but1
   
   
  HER HARFİ TANRIDAN DENİLEN KİTAPLARIN SAĞLAMASI...
   
 

KUTSAL İLAN ETTİKLERİ SOYUN AÇILIMLARI.... TANRI EVRENİ YARATMADAN ÜÇYÜZ MİLYON YIL ÖNCE YAŞAYAN DİNOZORLAR.

   
     
  6. GÜNDE İNSANLARLA BİRLİKTE PEŞPEŞE YARATILAN, ADEM'in İSİMLERİNİ TEK-TEK VERDİĞİ DİNOZORLARI KİM YOK ETTİ?

Dinozorları,; "Adem'in yaratıldı dedikleri tarihte" İmparatorluk kurma aşamasında olan Akad'lar yok etmiş olabilir mi?
Adem'in yaratılış zaman olarak verdikleri tarihten, 5 bin yıl önce şehir hayatına başlamış olan, Urfa Göbeklitepe'lilerin Dinozorların yok oluşunda rolleri var mıdır?
6 günde yaratmaktan yorulan Tanrı'nın 7.gün dinlenmesi kaç binyıl sürdü?
Aden bahçelerinin kurulduğu arazıler hangi İmparatorluğun hükümranlığı altındaydı?
Adem yaratılmadan, 4-5 yıl önce hangi eliçabuk Urfa Göbeklitepeyi kurdu?
Dünya yaratılmadan, hangi işgüzarlar bakır madeni işletmek için toprağı delik deşik ettiler?
Nuh tufanı sırasında tüm insanlar yok edildiği halde piramit yapımına ara vermeyen Firavunlar onbinlerce işçiyi nereden buldu?
Ham, Sam, Yafet kardeşler üreyeceğiz diye uğraşırken, torunları Firavunlar nasıl oluyorda saraylarında sefa sürüyorlardı?
   
   
  İsrail Tanrısının "Moşeye Siyon dağında verdim" dediği, Tekvin/Yaratılış, Mısır'dan Çıkış, Levililer, Sayılar/Çölde Sayım, Tesniye/Yasa'nın Tekrarı isimleri ile anılan kitaplarla (Tora olarakta adlandırılan beş kitap) başlayan Eski Ahit kitabındaki çelişki örnekleri. Bakalım dedikleri gibi Tanrı sözümüymüş, yoksa yaratılmışlardan meydana getilrilmiş İTTİFAK ürünümüymüş?

Tanrı, Sina'da Kitabı Moşe'ye verene kadar hiç kontrol etmedi mi?
Yardılış tarihinden Tufan tarihine kadar olan tüm yanlışlıkları düzeltmeden mi Moşe'ye verdi?
Tufan'la Moşeye kitabı vermesi arasında geçen 800 yıllık zaman dilimi içinde, kitaplar öyle hatalı biçimde Tanrı katında mı kaldı?
En azından, kitap yanında kaldığı süre boyunca gelişen olayların bilgileri, doğru düzgün metinlere geçirilip Moşe'ye verilse olmaz mıydı?
Hala bizle irtibatta denilen tanrı, Tufan ve yaratılış belgelerini gördüğünde bile "beni kim yarattı" diye sormuyor mu?
"Adem'im ben yarattım" dediği tarhlerde İmparatotlukların var olduğunu öğrenen İLK OKUL ÇOCUKLARINA, "bana neden inanmıyorsunuz" diye hesap sorabilecek mi?
"Tufan yaptım, tüm insanları kurtardığım Sam, Ham, Yafet kardeşlerden türettim dediği tarihlerde , Firavunların onbinlerce işçi çalıştırdığını öğrenen İLK OKUL ÇOCUKLARINA, "ben herşeyi yaratan ve bilen Tanrıyım" sizin suçlarınız şunlardır diyebilecek mi? Verdiği sözleri hatırlayabilecek mi?

KENDİLERİNE GÖRE BİR İNANÇ SİSTEMİNİ KURDUKLARI YETMİYORMUŞ GİBİ, BİRDE KENDİLERİYLE AYNI İNANCI PAYLAŞMAYANLARA KARŞI İTTİFAKLAR KURANLARIN, KUTSAL İLAN ETTİKLERİ İFADELER KİMLERE AİT OLABİLİR?
   
  BAŞLARKEN:
Kitaplarının kapaklarına; "ALLAH" tarafından Peygemberler vasıtası ile tebliğ edilmiş / indirilmiş İLAHİ VAHİY kitapları "TEVRAT" ve  "İNCİL'in" isimleri verilmiş diye; Eski ve Yeni Ahit metinler bloğunun  bir kısmı dahi "İLAHİ VAHİYLERLE" eşleştirilebilir mi? O kitaplar külliyesine /  Ahitleşmemizin belgesi diye diye sundukları Eski / Yeni Ahit  (veya kendilerinin koyduğu isimler dışında)  dışında İLAHİ DEĞER İFADE EDEN  bir isim verilebilir mi?

İlahi vahiyleri  iletmek, TEVHİD İMANINI tebliği etmek için gönderilen Peygamberlerin isimlerini kullanarak, oluşturulan  metinlerde; put yaptırdıkları, put suyunu içirdikleri, karılarını başkalarına peşkeş çektirdikleri, kızlarıyla yatırdıkları, torunlarına tecavüz ettirdikleri, tütsü ve buhur sundurdukları, cin çıkartdırdıkları, bilicilik yaptırdıkları, yalan söylettirdikleri, hile yaptırdıkları vs..vs şahsiyetlere, SIRF İSİMLERİ BENZER diye,  "HAZRET" gibi unvanlar verilebilir mi?  İsimlerinin önüne "Hz." ibaresi koyulabilir mi?

Tanrı kelimesi, Tevhid inancından uzakta gelişme sağlayan, "ALLAH", dışında kendilerine bir takım hayali olgular oluşturanların, KUTSAL olarak benimsediklerine verdikleri genel bir addır. Bu benimsemeler, taş-sopa, dağ-tepe olabileceği gibi, şeytani varlıklar, insanlar ve cinlerden edinilmiş "kutsal ilanlılarda" olabilir. Meleklerin onların ibadetine izin vermiyeceği, böyle bir şeyin imkansız olduğu Kur'an'ı Kerim'de bizlere bildiriliyor.

Melek sandıklarının da kesinlikle CİNLER olduğu, bu tür "ilahi varlıklar sanılanların" kesinlikle CİN olduğu, Kur'an'ı Kerim'de, BİZLERİ UYARMAK İÇİN bildiriliyor.Yanlış hayallere kapılmamız ve bilinmezlerin arkasına takılmamız için İKAZ EDİLİYORUZ.

ALLAH BU DURUMU BİZE ŞU AYETLE BİLDİRİYOR.
34 - SEBE.......... 40.Allah'ın, onları hep birden toplayacağı, sonra da meleklere, “Bunlar mı size ibadet ediyorlardı?” diyeceği günü bir hatırla!
34 - SEBE.......... 41.(Melekler) derler ki: “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar CİNLERE İBADET EDİYORLARDI . Onların çoğu CİNLERE İNANIYORDU.”

Bu nedenle yazı boyunca, Tanrı kelimesi onların anlayışını belirtmek için kullanılıyor. Pagan ve putpers dinlerde de, Tanrı kelimesi kullanılıyor. Asla ve asla Tanrı hitabının "ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH'la" bir ilgisi yoktur. "ALLAH", sadece kendisine özel olan isimlerle anılır.

ALLAH BU DURUMU BİZE ŞU AYETLE BİLDİRİYOR.
19 - MERYEM.....65. (O), göklerin, yerin ve bunlar arasında bulunan şeylerin Rabbidir. O'na kulluk et ve O'na kullukta sabret. Hiç O'nun ADIYLA ANILAN birini biliyor musun?

Aynı durum Peygamberler ve Cebrail içinde geçerlidir. Onların ismini verdikleri, peygamberi olarak ilan ettikler isimler, tamamen kendi oluşturdukları hatta kendilerine yakıştırdıkları, inanç sistemlerine uygun buldukları hayali karekterler. Bu uygulama ile kitaplarında bu isimlerin geçiyor olması nedeniyle de isimlerinin önüne, "Hz." gibi unvanlar koyulmamıştır.

Konu bizim inancımızda olan, bizlerin bildiği Peygamberlerden bahsetmeye geldiğinde, Önlerine Hz. unvanı koyulmuştur. Hz. Muhammed, HZ. İsa, Hz.Musa, Hz. Meryem..gibi..

Onlar peygamber dediklerinin, karılarını satmış olmasını, kardeşleri ile evlenmesini, kızlarının babalarından çocuk edinmesini, hile yapmasını, put imal etmesini, Putlara tapmasını, peygambere torunun tecavüz etmesini, yalan söylemesini kabullenmişler ve bunları da kitaplarında hiç sakınca görmeden yayınlıyorlar.

Karısını satan, puta tapan peygamber dediklerinin içinde bulunduğu sözleri yazarken ve o ifadeleri yorumlarken, nasıl olurda; onun isminin önüne Hz.gibi unvanlar koyabilirim. Nasıl olurda o çirkin eylemleri Peygamberlerime yapıştırabilirim?

Onların kitabındaki, İSA'nın "ben Tanrıyım / Rab'bım / Oğulum" dediği, ifadesinin önüne Hz.unvanını koyarak nasıl olurda onu, Hz.İsa ile özdeşleştirebilirim? Onların İSA'sı güvercin ve kumru sundu ifadesini Hz. İsa ismini kullanarak nasıl kurabilirim?

Onların kitabında kendilerine münasip görmüş oldukları İSA'larının Yahve'ye "BABAM" demesini, nasıl Hz. İsa söyledi diyebilirim?  İSA'ları "gökteki BABAM" sözleri sarfederken nasıl isminin önüne Hz. ibaresi koyarak Hz. İSA çağrışımı yaptırabilirim?

Onların inanç sistemleri haline getirdikleri, onların olmazsa olmaz derecede bağlandıkları şirklerinin yayılmasına, ilahi damgalar yemesine, kutsiyet kazanmasına nasıl aracılık edebilirim?

Onların Kutsal Ruh dedikleriyle Cebrail'in hiç alakası yoktur. Büyük ihtimalle kendilerine bağlı olan bir varlıktan bahsediyorlar. Hiç birşeyden haberi olmayan bir Kutdsal Ruh. (Ör: Kutsal Ruh seçiyor dedikleri Papalık seçiminde, Kutsal Ruh'un her üyeye başka isim vermesi ve seçimin oy çokluğu ile sonuçlanması gibi)
   
   
  ESKİ ve YENİ AHİT'te PEYGAMBERLERE BAKIŞ AÇILARINI ve ONLARA YAKIŞTIRILAN ENSEST İLİŞKİLERE AİT ÖRNEKLERE BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  "Gökleri ve yerleri yarattım" diyen, onun bu sözlerinin geçtiği kitabın etrafında toplananların da; "evet o yarattı" dedikleri, ibadet ettikleri, İlah olarak inandıkları, Tanrılık vasfı ile yaldızladıkları (kabullerindeki) TANRI'ya göre; Gökkubbe (evren?) ve Dünya üzerindekilerle birlikte (Dünya üstünde olanlar) 6 günde yaratılıyor. 6 günde sürekli yaratmaktan yorulan Tanrı olarak işaret ettikleri haliyle 7. gün dinlenmeye çekiliyor.
   
  Yaratılış.......1:1 Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı.
Yaratılış.......1:2 Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin KARANLIKLARLA kaplıydı. Tanrının Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu.
Yaratılış.......1:3 Tanrı, ‹‹IŞIK olsun›› diye buyurdu ve ışık oldu.
Yaratılış.......1:4 Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı.
Yaratılış.......1:5 Işığa ‹‹Gündüz››, karanlığa ‹‹Gece›› adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve İLK gün oluştu.

Burada akşam oldu sabah oldu kavramlarına takılmamak lazım, (Evrenin gece gündüzüde ne dememek lazım) Henüz Dünya'nın gece ve gündüz sınırlarını, geçişlerini belirleyecek ışık kaynakları yaratılmamış durumda. İnsanın yaratılması, Tanrısal diye verdikleri ölçeklerle (Tanrı günüyle) 4. günde oluyor.Yukarıdaki ifadeler, anlaşıldığı kadarıyla, Dünyasal boyuttaki bir günden değil, yaratılma ölçeğindeki zamanlama dilimlerini kasteden tanımlamalar. Anlaşılabilmesi için Işık, Gündüz ve Gece tanımını yetersiz bulmuş olmalılar ki; Akşam ve Sabah benzetmelerini de kullanmışlar (yada öyle sandıkları / öyledir dedikleri için bu anlatım yolunu seçmiş olabilirler) Etap dönüm noktalarının sembolik işaretleri olarak kabul ettiğimiz bu tanımlamalarla, Yaratılışın ilk gün oluşturulmuş.

Gece ve gündüz adı neden verildi derseniz? Dünya'dan bağımsız da olsa; sonuçta bir ortamın ışığa kavuşması ve ışıksız kalması tasvir edilimek istenmiş denilebilir. Güneş doğduğunda nasıl yeryüzünü aydınlatıyorsa, aynı kaynak olmasada bir ışık kaynağının tüm evreni aydınlattığı zannedilmiş olabilir.

Gerçi, yukarıdaki gece ve gündüz kavramıyla, tüm evrenin (onlara göre) Güneş sistemini de barındıran, gök kubbeyi de kuşatmış olan, bir hacmin ışığa kavuşturulması anlatılıyor. Ama Güneşin aydınlatması sonucu, tüm gök yüzü ışık içinde gözükmesi, onlarda tüm evreninde o şekilde aydınlandığı hissini uyandırmış olabilir.

Bu "GÜN" denilen süreç, bizim ölçü birimlerimizle ne kadardır bu bilinmez. Algılamamızın ötesinde çok büyük yada çok küçük zaman birimlerini içeren etaplar olabilir, kullandığımız zaman birimleri ile izah edebileceğimiz etaplar olabilir, hatta kullandığımız zaman birimleri ile sınırlı aynı boyutta olan etaplarda olabilir.

Aşağıdaki ifadeler, bu sürecin zaman ölçüsünü verebilir mi? Etapların, bizim zaman birimlerimiz ile ne kadar sürdüğünü bildiren ifadeler olabilir mi? "Olabilir" dersem inanılmaz çelişkiler ortaya çıkıyor, "olmaz" dersemde inanılmaz çelişkiler ortaya yayılıyor. "Evet'te" diyemiyorum, "hayırda" diyemiyorum. Bu soruyu "geçiniz" hiç diyemiyorum.

Tanrısal kattaki BİR GÜNÜN, Dünyasal ölçekte BİN YIL olduğu, yani Dünyasal BİN YILIN Tanrısal katta BİR GÜN gibi olduğu, şu ifadelerle bidirilmiş.

Zebur...........90:4 Çünkü senin gözünde BİN YIL Geçmiş BİR GÜN, dün gibi, Bir gece nöbeti gibidir.
2 Petrus .......3:8 Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın ki, Rab'bin gözünde BİR GÜN BİN YIL ve bin yıl bir gün gibidir.
   
 
Yaratılış.......1:7 Ve öyle oldu. Tanrı gökkubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı.
Yaratılış.......1:8 Kubbeye ‹‹Gök›› adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve İKİNCİ gün oluştu.

Yaratılış.......1:11 Tanrı, ‹‹Yeryüzü bitkiler, tohum veren otlar, türüne göre tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları üretsin›› diye buyurdu ve öyle oldu.
Yaratılış.......1:13 Akşam oldu, sabah oldu ve ÜÇÜNCÜ gün oluştu.


Yaratılış.......1:16 Tanrı büyüğü GÜNDÜZE, küçüğü GECEYE egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı.
Yaratılış.......1:19 Akşam oldu, sabah oldu ve DÖRDÜCÜ gün oluştu.

Ve Dünya için gece ve gündüz belirliyicisi olan Güneş ve Ay yaratılıyor. Böylece; Dünyanın zaman belirleyisi olarak kullanılabilecek (saatbaşı gongu gibi) ışık kaynağı oluşuyor. İnsan hayatı için pek dakikaların (acil durumlar hariç) pek önemi olmaz. Hele dijital saatler çıkmadan önce kimse saat söylerken saniyelere dikkat bile etmezdi (kronemetre ile yarışanlar hariç) Oysa, o önemsenmeyen dakikalar, bir Kelebeğin yaşamında çok önemli bir zaman dilimini içeriyor.(İnsan yaşamı ile 1/3000-4000 orana sahip)

Şimdi Kelebeklere ait bir güneş sistemi olsa ve Kelebek için zaman belirleyicisi yapılsaydı, herhalde saliselerin bölümlendirildiği saat yapılırdı. Ortalama 5-6 saatte bir beslenen insan karşısında, her anı nerede ise ( insan ömrü oranı ile 5 sn) yemek vakti olarak geçen kelebek içinde böyle bir saat olurdu sanırım.Gün etap belirleyecisi olarakta, bir dakika sürmeyen aralıklarla, doğup batan ışık kaynağı oluşturulurdu (Kelebek ömrü~10.000 dakika). "Kel âlaka" bir örnekte olsa, durum bu benzerlikte..

