FETHULLAH GÜLEN'İN ÖNERDİĞİ DUA.... MÜSLÜMANLARI KURTARACAK DUA ve BU, DUA İÇİN BULUNAMAYAN 20 KİŞİ..
   
 

 

   
  Fethullah Gülen duasını ve dualar hakkındaki görüşlerini,-tr.fgulen.com- adresli sitelerinde anlatmış..
   
  TAMAMEN DIŞARIDAN BİR KİŞİ EDASI İLE; "Müslümanların dertleri için ne yapabiliriz ?" diyor

Dikkat edin, sanki nesli tükenen bir varlıktan/bir akımdan söz ediyor. Bizler için/kendimiz için değil, Müslümanlığı yaymak içinde değil, adeta kendisini soyutlayarak, "Müslümanların derdi için ne yapabiliriz. " tanımını kullanıyor, yazısında;
  Hani; bu gibi durumlar da Anadolu'da şöyle derler" Yeğenim senin için ne yapabilirim/sana nasıl yardımım dokunur?
Elinde olan bir şeyse yerine getirilir, yapamayacağı bir şeyse "kusura bakma" denir ve sıradaki beklenir.
Eğer, para isteme söz konusuysa, genellikle "yapma be!, bak sen şu işe, keşke dün gelseydin" denir

Dert kendinin olsa idi, dağları taşları yerinden oynatan, oynattığı taşları istediği biçimde dizen, o ahkam sahibi, "olsa dükkan senin" diye olayı geçiştiriverir.
   
  Bunu neye dayanarak söylüyorum. Elbette bugüne kadar yaşadıklarımdan, Müridin, uçurmasına kanan, taht ve söz sahibi olanduğunu zanneden zatı muhteremlerin, uygulamalarından ve Fethullah Gülen'in sözlerinden. Şöle diyor Fethullah Gülen yazısında;
   
  "Bu açıdan, nazım geçse ve gücüm yetseydi, sesimi en ücra yerlere ulaşacak kadar yükseltir ve “Allah aşkına, gelin bir de duanın gücünü kullanalım; gönülden Allah’a yalvaralım!” derdim. Milletimizi ve bütün müslümanları Hakk’ın kapısında tazarru ve niyazda bulunmaya davet ederdim." diyor..

Videoları, kasetleri, emirleri, Dünyanın her tarafına anında ulaşmakta. Duaya, davet 'edememesi' için bir sebep yok. Dinlerin diyaloğuna davet için harcadığı emeğin çok az bir kısmıyla bunu başarabilirdi. Ama korkuları, içten edilecek duaların, kabul edilirse onlara zarar vermesinden korkuyor.Aşağıda nelere, ne şartlarla dua edebildiklerini ayrıntıları ile göreceksiniz.
   
  Kısaca M.Ali Erbil gibi o'da, dükkan olsa sizin diyor. Bu iş benim boyumu aşar diyor. Benim cankurtaranlığım, bel aşağısı sularda geçerlidir diyor.Derin sularda hiç tecrübem yok diyor. Soranlara; "maharetlerimizi sayarken, engin denizlere de hükmederiz dedik ama o, lafın gelişine (uçuran) söylenmiş, bir laftı" diyor.
   
  BU DEDİKLERİME İNANMIYOR OLABİLİRSİNİZ, OKUYUN GÖRÜN, NE KADAR SIĞLARDA OLDUĞUNU
 
   
  Nesli tükenen bir varlıktan/bir akımdan söz ediyor gibi konuştuğunu, "Müslümanların derdi için ne yapabiliriz. " tanımını kullanarak kendisini sanki müslümanlık dışı/üstü konumda tuttuğunu yazının ilerleyen bölümlerinde şahit olacaksınız.
Örneğin; Müslümanların kurtuluş reçetesini verirken, 20 adet müslümanın bir araya gelmesi ile reçetenin tutacağını ama "Fakat, öyle anlaşılıyor ki, müslümanlarda bu kadarcık olsun yürek yok; " diyerek, kendisini bu işin dışında tutmuş oluyor. Adeta kendisinin MÜSLÜMAN OLMADIĞINI İLAN EDİYOR, Rabbin aciz kulu Fethullah Gülen.

Cemaati tarafından, dinin piri kabul edilen, cemaatini üyeleri tarafından göklere çıkarılan, filmlerle, efsane yapılmaya çalışılan, Fethullah Gülen, Müslümanlara kurtuluş reçetesini verirken, "beni saymayın ben yokum" diyor.

İnancın, en saygın konumunda tutulan kişi, bunu söylerse, müslümanlıkta değil başka dinlerde/inanç biçimlerin de pir olduğu anlaşılır/düşünülür..

Aytunç Altındal'ın, Fethullah Gülen, Türkiye'de ki gizli Kardinal, iddiasını adeta, kendi sözleri ile doğruluyor.
   
  DUA tavsiyesi yapılırda, ucubeler unutulur mu?.
Sitelerine kadar ziyaretlerine gelmiş, gözlere, ikramda kusur yapılır mı?
Zihinlere, algılama ve depolama yapan her uvza, ileride düşüncelerini etkilemesi muhtemel, garibetleri, şahsiyet silüetlerinide, not olarak bırakmamaları / göndermemeleri düşünülemez
   
 
   
   
  YAZI AYNEN ŞÖYLE;............................................................................ (Not: yeri geldiğinde, yazı aralarına açıklamalar orjinal yazıya göre daha içte/girintili olarak yapılacaktır.)
  Müslümanların Dertleri İçin Ne Yapabiliriz?
  Fethullah Gülen  
   
 

Bâri Dua Edelim!..

   
    "Bari dua edelim!.." Elden gelen bir şey yok, mutlaka yok olacaklar, bari dua edelim" Müslümanların hayrına, için hiç birşey yapmadık, BARİ onlara dua edelim.Onlara yol gösterici olan şeylerin yok olmasına göz yumduk, hatta yok etmeye gelenlerle işbirliği öngören ittifaklar kurduk, BARİ onlara dua edelim.....  
   
  Zannediyorum, böyle bir maksadı gerçekleştirmenin en önemli vesilelerinden biri de duadır. Bu itibarla, şayet bir zulme şahit oluyor ve gadre uğrayan kimselere karşı gerçekten alâka duyuyorsanız, o zaman elle ve dille o kötülüğü engellemeye çalışmanın yanı sıra mutlaka Cenâb-ı Hakk’a teveccüh etmeli ve dua dua yalvarmalısınız. Eğer, oluk oluk akan kandan hakikaten müteessir oluyor, işittiğiniz hıçkırıkların gönlünüze bir kor gibi düştüğünü hissediyor ve ölen her insanla beraber siz de bir kez daha ölüyormuş gibi ızdırap çekiyorsanız, o halde kendi acz ve zaafınızın idraki içinde gücü her şeye yeten Kudreti Sonsuz’a yönelmeli ve O’na içinizi dökmelisiniz.
   
