VAAD TA! O YILLARDA bitecek ve DİN SİSTEMLERİDE doğal olarak ÇÖKECEKTİ. Müstakil Tanrı ağzından,  kendilerine has olan VAADLERİN geçersiz olması demek,  imani bir değer taşımayan sadece SECDE ETMEDEN KURTULMAYI vaad eden DİNLERİNE tabii olanların GİTMESİ demekti.
Boş sözleri VAAD olarak gösteren DİNE  tabii olanlar, kurtuluşları için DİKEY  geçişler yaparak başka kapıları çalmaya başlayacaklardı.
Umutlar gittiğinde dağılmalar sonucu hükmedebilenecek toplulukları, işte bu din diye yadıklarını dayatabilecekleri insanları olmayacaktı.
Sürgün dönüş sayısı bile bu tezi doğruluyor. Tüm vaadlere rağmen dönebildikleri kişi sayısı 40 bin civarı. Oysa orada yüzbinlerce kişiydik diyorlar. Bu rakkamlar bile Yakup oğullarından Yahuda ve Levi kabilelerinin orada asimile yoluyla yok olduğunu, sürgün dönüşü yapanların KURDUĞU İNANÇ SİSTEMİNİ kendilerine yakıştıramadıklarını ve daha sonra EHLİ KİTAP olarak anılanları oluşturduklarını yada Müslümanlığa geçtiğini gösterir. Özetle Yakupoğulları olanların kalmadığını gösterir)


Sadece iki kabilenin kaldığını, Tanrı adına karar verenlerde mi bilmiyordu?  Kurtuluş şartlarını ona göre yazsalardı yani  bugünkü zihniyet torunlarını, oradan buradan derlemelerle uğraştıracak kehanetleri kitaplarına işlemeselerdi DÜNYA BARIŞI ve İNSAN HUZURU için daha iyi olmaz mıydı? Elbette iyi olurdu ama bu durumdada hükmedebilecekleri bir grupları olmayacağı gibi GÖKSEL EGEMENLİK çalışmalarında da  varlıklarını yitirirlerdi.

Sürgünde insanları kendilerine bağlamak için bulundukları VAADLER, Tanrı olarak işaretlediklerinin güvenilirliğini hepten zedelemiş olmuyorlar mı? Tanrıyla ilişkileri olsaydı, ilşkide oldukları Tanrı olsaydı, Tanrı korkusu / Tanrı saygısı olsaydı, Tanrı sözü dedikleri kitaplara KENDİ YALANLARINI VAAD adı altında yazabilirler miydi? Elbette yazamazlardı. Cennet gitmelerini, İMANLARINA, secdelerine bağlamış olsalardı "ALLAH'a" saygısızlık etmekten çekinir, boş vaadler uydurarak insanları YALANLARININ peşinden sürüklemezlerdi.

SETLER arasında faaliyette bulunabilecek sadece  İKİ ÇEYREK KABİLE kaldığını bilmeyene, kim güvenirde geleceğini teslim eder? Elbette amacı bozgun çıkarmak olan, bozgunculuğu Misyonları haline getirmiş olanlar, KAOS düzenini, kendilerine  biçilmiş kaftan olarak görenler / kuluçkalanmak için uygun bulanlar, LÜSİFER imparatorluğu için çalışanlar aynı yolun yolcuları olduğu için geleceklerini birbirlerinin var olmasına bağlarlar. SARP yokuşlara atılanlar, sarp yokuşların sahibi ile elbette uyum içinde bir durum sergilerler.

Tanrı sözüne güvenenlerin 2700 SENE önce yok olmalarına sebep olan Yakupoğullarına verilen  BAL ve SÜT ülkeleri VAADİ, YALAN bir sözden ibaret değil mi? Yakupoğullarını vaad topraklarına sokacağım diye söz veren ama çoğunun yok olmasına olamayan olgu, ÖLÜMÜ NASIL YENİPTE sonu gelmez saltanatlı yaşamı bugünkü sözde İSRAİLOĞULLARINA nasıl sunacak?
   
  yakupoğullaı %2
   
  AZ Sizi SEÇTİM, SONSUZA kadar benim HALKIMSINIZ diyen, VAADLER veren TANRI olgusunun KORUYAMADIĞI "KAYIP 10 KABİLE" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Oysa tırmandıkları, tırmanmak zorunda bırakıldıkları sarp yokuşlar, binlerce yıldır insanlara bir şey veremediği binlerce yıldır aynı VAADLERİ tekrarlamalarından belli. Binlerce yıldır secde etmeyenlerin hala KURTULUŞ umutlarını bağlamalarından belli. O atıldıkları ateş yolunun sarp yokuşları sadece,  secde ederek BAL ve SÜT ülkelerine girmek istemeyenlere hayaller kurdurup makamlar ve unvanlar kazandırdı.
   
  2023 SEKAR PİRAMİTİ 
   
  AZ SARP YOKUŞLARA SARDIRILANLARIN kulesi HORUS PİRAMİTİNİN SEKARA açılan kapısı 19. (son) KAT "2023  ATEŞE TEKAMÜL" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  "ALLAH KUR''AN'I KERİM'de SEKAR'I BİZLERE ŞÖYLE BİLDİRİYOR.

74 - MÜDDESSİR.16.- Hayır, iş sanıldığı gibi değil! O, bizim AYETLERİMİZE KARŞI bir İNATÇI kesildi.
74 - MÜDDESSİR.17.- Ben onu DİK BİR YOLA SÜRECEĞİM.

74 - MÜDDESSİR.22.- Sonra yüzünü buruşturdu, kaşlarını çattı.
74 - MÜDDESSİR.23.- Sonra ARKASINI DÖNDÜ ve BÖBÜRLENDİ.
74 - MÜDDESSİR.24.- Şöyle dedi: "Bu, RİVAYET EDİLEREK gelen bir BÜYÜDEN başka şey değil."
74 - MÜDDESSİR.25.- "İNSAN SÖZÜNDEN başka bir şey değil bu."
74 - MÜDDESSİR.26.- Onu SEKARA fırlatacağım.
74 - MÜDDESSİR.27.- Bilir misin nedir sekar?
74 - MÜDDESSİR.28.- Ortada bir şey bırakmaz, HİÇBİR ŞEYİ GÖRMEMEZLİK ETMEZ O.
74 - MÜDDESSİR.29.- İnsan için tablolar/levhalar/ekranlar sunandır o/deriyi YAKIP KAVURANDIR O.
74 - MÜDDESSİR.30.- ÜZERİNDE ON DOKUZ  vardır onun.
   
  Hz.İsmail yada Hz. İshak isimleri arasında değer açısından değil görev açısından bir fark olduğundan bu kurbanlık seçimi yapılmış olmalı. Biri mutlaka kurban olmuş kendini adamış olarak 2400 sene inzivada kalacak, diğeri oğullarla ortalıkta karlarak peygamberlere "OCAK" olacaktı. Babasız herhangi bir soya bağlı olmadan doğan Hz. İsa ve saklanmış, pasif durumda yayılan  soydan gelen Hz. Muhammed'e kadar.

7 - HADÎD......... 27.- Sonra bunların peşinden ardarda peygamberlerimizi gönderdik. Onların arkasından da MERYEM OĞLU İsa’yı gönderdik, ona İncil’i verdik ve kendisine uyanların kalplerine şefkat ve merhamet duygusu koyduk. (Kendiliklerinden) icat ettikleri ruhbanlığa gelince; biz onu onlara farz kılmamıştık. Allah’ın rızasını kazanmak için onu kendileri icat etmişlerdi. Fakat ona da gereği gibi uymadılar. Biz de içlerinden iman edenlere mükâfatlarını verdik. Fakat onlardan birçoğu da fasık kimselerdir.

Oysa onlar, kurban olayını da, Yakupoğullarını da seçkinlik olarak değerlendirdiler. O nedenle Hz. İbrahim'e kadar dayanan bir ayıklama yaptılar ve  soy bağlantıları olanlarla irtibatlarını kopardılar. Onlar sadece sözde İbraniler olarak kendilerini görüyorlar. Adresleri semavi din taklidi yaptıkları için mecburen oraya çıkıyor. Mecbur oldukları için "İbraniyiz" etiketini (tamamen) üzerlerinden atamıyorlar.

İbrahimoğlu kimliği  onları rahatsız ettiği için "Yakupoğullarıyız" diyorlar. İbrahimoğullarının ön planda olması demek, peşlerinde oldukları VAAD topraklarının zaten ASIL SAHİPLERİNDE olduğunu kabul etmek demektir.  O nedenle Yakup'a Tanrıyla güreş uydurup onu Tanrısallaştırdılar. İbrahimoğlu olmaktan daha tercih edilir bir hale getirdiler. Bir Tanrıyı gördüğünde yerlere kapanır yapı içinde tanıtılırken, diğeri AYNI TANRIYI (El-Shaddai'yi) YENMİŞ ve yalvartan yapı içinde tanıtılıyor. Yakupoğlu olmanın, hem hissedarlardan kurtulmayı, hemde başedilemez güçlü yenilmez olmayı (Esav önünde 7 kez yerlere kapaklanıp aflar dilediğini unutarak - balık hafızası sendromu-) getirdiğini gösterdiler. Sorgusuz sualsiz her verileni kabul etmeyi kendilerine iç-güdü edinmiş olanlara da, Yakupoğlu olarak tanınmak / tanımlanmak daha cazip hale gelmişti. Tanrıyı yenen ve yalvartan, Tanrı önünde yerlere kapananla bir olur mu?

İbrahimoğlu kimliğinden kurtulabilmek onu sadece sembol olarak kullanabilmek için, önce Hz. İsmail'i, sonra Esav'ı  kullanarak Hz. İshalk'ı dışladılar.  V edışlanan soylara düşmanlıklar ilan edip YOK ETME sözlerini  kitaplarına yazdılar. Hz. İsmail ve Esav soyunu AMALEK üreticisi ilan edip köklerinin kurutulması için TANRI emirleri uydurdular.

Elbette Vaad topraklarında muhtemel ortaklarınıda tasviye ederken aynı yolları kullandılar. Vaad edilmiş toprakların İbrahim'den dolayı mirascılarının çoğalmaması için, TANRI SÖZÜ VAADİ önce yeni bir ahitleşmeyle İshak'a devrederek İsmail'iden kurtuldular. Sonra, Esav soyununda VAAD kapsamı dışında olduklarını ilan etmek için, Tanrı adına bu kezde Yakup ile ahitleşerek, VAADLERİN tek muhatabı haline kendilerini getirmiş oldular. Böylece, Tanrı İbrahim'e vaad ettiği topraklar sadece birkaç kalem oynatmayla Yakupoğullarına oradanda bugün biz onlardanız diyenlere geçti. EZRA'ya Tanrısal payeler vermeleri boşuna değil. Musa olmasaydı kitap ona verilirdi derken haybeye konuşmuyorlar. Musa kitap alan, EZRA ise kitap veren konumunda. Tanrı kim mi dediniz?

Odavya......18 Yakupoğulları ATEŞ, Yusufoğulları ALEV, Esavoğulları ANIZ olacak. Onları YAKIP YOK edecekler. ESAVOĞULLARIN'ndan KURTULAN OLMAYACAK. "RAB böyle diyor.
Mısırdan Çıkış...17:14 RAB Musaya, ‹‹Bunu anı olarak kayda geç›› dedi, ‹‹Yeşuya da söyle, AMALEKLİLERİN ADINI YERYÜZÜNDEN BÜSBÜTÜN SİLECEĞİM.››
Mısırdan Çıkış...17:16 ‹‹Eller Rab'bin tahtına doğru kaldırıldı›› dedi, ‹‹RAB KUŞAKLAR BOYUNCA AMALEKLİLER'E KARŞI SAVAŞACAK!››

Peygamberlerin ard arda (En azından bilindiği kadarıyla Hz. İbrahim'den başlayarak. Hz. İbrahim'in babası Putperesti. Yani peygamberlikte Hz. İbrahim'in direk bağlı olduğu bir soy yoktu) İbrahimoğullarından gelmiş olması eğer bir ırksal seçkinlikse, dinin kemale erme, Kur'an'ı Kerim'in tamamlanma lutfuna nail olan Hz. Muhammed'de, Hz. İbrahim soyundan. Hatta o topraklarda yaşan çok büyük bir kitle Hz. İbrahim soyundan. Yani VAAD toprağı ASIL SAHİPLERİNİN elinde. O topraklar üzerinde bugün yaşayanlar, onların kitaplarına göre TOPRAK VAADİNİ almış olanların torunları. Yani miras yoluyla sahip oldukları  o topraklarda oturanlar VAADE muhatap olanların varisleri.

Eğer o topraklar Hz. İbrahim'e VAAD edilmişse o halde yaygara kopartmanın ne alemi var. Şu anda O SÖZ KONUSU TOPRAKLAR İBRAHİMOĞULLARININ HÜKÜMRANLIĞI ALTINDA. Kurban seçilen, kendisini hiç düşünmeden ALLAH yoluna kurban etmek için başını bıçağın altına koyan, Hz. İbrahimoğlu  Hz. İsmail soyundan gelen Hz. Muhammed'in davetenine uyanların egemenliği altında.

HİTLERİ gölgede bırakacak bir IRKCILIĞA sahip hale getirilen Yahudiler, Hz. Yakup öncesini unutarak kendilerine seçilmiş insanlar damgası vuruyorlar.  Sonra zenci kökenli FALAŞALA'rı (abanları) getirerek bunlar bizim IRKDAŞLARIMIZ diyorlar. Falşaların "DAN" soyunun zencileşmesiyle olutuğuna inanan, seçkinlik düşkünleri, kendilerininde Zencilerin beyazlaşmış olduğunu / olabileceğini kabul etmeliler. Kendileri için kayıp on kabile arayanlar, DNA benzerliği taşıyanları kendilerinden değil, kendilerinin onlardan gelmiş olabileceğini de kabul etmeliler.

DNA testleri neden bunlardan onlara doğru yorumlanıyor. Belki kökleri Hiksoslara dayanacak olanlar için DNA testleri, FALAŞA'LARDAN bugün YAKUPOĞULLARIYIZ diye tututurmuş olanlara doğru yorumlanmalı. Önderleri çok büyük atalarının, Akadların imparatorluk kurduğu dönemde ortay çıktığını ve CRO-MAGNON'lara hizmetkarlık yaptıklarını ima'da ettiğine göre bence kişilik arayışı içinde olan, Yakupoğlu enfeksiyonu kapmış olanlar birde o yönden değerlendirilmeli.
   
