DİNLER ARASI DİYALOG; VARLIKLAR 'BİR'LİĞİ (VEHDET-İ VÜCUD) PLATFORMU.
   
  AMENTULARI, DİN İNANÇ SİSTEMLERİNİ yani DİNLERİN KENDİLERİNİ (tabii olanları değil onlar zaten diyalog halinde) UZLAŞMAYA, ÇAĞIRANLARIN HİKAYESİ..
   
  Hz. Muhammed'i Peygamber olarak tanımayan, Kur'an'ı Kerim'i "ALLAH'tan" geldiğini kabul etmeyen dolaysıyla MÜSLÜMANLIK diye İLAHİ bir DİNİN olduğunu red edenler, DİNLER ARASI DİYALOG organizasyonlarıyla, TEVHİD inancını YOK ETMEYİ planlamış olmasalar MÜSLÜMANLARA yer verirler mi?
   
   
  BAŞLARKEN:

Tanrı kelimesi, Tevhid inancından uzakta gelişme sağlayan, "ALLAH", dışında kendilerine bir takım hayali olgular oluşturanların, KUTSAL olarak benimsediklerine verdikleri genel bir addır. Bu benimsemeler, taş-sopa, dağ-tepe olabileceği gibi, şeytani varlıklar, insanlar ve cinlerden edinilmiş "kutsal ilanlılarda" olabilir. Meleklerin onların ibadetine izin vermiyeceği, böyle bir şeyin imkansız olduğu Kur'an'ı Kerim'de bizlere bildiriliyor.

Melek sandıklarının da kesinlikle CİNLER olduğu, bu tür "ilahi varlıklar sanılanların" kesinlikle CİN olduğu, Kur'an'ı Kerim'de, BİZLERİ UYARMAK İÇİN bildiriliyor.Yanlış hayallere kapılmamız ve bilinmezlerin arkasına takılmamız için İKAZ EDİLİYORUZ.

ALLAH BU DURUMU BİZE ŞU AYETLE BİLDİRİYOR.
34 - SEBE.......... 40.Allah’ın, onları hep birden toplayacağı, sonra da meleklere, “Bunlar mı size ibadet ediyorlardı?” diyeceği günü bir hatırla!
34 - SEBE.......... 41.(Melekler) derler ki: “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar CİNLERE İBADET EDİYORLARDI . Onların çoğu CİNLERE İNANIYORDU.”

Bu nedenle yazı boyunca, Tanrı kelimesi onların anlayışını belirtmek için kullanılıyor. Pagan ve putpers dinlerde de, Tanrı kelimesi kullanılıyor. Asla ve asla Tanrı hitabının "ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH'la" bir ilgisi yoktur. "ALLAH", sadece kendisine özel olan isimlerle anılır.

ALLAH BU DURUMU BİZE ŞU AYETLE BİLDİRİYOR.
19 - MERYEM.....65. (O), göklerin, yerin ve bunlar arasında bulunan şeylerin Rabbidir. O'na kulluk et ve O'na kullukta sabret. Hiç O'nun ADIYLA ANILAN birini biliyor musun?

Aynı durum Peygamberler ve Cebrail içinde geçerlidir. Onların ismini verdikleri, peygamberi olarak ilan ettikler isimler, tamamen kendi oluşturdukları hatta kendilerine yakıştırdıkları, inanç sistemlerine uygun buldukları hayali karekterler. Bu uygulama ile kitaplarında bu isimlerin geçiyor olması nedeniyle de isimlerinin önüne, "Hz." gibi unvanlar koyulmamıştır.

Konu bizim inancımızda olan, bizlerin bildiği Peygamberlerden bahsetmeye geldiğinde, Önlerine Hz. unvanı koyulmuştur. Hz. Muhammed, HZ. İsa, Hz.Musa, Hz. Meryem..gibi..

Onlar peygamber dediklerinin, karılarını satmış olmasını, kardeşleri ile evlenmesini, kızlarının babalarından çocuk edinmesini, hille yapmasını, put imal etmesini, Putlara tapmasını, peygambere torunun tecavüz etmesini, yalan söylemesini kabullenmişler ve bunları da kitaplarında hiç sakınca görmeden yayınlıyorlar.

Karısını satan, puta tapan peygamber dediklerinin içinde bulunduğu sözleri yazarken ve o ifadeleri yorumlarken, nasıl olurda; onun isminin önüne Hz.gibi unvanlar koyabilirim. Nasıl olurda o çirkin eylemleri Peygamberlerime yapıştırabilirim?

Onların kitabındaki, İSA'nın "ben Tanrıyım / Rab'bım / Oğulum" dediği, ifadesinin önüne Hz.unvanını koyarak nasıl olurda onu, Hz.İsa ile özdeşleştirebilirim? Onların İSA'sı güvercin ve kumru sundu ifadesini Hz. İsa ismini kullanarak nasıl kurabilirim?

Onların kitabında kendilerine münasip görmüş oldukları İSA'larının Yahve'ye "BABAM" demesini, nasıl Hz. İsa söyledi diyebilirim?  İSA'ları "gökteki BABAM" sözleri sarfederken nasıl isminin önüne Hz. ibaresi koyarak Hz. İSA çağrışımı yaptırabilirim?

Onların inanç sistemleri haline getirdikleri, onların olmazsa olmaz dercede bağlandıkları şirklerinin yayılmasına, ilahi damgalar yemesine, kutsiyet kazanmasına nasıl aracılık edebilirim?

Onların Kutsal Ruh dedikleriyle Cebrail'in hiç alakası yoktur. Büyük ihtimalle kendilerine bağlı olan bir varlıktan bahsediyorlar. Hiç birşeyden haberi olmayan bir Kutdsal Ruh. (Ör: Papalık seçiminde herkeze başka isim verilmesi)
   
   ESKİ ve YENİ AHİT'te PEYGAMBERLERE BAKIŞ AÇILARINI ve ONLARA YAKIŞTIRILAN ENSEST İLİŞKİLERE AİT ÖRNEKLERE BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  KUR'AN'I KERİM'DE Kİ DİYALOG ÇAĞRISI İSE ŞÖYLE..
  3 - ALİ İMRAN.....64. De ki: “Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim. Ona hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilah edinmesin.” Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun, biz müslümanlarız.”

3 - ALİ İMRAN.....65. Ey kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz. Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz?
   
  Amentümuz birdir diyenlerinde kulakları çınlasın onlarda bu ayeti, çağırdıkları DİNLERİN DİYALOĞU" hareketine onaylayıcı delil olarak kullanıyorlar.

Hıristiyanların "SÖZ" dediği TANRI İSA, ALLAH'IN çağırdığı SÖZ ise ALLAH'A İMAN.


DİNLERİN DİYALOĞUNA çağıranlar bu İşi o kadar ileri götürüyorlar ki, "Hz. Muhammed'in kabul edilmediği inancı" bile ALLAH'A İMANA yeterli görüyorlar

Üç dinden herhangi bir dine inanmak yeterlidir. Mühim olan Kelime-i Tevhid inancıdır. Hz. Muhammed'i ise kabul ve tasdik etmek ise şart olmayıp bir kemal mertebesidir. Ehl-i Kitap ile amentüde ittifak halindeyiz.(Ahmed ŞAHİN, Zaman Gazetesi,17.04.2000)
   
  VAAD'cinin ÇAĞRISINA TARAFTAR TOPLAYANLARIN İŞLENDİĞİ "DİYALOĞUN TELLALLERİ ve MİSYONERLERİ" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  VATİKAN BU KONUDA NE DİYOR..

VATİKAN
.Katolik kilisesi din ve ahlak ilkeleri .

454 Tanrı'nın Oğlu adı, Mesih İsa'nın Babası Tanrı'ya olan biricik ve ebedi ilişkisi demektir: O Baba'nın  ve Tanrı'nın Kendisinin  biricik Oğludur. Hıristiyan olabilmek için Mesih İsa' nın Tanrı'nın Oğlu olduğuna inanmak şarttır. (Bkz. Hİ 8, 37, 1 Yu 2, 23)

449 İsa'ya Tanrısal Rab adını veren Kilise'nin ilk inanç ilkelerinde, başlangıçtan beri TANRI BABA'YA ait olan güç, şeref ve yücelik aynı zamanda İsa'ya da aittir, çünkü İsa "Tanrı özüne" sahiptir (Fil 2, 6) .........

"...Çünkü kuzu Rablerin Rabbi, Kralların Kralıdır" (Esinleme 17:14). Mesih'in ikinci gelişinde elbisesinin üzerinde "KRALLARIN KRALI VE RABLERİN RABBİ" yazılı olacak (Esinleme 19:10).
   
  FETHULLAH GÜLEN BU KONUDA NE DİYOR..

Kur-an'ı Kerim'in bazı ayetleri ve bazı Hadis-i Şerifler tarihi sürecini doldurduğu için bunlarla amel edilemez. Kur'an-ı Kerim'in gelmesiyle yürürlükten kalkmış olan İncil ve Tevrat'ın hükümleri hâlâ geçerlidir. Bugünkü İnciller'e ve Tevrat'a inanan, Yahudi ve Hıristiyanlar da cennetliktir. Ehl-i Kitap ile ilgili ayetler, hadisler tarihseldir, dolayısıyla bugünkü Yahudi ve Hıristiyanlar'ı değil o dönemin insanlarını bağlar.” (Hoşgörü ve Diyalog İklimi, Sf.155–156 Fethullah GÜLEN)

"Yahudileri ve Hıristiyanları kınayan ve azarlayan ayetler ya Hazret-i Muhammed döneminde yaşayan ya da kendi peygamberleri döneminde yaşayan bazı Yahudi ve Hıristiyanlar hakkındadır.” (Küresel Barışa Doğru,Sf.45,Fethullah GÜLEN)
   
  Bakın hepsi de Vatikan'ı onaylıyor Nelere çağrı yapıldığına bakın.Amentümuz bir diyenler, Vatika'nın "İSA TANRIDIR" dediğini öz oğullarını bildikleri gibi biliyorlar.Zaten onlarda bu terslikleri yok edebilmek, traşlıyabilmek için özetle Vatikan'ın Amentüsunu kabullendirebilmek adına, Kur'an'ın bazı Ayetlerini geçersiz kılıyorlar.

İmanlı olmak için, Hz. Muhammed'e inanmanın, Hz. Muhammed'i kabul etmenin şart olamadığını, üzerine basa basa söylüyorlar.Sonunda da fetvayı patlatıyorlar. Hıristiyanlık çağrısına katılan HERKEZE BÜYÜK ÖDÜLÜ vaad ederek, daveti "FLAŞ FETVALARI" ile duyuruyorlar.

Bir çırpıda, Bir olan Allah'a imanı, Peygamberlere İmanı, Kitaplara İmanı, Ahiret'e ve Hesap gününe (Din gününün sahipliğini) İmanı yok ediveriyorlar.

GÜNAH-SEVAP, CENNET -CEHENNEM belirleyeciliği vasıflarını üzerlerine alarak siparişle de olsa, TANRICILIK OYNUYORLAR.

