but1
   
   
  MERYEM NASIL GÖKTANRIÇASI YAPILDI.
  İNANNA, "BABİLİN FAHİŞESİ" DEDİKLERİ TANRIÇA.
 

 

  Esinleme (Vahiy/Revelation)...17/4 Kadın, mor ve kırmızı giysilere bürünmüş, altınlar, değerli taşlar ve incilerle süslenmişti. Elinde, iğrenç şeylerle ve cinsel ahlaksızlığının çirkeflikleriyle dolu altın bir kâse vardı.

Esinleme (Vahiy/Revelation)...17/5 Alnına şu esrarengiz ad yazılmıştı: `BÜYÜK BABİL, DÜNYA FAHİŞELERİNİN VE İĞRENÇLİKLERİNİN ANASI.'

   
  Yahudilerinde, Babil sürgünü sıralarında tapındıkları bu nedenle Yahve'yi çok kızdırdıkları, GÖKLERİN KRALİÇESİNE tapma adeti, Hıristiyanlık ibadet sistemi içine sokulmuş.

Yeremya.......44/17 Tersine, yapacağımızı söylediğimiz her şeyi kesinlikle yapacağız/ Gök Kraliçesine buhur yakacak, atalarımızın, krallarımızın, önderlerimizin ve kendimizin Yahuda kentlerinde, Yeruşalim sokaklarında yaptığımız gibi ona dökmelik sunular dökeceğiz. O zamanlar bol yiyeceğimiz vardı, her işimiz yolundaydı, sıkıntı çekmiyorduk.

   
   
  HIRİSTİYANLAR ve KATOLİKLER Aralarındaki Farklar Fikret Böcek İzmir Protestan Kilisesi İNCİL-TÜRK
   
  Göklerin Kraliçesi

Bu karşılaştırmalarımızı tamamlamadan önce, Vatikan'ın Göklerin Kraliçesi'ne tapınışının kökenlerini inceleyelim. Bu incelememiz sırasında bu tapınmanın tamamen pagan putperest kökenlerden geldiğini göreceğiz. Yaptığımız bazı alıntılarla günümüzdeki Romalı Katolikler'in Meryem'e bakışıyla, eski çağlardaki anne tanrıçalara bakış açısının tamamen aynı olduğunu göreceğiz:

Meryem'e atfedilen Göklerin Kraliçesi ve her şeyin Kraliçesi ünvanlarının pagan kökenlere sahip olduğunu bir çok kaynak açıklamaktadır. Will Durant'ın The Story of Civilization (Medeniyetin Öyküsü) adlı kitabında Babil Tanrıçası İştar'a edilen dualar şöyle aktarılıyor:

“Sana dua ediyoruz ey kadınların Kadını, en yüce Kadın, ey tanrıçaların Tanrıçası İştar, Sen bütün şehirlerin Kraliçesisin, tüm insanların Önderisin. Sen dünyanın ve göklerin ışığısın” (1. Cilt, Sayfa 235)

Katolikler'in Rabbimiz İsa Mesih'in annesi olan Meryem için ayinlerinde kullanmış oldukları dualar, Hıristiyanlık öncesi Babil medeniyetinde İştar için de kullanılmıştı. İştar için kullanılan ünvanlar şunlardı: “Bakire”, Kutsal Bakire”, “Bakire Anne” (1. Cilt, Sayfa 235)

Katolik bir rahip olan Andrew Greenley bile bu ünvanların pagan (putperest) kökenlere sahip olduğunu itiraf etmektedir:

“Meryem, Batı dünyası tarihinin en güçlü dini sembollerinden birisidir… Meryem sembolü Hıristiyanlığı doğrudan eski çağlardaki dinlerin, “anne tanrıça” dinlerine bağlıyor.” The Making of The Popes,(Papaların Ortaya Çıkışı) 1978 (U.S.A. 1979, Sayfa 227)

Meryem'e Teotokos ünvanının ilk verildiği yer Efes'tir. Theotokos kelimesi “Tanrı-Taşıyan” veya “Tanrı'nın Annesi” anlamına gelir. Efes şehri anne tanrıça olan Artemis'e tapınırdı:

“Efes Konseyi İ.S. 431 yılında Teotokos bazilikasında toplanmıştır. İşte, Artemis'e bağlılığıyla tanınan Efes şehrinin bu toplantı yerinde Artemis'in heykelinin göklerden yere düştüğü gözlenmiş (Katolik geleneğinde anlatılan mitolojik efsanelerden birisi). Geleneğe göre İ.Ö. 330 yılında Doğurgan Tanrıça'ya adanmış Magna Mater tapınağının tam ortasına düşmüş ve katolik geleneğine göre Meryem'in şekli ortaya çıkmış. Bu şekilden sonra herkes “Tanrı'nın Annesi” yazısını görmüşler.” (E.O. James, The Cult of The Mother Goddess, -Anne Tanrıça Tarikatı –Sayfa 207)