  AZ "KİTABIMIZ YALAN DOLU" yerine, İNSANLARI CRO-MAGNON İLAN ETME'nin işlendiği "SEÇKİNLER & CRO-MAGNON ADAMI" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Onların amacı bağcıyı dövmek. Onlar İÇİN SEÇKİNLİK SADECE kendileri OLMAKTAN İBARET. Kendileri nasılsa SEÇKİNLİĞİDE öyle anladıkları anlaşılıyor.  Soyda belirsizlik varmış,Soyda Hisosolar varmış, Soyda Mısır'lşılar varmış, soyda Babil'liler varmış, Soyda Pers'liler varmış, soyda Asur'lular varmış farketmez onlar biz ""SEÇKİNİZ" diyorlarsa, ÜSTÜN IRK böyle olur" diyorlarsa kesinlikle doğrudur itiraza gelmez hemen ANTİ-SİYONİST ilan edilir, soykırım destekliyicisi oluveririsiniz.

 Bu durumda İsrailoğullarının elbette çok işine gelir. Dünya anti-siyonizmin en büyük destekcisi onlar. Anti siyonizm olmasaydı Müslümanları terörist ilan etme olanakları da olamazdı. Hel bu safhada Mazlum, mahsun madur, mazlum tavırları için çokta ihtiyaçları var. Onlar için seçkinlik demek,  KENDİLERİ demek. Onlar için seçkinlik, herkesin onlara KÖLE olması demek. Onlar için seçilmişlik demek, ZİHNİYETLERİNİ yaşatan "BENLERİ".

İmani değerlere sahip olanlar için, ırkta değil takvada olan üstünlük söz konusudur. Takvada ilerleyen ırkcılık yapmayacağı gibi, IRKCILIĞIN artmasına göz yummaz. İnsanlara bakışı yaklaşımı daha merhametli, daha anlayışlı, daha barışcıl ve daha şefkatli olur. Tüm insanları yaratılmış olmalarından dolayı, YARATANDAN KORKARAK EŞİT GÖRÜR. Öyle ırkta,soyda, sopta seçkinilik tanımı peşinde koşamaz.  O tür düşünceler TEVHİD İNANCININ İÇİNDE YER BİLE BULAMAZ.

İMANIN IRKI SOYU SOPU olur mu? "ALLAH'ın" indirdiği, seçtiği dinde, verdiği kitapta, IRK ayrımı, ırk kayırması olur mu? "RAHMAN" olan "ALLAH" bir kulunu bir başka kulundan Fiziki yaşam içinde indirdiklerinden uzak tutar mı? ("Rahim" sıfatı mümünlerin affıyla ilgili)  Gönderdiği peygamberde IRKCILIK  ÜZERİNE kurulmuş yaklaşımlar olabilir mi?

Irk'ınön planda tutulduğu dinler, lokal bazda kalmış inanç sistemlerinde olabilir. Irkın  içinde yer bulduğu dinlerde, MÜSTAKİL TANRI edinmelerinin yaşandığı dinlerde elbette SOY takip sistemleride olur. Tanrılarının KISKANÇ olduğu gibi ona sunular sunanlarda Tanrılarını KISKANARAK kimseyle paylaşmak istemezler. Zaten gücü olmayan edinilmişi nasıl paylaşsınlar ki.  Edinilmiş tanrı inancı çerçevesinde meydana getirilmiş olan  MÜSTAKİL TANRILAR,  göğüslerden gelen sese uyarak TAPINAKLARINDA tütsüler, buhurlar ve sunularla muhafaza edilir.
   
  Yakup'a, İSRAİL isminin verilmesi ve o ismin "ALLAH'ın" yolunda yürüyen / "ALLAH'ın" yolunda olan /  "ALLAH'ın" yolunda yürütülen / Doğru yolda olan manalarına haiz olması bir tesadüf değil / tesadüf olmamalı.  Gaybı bilen "ALLAH" başka isimde verebilirdi. 
İSRAİL ismini, Hz. Yakup'a verdi de neden başka isim vermedi?
Neden; o isimle Hz. Yakup'a seslendi.
Neden; Hz. Yakup'a İSRAİL yani "ALLAH dosdoğru yolunda yürüyen", ismini verdi?
Neden; onun oğullarına "ALLAH'ın doğru yolunda yürüyenin OĞULLARI yani İSRAİLOĞULLARI tanımını kullandıda "ALLAH'ın" yolunda dosdoğru yürüyenler demedi?
Neden; YAKUPOĞULLARIYLA eş değer anlam veren (Oğullar açısından) İSRAİLOĞULLARI kavramını kullandı?
Neden; Hz. Yakup'a "ALLAH" yolunda olduğunu bildiren sonu sıfatlandıran İSRAİL ismini verdi de, soyundan geleceklere "ALLAH'ın" dosdoğru yolunda yürüyenin OĞULLARI anlamına gelen, İSRAİLOĞULLARI ismini verdi? yani "ALLAH" yolunda yürüyenin oğulları ismi verdide başka bir isim vermedi?
 
Nedeni gayet açık değil mi?
Kendilerini Yakupoğullarıyız, İsrailoğullarıyız diye ortalığa atanların, geçekten ne olup olmadığını anlayabilmemizi sağlamak için verilmiş, adeta ŞABLON görevi gören bir isim değil mi, İSRAİL ismi? "ALLAH'ın" doğru yolunda manalı isim ŞABLON gibi değil mi?

KUR'AN'I KERİM'i de kaynak göstererek "kitabınızda yazdığı gib bizler İsrailoğullarıyız" diyenleri,
KUR'AN'I KERİM'i de bizleri doğruluyor, bizler onlarız diyenleri,
Kaynak gösterdikleri KUR'AN'I KERİM'in verdiği "İSRAİL" manasıyla TEST edebilmemizi  sağlayan bir isim değil mi?
KUR'AN'I KERİM'in kendilerini DOĞRULADIĞINI öne sürenler, KUR'AN'I KERİM'e uygun İMANİ çizgiden taviz vermeden hareket edenler olmalı değil mi?
KUR'AN'I KERİM bizi doğruluyor diyenler, KUR'AN'I KERİM'in doğruladığı kimselerden olduklarını ispatlayabilmeleri için KUR'AN'I KERİM'in vahiylerine uygun olmalı değiller mi?
KUR'AN'I KERİM'de geçen ismi "TEK İLAHLIYIZ" diyebilmek için kendilerine yorup, aynı zamanda ATALARININ yazdığı kitaplara uyanlar, KUR'AN'I KERİM'in (tarif edip) şablonunu koyduğu "ALLAH'ın yolunda yürüyenler, İSRAİL yada İSRAİL ismine eş olabilirler mi? .

Bu ve benzeri çıkarımlarla kendilerini İLAHİ kudretin desteğini almış İSRAİL'in / YAKUP'un OĞULLARINDAN pay biçenler, KUR'AN'I KERİM'in vermiş olduğu şablonlar kullanıldığında kendilerini ancak ateşe gidecekler arasında kendilerini ifade eden tanımlamalarda bulabilirler.

Amaçlarına ulaşabilmek için, kendilerini Yakupoğulları / İsrailoğulları   olarak MASKELEYENLERİN, maskelerinin arkasını görebilmemiz  için verilmiş bir isim değil mi, İSRAİL?
Yaldızlı sözlerine kanmamamız için,
Tellallerin "onlarda bizden" çağrılarına takılmamak için,
"Amentülarımız bir" yalanlarını yutmamız için
"Semavi dinlerdeniz" kanmacasına takılıpta, KEHANETLER adı altında bizleri alıp şeytani planlarına katmamaları / alet edememeleri için. ..vb..verilmiş, TEST ANAHTARI MANASINDA olan bir isim.

"ALLAH" Hz. Yakup'a KUR'AN'I KERİM'de de İsrail yani ALLAH'ın, yolunda olan, o yolda yürüyen, yürütülen" diyor ama hemen arkasından "ALLAH" yolunda yürüyenlerin vasıflarının neler olabileceğini, neler olduğunu defalarca anlatıyor.
Yani İSRAİL olmanın, İSRAİL TANIMI İÇİNDE kalmanın, sınırlarını çizip tanımlamasın yapıyor.
Aynı şekilde İsrailoğulları tanımını kullandıklarında bu tanımlamarı yapıp, "ALLAH" yolunda yürüyenin oğullarının kıstaslarını bildirdiği gibi, doğru yolda yürümeyenlerin vasıflarınıda bildiriyor.

Öyle  kuru-kuruya "biz İsrailoğullarıyız, biz Yakupoğullarıyız" demekle, "biz İsrail'in oğullarıyız, biz Yakup'un oğullarıyız"diye ORTAYA fırlamakla bu işin olmayacağını, sığınılacak rehber ve rahmet kaynağı olarak KUR'AN'I KERİM'le ortaya koyuyor. KUR'AN'I KERİM'le yapılan tanımlamalarla gözlerimizin önüne koruyucu kalkan olarak sunuluyor.

Tüm incelik "İSRAİL" tanımlamasıyla / ismiyle Müslümanlara bırakılmış olan mesajda. Müslümanları, doğruyu arayanları koruma kalkanı görevi gören İSRAİL / "ALLAH'ın" YOLUNDA YÜRÜYEN isminin  seçilme nedeni bu olsa gerek. Başka bir isim seçilseydi bu kadar uyarıcı olabilir miydi? İSMİ DOSDOĞRU YOLDA YÜRÜYEN yapılan DOĞRU YOLDA YÜRÜYENDİR. O halde İSRAİL / DOĞRU YOL ismini kendilerine REHBER yapanlarda, KUR'AN'I KERİM'in kulvarladığı DOĞRU YOLDA yürüyenler olmalı.

Yakupoğullarının zaman içinde yaşayacağı olaylar nedeniyle, KURBAN olayında "ALLAH'a" kendisini adayan KURBAN EDECEK olan / KURBANLIK olan / KURBAN olmaya razı olan  Hz. İsmail'e yer verilmiştir.
Yakupoğullarının 12 kabilesinin on ikisininde, İMAN bölgesinin / Peygamberler bölgesinin daimi bekçisi olamayacağının işareti olarak, Hz. İshak soyu değil Hz. İsmail soyundan gelen Hz. Muhammed'in davetine uyanlar, yani MÜSLÜMANLIKTA kalanlar ve MÜSLÜMAN olanlar seçilmiştir.
 
1400 senedir de o bölgenin Müslüman kontrolünde olması, "ALLAH" yoluna ADANMA olarak Hz. İsmail'in seçilmiş olduğunu göstermiyor mu?

Tüm çabalarına rağmen (bugünkü Hıristiyanlarda dahil) İMAN BÖLGESİNDE EGEMENLİK KURAMAMIŞ OLMALARI, kurban olarak kendisini ALLAH" yoluna daimi olarak adayanın Hz. İsmail olduğunu göstermiyor mu?
Kurban olayıyla anlatılmak istenenin, "ALLAH" yolundan sapmama MİSAKININ ALINMASI değil mi?
Kendisine daha o yaşta "ALLAH" emri karşısında kayıtsız şartsız, duraksamadan bıçağın altına bırakması, Hz. İsmail'in "ALLAH" yolundan ayrılmayacağım MİSAKI olmuyor mu?
(Hz. İsmail'in kendisini, onların  verileriyle daha 13 yaşındayken "ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH'a" adaması, gerçeği bilen Yahudi tarafını çok kızdırmış olmalı ki, Avraam misyonunu yürütemeyeceği, EL-SHADDAİ tarafından anlaşılan İsmail'in yerine -TANRI-AVRAAM-SARA ile yemek yerlerken verilen- İshak müjdelenerek ve onun tüm misyonu üstleneceği haber veriliyor.- "İbrahim'e, İshak'a öyle göründüm onlar EL-SHADDAİ'ye tapıyor, geçek kimliğimle görünmedim" diyen, ismi sürekli değişen ÇOK TANRI teşvikcisi Tanrıları. Yahveyim derken mi? El-Shaddai'im derken mi doğru söylüyor belli değil. Bana göre El-Shaddai ama Yahve estirmesi  yaptırılıyor-)

Hz. İbrahim ile Kabe'nin (imanın duvarlarını) yükselten Hz. İsmail'in, kendisini "ALLAH" yoluna kurban olarak adayan olduğu anlaşılmıyor mu?
Hz. İsmail'in "ALLAH" yolundaki bu kararlılığının MİSAK olarak kabul edildiği yerine başka bir kurbanlık gönderilerek MİSAKIN alındığı anlatılmış olmuyor mu?
Kurban olayıyla anlatılmak istenenin ölmek değil verilen sözlerde durmak olduğunu,işaret etmiyor mu?
Kurban kıssası ile "ALLAH'ın" canları değil, İMANLARIN BOZULMAMASINI  istediğini göstermiyor mu? (Canların,  İman sağlamlığı için istendiği bizlere örneklenmiş olmuyor mu?)
Hz. İsmail'in KURBAN olması, onun yüklendiği misyonun aslında "ALLAH'a"  İMAN olduğunu göstermiyor mu?
Hz. İsmail soyu yerine kendilerini ATEŞE KURBAN verenlerin kimler olduğu belli değil mi?
   
  "ALLAH'ın" Hz. İbrahim'in mekanından yer almamızı istemesi, söz konusu mekanın FİZİKSEL BİR YAPI olmadığını ortaya koymuyor mu? 
O  çağrıya uyanların Hz. İbrahim makamında yer bulunabilecekleri mekanın, Hz. Muhammed'e hazır hale getirilmiş İMAN BÖLGESİNİN tümü olduğu ortada değil mi?
Hz. İbrahim'in duasının Kur'an'ı Kerim'deki gibi olduğu ve "ALLAH" tarafından kabul edildiği, ŞEHİRLER ANASININ yüzyıllardır orada durmasından belli değil mi?
Hz. Muhammed'in davetlerini  yaptıktan sonra TEVHİD İMANININ KIBLESİ olması, 1400 senedir putların ve PUTCULARIN girememiş olması, Hz. İbrahim'in duasının kabul edilmiş olduğunu göstermiyor mu? 
ŞEHİRLERİN ANASININ / KABE'nin / MEKKE'nin güvenli şehir ilan edilmiş olduğunu, Haritalar ve arada geçen 1400 senede mi anlatmıyor?