ALLAH'IN, ödüllerinden / lütuflarından olan, (kulların hedefinde olan) CENNET mükafatını, ALLAH'IN İZNİ olmadan dağıtmaya TANRICILĞA SOYUNMAK DENİR.Yada başka tanrılar edinilmişte konuşturuluyor denilir.Cennet hiç bir kulun hak edemeyeceği, Allah'ın lutfundan vermeyi vaad ettiği en büyük ödüldür.Cenneti, "hak ettim demek" bile, Allah'ın izni dışında tüm ödülleri alabilirim demektir.

Gördünüz mü? Bir dedikleri / aynı dedikleri, amentü veya AMENTÜ BİRLİĞİ NASIL OLUYORMUŞ. Geriye dişilerin isimlerini verdikleri, rüyalarından, esinlenmelerinden hiç eksik olmayan, günah ve sevap yazmaları, şahitlik etmeleri bir işe yaramayan (cennetlik olanlar belli olduktan sonra yazılanların ne faydası olabilir.Yaşam defterlerine isimleri yazıyorlarmış) Meleklere İman'la, Kader ve Şer'e iman kalıyor.Yukarıdaki kestirimleri yapanlar, Allah adına, fetvalar yayınlayanlar, zaten Kader ve Şer'e İman maddesinin de geçersizliğini ilan etmiş olmuyorlar mı?

Her türlü olayları yalan, entrika, desise ve komplo üzerine kuranlar, tuzakların her türlüsünü tezgahlayanların, Kader ve Şer konusunda ne beklentileri olabilir ki? Sayısız, rivayet, söz uyduran, bunlar ALLAH'TAN diye ortaya atanların, Allah'tan, Kader ve Şer konusunda beklentileri olabilir mi? Onlar için, Kader ve Şer demek, VAAD'cinin vaadleri, hükmettikleri insan sayısı, elde ettikleri/kontrol ettikleri topraklar, ve banka hesapları ile ilgili verilerdir.
   
  VAAD'cinin ÇAĞRISINA TARAFTAR toplayanların, AMENTÜLARIMIZ BİR DİYEN "DİYALOĞUN TELLALLERİ ve MİSYONERLERİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  "BUGÜNKÜ" İLE KASTEDİLEN CENNETLİKLER KİMLER?....."BUGÜNKÜ CENNETLİKLER" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
     
  İMAN ÇITASI NEDİR? NİSA SURESİ 136. Ayette ki;"Ey iman edenler,İman edin" ÇAĞRISI İLE İLGİLİ YAZIYI BU SAYFADA OKUYABİLİRSİNİZ..
     
  ESKİ ve YENİ AHİT'te PEYGAMBERLERE BAKIŞ AÇILARINI ve ONLARA YAKIŞTIRILAN ENSEST İLİŞKİLERE AİT ÖRNEKLERE BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
 

YÜZÜKLERİN EFENDİSİ, GÖLGELERİN EFENDİSİ, HARRY POTTER SERİSİ

   
  DİYALOG SİTESİ
   
  Sitelerin hepsi Dinler Arası Diyalogla / Ortada Buluşalım Planı ile ilgili. Dinler arası diyalog nasıl bir şey? Bağlantı verdikleri The Boniuk Center bağlantısına göre; Ortaya sunulan, ortaya koyulan yemeği, kendine ait olan/ kendi tabağından yemek. 'Ahçı, ne verdi ise onu ye' organizasyonu gibi bir şey.

Burada önemli olan kendi tabağından yiyebilmek gibi sunuluyor.Oysa,önemli olan kendine ait olan tabaktan yemek değil, ortaya koyulacak olan yemeği yedirebilmen ve sindirtebilmen. Ortaya, İsa oğuldur yemeği koyulursa, sen bunu kendi tabağına alır, ister tatlı tatlı yersin, ister üzerine sos koyup, yersin. Ağzın yansada, yanmadı dersin. Eğer yandı dersen, dininden çıktığını kabul etmiş olursun. O, durumda da Müslüman mahallesinde salyangoz satan olduğun ortaya çıkar. Devşirme, tarlalarını kaybedersin.

Diyalog, adaylarına yapılan sunumlar da ise, onlarda Çevşen okuyor, onlarda gizli müslüman sosları kullanırsın.
(Not: Bügüne kadar müslüman oldular dediklerinin hepsi, Alman imparatoru ve kaptan Kusto da (Cousteau) dahil daima kiliselere gittiler, çocuklarını orada vaftiz ettirip, orada evlendirdiler, elbette oradan geçerek gömüldüler.)


Bu ürünlerden, mamul soslarla, ortaya çağların/medeniyetlerin salatası diye koyarsın. Kıyamet kopmadan önce, "Gayrı müslimlerin hepsi İslama girecek"(Hz. Nuh ile kurtulan bir avuç imanlı idi. Böylece, yeryüzündeki bulunan tüm insanlar müslüman olmuştu) nağmeleri eşliğinde, "tam ağızlarınıza layık hadi buyrun" ısrarları ile yedirebildiklerine yedirirsin.

Bunların hepsi, ambalaj yapma kabiliyeti ve mahareti ile yakından ilgili.
Tatmayanlara içinde bunlar, zaten çağdışı, barış düşmanı...........vs der, kırmızı çizgileri çekersin.

   
  Bu, yemekteyiz programı değil, Dinler arası, 'ortaya konulanı, ballandıra, ballandıra yutalım' programı. Kıllar ve kıllık sevenler, yarışıyor programı değil. Kıllık ve kıl atma yok. Ballandırma ve tatlandırma var.Seyredenlerin ağızlarını sulandırma var.
   
  DİNLER SOFRASI

İnanaçsızlara karşı ittifakı kurduk demek;
  Kendi kutsallarıyla bile, dalga geçen, komiklik dercesinde onların ikonları yapanları, dinler arası diyalog adı altında okulların, oluşumların yönetiminde bulundurmak, demektir.
Haçı putu kıracağız derken, haçın önünde ve onun temsilcisi önünde eğilmek ve huzura kabulü de, kendilerine verilmiş bir onur olarak kabul ederek seyretmek, demektir.
   
  NAZIM KIBRİSİ PAPA
   
  Ortak din ittifakı demek;
  Papazların denetiminde, haç gölgesinde din öğrenmek ve ibadetleri yerine getirmektir.Onların yönetiminde gözetimlerindeki okullarda/kendisine Rabbin Aciz kulu diyenlerin, kurdukları organizasyonlarda, Rabbi' unvanılı kişilere ders verdirilmesi, konferanslar düzenlemesi, demektir.
  RESİMLERE, ONLARA AİT OLAN SİTELERDEN VE GOOGLE GÖRSELLERİNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ
   
  F.GÜLEN SİTELERİ
   
  F.GÜLEN  RESİM
   
  UYGULADIKLARI PROJEDE; HİÇ İNANDIRICI OLMADIKLARINI, HERŞEYİN ÇİRKİN BİR HAL ALDIĞINI, GÖZ BOYAMAKLA DA BU İŞİN OLMAYACAĞININ, FARKINA VARMIŞ, OLMALILAR Kİ...
  Fethullah Gülen ""İnanmayacaklar" diye başladı sözlerine. "İnanmayacaklar, bizim insanlığın sulh ve selameti için çalıştığımıza. İnanmayacaklar, dünyayı bütün insanlığın kardeşçe yaşadığı bir sulh adacığı yapmak için gayret gösterdiğimize. İnanmayacaklar, ne dünya ne de ukba adına hiçbir beklentimizin olmadığına. İnanmayacaklar, Allah'ın rızasından başka bir talebimizin bulunmadığına." diyor
   
  FETHULLAH GÜLEN
   
  Ukba cümle içinde, hangi manada kullanıldı bilmem. Ahiret hayatı içinse; ben, F.Gülenin tam aksine ( "..ukba için hiç bir beklentimizin olamadığına inanmayacaklar" diyor.) (Ahiret için), herkesten herşeyi isterim. İsterim ki; Allah'ın rızasına nail olabileyim. Ahiretteki ödül için; yaşamımda Allah'ın razı geldiği, rıza gösterdiği işleri yapmak zorunda olduğumu biliyorum. Allah'ın rızasını kazanabilmek için, insanların yararına, işler yapmak zorunda olduğumu da biliyorum. Gönülden Allah razı olsun alabilmek için Allah rıza gösterdiği ve razı olduğu işleri yapmak zorunda olduğumu da biliyorum.Bunlar benim düşüncelerim. Onların düşünceleri nelerdir bilemem. Direk olarak Ahiret kelimesi değil de ukba kelimesi kullanıldıysa, kendilerince, mutlaka bir sebebi vardır.

Dinler Arası Diyalog çalışmaları, hedefleri İspanyol heykelcinin yaptığına daha çok benziyor. Kim altta kim üstte bilmem. Anladığım birşey var, ahçı ortaya hangi yemeği getirirse, getirsin, o (önünüze konulan) yenmek zorunda. Az bundan, az şundan diye yaptığı, tüm tadları yok eden, tadını algılayamadığımız, içinde saf hiç birşeyin olmadığı, adını koyamadığınız, ortaya yapılmış, 'ortadan yiyelim' yemeği.

Ben evde kalır, Allah'ın "hidayet rehberi ve rahmet olarak indirdim" dediği, "Andolsun kolaylaştırdım", "Andolsun, her türlü örneği verdim", diye yemin ettiği,"O, hepiniz için bir şereftir, bir onurdur, hepiniz ondan sorumlusunuz" diye uyardığı, "Ondan başka sığınılacak bulamassınız" dediği, "Düşünüp öğüt alın" diye emrettiği, Kuran'ı Kerim'i okurum. Alemlerin Rabbi olan Allah'ın, bizlere gönderme lutfunda bulunduğu, mesajları okurum. Onun verdiği, haz ziyafetine bana yeter.
   
  ALLAH KURAN'I KERİM'DE ŞÖYLE BUYURUYOR..
  47 - MUHAMMED.28. Bu böyledir. Çünkü onlar, Allâh'ı kızdıran şeylerin ardınca gittiler. O'nu râzı edecek şeylerden hoşlanmadılar. Allâh da onların amellerini boşa çıkardı.
47 - MUHAMMED.26. Bu böyledir. Çünkü onlar, Allâh'ın indirdiğinden hoşlanmayanlara: "Bazı hususlarda size itâ'at edeceğiz" dediler. Oysa Allâh, onların gizlediklerini biliyor.
5 - MAİDE.......... 52. .Kalblerinde hastalık bulunanların: "Bize bir felâket gelmesinden korkuyoruz!" diyerek onların arasına koştuklarını görürsün. Belki Allâh fetih ya da kendi katından bir iş getirir de onlar, içlerinde gizlediklerine pişman olurlar.
9 - TEVBE.......... 49. İçlerinden bazısı: "Bana izin ver, beni fitneye düşürme." der. Dikkat edin, fitnenin ta içine kendileri düşmüşlerdir. Ve cehennem o nankörleri elbete çepeçevre kuşatacaktır.

47 - MUHAMMED...9 Bu böyledir; çünkü onlar Allah'ın indirdiğini tiksindirici /çirkin / kerih bulmuşlardır, Allah da onların tüm amellerini boşa çıkarmıştır.
47 - MUHAMMED.21.Onlara düşen, itâ'at etmek ve güzel söz söylemektir. İş ciddiye bindiği zaman Allah'a verdikleri söze sadık kalsalardı, elbette kendileri için daha iyi olurdu.
47 - MUHAMMED.22.Demek işbaşına gelecek olursanız, yeryüzünde bozgunculuk yapacak, rahimleri koparacaksınız öyle mi?"