  Evet, bir yönüyle, Allah’a sunacağımız ibadetler arasında duadan daha güçlü bir amel yoktur. Çünkü dua, Allah’ın varlığına, birliğine, hâzır ve nâzır olduğuna inanarak sebepler üstü bir taleple Cenâb-ı Hakk’a arz-ı halde bulunmaktır. Dua için ellerimizi açtığımızda, biliriz ki, bizim sesimizi işiten, kudret eli her şeye yetişen, bütün ihtiyaçlarımızı yerine getirmeye muktedir ve hadsiz düşmanlarımızı defetmeye kâdir bir Rabbimiz var.
   
  İşte, bu iman ve inançla, Mevlâ-yı Müteâl’e dua etmeliyiz. Rahman ü Rahim’in dergâhında diz çökmeli; toprakları ellerinden alınan, yer üstü ve yer altı zenginliklerine el konulan, ırzları çiğnenen ve namusları pâyimal edilen müslümanları, her türlü mağduriyet, mazlumiyet ve mahkumiyetten halâs eylemesini O’ndan dilemeliyiz. Aynı zamanda, dünyanın dört bir yanında farklı bahaneler ileri sürerek insanları ezen ve cinayetler işleyen zâlimlerin hakkından gelmesini ve tuzaklarını kendi başlarına geçirmesini de yine O’ndan dilenmeliyiz.
   
 
       
    AÇIKLAMA:  
   

Buraya kadar söylenen sözlere hiç bir akıl, vicdan sahibinin itirazı olamaz.

İnsanım diyenin, uygulaması ve teşvik etmesi gereken bu temennilere/dilekler canı gönülden evet diyor; Fethullah Gülen dikkat ederseniz, suça maruz kalanlara "ALLAH'tan" yardım istiyor, Toprakları alanlara, tecavüz edenlere, yer altı yer üstü zenginlikleri ele geçiren, gasp edenler için BEDDUA EDEMİYOR.

Yazının tamamını okuyun, YUMUŞATILMIŞ OLARAK SADECE CİNAYET İŞLEYEN, KAN DÖKENLERE , YUMUŞATARAK BEDDUA EDİYOR. mecburen kafiye gereğide ZALİMLER ve ZULUM yapanları ekliyor ama öncelikle onlar için, ittifak kurduklarının KAN DÖKENLERİ için af diliyor (Allah'tan onların doğru yola iletmesini istiyor)

"Kan döküp ZÜLÜM sergileyenlere, işkence yapanlara, teşvik edenlere, bu durumdan yararlananlara, anam da olsa, babam da olsa (ben yapıyorsam kendimede/bende olsam) LANET OKUYORUM"

Ama o böyle bir GENELLEME içinde LANET okuyamıyor.

(Benim hiç akıl veren hocam olmadı. Dolayısıyla bana; "yumuşaklıktaki kuvvet sertlikte yoktur" diye öğüt verenim de olmadı. Yazının ilerleyen kısmında, Fethullah Gülen'in neden lanet okumadığını kendi sözlerinden okuyacaksınız.)


Kan döken, zülum yapan, işgaller yapan ve bu eylemleri uygulamak için planlar yapan, bu uygulamalardan dolaylı yada dolaysız menfaat temin eden, siyasi veya ekonomik rant uman, elde eden, elde edecek olan herkeze LANET OLSUN İNSANLIĞINIZDAN UTANIN diyorum.

Akılarını ve aydınlanmalarını bu yollarda harcayıp, siparişe göre, ortamlar ayarlayan, senaryolar yazan makam mevki, köşe elde eden/edecek olan herkeze LANET OLSUN MAKAMINIZDAN, MEVKİNİZDEN UTANIN diyorum.

Ailesinin, çocuklarının geleceğini, başkalarından dökülecek kanlarla elde eden, elde edecek olan herkeze, LANET OLSUN ANNE-BABALIĞINIZDAN UTANIN diyorum.

ALLAH'tan korkmayı hadi bıraktınız
/unuttunuz (önderlerinizin verdiği sözlerle), bari aynaya baktığınızda kalıbınızdan utanın.O kalıbı örten, sizi adam gösteren elbiselerinizden özür dileyin.

 
 
   
  Hazreti Nuh’un Duası
   
  Hazreti Nuh, kavmini gece gündüz dine davet etmiş; bazen yüksek sesle kimi zaman da sessiz sedasız bir davetle onlara seslenmiş ve hidayete ermeleri için her yolu denemişti. Fakat, ne zaman onları hak ve hakikate çağırmışsa, onlar parmaklarıyla kulaklarını tıkamış, elbiseleriyle yüzlerini saklamış ve Seyyidina Nûh’un yüzüne bile bakmamışlardı. Sonunda Hazreti Nûh onlara beddua etmiş; “Rabbim, yeryüzünde dolaşan bir tek kâfir bile bırakma! Zira bırakırsan onlar Senin kullarını, Senin yolundan saptırırlar ve sadece kendileri gibi kâfir, ahlaksız çocuklar dünyaya getirip yetiştirirler. Ya Rabbî beni, annemi, babamı ve evime mü’min olarak girenleri, erkek ve kadın bütün inananları affet. O zâlimleri ise, daha da beter, daha da perişan eyle!” (Nuh, 71/26-28) demişti. Bu beddua üzerine, Cenâb-ı Hak tufan göndermiş ve o kavmin altını üstüne getirmişti.
   
  Hadis-i şeriflerde zikredildiğine göre, Allah Teâlâ, kıyamet günü öncekileri ve sonrakileri bir alanda toplar. Güneş alçalır, insanları tahammül etmesi çok güç bir gam ve sıkıntı sarar. İnsanlar bir şefaatçi bulma ümidiyle Peygamberlerin kapılarını çalarlar. Nihayet, Hazreti Nuh’un huzuruna varır ve ondan da şefaat dilerler. Hazreti Nuh (aleyhisselam) ümmeti hakkındaki o bedduasını şefaat etmesine mani bir sütre gibi görür; “Benim bir tek duam vardı, onu da kavmimin aleyhine kullandım.” der; “Nefsim, nefsim” diye iç geçirir ve insanları Hazreti İbrahim’e yönlendirir.
   
  Öyle inanıyorum ki, Hazreti Nuh gibi ulülazm (her türlü zorluğa rağmen vazifesini eksiksiz eda eden en büyük beş peygamberden) birinin Cenâb-ı Hak’tan, küçük dahi olsa bir işaret almadan öyle bir dua yapması mümkün değildir. O, kavminin kat’iyen inanmayacağı hususunda mutlaka ilahî bir işaret almış ve kalblerinin mühürlendiğinden kat’î emin olduğu o kimseler hakkında bedduada bulunmuştur. Dolayısıyla, onun ümmeti aleyhindeki duasının kendisini şefaat etmekten alıkoyacak bir hata olduğu düşünülemez. Fakat, ulülazm bir peygamberin kendisi hakkında öyle hüküm vermesi ve yaptığı işi kendi ufku itibarıyla hata kabul etmesi de yine mukarrebîne yakışan bir ruh yüceliğinin ifadesidir.
   