2 - BAKARA......125.- Hatırla o zamanı ki, biz o evi insanlar için sevap kazanmaya yönelik bir toplantı yeri ve güvenli bir sığınak yaptık. Siz de İbrahim'in makamından bir dua/namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail'e şu sözü ulaştırmıştık: "Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rükû-secde edenler için evimi temizleyin!"
2 - BAKARA......126- İbrahim şöyle yakarmıştı: "Rabbim! Şu kenti güvenli bir kent yap, halkının Allah'a ve âhiret gününe inananlarını çeşitli ürünlerle rızıklandır." Rab dedi ki: "Küfre sapanları az bir nimetle rızıklandırır, sonra da ateş azabına itiveririrm. Ne kötü bir dönüş yeridir o!"
2 - BAKARA......127.- İbrahim'in, İsmail'le birlikte, o evin ana duvarlarını yükselterek şöyle yakardıkları zamanı da an: "Rabbimiz, bizden gelen niyazları kabul buyur; sen, evet sen, Semî'sin, her şeyi çok iyi duyarsın; Alîm'sin, her şeyi çok iyi bilirsin."
 
Hz. İbrahim'in mekanından yer edinenler, o çağrılara kulak verenler; her ırktan, her dilden, her kültürden, her renkten, her boydan, her kabileden, her soydan olan bizler değil miyiz?  

2 - BAKARA......133.- Yoksa siz Yakub’un, ölüm döşeğinde iken çocuklarına, “Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?” dediği, onların da, “Senin ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahı olan tek bir ilâha ibadet edeceğiz; BİZLER ONA BOYUN EĞMİŞ MÜSLÜMANLARIZ.” dedikleri zaman orada hazır mı bulunuyordunuz?

2 - BAKARA......136.- DEYİN Kİ: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. ONLARDAN HİÇBİRİNİ AYIRT ETMEYİZ ve BİZ ONA TESLİM OLMUŞ KİMSELERİZ.”

Kabe binası söz konusu olsa kaç kişi yer "safta" yer edinebilir? / tutabilir? Hz. İbrahim tüm bölgede egemen olan saflarında yer alınmasının istendiği açık değil mi?
Hz. İbrahim'in gelecek kuşaklara bıraktığı söze uygun olaral secde ederek o safta yer alabileceğimiz anlatılmış olmuyor mu?
Yaşayanların ve yaşamsına izin verilmeyen inançların, İMANİ NİMETLENMELERİ için belli bir süre o bölgede tutulmaları arkasından, o bölgeden DIŞLANAN zihniyetlerin neler olduğu bu ayetlerde ortada değil mi?
   
  43 - ZUHRUF.......26.- Bir zaman İbrahim, babasına ve toplumuna şöyle demişti: "Ben, sizin taptıklarınızdan uzağım."
43 - ZUHRUF.......27.- "Yalnız beni yaratana kulluk ederim. Bana, O kılavuzluk edecektir."
43 - ZUHRUF.......28.- O, sözünü, KENDİNDEN SONRA YAŞAYACAKLARA bir MESAJ yaptı ki, insanlar HAKKA DÖNEBİLSİNLER.
43 - ZUHRUF.......29.-Ben, şunlar ve atalarını, kendilerine HAK ve AÇIK KANITLI RESÜL gelinceye KADAR NİMETLENDİRDİM.

2 - BAKARA......126.- İbrahim şöyle yakarmıştı: "Rabbim! Şu kenti ŞU KENTİ GÜVENLİ BİR KENT YAP, halkının Allah'a ve âhiret gününe inananlarını çeşitli ürünlerle rızıklandır." Rab dedi ki: "KÜFRE SAPANLARI  AZ BİR  NİMETLE rızıklandırır, sonra da ateş azabına itiveririrm. Ne kötü bir dönüş yeridir o!"
14 - İBRAHİM......35.- Hani İbrahim demişti ki: “Rabbim! Bu şehri GÜVENLİ KIL, BENİ ve OĞULLARIMI PUTLARA TAPMAKTAN uzak tut.”

37 - SAFFAT.....102.- Çocuk kendisiyle birlikte KOŞUP YÜRÜYECEK YAŞA gelince İbrahim ona, “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi.
37 - SAFFAT.....103.- 104 - Nihayet her ikisi de (Allah’ın emrine) BOYUN EĞİP, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: “Ey İbrahim!”
7 - SAFFAT.......105.- Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.”
37 - SAFFAT.....106.- Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır.”
37 - SAFFAT.....107.- Biz, (İbrahim’e) büyük bir KURBANLIK VEREREK onu (İsmail’i) KURTARDIK.
37 - SAFFAT.....108.- Sonradan GELENLER ARASINDA ona GÜZEL BİR AD BIRAKTIK bıraktık

7 - A'LÂ.............. 1.- Rabbinin o Al'a,o yüce adını tespih et!
87 - A'LÂ.............2.- O ki YARATTI, DÜZENE KOYDU,
87 - A'LÂ.............3.- O ki MİKTARINI, ŞEKLİNİ BELİRLEDİ, YOLUNU ÇİZİP AYDINLATTI.
   
  "ALLAH" tarafından İman bölgesinin egemen gücü olarak 4000 SENE öncesinden seçilmiş olanlar, Hz. İsmail ve ona biat edecek olanlardı. Başka bir deyişle, Hz. İsmail'in soyundan gelen Hz. Muhammed'in davetine icabet edip MÜSLÜMAN olanlardı. Yoksa; binlerce sene önce olmuş, (Kurban adetine vesile gösterilmekle yetinilen) böyle bir kıssa anlatımının KUR'AN'I KERİM'de ne işi olabilir? Asıl manası, yani 4000 sene önce verilmiş olan mesajı, HARİTALARA bakınca, gözükmüyor mu?


2 - BAKARA......141.- İşte bunlar bir ümmetti, gelip geçtiler. Kazandıkları kendilerine. Sizin kazandığınız da size. Onların yapıp ettiklerinden siz sorumlu olmayacaksınız.

Hz. İbrahim, Hz. İsmail'i verimsiz Mekke topraklarına yerleştirmişti ki, toprağa tapmasınlar mala mülke dalmasınlar, kendilerini Tevhid inancından koparmasınlar diye. Geçimlerini tarım ve hayvancılık olmadan temin edebilmeleri içinde "ALLAH'tan" niyazda bulunmuştu. (Belki, Ticaret yolunun oradan geçmesi ve kervancılığın yayılması; hem geçimleri için, hem Tevhid inancını yaymaları için, hem Dünyanın her tarafından insanların ŞEHİRLERİN ANASI civarına gelmesi için, hem çevreyi / yol iz öğrenmeleri için olabilir.) .Hz. Muhammed'in de kervanlarda yetişmiş olması o isteğin devamı olarak görülebilir.
   
  O bölgede Tevhid İmanı yok edilmeden, yani onların varlık birliği sağlamada ana hedefleri olan YARATANI DEVRE DIŞI BIRAKILMADAN (HAŞA. Onların kurtuluş dedikleri bu. Şeytan'ın ölümün fidyeyle yok etme, sonsuz yaşam ve gücüne nihayet olmayan saltanat vaadleri bu hayale dayanıyor)  DÜNYA üzerinde KANLI-CANLI SONSUZ YAŞAM olmayacağını, Kargalar gibi, kitaplarını yazan İNANÇ ATALARI da biliyor.  (Yakup'un tek başına Tanrıyı yalvarttığına inanalar, Yakup'un Tanrıya egemenlik kurduğunu BENİMSEDİKLERİ Yakup'un Tanrısı Olarak işaret edenler, elbette bir araya geldiklerinde, edindikleri Tanrılarıyla birlikte  herşeyi yaratanı da yeneceklerine/ etkisiz hale getireceğine inanırlar. Örnekleri, Huni aksesuarlı  Napolyonlar olarak çevremizde olan bu insanlara, yaptıklarından yada ortaya koydukları düşüncelerinden dolayı,"... NE YAPSA YERİDİR" demiyor muyuz?

İman bölgesini ele geçirmeden VARLIK BİRLİĞİNE ulaşamayacaklarını bilen, İNANÇ ATALARININ imanı yok edebilmek için türettikleri yöntemlerden biri mi, İKİ SET arasında yaşayanlardan olmak?
TEVHİD imanını yok etmenin, inançlarda KAOS oluşturmaktan geçtiğini bildikleri için mi İKİ SET arasının kavmi olmaya karar verdiler?
BOZGUNCULUK yapmayı BENİMSEDİKLERİNİ kayıt altına almak  için mi, iki çizgi arasına kendilerini temsil eden yıldızı yani SİYONİZM işaretini koydular?

Bozgunculuk yapmadan, tahrifatlar yapmadan o bölgeye sahip olunamayacağını algılamış olan İNANÇ ataları, GOG ismini ibadethanelerinin tanımlamasında kullanarak, YECÜC ve MECÜC görevinin / rolünün üstlenilmesi gerektiğini mi bildirmiş oluyorlar?

İNANÇ KÖKLERİNİ MÜSLÜMAN OLAN BÖLGE İNSANLARINDA ARAYANLAR, HİÇ DÜŞÜNMEZLER Mİ, Tevhid inancına / kabullerine göre tamamen taban tabana zıt bir din, nasıl olurda çok kısa sürede bölgede hükümranlığını ilan eder?
Nasıl olurda hiç TABANI yokken birkaç on yıl içinde BÖLGENİN İNANÇ HAKİMİ durumuna gelebilir?
Kitapta EHİL olanlar yani İMANİ EHLİYETE SAHİP olanlar olmadan İSLAMİYET o bölgede nasıl varlığını sürdürebilirdi?
Nasıl olurda bölge insanları, hiç EHİL olmadığı YENİ DİNİN çağrılarına  icabet edip İSLAMA girerde; YENİ DİN davetine uymayan, bugünkü tanımla "Hıristıyanım ve Yahudiyim" diyenlerin sahip olduğu inançları bölgeden dışlar? Ve 1400 senedir de ASLANLAR gibi bölgede hakimiyetini, HERŞEYE RAĞMEN sürdürüyor olabilir? Böyle birşey olabilir mi?
   
  Mısır'a Yakupoğulları olarak 70 kişi giren Yahudiler, tam 430 yıl sonra (Her harfi Tanrıdan kitaplarını hiçe sayan Yahudilere göre 210 yıl) LEVİLER hariç 603.550 adet 20 yaş üzeri savaşcı erkeği olan / askeri güce sahip olarak Mısır'dan çıktıkları, HER HARFİ TANRIDAN dedikleri kitaplarında yazıyor. (Yahudi kabullerine  göre bu sayı sivillerle birlikte 3 milyon kişiymiş) Mısır'dan çıkıştan sonra 40 yıl içinde yeni bir nesle (ceza sonrası) sahip olduktan sonra çevredeki tüm ulusların köklerini kurutacak sayıya erişmiş olanlar, Sürgünlerle yayıldıkları İMAN bölgesinde o tarihten  M.S. 610-632 yıllarına kadar  on milyonlarla ifade edilen sayılara ulaşmış olmalılarDI.

Eğer o bölgenin dini inançları BUGÜNKÜ Hıristiyanlık ve Yahudilik gibi olsaydı, BİR TEK ÇİVİ BİLE vermezlerdi bölge asla bu ölçüde İSLAMLAŞAMAZDI.
Ellerindeki kitaplara ve ibadet şekillerine tamamen ters olan ve TEVHİD İMANINA davet eden dine kim sıcak bakardı?
Kaç kişi, buhur isteyen TANRIYI, TANRININ OĞULLARINI ve OĞUL TANRIYI bırakır da, TEK İLAHLI din olan, "ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH'tan başka İLAH kabul etmeyen,  dine geçerdi?
 
Sadece Kur'an'ı Kerim'i rehber edinmekle, Tevhid inancına tabii olmakla ve "ALLAH'ın" lütfuyla  kurtuluşun olabileceğini açıkca belirten bir DİNE; "yeterki siz bize tabii olun, adınızı Yaşam defterine yazdırmış olanlardan olun, KURTARICI gelecek işaretini taşıyan herkezi, HESAP GÜNÜNDEN kurtaracak" diye, VAADLERİ sıralayan dinden, kaç kişi YENİ ve TEVHİD İMANINA sıkık sıkı sarılı olan İSLAMİYETE  geçerdi?

Eğer bölge, TEVHİD İNANCINA sahip olmasaydı, Ayetlere EHİL olmasaydı, yani MÜSLÜMANLIĞA aşina olmasaydı, İSLAMİYETİN yayılması mümkün olabilir miydi? Hıristiyanlık yayılmak için neden PAGAN DİNLERİN olduğu yerlerde gelişim gösterdi de o bölgede küçücükte olsa VARIM diyemedi? Pagan adetleri taşıyan Pagan kökleri olan din elbette PAGANLARIN olduğu bölgede varlık gösterebilir. Gök kraliçe örneği gibi. İNANÇ KÖKLERİNİ, Babil Tanrılarının, Mısır Tanrılarının, Roma Tanrılarının,..vb. İNANÇ SİSTEMLERİ içinde aramalılar. 
   
  Mısır yaşamlarında KENDİLERİNİ ÇOK HIZLI türeyenler olarak ilan edenler, (Bugünkü Yahudi kabulüne göre 210 yılda, 70 kişiden 12 çocuk sistemi ile 3 milyon kişiye ulaşmışlar) Hz. Muhammed zamanına kadar da bu hızlı çoğalmalarını ACİTASYONLARA dalınsa da sürdürmüş olmaları gerekir. (sürgüne gidenlerin sayıları Herşeyi sayısallıştırmış olan kitaplarında  birkaç on binle ifade ediliyor) Gittikleri yerlerde de dinlerine sadık kaldıklarını iddia eden, bu çok hızlı türeyen insanlar o yörelerde İNANÇ olarak derin izler bırakmış olmaları gerekirken durum tam tersi olmuş, gittikleri ülkelerin yerel DİNLERİNDEN  etkilenmişlerdir.

Sürgünden dönenler, halkın bildiği kutsal isimleri kullanarak oluşturdukları yeni inanç sistemleriyle Kudüs'e geldiklerinde, sürgüne gitmemiş olan ve Hz.Musa'nın tebliğlerinden izler taşıyan (şirk koşarakta olsa ilahi vahiylerden esintiler kalmış olanları) inanç sahiplerini SAPKIN ilan etmişler. Ortaya sürülen din sistemi çok farklı olduğundan, kendi kitaplarını ve üstünlüklerini, DİNİ eğitimler aldıkları pagan dinli ülkelerin (kral torpiliyle) baskısıyla  uzun yıllar sonrasında  kabul ettirebilmişler.  Yeni esaslar, sanki Hz. Musa'nın tebliğ ettikleriymiş gibi ortaya sürülerek, bugünlere uzanan YAHUDİLİĞİN temelleri atılmış. İçine girmeye başladıkları İlahi kaynaklı dinin  izlerin tamamen örtülebilmek için, Ahit sandığı kaybedilmiş.