47 - MUHAMMED.29.Yoksa kalblerinde hastalık bulunanlar, Allâh'ın, kendilerinin kinlerini ortaya çıkarmayacak mı sandılar?
47 - MUHAMMED.30..Biz dileseydik onları sana gösterirdik, sen onları simâlarından tanırdın ve onları sözlerinin üslûbundan tanırdın. Allâh yaptığınız işleri bilir.
   
  DÜNYA DİNLER ARASI DİYALOĞU BÖYLE ALGILIYOR. BUNA BENZER BİÇİMDE DE ALGILANMASINI DA İSTİYORLAR.
  Secde edenin önünde, Hıristiyanların kitabı, secde edenin üzerine oturmuş dua edenin elinde Yahudilerin kitabı, En üstte kitabı elinde tutanın elinde ise "Kur'an'ı Kerim" izlenimi verilmiş  BİR KİTAP VAR. -Diğerlerinden daha ince ve küçük boy-.  "GERÇEK FURKAN" adı altında, Diyalogcu Evanjelistler tarafından yazılmış ve piyasaya sürülmüş bir kitap Sunum adı ile "THE TRUE FURQAN
  HAMAN KULESİ
   
  Yitshak ve Oğulları……………...http://www.sevivon.com/index.php?mid=838

Büyük Tanah yorumcularından Raşi, peygamber Ovadıa'dan alıntı yaparak onların YENİDEN BİRLEŞECEKLERİNİ açıklar, günlerin sonunda. Yaakov MANEVİ gücü temsil ederek Esav'a büyük FİZİKSEL güce diyor ki: “ Ben sana izin veriyorum, önden git ve İNSANLIK TARİHİNE FİZİKSEL olarak HAKİM OL. Fakat günlerin sonunda, ASLAN KUZUYLA birlikte yaşadığında, biz bir araya geliriz. O zaman YAHUDİLER EN ÜSTTE OLACAK.”

( Asıl adı Rabbi Shlomo Yitzchaki veya Rabbi Shlomo Yarchi olan RASHİ 1040-1105 yılları arasında yaşamış)
(Not: Yaakov /Yakup ve Esav İbrahim oğlu, İshak'ın oğulları. Yakup İsrailoğullarının atası. Abisi Esav ise, soyundan İsmail oğullarıyla evlenerek Amalek üretenlerin ve bölge insanlarının atası. Yani Yakupoğulları'ndan Mısır'a giden 70 kişi dışındakilerden TÜREMİŞ olan, Tüm İBRAHİMOĞULLARI da dahil herkez. Hatta Firavun hizmetkarı, Haman gizli kimlikli Yusufoğulları dışında kalan herkez.. Yahudiler ırklarını /soylarını koruduklarını düşündüklerine göre ASLANLARIN sayısı aşağı yukarı belli 16-20 milyon. Hırıstiyan Yahudileri Püritenler hariç. Onlarda herhalde KUZU postuna girmiş ASLAN olurlar)
   
  HIRİSTİYAN YAHUDİLİĞİ; ABD'yi kuran YAHUDİLERİN partnerleri CALVANİST Protestanlar konusunun işlendiği "PÜRİTENLER" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Rashi'nin çıkarımına kaynaklık yaptığı söylenen Odavya Kitabında ASLAN ve KUZU sembolleri elbette kullanılmamış.

Odavya kitabında, Esav soyu ile Yakup soyu arasındaki savaştan bahsediliyor. Savaşlar sonunda egemenliğin Yakupoğullarında olacağı ve Esav bölgelerini yönetimleri altına alacakları anlatılıyor.
Kendilerinin en üstte olacak çıkarımını yaptıkları ifade de şu olmalı.....Odavya......21 Halkı kurtaranlar Esav'ın dağlarını yönetimleri altına almak için Siyon Dağı'na çıkacaklar ve egemenlik RAB'bin olacak.
   
  Rashi'nin Odavya kitabına dayanarak yorum yaptığında Hıristiyanlık dini, 1000 yaşlarında. Yani, Esav soyu insanların ait olduğu dinin kurulması üzerinden 1000 yıllık süre geçmiş. Bir araya geleceğiz diye ismini andığı soy, İBRAHİM'in küçük oğlu İshak'ın oğlu Esav'ın soyu. Yani Yakup'un peygamberliğini elinden aldığı ikiz kardeşinin soyu.

Büyük Tanah yorumcusu dedikleri Rashi'nin yorumuyla; Yakup, Esav'a  "...“ Ben sana İZİN veriyorum, ÖNDEN git ve İNSANLIK TARİHİNE FİZİKSEL olarak HAKİM OL..." sözünü demiş olduğuna göre; Müslümanlığa hedefledikleri Dünya'da hiç yaşam hakkı yok demektir.

İkisinden biri (Esav soyu) fiziksel olarak Dünya'ya hakim olacak ve TARİHE yön verecek, diğeride (Yahudiler) ASLANIN KUZUYU yemediği ÇAĞDA  Dünya'ya HAKİM olanın PATRONU  olacaksa,  o Dünya'da başkalarına zaten yaşam hakkı verilmeyecek demektir.

"Dünya'ya hakim ol" diye ÖNDEN gönderdikleri ESAV soyunun, topraklarını egemenlikleri  altında tutacaklarsa, yani köleleştireceklerse, (hedefledikleri) KURT ve KUZU'nun barış içinde yaşayacağı özel ÇAĞLARINDA, kölede olsa başkalarına yaşam hakkı vermeyi pek düşünmüyorlar  demektir.

Ancak 70 kişiyle Mısır'a soktukları Yakup'a, Ancak FİRAVUN'un desteğiyle varlığını sürdürebilen Yakup'a  "BEN İZİN VERİYORUM" dedirttirecek kadar kendilerini TANRISAL BOYUTTA gören, "BEN" kişiliğe sahip olanlar, elbette hayal ettikleri dünyada sadece "BEN'e ve BEN'e ait olanlara yer verir. "BEN'lerini" yok edip onları gerçek kişilğine kavuşturacak olan,  "hepimiz" kabulleri yaparak  (binlerce senelik) ATA mirası hayallerinini KABUSA dönüşmesini isterler mi?

Eğer gerçekten ayakları yere bassaydı..
yani; seçilmiş olma duygularından, kendilerini TAPILACAK / Tapılması gerekenler  konumuna oturtmuş olmasalardı,
yani göğüslerindeki seçilmişlik KİBRİNİ, erişebilecekleri BOYUTLARDA tutabilmiş olsalardı,
yani; TANRISALLIŞTIKLARINA inanmasalardı,..vb..
binlerce seneden beri "az kaldı az sonra" tesellisi hayalllerini renklendirmek için, kurtuluşa çağıran davetcilerin ve kurtuluş rehberi vahiylerin üzerlerini örterler miydi?

"ATAMIZ" dedikleri YAKUP'a, binlerce yıl geçmesine rağmen hayallerini destekleyen SÖZLERİ SÖYLETECEK seviyelere kendilerini ATAMIŞ olanlar, elbette kendilerini herşeyin karar vericisi olan TANRI kıvamında görürler. 

Gögüslerinde erişemedikleri KİBRE esir / sahip olanlar için, kendilerinin karar vermediği bir olayın gerçekleşmesi mümükün olamaz. Tanrı adına kitap yazanlar, tanrı sözlerine karar verenler elbette TANRI olarak benimsediklerine YÜRÜMEYİDE öğretecek boyuta taşınmış olanlardır. 
   
 

Yahudilerin KİBİRLİLİKLERİNİN DEVASA / DEHŞET boyutu, kendilerini TANRISALLIK boyutuna taşımış olmaları ile daha da belirginleşiyor. Aynı soydan gelmiş olmalarına rağmen, "İBRANİYİZ" demelerine rağmen, "MUSA İbraniydi" demelerine rağmen; HAYALLERİNDE bile (soydaşlarını da yok kabul ederek) sadece kendi ZİHNİYETLERİNE sahip olanlara yaşam hakkı veriyorlar.

İş buraya geldiğinde, YAHUDİLİĞİN gelmiş olduğu IRK'tan ve DİN'den öte (Sürgünden dönenlerin, Yeruşalim'de kalanları kendilerinden kabul etmemeleri gibi)  SAHİP OLUNAN ZİHNİYETLERE bakılıyor. Zihniyetler ve sürgün sırasında Yahudilik anlayışlarına uygun hale getirilmiş inanç sistemleri devreye giriyor.

 İki nehir arası / iki set arası İBRAHİMOĞULLARINA vaad edilmişken, Ester kitabındaki YAHUDİLİK MANİFESTOSU  gereğince  "YAHUDİYİZ" diyerek  KENDİLERİNİ İbrahimoğullarından soyutlanmış olan ve bu soyutlanmalarını kitaplarında (Tanrının verdiği sözleri Tanrıyı esir aldığına inandıkları Yakup'a söyletiyorlar. Yakup'un Efrayim'e söyledikleri) her fırsatta ilan edenler, VAAD EDİLMİŞ toprakları, sadece Mısır'da 70 kişilik çekirdekten türemiş olanlara adresliyorlar. Babil sürgününü de gördüğü anlaşılan bu egemen güç,  Mısır / Babil soy  katkılı çoğalmalarla ortaya çıkmış olan (Yusuf'un Mısırlı kahin kızıyla evliliği, Musa'nın kahin kızıyla evliliği gibi..) bir köke bağlanıyor. 

   
  Gerçek Yahudi kabulü için 1. derecede zorunluluk olan ANNE SOYUNUN YAHUDİ olma şartı Mısır yaşamlarında pek geçerli değilmiş anlaşılan. Babil sürgününde ön plana çıkan ANNE SOYU şartı bu kuralı sıkı sıkıya uygulayan EZRA için pek birşey ifade etmiyor olsa gerek. Çünkü Ezra soyunun seceresini verirken, secerenin başlangıcını MISIR dışına çıkartmıyor. Yani İSRAİLOĞULLARININ atası TANRIYI güreşte yenmiş olan YAKUP'a bağlamıyor. Yakupoğulu olarak anılma yerine, PUT yapımcısı kimliğiyle tanıtılan Harunoğullarından olarak anılmayı  tercih ediyor. Ortada kimin kimden olduğunun karıştığı ve karışıklığın örtülebilmesi için  271 yaşında Musa'yı, 268 yaşında Harun'u doğurttukları YOKEVET Haladan öteye geçmiyor.

Ezra..................7:1-6 Bu olaylardan sonra, Pers Kralı Artahşasta'nın krallığı döneminde, Başkâhin HARUN oğlu ELAZAR oğlu Pinehas oğlu Avişua oğlu Bukki oğlu Uzzi oğlu Zerahya oğlu Merayot oğlu Azarya oğlu Amarya oğlu Ahituv oğlu Sadok oğlu Şallum oğlu Hilkiya oğlu Azarya oğlu Seraya oğlu Ezra adında biri Babil'den geldi. EZRA İsrail'in Tanrısı RAB'bin Musa'ya verdiği yasayı iyi bilen bir bilgindi. Tanrısı RAB'bin yardımıyla kral ona her istediğini verdi.