 
    AÇIKLAMA:  
    Fethullah Gülen hala Kur'an'ı Kerim'i oluşturanlar var zannediyor. İsteyenin sözü istediği gibi yazılıyor zannediyor.Böyle zannediyorki, bizlere de duanın sınırlarını belirlemede işaret olan, ayet için, "..Cenâb-ı Hak'tan, küçük dahi olsa bir işaret almadan..." dua yapamaz diyor. (işaret almama ihtimali daha fazla anlaşılan)
Kur'an ALLAH kelamıdır. Elbette Hz.Nuh'un söylediğİ sözler Kur'an'a giriyorsa, ALLAH istiyor, Hz. Nuh söylemiş oluyor ve KUR'AN'ı KERİM de yer alıyor.

Kur'an İnsan sözü değil ki HZ. Nuh' un istediği gibi söylediği söz Kur'an da yer alabilsin. (Cenâb-ı Hak'tan, küçük dahi olsa bir işaret almadan öyle bir dua yapması mümkün değildir", demek/ ALLAH'ın emrinden şüphe duymak/zannetmek, "KUR'AN'I KERİM; İNSAN SÖZÜNÜ DE İHTİVA EDİYOR DEMEKTİR."

Benzer örnekte; Zülkarneyn içinde geçerlidir,
18 - KEHF.......... 83.Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: “Size ondan bir anı okuyacağım.”

"...Size ondan bir anı okuyacağım dediğinde", Zülkarneyn hatıra defterindeki anılar tekrar ediliyor, Zülkarneyn ne istedi/dedi ise o naklediliyor değil. ALLAH, bizlere ne BİLDİRMEK İSTEMİŞSE, KUR'AN'I KERİM DE, O YER ALMIŞ dolayısıyla o, okunuyor demektir/ kullar için ne gerekiyorsa, o, KUR'AN'I KERİM'de yer almış demektir.Tersi düşünülür, azda olsa şüpheye düşülürse, "ALLAH'ın indirdiğine insan sözü girmiş" demek olur.
 
       
    69 - HÂKKA....... 38. Hayır, sandıkları gibi değil! Yemin ederim gördüklerinize,
69 - HÂKKA....... 39. Ve görmediklerinize!
69 - HÂKKA....... 40. Ki o, çok soylu bir elçinin sözüdür.
69 - HÂKKA....... 41. Bir şairin sözü değildir o. Ne kadar da az inanıyorsunuz?
69 - HÂKKA....... 42. Bir kâhinin sözü de değildir o. Ne kadar da az araştırıp düşünüyorsunuz?
69 - HÂKKA....... 43. Âlemlerin Rabbi'nden bir indiriştir o.
69 - HÂKKA....... 44. Eğer bazı lafları bizim sözlerimiz diye ortaya sürseydi,
69 - HÂKKA....... 45. Yemin olsun, ondan sağ elini koparırdık.
69 - HÂKKA....... 46. Sonra ondan can damarını mutlaka keserdik.
69 - HÂKKA....... 47. Sizin hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.
69 - HÂKKA....... 48. Gerçek şu ki o, sakınanlar için tam bir uyarıcı ve düşündürücüdür.
69 - HÂKKA....... 49. Ve biz, içinizden onu yalanlayanların bulunduğunu kesinlikle biliyoruz.
69 - HÂKKA....... 50. Ve o, gerçeği örten nankörler/inkârcılar için tam bir hasrettir.
69 - HÂKKA....... 51. Ve o, kesin bilginin tam gerçeğidir.
69 - HÂKKA....... 52. Hadi artık, yüce Rabbinin adını tespih et!
 
       
   

ALLAH'ın kitabı KUR'AN'I KERİM varken, BU KİTAPLARDA SEMAVİDİR DİYE o kitaplara ruhsat vermek, çağırmak, BÜGÜNKÜ O kitaplara uyanlar CENNETLİKTİR beyanında bulunmak, KUR'AN'I KERİM'İ YALANLAMAKTIR. Çünkü o kitaplarla KUR'AN arasında sözcükler (lugat anlamları dışında) dışında hiç bir BENZERLİK YOKTUR.

İnsanlar; ya o kitapları, doğru kabul edip, O KİTAPLARDA gösterilen yollara koyulacaklar, bu durumda KUR'AN'I KERİM'İ YANLIŞ bulmuş olacaklar, yani YALANLAMIŞ OLACAKLAR.
Yada KUR'AN'I KERİM'İ DOĞRU kabul edip, KUR'AN DA gösterilen islam yoluna koyulacaklar, bu durumda da işaret edilen diğer kitapları YANLIŞ bulmuş olacaklar, yani YALANLAMIŞ OLACAKLAR.

GÖRDÜĞÜNÜZ GİBİ BAŞKA DİNLERE VE KİTAPLARA DAVET ETMEK KUR'AN'I KERİM'İ YALANLAMAKTIR.
(Benim ; kitap yazan, "sizlere yol gösteren kitaplar yazdım, onlarda tarif ettiğim yollara giderseniz / uyarsanız sizi kurtarırım/kurtulursunuz, bana güvenin diyen, üstadımda olmadı.)

Benim uymak zorunda olduğum/uymaya çalıştığım, "İŞTE BENİM DOSDOĞRU YOLUM", "bunlara uyarsan o zaman seni cennet ödülünü verebilirim / ödüllendiririm, aksi halde Cehennemle cezalandırırım" diye, yol seçimimi yapmamı emreden, ALLAH'IN KULLARINA GÖNDERDİĞİ, HİDAYET rehberi ve RAHMET kaynağı KUR'AN'I KERİM.

 
       
 
   
  Allahım, Sana Havale Ediyorum!..
   
  İşte, ne zaman zâlimlere beddua etmek aklıma gelse, hemen Hazreti Nuh’un inkisarını hatırlıyor, ürperiyor ve onları tel’in etmekten uzak duruyorum. En amansız şekilde düşmanlık yapanlar hakkında bile bedduada bulunmuyorum, kimseye lânet ve kahriye okumuyorum; onları Allah’a havale etmekle yetiniyorum. O havaleyi de yine İnsanlığın En Şefkatlisi’ne ittibâen yapıyorum. Nasıl ki, Allah Rasulü, “Allahümme aleyke bi-Ebî Cehl, Allahümme aleyke bi-Utbe, Allahümme aleyke bi-Şeybe...” deyip din düşmanlarını Allah’a havale etmiş ve bununla “Allah’ım Sen bilirsin, Sen ne dilersen onu yap!” demek istemiştir; ben de, havale etmeyi bile onlar hakkında önce Allah’tan hidayet temenni etme alternatifine bağlayarak dile getiriyorum. Döktükleri kanı, akıttıkları gözyaşlarını, işkence ettikleri insanları düşününce, “Hiç olmazsa mazlumlara bu kadarcık bir vefa!..” mülahazasıyla kendi üslubumu korumaya çalışarak şöyle diyorum:
   
 
    AÇIKLAMA:  
    Zalimlere dua etmek öyle kolay bir şey değildir. Durumu bilen, işin ciddiyetinin farkında olan, öyle kolay kolay zalimlere beddua edemez. Önce kendisinin zalim olmadığından iyice emin olması gerekir. Allah'ım benim dışımdaki zalimleri helak et diye bir dua olmaz.İşi bilenler, bu nedenle, ağızlarını doldura, doldura, yürekten zalimlerin helakı için dua edemezler.Ya! Allah, zalimleri helak ederse, dua eden şahsiyetin sonu nice olur sonra.  
       