Valerie Abrahamson şöyle diyor: “Hıristiyanlık dışı birçok kaynak Meryem'le ilgili bu sapkın öğretinin kökeni hakkında bize bilgi vermektedir. Bakireden doğum hikayeleri (Örn: Hera, Rhea, Silvia, Brigid) birçok kültüre uyarlanmış bir şekilde anlatıla gelmektedir. Aynı şekilde oğlunu kaybeden kadınlar yaktıkları ağıtlar da dillere destan olmuştur. (Örn: Demeter ve Persefon; Isis ve Horus gibi). İkonografik olarak, Meryem nasıl bebek İsa'yı emzirirken resmedilmişse, Mısırlılar'ın tanrıçası İsis de oğlu Horus'u aynı şekilde emzirirken resmedilmiştir. Meryem'e nasıl Göklerin Kraliçesi ünvanı verildiyse ve Meryem nasıl yuvarlak bir burçkuşağıyla resmedilmişse, aynı şekilde İsis'e, Magna Mater'e ve Artemis'e de aynı ünvanlar ve şekiller verilmiştir.

“Bu benzerlikler Meryem tarikatının kökeninin eski çağlardaki kadın tanrıça inançlarından, Yunan ve Roma tanrıçalarından alınıp Roma Katolikleri tarafından Hıristiyanlığa uyarlandığı ortadadır. Kutsal Yazılar'da Meryem'in Tanrı'ya itaat eden, şefkatli ve sevgi dolu bir insan olduğunu görüyoruz. Fakat Katolikler'in Meryem'le ilgili ortaya atmış oldukları ünvanları ve öyküleri Kutsal Kitap'ta değil, sadece efsanevi mitoloji kitaplarında görmekteyiz. Bir çok kişi için saygıdeğer bir kadın tasviri psikolojik bir değere sahip olduğundan bu öğretiyi ellerinden bırakmak istemiyorlar.” (The Oxford Companion to The Bible [Basım:1993, Editör: Bruce M. Metzger, Michael D. Coogan] Sayfa. 500)

(Not: Mesih'in bir bakireden doğmuş olduğu gerçeği uydurma putperest mitolojilerden bambaşkadır. Çünkü, putperest mitolojilerde, doğan çocuklar sonunda bir kadınla ilişkiye girip çocuk sahibi olurlardı.

   
 

 Katolik bir rahip olan Andrew Greenley, Hıristiyan olduğunu iddia eden Vatikan’ın, putperestlerin geleneklerini Katoliklik dinine uyarlamasıyla ilgili yorumlarına şöyle devam ediyor:

“İlk kilise tarihini incelediğimizde Meryem’in tanrıça gibi Tanrı’nın bir parçası olarak nasıl ortaya çıktığı çok açık değildir. İkinci yüzyılın başlarında bazı Hıristiyan yazarlar Meryem’den yeni “Havva” olarak bahsetmekteydiler. İkinci yüzyılın sonlarına ve üçüncü yüzyılın başlarına doğru, Meryem’in çizilmiş tasvirleri mezarlarda görülmeye başlanmıştı. Ve dördüncü yüzyılın ortalarına doğru Meryem’e doğrudan dua başlamıştı... Kadın tanrıça anlayışı Hıristiyanlık öğretisine entegre edilmiş ve Meryem’e uyarlanmıştır. Tanrıça öğretisinde iyi olduğu düşünülen herşey korunarak Meryem’e aktarılmıştı…Meryem’le Afrodit arasında veya Meryem’le Artemis arasında veya Meryem’le Atina ve Juno arasında bir benzerlik var mıydı? Meryem kültünü ortaya çıkaranlar bu konulara cevap vermeyi düşünmeden Meryem’i tanrıçalaştırmışlardı.”

“Tarihte pagan putperestlerin ortaya attıkları Göklerin Kraliçesi kavramın Katoliklerin kullandığı Göklerin Kraliçesi kavramına nasıl dönüşmüş olduğuyla ilgili elimizde çok az bilgimiz var… Göklerin Kraliçesi o kadar çok tanınıyordu ki, en azından bu kraliçenin elbise düzeninin Meryem’e ve bazı rahibeler düzenine uyarlanmış olması beklenilecek bir davranıştı... Meryem’le ilgili tasvirlerde, Meryem’in tanrıçalaştırılarak tasvir edildiğini biliyoruz.