Onlarda bu aşırı yaş ve karışık nedeniyle, Musa'nın ablasına,  "Musa'yı emzirmek için SÜT ANNE bulalım mı? yerine SÜTNİNE bulalım mı diye" sordurtuyorlar.
Mısırdan Çıkış.....2:7 Çocuğun ablası firavunun kızına, ‹‹Gidip bir İbrani SÜTNİNE çağırayım mı?›› diye sordu, ‹‹Senin için bebeği emzirsin.››

Soyunu Harun'a kadar götürüp 3 kuşak ilavesi daha yapıp ATALARI YAKUP'a DAYAMAKTAN / BAĞLAMAKTAN  kaçınan EZRA'nın YAHUDİLİK kabullerinin, YAHUDİLİK STANDARTLARININ neler olabileceğini düşünün.
   
  407 YILA ÜÇ NESİL ve 160'lık HALASIYLA EVLENEN 30'luk AMRAM ve 271 yaşında MUSA'yı doğuran "407 LEVİ & YOKEVET" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Kitaplarında Yahudi kavramı, ilk kez TANRI İSMİNİN hiç anılmadığı ESTER kitabında geçiyor.
Gerçeğin maskelendiği, gizli elin kuvvetin ve amaçların hüküm sürdüğü işaret edilen ESTER kitabında, TANRI onayı almış gibi ortalığa sürülmüş halde geçiyor.
Tanrı adına, "her harfi Tanrının" sözü olan kitaba Tanrı isteği olmadan, PURİM KATLİAM Bayramlarının emir haline getirildiği Ester kitabında geçiyor.

İBRAHİMOĞULLARINA vaad edilen herşey adeta ÖZELLEŞTİRİLEREK, "YAHUDİYİZ diyebilecek ZİHNİYETE sahip olanlara / Yahudilikleri kabul edilmiş olanlara TANRI YETKİSİYLE TRANSFER etmiş oluyorlar. İKİ SET arası topraklar artık İbrahimoğullarını, İshakoğullarını hatta Yakupoğullarının değil YAHUDİLİK ZİHNİYETİ taşıyanlara adreslenmiş oluyor.

Yaratılış.......15:18 O gün RAB Avram'la antlaşma yaparak ona şöyle dedi: ‹‹Mısır Irmağı'ndan büyük Fırat Irmağı'na kadar uzanan bu toprakları -Ken, Keniz, Kadmon, Hitit, Periz, Refa, Amor, Kenan, Girgaş ve Yevus topraklarını- senin soyuna vereceğim.››

Tanrı İbrahim'e "SENİN SOYUNA  vereceğim" vaadi, "SENİN SOYUNDAN GELENE vereceğim"e dönüştürülmüş oluyor. Rashi yorumunda da İBRAHİM SOYUNDAN gelen her topluluk yok kabul ediliyor.

Göğüslerindeki erişilmez yükseklikteki kibirlerini tatmin için, en üstte (hükümran) olduklarını algılayıp "EN BÜYÜK BİZİZ" naralarını atabilmelerine olanak verecek bir alt sınıfa gereksinim duydukları için; sadece Esav soyu, o'da köle olarak vaad denilen topraklarda yaşam İZNİNİ Yahudilerden alabiliyor. Roma imparatorluğunun HIRİSTİYAN müdavimleri TANRI adına RASHİ tarafından lutuflandırılıyorlar. Ortodoks ve Katolik mezhepler olarak. İBRAHİM oğlu İSMAİL soyunun temsilcileri ise zaten tüm kabusların kaynağı olduklarından HAYALLERİNDE BİLE yer alamıyor. HIRİSTİYANLAR burada, ASLAN tarafından teslim alınmış, ASLANIN pençesi altında yaşamasına İZİN verilecek olan  KUZULAR olmalı.

Roma İmparatorluğunun fertleri olarak kabul ettikleri insanların, gözlerinin önünde MÜSLÜMAN OLDUĞUNU gören, büyük Tanah yorumcusu Rashi, bütün  bu gelişmelere rağmen  MÜSLÜMANLIĞI yok edileceğini düşünüyor ve hayallerinde İSMAİLOĞULLARINA köle olarak bile yer vermiyor. Vaad topraklarının büyük bir kısmının İSLAMA geçtiğini, ROMA topraklarına MALAZGİRTLE  girildiğine şahid olduğu halde, MÜSLÜMANLIĞI  yok kabul ediyor ve ATALARINDAN miras aldığı SAPKIN hayalleri VAADLERLE renklendirip dile getiriyor.

Rashi; Hıristiyanlarla aynı inanç kökünü paylaştıkları için bir şekilde anlaşanbileceklerini ama İSLAMIN yok edilmesi gerekliğiliğini SOY SEÇİMİ ile vurguluyor. Rashi, ASLAN'la KUZU'nun birlikte yaşama imkanı bulacak dedikleri ALTIN ÇAĞLARINA, YAHUDİ İZİNİ olmadan ulaşmanın mümkün olmadığını da söylüyor. Yahudilerin egemenliğinde olacak bir DÜNYADA yaşamak içiN YAHUDİLERDEN izin alınması gerekliliğini ASLAN ve KUZUNUN barış içinde yaşaması ile izah ediyor. BARIŞ olması içinde, YAHUDİ İZNİNİN mutlaka gerekli olduğunu, Esav soyun dışında kalanların  İBRAHİMOĞLU soyundanda olsa, BARIŞ ÇAĞINA ulaşamalarına  İZİN verilmemesi gerektiğini spot cümlelerle ifade ediyor. 

Böylece Tanrının önce İbrahime verdiği sözden, Tanrılarını vazgeçirip vaad topraklarını İSHAKOĞULLARINA çeviriyorlar, sonra Yakupoğulları seçimiyle de Yusufoğullarına bağladıkları vaad sözlerini, en sonunda EZRA ve arkadaşlarının katkısıyla YAHUDİ ZİHNİYETİNE sahip olanlara adresliyorlar.
   
  İbrahimoğlu olmaktan, 70 kişilik Mısır'a giriş hikayesi ile çoktan vazgeçtiklerini, onlarla hiçbir ilgilerinin kalmadığını ilan edenler, sadece Esav soyunu kendilerine partner olarak  seçiyorlar.  Aynı babanın / İshak'ın iki çocuğu olarak.

Yusuf'un oğlu Efrayim'in, Yakup tarafından kutsanması ile soy adreslerini değiştirenler, İbrahimoğlu tanımamazlığını  Yeşu ile bölgede diğer İBRANİ kökenlilere yaptıkları  katliamlarıyla  ortaya koyuyorlar.
Özellikle, Yeşu ile yapılan KÖK kurutmalarında sergiledikleri vahşetlerine maruz kalanlar aslında  kuzenleri. Amalek ilanlarıyla da zaten geride kalan tüm İBRAHİMOĞULLARININ yok edilme fermanları, TANRISAL güç olarak kitaplarında yer almış durumda. 

"...BEN SANA İZİN VERİYORUM, ÖNDEN git ......"sözlerini; ATALARININ KURDUĞU DİNİN çıkmazlarından kurtulabilmek, peşlerine taktıklarına can suyu verebilmek adına, YAKUP'un ismini kullanarakta olsa sarfedebilenler, SOYLARINDA KURUTULMASINI öngörülerine rahatlıkla dahil ediverirler.

YAKUP'un  isminin arkasına saklanıp .".BEN SANA İZİN VERİYORUM" diyenler elbette SOYLARADA , tarihide yön vermek isteyeceklerdir. Herşeyi, maskeler kullanarak,  yani Tanrısal hava vererek "BEN, BEN ve yine BEN" etrafında toplayanlar, ZATEN TANRICILIK OYUNUNA İYİCE ISINMIŞ olanlar değil midir?. Artık Şeytanın "BENİ değil içinizdeki BENİ kınayın" sözlerine muhatap olacak olanlar değil midir? Şeytan, ŞEYTAN olan ve sizden bağımsız olan BEN'İ değil, içinize yerleşmiş olan, sizi sarmış olan, göğüslerinizde beslediğiniz  "BEN" olmuş olan ŞEYTANI kınayın diyor. 

Kabullerinde ki Tanrıya, kitaplarında akıl verenlerin İNANÇ TORUNLARIDA elbette kendilerini TANRI gibi hissedip, göğüslerindeki  BUZAĞININ dışa vurumlarını, içlerini kemiren, "binlerce yıl geçti, gerçekten İlahi vahiylerde bahsi geçtiği gibi kurtulamayacak mıyız?" KÖTÜ DÜRTÜLERİNİ yok etmek için sergileyeceklerdir.  Binlerce yıldır aynı hayali yaşayıpta, (onlarca din kitabı sahibi olmaları ve binlerce teori üretmelerinin dışında) hala aynı yerlerde kaldıklarını görenler elbetteki İNANÇSAL sendromlarını örtmek, hayalleri canlandırmak için bir takım teoriler üreteceklerdir.

Aslında, TANRI istediği için, KENDİLERİ istediği için o konumda olduklarını, "TANRI dedi ki, büyük yorumcu dediydi ki"sözleri ile vurgulayarak gönüllerine teselli veriyorlar. Önce kendilerini kandırıp daha sonra takipcilerine can suyu babında bu teorilerini sunuyorlar. Zihniyet Torunlarıda gerekli gördükce bu hayal kurdurma sözlerine sarılıp peşlerine taktıkları toplumlarına ZÜĞÜRT tesellisi kıvamında sunuyorlar.

Çam sakızı Çoban armağanı tarzında züğürt tesellilerine ihtiyacı olanlar, aslında bu tür teselli çıkarımlarıyla,  "BİZ TARİHE YÖN VERMEK için GÖREVLER DAĞITAN YAHUDİLERİZ, BİZ DÜNYA'yı ELE GEÇİRME İZNİ VERMİŞ OLDUKLARIMIZA ZAMANI GELDİĞİNDE HÜKÜMRANLIK KURACAK OLANLARIZ" diye GÖNÜLLERE SU SERPME babında moraller verecek durumda olanlar, çaresizlik çıkmazında yaşayanlar olmalı.
 

 

  Kendilerini ne derecede Dünya yaşamından gerçeklerden soyutladıkları ve bir hayal dünyası içinde yaşadıkları aşağıdaki ifadelerden belli deği mi? Bal ve Süt nehirli vaadlere kanarak düştükleri yollarda, sürekli ertelemeler yapmak zorunda kalanlar (kutsal metin yazarları, Rabbi sınıfı, TANRI suflörleri ve edindikleri Tanrıları) mecburen hedefleri büyüterek, "Biz aslında dünya hakimi olacağız" sınırına daha o yıllarda gelmişler.

