YECÜC VE MECÜC FABRİKATÖRLERİ
   
           
   
   
  Shri Mataji, Şarlatanlığı..Garibet, ucube simsarları. Yecüc, Mecüc üreticileri ve dağıtımcıları...Şeytanın atlıları.
   
 

Birinci etapta , YECÜC, MECÜC VE GARBETLERİNİZİ/ UCUBELERİNİZİ bilinç altlarına doldurun, ikinci etapta ise, İÇSEL TEMİZLİK ADI ALTINDA, PARALARI TOPLAYIN. Böylece bilinç altları UCUBELERİNE park yeri haline gelsin..... Dolduğunda, HAYDİ YOGAYA. ARINMAYA....

   
 

   
  TIPKI , BENZİN DEPOSU GİBİ. Önce, full dolduruyorlar, sonra kontağı çevirip motoru çalıştırıyorlar.Arabadan tek farkı, motor çalıştığında, yolunda giden herşey, zorlaşıyor ve stres altında kalıyor. Güzellikler yok oluyor. Herşey dayanılmaz,çekilmez hale geliyor. İyimserlik, pozitiflik kayboluyor, negatiflik çoğalıyor. Yaşam ritmi düşüyor.Motor ne kadar hızlı, devirli çalışırsa, amaçlanan hedeflerde, alınan mesafeler, o derece az oluyor. Kısaca motor çabucak su kaynatıyor. Hararet yapıyor.. Ya motoru yakıp, soluğu Boğaz köprüsünde veya kendine has gömleğini giymek üzere, Bakırköy de alacaksınız; yada Motoru yakmadan depoyu fullettirmek için, garibetlerin sahibine gidip, revizyona gireceksiniz. Revizyon sonucu, garibetler belli süre size pozitiflik verecek, içsel temizliğe erdiğinize inandıracak dolayısıyla sizi daimi müşterileri arasına katacak. "Sürekli mutluluğu hissedebilmeniz için yapmanız gerekenler" diye elinize, ritüelleri içeren reçetelerle birlikte, seans programı ve danışmanların telefonları verilecektir.
   
  SEÇEREK SİTELERİNDE YAYINLADIKLARI, (çok önem verdikleri anlaşılan), 8-10 FOTOĞRAFTAN BAZILARI
 
   
  Sözde, mucizelerinin ispatı olarak göstermeye çalıştıkları, hilkat garibetleri ile dolu iğrenç fotoğrafları. Pis düşüncelerde tıpkı kendileri gibi pisliker içinde gelişiyor galiba. Hep şunu merak ediyorum!; o sosyete, entel, dantel takımı kendilerini elit, seçkin gören, kültürlü, aydın çağdaş, nitelendirmelerini sıfatları olarak isimlerinin önlerinde taşıyan, o zatı muhteremler nasıl oluyor da, mahalle büyücüsünden farkı olmayan, böyle garibet yüklü bir insanın peşinden koşup, bimem nerelerine yüzlerini, ellerini sürtüyorlar.
   
 
   
  Bu kadının üstünde taşıdığı, bilinç altlarına attığı notların, bu garibetlerin, kodları, buluşma adresleri olduğunun farkına varamıyor mu, bu çok bilen, zatı-muhteremler.?
  Bu kadının üstünde taşıdıklarını, müritlerine transfer ettiğini anlamıyorlar mı?. Neden? seans yaparken bu kadının resmine bakmaları gerektiğini hiç düşünmüyorlar mı?. O garibetlerin toplanmaları için, parmak şıklatması, gong gibi bir işaret olduğunun farkında değiller mi? O ucubelerin her yanlarını, evlerini, işyerlerini işgal ettiklerini, esasında 24 saat onlarla birikte yaşadıklarını anlamıyorlar mı? Seans araları geciktiğinde içlerinde nasıl bir boşluk doğduğunu, nasıl stres yüklendiklerinide mi tespit edemiyorlar. Seansın ve yoganın nasıl hastalık gibi kendilerini sardığını, adeta 'keş' konumuna getirildiklerinimi de anlayamıyorlar.?
   