“Paganların Göklerin Kraliçesi’ne tapınma merasimleri ve anlayışlarının Meryem’i yüceltme kültüne geçmiş olduğunu söylemek tarihsel bir gerçeği ifade etmektir. Pagan putperestlerin Göklerin Kraliçesi kültünde cinselliği ve insanları kurban etmeyi ön plana çıkardıklarını biliyoruz. Meryem kültünde ise buna benzer uygulamalar kaldırılmış ve pagan putperestlerin “iyi uygulamaları” tamamen Meryem kültüne aktarılmıştır. Eğer Katolikler Meryem’i tanrıçalaştırmasaydılar putperest paganlar tanrıçalaştırırlardı. Meryem kültü tam zamanında icat edilmiştir.” (Greenley, The Mary Myth, On the Femininity of God as cited in Unveiling Satan - Her True Identity Revealed,-Meryem Miti, Şeytan’ı Açığa Çıkarmak- Meryem’inn Gerçek Kimliği- Sayfa 192-193).

Burada yapacağım son alıntı bu konuda hiçbir şüphemizin kalmaması içindir. Meryem için kullanılan “Tanrı’nın Annesi”, “Daimi Bakire” gibi ünvanlar eski çağların bereket tanrıçaları için kullanılan ünvanlardan gelmektedir. Ünlü tarihçi Ralph Woodrow’un yazdığı, Babylon Mystery Religion, Ancient and Modern (Babil Gizem Dini, Eskisi ve Yenisi) adlı kitabının 13-19. sayfalarında şöyle yazmaktadır:

“Babilliler’in putperest paganizmlerinin günümüze kadar gelmiş olan en açık örneğini, kendilerini Katolik olarak adlandıran Roma Kilisesi’nin Meryem’e tapınışında görmemiz mümkündür. Romalı Katolikler Babilliler’in kendi tanrıçalarına tapınma tarzını ve ünvanlarını alarak Meryem’e tapınmaya dönüştürmüşlerdir ve Meryem’i anne tanrıça olarak icat etmişlerdir.”

“Eski Babilde anne ve çocuk tasviri herkes tarafından biliniyordu. Bu tasvir Babilliler tarafından kurumsallaştırılıp tapınma biçimine dönüştürülmüştür. Arkeolojik kazılarda ortaya çıkan birçok tasvir ve heykel, anne tanrıça olan Semiramis’i, kolundaki çocuğu Tammuz’la birlikte tasvir etmiştir… Babil halkı dünyanın çeşitli yerlerine dağıldıklarında kutsal anne ve çocuğuna tapınma öğretisini de yanlarında götürmeyi ihmal etmemişlerdir. İşte bu durum, birçok ulusun neden anne ve çocuk öğretilerine inandıklarını açıklamaktadır. Daha Kurtarıcı İsa doğmadan önce Babilliler’in öğretilerinden dolayı birçok ulus “anne çocuk” öğretisine yabancı değildi.”

 “... Bu tapınma tarzının yayıldığı çeşitli ülkelerde anne ve çocuğa farklı adlar verilmiştir... Eski Kelt rahipleri tarafından tanrıça ve oğlu Virgo-Patitura olarak adlandırılmıştı. Grekler ise bu tanrıçaya ve oğluna Afrodit ve Ceres olarak tapıytorlardı. İsrailliler ise bu tanrıçaya Aştarot (Göklerin Kraliçesi) adını vermişlerdi. Efes’te Romalılar tarafından Diana ve Grekler tarafından Artemis olarak adlandırılmıştı.  Romalılar ise bu tanrıçaya Venüs-Fortuna ve oğluna da Jüpiter adını vermişlerdi. Asya’da ise tanrıçaya Kibele, oğluna da Deoius adını vermişlerdir. Hindistan’da bu tanrıçanın adı Indranidir. Indrani her zaman kollarındaki sevgili oğluyla tasvir edilmiştir. Ayrıca Hindistan’da anne ve oğul, Devaki ve Krişna adlarıyla da anılırlar. Mısır’da tanrıça İsis’e ve Oğlu Horus’a tapınılırdı. Bir yazar şöyle demiştir: ‘Adı veya yeri ne olursa olsun bu tanrıça Baal’ın karısı olan ve hamile kalmadığı halde meyve veren Göklerin Bakire Kraliçesidir.’”