    Bu nedenle, Allah'a karşı hep boynu bükük biçimde dururlar. Maduru, masumu, mağduru, mazlumu oynarlar. Allah'tan hep bir kurtarıcı isterler, sanki çok madur olmuşlar, çok meşakkatlere katlanmışlar gibi. Kendilerine düşmanlar oluşturular, kötülük odakları peydeh ederler ve hep dert yanarlar, Allah'ım bizi zalimlerden kurtar" diye.Esasında her biri, Don Kişot'u oynamakta, yel değirmenlerine saldırmaktadır.Hiç kimsenin onlarla bir alıp veremediği yoktur.Bir elleri yağda, bir elleri balda servet ve hükümranlık içinde yaşamaktadırlar.Durumları, öyle bir hal almıştır ki bulundukları rütbeler bir iş kolu haline gelmiş, servet ve geçim sektörü olmuştur. Okadar rahattırlar ki, kendileri bile bu rahatlığın yanlış olduğunu, bilirler/farkına varırlar. Bu nedenle kendilerine çilekeşhaneler, mezarlar, odalar yapmışlardır, Allah'ım bak senin rızan için verdiğiklerine hamd etmek için eziyette çekiyoruz demek için. Olur ya! "Allah'ı kandırırız da zalimlerin (zayıfta olsa, isim ve adres vererekte olsa zaman zaman zalimler için beddua etmek zorunda kalıyorlar)helakından zarar görmeyiz" derler .  
       
    Zalimler, zalimi olanlar bile, dünyayı kana bulayanlar bile, dünyada işgal etmedikleri yer bırakmayanlar bile, Dünyada yerüstü, yer altı kaynaklarının tümünü çalanlar bile, Dünyada insanlık onrlarını gasb eden, özgürlükleri rafa kaldıranlar bile, maduru, masumu, mahsunu, ve mağduru oynamakta Allah'ı kandırmak için, yeni yani yerlere saldırmakta, işgal etnekte, soymakta ve öldürmektedir. Toplumumuzun, terörden korumak için, maduriyetini gidermek için bu savaşları yapıyoruz derler ve ilave ederler MESİH GELECEK, BİZİ ZALİMLERDEN KURTARACAK. Yüzsüzlüğün böylesi denir.Kendileride biliyorlar, kandökenin, zülum sergiliyenlerin kimler olduğunu ama Tanrıyı kandırabilirlerse (Tanrıyı kızdırarak, Kıyameti öne aldırabileceklerini -Kıyametciler/Kıyamet projesi- düşünenler için bu çok doğal bir anlayıştır) paçayı yırtacaklardır. Şeytan da yırtacağını sanmasa, (Oysa gideceği yer cehennem) Allah'a karşı gelemezdi.

Kurtulabileceğini/kıvırabileceğini sandığı için, Kıyamet gününe kadar değil, İnsanların diriltileceği güne kadar süre istedi -ama kıyamet gününe kadar süre verildi "bilinen güne kadar". Sonra 1000 yıl süren hesap günü -1000 YILLIK ALTIN ÇAĞ YUTTURMACASI- Sonra, "Hele oraya kadar bir ulaşalım hele demiştir"- onlarda sonrasını bilmiyorlar dikkat ederseniz şeytan patronları bildirmediğinden 1000 YILLIK ALTIN ÇAĞDAN SONRASI BELİRSİZDİR.
 
       
    İŞTE BU NEDENLE ZALİMLER İÇİN BEDDUA EDEMEZLER, YOKSA İNSANLARI DÜŞÜNDÜKLERİNDEN DEĞİL.  
   
 
   
  “Allahım, eğer kan düşünen, kan konuşan, kan döken, yurt içinde ve yurt dışında kan seylâpları meydana getiren bu zâlimlerin, bu gaddarların ve bu hattarların hidayetlerini murad buyuruyorsan, en yakın zamanda bunların kalblerine hidayetini salıver; gönül kapılarını imana ve İslam’a aç. Şayet onlar Senin nurundan bütün bütün nasipsiz kimselerse, ey bizi insanlığa çağırmak için kitap indiren Allahım, ey bulutları harekete geçirip semanın bağrından rahmet boşaltarak kupkuru çölleri cennetlere çeviren Allahım, ey en güçlü orduları hezimete uğratan Allahım, din düşmanlarına bozgun yaşat; altlarını üstlerine getir, onları birbirlerine düşür, birliklerini paramparça eyle ve emellerine ulaştırma; zâlimlere karşı bize nusrette bulun, yardımını üzerimizden eksik eyleme!”
   
  Bazen de, “Allahım, bize ve bütün müslümanlara yardımcı ol; hizlanımızı isteyenleri, rezil rüsvâ ve perişan olmamızı arzu edenleri, bu istikamette komplolar düzenleyenleri hüsrana uğrat! İki ellerini bir araya getirme, onları muvaffak eyleme!” diyorum.. diyorum ama her defasında bu duamı şarta bağlıyor; önce onlar hakkında bile hidayet duasında bulunuyorum. Sonra da, “Allahım, şayet onlar mahrum ve nasipsiz kimselerse, hiç olmazsa bizi onların zulümlerinden muhafaza buyur; üzerlerinde baskını artırdıkça artır; silahlarını başlarında parçala; ellerini ayaklarını birbirine dolaştır; kalemle tecavüz edenlerin kalemlerini kır; müslümanlara sövüp sayanların dillerini ebkem kıl.. zâlimleri gaye-i hayallerine ulaştırma ve onlara karşı bize yardımcı ol!..” şeklinde niyazımı seslendiriyorum.
   
   
 
   
  Gönülden inanıyorum ki, mü’minler Allah Teâlâ’ya yürekten teveccüh etseler ve duaya yönelseler Cenâb-ı Hak şu anki dengeleri alt üst edecek ve her zâlime haddini bildirecektir. Ne var ki, bugün O’nun bize yakınlığını ve dualarımıza icabet edeceğini düşünerek, hâzır ve nâzır birinin huzurunda olduğumuz mülâhazasıyla zevk ve temkini aynı anda hissederek Cenâb-ı Hakk’a arzıhâlde bulunduğumuzu ve en sâfiyâne, en hâlisâne bir kulluk tavrı olan duanın hakkını verdiğimizi söyleyemeyiz. Hatta, hacca giden insanların, duaların reddedilmediği o mukaddes yerlerde, Arafat’ta, Müzdelife’de, Mina’da yüreklerini çatlatırcasına, İslam dünyasının maruz kaldığı şu felaketlerden sıyrılması adına inlediğini iddia edemeyiz. Zannediyorum, yirmi tane içli, duygulu, dertli insan, orada üç-dört gün uykusunu terketse, başını yere koysa ve yalvarıp yakarsa, hatta birkaçının kalbi dursa, gerçekten yüreği çatlasa, Mevlâ-yı Müteâl o çatlamaya berikilerin başını patlatacak bir bomba tesiri lutfedecek ve inananların mazlumiyetine son verecektir. Fakat, öyle anlaşılıyor ki, müslümanlarda bu kadarcık olsun yürek yok; o mukaddes beldelerde bile Cenâb-ı Hakk’a tam teveccüh edilmiyor ve O’na gereğince yalvarılmıyor.
   