O güne kadar görünümler verdiği iddia edilen ama yeni sistemde / Yahudilik zihniyeti  çerçevesinde yeri olmayan  İSRAİL'in TANRISI ile ilişki kesildiği münasip bir dille ilan edilerek yazılanların kalıcılığı sağlanarak "göründü, gördüm" diyenlerin önü kesilmiş. Böylece, Yahudilik Manifestolarının uygulayıcıs (zihniyetin koruyucusu) durumunda olan ekip / meclis / kurul çalışmalarına yol verilmiş.  Sandığın yok edilmesiyle, "sandık nerede İsrail'in Tanrısı orada" solaganına alışık olanlara, bahanede kolayca sunulmuş olmalı.  ("Üzerinden hiç ayrılmadığı, KONUTU sayılan AHİT SANDIĞIYLA birlikte sırra kadem bastı ve artık bize görünüm vermez oldu" gibi)

1 Samuel.......7:2 SANDIK uzun bir süre, YİRMİ YIL boyunca Kiryat-Yearimde kaldı. Bu arada BÜTÜN İSRAİL HALKI RABbin ÖZLEMİNİ ÇEKTİ.

Artık, Tanrı boşluğu / dışlanmışlığı görünümlerle değil, Ezra ve ekip arkadaşları, kutsal kitap yazarları, din meclisleri tarafından doldurulur olmuştur. Neyin Tanrısal, nelerin dinsel olduğuna karar verenler, Tanrının GİZLİ EL TANRI vazifesini üstlenerek  hükmeder olmuşlardır. Sözlerini vaadlerini gerçekleştiren Tanrı inancı pozisyonundan, planlarını gerçekleştirmelerine mani olamayan, SÖZ HAKKI da verilmeyen Tanrı konumuna transfer edilmiştir.

Onların inanç köklerinin kabaca anlatımı olanlar o bölgede hiç var olamamışlar ki, hiç egemen olamamışlar ki, ellerinde kullandıkları kitaplara dayanarak uyguladıkları bir din o bölgede hiç hüküm sürmemiş ki, (lokal ve kısmi durumlar hariç. Hz. Süleyman'ın o kitaba göre tapınak yaparak sunu sunmuş olması, onların kendi sapkın dinlerine kök bulabilmek için yaptıkları inandırıcılığı artırma çalışmaları. Hz. Süleyman ve Hz. Davut ismini kullanmazlarsa kendilerini nasıl kabul ettirebilirlerdi?)  

İMAN bölgesinin insanları bugün ellerinde olan o kitaplarla hiç haşır neşir olmamışlar ki, onlar kendi lokal bölgelerinde kendi yağlarıyla kavrulur halde bu günlere ulaşmışlardır. Babil sürgün sonrası  Kral torpilleriyle  kendilerini daha bir kabul edilir hale getirmişler. O bölgenin YARATILIŞ özelliği gereği, yüklenilen görevi gereği onların sahip olduğu İNANÇ SİSTEMİNE yer vermezki. Barındırmaz ki.

Tıpkı SAMİRİNİN, görev verilmiş ("ister isteyerek gel ister istemeyerek gel" davetine SECDE ederek icabet eden kozmik bilincin, SECDE  ederek yüklendiğini İLAN ettiği görevleri gereği)  bölgenin toprağını katarak yaptığı BUZAĞININ özgürlüğüne kavuşabilmek görevini yerine getirebilmek için tutsaklıktan kurtulabilmek için İSYAN ETTİĞİ gibi (böğürdüğü gibi), İman bölgesi olarak biçimlenmiş o topraklar, bu nedenle asla sapkın inançların üzerlerinde olmasını kabul etmezdi ve etmedi de. Eğer öyle olmasaydı onlar ve onun gibi sapkın inançlar ellerindeki imkanlarla o bölgede hükümranlıklarını ilan eder o bölgede bu günlere o haliyle gelmezdi.

M. Çıkış........32:20 Yaptıkları BUZAĞIYI alıp YAKTI, TOZ HALİNE gelinceye kadar EZDİ, sonra SUYA SERPEREK İSRAİLLİLERE İÇİRDİ
Yasa Kitabı....9:21 Yaptığınız günahlı nesneyi, o buzağıya benzer DÖKME PUTU alıp YAKTIM. Parçalayıp İNCE TOZ haline getirinceye dek ezdim. Sonra TOZU dağdan akan DEREYE ATTIM.

Dere suyuna karıştırılan Buzağı suyunu "Musa'nın elinden içtik" demeleri bile; o topraklardan bir parçayız tezlerini kuvvetlendirmek için. "O toprak artık bizi kabul edecek bizleri takip edin"  sözlerini kuvvetlendirebilmek için. "Kapılarından secde etmemek için döndüğümüz, BAL ve SÜT akan nehirli ülkeler artık bizleri dışlayamayacak istediklerimiz elde edebileceğiz" çağrılarını yapabilmek için.  

(Onlar PUT'cu oldularının işareti olarak Putculuğu Samiriden alıp, Tanrılarının Put yapımındaki kabiliyeti nedeniyle, Tanrı geçişi yapılmasını işte yeni tanrınız diye ortaya yaptığı sunumundaki başarısı nedeniyle, Kendisini en iyi tasvir eden adam olması nedeniyle, Putunun suyunu içmeyenleri Oğluna göz kırpmadan öldürtmesi nedeniyle..vb..  BAŞ KAHİNLİĞE yükselttiği, Ezra'nın da kendisine soy atası seçtiği HARUN'a atfediyorlar)
   
  İman bölgesinde hiç "varız" diyemediklerine ve  BABİL sürgünü yıllarında; Mısır çıkışından kendilerine bir dini geçmiş edinmeye çalıştıklarına göre; neye dayanarak kendilerini  SEÇKİNLERDEN sayıp VAAD bölgeleri biçiyorlar.

Gururlanarak anlatımlarına göre; Tanrılarının hem Musa'ya, hemde Yeşu'ya  elleriyle gösterdiği yerlere,  KATLİAMLARLA, SOY KURUTMALARLA  YEŞU önderliğinde daha o yıllarda girmişler ve edindikleri Tanrılarının takdirini de kazanmışlar. Kitaplarındaki bu anlatımlara göre; "aldığınız VAAD topraklarında neden İSRAİL DEVLETİ yok sorularından kurtulabilmek içinde, ele geçirdik dedikleri VAAD topraklarını kendi boyları arasında KURA ile paylaştırıvermişler.

Öyle ya! sorarlar adama," madem İSRAİLLİLERE VAAD EDİLMİŞ topraklar vardı, madem Tanrınızla birlikte VAAD TOPRAKLARINI ALDINIZ, o halde neden asıl amaç oan BÜYÜK İSRAİL DEVLETİNİ kurmadınız?"  Onların İNANÇ köklerinden olmayan Tevhid imanı çevresinde toplanan Hz. Süleyman devrine kadar böyle bir devlet DÜNYA sahnesinde yer almamış. Eğer bugünkü İNANÇ sahiplerinin işte biziz diye işaret ettikleri YEŞU arkasına gizledikleri (ismini kullandığı) ATALARI, gerçekten o bölgeleri ele geçirmiş olsaydı daha o yıllarda devletlerini kurmazlar mıydı?

Bu ve bunun gibi sorulardan kurtulabilmek, sallama VAADLERİN ve toprak ele geçirmelerin YALDIZI DÖKÜLMESİN diye, hemen bir "TANRI DEDİKİ" emrinin arkasından, ÇÖP ÇEKEREK topraklar paylaşıldı çıkarımı, Tanrı sözü kitaplarına eklenivermiş. Hangi toprağın kime gideceğini HEYACAN içinde bekleyen İSRAİL'in / Yakup'un TANRISININ SEYİRCİLİĞİNDE bu dağıtımın yapıldığını duyurarak, neden VAAD TOPRAKLARI üzerinde İSRAİL devleti oluşturulmadı sorularına cevap VERMİŞ olmuşlar.

Oysa Yeşu kitaplarındaki KATLİAMLAR eşliğinde yapıldı denilen SOY KURUTMALAR gelecek nesillere VAAD TOPRAKLARI olarak isimlendirdikleri bölgeyi nasıl ele geçirmeleri gerektiğini bildiren YAHUDİLİK MANİFESTOSU. İçlerindeki soy kurutma PURİM BAYRAMLARI İLAN ETME İÇ-GÜDÜLERİ.

Kötü dürtü dedikleri, kendilerine TEVHİD İNANCINI hatırlatan değerlerden ancak "kök kurutarak, soylarını yok ederek kurtulabilirsinizin" TANRI TERKİPLİ REÇETESİ. Yahudi ZİHNİYETİNİN egemen olacağını hayal ettikleri ASLAN-KUZU BARIŞLI ÇAĞA  kavuşabilmeleri için yapılması gerekenlerin TANRI DAMGALI TARİFİ.

Kitaplarında YEŞU ile GİRDİKLERİ VAAD bölgeleri bile YALANDAN ibaret. Sadece gelecek kuşakları motive etme amaçlı (tarih ve mekan olarak) yazıldığı ortada olan, YALAN ifadelerin yer aldığı  KİTABIN, neresinin doğruluğuna dayanarak kendilerini seçilmiş adlediyorlar. "Kendin pişir kendin ye" yöntemiyle yazılmış kitaplarının, neresini İLAHİ görüpte kendilerine TANRISAL VAADLERDE bulunabiliyorlar? 

Kendilerine biçtikleri SEÇİLMİŞLİK ELBİSESİNE sahip olduklarını gösterebilmek için,
İNANÇ KÖKLERİNİ ilahi vahiylerin işaret ettiği kişilere DAYANDIRABİLMEK için,
İNANÇ KÖKLERİNE ilahi GEÇMİŞ kazandırabilmek için, 
MUCİZELERE mahsar olanların kendileri olduğunu sandırabilmek için,
isimlerini, olaylarını, mucizelerini çaldıkları kişilerin, İLAHİ unvanlarını kullanarak kendilerine VAAD bölgeleri belirliyorlar.
 
II. Ramses'in doğumunu tüm arkeolojik verilere rağmen, 100 yıl öncesine naklederek yapnış oldukları TAKVİMLERİNDE  "Mısırdan çıktık" dedikleri ve Çöldeki kırk yıllık serüvenin başlangıcı ilan ettikleri TARİH bile, kendilerine yamamaya çalıştıkları VAAD bölgelerinin  yalan olduğunu söylüyor.
"FETH ETTİK" dedikleri yani ELE GEÇİRDİK dedikleri tarihleri YALANSA ortada başkalarından çalınmış hikayeler var demektir.
Olayları sıcağı sıcağına TANRININ YASA kitabına işledik diyenler TARİHLERİ ve OLAYLARI, hemde TANRI sözü olarak tutturamıyorlarsa, ortada ÇAKMA bir İNANÇ sistemiyle KİTABI var demektir.
Yasa Kitabı....31:24 Musa yasanın sözlerini EKSİKSİZ olarak KİTABA YAZMAYI bitirince,
Yasa Kitabı....31:25 RABbin Antlaşma Sandığını taşıyan Levililere şu buyruğu verdi:
Yasa Kitabı....31:26 ‹‹Bu Yasa Kitabını alın, Tanrınız RABbin Antlaşma Sandığının YANINA koyun. Orada size karşı BİR TANIK olarak kalsın.

Yeşu.............24:1 Yeşu İsrail oymaklarının tümünü ............boy başlarını, hakimlerini, görevlilerini yanına çağırdı. Hepsi gelip TANRININ ÖNÜNDE durdular.
Yeşu.............24:26 Bunları TANRININ YASA KİTABINA da GEÇİRDİ. Sonra büyük bir taş alıp oraya, RABbin Tapınağının yanındaki yabanıl fıstık ağacının altına dikti.
Yeşu.............24:27 Ardından bütün halka, ‹‹İşte TAŞ BİZE TANIK olsun›› dedi, ‹‹Çünkü RABbin bize söylediği bütün SÖZLERİ İŞİTTİ. TANRINIZI İNKAR ederseniz bu TAŞ SİZE KARŞI TANIKLIK edecek.››
Yeşu.............8:32 Yeşu MUSANIN İsrail halkının önünde YAZMIŞ olduğu KUTSAL YASANIN KOPYASINI orada TAŞ LEVHALARA yazdı.

"YAŞADIK" dedikleri olaylar bile kitaplarında YALAN olarak yer alıyorsa, kitaplarındaki hikayelerle en ufak bağları yok demektir.
ARAYA SIKIŞMA çalışması ile sahip olunmuş bir din ile edinilmiş bir  geçmiş var demektir. 
Kitaplarındaki YALANLARI da yalanlayarak (doğrulama amaçlı değil. Tanrı sözü dedikleri yalanları kendi yalanlarıyla değiştirme) , YENİ YALANLAR türetilme çalışmalarına devam ediliyorsa, ortada VAHİM ölçülerini aşmış  yalanı gerçek olarak kabul eden bir ZİHNİYET  var demektir.
Geçmişleri için YALAN DELİLLER üretenler varsa, atalarının  HİKAYELERİNDE anlattıkları gibi olmadığını KABUL EDENLER var demektir.
YALAN temeller üzerine kurulmuş kulelerini, YALANLAR ile devam ettirenler varsa, ortada hayallerin bozulmaması için çalışan bir İNANÇ İTTİFAKI var demektir.

Edinilmiş geçmiş, edinilmiş kimlik, edinilmiş secere, edinilmiş Tanrı sahibi olmayı kabul edenler, geçmişlerini saygınlaştırabilmek adına İTTİFAKLARINI koruyabilmek adına, elbette geçmişlerine, SEÇKİNLİKLER   geleceklerine  VAADLER eklemeye ihtiyaç duyacaklardır.  
   
  FİRAVUNLAR
   
  Arkeoloji 2. Ramses için ölüm tarihi M.Ö. 1213 diyor, onlar "2. Ramses M.Ö. 1313 yılında Kızıldenizde öldü diyor. Kutsal kitaplarında TANRI "Mısır yaşamınız 430 yıl sür" diyor, onlar hayır "210 yıl sürMÜŞ" diyorlar.

Kadeş Savaşının Hitit kralı II. Muvatalli ve Mısır firavunu II. Ramses arasında,  M.Ö. 1274'te yapıldığını düşünürseniz, SAVUNDUKLARI YALANIN  büyüklüğü daha iyi anlaşılabilir. Yahudilere göre 2. Ramses öldükten 40 yıl sonra, Kadeş savaşını yapmış oluyor. Tüm bilimsel belgelere rağmen hala birileri;  DİN MASKESİ il örttükleri ZİHNİYETLERİNİN var olabilmesi için  SAPTIRMA metodlarını pervasızca kullanıyor.