Dolaysıylada, Gök kubbe (onların değimi) zaman belirliyicileri ile Dünya zaman belirleyicilerine ait zaman aralıklarının (skalalar arasındaki mesafe) farklı olmasıda, Yaratılış gerekliliğidir. (Kuyumcu ve bakkal terazisi arasındaki fark gibi. Her ikisine de koyulan ağırlık aynıdır ama biri gramın 1/1000'i ölçer, öbürü ise gramı algılayamaz.)

Oysa, İnsan ile Kelebek için geçen zaman aynıdır. İnsana göre 4000 kelebek ömürü barındıran yaşam, Kelebeğe göre, 1 ömürden meydana gelmiş zaman dilimidir. Birinde güneş doğuşu ile batışı arasında, ömürden 15 saat zaman harcamıştır, diğerindeyse ömrün onda biri gitmiştir. Ama çevrede olan tüm eylemler aynıdır. Zaman "anlarında" hiç bir fark yoktur, sadece skalaların farklıdır.

Herbirinde, zaman birimi "an", hep o "andır". (Ömürlerden giden oransal süre hariç) Birinde "o an" olan, bir diğerinde de "o anda" olmuştur. Yani her iki taraftada, zaman skalası üzerindeki işaret, "aynı noktayı" göstermektedir."O an" için kertelezler üst üste binmiştir.

Yaratılış.......1:20 Tanrı, ‹‹Sular CANLI YARATIKLARLA dolup taşsın, yeryüzünün üzerinde, gökte KUŞLAR uçuşsun›› diye buyurdu.
Yaratılış.......1:21 Tanrı büyük DENİZ canavarlarını, SULARDA kaynaşan CANLILARI ve UÇAN çeşitli VARLIKLARI yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü.
Yaratılış.......1:23 Akşam oldu, sabah oldu ve BEŞİNCİ gün oluştu.

Tüm DENİZ hayvanları ve HAVA hayvanları (kuşlar) 5. günde yaratılmış durumda. İnsan takvimine göre; (bir gün=bin yıl) Yaratılışın başladığı 4001 ile 5000 yılları arasında BALIKLAR ve KUŞLAR yaratılmış durumda.

Yaratılış.......1:25 Tanrı çeşit çeşit YABANIL hayvan, EVCİL hayvan, SÜRÜNGEN yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü.KARA HAYVANLARINI da kapsıyor.
Yaratılış.......1:27 Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde YARATMIŞ oldu. İnsanları ERKEK ve DİŞİ olarak yarattı.
Yaratılış.......1:31 Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve ALTINCI gün oluştu.

Tanrı kendi suretinden olan insanı, ERKEK ve DİŞİ olarak yaratıyor. Yani 6. günde insanlar ERKEK ve DİŞİ olarak yaratılmış durumda.
İnsan takvimine göre; (bir gün=bin yıl) Yaratılışın başladığı 5001 ile 6000 yılları arasında, İNSANLAR ve KARA HAYVANLARI yaratılmış Dünya üzerinde gezer bir hale getirilmiş.
   
  Yaratılış.......2:2 YEDİNCİ güne gelindiğinde Tanrı yapmakta olduğu işi bitirdi. Yaptığı işten o gün dinlendi.
Yaratılış.......2:3 YEDİNCİ günü kutsadı. Onu kutsal bir gün olarak belirledi. Çünkü Tanrı O GÜN yaptığı, yarattığı bütün işi bitirip DİNLENDİ

Yaratılışın 7. gününde, yani 6001 ile 7000 yılları arasında ise; TANRI yaratmaktan yorularak dinlenmeye çekiliyor ve o günü kutsal ilan ediyor. Kutsal gün Yaratılış günüyle mi, yoksa dünya günüyle mi verildi? Dinlenmesi Dünya günüyle BİR GÜN mü sürdü, yoksa Yaratılış günüyle BİR GÜN mü sürdü? Yani BİR GÜN mü yoksa BİN YIL mı SÜRDÜ?

Hangisi olursa olsun, gök ve yerin olmadığı sıfır zamanından başlayan yaratılış faslının ALTINCI GÜNÜNDE, tüm KARASAL HAYVANLARLA birlikte YARATILMIŞ olan DİNAZORLARIN, nasıl (bir günde veya bin yılda) ortadan yok olduğunu kimse açıklayamaz. Başka çıkarıma görede: Tanrı dinlenmesi BİR yaratılış günü / 1000 yıl sürmüşse Tanrı 930 yıl yaşayan ADEM'den sonra UYANMIŞ olmalı.

Elbette bu bir gün, Tanrısal boyuttaki bir gün olmalı. Eski Ahit'in Tanrı'sı ile Oğul tanrı; "bizdeki BİR gün, sizin BİN yılınıza denk" demiyorlar mı? gönderdikleri kitaplarında. Bu durumda dinlenmede Tanrısal boyut olan bir gün olmalı.

Zebur...........90:4 Çünkü senin gözünde BİN YIL Geçmiş BİR GÜN, dün gibi, Bir gece nöbeti gibidir.
2 Petrus .......3:8 Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın ki, Rab'bin gözünde BİR GÜN BİN YIL ve bin yıl bir gün gibidir.

Yorulan Tanrı olur mu? Tanrı fazla dikkat kesidiğinde hemen yorulacak demektir. Yorulan tanrı dahada sıkboğaz edilirse NEREDE BENİM DİNLENECEĞİM YER" diye isyanda eder.
Bu durumda Tanrı sürekli Cumartesi günleri tatil yapıyor, inzivaya çekilip işe güce bakmıyor demektir. İşleri güçleri yöneten yönlendirenler var demektir. Alın işte size o günler için YARDIMCI TANRI atama olanağı..
   
 

5001 ile 6000 yılları arasındai bir tarihte yaratılmış olan Adem, isterse 5999 yılında yaratılmış olsun Tanrı dinlenmesini bitirmeden 71 yıl önce ölmüş bulunuyor. (5999+930=6969)

Yaratılış.......5:5 Adem toplam dokuz yüz otuz yıl yaşadıktan sonra öldü.

Yaratıldıktan sonra Dünya takvimine göre; 930 yıl yaşayan Adem Yaratılış Takvimine göre (5999'da yaratıldığı varsayılırsa). en geç 6969 yılında ölmüş oluyor. 6. GÜNÜN son saatlerinde (5999'da) yaratılmadığını, kitaplarında 6. gün için "akşam oldu + sabah oldu 6. oluştu / tamamlandı" ifadesi ile belirtmişler. Yani; yaratılış günü, Sabah-Akşam ve Akşam-Sabah arası diye ikiye bölünmüş. (Özetle: 1- Gündüz yaratılış tamamlanmış 2- Akşam olmuş ve sabah olunca 6. gün tamamlanarak 7. GÜN / TANRI DİNLENME günü başlamış)

Adem en erken olarakta 5001+ 930=5931 yılında yani, Tanrı istirahate çekilmeden 69 yıl önce ölmüş olabilir. Sept gününü göremeden. Hiç sept günü kutlaması yapamadan. Eğer, 5000 yılının başlarında doğdu ise Sept gününü ancak Nuh ve çocukları görmüş olmalı.(onlara göre Tufan Yaratılıştan ~1700 yıl sonra olmuş)

Tanrı "7.gün dinlendi" dendiğine göre, hala Yaratılış takvimindeki gün hesabına tabi olarak, yani; bizim ölçeğimizle 1000 yıllık dinlenmeye çekilmiş durumda. Eğer; 6. günden sonra, "7. GÜN dinlendi denmese" idi; DİNLENME süreçi 1000 yıl olmayabilirdi. Herkez anlardı ki artık Dünyasal zaman birimleri geçerli duruma gelmiştir. Özellikle Tanrınında yorulduğu ve dinlenmeye ihtiyacı olduğunu vurgulayabilmek, beyinlere Tanrının da YORULUP DİNLENMEYE ihtiyatcı olduğuna göre; başa çıkılabilecek bir güç olduğunu iyice İNANÇLARA / BEYİNLERE yerleştirmek için, "7. gün dinlenmesini" icad etmiş olmalılar.

Daha sonra kitaplarının muhtelif yerlerinde; Tanrının dinleneceği çadırlardan bahsetmeleri, "güreşte yenme" sahnelerini işlemeleri, Tanrının kuleleri yıkmasını insanlardan çekinmesine bağlamaları..vb.. hep bu var gösterdikleri zayıflığı beyinlere yerleştirmek ve düşüncelerin bir parçası yapabilmek adına.

Tanrı ile yaptıkları, yapacakları Ahit'in iki tarafında işine geldiğini inanmaları istiyorlar. Bu nedenlede her fırsatta Peygamberler ve Tanrı'yla ilgili zayıflık vurguları yapıyorlar. Tanrının AHİD YAPMAYA, her zaman ihtiyacı olduğunu, inançlarının temeli haline getiremek istiyorlar.

Zaman dilimini değştirmekle sonuç değişir miydi? İrdeleme başka bir yol izleyeceğinden, kitapların yine "ellerinin ulaştıkları" tarafından yazıldığı ortaya çıkacak ve sonuç değişmeyacekti. Yaratılmayı 1.-2.-3.-4.-5.-6. günlerle ifade edip, "7. günde dinlendi" denildiğinde aynı süre uzunluğunda istirahat zamanının kullanıldığı anlaşılır.

Yaratılma sırasında "GÜN" ile kastedilen ZAMAN BİRİMİ ne ise; dinlenme süresi için kullanılan "GÜN" ile kastedilen ZAMAN BİRİMİDE O. "GÜN" ile kastedilen, Dünya ölçeğiyle bir gün, bir yıl, bin yıl, milyon yılda olabilir. Her ne olursa olsun, Yaratılma günlerinin herbiri aynı demektir.Eğer öyle olmasa herbiri için faklı gün sayıları verilirdi. Bir gün, üç gün, bin gün gibi..

"Yok canım bu 1000 yıllık süre uzun" denilebilir. Hatta 1000 yıllık sürenin uzunluğunun delili olarakta, hala Yahudi'lerin kutladığı (Hıristiyanların Güneş gününe Pazar gününe kaydırdığı), Dünya'sal bir günlük süreyi kapsayan Sept gününün, Tanrı tarafından kutsanması örnek verilebilir.Bu kabulünde onlar tarafından yapılabilmesi için önce şu ifadelerin yanlışlığını kabul ederek yani, Tanrı sözü olmadığını belirterek iptal etmeleri gerekir.

Zebur...........90:4 Çünkü senin gözünde BİN YIL Geçmiş BİR GÜN, dün gibi, Bir gece nöbeti gibidir.
2 Petrus .......3:8 Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın ki, Rab'bin gözünde BİR GÜN BİN YIL ve bin yıl bir gün gibidir.

Bu durumda bize de, "siz öyle söylüyorsanın öyledir" demekten başka seçenek kalmaz. Öyle ya! Tanrı'nın kutsal ilan ettiği Sept günü Dünya'da, 1000 yılda bir kutlanmıyor ki. Her hafta Cumartesi günleri kutlanıyor. (Cuma akşamından Cumartesi gecesine kadar) Sept günü, Tanrının Kutsal ilan ettiği günün izdişümü olduğuna göre bu dinlenmede aynı zaman dilimini kapsıyor olmalıdır.

Burada skala farklılığı değil, zamanın uzunluğu söz konusudur. Zaman büyüküğüde Skala üzerindeki kertelezlerin, her hafta aynı olabilmesi için, "zamanı meydana getiren sürelerinde eşitliği gerekir" gibi çıkarımlarla, bu sept günü dinlenmesi Yaratılış gününden (1000 yıldan), Dünyasal bir güne dönüştürülebilir. Dönüştürürler mi? dönüştürürler. Kağıtta onlarda, kalemde. Tanrı sözcülüğüde tamamen onların tekelinde.

   
 
   
  Diyelim ki; önce yabani hayvanlar, evcilleştirilmiş hayvanlar, sürüngen hayvanlar ve TÜM KARASAL HAYVANLAR yaratırlırken yarım gün / yarım peryot / 500 YIL geçti. Tüm kara hayvanlarının işleri bittikten sonra 5. günün ortasında, yani 5500 yıllarında Adem'e sıra geldiğini kabul edelim.

Neden derseniz? Adem ile dinlenme günü arasında daha, Havva'nın yaratılması var, Aden bahçesi var, akşam serinliğinde Tanrının gezintileri var, yasak olan ağaç var, tüm hayvanlara Adem'in isim vermesi var...vb.. Baz alınan yılları, birkaç yüzyıl yukarıda yada aşağıda olmasının hiç önemi yok. Aşağılara kaydırdıkca daha karışık durumlar ortaya çıkıyor. Önce hayvanları yaratıldığı ifade edildiğinden dolayı böyle ortalama bir milad olarak 6. günün 5500 yılını alalım.

Ortaya koyulacak irdelemele için, birkaç yüzyılın pek önemli olmadığını belirttik ama fikir vermesi için yinede tablolaştıralım. 250 yıl aralıklarla, Adem'in yaratılışını, oluşan soyunu ve dinlenme gününü yerleştirdiğimizde ortaya çıkan tablolar şu şekilde oluyor.
   
 
   
  Tanrı olarak işaret ettikleri, "6 gün yaratma işlemlerini yaptım 7. günde dinlendim" dediğine göre; bu "GÜN" denilen peryotların eşitliği vurgulanmış oluyor. Dinlenme gününüde boyutu verilmiş oluyor. Yoksa "6 günde yarattım" der ve 7. günü hiç karıştırmazdı.

Yorulduysada 7. günü karıştırmadan, yani diğer günlerle olan eşitliğini vurgulamadan, "yaratma eyleminden sonra dinlendim" derdi. Ama yaratma peryotları ile eşitliği vurgulamak için" 7. gün dinlendim" diyor. Yani, diğer günlerle aynı zaman aralığına sahip bir peryotu, dinlenmek için kendisine ayırdığını üzerine basarak söylüyor.

Elbette, eğer birşeyden yorulan varsa, yaptığı işin büyüklüğü ile orantılıda dinlenmesi gerekir.Bir kiloluk yorulan bir kiloluk dinlenir. Bir hafta çalışan, hafta sonu dinlenir. Yorulma alışkanlıklı, yorulmaya yatkın, 6 peryotluk Yaratılış işlemini gerçeklestiren de, bir peryotluk dinlenmeyi hak ettiğini düşünür. Bir peryotluk dinlenmeye ihtiyacı olur.

Yukarıdaki tablolara göre, Adem'i, 6. günün ortasında iken, yani Yaratılışın 5500 yıllarında ele alırsak; Bu durumda, Adem 501 yaşına geldiğinde Tanrı dinlenmeye çekiliyor. Dinlenmeye çekilmeden önce; Havva yaratılmış, soyundan Şit, Enoş, Kenan, Mahalel ve Yaret doğmuş gözüküyor. Yaret'in doğumundan kısa bir süre sonra dinlemeye çekilen Tanrı; Hanok, Metuşelah, Lamek, Nuh,'un doğumlarına şahit olamadığı gibi, yarattığı Adem'in (mutlaka Havva'nın da), Şit, Enoş, Kenan, Mahalel, Metuşelah ve Yaret'in ölümlerini de görememiş gözüküyor.

Görüldüğü gibi Tanrı'ya, buhur dükünlüğü yanısıra, yorulan ve bu nedenle dinlenen bir varlık nitelendirmesi yapmak nasıl hatalara mal oluyor. Gerçekten Allah'tan gelenleri örtenlein, Allah'tan gelenlerle ilişkisini kesenlerin, Tanrıcılık oynama isteklerinin ortaya çıkardığı tablolar / ürünler bunlar. Varlık boyutunda başka Tanrı rolü verilmiş yaratılmışlarla, İnsan boyutunda kul rolü verimiş yaratılmışların işbirliğinden ancak bu ve benzeri ürünler çıkar.

Yunan ve diğer Pagan Tanrı inançları ile zihinlerini yoğuranların, Samiri'nin buzağıları ile göğüslerini dolduranların Tanrı anlayışlarıda ancak bu kadar olabilir. Pagan Tanrılarının, ihtiraslarına, kaprislerine, aşklarına, eğlenmelerine, entrikalarına, kavgalarına, gezmelerine, hiç gücü olmamalarına ve hiç birşey yapamamalarına alışık olanlar, elbette yazdıkları metinlerde o alışkanlıklarının esintilerini ortaya koyacaklardır.

Mezburlar/Zebur...2/4 Göklerde oturan RAB gülüyor, Onlarla eğleniyor.

Bu ve benzeri nedenlerden dolayı, Tanrıya çeki düzen vermek her kutsal metin yazarının görevleri arasında yer alır. "Yaptık" dedikleri Ahitlerin ve geldi dedikleri kitapların amacıda zaten bu değil mi? Hayallerinde yaşattıkları Tanrı profilini ortaya koyabilmek. Gerektiğinde dehşet saçan, gerektiğinde koruyan, emirler veren, korkulan, sayılan ama sözleri kalemlerine bağlı olan, Tanrı anlayışı inanç dünyalarını oluşturmuş durumda. Böyle bir inanç sisteminin, ruhlarına işlemiş olduğu verdikleri eserlerden belli oluyor..

2 Tarihler .............2/5 "Yapacağım tapınak büyük olacak. Çünkü Tanrımız bütün tanrılardan büyüktür.
Mısırdan Çıkış.....15/11 ‹‹Var mı senin gibisi ilahlar arasında, ya RAB? Senin gibi kutsallıkta görkemli, heybetiyle övgüye değer, Harikalar yaratan var mı?