Bal ve süt akan ülkeler vaadi, Mısırdan çıkışta rehberleri tarafından çıktıktan sonrada, edindikleri Tanrı ağzından kitaplara geçmiş. En iyi tahminle BAL ve SÜT akan nehirlerin olduğu ülke vaadi 1300+2000=3200 yıllık bir HAVUÇ olarak gözüküyor.  Yahudi takvimine göre, Dünya ömrünün yarısından fazla bir zaman dilimini ifade ediyor 3200 yıllık süre. Yahudi takvimine göre, 6000 yıllık dünya ömrünün şu anda 5771. yılı içersindeler. Yaratılış, "M.Ö. 3761 yılında oldu" dedikleri için bu tarihteler. Aslında Tanrı sözü ESKİ AHİT kitaplarındaki rakkamlara göre, bu tarih M.Ö. 4164 yılına denk geliyor. Yani Dünya hayatının 6175 yılı içinde oluyorlar.

YALAN eller tarafından yazılmış kitaplarındaki, Tanrı sözü dedikleri Yaratılış hikayelerini bile yalanmaktan geri kalmayan Zihniyet, elbette YALANLARINI sürekli parlatıp YALDIZLAYACAK ki, Şeytanın "bende sizinleyim" dediği vaad HAVUÇLARI takip edilir olsun. Verdikleri ve hayal kurdukları bu tarihleri ayakta tutabilmek için, Arkeolojik kronolojilerle oynadıkları yetmiyormuş gibi, TANRI sözü dedikleri kitaplarına ait tarihleride değiştirmekte hiç bir sakınca görmemişler. Nasıl olsa Tanrı adına yazanlar biziz demiş olmalılar. "Tanrının gizli eli bizim atalarımız olduğuna göre, mirascıları olarak bizlerde TANRI adına kabuller yapabiliriz" demiş olmalılar..

Ör. Kitaplarında 430 yıl sürdü denilen Mısır sürgünü, Yahudi kabullerinde 210 yıla indirilivermiş. Amaç; Tanrı olarak edindiklerini ve  kitaplarını YALANLAMA pahasına kendi ağızlarından bir kere çıkmış ve tüm ZİHNİYET  ortaklarına binlerce senedir duyurdukları sözlerin, DOĞRU ZANNEDİLMESİNİ sağlamak. Eski Ahit verilerine göre 6000 yıllık Dünya hayatını dolduralı 175 sene olmasına rağmen, hala kurtarıcılarının gelerek BAL ve SÜT akan nehirli ülkelere getirmesini HALÜSİNASYON  mertebesinde sayılabilecek tezlerle süslüyorlar.  "Bizde, size hemde bu dünyada BAL ve SÜT akan nehirli ülke vaad ediyoruz" diye çağrılarda bulunan ŞEYTANIN arkasına takıldıkları için, BAL ve SÜT akan nehirlerin olduğu CENNET'e açılan İMAN bölgesinin KAPILARINDAN SECDE etmemek için dönenlerin, kendilerine anlatacakları AVUNTU hikayeleri olmalı. 

Mısırdan Çıkış......32:20 Yaptıkları BUZAĞIYI alıp YAKTI, TOZ HALİNE gelinceye kadar EZDİ, sonra SUYA SERPEREK İSRAİLLİLERE İÇİRDİ

Mısırdan Çıkış.....13:5 RAB sizi Kenan, Hitit, Amor, Hiv ve Yevus topraklarına, atalarınıza vereceğine ant içtiği SÜT ve BAL akan ülkeye götürdüğü zaman bu ay şu törelere uyacaksınız:
Çölde Sayım.......16:13 ‹‹Bizi çölde öldürtmek için SÜT ve BAL AKAN ÜLKEDEN çıkardın. Bu yetmiyormuş gibi BAŞIMIZA GEÇMEK istiyorsun.
Çölde Sayım.......16:14 Bizi SÜT ve BAL AKAN ÜLKEYE GÖTÜRMEDİĞİN gibi mülk olarak bize tarlalar, bağlar da vermedin. Bu adamları kör mü sanıyorsun? Hayır, gelmeyeceğiz.››
Çölde Sayım.......14:8 Eğer RAB bizden hoşnut kalırsa, SÜT ve BAL AKAN o ülkeye BİZİ GÖTÜRECEK ve orayı bize verecektir.

Binlerce yıldır MUTLU SONLARINA bir türlü ulaşamamış olmanın çaresizliğiyle; korkudan kaçan, korktuğu için abisinin yanına gidemeyen bir adamın sözlerini, "SANA İZİN VERİYORUM" kudretli kalıbına, sokarak sunmanın izahatı ancak klinik terimlerle olabilir sanırım.
   
  Abisinin ve Dayısının hakkını çaldığı için kaçan ve ABİSİYLE karşılaştığında yedi kez YERLERE KAPANAN bir insanın, Abisine "senin KULUNUM" diyen bir insanın, abisine öldürmemesi için hediyeler sunan bir insanın "Ben sana İZİN VERİYORUM" demesine / demiş olmasına, hatta İMA etmiş olmasına imkan var mı? Böyle bir profile sahip olanın sözlerini, DÜNYA hakimiyetine taşıyanın ve o hayallere inananların durumları toplumsal SENDROM deyimleriyle açıklanmaz mı?

Yaratılış.......33:3 Kendisi hepsinin önüne geçti. Ağabeyine yaklaşırken yedi kez yere kapandı.
Yaratılış.......33:4 Ne var ki Esav koşarak onu karşıladı, kucaklayıp boynuna sarıldı, öptü. İkisi de ağlamaya başladı.

Abisinin fikrini değiştirip kendisine zarar vermesinden korktuğu için yanyana dahi gidemeyen, bu nedenle abisinden uzaklaşmak isteyen (çocuklarının dayanamayacağını öne süren)  Yakup tiplemesinin, DÜNYA TARİHİNE yön veren sözler sarfetmiş olmasına zerre kadar bir ihtimal var mı?

Böyle korkak ve ürkek tavırlar içinde sergilenen bir kişiliğin "sen git ben arkandan geliyorum" demiş olmasını "DÜNYAYA FİZİKSEL olarak hakim ol" demesiyle bağdaştırmak / yorumlamak  ve bu yorumlara kanarak hayalleri renklendirmek ve kendilerini "NAPOLYON" zannedenlere has bir davranış değil mi?

"Tanrıyı güreşte yendi" diye ortaya sürülen ama kas-gücü önünde yerlere kapaklanan kahramanlarının, "sen önden git" sözünü, DÜNYA HAKİMİYETLERİNE bağlayabilmek,  bağlayanın sözleriyle de hayaller kurup sonsuz saltanatı hayal etmek, her halde ANCAK NAPOLYONLA özdeşenlerde GÖRÜLEBİLECEK BİR DAVRANIŞ biçimi olmalı.
   
   İsmiyle herkezi "Yakup değil mi?" diye yaka silktirmiş olanın İLAHİ değerlere sahip peygamber olduğuna, Tanrıyı yendiğine, Tanrının insanlarla güreş tutacağına inananların, "sen önden git" sözünü " İZİN VERDİM Dünya'ya egemen ol" MANASINDA yorumlanmasına İNANMALARINDAN DAHA NORMAL NE OLABİLİR?

Onların bu herşeye inanma ZORUNLULUKLARINDAN hareketle;  Demek ki, "Tanrıyı güreşte yendim, yalvarttım kurtulmak için hille yapmak zorunda kaldı" diyen Yakup'u, yedi kez yerlere KAPAKLANACAK kadar korkutan bu adam (Esav), İSRAİL'in hilleci, unutkan, yanılan, yalan söyleyen buhur düşkünü TANRISINI havada karada çok feci döver.

"Tanrı güreşte kurtulmak için, Yakup'un uyluk kemiği başına vurdu" diye hala uyluk başı etlerini yemeyen DİNDARLAR bu çıkarıma inanmak zorunda.
Yaratılış.......32:32 Bu nedenle İsrailliler BUGÜN BİLE uyluk kemiğinin üzerindeki siniri yemezler. Çünkü Yakup'un uyluk kemiğinin başındaki sinire çarpılmıştı.

Herşeye güç yetiren, herşeye egemen Tanrıyı, birkaç gün önce güreşte yendiğine inanılan adam, abisinin önünde (400 adamında olsa) önünde yerlere KAPANIYORSA; Esav (400 adamıyla da olsa)  Yakup'un (İsrail'in) Tanrısını bir lokmada yutar çıkarımıda, çok rahat bir şekilde yapılabilir. Güreş tutan, yenilen, yalvaran ve hille yapana TANRI KAVRAMINA inananlar bu saptamalarıda kabul etmek zorundalar.

Tanrıyı yeneni korkutan Esav,  demek ki AZAEL'den korkan Mısır'ı başka KUVVETLİLERE vererek hakını kurtaran, ölümüde Fidye ile yok edeceğini zanneden TANRIYI yerlerde süründürür. Bu ve bunun gibi mantık irdelemeleriyle ancak "LİVYATANI YENDİM, otobur 2-3 metrelik BEHEMOT'i korkuttum" diye övünen, edinilmiş Tanrı inancının arkasına takılmış olanlara "İYİ SAATLERDE OLSUNLARDAN" daha fazla bir şeyler denilir herhalde.   
   
  Yakup olarak isimlendirdikleri karekter bu işi okadar ileri götürüyor ki, Esav'a "SENİN YÜZÜNÜ görmek TANRININ YÜZÜ  görmek gibi" diyerek,  EŞLEŞTİRME bile yapıyor. Yapılan eşleştirme sonucundan Yakup'a gözüken ve Yakup'un TANRISI / İsrail'in TANRISI olarak kabul gören güreşte Yakup'a tutsak düşen varlığın yapısını veya neye benzediğini buradan çıkarabileceğiniz gibi, İSRAİL'in TANRI'sının, Yakup / İsrail için ne ifade ettiğininde çıkarabilirsiniz. Elbette o öğretiyi kendilerine DİN olarak seçmiş YAKUPOĞULLARI için.

Yaratılış.......33:10 Yakup, ‹‹Olmaz, eğer sevgini kazandımsa, lütfen armağanımı kabul et›› diye karşılık verdi, ‹‹SENİN YÜZÜNÜ GÖRMEK TANRININ YÜZÜNÜ GÖRMEK  gibi. Çünkü BENİ KABUL ETTİN.

Güçlü biri tarafından kabul edildiğinde, secde ettiğini TANRISALLAŞTIRAN  (Firavunların ve Babil kralların Tanrı kabul edilmesi, onların Tanrı olarak görülmesi gibi) KİŞİ profilini, kendilerine din kurucusu, ilan etmiş olanların  TEVHİD inancıyla bağdaşan bir yanları olabilir mi? Gidilen yol aynı olabilir mi? 

1 Krallar......1:23 Krala, ‹‹PEYGAMBER Natan geldi›› dediler. Natan KRALIN HUZURUNA  çıkıp YÜZÜSTÜ YERE KAPANDI.
Esinleme....11/16-17 TANRI'nın önünde, tahtları üzerinde oturan yirmi dört ihtiyar, yüzüstü yere kapandı...........

Kitaplarını, Babil ve Mısır inanç sisteminden paylarına düşenleri almış olanlar yazdığına göre, BİR GÜCE TAPMA hikayesi, onlara HAYALLERİNDEKİ Aslanlı - Kuzulu   DÜNYALARINDA EGEMEN olmanın / TANRISALLAŞMANIN / TEKAMÜLE ermenin / EN ÜSTTE olmanın  yollarını göstermiş olmalı.