 Kendilerine GEÇMİŞ EDİNEBİLMEK içi KİTAPLARIDA dahil herşeyi YALANLIYORLAR. Belgeli herşeyi ve Tanrı sözlerini yalanlamaktan kaçınmayanların, KENDİLERİNE DİN EDİNEBİLMEK için VAHİYLERİ NASIL YALANLAMIŞ olduklarını tahmin edebiliyor musunuz? / düşünebiliyor musunuz?

Kadeş savaşı sonrası yapılan antlaşmaya rağmen bölgede 10-15 yıl süren Lokal bazdaki Mısır-Hitit çatışmalarınıda kendilerine hikaye olarak seçmiş olmalılar. Onların verileride bunu doğruluyor. Onların Tarihleriyle; M.Ö. 1312'de Sina'da Kitabı aldık demeleriyle başlattıkları VAAD topraklarına ulaşma maceraları, 40 yıl sonra M.Ö. 1272 yılında Yeşu'nun FETİH işlerine başlamasıyla hız kazanmış. KIRKINCI yılda Yeşu'ya verilen "Şeria Irmağını geç" komutuyla FETİH başlamış.   
   
  İSRAİL 2. RAMSES 
   
  Yeşu ile Yahudiler Mısır'dan çıktıktan (KIRKINCI yılda başlan) 40 yıl sonra (M.Ö.1272) girdik (girmeye başladık) dedikleri bölgeler O TARİHLERDE MISIR'ın (bir kısmıda Hitit'lilerin) egemenlik sahasında olan topraklar. Hem Hititlilerin hem Mısırlıların üzerine titredikleri topraklar. "Feth-ettik, ele geçirdik" dedikleri Şeria ırmağının gün batısındaki olan ve Akdeniz'e kadar uzanan topraklar o tarihlerde ZULMÜNDEN kaçtık dedikleri Mısırlılara ait.

O bölgeye ulaşan ticaret yooları için, bölgedeki imtiyazlar için Hititlilerle Kadeş savaşı yapan Mısır Firavunları kendinden kaçanlara toprak kaptırır mı? Ticaret yolları egemenliği için Hititlilerle savaşmış olan II. Ramses, Mısırdan kovaladıklarına topraklarını verir mi?  Bu durumda Firavundan kaçmış olmazlar ki. Mısır'a ait topraklarda, hayali ülkelerin hayali krallarını (kabile reislerini KRAL ilan ederek) öldürerek tamin olanlar, köklerinin nereye dayandığını bilmiyor ki. Bir geçmişleri olsaydı, en azından bu derece çapraza düşmezlerdi.

Ticaret yolları için Mısır'lılarla savaşmaktan kaçınmayan Hititliler oldukça büyük miktardaki toprakları "biz Mısırdan çıkanlarız" diyenlere kaptırı mı? Ticaret yolları için savaş yapmanın ve bunu on altıyıl çeşitli çatışmalar halinde sürdürmüş olmanın bu durumda ne önemi olabilir. Toprak kaptırmış olsalardı Mısır ve Hititliler arasında kocaman bir devletin var olduğu haritalarda gözükmez miydi? Onlarda bu devlet ile övünmezler miydi? Hitililer ile Mısırlılar savaştı ama aradan Yahudiler karlı çıktı diye Tarihler yazılmaz mıydı?

Başkalarına ait olan tarihi geçmişi, başkalarına ait isimleri, başkalarına ait inançları kendilerine yorumlayarak, bölgede İLAHİ DİN sahibi görüntüsü TAVIRLARIYLA tutunmaya çalışanlar inanç köklerini, Mısır Tanrılı dinlerde, Babil  (Nimrod, Marduk, İnanana) Tanrılı dinlerde aramalıdırlar. VAADCİLERİNİN daha önce uğramış olduğu, dışlanmadan önce varlığını sürdüğü  adreslerde aramalıdırlar.

Madem Tanrılarının vaad ettikleri topraklara girdiler sahip oldular, yani Tanrıları sözünü yerine getirmiş oldu. Peki ellinden oyuncağı alınmış çocuk gibi "VAAT TOPRAKLARI MI isterim" diye bu yırtınmaları neden? Var olduğunu iddia ettikleri söz konusu (3 milyonduk, 600 bin askerimiz vardı dedikleri) insanlar, yani "fetih yaptık topraklarıda aramızda paylaştık" dedikleri insanlar, VAAD bölgesinin sahipleri olarak hala oralarda olmalılar. Ama Müslüman olarak ama başka isimlerle orada olmaları gerekir.

Bu çıkarımlar bile onların aslında hedeflerinin VAAD denilen araziler olmadığını gösterir. Asıl hedflerinin zihniyetlerini o bölgede hakim kılarak, Tevhid inancından kurtulmak olduğunu gösterir. Onların köklerinin Tevhid inancıyla bir bağlarının olmadığını gösterir. Tanrı olarak edindikleri hiçbirşeye egemen olamayan Varlıklarına egemenlik sahası açmayı hedeflediklerini gösterir. Şeytanın hakim olup sapkınlığını egemen kılamadığı bölgeye zihniyetlerini hakim kılmak istediklerini gösterir.

Onlar hiçbir zaman EHLİ KİTAP olarak tabir edilen kitapta ehil olanlardan olmadılar. Onların inanç atalarının Hz. Musa'ya, Hz. Davut'a ve Hz. İsa'ya indirilmiş olanlarla bir ilintileri olmadı ki, KİTAPTA EHİL / ERBAP / USTA  olanlardan olmuş olsunlar.

Tevrat, Zebur ve İncil'le tanışıp Ayetlere Ehil olup bağlananlar,
Ya! İMANLARININ KEMALE erdirecek olan KUR'AN'I KERİM'e tabii olarak / Müslüman olarak yollarına devam ettiler. 
Ya! mevcut isimlerini koruyarak EHLİ KİTAP tanımı içinde, hem kendilerine verilmiş olana, hem Hz. Muhammed'le gelmiş olana inandılar. Lokal gruplar olarak kalıp TEVHİD inançlarına bağlı olarak yaşayıp ömürlerini tamamladılar,
Yada helak edilip yok oldular. Şirk olan yöresel boyutta kalmış inançlara bağlandılar.   
   
  YEŞU VAAT TOPRAKLARI 
   
  Hala "toprağımız toprağımız" diye niye ağlarlar? Hala İnanç köklerini orada neden ararlar? Topraklar bir zamanlar oradaki insanların egemenliği altında olduğu gibi, şimdide başka isimler, başka sınırlar içinde, başka bayraklar altında, MÜSLÜMANLIK altında ama aynı insanların soyları olarak devam ediyor. Onlar sahip oldukları zihniyetlerini o bölgenin gerçek sahipleri görüntüsü altında sunuyor olabilirler. Ama o bölgenin insanları TEVHİD inancına dahil olduklarına göre, onların ZİHNİYETLERİNİ taşımamış  insanlar olmalı. O ZİHNİYETE SAHİP OLUPTA MÜSLÜMANLIĞA GEÇMEK, MÜMKÜN OLAMAZ. (istisnalar kaideyi bozmaz derler).   
   
   vaad toprakları yeşu
   
  İman bölgesinin genelinde hakim olan KİTAPTA EHİL tanımlılar, onlar ve onların İNANÇ ATALARI değil ki. Onların inanç ataları, zihniyetlerini miras olarak aldıkları bu-günkü kitaplar içinde manifestollarını yazmış ve putperes olmakla, tanrıya hükmetmekle, Tanrı olmakla övünen kutsal Metin yazarlarının temsil ettiği zihniyete, kendilerini ait gören ve din kitabı ihtiyaçlarını karşılamış olan bir topluluk.

Hz. İsa'nın  uzun süren tebliği döneminde (ve sonrasında) TEVHİD inancı taşıyan Hz. Musa tebliğlerine dayanan Müslümanların, Hz. İsa'ya bağlanarak yollarına devam ettiklerini göz ardı ediyorlar. Hz. İsa kendisine uyanları başka bölgelerden getirmedi, onlarda o bölgenin insanlarıydı. O nedenle Müslümanlık hızla tabana yayıldı. Kitaba Ehil olanlar / tebliğlere aşina olanlar İLAHİ DAVETE, çağrıcıyı duydukları anda icabet ettiler. 

Hz. Muhammed'ten önce, Hz. İsa ile Müslüman olmuş ama zaman içinde erozyona uğramış inançlarının, imanlarının  kemale ermiş halini gördükleri, Hz. Muhammed'le gelmiş olan tebliğlere bağlanmış olmalılar.  Hz. Muhammd'e BİAT etmiş olan bu insanlar BUGÜNKÜ İSLAM TOPLUMUNUN ÇEKİRDEĞİNİ oluşturmuş olan o bölgenin insanlarıydı.

Tersi olsa; o  bölgede sayıları, 2000 yıldır  en azından ele avuca gelir miktarlar da olurdu. Bu durumda "acaba kökleri İMAN BÖLGESİNE" dayanıyor mu?" diye düşünülebilirdi. İşte Dünya Dinler haritası.  
   
  DÜNYA DİNLER HARİTASI 
   
  Tüm bölge yani İMAN bölgesi / PEYGAMBERLER bölgesi MÜSLÜMAN olmuş bir durumdayken, Büyük TANAH YORUMCUSU, TANRILIĞA soyunmuş soyunmasına ama gözünün önündeki gelişmeleride görmüştür elbet. O günkü, bilinen Dünyanın büyük kısmına hakim duruma gelmiş olan ve gelişmesine bir türlü set çekilemeyen MÜSLÜMANLIĞI YOK SAYAMAMIŞTIR elbette.

Ama TEVHİD İmanını yani; üzeri örtülmüş VAHİYLERİ tekrar İNSANLARA sunan  ve üzerleri YALDIZLI inanç sistemlerinin SAPKINLIKLARINI ortaya koyan MÜSLÜMALIĞIN YOK EDİLECEĞİNİ, Dünyanın gelecekteki HAKİM GRUPLARI  sayarken bildirivermiş.

Nil ile Fırat arasını SİYONİST inançlarına tahsis edeceklerinin işareti olarak, bayraklarında yer alan çizgileri daha o günlerde, SİYON yıldızlarının altına ve üstüne  çekmeyi kafalarına koymuşlar demek ki.
İKİ SET arasındaki topluluk olduklarını, o bölgeyi kutsallarına tahsis ettiklerini daha o günlerde (yine bir avuçken) ilan etmişler demek ki. (Adamın 7 milyar kişiyi 3003-4000 yıldır 16 milyon kişiye köle edetme sözleri veren Tanrısı olunca her türlü ilanı yapar)

Bu gün Dünyada sayıları 16-20 miyon civarında olanlar o devasa bölgeyi neden istiyor  olabilirler. Varlıklarına merkez üssü mü yapmak istiyorlar? Dünyanın her yerine Uzaydan görülen heykeller diye yerleştirilen (Türkiye'de 8  adet var. Kapodakya)  İKONLARINDA / PUTLARINDA yer aldığı ARAVA bölgesinde  devasa boyutta heykeller inşaa halinde. 
   
  ARAVA VADİSİ KUTSAL CONSİL 
   
  Siz onların Tapınaklarında, yani SinaGOG'larında ikon ve PUT olmamasına kanıpta, PUTPERES İNANÇLAR taşımıyorlar sanmayın. SinaGOG'larında ortalıkta gözükmeyen ikonlar, din sistemlerini kuran  ATALARININ,  BUZAĞI SUYUNU içmiş olmalarından dolayı, ibadet'e gelenlerle birlikte SinaGOG'taki yerini alıyor. Ataları vasıtasıyla Gönüllerine içirilmiş olan  BUZAĞI göğüslerinde "İNANÇ" (inanılan Tanrıda denilebilir) adı altında yerini almış durumda.

 Mısırdan Çıkış......32:20 Yaptıkları BUZAĞIYI alıp YAKTI, TOZ HALİNE gelinceye kadar EZDİ, sonra SUYA SERPEREK İSRAİLLİLERE İÇİRDİ

Tapınaklarında ikon bulundurmamaları zaten PUTCU olamadıklarını SANDIRMA amaçlı. Mısırdan çıktıktan sonra, PUT yapımına sinirlenilme SAHNELERİ de bu nedenle yani inanç torunlarına öğreti babında kaleme alınıyor. Yoksa Puta kızan Tanrıları, önderleri, İMANLARI, İNANÇLARI olsa, yapılmış olan BUZAĞI PUTUNUN suyunu içerler miydi? Putun suyunu içmeyip TEVHİD inancında direnenleri öldürdükten sonra sakinleşilir miydi?  Mısırdan çıkanların  ESASINDA 3000 kişi CİVARINDA OLDUKLARINI, kendilerinin onlarla bir ilgilerinin olmadığını da böylece duyurmuş oluyorlar. İddia edildiği gibi 3 milyon kişi  BUZAĞI SUYUNU içmiş olsa, SUYUNU İÇTİK dedikleri PUTUN BÜYÜKLÜĞÜNÜ düşünün.(Eşyaları ve hayvanlarıyla YAŞLISI çocuğuyla, arabalı arabasız silahlı olarak yola düşenlerin arasına 2 mt mesafe koysanız 6000 km uzunluk oluşur. İstanbul Kars arası 3 sefer demektir. Türkiyenin etrafını neredeyse iki kez dönmek demektir. Konvuyu 30 kişilik saflar halinde bile düzenleseniz konvoyun boyu 200 km olur. Nereyse İstanbul - Bolu arası olur. Firavun Konvoyun en önüne gitmek için bir iki gün yol almış olmalı)

Olayların sonunda CEZALANDIRILMASI gerekirken, Putu yapanı; BAŞ KAHİN, içmeyenleri öldüren soyu; başkahinler kadrosunun ebedi elemanları ilan edilmesi mümükün olur muydu? Tüm gelişmeleri memnunuyetle seyreden Tanrı olarak işaret edilenin, PUTU SUYUYLA göğüslere iyice yerleşenin kimliği,  CİN'den başka birşey olabilir mi? Her yerleri işaretler, sembollerle dolduran, sayılar ve harflerden yorumlar çıkaranların İbadethanelerinde hiç İKON olmaması mümkün mü? Her sözlerine taş dikip Tanık ilan edenler TANIKSIZ İBADET edebilirler mi? 