 
    Müslümanlığı kurtarmak, onu kuvvetlendirmek, yaymak için buralardayım, yaptığım hareket, bir nevi hicret sayılır" diyen,
Müslümanlığın kurtulması için Diyaloğun şart olduğunu öne sürecek kadar bu işte söz sahibi olduğunu her fırsatta dile getiren..
Bugünkü, Tevrat ve İncile uyan,Yahudilerle Hıristiyanlar, "Cennetliktir" fetvasını/ruhsatını verebilecek kadar "Allah adına karar verici olduğunu, üzerine basa, basa söyleyen..
"Bazı ayetler o günkü Yahudi ve Hıristiyanla için geçerlidir, bugün onlarla amel edilemez" diye Allah'ın ayetlerini, Nesh etme yetkisine sahip olduğunu ilan eden;
Fethullah Gülen, Müslümanlığın yüzde-tüz kurtulacağına inandığı bir eylem söz konusu olunca benden tıısss diyor, benden paso diyor. Hem reçete bu diyor hem de beni saymayın diyor. Müslümanlar başının çaresine baksın diyor.Diyalogcular olarak;Müslümanların hayrına, için hiç birşey yapmadık, BARİ onlara dua edelim."diyor..
 
       
    Fethullah Gülen, Müslümanlara imanlarını kurtarabilmeleri için reçete öneriyorsa; ya! gerçek anlamda müslüman olmadıklarını/yeni bir diyalog dini edindiklerini itiraf ediyor, "Bizim edindiğimiz, Raplar bizim işlerimizi iyi kötü hallediyorlar, biz kendimizi kurtardık, siz müslüman olarak kalacaksanız işte size recete mi" diyor. (İsevi-müslüman, Musevi-Müslüman, Ortodoks-Müslüman..vs veya tamamen din değiştirmeyecekseniz)  
       
    YADA;  
    Hükmettiği cemaatinin, ALTIN NESİL'cilerinin ve inançsızlara karşı kurdukarı ittifaklarının içinde bu nitelikte insanlar olmadığını itiraf ediyor.
Bir başka deyişle, bu önerdiğim recete "bizim boyumuzu aşar mı" diyor.

Sayılan ve sayılmayan gruplar içinde, emredilse bile bu işlemi yapabilecek nitelikte insanların bulunmadığını, eldeki mevcutların hepsinin, "imani yönden kofti olduğunu mu ilan" ediyor.

Geleceği teslim edeceğiz, ona göre yetiştiriyoruz, ona göre eğitiyoruz diye öğündüğü, verdiği değeri taktığı ismi ile vurguladığı/öne çıkardığı, ALTIN NESİLCİLER'de, imani olan işlerde "Tıısss" diyor.

"Milyonlarla ifade edilen mevcudumuz içinden, bende dahil 20 kişi çıkmaz mı" diyor.

Müslümanları, insanların elleri ile yazdığı kitaplara davet ettiğimiz, Bugünkü, kitaplara uyanlar cennetliktir dediğimiz, kısaca ALLAH'IN indirdiğinin yanına başka kitaplar ilan ettiğimiz ve ALLAH'ın indirdiği ile bir ilişkimiz kalmadığı için ALLAH bizim dualarımızı kabul etmez mi diyor.

ALLAH'ın bizlere gönderdiği/emrettiği, islam dini yanına, Diyalog ürünü melez dinler icad ettiğimiz için, Amentülarımız bir diye müslümanlara dilimizi eğip büktüğümüz için; bizlerin, o makama ulaşacak, samimiyetine inanılarak, duası kabul edilme ihtimali olan, 20 kişimiz bile yok mu diyor.
 
       
       
    OYSA; PAPA'ya yazdığı, misyonlarına katılma teklifini içeren BİAT mektubunda;
"Önerilen programlar asiri buyuk isler gibi algilanabilir; ama bunlar erisilmez degildir. Dunyada iki tip insan vardir. Bazilari kendilerini topluma adapte etmeye calisir. Diger bazilari ise topluma uymaktansa toplumu kendi degerlerine adapte etmek ister. Toplum butun ilerlemeleri bu ikinci tip insanlara borcludur. Onlari yarattigi icin Rabb'e sukurler olsun." DİYOR.......
M. Fethullah Gulen / Rabb'in Aciz Kulu / 9 Subat 1998
 
       
    Papa'ya yazdıkları mektubu; Rabbin Aciz kulu, Fethullah Gülen olarak imzalayanlar, Hıristiyanların, İsa'ya "Rab" dediklerini biliyorlardı. Fethullah Gülen Alemlerin Rabbi olan Allah'ın kulu mu? yoksa Hıristiyanların Rabbi olan İsa'mı (Onların İsa'sının, Hz. İsa ile hiç bir ilişkisi olamaz. Çünkü onlara göre; o, 'OĞUL RAB')  
       
    Hırıstiyanlara göre "Rab" demek, "Tanrının Oğlu olan İsa" demek, "Rabbin aciz kulu" demek; kurtarıcı olarak bekledikleri İsa'nın aciz kulu demek.  
       
       
    FETHULLAH GÜLEN'İN PAPAYA SUNDUĞU MEKTUBUN TAMAMINI, AŞAĞIDAKİ BAĞLANTIYI KULLANARAK OKUYABİLİRSİNİZ  
 
   
 
       
    İkinci tip insan, diğer ikinci tip insanlardan olduğunu söylediği, PAPA'YA ELİNİ VERİNCE/KOLUNU KAPTIRINCA, diyalogculukta hızlandılar.Papa artık onu elinden tutup nerelere getirdiyse, toplumu öyle bir değerler yitirmesine maruz bıraktılar ki; geride kalan Müslümanlara, "20 kişi bulun" önerisinde bulunacak kadar müslümanlığı acınacak halde görüyor.(Elbette o nitelikte, 20 kişi olmadığına inanıyorki, bunu söylüyor.) ."Müslümanlar için neler yapabiliriz?..BARİ dua edelim" diyor./ "Bunca! yoğunluk arasında, Müslümanların dertleri için neler yapabiliriz?..BARİ dua edelim"diyor.İkinci tip insan olmanın mutluluğunu yaşarken...  
       