TANRININ ELBİSESİ, ELBİSESİNİN ETEKLERİ, ETEKLERİNİNDE KUYRUKLARI VER Kİ, TAPINAĞI DOLDURUYOR. (Merak bu ya! Elbiseye ihtiyaç duyan Tanrı, acaba buhurunu insanlara getirtiği gibi, yakmalık sunuları yaktırdığı gibi, elbisesinide insanlara mı diktiriyor.)

Yeşaya..............6/1 Kral Uzziya'nın öldüğü yıl yüce ve görkemli Rab'bi gördüm; tahtta oturuyordu, giysisinin etekleri tapınağı dolduruyordu.
   
  Adem'in başlangıç tarihi, biraz öne alındığında, ortaya çıkan tabloya göre; Tanrı dinlenme dönüşünde TUFANI BİTMİŞ buluyor. Bu durumda; Tanrı 7. GÜN dinlendi mi? dinlenmedi mi?
Gerçekten olaylara hakim olan, olmuş olayları "ben yaptım" diye ortaya çıkmayan, başka deyişle olmuş olayları, "o yaptı" denilerek ortaya sürülmeyen, gerçek bir güç / bir kuvvet olsaydı, GERÇEK YARATAN OLSAYDI, "kitabım" dediği metinler dizesinin, daha girişinde bu hatayı yapmazdı.

Tanrıyı istirihat ettiren inanç sistemide bu derece kabul görerek gelişmezdi. Dinlenme anları için, yardımcı güçler ilan etmeye de ihtiyaç duymazlardı.
Yeşaya (Isaiah)...66/1 RAB diyor ki: "Gökler tahtım, Yer ayaklarımın taburesidir.Nerede benim için yapacağınız ev, Neresi dinleneceğim yer?

7. gün dinlendiğine ve bu günün süresi, diğer 6 günle eşit olduğuna göre; bu süreçte kontrol kimlerin elinde idi? 7. gün dinlenme ile geçtiğine göre; Tufan kararını istirahat dönüşünde gördüğü tabloyu beğenmeyerek vermiş olabilir mi? Bu tür soruları çoğaltmak elbette mümkün.

Diyebilirlerki; Tanrı bukadar süre dinlenir mi? Eğer yorulan ve bu nedenlede dinlenmesi greken bir Tanrı inancınız varsa neden olmasın. Tanrının yorulacağına inanıyorsunuz, dinlenmesi gerektiğini kabul ediyorsunuzda, sürenin uzunluğuna neden itiraz ediyorsunuz?(Kazanın doğurduğuna inanan, öldüğüne de inanmak zorundadır.. "Doğurma kısmını kabul ediyorum, işime de geldi ama ölme kısmını kabul etmiyorum" denilemez.)

Tanımlamanın 1. kısmı yani; Buhura, dinlenmeye ve dinlenecek yere ihtiyacı olması, Tanrı'nın yorulan boyutta, yani güç yetirebilir olması o dinleri kabul edenlerin, "ALLAH'ın", hesap gününden kurtulablieceklerini sananların, hoşuna gidiyor.
Kurtaışı bile fidyeyle yapabilen Tanrı inanç sistemi, onların arayıpta bulamadıkları cinsten birşey olmalı.

Luka.........1:68 «İsrail'in Tanrısı olan Rab'be övgüler olsun! Çünkü halkının yardımına gelip onları fidyeyle kurtardı.
Yeşaya.....43/3 Çünkü senin Tanrın, İsrail'in Kutsalı, Seni kurtaran RAB benim. Fidyen olarak Mısır'ı, Sana karşılık Kûş ve Seva diyarlarını verdim.

Tanımlamanın 2. kısmı yani; Sürenin uzunluğu birtakım çelişkileri ortaya çıkarttığı için, "yok daha neler olur mu öyle şey?" denilerek red ediliyor. 7 etaplı Yaratılış evresinde, 6 eşit (gün) etabı gerçekleştirdiği için yorulan ve dinlenmesi gereken bir Tanrı kabulü yapılıyorsa; istirahat etabına ayrılan 7. gününde, diğer ilk 6 gün ile aynı büyüklükte olması kaçınılmazdır.
   
  Dinlenme süresini uzun bulup bu süre 1000 yıllık zaman dilimlerini kapsamıyor bu süre esasında Dünya'sal olarak kabul edebileceğimiz günleri kapsıyor denilebilir. Hatta kitaplarında geçen "1 gün bin yıldır" ile alakalı şu ifadeleri de kırmadan durumu idare edebilirler.

Zebur...........90:4 Çünkü senin gözünde BİN YIL Geçmiş BİR GÜN, dün gibi, Bir gece nöbeti gibidir.
2 Petrus .......3:8 Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın ki, Rab'bin gözünde BİR GÜN BİN YIL ve bin yıl bir gün gibidir.

(Unutmayın: Önderlerinin, görevlilerin 1. vazifesi kitabı korumaktır. Bu nedenle ortay sürekli çıkan ve çıkmaya devam eden çelişkiler karşısında her türlü örtme ve yaldızlama işlemini yapmaları ana görevleridir. Yoksa; ellerindeki kitabın" orası çelişkili burası yanlış" diye ayıklamaya kalkarlarsa, elerinde sadece, Tanrı, Peygamber, Amin, Rab, İbadet, Cennet, Cehennem, Melekler, buhur, tütsü, sunak, tapmak..vb gibi, bağımsız kelimeler içeren listeler kalır. Meslekleride son bulacağından işsiz kalırlar)

Yukarıdaki ifadeler Tanrısal boyuttaki zaman birimlerine, o boyuttaki etapların sürelerine işaret etmektedir. Tanrı'sal boyutta bir gün bizim bin yılımızdır, gerçi Petrus bu kabulü kendi yorumuna destek olsun diye yanlış kullanmış ama gerçekte Tanrısal boyutta bir gün, bizim süremizle bin yıldır. "Petrus'un bu saptamasını değerlendirirken; İsa'yı üç kez inkar edereki ile horozları öttürdüğü, İsa'nın "çekil önümden şeytan" dediğide göz ardı edilmemelidir" diyebilirler.

7 evreli yaratılmanın 4. etabında güneş ve Ay'ın oluşması ile artık, Dünyasal zaman dilimine geçilimiş olduğunuda söyleyebilirler.İlk üç etap Yaratılış esnasında, "bin yıllık gün" kavramı içinde olmuştur diyebilirler. Hatta bu etaplara Ay ve Güneş'in oluşma safhasını da ekleyebilirler. Güneş ve Ay tam hizmete girmediğinden dolayı, bu kabul çerçevesi içine alabilirler.

Yaratılış.......1:5 Işığa ‹‹Gündüz››, karanlığa ‹‹Gece›› adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve İLK gün oluştu.
Yaratılış.......1:8 Kubbeye ‹‹Gök›› adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve İKİNCİ gün oluştu.
Yaratılış.......1:13 Akşam oldu, sabah oldu ve ÜÇÜNCÜ gün oluştu. Yaratılış.......1:11 Tanrı, ‹‹Yeryüzü bitkiler, tohum veren otlar, türüne göre tohumu meyvesinde bulunan meyve......

Dünyayı aydınlatacak güneş ve Ay oluşturuluyor. Bitkilerden 1000 sene sonra bu işlem gerçekleştiriliyor ama olsun. Ellerinin uzandıkları ile Kutsal Kitap yazma işine soyunanlar, bitkilerin yaşaması için, FOTOSENTEZ yapmaları gerektiğini nereden bilecekler. Bitkinin fotosentez yapabilmesi içinde mutlaka güneş ışığına ihtiyacı olduğunu, elbette o devilerde bilemezlerdi. (Onlar için sadece, ısıtma ve aydınlatma aracı)

Yaratılış.......1:16 Tanrı büyüğü GÜNDÜZE, küçüğü GECEYE egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı.
Yaratılış.......1:19 Akşam oldu, sabah oldu ve DÖRDÜCÜ gün oluştu.
Sonuçta Güneş ve Ay uzay boşluğunda yerlerini alırlar ve işlevlerini sürdürürler.

Yaratılış.......1:23 Akşam oldu, sabah oldu ve BEŞİNCİ gün oluştu.
Yaratılış.......1:20 Tanrı, ‹‹Sular canlı yaratıklarla dolup taşsın, yeryüzünün üzerinde, gökte kuşlar uçuşsun›› diye buyurdu.

Yaratılış.......1:25 Tanrı çeşit çeşit YABANIL hayvan, EVCİL hayvan, SÜRÜNGEN yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü.KARA HAYVANLARINI da kapsıyor.
Yaratılış.......1:27 Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece İNSAN Tanrı suretinde YARATMIŞ oldu. İNSANLARI ERKEK ve DİŞİ olarak yarattı.
Yaratılış.......1:31 Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve ALTINCI gün oluştu.

Yaratılış......2:2 YEDİNCİ güne gelindiğinde Tanrı yapmakta olduğu işi bitirdi. YAPTIĞI işten O GÜN DİNLENDİ.
Yaratılış.....2:3 YEDİNCİ günü kutsadı. Onu kutsal bir gün olarak belirledi. Çünkü Tanrı O GÜN yaptığı, yarattığı bütün işi bitirip DİNLENDİ

   
  Görüldüğü gibi 4. günde Güneş ve Ay oluşumu ile artık Dünya üzerinde bizlerin kullandığımız gün ölçüsü, işlevsel hale gelmiş olmuştur denilebilir. Çünkü sabah olup akşam olmaya başlamış. Tanrıda günün serinliğinde Aden'deki bahçesinde gezmeye çıktığına göre bu bizim bildiğimiz / Dünyasal günü ölçüleri işlemeye başlamıştır da denilebilir.

Gerçi, Adem'in, tüm hayvanların, Havva'nın yaratılması, Adem'e tüm hayvanlara isim verdirilmesi ve yaşam ağacı ile sınanması Dünyasal bir gün için inanılmaz çok işler ama olsun. Tüm işlerin yani yaratma ile alakalı olan tüm işlerin o gün bitirlmesi gerekiyorki, Tanrı ertesi günü (7. gün) gönül hoşluğu ile dinlenmeye çekilebilsin. Yaratılma 6. günde bitmeliki; 7. gün dinlenilebilsin.

7. gün kutsandığına yani sept/şabat günü ilan edildiğine göre; Adem'in Yaratılışı Cuma günü olmalı. Bu durumda Tanrı'da, Cumartesi günü dinlenme ile geçirmiş Haftanın ilk günü olan Pazar günüde, yarattıklarına bakmak için Dünyaya inmiş olmalı (Dünyaya inme tanımları onlara ait, Tanrı belli dönemler Dünya ile ilgisini keserek başka yerlere gidiyor olmalıki Dünya'ya inme tanımlamasını yapıyorlar. inmeden görme eylemi yapamadığı sadece duyum aldığında yeryüzüne geldiğini kendisi söylüyor. Acil ve zorunlu durumlarda bu Dünya'dan uzaklaşma pek mümükün gözükmediğide yine TANRININ kendi ifadelerinde mevcut.)

Yaratılış......11/5 RAB insanların yaptığı kenti ve kuleyi görmek için aşağıya indi
1 Tarihler.....17/5 İsrail halkını Mısır'dan çıkardığım günden bu yana tapınakta oturmadım. BİR ÇADIRDAN ÖBÜR ÇADIRA, orada burada konaklayarak DOLAŞTIM.

Bu durumda artık bu zaman birimi kullanılmış denilebilir (gerçi kitap yazanların böyle bir zaman değişikliğinden haberleri olmadığı, böyle bir öngörüde de bulunmadıklarıda kesinlik derecesinde geçerli)

Yaradılıs.....3/8 Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı'nın sesini duydular. O'ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler.
   
  Dinlenme günü sonrası, haftanın ilk günü olan Pazar günü, Dünya'ya gelen kitabı ben sina'da Moşe'ye verdim diyen Tanrı, ister bin yıl sonra, ister 1 gün sonra gelmiş olsun gördüklerine gözleri inanmayacaktır.

O'da NE? 6 GÜNDE uzun emekler vererek, kendisini yorma pahasına da olsa yaratmış olduğu, DİNOZOROSLAR ORTALIKTA GÖZÜKMÜYOR.Elbette bu durum öyle kolay hazmedilebilir bir durum gibi gözükmüyordu. Bütün DİNO soyu bir gün bile yaşamamıştı, daha doğrusu yaşatılmamış olmalıydı.Dehşet verici bir durum söz konusu idi. Dinlenmenin arasından görüen şeyler, öyle kolay kolay kaldırılabilecek bir manzara değildi.

Bir an için gerçekten yaratma eylemini, verilen takvime göre gerçekleştiğini varsayalım. Bu etaplara göre; böyle bir manzara ile karşılaşması kesin olan Tanrı olarak benimsedikleri, herhalde tepkilerinden önce şaşkınlığını şöyle dile getirirdi. "Halbuki onları İNSANLARLA / ADEM ile birlikte 6. günde yaratmıştım. Tüm hayvanlara hükümran olun diye insanı yarattım ama BİR GÜNDE de hepsini yok edin demedim.

Yaratılış.......1:26 Tanrı, ‹‹İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım›› dedi, ‹‹Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun.››

Gördünüz mü? GÖZLERİNİZİ ÜZERİNDEN BİR GÜN bile ayırmaya gelmiyor.. BİR GÜN içinde, bir peryot içinde, 24 SAAT içinde o, canım DİNOZORLARI,... vb..yok etmeyi nasıl başardınız. Oysa hepsinin isim babalığınıda Adem'e yaptırmıştım. Tüm KARA HAYVANLARINA da, evcil olanlarına da, yabani olanlarına da, sürüngen olanlarına da, havada uçanlatına da ismlerini, dilediği gibi o vermişti.

Yaratılış.......2:19 RAB Tanrı yerdeki hayvanların, gökteki kuşların tümünü topraktan yaratmıştı. Onlara ne ad vereceğini görmek için hepsini Ademe getirdi. Adem her birine ne ad verdiyse, o canlı o adla anıldı.

Denizlerde ve sularda oluşturduğum o devasa balıklar nerede? Kim benim akvaryumumu mahvetti? Ya havadaki uçan canavarları, hangi arada hangi derede yok ettiniz? Bunca eti nasıl tükettiniz. Topraktaki kan kokusu ondan mı? Peki DEV KAPLUMBAĞLARDAN ne aradınız bir çırpıda onlarında mı neslini kurutuverdiniz.?

"Bu katliamı yapsa yapsa, Akad'lılar yapmıştır. Adem'i yarttığımda da ortalıkta dolaşıp tuhaf tuhaf bakıyoırlardı zaten. Göbeklitepeliler'de, Ur'lular'da destek verdi ise Akad Kralı canım hayvanları yok edivermiştir. Herşeyi grmediğimi, duymadığımı bildikleri için (Kabil'e kardeşin nerede, Adem'e neredesin diye seslenmesi, yasak meyvayı yediklerini Adem'in çıplağız demesinden sonra anlaması, Şeytana nereden geliyorsun diye sorması...vb vb..) dinlenmemi fırsat bilip yok ettiler demekki" demiş olsa gerek.
   
 
   
  ADEMLE AYNI GÜNDE yani; 6. GÜN'de YARATILDIĞI SÖYLENEN KARA ve HAVA HAYVANLARININ İSİM BABALIĞINI ADEM YAPMIŞ. 6 . günden önce var olanlar, sadece 5. günde yaratıldığı söylenen deniz ve nehir canlıları.

Yaratılış.......1:21 Tanrı büyük deniz canavarlarını, sularda kaynaşan canlıları ve uçan çeşitli varlıkları yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü.
   
  Ortaya çıkan tabloya göre, sizce bir gün kaç yıl olabilir? 1 GÜNDE YAPSANIZ, 1MİLYON YILDA YAPSANIZ ORTAYA FIRLAYACAK OLAN, GARİPLİKLERİN ÖNÜNE GEÇEMEZSİNİZ.

Etapların süresinin uzaltılması, ortaya dökülen açmazlara nasıl çözüm getirsin?. 6. günde, nesli yok edilen hayvanlar için etap süreleri uzatıldığında, bu kezde Tanrı hala dinleniyor konumunda kalıyor.Örneğin peryotlar 10.000 yıl olsa derseniz

Bu durumda, 2000-3000 senedir kurtarış için beklenenin, gelmemesine sebep olarak, dinlenme gününün devam ediyor olması gösterilebilir. 2. AHİTLE ANLAŞMA MASASINA OTURAN OĞUL TANRI olduğuna göre, "bu istirahat hala sürüyor mu?" diyen, sorular ortaya dökülebilir.

Yahve'nin 1. kitabın herşeye egemen Tanrı'larından biri olduğu halde, 2. kitapta hiç esamesi okunmaması da belki bu nedenledir. Hala dinleniyor olabilir. Bu durumda da Hıristiyanlar, Yahve'yi, Baba Tanrı olarak kabul etmek zorundadır. Öyle 1. kitabın Tanrısı Yahve, 2.kitabın Tanrısı Oğul Tanrı, onlarında üstünde BABA TANRI kabulü ile bu iş olmaz.

Açık açık 1. kitabı "ben verdim" diyen Yahve'ye ne oldu ortaya koysunlar. Luka'nın övgüler sunduğu, İSRAİL'in TANRISI YAHVE'ye ne oldu? O hangisi? İsa'mı? Baba Tanrı mı? yoksa müstakil İsrail Tanrısı mı?