İkonlardan uzak durmaları inançlarının bir parçası olsaydı yani Putlardan kurtulmayı  isteselerdi; "PUTLAR AÇIKTA değil Gönüllerde olsun, göğüslere yerleşsin" diye BÖĞÜREN BUZAĞIYI su haline getirip içerler miydi? Putlar AÇIKTA DEĞİL GÖNÜLLERDE BESLENECEK kuralı gereği semboller ve heykellerle, ritüellerle, seronomilerle durumu götürüyorlar. Görünende gizliyi aratma alışkanlıkları sonucunda, görünende gerçeği gizleme içgüdüleri uyarınca herşey MASKELENMİŞ olarak sürüp gidiyor. 
   
  SİYON YILDIZI 
   
  Ve o bölgeyi  elde ederek egemenliklerini kurabilmek için, kendilerine tahsis ettikleri bölgeyi kendi KUTSALLARINA bağlayabilmek için önlerinde engel olarak gördükleri, TEVHİD İMANINA sahip  olan Müslümanlığı daha o yıllarda yok etmeyi iç-güdülerine  yangın gibi sardırmışlar  demek ki.

Göksel egemenliklerine anahtar olarak / kapı olarak gördükleri bölgenin, İMTİYAZ sahaları olduğunu vurgulayan (onların hayallerindeki  egemenlik  topraklarını belirten) İKİ SETTİNİ  bayraklarına çizme fikri  daha o yıllarda şekillenmiş demek ki, 

"İMANİ değerler var olduğu sürece bizim HAKİMİYETİMİZ olamaz" çıkarımları sonucunda, İKİ SET arasında olanlar olmayı bir mecburiyet görüp, bölgeyi daha o yıllarda olmazsa olmazları arasına katmışlar  demek ki.  
   
  AZ SİNAGOG, BOZGUNCU GOG / YECÜC, MAGOG ve ŞEYTAN DOSTLARI KONUSUNUN İŞLENDİĞİ "SİNA & GOG" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  TEVHİD İMANINA sahip olanların akibeti daha o yıllarda çoktan şekillenmiş olduğundan bu olmazsa olmazlarını,  Büyük Tanah Yorumcusu Rashi'de dinsel boyut katarak dillendirivermiş. 

Gelecekte ALTIN ÇAĞLARINA girdiklerinde yada girme aşamalarında;
VARLIK BİR'LİĞİNİ sağlayabilmek için,
TEKAMÜLLERİNİ tamamlayabilmek için,
TANRIYA ulaşabilmek için,
TANRIYA GARK olmak için,
TANRIDA YOK olmak için,
TANRIYLA FENA-FİLLAH durumları yaşayabilmek için,..vb..

Yani; TANRILAŞABİLMEK için , aynı kökten gelen ve aynı inanç mantığını paylaşan, KUZU ve ASLAN dışında hiçbir dini sistemin kalmayacağını başka boyutların habercisiymiş gibi duyuruvermişler.   
   
  900 yıl öncesinde Müslümanlığı yok sayanların DİNLERİN DİYALOĞUNDAN bekledikleri ne olabilir?
900 yıl önce büyük Tanah yorumcusu dedikleri, Tanah'ın ilk tefsir çalışmalarını yapan Rashi'yi önder kabul edenler, yani ZİHNİYETLERİNİN bir bölümünün oluşmasını sağlayan birinin belirlediği HEDEFLERİ  terkederler mi?

Hz. Muhammed vasıtasıyla gelmiş olan MÜSLÜMANLIĞI yok sayarak MANİFESTOLARINI oluşturanların, dinlerine çağrılarda bulunmak TEVHİD İNANCININ neresiyle bağdaşır.
Hala aynı örnekleri verdiklerine göre MÜSLÜMANLIĞI KÖKTEN YOK etmeyi kafalarına almış olanların DİNLERİN ARASINDAKİ DİYALOG platformlarında amaçları, önce MÜSLÜMANLIĞI deforme etmek ardından da yok olmasını seyretmek olmaz mı?

ONLARINDA İÇİNDE OLACAĞI BİR ALTIN ÇAĞ (zaten öyle bir devir yokta hani var kabul edilse bile) HAYALİ MÜSLÜMANLIKLA BAĞDAŞABİLİR Mİ?
ONLARIN OLACAĞI BİR MEKANDA BULUNMAK DEMEK, O MEKANIN TABELASINDA NE YAZARSA YAZSIN, ARAFAT''ta ATEŞE TARAFINDA OLANLARDAN OLMAK DEMEKTİR.   
   
  AZ VAAD'cinin BÜYÜK ÖDÜLÜ ALTININ GEÇMEDİĞİ, KURTLA KUZUNUN KARDEŞ OLACAĞI "ALTIN ÇAĞ" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ. .
   
  Öncesini yok kabul ederek,  sanki bu fikir Rashi'yle oluşmuş olduğu kabul edilse bile; yaklaşık 900 yıl  önce bunu İNANÇ SİSTEMLERİNE dahil etmiş olanlar, BUGÜN DİNLERİN DİYALOĞU Platformlarında MÜSLÜMANLARI fikri alınacak işbirliği yapılacaklar arasında neden görsünler?

Sadece MÜSLÜMAN ÜLKELERİNE yönelik düzenlenen mizansenlerle, MÜSLÜMANLARI kendi yollarına, ateşe çağırıyorlar. ŞEYTAN'LA yaptıkları AHİTLER gereği TEVHİD İNANCINI yok etmek için DİNLERİN DİYALOĞU SAHNELERİNDE yer veriyorlar. UNUTMAYIN ŞEYTAN için ve ŞEYTAN İTTİFAKLARI ile ulaşmayı planladıkları VARLIK BİRLİKLERİ için asıl olan İNSANLARIN ÖLMESİ değil İMANLARINI kaybetmesi önemli. Önce iman kaybı sonra kitaplarındaki emirler gereğince SOY KURUTMALARI.

Kitaplarında Müslümanlık yok iken sarfettikleri,
Mısırdan Çıkış.....17:14 RAB Musaya, ‹‹Bunu anı olarak kayda geç›› dedi, ‹‹Yeşuya da söyle, AMELEKLİLERİN ADINI YERYÜZÜNDEN BÜSBÜTÜN SİLECEĞİM.››...sözlerinin genişletilmesi ile (Amaleklerin Esav ve İsmail soyundan türediğine inanalar için kötü dürüler oluşturan İMAN'dan kurtulmak idealleri olmalı) SOY KURUTMALARI yapmaları onlara hiçte zor gelmez. Purim Bayramlarının altında yatan Amalek katliam sevinci değil mi? Maskelenerek anlatılan ve bir günde katledilen (büyük ihtimalle yakılarak) 75.000 kişinin arkasından ilan edilen Bayramın ismi Purim. 
   
  AZ SOYKIRIM, YAHUDİLİK MANİFESTOSU, AMALEK AVCILIĞI ve MASKESİ PURİM BAYRAMININ İŞLENDİĞİ "ESTER & PURİM" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  BU DURUMDA MÜSLÜMANLARI DİYALOĞA DAVET ETMEK, ATEŞE ÇAĞIRMAKLA EŞ OLMUYOR mu? İSEVİ-MÜSLÜMANLIĞI icad ederek "ALLAH'ın" verdiği DİNE alternatif DİN UYDURMAK ve bu KİTAPSIZ, MESNETSİZ OĞUL TANRILI inanç sistemine "İLAHİ" demek, TANRICILIK OYNAMAK OLMUYOR mu?

ASLAN yahudilerse, KUZU Hıristiyanlar ise, en altta kalan Müslümanlar ne oluyor?
ASLAN'la KUZU bir araya gelecekse, yani DİNLERİN DİYALOĞU sağlanacaksa, Müslümanlar bu OLUŞUMUN / İTTİFAKIN içinde yer alabilmeleri için, mutlaka bu DİNLERDEN BİRİNE mi tabii olmaları gerekiyor?
Sıralamaya girebilmesi için illaki secde durumunda yaklaştığı YENİ AHİT'e biat etmesi mi gerekiyor?
Kurdukları İTTİFAKLARINDA yer alabilmesi için, mutlaka "KUZU'cu" mu olması gerekiyor?
Tekamül yolunda yani kopuk parçaya yaklaşabilmenin ilk aşaması olarak Yeni Ahit, inanç kitabı mı olması gerekiyor?
Yani ya! KUZU yada ASLAN'mı olması gerekiyor?
İSEVİ-MÜSLÜMANLIK saçmalığı bu yüzden mi DİN diye ilan edilip MÜSLÜMANLARA tavsiye edilir oldu?
İSEVİ-MÜSLÜMANLIK putperesliğin ilk aşaması mı?
ALTINÇAĞ kandırmacasındaki HAVUÇLARDAN biri olan ASLAN, KUZUYU yemeyecek sallaması ile kast edilen Yahudi ve Hıristiyanların yanyana durabileceği mi?

Bu durumda, ASLANIN KUZUYU yemeyeceği ALTIN çağa, MÜSLÜMAN kimliğini daha doğrusu TEVHİD İNANCINI kaybetmemiş olanlar GİREMEYECEK.
Ohalde KUR'AN'I KERİM'de de hiçbir dayanağı olmayan, hakkında hiçbir delili olmayan ALTIN ÇAĞ dedikleri, (Kurtuluş hayalleri kuran ŞEYTAN'ın ölmeden geçireceğini sandığı herşeyin yok olduğu 1.Sur'a üfleme ile 2. Sur'a üfleme arası) DİNLERİNİN en büyük HAVUÇLARINDAN olan SALLAMALARINA Müslümanlar neden İNANDIRILIYOR?

Neden ALTIN ÇAĞ uydurması Müslümanlığa sokuluyor?  Altın çağı sağlayacağını ilan ettikleri şahsiyet iyileri, imanlıları, tevhid inancını taşıyanları kurtaracaksa, onların İMANA ÇAĞIRAN davetciyle  işleri olur. Eğer öyle bir kurtuluşun peşinde olsalardı, Hz. Muhammed'le gelmiş olan KUR'AN'I KERİM'e bağlanırlar ve sonsuz yaşamdaki ALTIN HAYATLARINA kavuşurlardı.
 
Öyleyse asla bir arada olunamayacaklar için, neden MÜSLÜMANLAR kurban edilmeye çalışılıyor? Neden, ŞEYTAN İTTİFAKLI Varlık Birlikleri kuvvetlensin diye Tevhid inancı /  İmanlar yok edilmeye çalışılıyor. Hz. Muhammed'e günahkar diyenler, KUR'AN'I KERİM'İ hepten rededenlerle DİNLERİN DİYALOĞU sağlanabilir mi? Dinlerin Diyaloğu diye bir kavram "ALLAH" nezdinde geçerli bir mazeret olabilir mi? "ALLAH'ın" indirdiğini beğenmeyip ortaya melez bir din çıkarma çalışmalarının "ŞİRK" dışında bir tanımlaması olabilir mi?

Amaçları DİYALOG organizasyonları ile insanları önce İSEVİ-MÜSLÜMANLIK saçmalığına yaklaştırıp, sonrasında Yeni Ahit'e de secde eden "KUZULARDAN" yapabilmek mi?
Eğer öyleyse; Diyalog çağrıları yapıp organize edenler yani; Müslümanları İSEVİ-MÜSLÜMANLIĞA alıştıranlar, KUZU'luk yada ASLANLIK aşamasını çoktan tamamlamış olmalılar. YAKUP'un/ İsrail'in TANRISINA, OĞUL TANRIYA yada Tanrılar İTTİFAKINA (Paradaki Tanrı) BİAT etmiş olmalılar.  
   
  AZ ABD KONGRESİNE, CUMA NAMAZI bahnesiyle HORUS TEKAMÜL Piramitinde yapılan SECDE "NAMAZ İLE KONGREYE BİAT" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  KENDİLERİNE ÖZGÜ BARIŞLARI İÇİN; tüm düzeni GÖĞÜSLERİNDE BESLEDİKLERİNİN SESİNE göre düzenlemiş. Yeni Dünya Düzenlerinde; ALTIN ÇAĞI yaşamaya LAYIK GÖRÜLENLER sadece Hıristiyan ve Yahudiler. Yani ASLAN ile KUZU  
   
  FİRAVUN HORUS TEKAMÜL PİRAMİTİ 
   
  DİKKAT EDİN YAHUDİ'NİN AYAKLARI, HIRİSTİYANIN OMUZLARINA YÜK VERMEYECEK BİÇİMDE HAVADA. KİMSEYE İHTİYACI KALMAMIŞ, TANRIYA ULAŞMIŞ SANKİ TEKAMÜL ÜÇGENİNİN KOPUK PARÇASI KONUMUNDA. TANRISALLAŞMIŞ, EGEMEN DİN.

Ayakları yere basmayan, HAVALARDA durarak TEKAMÜL ÜÇGENİNİN kopuk parçası GÖREN GÖZÜ temsil edenin tipi (ırkı) tam bir YAHUDİ gibi RESMEDİLDİĞİNE göre, TEKAMÜL ÜÇGENİNE onlardan BAŞKASI yükselemeyecek. Ellerinde GERÇEK FURKAN isimli kitabın yani ALTIN AHİT'in YAZARLARI olarak, gönül rahatlığı ile TANRICILIK oynayabilecekler. Atalarının yaptığı gibi onlar yazacak TANRI olarak benimsedikleri kabul edecek. Bu durumda TANRI, onların uygulamalarında sergiledikleri inançlarına göre; KİMLERDEN oluyor?  
   
  AZ DOLARDAKİ, HORUS, PİRAMİT, ADALET TERAZİSİ, ANAHTAR ve "BİZ TANRIYA İNANIRIZ" sözünün işlendiği "PARADAKİ TANRI" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  DOLAR HORUS TANRI 
   
  Kitaba yön verenler, tekamülü tamamlayanların kimler olabileceğinin kimler olacağıda, Yahudi'nin, ayakları Hıristiyanın omuzlarına yük vermeyecek biçimde havada durmasıyla vurgulanmış .Hıristiya'nın hiçbir şekilde ibadetine engel olmuyor. Müslüman'a ise tüm yükü yüklenmiş durumda. Başını kaldırıp ne olup bittiğini görmesi ve anlaması imkansız bir halde resmedilmiş.

Çünkü yönlendilirdiği yolu göremiyor. Önüne koyulana "ilahi kitap" denmiş, sen artık "İSEVİ-MÜSLÜMANSIN" denmiş olmalı ki; (Tüm Müslümanların Hz. İsa'ya, KUR'AN'I KERİM rehberliğinde bağlı olduğunu göz ardı edip, putpereslerin OĞUL TANRILARI İSA'ya tabii oluyor) etrafını araştırmayan bir halde resmedilmiş. Yani DİYALOG heykeline göre; sorgusuz sualsiz tüm bu saçmalıkları düşünmeden, TELLALLERE kanıp kabul edince OĞUL TANRI inananlısı oluvermiş.