“... Birçok arkeolojik yazıt, bu iki kişinin (anne ve çocuk) tanrısallaştırıldığını ve yüceltildiğini kanıtlamaktadır… Putperest paganlar sadece İtalya’da (Roma) değil, Afrika’da, İspanya’da, Portekiz’de, Fransa’da, Almanya’da ve Bulgaristan’da da Hıristiyanlığa yaklaşıyorlardı. Fakat, anne tanrıçaya tapınma öğretisinden o kadar çok etkilenmişlerdi ki, tanrıçalarını bırakmak istemiyorlardı. Bazı Hıristiyan önderler taviz verme arayışına girdiler. Tavizci önderler, anne tanrıçaya tapınma konusuyla Hıristiyanlık arasında bulabilecekleri benzerlikleri araştırmaya başladılar. Böyle bir taviz verirlerse, Hıristiyan nüfusunu  arttırabileceklerini planladılar. Fakat paganizmin annesinin yerine kimi koyacaklardı? Tabii ki İsa’nın annesi olan Meryem’i tanrıçaların yerine koymak en mantıksal taviz olmuştu…”

“... Günümüzde kendilerini Katolik Kilisesi olarak tanıtan Papacılar, sadece Meryem’e tapınılmasına göz yummakla kalmamış, fakat aynı zamanda, bu tavizi İ.S. 431’de Efes Konseyi’nde Katolik Kilisesi’nin resmi doktrini haline getirmişlerdir... Eski çağlardan beri Efes’te tanrıça Artemis’e (Diana) bakire ve anne tanrıça olarak tapınılıyordu...”

   
 

Sonuç

Yukarıda açıklamış olduğum on nokta, açık fikirli ve düşünebilen her Katoliği ve Protestanı ikna etmeye yetecektir. Kutsal Yazılar'daki Hıristiyanlık öğretisiyle Katolikler'in öğretisinin bağdaşmadığı çok açık. Hıristiyan olduğunu iddia eden kişilerin, Tanrı'nın Sözü'nü ya tam olarak kabul etmeleri gerekir, ya da Katolik dinine sarılıp Kutsal Kitap'ın yetkisini tamamen reddetmesi gerekir. Bir kişi, hem tam olarak Kutsal Kitap'taki öğretilere bağlı olduğunu söyleyip, hem de Katolik dininin gereklerini yerine getiremez. Katolik dini Hıristiyanlık değildir. Mormonlar da, Yehova Şahitleri de Hıristiyan olduklarını iddia ettikleri halde, Kutsal Yazılar'a bakış açılarından dolayı Hıristiyan olmadıkları ortadadır. Katolikler Tanrı'nın verdiği Kutsal Yazılar yerine, insanların oluşturmuş oldukları geleneklere iman ediyorlar. Katolikler de Mormonlarla aynı durumdalar. Katoliklerin kendilerini ısrarla “Hıristiyan” olarak nitelemeleri, bir domatesin kendisine “armut” adını uygun görmesine benziyor. Domatesin özü değişmedikçe armut olamaz! Katoliklerin özü değişmedikçe Katolikler asla Hıristiyan olamazlar! Rabbimiz İsa Mesih, gerçek Hıristiyanları insan geleneklerine karşı şöyle uyarıyor:

   
  PROTESTANLARIN GÖK KRALİÇE YORUMLARI BÖYLE:
   
  ANNE TANRIÇA MERYEM. TANRININ ANNESİ MERYEM inancı her Üç mezhepte de yerini almış. Efes konsiliyle başlayan bu pagan inanç, birbirlerini suçlayan tüm mezheplerin  kökleri yüzünden tapınma sistemleri içinde yer almakta yada ibadetlerinde yer işgal etmekte.
Efes konsilinde Tevhid gereği yapılan çağrılara kulaklarını tıkayan bugünkü inanaç sahiplerinin ataları, Meryem'i THEOTOKOS ilan ederek İnsandan doğan Tanrı olabileceğine insanları inandırmışlar. İşi daha da ileri götürerek "TANRIYI doğuran ancak TANRIÇA olabilir" diye, Meryem'i THEOTOKOS yani TANRININ ANNESİ ilan etmişlerdir.

Bu kabulleri yaptırdığınız din sistemi içinde ŞİRK KOŞMAK gibi bir eylem / tanım/ günah olabilir mi? O kavramlar TEK OLAN İLAHA inanmaları gereken ve öyle yaptıklarını SANAN inanç takipçileri nezdinde bir değer ifade edebilir mi? ŞİRKİN ONLAR İÇİN MANASI NE OLABİLİR?  Şirk inanç sistemini DİN diye kabul etmiş olanlar için, ŞİRK koşmamak DİNDEN çıkmak sayılıyordur. Şeytanla işbirliği yapan, Şeytana yarenlik yapmak isteyen, Şeytanın gözüne girmek isteyen sonunda tuzak yoksa, tuzak amaçlı değilse İYİLİK yapabilir mi? 
   