Luka......1:68 «İsrail'in Tanrısı olan Rab'be övgüler olsun! Çünkü halkının yardımına gelip onları fidyeyle kurtardı.

6. günde, Tanrı olgusuna; İnsanları ve Kara hayvanlarını yarattırmış, isimlerini de ona verdirmişsiniz. Sonra Tanrıyı yormuş / yorgun ilan etmiş, dinlenmesi için ona 7. GÜNÜ tahsisi etmişsiniz.

İstediğiniz süreyi verin her ne yaparsanız yapın bu çarpıklıkları kaldıramazsınız. Bir evre kaç yıl olursa olsun, bir evrenin rakkamsal olarak süresi, ne kabul edilirse edilsin durum, Deve'ye "nerem eğriki" dedirtecek boyutta.'

Bu durum, süreki bir yerlerini doğrayan acemi kasabın, ehil olmadığını, tecrübesizliğini, beceriksizliğini unutup, kasaplık mesleğine öğrenci yetiştirme işine atılmasına benziyor. İman etmeyi hiç bir zaman becerememiş olanların bir araya gelerek, Tanrıyı oynama isteklerinin sonucunda yazdıkları kitapta, elbette daha girişinde hatalar zincirine merhaba der. İlahi hiç bir kaynağa yönelmeden, efsaneler, "bize göre", "atam dediydi ki" derlemeleri, gılgamış destanı, Pagan tanrı esinlenmeleri ile ortaya çıkartılan eserden, her halde hatasız olması beklenemez.

SİZCE BU KİTABI YAZMIŞ YADA YAZDIRMIŞ OLANIN YARATMA KUDRETİNE SAHİP OLMAYI BIRAKIN, YARATILMA HAKKINDA EN UFAK BİR BİLGİSİ OLABİLİRMİ. BU KİTAPLARA GÖRE AMEL EDEN, BU KİTAPLARA BAĞLI OLANLARIN YARATANA YÖNELMİŞ OLMA İHTİMALİ VARMI?

GELECEKLE SÖZLERİN YANLIŞLIĞINDAN BAHSETMİYORUZ. TANRI OLARAK İŞARET ETTİKLERİNİN, YAŞADIM DEDİĞİ, BEN YAPTIM DEDİĞİ, YOKTULAR YARATTIM DEDİĞİ OLAYLARIN ANLATIMINDAKİ YANLIŞLIKLARI, SÜRECLER İÇİNDEKİ GELİŞİMLERDEN HABERSİZLİĞİNİ ORTAYA KOYUYORUZ.

Sizleri kurtaracağım, benim sözümü dinleyenler sonsuz yaşama kavuşur, davetlerini irdelemiyoruz. Yaratılma takviminde olduğu ispatlamış evrelerden bi-haber olan "ben yarattım" diyen, Tanrı konumuna atanmış bir varlıktan / ittifaktan / sanıdan bahsediyoruz. Yaşanmış, gerçekleşmiş, etapları oluşmuş, resmedilebilen olayları yanlış anlatanın gelecekle, gayble, ahiretle, kurtuluşla anlattıkları zaten mesnetsiz atışlardan ibarettir.

Söz konusu DİNOZOROSLAR; kitaplarında Tanrı olarak benimsediklerinin bahsettiği hiç bir evrede, zaman dilimlerinin süresi yönünden yaratılmış olamazlar. 1 GÜN, BİN YIL eşitlemesi de kullanılsa; DİNOZOROSLAR, GÖKLER ve YERLER YARATILMADAN NEREDEYSE 230 milyon yıl ÖNCE YAŞAMAYA BAŞLAMIŞLAR ve 160 milyon yıl BOYUNCA KARA HAYATINA EGEMEN OLMUŞLAR gözüküyor. YİNE GÖKLER ve YERLER YARATILMADAN 70 milyon yıl ÖNCEDE YAŞAMDAN ÇEKİLMİŞLER.

ORTADAKİ KOMİK DURUMA GÖRE; GÖKLER ve YERLER YARATILMADAN 230 m.yıl önce 160 m.yıl boyunca yaşayan yaratıklar var fakat daha TANRININ RUHU sular üzerinde hiç birşeyden haberi olmadan dalgalanıyor.

Yaratılış.......1:1 Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı.
Yaratılış.......1:2 Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrının Ruhu SULARIN üzerinde DALGALANIYORDU

Ellerinin ulaştıklarından Tanrı olarak ilan edienin anlattığı Yaratılış hikayesine göre; gökler ve yerler yokken, ortalıkta dolaşan canlılar var. Tanrılık iddiasında bulunan NEMRUT, FİRAVUN, MARDUK,..vs..misali kendisininde yaratılmış olduğunu bilen, Tanrı imajı verilmiş olanın anlattığı da elbette sanılarıyla sınırlı olur. O da sanıları duymuş o sanıardan kendisine yeyni-yeni sanılar türetmiştir.

Tanrıcılık oyunu içinde, bilinmeyen boşlukları doldurma amaçlı anlattğı "her harfi kendsinden" takdimli hikayede bu kadar olur. Tanrıcılık taslasa bile; kendisininde yaratılmış olduğunu bilen ve YARATMA GİBİ BİR KUDRETİ OLMAYAN ve ne yazıkki bunuda bilen varlık-birliği temsilcisinin, yaratılmışları referanslarına eklerken, foyasının bir gün ortaya çıkacağınıda bilmeliydi.

Makyajın, yaldızın dökülüp kelin ortaya çıkacağını varsaymalıydı. Kendi akıl ve öngörüleri ile yeni bir din ortaya çıkartmak isteyenler, yaratılmış olsalarda Tanrıcılık oynamayı çok seviyorlar. Üstelk Tanrıcılık oyununu sevenleri de büyük kitleleler halinde peşlerine takabiliyorlar..

Gökler ve yerler yaratılmış, DİNOZOROSLAR ORTALIKTA CİRİT ATIYOR ama VAAD'ci daha henüz yaratılmamış, yaratılmasına yüzlerce milyon yıl olan Tanrı makamına oturtulmuş varlık, yalan oldoğunu bile bile "ben yarattım benim peşimden gelenler kurtulur, cennetin anahtarı bendedir" diye kitleleri kandırmaktan çekinmiyor.

Firavun'un Tanrısı Ra'da aynı şeyleri vaad etmiş, "yeniden dirilteceğim" demişti. Kendisininde yaratılmış olduğunu bilen, o içlere doğan, göğüslere yerleşen "O SES", yine de tedbiri elden bırakmamış, Firavun'a "gelirken Altınlarınla birlikte gelmeyi sakın unutma diyerek orada servetsiz kalabileceğini ima etmiştir. Kısaca "bana güvenme, paranla gel yoksa parasız kalırsın" demiştir.

Ra, Fisavun'a, "ben TANRI'yım, sende yeryüzündeki TANRI'sın ama sen yine de KENDİNİ KONSERVE YAPTIRDA öyle gel demiştir. Yani; benim yeniden bir beden vermem ve bozulan façanı burada düzeltmem mümkün değil" demiştir.

 


  Etapları ne kadar uzatabilirler? Bence hiçte öyle uzun uzadıya uzatamazlar.Dinozorları bu etaplar içinde yedirmeleri imkansız. Uzattıkları süre sonuçta dinlenme gününü de uzatıyor ve bu durumda başka gariplikleri ortaya çıkarıyor.1.000 yıl dense Tanrı olguları hala dinlenmede oluyor. Oysa onların ihtiyaçları olan süre, yüzmilyonlarca yıllarla ölçülebilecek boyutta. Adem'in, hayvanlara isim vermiş olmasıda bu işin cabası.

Yaratılışta geçtiğini kabul ettikleri sürenin simetrisini alıp, tüm evrene 6 GÜN yani 6000 yıllık ömür biçenler, yıllarla kronometre tutanlarda onlar değil mi? Oysa Evren yaratılalı milyarlarca yıl, hayvanlar yaratılalı yüzmilyonlarca yıl, insan yaratılalıda onbinlerce (belki yüzbinlerce yıl) olmuş. Onlarsa kronemetre tutmaya 5771 (2010-11 yılına göre. 3761+ 2010= 5771) yıl önce başlamışlar. (Maraton koşosunda, finiş çizgisine gelmiş koşucu için kronometreye iki defa basmak gibi birşey. Saniyenin onda biri kadar süred de ancak böyle maraton koşturulabilir)

6000 yıllık sürenin bitiminde o çok arzuadıkları Kıyamet kopacak, Tanrıları ile birlikte 7. GÜN olan ALATIN ÇAĞI başbaşa yaşayabilecekler. Oradanda ver elini, gücüne erişilmez saltanatın olduğu sonsuz yaşam etabı. Hesap yok sorgu yok. Her yaptıkları yanlarına kar kalmış halde, Kutsal şehirlerinde yaşam ağaçlarının altında, bütün zenginliklere sahip bir yaşama merhaba diyebilmeyi hayal ediyorlar.

Tanrı'nın kozmik saati nitelendirmelerinden de anlaşıldığı gibi, tüm etaplar, 1 GÜN=BİN YIL eşitliği üzerinde kabul görüyor. Altın çağlarıda öyle. O dönem herkez için barışın hüküm sürdüğü, alışverişin ve iş görmenin olmadığı bir etap olarak sunuyorlar. Sept günü mantığında.

Tanrının dinlendiğini varsaydıkları kutsal ilan edilmiş 7.GÜN tarzında, 1000 yıllık dönem olarak hayal ediyorlar. Evreni yaratırken yorulan Tanrı, nasıl 7. GÜN dinlendi ise; "yarattım" dedikleri ile de uğraşırken (özellikle İsrail'liler göz kulak olmak ve onlarla uğraşma yüzünden) yorulmuş olmalı ki, Yaratılışın dinlenme etabının simetriği olan yılları "Altın Çağ" olarak isimlendirip rezerve etmiş olmalı.

Bu veriler ışığında, verilen Yaratılış takvimine göre, Adem 6. günün neresinde ortaya çıkmış olabilir? Bu saptama en azından etapların maksimum sınırları hakkında ortaya rakamlar da koyabilir.

Çözümü zor bir soru değil. Elbette yine onların verdiği tarihler ve bilinen, arkeolojik belgelerle elde edilimiş olan RESMİ TARİH kullanılarak sonuca ulaşılabilir. Adem ile İbrahim arasında geçen süreyi tespit edersek herşey ortaya çıkar. Elde edilen rakkama resmi tarih dökümanı olan, İbrahim'in doğum tarinide ilave edersek bugün kullandığımız milad takvimine göre, Adem'in yaratıldı denilen tarihini bulabilriz.

Bulunan bu tarih bizlere Adem'in isimlerini tek tek verdiği ve aynı etapta yaratıldığı söylenen Dinozoruslarında yaşlarını ve "Tanrı sözü olarak yaşadığını" iddia ettikleri tarihleri verir.

Bizlerde yaratılmaları ile yok olmaları arasında ancak bir dinlenme günü ile Yaratılışa ait yarım peryotluk ömür sürebilmiş olan, Dinozorların gelişimi ve yok edilişi hakkında bilim dünyasına katkıda bulunmuş oluruz. Dinozorlarla ilgili bilginin uzaklarda değil yakınlarda aranması gerektiğini, bilme soktukları öyle 200-300 milyon yıl ifadeleri içeren hurafelerinde bir an önce temizlenmesini sağlamış oluruz. Tanrı sözünün karşısında kim direnebilir ki?
   
 
   
 
 

 

  HIRİSTİYAN ve YAHUDİLERE GÖRE; E&Y.AHİT KAYNAKLI YARATILIŞ SECERESİNİN İŞLENDİĞİ "ADEM - MİLAD KRONOLOJİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
 

Yukarıdaki tablolardan da anlaşıldığı gibi; Adem'in Yaratılış tarihi Hırstiyanlar için M.Ö. 4000 yılları civarında. Yahudiler için bu tarih M.Ö. 3761. Yahudiler benimsedikleri M.Ö. 3761 tarihini resmi kabul olarak takvimlerine başlangıç yapmışlar. Hıristiyanlar ise bu tarihi değil İsa'nın doğduğunu kabul ettikleri tarihi takvimlerine başlangıç yapmışlar.

Her ne olursa olsun bu tarihlere göre verilen başlangıç tarihi ile bilimsel olarak ıspatlanmış, arkeolojik bulgularla olarak elde edilmiş belge ve kalıtılara dayanan başlangıç tarihi arasında milyarlarca kat fark var.

Yuarıdaki yazıda bile, ne kadar rahat örtme ve yaldızlama işini gerçekleştirdikleri görülmekte. Homo-sapiens'lerin 120-200 bin yıllık geçmişini Adem'in torunu olduğunu belirtirek geçiştiriyorlar. Hem bilimsel kalıntılar sonucu ortaya çıkarılmış yaratılmışlardan bahsediyorlar, hemde hurafelerinin uzantısı olarak onları, Adam'ın torunuları olarak nitelendirip işi bağlıyorlar.

Oysa o isimleri teleffuz edenler o saydıkları isimlerin, "Adam" dediklerinden onlarca, yüzlerce kat daha yaşlı olduğunuda biliyorlar. Onların bilimsel çalışmalarını yapıp ortaya çıkaranlarda o dinlerin mensupları. Ortaya çıkardıları, müzelerinde sakladıkları, belgesellerine konu yaptıkları, okullarında okuttukları, yayınlarında kullandıkları apaçık açıkta olan gerçekleri örtmekten çekinmeyenler, varsayımsal vaadleri nasıl yaldızlıyorlardır bir düşünün.

Kitaplarına zarar vereceğini düşündükleri tüm gerçekleri görmemezliğe gelerek, kitaplarının kutsallığına insanları inandırmaya devam ediyorlar. Uyarmak ve korumak ilk görevi olan din adamları vaazlarında, yazılarında tüm bu gerçekleri görmemezliğe gelerek, ellerindeki kitapların her harfinin Tanrıdan olduğunu ve Tanrının yanılmazlığını anlatııyorlar.

Bu durum yaldızlama yada örtme değilde nedir? Örtme ve yaldızlamayla, Tanrı sözü dedileri kitabı korumaya devam ediyorlar. İnternet sayfalarının solaganı da öyle değil mi? "BİZ KİTABI KORUDUK, KİTAPTA BİZİ KORUDU" diyorlar. "Kitap bizi korudu bizde kitabı koruduk" bile demiyorlar. Herşeye egemen güç rolünü sevdikleri belli değil mi?

Kitabı korumuşlar mıdır? Hayır korumamışlardır. "Korumamışlardır" saptamasını İlahi kitap olmaması nedeniyle yapılıyor değil. İlahi olmama durumu zaten meydanda. Ellerindeki kitabı koruyamamışlardır.

Yüzyıllar boyunca süreli değişen, ilave gören bir kitap korunmuş kabul edilebilir mi?
Ana kitapları, isteklerine cevap veremez hale gelince, yanına farklı isimde kitaplar yazarak (inanç sistemleri ona göre yönlendiriliyorsa) o kitap korunmuş olabilir mi?
Nelerin kutsal, nelerin kutsal olmadığına bir kurul karar veriyor ve bazılarını kitaptan çıkarıyorsa o kitap korunmuş olabilir mi?
Babil sürgünü sırasında yazılan metinler, sürgün sonrası kitapta yerlerini alıyorsa o kitap korunmuş olabilir mi?..vs..

Kitaplarını koruduklarını söyleyenlerin, koruma yöntemleri, sadece kapaklarında olan ismi muhafaza etmeyi içeriyorsa "evet korunan bir şey var" denilebilir. İsmini korudukları kitabın, kendilerini koruyup korumadığını yada koruyup korumayacağını, dönüşü olmayan yolculuğa çıktıktan sonra anlayabilecekler. Belki kitapta, onların sadece isimlerini bırakıp içlerini boşaltmıştır.

ADAM tamamlandıktan sonra, bir benzetme ile "Dünya saatine geçildiğini, artık herşeyin dünya ölçülerinde olacağını" belirtiliyor. Oandan itibaren hesaplamaların, Dünya'nın Güneşin etrafındaki dönüşüne bağlı olarak ortya koyulması gerektiğini söylüyorlar.

Bu kabul ile yapılacak irdelemelerin, ortaya koyulan çelişkiler yumağı için bir sakıncası yok. İsterlerse "saat başı gün değişimini biz kabul ettik" demiş olsunlar. Ama unuttukları şu; Tanrı "7. GÜN" deyişiyle, diğer 6 GÜNLE eşitliğini vurguladığı, DİNLENME GÜNÜNE, kozmik saati çıkardığı "AN" başlamıştır

7. GÜNÜN süresi de diğer, 6 GÜNLE EŞİT OLMALIDIR. Yoksa, "6 günde yarattım", Kozmik saate göre artık, "Dünyasal zaman dilimleri geçerlidir, yarını yani Cumartesi günün kutsal kıldım çokta yoruldum ben dinlenmeye gidiyorum" derdi. Ve Pazar günüde dinlenmiş olarak gelir, yarattım dediği Dinazorlarını ve Adam'ı görürdü. Aden bahçelerinde akşam serinliğinde dolaşır, kaldığı yerden işine devam ederdi.