Hıristiyan değerlere,(önündeki kitaba göre; İsevi-Müslüman adı altında belli süre protest ve ortodoks olarak) İmani olmayan inançlara secde etmiş olarak kalacak. Kendisinin iman ettiği, kitap değiştirilmiş, yerine başka kitaplar koyulmuş. O ise hala, doğru bir secde yaptığının inancında,  İSEVİ-MÜSLÜMAN kimliğine taşınarak PUTPERESLEŞMİŞ olduğunu bilmiyor. Oysa;"ALLAH'a", isnat edilmiş OĞUL'a yani Hıristiyanlığın olmazsa olmazı  ilan edilmiş, "Tanrının ta! kendisi" dedikleri OĞUL TANRIYA BİAT etmiş durumda.  
   
  AZ YAHVE KİM? İSA'nın "BABAM" dediği YAHVE'ye NE OLDU? Yahve BABA ise İSA kimin oğlu? konusunun işlendiği "İSA YAHVE Mİ?" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  İSEVİ-MÜSLÜMANLIKLA AMAÇLANAN NE OLABİLİR? ONLARA GÖRE;

Tellallerin çağrısına uyanlarda; OĞUL TANRININ "ben yazdırdım" dediği kitaplarına, "ONLARDA SEMAVİ değil mi?" yaklaşımıyla başlayan ısınma turları sonunda  davetlere icabet etmiş oluyorlar.

Davete uyanlar, isteselerde istemeselerde, "ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH'a" isnat edilmiş OĞULU, TANRI olarak kabul eden İNANÇLARA İSEVİ-MÜSLÜMAN adıyla biat etmiş, Hıristiyan mezheplerinden biri olmaları öngörülüyor olmalı. Protestanlık, Ortodoksluk, Katoliklik gibi, bir ekolü yansıtan İsevi olabilirler.

Böylece; İSEVİLİK adı altında (Oysa her Müslüman aynı zamanda Hz. İSA taraftarı olmak zorunda ve KUR'AN'I KERİM'de ki Ayetlere uyduğu sürecede Hz. İsa bağlısıdır) OĞUL TANRI'yı benimseme yolunda bayağı ilerletilmiş olacaklar,

İSEVİ-MÜSLÜMAN tayin edilenler;  tanımlama İSİMLERİNE takılan MÜSLÜMAN (MÜSLÜMANDI / Müslümanlıktan geçti manasında) etiketi ile kandırılarak, BABALI-OĞULLU TANRILI DİNİN  içinde ilerletilmiş olacaklar.

Dinin içinde ilerletildikce, İSEVİ-MÜSLÜMAN tanımında yer alan Müslüman sıfatı bıraktırılıp, "İseviyim" yada "Hıristiyanım" deme aşamasına yavaş yavaş yaklaştırılacaklar

Hıristitan kimliğini kabul ettikten sonra; Elbette her Hıristiyan gibi, PAPA'nın ilan ettiği   Müslümanlığın (3 Milenyum hedefi) yok edilme çalışmalarına canı gönülden  destek verecekler.

TEVHİD İNANCINA sahip olan Müslümanları DÜŞMAN olarak gören, KURTULUŞA kavuşabilmenin önündeki en büyük engel olarak MÜSLÜMANLIĞI işaret eden KLASİK HIRİSTİYAN olacaklar.  Endülüs senaryoları tekrarlanacak)  
   
  AZ İYİ - KÖTÜ TARAF HANGİSİ? BANA GÖRE İYİ ama ONLARA GÖRE KÖTÜ TARAF neden BEN oluyorum? "İYİ & KÖTÜ KİM" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Secde halinde etrafında olanlardan habersiz yani AT-GÖZLÜKLERİ takmış bir halde; Efendisinin yönelttiği yolda, efendisine bağlı olarak, efendilerinin öğretilerinden kaynaklanan bir din anlayışı ile emredilenleri yapanlar bu yolun ilk yolcuları olarak gözüküyorlar. Neden dereseniz bir yerlere tabii olanlar zaten biat ettikleri adresin tüm kabullerini dogma seviyesinde benimsemek zorunda.

Çevresinde olup biteni görebilmesi için, önce kendisine yapılan DAYATMALARI SORGULAMASI gerekiyor. Oysa  ait olduğu adres tarafından yapılmış kabulleri, sorgulamasına dolayısıyla gittiği yolu görmesine imkan verilmiyor. Sorgulamak, düşünmek, yanlış aramak öğretilenler arasında, geleneklerinde yok. Kendisine "bu doğrudur" denilenleri kayıtsız şartsız bir teslimiyetle yapıyor. İtaatsizlik ise; "İMANI KAYBETMEK" denmiş bir kere. 
   
  ALLAH KURAN'I KERİM'DE ŞÖYLE BUYURUYOR..
  43 - ZUHRUF.......36.Kim, Rahmân’ın Zikri’ni görmezlikten gelirse biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur.
43 - ZUHRUF.......37.Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar.
43 - ZUHRUF.......38.Sonunda bize geldiğinde, arkadaşına, “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı! Ne kötü arkadaşmışsın!” der.
43 - ZUHRUF.......39.Onlara, “(Bu temenniniz) bugün size asla fayda vermez. Çünkü zulmettiniz. Hepiniz azapta ortaksınız” denir.
   
  Çevresinde olan bitenden haberi olmadan, kayıtsız şartsız herşeyi kabullenen, itaat eden, düşünceden yoksun, ezilen, horlanan, yaşamdan koparılmış, neye ve neden secde ettiğinin farkında olmayan, olayları yönlendiremeyen ve olaylara katkıda bulunamayan tam bir zombi adayı.

Meraklısı sormuş Devekuşuna, "neden başınızı kuma gömüyorsunuz" diye soru yöneltilmiş, Deve kuşu, şaşırmış halde "ben, başını kuma gömen Devekuşu, hiç görmedim" diye cevap vermiş, İçinden de şöyle geçirmiş, "biz nasıl görürüz onlar, bizi görmez iken".....

Meğer çocuk yaşta öğretilirmiş bu bilgelik onlara, o itibar gören, büyükleri tarafından, efendileri tarafından.Varlık sebepleri olmuş bu öğreti."Başları kumda olanlar görülmez", bir atasözü, bir öğreti, kısaca yaşam biçimleri, olmuş nesillerden nesillere aktarılan.. "BAŞLARI KUMDA OLANLAR GÖRÜLMEZ, eğer sen görürsen onlarda seni görürler." diye iyice tembihlenmiş İÇGÜDÜLERİ.

   
  DEVEKUŞU İNSAN 
   
  DÜNYA DİNLER HARİTASI 
   
  AZ DÜNYA İŞGAL HARİTALARINI, DİLLERİN - DİNLERİN değişimini, 3.BİN YILIN hedeflerini içeren'TEKRARI BOL OYUN GOP ve BOP' Sayfasına, buradan ulaşabilirsiniz 
   
  DÜNYA DİLLER HARİTASI 
   
  Tarih tekerrürden ibarettir derler ve ilave ederler "ibret alınsa idi, tekerrü eder miydi?" İşte size tarihin tekerrürünü anımsatacak sözler.

Afrika'lı, Jomo Kenyatta'nın bir sözü.
"Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı. Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler. Gözümüzü açtığımızda ise bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı."

Bir tanede Kızılderili sözü
"Verdikleri sözün sadece birini tuttu çatal dilli soluk yüzlüler; topraklarınızı alacağız dediler ve aldılar".(Kızılderili sözü)
   
  BARIŞ İSTEĞİ ONLAR İÇİN SADECE ÖLDÜRME FIRSATI DEMEK.  ATALARININ YAZDIKLARINI TANRI SÖZÜ KABUL EDENLER O SÖZLERİ DOĞRULAMAK İÇİN DÜNYAYI KAN GÖLÜNE KARARLI GÖZÜKÜYORLAR.

BARIŞTAN NE ANLADIKLARI KİTAPLARINA ATALARI TARAFINDAN MANİFESTO BABINDA YAZILMIŞ.
   
  Ama Tanrı sözünü yalan çıkartmayalım diyenler, bugün o zihniyetin temsilcileri olanlar BABİL'İ İŞGAL ETMİŞ DURUMDALAR. Tanrı ile konuşup görevler alan, AYAKKABI BÜYÜK ÖDÜLÜ ile onurlandırılanın askerleri, Babil'in ışıklarını söndürmeye kararlı gözüküyorlar.

Zekerya........11:1 Ey Lübnan, kapılarını aç ki, Ateş sedir ağaçlarını yakıp yok etsin!
Zekerya........9:4 Ama Rab onun mal varlığını alıp götürecek; Denizdeki gücünü yok edecek Ve ateş kenti yiyip bitirecek.
Zekerya........9:5 Aşkelon bunu görünce korkacak; Gazze acıdan kıvranacak, Ekron da öyle, çünkü umudu sönecek. Gazze kralını yitirecek, Aşkelon ıssız kalacak.
Zekerya........9:6 Aşdotta melez bir halk oturacak, Filistlilerin gururunu kıracağım.

Zekerya........9:7 Ağızlarından kanı alınmamış eti, Dişlerinin arasından yasak yiyecekleri alacağım. SAĞ KALANLAR TANRIMIZA BAĞLANACAK Ve Yahuda oymağında bir boy sayılacak. Ekron Yevuslular gibi olacak.

Zekerya........9:10 Savaş arabalarını Efrayimden, Atları Yeruşalimden uzaklaştıracağım. Savaş yayları kırılacak. Kralınız uluslara barışı duyuracak, ONUN EGEMENLİĞİ bir denizden bir denize, Fırattan yeryüzünün uçlarına dek uzanacak.

KUZEYDEN GELEN YOK EDİCİLER. KİMSENİN GEÇMEDİĞİ, YAŞAMADIĞI YER, ANCAK NÜKLEER SİLAHLARLA SAĞLANABİLİR. MODERN ÇAĞIN SODOM ve GOMORA ADAYI BAĞDAT.

Yeremya.......50:39 ‹‹Bu yüzden yabanıl hayvanlar, çakallar, Baykuşlar yaşayacak orada, ARTIK İNSAN YAŞAMAYACAK, Kuşaklar boyu kimse oturmayacak.
Yeremya.......51:37 Babil taş yığınına, çakal yuvasına dönecek, Dehşet ve alay konusu olacak. Kimse yaşamayacak orada.
Yeremya.......50:40 SODOMLA GOMORAYI ve çevredeki köyleri Nasıl yerle bir ettimse›› diyor RAB, ‹‹Orada da kimse oturmayacak, İNSAN ORAYA YERLEŞMEYECEK.

Yeremya.......51:43 Kentleri viran olacak, Toprakları KİMSENİN YAŞAMADIĞI, GEÇMEDİĞİ KURAK BİR ÇÖLE DÖNECEK.
Yeremya.......51:47 İşte bu yüzden Babilin putların Cezalandıracağım günler geliyor Bütün ülke utandırılacak, ÖLDÜRÜLENLER ÜLKENİN ORTASINDA YERE SERİLECEK 
   
  Yeremya.......51:48 O zaman yer, gök ve onlardaki her şey Babilin başına gelenlere sevinecek. Çünkü KUZEYDEN GELEN YOK EDİCİLER SALDIRACAK ONA›› diyor RAB. 
   
  DİNLERİN DİYALOĞONA ÇAĞRI YAPANLAR BU RESİMLERİ GÖRDÜKCE HEDEFE AZ KALDI DİYE MUTLULUKTAN UÇUYORLARDIR.   
  PUTA TAPANLAR 
   
  Yeremya'yı yalancı çıkartmak istemeyenler var güçleriyle orada yazılanları KEHANET kıvamına getirip yerine getirmeye çalışıyorlar. KEHANET NE NE DEĞİLDİR bir ona bakmak lazım

Gayb haberleri de denilebilecek olan kehanetler için çaba gösteren o vaadlere ulaşabilmek için kendini inandırmış, o yolun neferi haline gelmiş, geçimini gücünü o yoldan elde eden hizmetliler var. Kurtarıcı bekletmek, umdurmak adeta bir iş kolu haline getirilmiş, alabildiğine iş büyümüş gözüküyor.

Bu iş kolunda çalışan her hizmetli, kendi yaşamı içinde (yada kendisinden hemen sonra) bu VAATLERİN GERÇEKLEŞECEĞİ hayalini yayar. Kendiside "bal tutan parmağını yalar" sözü uyarınca, tek umutları olan bu hayal içinde çalışır durur.Hedeflerin gerçekleştiğini göremediği gibi, kendisinden sonrada gerçekleşmeyeceğini bilemeden, (gerçekleşmeyeceğinin de farkında olamadan) VAAT'cinin vaatlerine kanmış olarak, mutluluk diyarı olarak benimsediği boyuta törenlerle uğurlanır.

Bu tür kehanet dedikleri stratejileri, ATA MİRASI olarak kabul edip o yolda sadakatle ilerleyenlerin durumu; tıpkı sürekli uzayan/uzatılan, don lastiği üzerinde yol alan bir mikro boyutta ki varlığın/ organizmanın haline benzer. Sürekli ilerler ama yol bir türlü bitmez.

Engeller aşılır, yollar saptanır, amaca uygun panlamalar yapılıp stratejiler raporlanır ama hedefe bir türlü varılamaz.Hedef çok yakınlarda görünür gibi olursa da, erişilemez, elde edilemez.Katedilen yol uzarda uzar. Oysa; mikro-organizma, don lastiğinin üzerine birakıldığında, lastiğin boyu sadece bir karıştı.

İşte böyle bir yolda bir türlü gelmeyen ara duraklar ve gerçekleşmeyen vaatler, beraberinde seri olarak üretilen sayısız mini hedefleri de yanında taşımaya başlar. Bu üretilen sayısız mini hedeflerin bazılarının gerçekleşmesi, uzun yolun yolcuları tarafından sevinçle karşılanır. İşte bu isabet eden hedefler, ATALARIMIN, "PİR'imin DEDİĞİ ÇIKTI" yorumlarına sebep olur.

Yıllar içinde kanıksanan nesilden nesile sözlü yada yazılı olarak aktarılan, niyetler, tahminler, arzular, istekler ve amaçlar toplumların yaşamlarında (gelenek/adet/ibadet haline getirilmiş halde) sürekli gündemde tutulan hedefler olarak yer alır.O hedefler çok eskilerden gelen, gerçekleşmemiş ve gerçekleşme ihtimali bilinmeyen ama gerçekleşmesi beklenen, gerçekleşmesine bel bağlanan, ata öğüdü tahminler olduğu içinde, bunlara kehanetler denmiştir.