    Grubunun, İsevi-Müslüman (en iyi tabirle.) tanımlaması içinde kaldığını, CEMAATİNİN VE KENDİLERİNİ TAKİP EDENLERİN yeni yapılanmalarının, İsevi-Müslüman (Diyalog dini) yönünde geliştiğini , imani anlamda yapacakları duaların Allah, nezdinde bir geçerliliği olamıyacağını, çünkü; Allah'la bir ilişkilerinin pek kalmadığını, kedilerinin yapacağı bu girişimin beklenen sonucu vermeyeceğinden emin ki; müslüman gördüğü gruba, ders verir bir biçimde, alay edercesine, küçümseyerek, sanki başka dinlere ve ittifaklara çanak tutan başkaları (diyalog dini/dinlerine, çağrıları yapmıyorlarmış gibi) imiş gibi; bugünkü Tevrat ve İncil'e inananlar cennetliktir, fetvası ile cennete gitmenin, kurtuluşa ermenin başka yolları olduğunu işaret eden kendisi değilmiş gibi; "fakat, öyle anlaşılıyor ki, müslümanlarda bu kadarcık olsun yürek yok" diyor. Böyle diyerek/ hakaret ederek, küçümsüyor.Ya benimle gelirsiniz yada "Domuz polislerine" teslim edilirsiniz der gibi sözler sarfediyor.(Endülüs müslümanına son etapta yapılan uygulama)  
       
    Kendisinde o yürek(iman dolu) varsa; milyonlarla ifade edilen cemaatinden, abiler denilen büyüklerden yanına 19 kişi daha alsın gitsin. Müslümanlığı bu belalardan kurtarsın. Allah nezdindeki (insanlara, var olduğuna inandırdığ/sandırdığı) imanının gücünü de 7 düvele göstersin.Müslümanlığa/İnsanlığa bu bu güne kadar (Peygamberler hariç) yapılmış, yapılacak en değerli hizmetlerden birini yapmış olsun.Tarihe geçsin. Allah'ın lutuflarına nail olsun. Yoksa, Endülüs müslümanlarının sonunu hazırlayanlar gibi, (büyüklüğü aralarında kabul edilen) elinde ki imkanları müslüman düşmanları için harcayan, " sürekli ağlayan ama hiç birşey yapmayanlar sınıfında yer alır.

(1490 senesinde Haçlılar, tarafından kuşatılan Gırnata, Müslümanların dinî ve insanî hakları teminat altına alınması şartı ile teslim oldu. Böylece, İspanya'da sekiz asırdır devam eden İslam hakimiyeti son bulmuş oldu.
Haçlıların desteği ile başa geçen son Gırnata Emir’i Abdullah’ın, yine onlar tarafından tahttan indirilip, şehir işgal edilirken kendini tutamayıp ağlaması üzerine annesi şöyle demişti: “Ağla oğlum ağla! .. vatanını savunamayanlara, böyle... ağlamak düşer.”)

Kendisinde bu yeterliliği görmüyor ki reçetenin uygulanmasını başkalarının üzerine atıyor. Kendisini, 'İmanı bütün Müslüman' olarak görmüyor ki; "Ben hazırım, yok mu 19 kişi daha" diyemiyor da, İmanı bütün insanlar aranılarak, "Zannediyorum, yirmi tane içli, duygulu, dertli insan, orada üç-dört gün uykusunu terketse, başını yere koysa ve yalvarıp yakarsa," diyor.
 
    Elbette kendisini o dua edenler arasında olamayacağını biliyor. O,dua edenler arasına katılırsa duaların, Allah tarafından kabul edilmesinin zorluğunu biliyor.

Daha önceleri, KUR'AN SAHİPSİZ, KUR'AN'IN BABASI ÖLDÜ,KUR'AN YETİM, KUR'AN ÖKSÜZ diye ağlayarak ilanlarda bulunmamış mıydı?

Haşa; KURAN'ın babası mı var ki? yetim, öksüz kalsın. KURAN' ın sahibi Alemlerin Rabbi olan ALLAH. KUR'AN nasıl sahipsiz olur. Kendileri başka tanrılar, başka Rab'ler edindi ise ve ".... yaşasın yeni kral" diyorsa o onun heyazanlarıdır. Neden ve kimler için bu vurgulamalar yapılıyor.

Bizler, Kur'an'ı Kerim'i rehber edinmiş olan kullarız. Allah, Kur'an'ın bizler için bir şeref bir öğüt olduğunu bildiriyor . İndirenin ve koruyacak olanında kendisi olduğunu söylüyor.

Pekii! yokluğu kabul edilen kim.Kur'an sahipsiz mi kaldı?
 
       
 
   
    Söylenmek istenen ne ? Ağızlarında geveledikleri "ne ola ki"? Hem son hızla, Nur öğrencisi yetiştireceksin, hemde Kuran yetim, Kuran öksüz diye ağlayacaksın bu ne lahana bu ne perhiz?.  
       
    Demek ki;vaaz kürsülerinden ağlama gösterileri yeterli olmuyor, ağlamakla, ancak duygular va cepler sömürülebiliyor. Kısaca; yalandan ağlamakla mürit toplamakla bu iş olmuyor.

Müslümanlığı, DİNLERİN DİYALOĞU adı altında, başka dinlere peşkeş çekerek, melez 'İsev--Müslümanlık' gibi dinleri ortaya sürenlerin duasının kabul olmadığını/olmayacağını, adı gibi biliyor."Kendi duam" dediği yada şunların bunların, onların duası dedikleri ile dua etmenin bir faydasının olmadığını anlamış görülüyor.O, dualar sadece Vahdet-i Vücut birliğinde yer alan, edindikleri tanrılarda, parola olarak / üyelik(tabiyet) bildirimi olarak geçer.Çünkü edindikleri ile aralarında çıkar ilişkileri vardır/ilişkileri karşılıklı çıkara dayanır. Sen bana bunları yaparsan, bende sana şunların haberlerini veririm gibi.(Falcı, cin ilişkisi gibi.Cin bilgi verir, Falcıda ona saygı gösterip, buhur yakar, tütsü sunar. genellikle evininde rutubetli ve temizlenmeyen bölgeler bırakır. TV'lerde baskın yapılan falcı evlerine bakın- gerçi onalrda ortam serbestleştirildi, artık ilim sahipleri olarak anılıyorlar. Amaç varlık birliğine katkıları olsun.)
 
       
    Boyut büyüdükce bu ilişki Ayinler, tapınmalar, ritüeller olarak ortaya çıkar. Koparılmadan, konuşmadan, gerilen ip sayesinde (Allah'a rağmen) dileklerinin/isteklerinin olacağını sananlar, bir takım tanrıcılık oynayanlara hizmet etmiş olurlar. Çünkü işaretlerle, sayılarla, sembollerle, ritüellerle Tanrıcılık oynayanları/Tanrı ilan edilenlerin işi olabilir. İp çekilmesine, ipin çekildiği yerin sahibi ile onun edindiği yardımcı tanrıların ihtiyacı vardır.  
       
    Allah, niyetlerin temizliğine, düşüncelerdeki güzelliklere, içtenliğe kısaca kendisine duyulan imanın temizliğine, halisliğine ve büyüklüğüne/derinliğine bakar. Allah, dini kendisine halis kılarak, ibadetlerini yerine getiren kullarının birbirlerine şahitler (inanmayanların elinde delil olmasın) olmasını, kullarının diğer kullara örnek olmasını, Allah'ın dosdoğru yoluna yönelmişlerin (dini Allah'a halis kılanların) diğerlerinden, ayrılabilmesi/farklı olması içinde bir takım ibadetleri (ritüel şartı olmadan, o ibadetler sırasında söyleneceklerin şartı olmadan) açıktan ve şeklen yapmamızı emretmiştir.  
       