Ama Tanrı, "6.günde yaratmayı tamamladım, 7. günü dinlenme ile geçireceğim" diyor. Mantığı yerine oturtmak için bunları söylüyorum. "Öyle biz her ne söylersek, o Tanrının söylediğidir" diye kitaplar yazıpta, açıkları orasından burasından çekerek, kapatma olmaz. İnsanların doğru ve yanlış olanı bilmeye hakkı var. "Tanrı budur" diyenin, Tanrıdan denilen kitapların, esasında hiçte öyle olmadığını ortaya koyması, gerçekleri göstermesi haberi olmayanları uyarması ana görevi olmalı.

Kitaplarını ve kutsal ilan ettiklerini her ne pahasına olursa olsun korumaktan vaz geçip, kendilerine güvenenlerin imanlarını korumaya yönelmeleri gerekmiyor mu?
İnsanların Ahiret yaşamlarını korumak nedeni ile icad ettikleri, Ruhbanlık mesleğinin ana amacı bu değil mi?

Hiç birşeyi koruyamayacağı ortada olan bir kitabı, sırf Dünyasal ihtiraslar yüzünden "koruyacağım" diye, insanların Ahiret yaşamlarını tehlikeye atmak (ruhban sınıfının) var oluş sebeplerine aykırı değil mi?

Doğru olmayan şeyleri uyarmak yok etmek "ALLAH'a" olan imanın birinci şartıdır. "ALLAH'ın" hiç bir yaldızlamaya, örtmeye ihtiyacı yoktur. "O", samettir, ihtiyaçsızdır. ALEMLERİN RABBİ OLAN "ALLAH'tır".

Derme çatma derlemelerle, din oluşturanların, oralarını buralarını kapatmaya ihtiyacı olur. Türlü türlü yorumlarla elde edilen maskeleri; ilahi hiç bir esintiye sahip olmayan, (ellerinin uzandıklarıyla birlikte) yazdıkları kitapları "her harfi Tanrı'dandır" diye, ortaya sürenler kullanır.

Adam'ın gününden, bu güne adar geçen sürenin 5760 yıl olduğunu, onun döneminde ortalıkta dolaşan Cro-Manon, Neandertal..vs, yeryüzünde YÜZBİNLERCE yıl kalmış olsalarda, pek dikkate alınmaması gerektiğini vurguluyorlar. Hatta kafataslarının Adam'ın torunlarınkinden büyük olduğunu belirtilerek yazıda, bilimsel keşif ve gerçeklere de yer verilmiş oluyor.

Bu tür geçiştirmelerle, "Adam yaratıldı"ı dedikleri zamanda, bölgede var olan imparatorlukların üzeride hafiften de olsa örtülüyor. "Adam yaratıldı" dedikleri tarihin üzerine, 200 yıl ilavesiyle, "bilimsel bulgulara göre, uygarlıkların bundan 5500 yıl önce başladığını" yüzleri kızarmadan, elleri titremeden, yürekleri ürpermeden yazabiliyorlar. Adam başlangıcına ilave edilen 200 yıl, insanların o yıllarda çoğalarak bu uygarlıkları kurduğu fikrine, okuyanları sevk etmesi için.

Öyle diyorlar ama bölgede o tarihten binlerce sonra kurulmuş uygarlıkların ülke sınırlarını veriyorlar. (Dört kola ayrıldığına göre, Aden bahçeleri nerede olabilir)

Yaratılış.......2:10 Adenden bir ırmak doğuyor, bahçeyi sulayıp orada dört kola ayrılıyordu.
Yaratılış.......2:14 Üçüncü ırmağın adı Dicledir, ASUR doğusundan akar. Dördüncü ırmak ise Fırattır.

Şehir devletlerinin değil, imparatorluk sınırlarını veriyorlar hemde Yaratılış günlerinde.Gelecekle ilgili öngörü olsa isim Mezopatamya olarak, şehir devletleri olarak geçer ve kendinden 5000 yıl önce kurulmuş bulunan URFA GÖBEKLİTEPEDEN haberi olurdu.

Oysa ö bölgede Asur diye bir devletin oluşmasına daha binlerce sene var. Asurlular'dan önce, o bölge Sümer'lerin bölgesi olmuş. O bölge Asur'lulardan önce Akkad, Subar, Kut ve üçüncü Ur hanedanı hakimiyeti altında kalmış. Daha sonra gelen Sami kavimleriyle yerli kabilelerin kaynaşarak Asurluları meydana getirmişler.M.Ö. 3000-612 arasında varlıklarını bölgede sürdürmüşler ve Tufanı'da güle oynaya geçirmişler.M.Ö. 2000 yılında da Asur İmparatorluğunu kurmuşlar.

Kimler bu yönlendirmeleri düzenliyor? Elbette, kendilerini Tanrı adına karar verme organı ilan edenler, tüm bu yaldızlamaları, bilgi kirliliklerini, yönlendirmeleri, şartlandımaları ve örtmeleri yapıyorlar.

   
 
   
  Pekii! onların takdirlerine göre; Adem'in yaratıldı dedikleri M.Ö. 4000 tarihlerde o bölgelerde neler oluyor?

Tanrı sözü dedikleri kutsal kitaplarında, Hz. Adem'in YARATILIŞI için verilen TARİHLERİNİ HATIRLAYALIM;
Hıristiyanlara göre ne diyor kutsal kitapları;...... M.Ö. 3965-4004
Yahudilere göre ne diyor kutsal kitapları;.......... M.Ö. 3761

Akadlar M.Ö. 4000 - M.Ö. 2100 yılları arasında hüküm sürmüş bir devlet.
İşin garip tarafı, Hıristiyanlara göre AKAD'ların KURULDUĞU YILLARDA, ilk insan Hz. ADEM yeni yaratılmış yada yaratılmak üzere (aradaki farkın Hz. İbrahimin doğum tarıhi bilgilerinden kaynaklandığını açıklamıştık.)

Yahudilerin "Adem yaratıldı" dediği tarihe göre ise daha ~250 sene var.Yahudi tarihlerine göre, Akadların kurulduğu yıllarda insan bile yaratılmamış.YAHUDİLERE GÖRE İlk insan AKADLARDAN 250 sene sonra yaratılmış.

Bu doğrulara göre;, Tanrı (Onların tanrı dedikleri) ne dediğini ve ne yaptığını bilmiyor demektir. Sayısız örneklerden sadece biri. Öyle bulunan, yüzbinlerce hatta milyonlarca yıllık, fosillerden, Neandertal, yada Cro-Magnon'un varlığından iskeletlerinden değil, İnsanların kurduğu ve sosyal yaşamı geliştirdiği yerleşim yerleri oluşmuş.

Tüm bunlara rağmen, TANRI "YER AÇIN BEN ADEM'İ YARATTIM" diyor ve yaratma bildirimini de "her harfi bendendir" dediği kitapta yazılı olarak yapıyor. Tanrı böyle söyleyincede, bugünün bilgileriyle donanmış insanlarıda, tüm bilimsel bulgulara rağmen, o kitapta yazılanların doğru sanılabilmesi içinde, örtme işlerine hız veriyorlar.
   
 
   
  Eski Ahit verilerine yani "her harfi Tanrıdan" dedikleri kitaplarından meydana getirilen Yaratılış kronolojilerine (M.Ö. 4164) göre, Urfa Göbeklitepe (M.Ö 9500) şehri YARATILIŞ TAKVİMİNİN 1. gününe denk geliyor. Yani daha Tanrı GÖĞÜ ve YERİ yaratmadan, VARLIĞI SU ÜZERİNDE iken, URFA GÖBEKLİTEPE'liler şehirlerini kurmuş, sosyal bir hayat sürüyorlarmış.

Komikliğin daha da vahimi, Yahudilerin YARATILIŞ TARİH kabullerine bakıldığında çıkıyor. Yahudilere göre ilk insan ADEM M.Ö.3761 yılında yaratılmış. Yani, Eski Ahit'in Tanrı sözüne göre, YARATILIŞIN 6. gününde Dünya yaşamına merhaba diyen, ADEM'in doğum günü YAHUDİ KABULLERİNE göre M.Ö. 1 Eylül 3761 tarihiymiş

Vahim'in KOMİK kısmı şu; Yahudi kabulüne göre Tanrı Gökleri-Dünyayı yaratmadan 500 yıl kadar önce (Herşey su üzerindeyken), bizim uyanık URFA GÖBEKLİTEPE'liler, ŞEHİRLERİNİ KURMUŞ SOSYAL HAYATIN ÇAL OYNASIN VUR PATLASIN KISMINI İCRA EDİYORLARMIŞ. Atalarının mağara yaşadım, ateşi buldum, tekerleği yuvarlattım, taşı sivriltip parlattım, metali erittim-büktüm aşamalarını sona erdirmeleri sayesinde şehir hayatlarını sürdürüyorlarmış.
   
 
   
  "Ubaid ve Uruk" denilen peryotta insanlar şehirler kurmuşlar ve şehir hayatına başlamışlar. Bu evrenin başlangıcında ise; Hıristiyanların Tanrı ilan ettikleri varlık, "ben Adem'i yarattım" diye ortaya çıkmamış oluyor. Hele, hele Yahudilerin Yahve'si, saatini cıkarıp Adem'e saati başlattım demesi için 2000 yıl daha geçmesi gerekmiş.

(Tasvir onlara ait. Durumu şöyle izah ediyorlar."Adam tamamlandıktan sonra Tanrı -lafın gelişi- kozmik saatini alır, Adam'a uzatır ve şöyle der: “Şimdi dünya saatine geçiyoruz.” Bir gün, dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşü; bir yıl, Dünyanın güneşin etrafından dönüşü, vb. olur. Tanrı'nın saatini 5760 (2009 a göre) yıl önce çıkardığını söylüyoruz." Yahudi tarihi / tarih öğrenmenin önemi başlıklı yazıdan.Sevivom. com)

Bu şehirlerden biride kazıldığı yer itibari ile Al-Ubaid diye anılan Sümer şehridir.M.Ö. 4500-4000 yılları arasında kurulmuş olan bu şehir sırasında; onların kutsal dedikleri metinlere ve kendilerine benimsedikleri Tanrı dedikleri olguya göre, daha Adem yaratılmamış oluyor.

Bu durumda, Adem'i yarattıktan sonra Fırat kıyılarında kendisine bahçe yaptırdığını söyleyen olgu, kendisinin "ben yaratmadığım" dediği başkalarına ait araziye mi bahçesini yapmış oluyor? Tanrı olarak nitelendirdikleri varlık, akşam serinliğinde dolaştığı bahçeler başkalarına mı aitti?

Tekvin/Yaradılıs...3/8 Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı'nın sesini duydular. O'ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler.
   
  Adem yaratılmadan önce hatta Yaratılış başlamadan önce bir takım işgüzarlar şehirler kurup sosyal hayatı başlattıkları yetmiyormuş gibi, madenler işletip, çağları açıp-açıp kapatmışlar.
   
 
   
  Ama Beyler taş devri, demir devri, Tunç devri , Bakır devri gibi İnsanların bilgi ve becerisinin geliştiği ( insan evrimi değil.) çağları da atlamışlar. Ateşin bulunmasına da hiç bir katkıda bulunmamışlar, tekerleği ise hiç duymamışlar. Ne taşları yontmuşlar, nede taşları cilalayarak daha kullanışlı keskin ve işe yarar hale getirmişler. Hoop demişler ve hayat denen bir şeyi icad ettik diye ortaya fırlayıvermişler.
   
  Adem yaratıldı dedikleri tarihlerde bölgedeki sosyal yaşam aktiviteleri böyle. Tanrı denilen ise ben Adem'i yarttım diyor ve insanlar "EVET, KRAL ÇIPLAK DEĞİL" diyorlar. Gözlerini kapatarak kurtarılmalarının olsun, gerçek olmasını hayal ediyorlar.

Tanrıdan denilen kitaptaki ifadelerin bu dünya'yla alakalı olan kısımları, bilimin verdiği imkanlar ölçüsünde ortaya koyuldu. Yanlışlar ve çelişkiler ortaya çıktı.

BU DELİLLERE RAĞMEN HALA "KRAL ÇIPLAK DEĞİL" DİYEREK ONLARIN PEŞİNDEN GİDENLER ŞUNU BİLMELİDİRLER Kİ; VAADLERLE, KURTULUŞLARLA, SONSUZ HAYATLA ALAKALI OLAN SÖZLERİN, YANLIŞLIĞININ GÖSTERİLDİĞİ YERDEN DÖNÜŞ İMKANI YOK.
   
  YARATMA "YETİSİ" OLMADIĞINI BİLE BİLE, YARATMA "YETİSİNİN" OLMADIĞINI BİLE BİLE; kurdukları ittifaklarla ATANAN TANRI'yla başbaşa verip yazdıkları kitaplarındaki Evrenin Yaratılış hikayesi böyle..

Yaratılış hikayesi böylede, diğer kısımlar faklı mı? Nasıl farklı olabilir ki? Her ifade, Tanrıcılığa soyunmuş muhtelif isimlerin katkılarıyla kitaptaki yerlerini almadı mı? İmani bir ayet bile, o kitaplar külliyesinin bir yerinde kalmış olsaydı, inanın "ben burdayım" diye bağırırdı. Tanrı sözü dedikleri kitabın daha başlangıcında çarpıklıklar başlıyorsa, bu sonuna kadar devam ediyor demektir.

İşte size TUFAN HİKAYESİ. Yine atma tutmalar. Yeryüzünde medeniyetler kol gezerken herkezden habersiz Tufan yapıp üç kişiden insanarı türettim diyen Tanrı.

İnsanlar, medeniyetler bölgelerinde yaşamlarına devam ederlerken, Sam, Ham, Yafet kardeşler; Birden bire, Tufan dedikleri yıllarda ortaya çıkıp "bizim oralarda bir yağmur yağdı, bir yağmur ancak yaptığımız Nuh'un gemisi ile kurtulabildik. Biz Nuh'un gemisinden geliyoruz, gemimizi Ağrıya indirebildiğimiz için geç kaldık " diyememişler olsa gerek.

Çünkü kutsal metin yazarı abileri, onlara üç kişiden türeme emri vermiş. "Görevi açığa çıkarmanın bir alemi yok" diyerek, sessizce sallarını bir kenara çekip toplum içindeki yaşamlarını, Yafet, Sam ve Ham olarak sürdürmüş olmalılar.

Oysa; "ora insanı", Tufanı binlerce sene önce atalarından süre gelen efsanelerden biliyormuş. Binlerce senede ulaşabildikleri uygarlıklarından dolayı, doğa şartları, savaşlar, göçler, salgın hastalıklar, erken ölümler nedeniyle nufus artış oranından, Tufanın, çok önceleri yaşandığını da tahmin ediyorlarmış.

Tepeden inme tarihi geçmişlerine bakılırsa, Sam, Ham ve Yafet kardeşler, hiç bir evreyi yaşamadan "pattan" TANRILARI ve ADEM'leriyle GELİVERMİŞLER. Hazır ateşte bulunmuş yakın ateşi ısınalım verin arabayı gezelim, verin kılıçları avlanalım / savaşalım demişler.

Kutsal metin yazarı abileri de "görev tamam" mantığı ile kitaplarını ellerindeki senaryoya uygun olarak kitaplarını TANRI EDASIYLA tamamlamışlar. Nereden bileceklerdi ki, tarihi belgeler, olaylar ortaya çıkacak kendilerinin bilmediği duymadığı bilimsel gerçekler kalıntıları ve belgeleri ile ortaya koyulacak. Bilim mobesa kamera gibi çalışacak. Doğa aldığı herşeyi meraklı gözler önüne serecek. Bilselerdi zaten tanrıcılığa soyunup, efsanelere kanarak kutsal kitap yazıp "Yaratana" çeki düzen vermeye kalkarlar mıydı?

Kendi DİNDAŞLARININ, kendi VAKIFLARININ, kendi KURUMLARININ, kendi AKADEMİLERİNİN, kendi MÜZELERİNİN, kendi SPONSORLARININ, kendi DİNLERİNDEN ARAŞTIRMACILARININ bulduğu tüm BİLİMSEL KANITLARIN ORTAYA KOYDUĞU GERÇEKLİĞE RAĞMEN, "kral çıplakmış" dememek pek akla yatkın görülmüyor.
   
  "Tufanı biz yaptık" dedikleri Tarihlerde; İmparatorluklar, Devletler yıkılmış başka devletler, imparatorluklar kurulmuş, saltanatlar devrilmiş hatta başka hanedanlıklar o insanlara hükümran olmuş. Ama o bölgedeki toplulukların yaşamı, TUFAN OLDU dedikleri tarihlerde hiç kesintiye uğramadan sürüp gitmiş..

Bu nun gibi sayısız örneğe ve bilimsel gerçekliğe rağmen hala kitaplarının Tanrı sözü olduğunu söyleyebilenlerin KEHANETLERİ NASIL UYDURUP KİTAPLARINA ALDIKLARINI VARIN SİZ TAHMİN EDİN. Gelecekle, Ahiretle ilgili söyledileri sözlerin doğruluk olasılığı olabilir mi? İspatlanması mümkün olmayan vaadlerle, müjde dedileri sözlerle neleri doğru söylemiş olabilirler?