Oysa o sözlerin bazıları ise günü idare etme, işi halletme adı altında, işi bilenler tarafından, tam kıvamına getirilerek ortaya sürülmüş, durumu kurtarma ifadeleridir. O anlatılanlardan gerçekleşen yada gerçekleşmiş izlenimi veren hedefler olduğunda da "bak kehanet gerçekleşti" denilir.

Anlaşıldığı gibi;Kehanet dedikleri şeyler esasında onların yol haritalarıdır. Yapacakları eylemlerin, gerçekleştirecekleri operasyonların raporlarıdır. Genellikle şöyle söylenir, "vay be! abi adamların her dedikleri çıkıyor", Adam ne yazmışsa aynen oluyor" Esasında, ortada adamların yazdıkları ve dedikleri oluyor diye birşey yok. Onlar dediler diye olan birşeyde yok.

Hava tahmin raporu gibi birtakım fikirler beyan edebilirler. BU ONLARIN, GAYBI BİLDİKLERİ, GELECEĞİ TAYİN EDEBİLDİKLERİ SONUCUNU ÇIKARMAZ. Kahanet dedikleri şeyler, onların niyetlerinin, amaçlarının ortaya serilmesi, kağıda geçirilmesindir.

Ve bu durum "ALLAH'ın" Müminlere, o yaptırımlara maruz kalanlara, insanlara bir lütfudur. Çünkü onların gidecekleri yolları, katedecekleri etapları, niyetlerine aldıkları hedefleri çok önceden (onlarca, yüzlerce yıl öncesinden) bilme olanağına kehanet dedikleri yazmaları / anlatımları sayesinde kavuşulmuştur. Ana hedefleri için gerçekleşen yan faktörler onların kehanetlerine daha bir sıkı sarılmalarını sağlar. Böylece KEHANET denilene hepten inanılmış, gidecekleri yollar kesinleştirilmiştir.

 "Adamların her dediği çıkıyor bizde onlarla hareket edelim" yaklaşımı yerine "gidecekleri yollar ortada tedbirlerimizi alalım" denirse KEHANET dedikleri uygulamaları an hafif biçimde atlatılabilir. Yoksa onlar yine birşey elde edemeyeceklerdir ama o hareketlere maruz kalanların ödediği FİZİKİ bedeller ağırlaşmıştır. Zihniyetlerini benimsemekle kaybedilen İMANLARI hiç birşey telafi edemez.

 Niyetleri ve amaçları aynı olan yada onların konvoyuna katılanlar, bu kehanet denilen izler üzerinde ittifaklar kurup, platformlar teşkil edip, stratejiler saptayıp BİR'likte hareket edebilirler. Konvoylar oluşturabilirler.
   
  Kahanetin bu tanımından sonra Yeramya'nın sözünü KEHANET kabul ettirmek için, EVET KABUL ETTİREBİLMEK için (kendilerine tabii olanların sayısını artırabilmek için. Yoksa onlarda biliyorlar KEHANET denilen şeyler onların deyimitle TANRIYA BIRAKILMAYACAK KADAR ÖNEM razeden konular). Varlık Birliğinin güçlenebilmesi için gerekli taraftar başka türlü nasıl toplanır? Baskıyla kimse dinini değiştirmez ama yaptıkları uygulamaların Tanrısal olduğunu, uyanların mükafatlanacağını karşı çıkanların  cezalandıracağı, şeklen gösterilirse elbette DİN ÖNDERLERİNİN yardımıyla blok geçişler sağlanabilir.

Yeremya...25:15 İSRAİLİN TANRISI RAB bana şöyle dedi; ‹‹Elimdeki öfke şarabıyla dolu kâseyi al, seni göndereceğim BÜTÜN ULUSLARA İÇİR.
Yeremya...25:16 Şarabı içince sendeleyecek, üzerlerine göndereceğim KILIÇ yüzünden çıldıracaklar.››
Yeremya...25:17 Böylece kâseyi RABbin elinden alıp beni gönderdiği BÜTÜN ULUSLARA İÇİRDİM:
Yeremya...25:18 Bugün olduğu gibi viranelik, dehşet ve alay konusu, lanetlik olsunlar diye Yeruşalime, Yahuda kentlerine, krallarıyla önderlerine;
Yeremya...25:19 Firavunla görevlilerine, önderlerine ve halkına,
Yeremya...25:20 MISIR'da yaşayan bütün yabancılara; Ûs krallarına, FİLİST krallarına -Aşkelona, GAZZEYE, Ekrona, Aşdottan sağ kalanlara-
Yeremya...25:21 Edoma, Moava, Ammona;
Yeremya...25:22 bütün Sur ve Sayda krallarına, deniz aşırı ülkelerin krallarına;
Yeremya...25:23 Dedana, Temaya, Bûza, zülüflerini kesen bütün halklara;
Yeremya...25:24 Arabistan krallarına, çölde yaşayan yabancı halkın krallarına;
Yeremya...25:25 Zimri, Elam, Med krallarına;
Yeremya...25:26 sırasıyla uzak yakın bütün kuzey krallarına, YERYÜZÜNDEKİ BÜTÜN ULUSLARIN KRALLARINA İÇİRDİM. Hepsinden sonra Şeşak Kralı da içecektir.
Yeremya...25:27 ‹‹Sonra onlara de ki, ‹İSRAİLİN TANRISI, Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor:Üzerinize salacağım kılıç yüzünden sarhoş olana dek için, kusun, düşüp kalkmayın.›
Yeremya...25:28 Eğer kâseyi elinden alır, içmek istemezlerse, de ki, ‹Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor:Kesinlikle içeceksiniz!
Yeremya...25:29 Bana ait olan kentin üzerine felaket getirmeye başlıyorum. Cezasız kalacağınızı mı sanıyorsunuz? Sizi cezasız bırakmayacağım. İşte DÜNYADA YAŞAYAN HERKESİN ÜZERİNE KILICI ÇAĞIRIYORUM . Her Şeye Egemen RAB böyle diyor.›
Yeremya...25:30 ‹‹Bütün bu peygamberlik sözlerini onlara ilet:‹‹ ‹Yükseklerden kükreyecek RAB, Kutsal KONUTUNDAN GÜRLEYECEK , AĞILINA ŞİDDETLE KÜKREYECEK. Dünyada yaşayanların tümüne ÜZÜM EZENLER GİBİ BAĞIRACAK.
Yeremya...25:31 Gürültü YERYÜZÜNÜN DÖRT YANINA YANKILANACAK..Çünkü RAB uluslara dava açacak; Herkesi yargılayacak Ve kötüleri KILICA teslim edecek› ›› diyor RAB.
Yeremya...25:32 Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹‹İşte FELAKET ULUSTAN ULUSA YAYILIYOR! DÜNYANIN DÖRT BUCAĞINDAN BÜYÜK KASIRGA KOPUYOR ››.
Yeremya...25:33 O gün RAB DÜNYAYI BİR UÇTAN BİR UCA ÖLDÜRÜLENLERLE DOLDURCAK. Onlar için yas tutulmayacak, toplanıp GÖMÜLMEYECEKLER. Toprağın üzerinde GÜBRE GİBİ KALACAKLAR.
Yeremya...25:34 Haykırın, ey çobanlar, Acı acı bağırın! Toprakta yuvarlanın, ey sürü başları! Çünkü boğazlanma zamanınız doldu, Değerli bir kap gibi düşüp parçalanacaksınız.
Yeremya...25:35 Çobanlar kaçamayacak, Sürü başları kurtulamayacak!
Yeremya...25:36 Duy çobanların haykırışını, Sürü başlarının bağırışını! RAB ONLARIN OTLAKLARINDAN yok ediyor.
Yeremya...25:37 RABbin kızgın öfkesi yüzünden Güvenlikte oldukları ağıllar yok oldu.
Yeremya...25:38 İnini terk eden genç aslan gibi, RAB İNİNİ BIRAKTI. ZORBANIN KILICI ve RAB'bin kızgın öfkesi yüzünden ÜLKELERİ VİRANEYE DÖNDÜ.
   
  AZ SİNA'da KİTAP VERİLMESİNİN HEMEN ARKASINDAN BAŞLATILAN, ÖLDÜR EMRİNİN ÖRNEKLENDİĞİ "AHİT'TE ÖLDÜR EMRİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  YEREMYA'YA GÖRE; Yeremya zamanında TANRI YAHVE, İSRAİL ve YAHUDA HALKI İÇİN neler düşünüyormuş, hislerimize, düşüncelerimize tercüman olması bakımından kısaca değinelim.

Hem sürgün yıllarında, Tanrı adına mücadeleler "nasıl yapılmışa" örnek olur, hemde kehanet denilen şeylerin, esasında içlerindeki din (iktidar) savaşları için ortaya sürülmüş ifadeler olduğu ortaya çıkar. Tanrı olarak işaret edilen varlıktan çok, din içi patronluk savaşı yapanların, taraftar toplamaya yönelik ifadeleri.

TANRI YAHVE HALKIM DEDİĞİ İSRAİL'İN YAPISINI HANGİ İFADELER İLE AÇIKLIYOR..Hem Yahuda halkı hemde İsrail halkı için kullandığı ifadeler..( Buradaki fahişelik Tanrı İnannaya, tapmak olabilir, Tanrıyı Tanrıyla aldatmak gibi birşey. DÖNEK'se, BİLDİĞİMİZ DÖNEK OLMALI. Sözünde durmayan, güvenilmez)

Yeremya..........3/6 Kral Yoşiya döneminde RAB bana, ‹‹DÖNEK İSRAİL'in yaptığını gördün mü?›› dedi, ‹‹Her yüksek tepenin üzerine, her bol yapraklı ağacın altına gidip FAHİŞELİK etti.

Yeremya..........3/7 Bütün bunları yaptıktan sonra bana geri döneceğini düşündüm, ama dönmedi. HAİN kızkardeşi YAHUDA da gördü bunları.  

ELOHİM inacında direnen İsrail halkını DÖNEKLİK yapmakla suçluyor ve onları terk ettiğini suçluyor.Onun düşünce kardeşi olan, Döneklik ithamı olduğu için kötülük üreticisi (dişi-kızkardeş) olarak gördüğü Yahudanın da bu döneklikleri yaptığını, esasında hepsinin hain olduğunu ifade ediyor.Sadece Yahuda Halkının Tanrısı olamak istediği halde kendisine gerekli tapınmaların olmadığını bildiren Yahve taraftarları kişilklerinin temelini oluşturan, iltifatlı bol sözleri fırsat bu fırsat diyerek sıralamışlar.

Yeremya.........3/8 Fahişeliği yüzünden DÖNEK İSRAİL'i boşayıp ona boşanma belgesini verdiğim halde, kızkardeşi HAİN YAHUDANIN hiç korkmadığını, gidip fahişelik ettiğini gördüm.
Yeremya.........3/9 Hiç umursamadan fahişeliğiyle ülkeyi kirletti; taşla, ağaçla zina etti.
Yeremya.........3/10 Bütün bunlara karşın, HAİN kızkardeşi YAHUDA içtenlikle değil, göstermelik olarak bana döndü.›› Böyle diyor RAB.
Yeremya.........3/11 RAB bana, ‹‹DÖNEK İSRAİL HAİN YAHUDADAN daha doğru olduğunu gösterdi›› dedi,

Yeremya........3/12 ‹‹Git, bu sözleri kuzeye duyur. De ki, ‹‹ ‹Ey DÖNEK İSRAİL, geri dön› diyor RAB. ‹Size artık öfkeyle bakmayacağım, Çünkü ben sevecenim› diyor RAB. ‹Öfkemi sonsuza dek sürdürmem.
Yeramya...............3/14 ‹‹Geri dön, ey DÖNEK HALK›› diyor RAB, ‹‹Çünkü kocan benim. Birinizi kentten, ikinizi bir boydan alıp Siyona geri getireceğim.

Yahve'nin , önderlerinin, döneklik iyileştirme tekliflerini de reddetmişler
Yeremya.........3/22 ‹‹Geri dönün, ey DÖNEK ÇOCUKLAR, Dönekliğinizi iyileştireyim.›› Halk, ‹‹İşte buradayız, sana geliyoruz!›› diyor, ‹‹Çünkü Tanrımız RAB sensin.
Yeremya.........6/15 Yaptıkları İĞRENÇLİKLERDEN UTANDILAR MI? Hayır, ne utanması? KIZARIP BOZARMANIN NE OLDUĞUNU BİLE BİLMİYORLAR. ...........
Yeremya.........5/27 Kuş dolu bir kafes nasılsa, Onların EVLERİDE HİLEYLE DOLU. Bu sayede güçlenip zengin oldular,
Yeremya.........5/29 Bu yüzden onları cezalandırmayayım mı?›› diyor RAB, ‹‹BÖYLE BİR ULUSTAN öcümü almayayım mı?
Yeremya.........8/12 Yaptıkları İĞRENÇLİKLERDEN UTANDILAR MI? Hayır, ne utanması? KIZARIP BOZARMANIN NE OLDUĞUNU BİLE BİLMİYORLAR. .........

TANRI OLARAK İŞARET ETTİKLERİ, BİZLERİ O YARATTI DEDİKLERİ VARLIĞA BU KADAR DÖNEKLİK VE HAİNLİK YAPMAKTAN GERİ DURMAYANLAR, İNSANLARI ELBETTE DUVARLAR ARASINA DOLDURUP, CANLARI SIKILDIKCA BOMBALARLAR.Evlerini basarlar. Diledikleri ülkeleri işgal edip, kaliamlar yaparlar yada yapılmasına göz yumarlar.

Tanrıları adına karar veren onlar değil mi? Kitapları yazanlar onlar değil mi? Tanrılarına buhur sunup, tütsüler yakan onlar değil mi? Tanrılarına konut olarak 300 m2 çadır kuran onlar değil mi? Savaş meydanından meydanına, çadırlar içinde kalmayı göze alarak dolaşan, TANRILARI YAHVE değil mi?

ELLERİNE GEÇECEK İLK FIRSATI "OLUŞTURDUKLARINDA", (fırsat dedikleri kendi oluşturdukları ortamlar değil mi?) "TANRI KEHANETİNDE BUNLARI DEMİŞ" diyerek, KENDİLERİNİ TECRİT ALTINA ALIP, TÜM DÜNYAYA ZULÜM SALARLAR.