Abisine, "SENİN YÜZÜNÜ GÖRMEK TANRININ YÜZÜNÜ GÖRMEK  gibi" diyen korkak, pısırık  bir yapı içinde karekterize edilmiş birinin "BEN SANA İZİN VERDİM" deme CESARETİ olabilir mi? Böyle bir girişimde bulunabileceği dahi düşünülebilir mi?

Karşısındakini Tanrıyla eş tutan biri ancak, ESAV'dan TANRIDAN istediği gibi CANININ BAĞIŞLANMASINI İSTER ve bunun içinde yalvarır. Ölmemek için Esav'a  tıpkı ifadelerinde olduğu gibi yalakalık yapar onu göklere çıkarır.
Yaratılış.......32:11 Yalvarırım, beni ağabeyim Esavdan koru. Gelip bana, çocuklarla annelerine saldırmasından korkuyorum.

Burada da olduğu gibi, Esav'ı neden Tanrı gördüğünü, kendisi gibi aşağılık, zavallı birini kabul etmesiyle izah ediyor. "Çünkü BENİ KABUL ETTİN".
Yakupoğulları kitaplarında kendilerine SOY ATASI olarak böyle bir karekteri neden seçmiş olabilirler?
Neden soy atalarını hırsız, hilleci, yalancı, korkak, yalvaran konumunda işlemiş olabilirler.
Neden böyle bir kişiliğe TANRI OLARAK edindiklerini, güreşte yendirip, YALVARTIRIP ve HİLE yaptırtmış olabilirler?

Tanrı kavramını ve Peygamber anlayışını  bayağılaştırmayı ANA TEMA olarak işleyen yazılanlar, aslında "gelecekte iyi bir YAHUDİ ZİHNİYETİNE nasıl sahip olunurun" MANİFESTOLARI. Elbette bu yazılanların gurur verecek yanı olmadığını kutsal metin yazarlarıda biliyordu ama PEYGAMBER olarak kendilerine seçmiş olduklarınında her haltı yiyebilen kişiler olduğunu, EDİNİLEN TANRININ gücünün sınırlı olduğunu ve yenilebileceğini, bildirmenin en iyi yolu olarak "her harfi tanrıdan" dedikleri kitaplarından TANRI sözü olarak duyurmayı uygun bulmuş olmalılar.

Yahudiliği oluşturan Yakupoğullarının sahip olduğu meziyetlerinin neler olduğu anlatılmış. Ve Yahudilikte olması gereken zihniyetin, İnancın, ahlak yapısının, davranış biçiminin kabul ve seyir durumunun hangi esaslar çerçevesi içinde şekillenmesi gerektiğini gelecek nesillere aktaran MANİFESTOLAR. Kitapları yazan TANRININ KUTSAL duyuruları olarak müstakbel zihniyet torunlarına mesajlanmış ifadeler.

Armağınını kabul ettiresiye kadar yalvaran biri, Tanrı kıvamlarına yücelttiğine emir verme ihtimali var mı? Kutsal kitaplarında profili böyle çizilen ve ifade ettikleri davranışları sergileyen, kendisini çok aşağılarda gören birinin emir vermeye yeltenme ihtimali bile olabilir mi?
Yan yana olmaktan korktuğu için "EFENDİM, LÜTFEN SEN KULUNUN ÖNÜNDEN GİT" (efendimli, lütfenli, kulluk ilanlı) sözünü; YİĞİTLİK, ÜSTLÜK kalıpları içine sokarak "YÜCE YAHUDİLİK" ilanları yapanların ve o yorumları dogma olarak kabul edip KURTULUŞ rüyalarına yatanların durumları, Klinik vak'a deyimleri dışında ne ile ifade edilebilir?

Yaratılış.......33:11 Lütfen sana gönderdiğim armağanı al. Tanrı bana öyle iyilik yaptı ki, her şeyim var.›› Armağanı kabul ettirinceye kadar diretti.
Yaratılış.......33:12 Esav, ‹‹Haydi yolumuza devam edelim›› dedi, ‹‹Ben önünsıra gideceğim.››
Yaratılış.......33:13 Yakup, ‹‹EFENDİM, bilirsin, çocuklar narindir›› dedi, ‹‹Yanımdaki koyunların, sığırların yavruları var. Hayvanları bir gün daha yürümeye zorlarsak hepsi ölür.
Yaratılış.......33:14 EFENDİM, LÜTFEN SEN KULUNUN ÖNÜNDEN GİT. Ben hayvanlarla çocuklara ayak uydurarak yavaş yavaş geleceğim. Seirde efendime yetişirim.››

Korktuğu için Esav'ın gittiği şehre gidemediği açıkca belli olan adamın bu hareketini, "daha sonra yanına geleceğim ama patronun olarak" çıkarımına dönüştürmek NAPOLYONLARIN bile yapamayacağı bir çıkarım olmalı. Sinekten yağ çıkartma buna denir her halde. (Sinek yağı içine girseler bu kabiliyetleriyle piyasada sinek yağı TANKERLERLE satılır olurdu)

Sürekli ertelenen kurtuluş hayallerine malzeme temin etmeleri yüzünden, kitaplarında yorumlanacak bir şeyleri kalmayanların çaresizliklerini gösteren bir örnek. Bu nedenle  inanç mudilerine verecek birşeyi olmayanlar tarafından can suyu olarak hala kullanılıyor. Sunulan paketin içine bakmayacaklarından emin olunan İnanç mudileride, öğretilere sadık kalarak paketin içine hiç bakmamış olmalı ki, verilen herşeyi olduğu gibi ambalajını bile kaldırmadan  HAYALLERİNİ yaşatmak için kullanır olmuşlar. Acı gelecek gerçeklerle karşılaşmamak için, kimse YALDIZLI ambalajı açmaya yeltenmiyor olmalı.  Neden  yaldızlı ambalajlarının altına baksınlar, onlarda biliyorlar ki  ambalajın altında olanlar hayallerini bir anda KABUS'a dönüştürecek. 
   
  İsmailoğulları, Müslümanlığı temsil eden "KÖK" olduğundan, ASLAN ve KUZUNUN yanyana durabileceği ÇAĞDA YAHUDİLERE göre yer alması mümkün görülmüyor. Oysa; Büyük Tanah yorumcusu dedikleri Rashi'nin, bu yorumu yaptığında Müslümanlık nerdeyse bugünkü sınırlar içinde varlığını sürdürüyor durumda. Müslümanlığın Hz. MUHAMMED tarafından tebliğ edilmesinin, dolaysıyla KUR'AN'I KERİM'in indirilmesinin üzerinden 500 yıllık bir  geçmiş bulunuyor ve hızla yayılıyor. Tüm bu  gelişmelere rağmen gelecekteki ÇAĞ hedefleri içinde Müslümanlara yer veremiyorlar.

Çünkü; Müslümanlığın olduğu yerde onların egemen olması mümkün değil. Tevhid inancının varlığını sürdürdüğü bir ortamda, sapkın DİNLER varlığını sürdürebilir mi? İlahi vahiylerin geçerli olduğu devirlerin hayallerini kurmak bile onlar için imkansız geldiği Rashi'nin yorumundan belli. Onlarda biliyorlar ki, Tevhid imanının olduğu yerde kendi sapkın İNANÇ SİSTEMLERİNİN yer alamayacağını. İsterse adı ALTIN ÇAĞ  yada başka birşey olsun, Tevhid inancının olduğu yerde yer almalarının imkansızlığını Taptıklarından dolayı, tabi oldukları kitaplarından dolayı, DİNLERİNİN yapısından dolayı biliyorlar.  Tevhid İmanından esinti bile taşımayanlar, Tevhid imanı gereği mükafatlandırılmış olanlarla aynı yerde olamayacaklarını işin doğası olarak biliyorlar.

 Bu nedenle hayali BİN CİHANA DEĞER ALTIN ÇAĞLARI için, kişisel sorunları olmasada Tevhid inancının (Müslümanların değil özellikle Müslümanlığın yok olması gerekiyor. yani İMANIN yok edilmesi gerekiyor. Unutmayın Şeytan için İnsanların ölmesi hiç birşey ifade etmiyor. Onun için insanlar yaşamalı ama İMANSIZ OLMALI. İmansız olan her BİR'im onun VARLIK BİRLİĞİNİN kuvvetlenmesini sağlayan yapı taşıdır) yok edilmesi ve  yerine Tevhid inancına sahip olmayan başka bir dinin ikame edilmesi gerekiyor.

Bu değişim yapılmalı ki Dünya üstünde imanlı hiç kimse kalmasın. Şeytanın "tüm insanları İMANDAN saptıracağım sözü" gerçekleşmiş olsun ki, ŞEYTANLA yaptıkları İTTİFAKLARI güç kazanabilsin. "Hayali bin Cihana değer" dediğimiz ALTIN ÇAĞLARI için hayaller kurmaktan kendilerini alamayanların  İTTİFAK ortakları olan ŞEYTANIN ELİ güçlensin. Böylece Şeytan boyutunda TEKAMÜLE erebilsinler. Elbette o boyutta Müslümanların, Tevhid imanına sahip olanların olması düşünülemez.

Tevhid inancı hakim olduğu sürece varlıklarını HAKİMİYET boyutuna taşıyamayacaklarını bildiklerinden, daha o yıllarda, Hz. Muhammed vasıtasıyla yeniden ortalığa serilen İLAHİ VAHİYLERİN, üzerlerinin örtülmesi gerektiği MANİFESTOLARI arasına sokulmuş. Böylece; hükümran olabilmelerinin en önemli maddesi haline getirilen Müslümanlık DİNİNİN YOK EDİLME şartı, açıktan açığa iletilebilen felsefi görüş olarak  Yahudi KABULLERİNDE yerini almış.

SOYLARININ KURUTULMASI kitaplarında TANRI EMRİ olarak yer alan, büyük ihtimalle AMALEK sınıfına dahil ettikleri İsmail soyundan gelen ve (İsmail soyu ile Esav soyunun birleşmesinden. Esav onlara göre İsmail'in kızlarından biriyle evlenerek AMALEK soyunu başlatmış) KÖTÜ DÜRTÜLERİNİ harekete geçiren MÜSLÜMANLARI (İmani değerlerin yüreklerine yaptıkları baskı. İmansızısınız ikazı. İmansız olduklarını hatırlatan) yaydıkları TEVHİD İNANCIYLA birlikte YOK ETMEYİ, daha o yıllarda DİN esasları içine /öğretileri arasına almışlar.
   
  Daha o yıllarda MÜSLÜMANLIĞIN olmadığı dolaysıyla TEVHİD İNANCININ kalmadığı, İLAHİ VAHİYLERİN üzerlerinin örtüldüğü, kendi sapkın inançlarının egemen olduğu, ellerinde olacak olanın YALDIZLANDIĞI yılların, çağların hesabını planmasını yapmışlar. Onların ALTIN ÇAĞ dedikleri öyle bir ortam olsa gerek. 