Onların verdiği tarihler içinde, TUFAN MÜNASEBETİ dolayısıyla kesintiye uğrayan bir yaşam yok. Onlarsa o tarihlerde Yafet, Ham, ve Sam kardeşlerin nesilleri olarak, dede (Nuh) nezaretinde gemilerini yanaştıracak bir kara parçasını arıyorlarmış. (Aradıkların kitaplarındaki ifadelerde)

İŞTE O TUFAN ZAMANI DEDİKLERİ DEVİRLERDE YAŞAYAN UYGARLIKLAR.

Akadlar; M.Ö. 4000 - M.Ö. 2100 yılları arasında hüküm sürmüş bir devlet. Arap Yarımada'sından Mezopotamya'ya gelen Sami asıllı bir kavimin üyesi olan Sargon M.Ö. 2350'de savaşta yenilen kralına darbe düzenleyerek tahtı ele geçirmiştir. Sümerleri yenerek bölgeye tamamen hakim olan, Akad sülalesinin kurucusu (Akad ismi devletin mevcud başkentinde geliyormuş) Sargon ve torunu Naram-Sin Akad İmparatorluğunun en önemli liderleri olmuşlar. Zayıflayan İmparatorluk M.Ö. 2100'da Sümerliler tarafından ortadan kaldırılmış. Daha sonra, ASUR adı altında sahnedii yerini almış

Gördüğünüz gibi darbelere yenilgilere rağmen hiç bir uygarlık Kutsal kitaplarında verilen tarihlerde, "TUFAN DOLAYISIYLA YENİDEN ÜREMEYE" ara vermiş gözükmüyor. Akad'lar Sümerler'in, Sümerler Akad'ların yönetim merkezlerini ele geçirerek yaşamlarını sürdürüyorlar.

   
 
   
  AHİT KRONOLOJİK VERİLERİNİN TUTARSIZLIĞI NEDENİYLE, HER BAŞLANGIÇ NOKTASINA GÖRE FARKLI LİSTELER ORTAYA ÇIKIYOR. Tutarsızlığı daha iyi görebilmeniz için aşağıdaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.
   
  HIRİSTİYAN ve YAHUDİLERE GÖRE; E&Y.AHİT KAYNAKLI YARATILIŞ SECERESİNİN İŞLENDİĞİ "ADEM - MİLAD KRONOLOJİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Tanrı sözü dedikleri kutsal kitaplarında, tufandan kurtulup tüm insanların atası olduğunu iddia ettikleri Yafet, Ham ve Sam için verilen,TUFAN TARİHLERİNİ HATIRLAYALIM;

Hıristiyanlara göre, TUFAN için ne diyor kutsal kitapları;.... M.Ö. 2309.
Ama Akad'lar, kutsal kitap yazarlarına inat, uygarlıklarını Sargon (Sargon tahta geçiş M.Ö. 2350) ve Sargonun torunlarının hükümranlığı altında sürdürmeye devam ediyorlar. Sümerlere yenilecekleri, dolayısıyla Sümerli halk olacakları M.Ö.2100 yıllarına doğru yol alıyorlar.

Yahudilere göre, TUFAN için ne diyor kutsal kitapları;....... M.Ö. 2105
Sümerliler, Akadlıarın zayıflamasını fırsat bilip toprakları tekra ele geçirdiklerinde Yahudilere göre tufan başlamış. Tufan başadı dedikleri tarihte ise Sümerler tüm bölgenin hakimi olarak yaşıyorlar, Mezopotamya topraklarında hiç kesintisiz tarım yapmaya devam etmişler.Yahudilere bakarsanız yazının bulunduğu yıllarda, neredeyse insan bile yaratılmamış.

Tekvin/Yaradılıs...6/8 Ama NUH RAB'bin gözünde lütuf buldu.
Tekvin/Yaradılıs...6/12 TANRI yeryüzüne baktı ve her şeyin ne denli bozulduğunu gördü. Çünkü insanlar yoldan çıkmıştı.
Tekvin/Yaradılıs...6/13 TANRI NUH'a, "İNSANLIĞA SON VERECEĞİM " dedi, "Çünkü onların yüzünden yeryüzü zorbalık doldu. ONLARLA birlikte YERYÜZÜNÜ de YOK EDECEĞİM. .

Mısır'lıları ve Firavunları adam yerine koynmamışki, onlar tufan olurken, Piramitlerinde onbinlerce işçi çalıştırmışlar. Belki Mısır'lıların yok olmayıp Piramit yapmaya devam etmeleri yüzünden, İsrail Tanrısının takıntısı haline gelmişlerdir. Her kükreyişinde "Mısır'ı virane yapacağım, ıssız kalacak" sözlerini sıralaması, Tufan sırasında takındıkları tavır nedeniyle olabilir.

İsrail Tanrısının Mısır'lıları kafaya takmakta haklı. İsrail Tanrısının "Tufan oldu" dediği yılları gösteren, inanılmaz derecede büyük deliller ortada bırakılır mı? Tamam o yıllarda Tufan falan olmadı. Ortalığa devasa boyutta deliller bırakacağınıza, sessiz sedasız oturuverseydiniz, İsrail tanrısını ve "her sözü Tanrıdan" dedikleri kitapları yalancı durumuna düşürmeseydiniz olmaz mıydı?

Diye üzerine basa basa haykırdığı halde o tarihlerde: Yeryüzünde bir eksilme olmuş mu? Bırakın eksilmeyi verdiği tarihlerde insanların ve ülkelerin varlığında bir kesinti olmuş mu? Yok olmadığını bile bile nasıl oluyorda yok edeceğim diye haykırdığı kitapları yüzlerce yıl sonra, içindeki çelişkileri ve hataları düzeltmeden Sina dağında Moşe'ye veriyor.

Yaratılış tarihleri yanlış, "Adem'i yarattım" dediği devirlerde milyonlarca insan yaşıyor, "Tufanı yaptım" dediği esnada varlıklarını sürdürenler yaşamlarına devam ediyor. Tüm bu delillere rağmen, içindeki yanlışlıkları düzeltmeden kitabı "kullarım okusun, neler yapmışım bir görsünler" diye Moşe'ye veriyor. Yok artık buna "Deve" denir. Bu derece insanları salak yerine koymanın sebepleri, ancak klinik terimlerle açıklanabilir. Bari Tanrı olarak benimsedikleri, biraz daha ciddi olsaydı. Ne diyelim tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş.

Oysa, bu olayların gerçekleştiğini söyledikleri tarihler ile o tarihlerin içinde kayıtlı olduğu 5 kitabın veriliş tarihleri arasında, yüzlerce yıl var. Bin yıla yakın zaman dlim içinde, bir milenyum süresince, Tanrının sözleri dedikleri kitaplar, Tanrı olarak işaret ettiklerinin muhavazası altında, yanlışlıklarla dolu olarak mı kalmış?

Yoksa kitapların teslim arifesinde, alel-acele, "nasıl olsa kimse anlamaz, iki vaad, birkaç kehanet arkasından bir gürleme ile kapatır gideriz" mantığı ile hafızada kalanlar ve duyulanlarla sayfalar mı doldurulmuş? Yada, "siz bu mecrada kitaplarınızı oluşturun" denilerek, iş tamamen o gün revaçta olan efsanelere, anlatımlara mı bağlanmış?

Verdikleri Tufan tarihleri ile yine verdikleri kitap teslim tarihleri arasında geçen süre:
Hıristiyanların kabullerine göre;.Tufan olduktan yaklaşık, 2309-1438= 831 yıl sonra 10 emir; 40 yıl sonrada Eski Ahit'in ilk 5 kitabı olan TORA MOŞE'ye verilmiş / tamamlanmış
Yahudi kabullerine göre;..........Tufan olduktan yaklaşık, 2105-1312= 793 yıl sonra 10 emir; 40 yıl sonrada Eski Ahit'in ilk 5 kitabı olan TORA MOŞE'ye verilmiş / tamamlanmış

Aradan geçen yüzyıllara rağmen; Tanrı olarak kabul ettikleri olgu / Tanrı olarak işaret ettikleri varlık; yanlışları neden düzeltmeden, "bunun hepsi bendendir diye vermiş?

Yahudi yaratılış hikayesine göre tufan olduğunda, yine Sam Ham ve Yafet kardeşler, nasıl hızla çoğalabilir ve Dünya'yı insanlarla doldurabilirizi çalışırlarken, koskoca İmparatorluklar kurulmuş milyonlarca insan başka imparatorlukların ahalisi oluvermişler.

Bu kavimlerden biride, TUFAN yıllarının hemen arkasından, BİNLERCE YILDIR yaşayıp çoğaldıkları Orta Asya'dan kalkıp, kafkaslar üzerinden Anadolu'ya giren, yıkılan HATTİ devleti (Hatti M.Ö. 2500-2000) üzerine Hitit devletini kuranlarmış. Devlet olarak işe başlayan bu Sam, Yafet ve Ham KARDEŞLERLE ALAKASI OLMAYAN bu insanlar, tüm bölgedeki insanları hükümranlığı altına alarak büyümeyi ve tarihin ilk yazılı antlaşması olan, Kadeş antlaşmasını imzalayarak tarihe geçecekleri günleri iple çekiyorlarmış.

Hitit devleti kurulduğunda, Nuh ailesinin fiili-Livatacısı Kenan'ı saymazsak, Nuh'un ilk torunu , Sam'ın Tufandan sonra doğan ilk oğlu Arpakşat 100, onun oğlu Şelah 68 onunda oğlu Ever 3 yaşında imiş

BURADA MADDESEL BİR HATAYI DA ORTAYA KOYALIM. Her harfi "Tanrıdan geldi" dedikleri ifadelerde bu ve buna benzer hatalar oldukca fazla.

Yaratılış........7:6 Yeryüzünde TUFAN koptuğu zaman Nuh ALTI YÜZ yaşındaydı.
Yaratılış.....11:10 Sam'ın soyunun öyküsü: TUFANDAN İKİ YIL sonra Sam YÜZ yaşındayken oğlu Arpakşat doğdu.
Yaratılış.......8:13 Nuh ALTIYÜZ BİR yaşındayken, birinci ayın birinde yeryüzündeki sular kurudu. Nuh geminin üstündeki kapağı kaldırınca toprağın kurumuş olduğunu gördü.
Yaratılış.......8:15 Tanrı Nuha, ‹‹Karın, oğulların ve gelinlerinle birlikte gemiden çık›› dedi,

Bu durumda:
Tufanın başlangıç yılı esas alınırsa; Sam 102 yaşında olmalı. Çünkü; Nuh 500 yaşında iken Sam'ın doğduğunu, Tufanın da Nuh 600 yaşında iken olduğunu kendileri yazmışlar.
Tufandan (başlangıcından) 2 yıl sonra Sam'ın çocuğu olduğu yine "Tanrı sözü dedikleri" kitaplarında yazıyor. O halde, Sam çocuğu olduğunda 102 yaşında olur. 100 yaşında değil.

Tufanın bitim yılı esas alınırsa; Sam 1032 yaşında olmalı. Çünkü; Nuh 500 yaşında iken Sam'ın doğduğunu, Tufanın da Nuh 601 yaşında iken bittiğini kendileri yazmışlar.
Tufandan (bitiminden) 2 yıl sonra Sam'ın çocuğu olduğu yine "Tanrı sözü dedikleri" kitaplarında yazıyor. O halde, Sam çocuğu olduğunda 103 yaşında olur. 100 yaşında değil.


"Kelimesi kelimesine, hatta harfi harfine, Tanrı yazdırdı" dedikleri kitaplarında, Tanrıcılık oynamak isteyenlerin kalem izleri var. (gemide kalınan bir yıla yakın süre göz ardı edilirse)
   
 
   
 

"Tufan oldu" dedikleri dönemde, uygarlıklar alabildiğine devam ediyor.Bunlarsa hala, "elimizdeki kitaplar harfi harfine "Tanrı sözüdür" tekerlemesinde takılı kalmışlar. Hala o kitaplara göre tapınmalarını yapıyorlar. Hala o kitaplardaki vaadlere aldanarak kurtulacaklarını sanıyorlar.

"ATAM DEDİYDİ Kİ" masalları ile Tarih yazmayı çok sevenler, yazılanlara da çok tutkun olanlar, elbette dinlerinin de "ATAMA DENMİŞ Kİ" türünden ifadelerle oluşmasından rahatsız olmazlar, şikayette etmezler.

Aslında öyle olmasıda hoşlarına gider. Düşünün kaypak ve yerinde durmayan her an her şarta göre uyum sağlayan "dediydi ki tarihi", güçlü olanlara, birbirleri ile ittifak yapanlara neler kazandırır? Kurdun aşağısında su içen kuzuyu suyu bulandırma gerekçesi ile suçlu ilan edip, kurdun ziyafetine ortak olabilirler.

Böyle bir tarih anlayışı, o birlikteliğin üyelerine, Mahkemeleri de kazandırır, toprakta kazandırır, masumiyette kazandırır, mazlum, mahsun maskeleride kazandırır, içnde intikam yeminleri edildiği ateşlerin yakılıp tamtamların çalındığı anıtlarda kazandırır, sevgi ve şefkatli kollarda kazandırır.

Resmi tarihten neden hoşlanmıyorlar, Resmi Tarih ve belgelere neden bu derece antipatikler, çünkü; onlar için kaypak politikalar, tutulmayan sözler, yerine getirilmeyen antlaşmalar, elastiki gerçekler, kabuk değiştiren kişilikler, hiçbir yerde dikiş tutturamayan tarihler gerekli.

Dinde de sabitlik olmaması, her konuya farklı yorumlarla ortaya çıkılabilmesi oldukca işlerine yaradığı muhakkak. Bugün kitaplarındaki ifadelere göre, yalanladıkları herhangi bir şeyi , bir gün sonra yine kitaplarından başka bir ifade ile doğrulayabilmeyi sağlıyor. Bu verdiği eşşiz olanak sayesinde de kullanışlı bir kitap olarak, gerekli rağbeti de görüyor.

Böyle bir kitaba sahip olmakla hem işlerini istedikleri gibi yürütebiliyorlar, hem arınmış ve seçilmiş oluyorlar, hem müjdelenerek kurtulacaklardan oluyorlar, hem kendilerine ait, kendi sözlerinden çıkmayan, müstakil tanrılarını da atamış oluyorlar, (kendi elleri ile tanrı adına kitap yazmanın başka açıklaması olabilir mi?) hemde, "herşeyi Tanrı adına yapıyoruz" rahatlığına kavuşuyorlar. Kavuştuları bu rahatlıkla, Dünya'da her zulmü serbestce sergiliyorlar. Tanrı sözü ile hareket ettiklerinide kendilerine bel bağlamış toplumlarına ve her yalana açık vicdanlarına kabul ettiriveriyorlar. Evcilik oyunu gibi.

Hem tufanda yeryüzünü tamamen su kapladı diyeceksin (gerçektende yeryüzü su ile kaplanmış ama çok binler yıl öncesi) hatta Nuh'un gemisini, Ağrı dağının tepesine kadar çıkartacak dercede suları yükselteceksin, sonra o yıllarda kurulmuş olan; sosyal yaşamı, savaşları, hükümranlıkları ile "capcanlı" olan medeniyetlere sahip cıkıp buraları benim, bunlarda atalarım diyeceksin.

Madem Tufandan sonra türediniz, madem tufan İNANDIĞINIZ TARİHLERDE oldu, o "bizim" dediğiniz yerler, nasıl sizin olabilir.Tufandan önce herhangi bir vaad aldığınızı kendinize ait olan kitaplarınızda da yazmamışsınız ki. Tanrı diye benimsediklerinizin ağzından o yıllarda bir vaat bile almamışsınız ki. Kendi ifadelerinizle; Sina dağı, vaadin ilk alındığı yer. "vaadi aldı" dediğiniz de Moşe (Musa). "O vaad tarihide Hıristiyanlara göre; M.Ö. 1398, Yahudilere göre; M.Ö.1272.

   
   
 
   
  Müstakil dedikleri tanrılarının da, "esasında şuralar sizin" diye bir beyanatı geçmemiş. O zaman, o topraklar nasıl sizin olabilir? Sizin ve Tanrınızın ifadesi ile Sizler 2000-2500 yıl önce kendinizin belirlediği atalardan türemişsiniz.Dünya üzerinde işgal edilmemiş yer bırakmamanız bu nedenden mi?

KİTAPLARINIZDA GEREK DEVLETLER OLARAK, GEREK KAVİMLER olarak, gerek kişiler olarak adı geçenlerin, sizin soylarınızla yada hayali düşmanlarınızla bir alakası yok ki. Onlar sizin verdiğiniz tarihlerden binlerce seneden beri o topraklarda uygarlıklarını devam ettirenler. Sizlerse, M.Ö. 2500 yıllarında, üç kişiden türediğinizi kitaplarınızda da belirttiğiniz zat-ı muhteremlersiniz.

Gözlerinizin gördüğü, ayaklarınızın bastığı yerleri sizi bağlamak için söz verenin sizleri gasp ve işgalci konuma taşıdığı muhakkak. Verecek bir şeyi olmayanlar, el malı ile dost kazanmaya çalışır. Daha önceki insanlarla alakası olmadığı, kendi beyanları ile sabit.

Kendiside yaratılmışlar içinde yer alan vaadcinizin, hafızasında kalan bilgilere dayanarak sizlere biçtiği soy, esasında binlerce sene once o toprakların sahipleri olan, oralarda hüküm süren, o toprakların sahibi olan insanlar.