    Unutmayın Namaz, kılınan bir ibadet değil, yerine getirilmesi gereken, eskilerin deyimi ile 'eda edilen/yerine getirilen' ("Namazı'mı eda ettim" derlerdi) bir ibadetir. Namazı, Peygamber efendimizin tarif ettiği biçimde yerine getirmeye çalışıyoruz.Gösterişsiz, içtenlikle.

Allah "binitler üzerinde namazınızı yerine getirin" diyor. Eğer, NAMAZ SADECE KILMA eylemi olsa idi deve üzerinde değil, yerde kılmamız gerekirdi (emirde/ruhsatta o hali ile bizlere bildirildi). Demek ki, namaz yerine getirilmesi farz olan; Kıyam, ruku ve secde gibi merhalelerden oluşan, Hz. Muhammed'in gösterdiği biçimde yerine getirilen bir ibadettir. Unutmayın! Ezanla; kılınan bir namaza değil, yerine getirilmesi emir olunan Salat'a (Dua'ya)/Namaza çağrılıyor. Bizler bu duanın yapılış şekline Namaz diyoruz. Allah'ın secde emrini yerine getiriyoruz. Secde etmek için, öce ayakta/kıyamda, sonra huzurda eğilme/ruku, en sonunda da Allah'a teslim olma olan secdeyi yerine getirmek gerekiyor.
 
       
    Büyük kitleler bile olsa, imanı zayıflamış/zayıflatılmış toplulukların dualarının bir şey ifade etmediğinin de farkında. Dua kabulünün, imanla, iman bütünlüğü ile olabileceğini, anlamışki geride kalan var mı diye sesleniyor. Allah nezdinde ki isteklerin, birbirlerini (kafalarına göre) Allah Dostu ilan edenlerle olmayacağını biliyor ki , imanı bütün olan insanlara yol gösteriyor.

Büyülerle, ritüellerle, sayılarla, isimlerle, tekrarlarla, ikonlarla, adına yazılmış (kuru-kuruya edilen) dualarla ancak (rab olarak edindikleri varlıkları) Tanrıcılık oynayan varlıklara (varlık birliği) hitap ettiğinin kabulünü yapmış olmalı.

Unutmayın; ALLAH'ın TARAFTARI değil, ALLAH'ın TARAFIN DA olmak gerekiyor. Bunun yolu da, Kur'an'ı Kerim dışında başka rehberler edinmemekten, özü ve sözü bir olan kullar olmaktan, Hakkı gözetmekten, Hak'tan yana olmaktan geçiyor.
 
       
 
  Gelin, Allah’a Yalvaralım!..
   
  Bu açıdan, nazım geçse ve gücüm yetseydi, sesimi en ücra yerlere ulaşacak kadar yükseltir ve “Allah aşkına, gelin bir de duanın gücünü kullanalım; gönülden Allah’a yalvaralım!” derdim. Milletimizi ve bütün müslümanları Hakk’ın kapısında tazarru ve niyazda bulunmaya davet ederdim.
   
  Evet, gelin dişimizi sıkıp her gece teheccüde kalkalım. Kadın-erkek hepimiz önce gecenin zulmetini birkaç rek’at namazla aydınlatalım. Sonra da bütün samimiyetimizle dergâh-ı ilahîye el açalım; büyük-küçük acı ve ızdıraplarımızı, arzu ve isteklerimizi bir bir Cenâb-ı Hakk’a şerhedelim. Bizi gören, soluklarımızı duyan, içimizden geçenleri bilen ve iniltilerimizi değerlendiren her şeye Kâdir, her şeye Hâkim, istediğini istediği gibi yapan, yaptığı her şeyde farklı hikmetler gözeten Mevlâmızın varlığını düşünelim; O’nun merhameti, iradesi, meşieti sayesinde her şeyin üstesinden gelebileceğimiz inancıyla gerilip bir kez daha O’nun kapısının tokmağına dokunarak inleyelim.
   
  Her birimiz önem verdiğimiz ve gönlümüze uygun bulduğumuz bir duayla başlayalım. Şâh-ı Nakşibend’in evrâd-ı kudsiyesi, Ahmed Rufaî hazretlerinin tazarruları, Abdülkadir Geylânî’nin kudsi virdleri ya da İmâm-ı Rabbânî, Hâce-i Ahrar, Ebu’l-Hasen Harakânî, Mevlâna Hâlid ve Hazreti Bediüzzaman gibi Hak dostlarının hususî niyazları ile Yüce Dergâh’a yönelelim. Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’den şerefsudûr olmuş münacâtları ve Cevşen-i Kebîr gibi meşhur duaları kendi arzu ve isteklerimize şefaatçi yapalım. Bu virdleri müteakiben, dertlerimize bir derman göndermesini, yaralarımızı tedavi etmesini ve müslümanları mazlumiyetten, mağduriyetten, mağlubiyetten kurtarmasını Cenâb-ı Hak’tan dilenelim. Ve şu mülahazaları gönlümüzde her an canlı tutalım:
   
  Ey çaresizler çaresi! Sebeplerin sukût ettiği, içtimaî ahvalin boz-bulanık bir hâl aldığı, her yanda zâlimlerin “hay-hûy”unun duyulduğu, yığınların çaresizlikle kâh sağa, kâh sola toslayıp durduğu şu karanlık günlerde, zulmet zulmet içinde kıvrananlara nezdinden bir ışık gönder.. sonsuz kudretinle bütün zulüm ve haksızlık ateşlerine bir su serp.. şeytanın ocaklarını söndür ve iblislerin boyunlarına çözemeyecekleri tasmalar geçir. Allahım, Sana ve dinine düşmanca davranmak suretiyle kendilerine yazık edenlerin kalblerini de imana, İslam’a, ihsana aç; onları da hidayete erdir. Fakat, şayet muradın bu değilse, onların buna liyakat ve istidatları yoksa, bütün bütün gayz, kin, nefret ve düşmanlığa kilitlenmişlerse, onların haklarından gel; şerîrlerin şerlerinden bütün mü’minleri muhafaza eyle!.. (Diriliş Çağrısı, s. 39-44)
   
 
       
    HEM ALLAH'ın dini diye başka dinler ortaya süreceksin, hemde ALLAH'IN DİNİNE KARŞI "Allahım, Sana ve dinine düşmanca davranmak suretiyle kendilerine yazık edenlerin diye (kendilerinize değdirmeden, sanki her şeyleri tammış gibi) dualar edeceksiniz.  
   
 
   
  Ey çaresizler çaresi! Sebeplerin sukût ettiği, içtimaî ahvalin boz-bulanık bir hâl aldığı, her yanda zâlimlerin “hay-hûy”unun duyulduğu, yığınların çaresizlikle kâh sağa, kâh sola toslayıp durduğu şu karanlık günlerde,........ (Diriliş Çağrısı, s. 39-44)
   
 
       
    Hay ve Huy benim bilebildiğim kadar, Allah'a sesleniş/Allah'ın isimlerinden. Fakat burada Fethullah Gülen, Hay-huy tanımını öyle bir kullanıyorki basit bir olgudan bahsediyor havası ortaya çıkıyor.