  Theotokos kelimesi “Tanrı-Taşıyan” veya “Tanrı’nın Annesi” anlamına geliyormuş. Meryem'e bu isim ilk kez Artemis'e tapılan Efes'te verilmiş. Büyük Ana ARTEMİS'e bağlılıklarıyla tanınan Efes halkı İNANÇLARINDAN yani ARTEMİS'ten taviz vermeyince, yeni yeni şekillenen Hırıstiyanlık DİNİ bu pagan inancını kendisine dahil etmek zorunda kalmış. Yani Hıristiyanlığın genişleyebilmek için PAGAN inançları kendisine dahil ederek İLAHİ köklere dayanmayan gelişmesini daha da PAGANLAŞARAK sürdürmeye devam etmiş. 

Hoşlarına giden ANNE TANRIÇA ARTEMİS  tapınmasını din sistemleri içine bir efsaneyle dahil ederek işi kalıcı hale getirivermişler. Olay şöyle gelişmiş: M.S. 330 yıllarında TANRI DOĞURAN TANRIÇAYA (Artemis'e) adanmış olan, Magna Mater Tapınağının tam ortasına, ARTEMİS heykeli gökten düşerek ortaya Meryem'in şekli (esasında Semiramis olmalı. Meryem'in görünümünü ondan kopyaladıklarına göre)  çıkarır. Ve elbette orada bulunan  herkez bu olaya tanık olduğu gibi, TANRININ ANNESİ yazısını da görür. Artık MERYEM, Tanrı ilan edilen İSA'nın İNSAN olan annesi değil, TANRI doğuran TANRIÇADIR. GERÇEK TANRININ GERÇEKTEN ANNESİDİR. Yani THEOTOKOS'dur.

Her inanlıda bunu kabul etmiştir. Kabul etmeye hazır bir hal sergileyenlere, böyle Tanrısal maskeli hikayelerle istenilen her şey verilebilir. Neden hiç kimse PAVLUS'un mektupların da bu konuyu işlemediğini, merak etmez? Neden Pavlus'un hiç Meryem - Efes ilişkilendirmesini yapmadığını düşünmezde, oraya HACI olacağım kurtsanacağım diye gider?

Eğer Meryem orada bulunmuş olsaydı, Son yıllarını Efes'te  St. Jean (Yuhanna) ile geçirmiş olsaydı Pavlus mektuplarında Meryem'in izlerinden, tanıdıklarından bahseder, bir zamanlar Meryem'in olduğu yerin tarifini yapardı. Meryem yaşamıyor olsa bile yürümekten  hiç çekinmeyen (MS. 53-56 da Efes’te yaşamış olan) Pavlus, orayı mutlaka ziyaret ederdi. (ne gariptirki Meryemin ölüm yılını bilmeyenler, ölüm gününü 15 Ağutos ilan ediyorlar) Hem Hıristiyan olmamakta direnen Efes halkına TANRININ ANNESİNİ gösterirdi. "Artemis değil Tanrının annesi bu" derdi. En azından Meryem'i oraya götürdüğü söylenen St. Jean'dan bahsederdi.

Ona buna selamları sitemleri mektuplarından hiç eksik etmeyen Pavlus'un, inananlılarına "Meryem diyarı Efes'ten sizlere selam" dememiş olması pek kabul edilebilir bir yaklaşım değil. Pavlus'un bu konulardan hiç bahsetmiş olmaması bile Meryem'in oraya gitmediğini, TAPILANINDA Meryem'e yakıştırılan TANRIÇA / tanrının annesi unvanlarının sahibi  TANRIÇA ARTEMİS olduğunu gösterir. (Hıristiyanlar ya! Meryem'in oraya gitmediğini kabul edecekler, yada PAVLUS'un Meryem oğlu İSA inancı ile lakası olmadığını, Meryem tarafından onaylanmadığını, Pavlus'un da Meryem'in sahip olduğu inancı benimsemediğini kabul edecekler)

Artemis Meryem geçişini sağlayabilmek için, THEOTOKOS inancına meşruluk katabilmek için, Anadolu topraklarını Hıristiyanların vazgeçilmezi yapmak için, birilerinin ortaya attığı hikaye olmalı. OĞUL TANRININ bizzat gözükerek  "SENİ HİZMETLİM YAPTIM" dediği PAVLUS, hizmetine girdiği TANRININ annesine böyle ilgisiz davranabilir mi?
   