Argemeddonu KEHANET kabul edenler bu tür kabulleri neden göz ardı edipte, MÜSLÜMANLARI ateşe atacak organizasyonlara girişiyorlar? Amaçları barış ve ALLAH'ın rızasını kazanıp Ahiretin mutlu yaşamına kavuşmak olsa, Müslümanlığın varlığı onları neden rahatsız etsin?

Mesih gelecek KÖTÜLER kaybedecek derlerken, neden onlara göre kötülerin kimler olabileceğini, MÜSLÜMANLARA düşündürtmüyorlarda, onlarla beraber tempo tututuruyorlar?
Neden KUZU ile ASLAN / KURT yanyana olacak ortamı anlatırken, MÜSLÜMANLIK diye bir dinin Yahudi ve Hıristitan ön görüleri içinde YER ALMADIĞINI söylemiyorlar?
"Onların, ALTIN ÇAĞ  dedikleri biz Müslümanların olmayacağı devir hayali" açıklamaları ile TEVHİD İNANCINA sahip olanları uyarmıyorlarda, neden ALTIN ÇAĞ uydurması YALDIZLANIYOR? 
 
Yahudi ve Hıristiyanların sanılarındaki ALTIN ÇAĞA girilebilmeleri için DİN GÜNÜNDEN kurtulabilmeleri gerekiyor. Yani; "ALLAH'ın" HESAP GÜNÜNDEN kurtulmaları gerekiyor. Yani onların deyimleriyle GÖKSEL EGEMENLİĞİ ele geçirmeleri gerekiyor. Bu ve bunun gibi nedenlerden dolayı ALTIN ÇAĞ "DECCALİYET YALDIZLAMASIDIR" açıklamalarıyla, İLAHİ VAHİYLERE bağlı olanları neden uyarmıyorlar? 

ALTIN ÇAĞ'da yani; "Müslümaların çok önceden yok edildiği ortamda, ASLAN KUZU'yu yese ne olur, yemese ne olur, aklınızı başınıza alın" sözleriyle Müslümanları DECCALİYE aldatmalarına karşı uyarmıyorlarda, "ONLARA İSA gelecek bizleri de kurtaracak" şakşakcılığı durumları sergileyerek Yahudi ve Hıristiyanların TELLALLİĞİNİ yapıyorlar?

Kur'an'ı Kerim rehberliğini RED ETMİŞ olanlara "ALLAH" hiç KURTARICI gönderir mi?
Kur'an' Kerim'e uyarak KURTULMAYI red edenlere, "ALLAH" tarafından bir kurtarıcı gönderilmiş olsa, KURTULABİLMELERİ için onları yine KUR'AN'I KERİM'in rehberliğine davet etmeyecek mi?
O halde KURTULMALARI için gönderilen Hz. Muhammed'i red ettikleri gibi, onları yine KUR'AN'I KERİM rehberliğine çağıracak olan her DAVETCİYİ red edeceklerdir.

KURTULMA hayalleri TEVHİD inancına kavuşmayı içerse / öngörse, KUR'AN'I KERİM'i rehber edinmelerine  mani olan mı var? İNANÇ ATALARINA olmadığı gibi BUGÜNKÜ Hıristiyan ve Yahudilere de ellerindeki metinleri bırakarak KUR'AN'I KERİM'E uymalarında, KUR'AN'I KERİM'İ kurtuluş REHBERİ edinmelerinde, KUR'AN'I KERİM'e sığınmalarında bir engel yok.
Tüm bunlara rağmen Yahudi ve Hıristiyanlarla kurdukları İTTİFAKLARININ TEVHİD inancı yok edilecektir şartı gereği,  "AMENTÜLERİMİZ birdir" diye tellallik yapıyorlar ve yaptırıyorlar? HİÇ PAGAN ESASLI DİNLERLE İLAHİ / SEMAVİ DİNİN AMENTULARI BİR OLABİLİR Mİ? Eğer öyle bir olasılık olsa PAGAN dini diye bir kavramda olmazdı.

 "YALDIZLAMALARA inanmayın, YALDIZLAMA Deccaliyetin ikinci adıdır" diye Müslümanları uyaracaklarına, Yahudi ve Hıristiyanların çok Tanrılı inançları savunan, şirk deposu haline getirilmiş kitaplarına kutsiyet kazandırma çalışmaları yapıyorlar ve yaptırıyorlar. Çelişkiler yumağı haline getirilmiş kutsal metin yazarları ATALARININ yazmış oldukları kitaplarına MÜSLÜMANLARI yönlendiren kitaplar yazdırarak, DECCALİYET görevlerini yerine getiriyorlar.

Yahudiler ve Hıristiyanlar,  Pagan köklü atalarının yazdığı ESKİ AHİT kitabını inançlarının temeli yaptıklarından (Hıristiyanların ayrıca yine Yahudiler tarafından yazılmış Y.Ahit kitapları var ama Yahudilerinde ona karşı çok sayıda bire bir uydukları (Talmut gibi)  DİN kitapları var) birbirlerine uyum sağlamaları kolay olduğundan "bizler yanyana yaşarız" diyorlar. "ASLAN, KUZU'yu yemiyecek" diyorlar. Yahudilere köle lazım değil mi? Dünyanın bütün zenginlikleri yoksa nasıl KUDÜS'e akar? Dünya açlığa mahkum edilmeden köleleşebilir mi? Tohum kontrolü, GDO'lu gidalar, genetik veri toplamak..vs.. ne için olabilir? Sadece para için olabilir mi? Parayı matbaalarında basanlar aynı zamanda, Dünya'yı globalleştirme / köy haline getirme adı altında köleleştirerek KÖY AĞALIĞI yapmak isteyenler değil mi?
   
  a DÜNYA KÖLELİĞİ için KÖYLEŞTİRME ve E.AHİT'ten YAHUDİLİK MANİFESTOSUNUN anlatımı olan "YUSUF& HAMAN & AÇLIK" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Müslümanlar 1071 yılında Anadolu'ya girmiş, Endülüs'le İspanya'da varolmuş, Tüm Kuzey Afrika'ya yayılmış, Türklerin Müslüman olmasıyla da Orta Asya'ya kadar uzanmış durumda.  Müslümanlık dini, neredeyse  bu günkü İMAN / TEVHİD bölgesinin  tamamına yani; İLAHİ  VAHİYLERİN indiği PEYGAMBERLER bölgesine  HÜKÜMRAN olmakla kalmamış, çevresinide koruma altına almıştır.

İlahi Vahiy kitaplarından  TEVRAT ve İNCİL bağlıları olarak hayatını sürdüren ve "ALLAH'ın" vayh ettiği AYETLERE aşina olan insanların MÜSLÜMAN OLMASIYLA bölgedeki DİNSEL varlıklarını MÜSLÜMANLARA kaptıran, BUGÜNKÜ YAHUDİLİĞİN  ve HIRİSTİYANLIĞIN  İNANÇ ATALARI  bölgede yayılamaz hale gelmişlerdir. Bölge kendisini korumuştur.

Müslümanlaşmayla sağlanan yerel destekler olmasa, Müslümanlık bu kadar hızlı yayılabilir miydi? Ellerindekini onaylayan ve ayrıntılı kılan İLAHİ VAHİYLERİ duyanlar elbette aslına rucu etmişler yani Müslüman olmuşlardır. İlahi vahiylere aşina olan ve  Ayetlerden haberdar olanların MÜSLÜMAN olmaktan başka seçenekleri olabilir mi?

Bilgi kırıntılarını yada yazılı metinleri nesilden nesile ulaştırılmasıyla o günlere gelenler, bildikleri / hatırladıkları / duydukları doğrulara kavuşunca, din önderlerinin dayatmalarıyla   EROZYONA uğratılan İMANLARINA yeniden sahip olabilmek için, KUR'AN'I KERİM'E tabi olmuşlardır. KUR'AN'I KERİM'İ rehber edinmişlerdir.

Din adamlarının saklamış oldukları Parşomenlerde; ya! onlarında Müslüman olmaları nedeniyle, yada ASLI GELDİĞİ için hükmünü (yanlışlıklarla dolu olan metinler olabilir) yitirerek koyuldukları yerlerde kalmış olmalılar. BUGÜNKÜ YAHUDİLERİN ve HIRİSTİYANLARIN çok işine gelen, ESKİYİ UNUTMA / TERKETME durumu hızla yayılmış ve  Müslüman bölgesinde bir daha da ortaya çıkarılamamışlar. Ayetlerin aslı ve ayrıntılısı varken, içinde yanlışlıklar eksiklikler olma olasılığının olduğu Parşomenlere rağbet gösterilmemiş.  Özellikle saptırmak için yapılmış tuzaklar, olabilir düşüncesiyle de uzak durulmuş olabilir. 

En eski bugünkü ESKİ AHİT yazmaları bile; M.S. 1000 yıllarında yazılmış. Sürgünden dönenenlerin Eşeklerine kadar sayı verenler KUTSAL KİTAPLARINI MUHAFAZA ETMEMİŞ OLABİLİRLER Mİ? Ama elleriyle yazdıkları METİNLERİ Yahudilere DİN KİTABI olarak kabul ettirmek isteyenler, elbette ellerinde var olan (parçalar halinde yada tümü) İLAHİ  VAHİYLERDEN, AHİT SANDIĞI gibi kurtulmak isteyecektir. Babil sürgünü sırasında yazdıkları kitapları yalanlayacak, KUTSAL METİN YAZARLARINA "SİZ YALANCISINIZ" diyecek, Ahit sandığında var olduğu söylenen LEVHALARDAN kurtulmanın, AHİT SANDIĞINI yok etmekten başka yolu olabilir mi?

BABİL sürgünüyle, EZRA ve arkadaşları tarafından başlatılan DİN kitaplarını yenileme sonucunda ortaya koyulan kitapi tam bir YAHUDİLİK MANİFESTOSU getirilmiş metinler bloğu. Bırakın İMANI, TANRI kavramının anlamı sadece sıfat haline getirilmiş. Yani; Tanrı kavramı, adına KİTAPLAR yazan ve karar veren komisyonların "Tanrının eli üstümüzdeydi" deyimi içine hapsedilmiş. Olaya karar veren, olayı yapan, olaya yön veren, olayı KUTSALLAŞTIRIP yazan AYNI EL olunca, ÜZERLERİNDE DE elbette bir el olacaktır. Söz konusu kitap KUTSAL OLDUĞUNA göre; söz konusu ELDE elbette TANRININ eli olur.

TANRI inancını, "TANRI BİZİMLE"  (en iyi yorumla 2. dereceden kuvvet konumunda) tarzında işleyen kitapları "TANRI SÖZÜ" olarak kabul ettirebilmek için, elbette eskiye dair hiç birşey kalmamalıydı. Bu durumda, İlahi vahiylere ait eski yazmaları, diğer tüm belgeleri zaman içinde kah tahrif ederek unutturmak, kah AHİT SANDIĞI gibi yok ederek ortadan kaldırmaktan başka çareleri var mıydı?