O topraklar için çalışmış, o topraklar için savaşmış olan o toprağın insanları. Sizler ise sizlerin kutsallarınızın ifadesi ile o sıralara da üreyip çoğalma hesabı yapan, ancak birkaç kişi imişsiniz. AĞRI DAĞININ TEPESİNE inip "buralar bizimdir" demek, başkalarının topraklarını gasp etmek demek değil midir? Dünya işgalcilik alışkanlığı, taa! oralardan mı geliyor?

Aynı alışkanlıklarını Aborjin, Maya, İnka ve Kızılderili toprakları içinde yapmadılar mı? Önce kıyısndan sokuldukları toprakları ele geçirip kendilerinin ilan etmediler mi? Toprakları aldıkları yetmiyormuş gibi, yurtların asıl sahiplerini topraklarında köle olarak çalıştırmadılar mı? Köleliği kabul etmeyenlerin SOYLARINI KURUTMADILAR MI? Şimdi "o topraklar bizim" demiyorlar mı? "Bizlere başarılı iş adamları, siyasetciler, zeki yöneticiler, kahraman askerler ve tişini bilen tüccarlar olan, dedelerimizden" kaldı demiyorlar mı?

Aynı alışkanlıklarını, aynı taktikleri kullanarak Dünya'nın tüm bölgeleri için sürdürmüyorlar mı? Yurtlarını, dillerini, dinlerini, doğalarını, soylarını, geleceklerini aldıkları insanların, özgürlüklerini de alarak, topraklarındaki iş gücü açığını kapatmak için, Okyanus ötelerine taşıyanlar onlar değil miydi? Kunta-Kinte, Horoz'un senaristleri onlar değil mi?

Kızılderili ve Afria atasözü olanları tüm çıplaklığı ile ortaya koyuyor
"Verdikleri sözün sadece birini tuttu çatal dilli soluk yüzlüler; topraklarınızı alacağız dediler ve aldılar".(Kızılderili sözü)

Afrika'lı, Jomo Kenyatta'nın bir sözü.
"Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı. Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler. Gözümüzü açtığımızda ise bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı."

Ellerine tutuşturulan kitabın kurtuluşu sağlamayacağını bildikleri için rahatca, ellere tutuşturulmuş. Eğer, kurtaracağına inansaydılar toprakları almaz, kitaplarına da sımsıkı sarılırlar gerçe kurtuluşu toprağa değişmezlerdi. İmani herşeyi Dünyasal değerlerle değiştirmeye hazır olanlarada, elbette, her kapıyı açacak, her yaptıklarını Tanrı sözü olarak onaylayacak, bir kitap gerekir. "Herşeyi Tanrı için yapıyoruz" tesellisiyle vicdanları köreltecek, avuntuları sağlayarak kurtuluşu hak ettilerini hayal ettirmesi onlar için başlıca aranan özellik.

Sizler, sizin tanımınızla tufan çocuklarısınız. Ama kendi tufanınızın.Tufaya geldiğinizi kendi ifadelerinizle ortaya koyuyorsunuz. Vaadciniz adına vaadler sıralayıp, bazı vaadlerin olsun yerine gelebilmesi için, DÜNYA ÜZERİNE KAN PAZARLARI KURUYORSUNUZ.

Sizler araştırma dallarının sahipleri olarak, bilimin patronları olarak, Tufanında, ilk üremeninde, o tarihlerde olmadığını olmasının da imkansız olduğunu çok iyi biliyorsunuz. Perdenin arkasından kukları adına konuşan kuklacı gibi, oluşturduğunuz Tanrı olgusu adına, kendi sözlerinizi fısıldayıp Tanrı adına kılıçlar kuşanıyorsunuz.

Tanrıcılık oynunun havasında kalması için, tütsüler eşliğinde, mumlar yakıyor ve etkilediğiniz, peşlerinize taktığınız toplulukların çokluğu ile övünüyorsunuz.Atalarınızda öyle yapmıştı sizlerde aynı şeyleri yapıyor boş vaadlerle insanları kandırıyor, herşeyi müjde üzerine bağlıyorsunuz.Günah keçileri ile durumu kotarıyorsunuz.

Fiziksel bunca yanlışın olduğu kitaplar sinselesinde "bana gözüktü" diye sıralanan vaatlerin doğru olma olasılığı nedir? Bence hiç yok.Hiç yok yerine "yüzde bir, binde bir, milyonda bir " diye cevapta verilse geri dönüşü olmayan yolculuk öncesi, "herşeyi gözden geçirmeye fayda var" derim. "Bana gözüktü" diye yazılan kitapların sayısı, sahaflarda onbinlerle ifade ediliyor.

Gerçi Tanrıları Yahve'nin, sözü dedikleri kitaplarında; Gerek Yahudiler olsun, gerek Hıristiyanlar olsun bu yazılanlara da bir kulp bulurlar ve kendilerine bağlı olanları kandırmaya devam ederler

."Oğul Tanrı gelecek bizi kurtaracak", "Yahve /İsrail Tanrısı ben halkımı bırakmam" dedi gibi açıkamalarla. Onlarca örneği bir anda sıralayıverirler mazlum ve mahsun tavırlar içinde. Gerçeklere ve belgelere neden bu derece antipatik oldukları birkez daha ortada. Her durumda gemilerinin yürümesi gerekiyor.
   
 

UZAK DİYARLARADA, ONLARIN "TUFAN OLDU" DEDİĞİ YILLARDA NELER OLUYOR.
"Üç kişiden insanlar türedi başkada insan yoktu" dedikleri devirlerde, MISIR ÜLKESİNDE FİRAVUNLAR ne yapıyor?

Piramit inşaatlarında TUFAN NEDENİYLE bir aksama olmuş mu?
inşaatlara birkaç yüzyıl süren "TUFAN NEDENİYLE ARA VERDİK" levhası asılmış mı?
Hizmetlerinde bir aksama olmuş mu?
Onlara karşı hizmette kusur edilmiş mi?
Yoksa onlarda TUFAN DOLAYISI ile saltanatlarına son mu vermişler?.
Yafet, Sam ve Ham soyundan gelecek yeni tiplere, tahtlarını vermek için terk-i Dünya mı eylemişler?
Yeni soy nedeni ile Firavunların ırki simalarında bir değişme olmuş mu?
Tanrıları Horus'ta bu durumdan nasiplenip kulsuz mu kalmış?
Ra, İsis ve Osiris bu duruma ne demiş? (inanç sistemlerini bizden aldılar bizi tufaya mı getirmek istiyorlar demiş olabilirler)
Tanrıları bu Tufanı / suları çıkaranın hangi Tanrı olduğunu öğrenip, rahiplerine esinlenerek bildirmişler mi?
Hanedanlıklar arasında hiç boşluk var mı?
Hükümdarlıklar arasında kopukluk var mı?
"Tufan oldu" dedikleri yıllarda; Firavunların çocuk edinmede, hizmetkar bulmada, harem kurmada bir sorunları var gözüküyor mu?
Tufan nedeni ile Piramitleri basan suyu nasıl tahliye etmiş olabilirler?
Çamur tabakasını tekrar boşaltmak için gizli bölgeleri açmak zorundamı kalmışlar?
Kirlenen ve çamurlanan Hiyeroglif yazıları ve Firavun'un dirilebilmesine yol gösterecek resimleri temizlemek için, Firavun mezar bölümlerine girilmiş mi?
Su izlerini silmek için duvarları ve bazı resimleri kazıyıp yeniden yapma yoluna gitmişler mi?
19 ve 20 yy'da bulunan Firavun sandukalarının içinde, dışında, odalarında çamur ve su izi bulabilmişler mi?
Firavun mumyaları bozulmuş mu?...vs..?

BU ve BUNA BENZER TÜRETİLEBİLECEK BİNLERCE SORUNUN CEVABI HAYIR. Hiç birşey olmamış. Herşey nasıl başladı ise Tufan oldu dedikleri yıllarda ve sonraki yıllarda devam etmiş. Nil yine taşması gereken yıllarda taşmış, Tanrı Ra yine övünmüş, Horus ve ebebeynleri İsis ve Osiris yine esinlemelerini göndermeye devam etmişler.

Piramitler her Firavun için aksamadan yapılmaya devam etmiş, saltanat hiç ara vermeden sürmüş.

O halde nasıl oluyorda o tarihlerde tufan oldu denilebiliyor?
Bu kadar gerçek varken nasıl oluyorda bizlerin kitapları ilahidir diyebiliyorlar?
Hala görmüyorlar mı onların kitaplarında yazan Gılgamış destan kaynaklı tarihler yanlış?

Tanrıdan "harfi harfine gelmiştir" dedikleri, "Moşe'ye Sina dağında, Tanrı tarafından verilmiştir" dedikleri kitap;, efsanelerden, destanlardan ve sanılardan derlenmiş kitap. Tufan oldu dedikleri yıllarda, var olan tüm kentler tertemiz. Deniz ve ırmak taşmaları, sel baskınları hariç, tüm bölgeyi içine alacak toprak birikintileri, devasa boyutta mil tabakaları yok. Tufan çok ama çok sene önce olmalı k, bir avuç insandan, örneklediğimiz ülkeler ve imparatorluklar oluşabilsin Firavunlar, hükümdarlar saltanat sürebilsin.

   
 
   
  Aynı dönem olmasına rağmen bu tarafta insanlar yüzlerce yıl ömür sürerlerken Mısır diyarında insanlar 100 yılın altında bir süre yaşıyorlar. Listeye bakarsanız firavunların saltanatları çok kısa sürmüş. Ömür boyu saltanat olduğundan olsa gerek kuşaklar arası fark çok az

Hıristiyanların yaratılış hikayesine göre; Ham, Yafet Sam çocuk sahibi olacağız, insanları çoğaltıp Dünya'yı seçilmiş toplulukla dolduracağız diye uğraştıkları yıllarda, Firavunlar seçişmemiş olmanın isyanı ile sarayların da yan gelip yatmışlar. Hizmetlileri ve haremleri ile saltanatlarını devam ettiriken Yafet, Ham ve Sam'a inat olsun diyede 10 binlerce işçi bulup piramit yaptırıyormuş. (Herodot - Cevdet değil, Halikarnas Heredot- 100 bin köle demiş. Herodot bile, Tufandan habersiz bir yaşam sürüp bu kadar önemli olayları eserlerinde işleyemeden yaşam dönemini sonlandırmış. Gelecek kuşaklara böyle bir bilgiyi aktarabilmeyi ne kadarda isterdi.-Herodot Halikarnas - M.Ö. 484 - 425)

Hatta o yıllarda bir tanesi nereden özendi aklına geldi bilinmez, öbür dünyadaki evi olacak yapısının önüne, Sfenksi de kondurmuş. Uzun yaşamak içinde kutsamalar yapıp, Tanrı Horus adına olsun, kendi Tanrısallıkları adına olsun, etkinlikler düzenleyip çal oynasın, vur patlasın yaşıyorlarmış. Bu arada Ham, Sam ve Yafet kardeşlerde, tufandan her yeri kaplayan çamurdan kurtulmak, kuru bir zemine sahip olabilmek için çabalayıp duruyorlarmış.
   
  Kendi elleri ile metinler yazıp Tanrı'dan damgası ile kutsallık kazandırıyorlar. Oysa kitabın kendisi kutsal olmalı, bu kutsallığın olabilmesi içinde; ilahi vahiylerden meydana gelmeli. Onlarsa yukarıdaki örneklerden de anlaşıldığı gibi, bir takım ittifaklar sonucunda oluşturulmuş metinler bloğunu, kutsal diye ortaya sürüyorlar.

"Biz kitabı koruduk, Kitap bizi korudu" diyorlar ama daha kitabın onları koruduğuna, koruyacağına dair ellerinde en ufak bir delil yok. Kitabın koruyup korumadığı, son yolculuğa çkıldıktan sonra anlaşılabilecek. Hesap gününde bir araya toplanıldığında, kitabın koruyup korumadığının cevabı da alınabilecek.

Doğru söylüyorlar kitabı korumak için çok gayret sarfediyorlar, ayakta durabilmesi için gerçeten korunması gerekecek kadar çelişkilerle dolu bir kitap. Anlayamadığım şu; her yanı çelişkilerle dolu, içinde ilahi hiç bir esintinin yer almadığı, korunmazsa varlığını sürdüremiyecek bir kitabın, kendilerini koruyacağını nasıl düşünebiliyorlar?

Dünyada yaşıyor olmaları yada şu anda güçleri ile her yere hükümran durumda olmaları, onların korunduğu anlamını taşımazki. Dünya var olduğundan beri, belli aralıklarla farklı uluslar, güçleri ve kuvvetleri ile Dünya'ya hükmeder durumda varlıklarını sürdürmüşler. Bunları, "korudukları" kitap "korudu" ise, diğerlerini koruyan neydi? Hitlerin Mezalimin de olanları saymıyorlar mı? Yardım elleriyle oluşturdukları kitaptan mı istenir? Yazdıkları kitaptan koruma bekleyenlerin, imani bir düşünceleri, inanç sistemleri olabilir mi?

Kitaplarında özleme dile getirdikleri bal ve süt akan nehirleri, ALLAH'tan gelen ayetlerin üstünü örttükleri zaman zaten kaybetmiş duruma geçmişlerdi. İlahi vahiylerden akılların da kalan, bal ve süt akan nehirleri, elleri ile yazdıkları kitaplara bağlandıklarında hayal konumuna soktuklarını bilmiyorlar mı?

"Secde ederek girin" denilen bal ve süt nehir yaşamlı "Cennet kapılarına / yollarına" açılan yerlere girmeyi, oradaki zorluklar nedeni ile red edenler, "Kaf dağının arkasında öyle bir yer var bizlerde orayı vaad ediyoruz" diyenlerin peşine takılmışlar ve bugünlere gelmiş durumdalar. Sonsuz ölüm olmayan bir ballı-sütlü yaşamı, güç yetirilemez saltanatı "Dünya yüzünde ben sağlayacağım" diyen ve "DOĞRU SÖZLÜLERDENİM" diyen kim olabilir?

Musa'ya ve önderlerine, sürekli bal ve süt akan yerlere gitmeyi soruyorlar. Hatta Mısırda iken "bal ve süt akan nehirlerimiz vardı" diyorlar. Siz hiç Dünya'da bal ve süt aan bir nehir duydunuz mu? Demek ki bal ve süt nehirlerinin vaad edildiği cennet yaşamından, "bzde, Dünya'da vereceğiz" vaadiyle toplumlar, dünyasal bal ve süt akan nehirlerin hayaline sürüklenmişler.

Çölde Sayım.....16:13 Bizi çölde öldürtmek için süt ve bal akan ÜLKEDEN çıkardın. Bu yetmiyormuş gibi başımıza geçmek istiyorsun.
Çölde Sayım.....16:14 Bizi süt ve bal akan ÜLKEYE götürmediğin gibi mülk olarak bize tarlalar, bağlar da vermedin. Bu adamları kör mü sanıyorsun? Hayır, gelmeyeceğiz.››
Çölde Sayım.....14:8 Eğer RAB bizden hoşnut kalırsa, süt ve bal akan O ÜLKEYE bizi götürecek ve orayı bize verecektir.
Çölde Sayım.....13:27 Musaya, ‹‹Bizi gönderdiğin ÜLKEYE gittik›› dediler, ‹‹Gerçekten SÜT ve BAL akıyor orada! İşte ülkenin ürünleri!

"Süt ve bal akıyor" diye yalan söyledikleri ülkeye kimseyi getirmedikleri gibi kendileride gitmiyor.Kimsenin gitmemesi içinde orada dev adamlar yaşıyor yalanını ortaya atıyorlar. Delil olarakta, buldukları çok büyük üzüm salkımlarını göstererek "bu büyüklükteki üzüm salkımlarını yiyenler ne kadar büyük olabilir bir düşünün diyerek insanların korkularını pekiştiriyorlar. Devler, hayaletler, efsanelerle yetişmiş olan insanların içinde korku salarak, bal ve süt nehri yalanlarının ortaya çıkmasına engel oluyorlar.(Demekki, Diyarbakır karpuzunu görselermiş, denizin açılması beklemeden Mısır'a geri giderlermiş)

İsrail tanrısı Musa'ya üstelik sözde veriyor. Süt ve bal akan ülke için. Orada bulunan insanlarıda melekleri vasıtası ile kovmaya söz veriyor. Musa'nın ölmesinin üzerinden, yaklaşık 3300 sene geçti. Ne süt akan bir nehire ulaşabildiler, nede baldan nehirleri olan bir ülkeyi bulabildiler.Dünyanın her yerini ele geçirdiler ama öyle bir ülke bulamadılar. Hala bal ve süt nehirlerinin olduğu ülkenin ahiret yaşamında olduğunu, ancak kapılarından "ALEMLERİN RABBİ ALLAH'a", SECDE EDİLEREK girilebileceğini, anlamamazlığa geliyorlar. Kavuşabilmek içinde, "ALLAH'tan" gelmiş olanlara uymak gerektiğini kabullenmiyorlar.

Mısırdan Çıkış...33:2 Süt ve bal akan ülkeye senden önce bir melek gönderecek, Kenan, Amor, Hitit, Periz, Hiv ve Yevus halklarını oradan kovacağım. Ben sizinle gelmeyeceğim, çünkü inatçı insanlarsınız. Belki sizi yolda yok ederim.››

Kitabı kendi elleri ile yazdıklarına bir örnek.. Elbette kendi ifadelerinden. Ne demiştik, "Sina dağında, Moşe'ye kitap (10 emir kitabın tamamlanması M.ö 1478). Hıristiyanlara göre; M.Ö. 1438, Yahudilere göre; M.Ö.1312.yılında verildiğini iddia ediyorlar" demiştik ve yukarıda bu tarihleri bir tablo aracılığı ile de göstermiştik.
   