 
   
  Hani halk cahil büyücüden, üfürükcüden medet umuyor, diye küçümseyipte, bu kadının ayaklarını öpenler, sizlerin yaptığı onların yaptığından daha beter. Hadi onlar cahil, sizlerse o cahillikten kurtulmak için tahsil görüp, paralar harcayanlarsınız. Üstelik bazılarınız, onun yanına kadar gidip, birde üstüne-üstlük, uçaktı, oteldi, bağıştı, 1. sıraydı diye, ciddi paralar sarfediyorsunuz. Neden bu kadar zahmete katlanıyorsunuz, içinizi kirleten bu ucubelerden (medet ummak) birazcık pozitiflik alabilmek,sözde içsel temizliğin huzuruna kavuşabilmek için. Bilinçlerinize doldurulmuş garibetlerden,(biraz mutluluğu hissedebilme adına) el-aman dilemek için o ayaklara secde ediyorsunuz.
   
  BUDA FOTOSHOP ÇALIŞMASI ORADAKİ İNSANLARIN OLUŞAN IŞIKLA BİR İLGİLERİ YOK. ONLAR BAŞKA BİR ŞEYLE MEŞGULLER. Amaç, "Mucizeleri var olan bir kadına tapıyorsunuz, sizlede onun gibi olabilirsiniz" vurgusu yapmak.
 
   
  Tanıştıkları kişilerden, etkilenirler, hemen "pozitif enerji alıyorum" derler, esasında onlara o pozitifliği veren ona musallat edilen o garibetlerdir. Kendilerine yakın bulduklarına, olumlu baktıklarına, tepkisiz yaklaşırlar. Bu kaynaşmada beyinde pozitiflik oluşturur. Bazende kişilerden, mekanlardan hiç hoşlanılmaz, "aman her yer negatif enerji yüklü" denir.
   
 
 

 

  Peki bu resimlerde, beynin algıladığı ama gözlerin görmediği (görüntü eyleminin oluşmadığı), buradaki garibetler, beyninizin hangi deposuna, hangi rafına yerleşecek. Bilinçlerimizde, buna benzer öğretiler var mı?, örnekler var mı? Hani elma, armut olsa, rengine, tadına, cinsine, sululuğuna, vitaminine, büyüklüğüne, pahalılığına..vs. göre gerekli yerlere depolanabilir ve benzerlerinin yanına yerleşir. Dolayısı ile çağırdığımızda gelir, yada herhangi birşey çağrışım yaptığında ön plana çıkabilir.
Oysa; beynimizin algıladığı garibetleri bizler gördüğümüzü bilmiyoruz ki, esasında neler gördüğümüzün farkında değiliz. Beynimizde öyle bir şekilsizin, tanımsızın olduğunun, yer aldığının bilincinde değiliz. Belki bazen, kabus, dudak uçuklaması olarak kendini dışa vuruyor olabilir ama biz yine de olan bitenden habersiz, stres dolu günler yaşarız.
   
 
   
  Beyninizdeki o kalabalığı, o dolgunluğu, o sıkıntıyı ne zaman atacaksınız/atabilirsiniz, ancak yeni bir seansa başladığınızda, dingin hale geldiğinizde, transla-dinginlik arası, düşünce mekanimalarının kapatıldığı, aklın ve mantığın kullanılmadığı, hipnozla-uyku arası bir etapta o sıkıntılardan kurtulup pozitifliğe ulaşabilirsiniz. İşte o an, bilincin en zayıf olduğu andır. Bir resme şekle odaklanmakta aynen öyledir, sadece obje düşünülür, tüm beyin fonksiyonları asgari düzeye indirilmiş tüm korunma sistemleri kaldırılmış, bilinç sadece, önceden dip notları bırakılmış, garibetleri alacak hale getirilmiştir. Tıpkı bilgisayarın virüs programlarını kaldırmak gibi.Beyne istediğiniz, görüntüleri doldurabilirsiniz. Çünkü, beyin artık sorgulamıyor, düşünmüyor, hissetmiyor, sadece verilen melodilerden, resimlerden, görüntülerden sürekli transfer ediyor. Uykuda nasıl insan sayıklıyor ve söylememesi gerekenleri de söylüyorsa, trans durumunda da verilen herşeyi alıyor. Üstelik hayatta tutmak zorunda olduğu 'bedene de', yüklü faturalar kestiriyor.
   
 
   
  Gözün, farkına varamadığı ama beynin kaydettiği bu, 'ucube resimleri' nerede depolanır. Nasıl elma armut gördüğümüzde, ilgili yerlere gidip yerleşiyorsa ve o anda ağzımızı da sulandırabiliyorsa, o garibet şekillerde, bilinçte benzer görüntülerin yanında yerlerini alıyor.Hepsi bir yerler de birikiyor. Her şekil, birbirinden tamamen farklı olduğundan, 10 tane oldu 1000 tane oldu gibi toptancı bir (hepsini bir olarak) tasnifte yapamaz.Böylece, garibetler muhtelif yerlerde ne idüğü-belirsiz/tanımsız olarak boy gösterecek, insanın yaşamında kullandığı kanalları tıkayacak, düşünce, algılama, kavrama, sevme, gibi eylemleri (en azından) yavaşlatacak, çabuk usanan, kolayca kızan, hemen darılan, zor beğenen, tahammülsüz, şıp sevdi, hemen bıktı... tipler haline getirecektir.
   