  GÖK KRALİÇE theotokos
   
  "THEOTOKOS,  ANNE TANRIÇA ARTEMİS tapınması değil,"
"OĞUL TANRININ ANNESİ olan TANRIÇA MERYEM'e olan bağlılık göstergesidir,"
"Onun korunmasına sığınmaktır,"
"Gönül rahatlığıyla tapınabilirsiniz,"..vb. gibi vurgulamalar, bu ve buna benzer hikayelerle sağlanmış.

Dinlerini yaymak için zorlanan din  yapımcıları, bölgelerin inançlarını kendilerine benzer kılmak için tavizler vermişler. Tanrıça Artemis inancını benimsemiş olan bölgelerde, bu direnci kırabilmek içinde, onların asla bırakmak istemedikleri ANNE TANRIÇA tapınmalarını, din sistemlerine  dahil ederek sorunu çözmüşler. 

İnanç atalarının yada kitap atalarının suyunu içtikleri BUZAĞININ sesini dinleyen şahsiyetlerde, Puta tapmayı  SERONOMİLERLE SÜSLEYEREK  inanç sistemlerine dahil edivermişler.

Mısırdan Çıkış....32:20 Yaptıkları BUZAĞIYI alıp YAKTI, TOZ HALİNE gelinceye dek EZDİ, sonra SUYA SERPEREK İSRAİLLİLERE İÇİRDİ. 

Tanrısal adresli mucize hikayesiyle Puta tapmayı dini vecibe haline getirerek  PAGAN mirası inanç köklerinde yer alan, Tanrı insan karışımının (ilahi varlıklar Tanrının oğulları)olabilirliğini kabul etmişler (etmişlerde kutsal soy taşıyıcısı Marangoz Yusuf'un doğum sahnesindeki rolünü anlayamadım. Tanrıya kutsal DAVUT soyu nasıl bulaştı?) 

Efes Konsili (431) galibi İskenderiyeli Aziz Kyrillos, Nestorius'a şunları yazmış: "İlk önce, herhangi bir insan gibi kutsal Bakire Meryem'den doğmuş ve ardından KELAM bu adam üzerine inmiştir demek doğru değildir. Tam tersi O, rahim içindeVÜCUD alıp BEDENİ bir şekilde doğmuştur. Böylece KENDİ BEDENİNİN DOĞUMUNU ÜSTLENMİŞTİR. Bundan dolayı Kutsal Bakire'ye "THEOTOKOS", yani "TANRI'nın ANNESİ" adını vermekte tereddüt etmediler". (Efes Konsili, 431, İskenderiyeli Episkopos Kyrillos'un Nestorius'a mektubu)

Theotokos sıfatı 5. yüzyılda  Tanrılaştırma olduğu için,
ŞİRKE neden olduğu için, Tanrı inancında karmaşaya neden olduğu için,
Tanrı kavramının içini boşaltıp, Tanrı saygınlığını sıradanlaştırdığı için,
Bu nitelendirmenin kaldırılması  istenmiş. Ama 431 yılında III. Ekümenik konsil olarak toplanan Efes'te bu istek red edilmiş. Ve" İskenderiyeli Kyrillos'un teklifi olan; Meryem’in, hem ilah hem de insan olan İsa’yı doğurduğu, dolayısıyla Theotokos olduğu resmen kabul edilmiş.

İznik konsilinde (325) İSA ezelde ama ezelin sonunda (ezel ile kast edilen sürenini bitiminde. Diğer şeylerin başlamasından/ yaratılmasından hemen önce) yaratılmıştır" ("YARATILMIŞ" demesi bile TEVHİD inancına çağrıdır ki, ŞİRK'İ MEN etmek olduğundan bu Putperes inançları yerleştirmek isteyenler için kabul edilebilir bir şey değildir) dediği için, AFOROZ edilen ARYÜS gibi, Efesteki bu konsilde de Meryem Theotokos değildir, TANRIÇA değildir, TANRIYI TAŞIYAN değildir, TANRININ annesi değildir, dolaysıyla İSA TANRI değildir (Khristotokostur / insandır) diyen İstanbul patriği Nesterıous gibiler de sapkın ilan edilerek Libya çöllerine sürülmüş. (Daha sonra putperes inançlarının geleneği olan Azizlik mertebesine yükseltilenin, yazdığı mektubu yayınlayanlar, AFOROZ edilen ARYÜS ve çöllere sürülen Nesterios'un  cevaplarında yayınlasalar.)
   