  İçlerindeki çelişkileri bir yana bırakın, Tanrı kavramı kargaşasını görmemezliğe gelin, kehanetlerle ilgili tutarsızlıkları yok sayın, İsimler, tarihler, sayılar gibi yanlışlıkları doğru olarak kabul edin, kendi yazdıklarında, yine kendileri hızlarını alamamamışlar olmalılar ki, düzenlemelerin farklı tarihlerde, farklı kişiler tarafından ama Tanrı adına, yapıldığını ortaya koymuşlar.Musa'nın ölümü sonrası gerçekleşen olayların yazıldığı şu ifadeler, yazım işleminin nasıl pervasızca yapıldığını ortaya koyuyor.

Musa'ya indirildiğini ve Tanrının yazdırdığını söyledikleri 5 kitaptan biri olan Tesniye / Yasanın tekrarı / Yasa Kitabın da Musa'nın RAB'le olan son birlikteliği anlatılmaktadır. İsrail Tanrısı Musa'ya vaad edilmiş toprakları gösterir.

Yasa Kitabı .....33:4 Sonra Musa'ya şöyle dedi: "İbrahim'e, İshak'a, Yakup'a, 'Senin soyuna vereceğim' diye ant içtiğim ülke budur. Ülkeyi sana gösterdim ama oraya gitmeyeceksin."

Artık ölüm vakti gelmiştir. Musa, Moav ülkesinde Rab'in emri uyarınca ölür.
Yasa Kitabı.....33:5 Böylece RAB'bin sözü uyarınca RAB'bin kulu Musa orada, Moav ülkesinde öldü.

Eğer Tesniye kitabı iddia ettikleri gibi, Musa tarafından yazılmış ise, Musa'nın öldüğünü oraya kim yazdı? Tamamen Musa tarafından yazıldığı iddia edilen, Tanrı sözü kitaba Musa yazsa, yazsa artık ölüm zamanı geldi gibi şeyler yazabilecekken, MUSA ÖLDÜ diye kim Tanrının kitabına yazdı? Elbette Yeşu ve ardından gelenler Tanrıcılık oynayıp YASA KİTABINA istediklerini yazdılar. Yazdıklarınada "TANRIDANDIR" DAMGASI VURUP BU GÜNLERE GETİRDİLER.

Yeşu.........24:25 Yeşu o gün Şekemde halk adına bir antlaşma yaptı. Onlar için kurallar ve ilkeler belirledi.
Yeşu.........24:26 Bunları TANRININ YASA KİTABINA da geçirdi. Sonra büyük bir taş alıp oraya, RABbin Tapınağının yanındaki yabanıl fıstık ağacının altına dikti.

Yazılanlar sadece bu bir madde ile sınırlı değil elbette. Yazarın, kaleminin freni olmamalı ki; "BUGÜNE DEK" diye cümleye başlayarak, kitaba yapılan ilavelerin Musa'dan çok sonraları yapılmış olduğunu bizlere duyuruyor.Hem Musa öldükten sonra, "Musa yazdı" denilen kitaba onun öldüğü yazılıyor, hemde bu yazma işleminin çok sonraları yapıldığını bizlere gösteriyor..

"Mezarının nerede olduğunu kimse bilmiyor "demek bile; "Musa öldüğünde konuşmalara kimse şahit olmadı, biz RAB'la aralarındaki konuşmaları taktirlerimize göre yazdık" demektir. "Tanrı ile Aralarında konuşma olsada olmasada, o dağda buluşsalarda buluşmasalarda biz yazdık". Biz yazdığımıza göre, artık o sözler Tanrı sözü olmuştur" demiş oluyorlar.

" Tanrının sözcüleriyiz, katipleriyiz, Tanrının yerine konuşanlarız, Tanrının ne söyleyip söylemiyeceğine karar verenleriz" demiş oluyorlar.

"Bu yazdıklarımıza itiraz edenler, Tanrı sözüne itiraz etmiş olurlar, Din dışı sapkınlardan ilan edilirler. Tanrının sözlerini kale almayanlar, Tanrı tarafından cezalandırılırlar" diyorlar.Ve hemen "Tanrı adına, Tanrı için, Tanrı emri" doğrultusunda gönü rahatlığı ile aldıkları (kendi kendilerine verdikleri) öldürme ruhsatına dayanarak, katliam emirlerini verebiliyorlar.

Örneğin;"Bizim Tanrımıza kitaplarımızda yazdığımız şekilde inanmayıpta, "Alemlerin Rabbi Allah" imanı taşıyanlar, ÖLDÜRÜLMEYİ HAK edenlerdir." diyorlar ve Öldürme ruhsatlarını kendi kendilerine kuşanmış oluyorlar.

Yazara göre; Musa ve Rab yanında başkaları yokken, (bu ölüm sahnesinin de içinde yazılı olduğu) RAB ile konuşmaların kendilerine nasıl ulaştığı, konuşulanları aradan geçen zamana rağmen, nasıl elde ettiklerini izah edilebilmenin tek yolu, bu metinlerin başkaları tarafından, çok sonraları gerektiği biçimde yazıldığını söylemek olacaktır.

Yasa Kitabı .....33:6 RAB onu Moav ülkesinde, Beyt-Peor karşısındaki vadide GÖMDÜ. BUGÜNE DEK mezarının nerede olduğunu kimse bilmiyor.

Aynı şekilde Musa öldükten sonra tutulan 30 gün geçmiş ama Musa'nın dediği kitaba kaç gün yas tutulduğu yazılabilmiş. Soğuk kış günlerinde, yanan soba etrafında anlatılan hikayeler kıvamında ifadeler birbirlerini kovalıyor.

Yasa Kitabı .....33:8 İsrailliler Moav ovalarında Musa için otuz gün yas tuttular. Sonra Musa için ağlama ve yas tutma günleri sona erdi.

Bu satırların yazılması en azından, Musa'nın yardımcısı denilen Yeşu'nun zamanında veya ölümünüden sonra olduğuda "İsraillilerin Yeşu'nun sözünü dinlediğini yazmalarından belli. Bu satırlar en son ne zaman düzenlendi, Yeşu, ne kadar daha kendisinin bilgeliğini anlatan ifadelerde bulundu da çıkarılıp, Yeşu kitabına alındı belli değil.

Yasa Kitabı.....33:9 Nun oğlu Yeşu bilgelik ruhuyla doluydu. Çünkü Musa ellerini üzerine koymuştu. İsrailliler onu dinliyor ve RAB'bin Musa'ya verdiği buyruklar uyarınca davranıyorlardı.

Hazır Tanrı sözü kitaplara katkıda bulunurken, kendisini yüceltmemek olmazdı. Tarihe not olsun diyede Musa'ya ait düşüncelerini de birbir sıralayıp içini de döküvermiş.Musa'nın ölümünden sonra olanları, Tanrı sözü diye kitaba alanın bu kadarcıkda olsun ayrıcalığı olmalı elbette. Yeşu kendisininde pek Musa'dan aşağı kalmadığını göstermek için, Şeria ırmağını nasıl kuruttuğunu (yardığını), toplumunu nasıl kurtardığını kendi kitabında anlatmaktadır.Musa'ya verildiği gibi kendisine de suyu kurutma (yarma) mucizesi verildiğini şöyle ifade ediyor.

Yeşu.........3:16 ta yukarıdan gelen sular durdu, çok uzaklarda, Saretan yakınında bulunan Adam Kentinde bir yığın halinde yükselmeye başladı. Öyle ki, Arava -Lut- Gölüne akan sular tümüyle kesildi. Halk Erihanın karşısından ırmağı geçti.
Yeşu.........3:17 RAB'bin Antlaşma Sandığı'nı taşıyan kâhinler, halkın tamamı ırmağı geçinceye dek kurumuş ırmak yatağının ortasında kıpırdamadan durdular. Böylece bütün İsrail halkı kurumuş ırmak yatağından geçti.

Tanrı katındaki ayrıcalığını, vaad edilmiş topraklara kendisinin liderliğinde girileceğini duyurarak da ifade etmiştir.
Yeşu ..............1:1 RAB, kulu Musa'nın ölümünden sonra onun yardımcısı Nun oğlu Yeşu'ya şöyle seslendi:
Yeşu...............1:2 ‹‹Kulum Musa öldü. Şimdi kalk, bütün halkla birlikte Şeria Irmağını geç. Size, İsrail halkına vereceğim ülkeye girin.
Yasa Kitabı......31:23 RAB Nun oğlu Yeşuya şu buyruğu verdi: ‹‹Güçlü ve yürekli ol! Çünkü İsraillileri, ant içerek söz verdiğim ülkeye sen götüreceksin ve ben seninle birlikte olacağım.››

Yasa Kitabı.....32:50 Ağabeyin Harun Hor Dağında ölüp atalarına kavuştuğu gibi, sen de çıkacağın dağda ölüp atalarına kavuşacaksın.
Yasa Kitabı.....32:51 Çünkü ikiniz de Zin Çölünde, Meriva-Kadeş sularında, İsraillilerin önünde bana ihanet ettiniz, kutsallığımı önemsemediniz.
Yasa Kitabı.....32:52 Bu nedenle ülkeyi ancak uzaktan göreceksin. Ama oraya, İsrail halkına vereceğim ülkeye girmeyeceksin.››

Bunları iç çekinmeden Tanrı sözü olarak yazıp, kutsal kitap olarak insanlara veriyorlar. Bu eylemleri sırasında Tanrı ediklerinden bile korkmadıkları belli. Onlar için, Tanrı tanıklığının herhangi bir TAŞ KADAR şahitlik değeri olmamalı ki, Tanrıyı değil taşı tanık gösteriyorlar. Ve bu tanıklık çok geçerli, korkutucu olmalı ki, Tanrı yerine taş şahitliği karşılıklı kabul görüyor. (Totem inançları da böyle doğmuş demek ki.)

Yeşu..............24:27 Ardından bütün halka, ‹‹İşte taş bize tanık olsun›› dedi, ‹‹Çünkü RABbin bize söylediği bütün sözleri işitti. Tanrınızı inkâr ederseniz bu taş size karşı tanıklık edecek.››
Yaradılıs........31/44 Gel anlaşalım. Aramıza tanık koyalım."
Yaradılıs........31/45 Yakup bir taş alıp onu anıt olarak dikti.
   
 

Tora grubu kitapların Tanrı sözü olmadığını, kendileri zaten ifade ediyorlar. Onların her harfi Tanrıdandır demeleri işin gereği. Tanrı inancı var sanılabilmesi için gereken davranışları ortaya koyuyorlar. Yoksa onlar, "ALLAH'tan", gelen neyi kabul ettilerde, hangi davete icabet uydularda, kendilerine gelmiş verilmiş olan kitabı korumuş olsunlar. Koruyacak olsunlar."ALLAH'tan", gelen herşeyi ters yüz eden, yapılması istenen herşeyi red edenler, elbette kendilerine gelen kitaplarıda ters yüz edecek kendilerine uygun hale getirecekerdi.

Onlarda kendi ifadeleri ile "dikbaşlılıklarının" eseri olarak "İlahi olabilecek tüm değerlerden uzaklaştırdıkları kitaplarını meydana getirmişler.. Bu nedenlerden dolayı kitaplarının Tanrıdan olmadığını ifade eden, belirginleştiren ifadelere kitaplarında bol-bol yer vermişler.Yukarıda anlatılan, Musa'nın ölümünden sonraki olayların kitaba dahil edilmesinin bir nedenide, bu tür ilavelerle kitapların Tanrıdan olmadığını iyice vurgulamak olabilir.

Tanrıya kafa dikbaşlılıklarını birkez daha göstermek, antlaşma şartlarını belirleyen taraf olduklarını teyit etmek, "Tanrı adınada konuştuklarını" gönüllere teselli olarak sunabilmek amacıyla bu vurgulama ifadeleri aralara serpiştirilmiş olabilir. Yoksa yazanda biliyor Musa'nın ölümünden sonraki ifadelerin orada yer almaması gerektiğini. Yeşu Musa'nın ölüm sonrasını kendi kitabında yazardı. diğer Musa ile ilgili olayları yazdığı gibi. İnsanlarında Tanrı sözü olmadığına dair şüpheleri azalırdı.

Onlarsa kitapların kendilerinden olduğunu özellikle vurgulayan sözleri, hiç çekinmeden her harfi Tanrıdan dedikleri kitaplarına alabiliyorlar. Üstelik, Tora kitaplar grubu kitapları Musa'nın eksiksiz tamalayıp, Ahit sandığına koyduğunu vurguladıktan sonra bu ilaveleri yapanların amaçlarıda ancak böyle yorumlanabilir.

Yasa Kitabı....31:24 Musa yasanın sözlerini EKSİKSİZ olarak KİTABA YAZMAYI bitirince,
Yasa Kitabı....31:25 RABbin Antlaşma Sandığını taşıyan Levililere şu buyruğu verdi:
Yasa Kitabı....31:26 ‹‹Bu Yasa Kitabını alın, Tanrınız RABbin Antlaşma Sandığının YANINA koyun. Orada size karşı bir tanık olarak kalsın.

Kitap, AHİT SANDIĞINA SIĞMAYACAK ebatlarda olmalı ki; 2,5 *1,5*1,5 arşın (150*90*90) boyutlarındaki sandığa koyulamıyor.
Mısırdan Çıkış/Exodus....25:10 ‹‹Akasya ağacından bir sandık yapsınlar. Boyu iki buçuk, eni ve yüksekliği birer buçuk arşın olsun.

Eksiksiz olarak yazılıp Antlaşma sandığına koyulmak için Kahinlere / Din görevlilerine teslim edilen kitap, Musa'nın ölümünden sonra, alınıp MUSA'NIN ölümü ve diğer sahneler ilave edildikten sonra "her harfi Tanrıdan" diye takdim ediliyor. Herhalde bu sözleri bizlerle dalga geçmek için söylüyor olmalılar. Kutsal kitaplara bakış açılarını göstermek için vurguluyor olmalılar."Tanrı'da biziz, kitabıda yazan bizizi" dolaylı yoldan duyurmak için ilan ediyor olmalılar.

Var olduğunu bildikleri, "ALLAH'tan", korkularından bunları dolaylı yollardan anlatıyorlar. "ALLAH'ın", hesap gününden kurtulmak için ellerinin uzandıkları ile işbirliklerine girmeleri, Varlık BİR'liklerine (Varlık birliği / Vahdet-i Vücut) taraftar toplayabilmek için, bol vaadli, bol müjdeli yeni dinler icad etmelerinin sebepleride bunlar.

Şeytanın insanların dirilme gününe kadar süre verildiği sanısıyla (verilen süre kıyamete kadar) kıyamet günü ile hesap günü arasında, ALTIN ÇAĞ hayalleri kurmaları onları bu yola itmektedir. Hem Tanrı inancına sahip olduklarını zannettirecekler, İmanı yok ederek Tanrı inancını istedikleri seviyelere çekebilecekler, hemde arkalarına takıldıklarına inançsızlara ittifak kurduklarına aynı yoldayız mesajını verecekler.

Eksiksiz denilen kitabın, eksiklerini yeni antlaşmalar yaparak tamamlayan ANTLAŞMAYADA TAŞI ŞAHİT yapıp işi bitiren kutsal metin yazarı Yeşu.

Yeşu............24:25 Yeşu o gün Şekemde halk adına bir antlaşma yaptı. Onlar için kurallar ve ilkeler belirledi.
Yeşu............24:26 Bunları TANRININ Yasa Kitabına da GEÇİRDİ. Sonra büyük bir taş alıp oraya, RABbin Tapınağının yanındaki yabanıl fıstık ağacının altına dikti.
Yeşu............24:27 Ardından bütün halka, ‹‹İşte taş bize tanık olsun›› dedi, ‹‹Çünkü RABbin bize söylediği bütün sözleri işitti. Tanrınızı inkâr ederseniz bu taş size karşı tanıklık edecek.››
Yasa Kitabı....4:2 Size verdiğim buyruklara hiçbir şey eklemeyin, hiçbir şey çıkarmayın. Ama size bildirdiğim Tanrınız RABbin buyruklarına uyun.

Tanrının yasa kitaplarına ilaveleri, Yeşu yapmış olabilir mi? Hatta Tanrını Yasaları dedikleri kitabı Musa yazmış olabilir mi? Olması mümkün değil çünkü kendilerinden yüzlerce yıl sonra gelen, EDOM KRALLARININ isimlerini sıralıyorlar. Davut ve Süleyman zamanında yaşamış olan kralların isimlerini secere olarak veriyorlar.

Kimbilir o kitapları, kimler ismi geçenler adına, ne zaman yazdı? Tanrı adına, kendinden yüzlerce, binlerce yıl öncesi olayları kaleme alıp, "hepsi Tanrıdandır, Sina'da Moşe'ye verildi" diyenin, bırakın "ALLAH" imanının olmasını ve "ALLAH'tan" korkmasını; herhangi bir pagan dinine ait Tanrı saygısı ve Tanrı inancıda olamaz.