 
   
  İntahara eğilimler artacak, insanlardan uzaklaşmalar çoğalacak, toplumsal/sosyal olmaktan çok, bireyselliğin ön planda tutulduğu ama sürü içinde olan, sürüsünün hareketlerine uyumluluk sağlamaya çalışan, görüntüde onlarla birlikte hareket eden, hayatlar ön plana çıkacak. Paylaşımdan çok, pay alma kaygusunun ön planda olduğu yaşam standartları benimsenecek. O, standartlarda/standartlara dahil olabilmek için, hiç hoşlanmadıkları, tamamen karşı oldukları hatta iğrendikleri, görüşlerin ve oluşumların en ateşli savunucuları durumuna geleceklerdir. Bu konuma gelebilmek için kendilerine haklı nedenler arayacak, gerekirse kendi haklı nedenlerini oluşturacaktır. Sürüden kopmamak gerekir. Yılan kuyusuna düşen, ya korkudan içinde yaşayacak, yada onların ne kadar sevimli yaratıklar olduğunu kabul ederek yaşayacak
   
 
   
  Karşı olduğu, vicdanının kabul etmeyeceği şeyleri, kuralları, inançları da; sanatın gereği, çağın gereği, ticaretin gereği, siyasetin gereği, inancın gereği.. gibi kurallar oluşturarak kabul eder. Çünkü o artık öz düşünce yeteneklerinden uzaklaşmış, kendisine sunulan standartları, kendi görüşüymüş, kendi çıkarımlarıymış gibi uygulayan biri haline gelmiştir. Çünkü onu düşünecek ne vakti vardır nede sahip olduğu düşünce mekanizması. Artık tabildot olarak verilenleri, hemen kapan, böylelikle durumu kotaran, bir varlık konumuna gelmiştir. Zombi olma yolunda epey bir mesafe almış, finale iyice yaklaştırılmış iyi bir adaydır.
   
 
   
  Parmak şıklaması geldiğinde, veya gonk sesini duyduğunda, efendisine hizmet için, ona biçilen safta yerini alacak ve hazır kıta olarak, ıslık sesini bekliyecektir. Efendisinin sesini duyabilmek için yarışacak, hatta yalvaracaktır.Huzurlu yaşayabilmesi için Efendisine yaklaşarak, onun lutfuna nail olabilmesi gerekmektedir. Artık tüm yaşamı boyunca, bilincine doldurulan o garibetlerin baskılarından kurtulmak için efendisine bağlı ve muhtaç yaşayacaktır. Resme bakarak ayin yaptırmanın amacı budur. Efendisinin görüntüsünü gören, "erdim" diye sevinebilir, aslında efendisinin kontrolüne girmiş olan bir bedendir artık o.
   
 
   
  Yoksa kim niçin, binlerce kilometre uzaklara, binlerce dolar harcayıp, servetlerini hiç etsinler. Onlara vaad edilen/verilen Cennet değil. Onlara, verilen karabasandan bir sürede olsa uzaklaşabilme ve huzuru hissedebilme imkanı. Eğer öyle olmasa, bir defa giden, bir daha gitme gereksinimi duymazdı.Nurlara/Işıklara gark olur, içsel temizliğini yapar kendi gemisini, kendi rüzgarı ile yürütürdü. "Gelin içinizdeki tanrıyı bulun" demiyorlar mı. Ama işin rengi öyle değil. İçlerine garibetler atılmış, böylelikle artık o bir uyuşturucu müptalası gibi, efendisinin kulu olmuştur.
   
 
   
  Kendisine dönülmesi zor bir yol secmiştir.Kendisine sunulan, (Allah'ın yolunu gösteren) kitap'ın rehberliği yerine, çok daha zor olan, kişilere, öğretilere, doğmatik fikirlere, uyma ve onların patronlarına kulluk etme yolunu seçmiştir.
   
  Sefilliği, İnsanlık onuruna yakışmayan bir birlikteliği seçmiş, onu bir mutluluk, bir yaşam biçimi kabul etmiştir.