.... HIRİSTİYANLARIN kaleminden İZNİK konsilinde ne oldu? ORTODOKS ve KATOLİKLERİN Amentuları "HIRISTİYAN AMENTULARI" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Efes Konsili'nin bu karan almasında en aktif rolü oynayan (diğer Pagan dinlerin düşmanı ve katliam planlayıcısı) İskenderiye'li  Kyrillos'un belirttiği gibi;  "Tanrı, bir insan halinde cisimleşerek bizim KURTARICIMIZ olmuştur; ancak TANRI'nın bu İNSANLAŞMASI  MERYEM ARACILIĞI ile olmuştur."  deyişini kabul edenler, Konstantinopolis'in  onun Fiziksel kalıntılarını da (röliklerinin) taşıdığı (hangi kalıntı varsa) varsayımıyla, "THEOTOKOS'un  burada oturduğu ve onun kenti olduğu kabul etmişler. Sonrasında alınan unvanlar ve sağlamlaşan SALTANATLAR.

Artık şehrin koruması ona aitti. Onun varlığı, bu kent için en büyük güvenceydi. THEOTOKOS adı  Bizanslılar için  güvenlik demekti zafer demekti. Aya Sofya'da yapılan ilk ikonun Meryem ikonu olması da ona verilen önemi göstermekte. Secde etmek yerine tılsımdan, büyüden havada uçandan, karada kaçanan, var sandıklarından, Ruh kabul ettikleri Cinlerden  medet umum, kurtuluşa ermeyi düşleyenler için bu konu o kadar önemlidir ki; Ortodoksluğun başlangıcı, onun bu ikonunun 29 Mart 867'de ki açılışında ilan edilir. Patrik Photios o günü "Ortodoksluğun başlangıç günü" olarak ilan etmiş.

(Babasız doğuma ASLA  inanmadığı ortada olan Yahve'ci kutsal metin yazarlarının, İsrail'in Tanrısının  "kutsal Davut soyundan "MESH EDİLENİ"  göndereceğim" sözünü yalan çıkartmamak için,  KUTSAL gen aktarıcısı konumuna oturttukları Yusuf'la kutsamaya çalıştıkları MERYEM OĞLUNU;  kutsal metin yazarlarından birkaç yüz yıl sonra -elbette TANRI adına aldıkları kararlarla- MERYEM'İ TANRIÇA ilan edip TANRI doğurtan din önderleri bugünkü HIRİSTİYANLIĞI oluşturmuşlar).

Tanrının annesi kavramı başka türlü nası açıklanabilir? Bakın onlarda TANRIYI KUCAĞINDA tutana TANRIÇA muamelesi yapıyorlar. OĞUL TANRI İSA, kollarında olduğunun karnında kendi BEDENLENMESİNİ üstlenmiş olduğu halde, MERYEM'e TANRIÇA diyorlar. (Birde bedenlenme içini Tanrı bizzat kendisi yapmasaydı kimbilir ne unvanlar veririlerdi?) diği halde. THEOTOKOS kılığına bürünmüş olarak Oğul Tanrıyı kollarının arasına almış  olmanın  başka açıklaması olabilir mi?

Tanrının oğlu olursa, İnsandan doğan TANRI olursa, Tanrının ANNESİDE elbette TANRI olur. Tanrının ANNESİ yerine geçipte Tanrıyı KUCAĞINDA tutanda, elbette "ben TANRI'yım" diye ortalıkta bağırmak isteyen olur.
   
  Bu yüzyılın başında, TEK İLAH'lı gösterimlerine zarar veriyor gerekçesiyle, TANRIÇA tapınmaları sonlandırıldı zannedilirken, Semiramis'ten özenilerek ilan edilen Meryem = Gök Tanrıçası ikonu içine birileri kendisini OTURTUVERMİŞ.

İbadethanelerini, kitaplarını, öğretilerini yaldızlamaktan edinilen alışkanlıklar sonucu olsa gerek, TANRI YOLUNDAYIZ diye önderlik yapanlar, meğerse gönüller de başka şeyler besliyormuş. İlk fırsatta da, GÖĞÜSLERİNDE beslediği resmedilivermiş. Kendisini YENİ BİZANSIN Theotokos olarak gördüğü anlaşılan patrik, OĞUL TANRIYI da atama ve yetiştirme yetilerini kendinde TOPLANDIĞINI sanmış olmalı ki, İstanbul'un düşmesine engel olamayan Meryem'i kendinde özümsemiş. Bizans nasıl korunur, kuzu nasıl yetiştirilir bak gör dercesine, Meryem'in kadınlığını sıyırıp, SAKALLI erkek olarak, OĞUL TANRI yetiştirme işine kendini adamış. Resimdeki OĞUL TANRI YETİŞTİREN, TANRI ANNESİ olamayacağına göre; eş konumu olan TANRI BABASI olmalı.
   