Hani halk arasında, Haydan geldi Huya gider/gitti derler derler. Bu deyimi kullanırkan manasına hiç dikkat etmezler. Halk ağızına pelesenk edilen bu değimin manasının Allah'atn gelen, Allah'a gider olduğunu bilmezler.Elbette herşey Allah'tan gelir Allah'a gider. bütün dönüşler, herşeyi/onları yaratan Allah'adır.

Ama insanlar o deyimi kullanırlarken "havadan geldi, havaya gitti", "bedavadan geldi elbette boşa gider" manasında kullanıyorlar. Değimin anlamını tam olarak bilmeyen insanlar uyarılmadıkları/bilgilendirmedikleri içinde bu değimi kullanmaya devam ediyorlar. Tıpkı yaratma kelimesini kullandıkları gibi
 
       
    Ama Fethullah Gülen'in, "....her yanda zâlimlerin “hay-hûy”unun duyulduğu...." sözünde hay-huy'u kullanması ve kullanımıda yapanların zalimlere atfetmesi beni çok şasşırttı. Hay-Huy tanımı öyle bir kullanılmış ki, bilmeyen insanların "Hay'dan gelen, Huy'a gider" kullanımını bile gölgede bırakıyor.

Hayy herzaman diri demek olduğunu biliyorum. Hu ise Allah'a sesleniş nidası olarak/Allah anlamında Tasavvuf ehli tarafından zikirlerde kullanıldığını da biliyorum. Ama buradaki kullanılış şekli benim bilgilerimin dışında.

 
   
    Hay-Huy çeken, kısaca hu'cular diye bilinen ama Fethullah'tan ayrı cemaatler oluşturmuş olanlar mı? "hay huy" sesleri çıkaranlar. Yada, kendisine karşı duran biR kısım "Hu" diye semaya başlayan mevlanacılar, sufiler, tasavvufcular, farklı gruplar mı kast ediliyor.

O zalimler, (her yanda zâlimlerin “hay-hûy”unun duyulduğu" dediği) kendilerinden olmayan ama Allah'ı anmak için/zikretmek için “hay-hûy” deyimlerini kullananlar mı?. Ortalığı bir takım yorumlar ile kendisine karşı bulanık hale getiren, bazı Nurcular mı?.

O, ortamı bulandıranlar/ içtimaî ahvalin boz-bulanık bir hâl"e sokanlar/ "Hay Huy" diye nitelendirdiklerinin, farklı cemaatleri temsil/işaret ettiği muhakkak gibi gözüküyor.
 
   
    Konuyu, bilenlerden öğrenme isteği ile araştırdığımızda, karşımıza kelime üstadı kabul edilmiş ve kendisini öyle de isimlendirmiş, Kelimebaz (Sihirbaz gibi..) çıktı. Aynı konuyu oda işlemiş.Hay ve Huy' un Allah'ın isimleri ile ilgili olmadığını tespit etmiş. Kaynaklarda kesin deliller olmadığı için, verilen kaynaklar da tekrarları içerdiği için yeterli görmemiş ve yeni delillerlede bu fikrimi değiştirmeye hazırım demiş.

Kendisine, Hay Huy hakkında gelen maillerin sayısının çokluğu çok şaşırmış. Gelen maillerin hepside kibarlık çerçevesi içinde yazılmıştı diyor.Kibar nazik ama dikkatli, dini bilgileri yüksek okurlar.

 
   
   
Kelibaz kim mi? Hani, "ALLAH DİYE BİRİ VARMIŞ CANI SIKILDIKCE KİTAP YAZARMIŞ" diyen, Taraf Gazetesi yazarı.Bu yazılarına rağmen islamı biz temsil ediyoruz diyenlerden hiç eleştiri almamış olan adam. Hay Huy yazısındaki kadar bile, o yazısı için mail almamış (Hay huy yazısı ile mail rekorumu kırdım diyor) olan adam.

İslamı, biz biliriz diyenlerin resmi kabulüne, saygısına nail olmuş adam.Hala hatırlayamadınız mı?Hani, karısının suratına dışkıyı, NIŞANLAYAN adam."Dışkı atmak sembolik olarak jesttir" diyen, adam. Dışkı olayını protesto ettikleri için, uğruna Agos Gazetesinden, Gazeteciler feda edilen adam.Hal hatırlayamadınızsa aşağıdaki haber küpürlerine bakın.
 
   
 
       
    Ender eleştirilerden biri; Vakit gazetesi....  
 
       
  SEVAN NIŞANYAN, EMRE USLU, USAME KARAKIŞ, CNN ve DİĞER YAZILARI, BU BAĞLANTIYI KULLANARAK OKUYABİLİRSİNİZ  
       
    Taraf Gazetesi Yazarlarından Emre Uslu'nun eleştirisi..  
 
       
    Eğer, Hıristiyanların ve Yahudilerin, "TANRI ismi" ile kesteddikleri ALLAH ise, (-aynı- Tek Allah'a inanıyorlarsa) tabi oldukları kitaplarının ve o kitaplara dayanarak uyguladıkları dinlerinin iddia ettikleri gibi, İLAHİ olduğuna inanıyorlarsa; N.Sevan'ın; ALLAH, KİTAP, ve PEYGAMBERLER konusunda yazdıklarına tepki göstermeleri gerekmez mi?  
       
       
    Cemaat tarafından saygı gören, Cemaat destekli gazetelerde, köşeler verilen, Allah hakkında ileri geri her türlü, cümleleri kurabilen ve CEMAATTEN HİÇ TEPKİ ALMAYAN bir adam.

Fethullah Gülen, "İnançsızlara karşı ittifak kurduklarını söylerken" bu ortaya koyulan tablonun dışında kalan, kendileri gibi inanmayanları mı kastediyordu.
Hay ve Huy konusunda aynı görüşleri bile paylaşmış olmaları, ve hala cemaate tabii olanların saygı göstermesi/çekinmeside "inançsızlara karşı ittifak" tanımı ile kimlerin kastedildiğini ortaya koyuyor.
 
 
    ZALİMLERİN TOPUMSAL BEDDUALARI/DUASI KABUL OLUR MU? Zalimlerin kendileri için istedikleri şeyler, genellikle diğer insanların zarar görmesi/yok olmaları ile alakalı olduğundan, Toplumsal olarak yaptıkları dualar (Tanrım kafirlere karşı bizi galip eyle, kafirleri yok et, onların egemenliğinden bizleri koru gibi) BEDDUA konumunda olacağı için kabul olmaz .Kabul omuş gibi, elde edilen kanımlar, şeytana verilen süreler ve o süre içinde verilen izinlerle ilgilidir. Bu süre ve izin sınırları içinde işlerin süslü ve güzel görülmesi, şeytanın amelleri süslemesi içindir  
   
  DEVAM EDİYOR...