  THEOTOKOS
   
  Hıristiyan dünyası, özellikle Ortodokslar için çok önemli olan Amasyalı Theodore, 319 yılında Roma'lılar tarafından yakılarak öldürülmüş. Roma'lılara göre suçlarının arasında TANRILARIN ANNESİ tapınağını yakmakta varmış. Gök kraliçeliği tapınmalarını TANRININ ANNESİ kabullerini Roma'lılardan alıp din sistemleri içine resmen ilave etmiş olanlar için, putperesliklerini örtebilecekleri çok kullanışlı macun / maske olmalı. (Her halde ANA TANRIÇA o değil bu olmalı tartışmaları yapmışlardır. THEOTOKOS sizin Tanrıça Artrmis değil, bizim Meryem olmalı tartışmaları yapmış olmalılar) AZİZ  ilan ettikleri Theodore'lerinin (inançlarının kökünü aldıkları) TANRIÇA Artemis tapınağını yaktığını söylüyorlar. 

Theodore'nin yakılarak öldürülmesi, Amasya, Kapadokya, Çorum, Şanlı Urfa civarında Hıristiyanlığın hızla yayılmasını sağlamış ve o tarihten kısa bir süre sonrada İznik konsili toplanarak Hıristiyanlık resmileşmiş. Kapadokya kaya kileselerinde Aziz Theodore, Aziz Gregorius ikonasının karşısında atlı ve savaşçı kılığında gösteren ikonalarla resmedilmiş.
   
  Bizansta MERYEM TANRIÇANIN koruyuculuğuna  (koruyucu elinin kendi üstlerinde olduğuna) inanmış olmalarından dolayı bu PAGAN saplantısı, Bizansı Osmanlılar alınıncaya kadar geçerliliğini sürdürmüş. Meryem İstanbul'un koruyucusu Theotokos'i (Theotokos Meryem) olarak ilan edilmiş. Bizansın son gecesini bile (28 Mayıs 1453) "THEOTOKOS MERYEM gelecek bizi kurtaracak" diye ilahiler içinde bekleşen halk, ertesi günü Fatih Sultan Mehmet'i karşılarında görünce Tanrıça Meryem'in kendilerini kurtarmayacağını anlamış olmalı.

Bizansı korumayan ama Bizansın koruyucusu ilan edilip tapınmaların yapıldığı, umutların bağlandığı TANRIÇA MERYEM, o günkü Bizans halkında çok büyük inanç yıkımlarına neden olmuş olmalı. Sadece kendilerine ait olan TANRININ ANNESİ, TANRIÇA MERYEM Bizansı korumamıştır. TANRININ ANNESİ koruyamazsa kim koruyabilir? En yüksek makamdan kendilerine korusun diye seçtikleri bile, onları koruyamayarak kurtarmamıştır. Elbette bu korunmamış olmanın inançlarda ortaya çıkardığı yıkım, onların zihniyet torunlarında da kendini göstermiş ve  Yeni Bizans hortlatıcılarını yeni arayışlara itmiş gözüküyor.

Belki bu korunmama / kurtarılmama duygusu nedeniyle olsa gerek, Yeni Bizans savunucuları başka arayışlar içine girmişler.
"Bu kez kendilerine koruyucu Theotokos olarak gözlüklü Patriklerini seçmiş oldukları, tabloda sergiledikleri hikayelerinden  belli" denilebileceği gibi;
"Gözlüklü sakallı Patrikleri'nin, kendisini TANRININ OĞLU'NU annesi/hamisi/yapımcısı THEOTOKOS konumuna atadağını, TANRIÇA olamasa (cinsiyeti elverrniyor olmalı) bile TANRI konumunda olduğunu hikaye eden tablodan belli" denilebilir.

Piyasaya sürülecek, Yeni Bizansın koruyucusu THEOTOKOS yada Yeni Bizansın koruyucusunu yetiştiren THEOTOKOS, yada yeni THEOTOKOS'a babalık yapan PATRİK TANRI. Patrikhaneye göre, şu anda BİZANS'a koruyuculuk yapmakta olan Theotokos, Thedore yetiştirmekle meşgul. Kuzuya tepeden bakacak ama oğul Tanrı kıvamında "bizim" diyebilecekleri biri. 
   
  Katolikler sanki Gökkraliçeliği bitirmiş gibi gözükselerde bitirmedikleri Tapınmalarına devam ettikleri, umutlarını sürdürdükleri PAPA'larının verdiği hikayelerden yada ona ithaf edilen sanılarından belli
   
  PAPA ve ANNE TANRI
  BABA TANRI, OĞUL TANRI varsa elbette ANA TANRI inancıda olmalı. En azından İNANÇLARININ bir yerlerine gizlenmiş olarak bulunmalı.