İlahi vahiy bilgisine haiz olanlar, İmani değerlere sahip olanlar, Tevhid inancına sahip olanlar  Müslüman olduğuna göre, (hem Hz. İsa, hemde Hz. Muhammed zamanında)  ortada tehlike arzeden eski yazmaların ele geçme ihtimali kalmıştı. Çünkü din içinde "İman bu değil, Musevilik bu değil" diyenler, halkı uyaracak olanlar zaten MÜSLÜMAN olmuş ve karşı tarafta yerlerini almışlardı. Artık onlar rakip dinlerdendi. Söyledikleri herşey bu çerçeve içinde değerlendirileceğinden  tehlike arzetmez hale gelmişlerdi. Tevhid inancına sahip olan insanlar,  artık SAPKIN DİN etiketi vurdukları MÜSLÜMANLARA katılmışlardı. Böylece kendilerini SAPKIN inançları içinde saflaşmış olarak bulan BUGÜNKÜ Yahudiliğin ve Hıristiyanların İNANÇ ataları  (Sapkın inançlarında ısrar edenlerde) BÖLGEDE Lokal tarzda faaliyetlerini sürdürerek bugünlere geldiler.

Hıristiyanların durumuda Yahudilerden farklı değil. Tanrıları olan ama kitap getirmeyip TANRI YAHVENİN kitabına tabii olan, Tanrıları sünnetli kendileri sünnetsiz olan, Dinimizin tebliği KUDÜS'te yapıldı diyip merkezlerini binlerce kilometre uzaklarda kuran, kitaplarını Yahudilerin kendilerine göre yazdığı HIRİSTİYANLARDA; O bölgenin neredeyse tamamını MÜSLÜMANLARA / MÜSLÜMANLIĞA bırakıp, en son edinilmiş olan OĞUL TANRI adı altında takipcileriyle birlikte tasını tarağını toplayıp, İMAN BÖLGESİNİN / PEYGAMBERLER BÖLGESİNİN dışına çıkmadı mı?

Gelişmesinin temellerini attığı Anadolu'dan da dışlanarak sürdürmedi mi?
En sonunda EDİRNE sınırı onun için geçilmez, AŞILMAZ bir SET haline gelmedi mi?
Çanakkale'den zorlandığı halde girilebildi mi?
Anadolu'da tutunmaya çalışıldı tutunulabildi mi?
Hayır, her yol Roma'ya çıkar sözü gereğince şu anda bulundukları bölgeye çekildiler. Şirk koşanlar konumunda yani; bir nevi MÜŞRİKLER olarak, yeni bir dalgaya kadar İMAN BÖLGESİNİN hemen yanı başından seyirlerine devam ediyorlar. Yüzlerce hatta binlerce senedir olduğu gibi..

Ayetlerin ve Vahiylerin üzerini örtebilmek,İLAHİ VAHİYLERE MAHSAR OLMUŞ  isimleri kullanarak kendi İNANÇ SİSTEMLERİNİ oluşturabilmeyi, ZİHNİYETLERİNİ DİN haline getirebilmeyi amaç edinenler için, YOK saymaktan ve YOK etmekten başka seçenek olabilir mi?

İLAHİ VAHİYLER; TEVRAT ve İNCİL ile AYETLERE aşina insanların bölgedeki faaliyetleriyle yani; KİTAPTA EHİL olanların katkılarıyla  İMAN bölgesi KEMALE ermeye bir başka deyişle MÜSLÜMANLIĞA hazır hale getirilmişti.

DİNİN KEMALE erdirme etaplarının sonuncusunda, farklı isimler altında İmanlarını sürdürmeye çalışan insanların (yapmaları gereken doğal seçimleri) İSLAMİYETİ kabul etmeleriyle, bölge sınırları belirginlişerek İMAN BÖLGESİ haline gelmiştir. ŞEHİRLERİN ANASI MEKKE'den başlayan ve ilk UYARILMA gününden itibaren (Lokal durumlar hariç. Lokal yerlerde de Müslüman ol dayatması da yapılmamış. O bölgelere; iz bırakma / yol açma / kanca atma / TAMPON bölgeleri denilebilir.) İSLAMİYET hiç gerilememiş.

O bölgenin insanları gökten inmediğine ve tüm bölge (lokal faaliyetler hariç) İSLAMİYETE geçtiğine göre; onlar "biz gerçek Yahudileriz" veya "Hıristiyanız" derlerken YALAN söylüyorlar. Bugünkü Yahudilerin İNANÇ sistemlerinin kökleri, Hz. Musa'ya, Hz. Harun'a, Hz. Süleyman'a, Hz. Davut'a dayanmıyor. Onların inançlarının dayandırdıkları Cinler üzerine kurulmuş olan PAGAN inançları. BUGÜNKÜ Yahudilerin İNANÇ atalığını yapmış olanların, ilahi değerlerden dinlerine kattıkları  tek şey; SAPKINLIKLARINI MASKELEMEK  için kullandıkları İSİMLER.

İlahi vahiylere mahsar olarak  Peygamber seçilmiş olanların  ve TEVRAT'ın isimini kullanmışlar. TEVHİD İMANININ esas alındığı dine ait İSİMLERİN (Tevrat, Musa..gibi) verdiği güveni kullanarak zaman içinde; "aslı böyleydi aslı şöyleydi, kitap kayboldu, kitap bulundu, göründü, dedi ki..vb.." diye diye ÇOK TANRILI inançlarını, DİNLER arasına DÜŞMANLIK, kin ve NEFRET katarak  kabul görür hale  getirmişlerdir.

Onlar köklerini, köklerindeki sapkınlıklarını başka yerlerde örneğin MISIR dinlerinde, BABİL tanrılarında arasınlar. Babil'de eğitim aldıklarını açıkca söyleyen, İRAN sarayında SAKİLİK yaptıklarını övünerek anlatan PEYGAMBER kıvamında gördüklerinin yazdırdıklarında arasınlar.

Dinlerinin mimarı olan, kitap alan değil veren konumunda TUTULARAK (TANRININ OĞLU / Hanok - El-Shaddai Tanrının kitap yazmanı unvanları) tanrılaştırılan / TANRI OĞLU görülen  (Tanrının oğulları /sons of God  inanışı içinde farklı yer verilen) EZRA'nın, İlahi vahiyleri ileten isimleri kullanarak yazdığı kitaplarda ki zihniyet manifestolarında arasınlar. Tanrının gizli eli, Tanrı geri plandaydı, tanrının eli üstümüzdeydi, Tanrıyı gördüm, Tanrıyı güreşte yenmiş, Tanrı Azazel'e sunu gönderdi, Tanrı Fidye verdi, Tanrı dedi ki aktarımlarıyla kitap yazmış olanların ZİHNİYETLERİNDE arasınlar.

Yaratılmışın TANRI OĞLU ilan edilmesiyle, TANRILIK kavramını sıradanlaştıranların yaydıkları sapkın düşünceleri içinde inanç köklerini aramalılar
Kutsal metin yazarlarının "HER HARFİ TANRIDAN" vurgusuyla kendilerini de TANRILAŞTIRDIKLARI, kutsal kabullü metinler içinde inanç köklerini aramalılar
İnsanın TANRI OĞLU olabileceğine inanacak kadar TEVHİD imanınıdan uzaklaşmış olanlar  inanç köklerini göğüsleride yaşattıkları BUZAĞILARINDA aramalılar.

TANRI OĞLU ilan etmelerinde sapkınlığın köklerine ulaşabilmek için; "TANRININ OĞLU olur mu? OĞLU OLAN TANRI olur mu? OĞLU OLAN Herşeye EGEMEN olur mu? sorularıyla kendilerini yüz-yüze getirmelidirler.
KURTARICI  beklemelerindeki gariplikle bulaştıkları sapkınlığın köklerine ulaşabilmek için; KİM NEDEN BİZİ KİMDEN KURTARACAK sorularını korkmadan kendilerine tekrarlamalıdırlar.
   
  İnanç köklerine ulaşabilmek için; Dinlerine  içirilmiş buzağı suyunun, kimler tarafından hazırlanarak zaman içinde kimler tarafından ikram edildiğini yani, SAMİRİNİN BUZAĞISININ göğüslere kimler tarafından yerleştirilmiş olabileceğini  araştırsınlar.
SAMİRİNİN PUTCULUĞUNU ismini (Samiriyi) anmadan, Harun vasıtası ile İNANÇLARININ içine, "GİZLİ EL"  konumunda sokanların kimler olabileceğini araştırsınlar.

Böylece; Buzağı sularını içirdikten sonra BUZAĞILAR iyice göğüslere yerleşsin diye, BUZAĞI gizliden gizliye inançlarda yerini alsın diye,  GİZLİ PUTCULUĞU  kimlerin dinlerine soktuğunu araştırsınlar.
Görünmeyen, göğüslerde hep canlı tutulan, DİNİN olmazsa olmazı yapılan put yapım işini, Hz. Musa'nın ve Hz.  Harun'un üzerine kimlerin atmış olabileceğini araştırsınlar.
SAMİRİNİN yaptığı buzağının neden böğürdüğünü ve böğüren bir avuç toprağın, neden ait olduğu Denize değilde, sulandırılıp İNSANLARA içirildiğini bir düşünsünler. 

Böğürtünün insanlara  faydasının olabileceğine inanların, TEVHİD imanıyla bir ilişkilerinin olamayacağına göre; İNANÇLARININ KÖKLERİNİ bölgenin Müslüman olan toplulukları içinde değil, toplumlarını SAMİRİNİN BUZAĞISI gibi görmek isteyen geçmiş İNANÇ ATALARI içinde arasınlar.

Buzağı suyu içirilmesi yetmiyormuş gibi; Neden bayraklarında iki çizgi / iki set var? Neden ibadethanelerinin ismi Babil sürgününde SinaGOG olarak koyulmuş bir düşünsünler. SİNA'dan gelecek ve herşeye egemen olacak dedikleri GOG ne olabilir? Tüm Esav soyunu (aynı atadan diğerleri olarak kabul ettikleri) MaGOG'u da egemenliğine alacak olma hayalleri kuranların, İBADETHANE isimlerinde GOG'un ne işi olabilir?

Sina'da (Sina çölünde 2285 mt. yüksekliğinde bir dağ) alınmış olan dini göğüslerinde yaşattıkları BUZAĞILARININ isteklerine göre düzenleyip, Siyon'a  (500mt yüksekliğinde Kudüs yakınlarındaki tepe) taşımış olan GOG'ların toplantı  yeri mi oluyor?

Tapınak buluşma yeri anlamına geliyorsa; SinaGOG, Sina'yı çıkış noktası olarak işaret eden GOG'ların buluşma yeri olmuyor mu?  Sina'da tebliğ alanların torunları olmakla birlikte zaman içinde, İNANÇ ATALARININ gayretleriyle edindikleri dinlerine ait ilan ettikleri Tanrılarını Siyon'a yerleştirmiş olan, GOG'ların buluşma yeri anlamına gelmiyor mu?

İki set onların vaad edilmiş toprakların sınırları mı?
Yoksa; asla egemen olamadıkları asla var olamadıkları İMAN bölgesinin sınırlarıda, İmanı yok etme amaçlarını gizlemek için mi, VAAD olunan topraklar YALDIZINI  kullanıyorlar?
Maskeledikleri hedefleri, Vaad edildiği için mi, yoksa mutlaka ele geçirmeleri gerektiğinden dolayı mı önem arzediyor?
Kurtuluşumuz için İMANI YOK EDİN diye açıktan bildirimde bulunamayan ataları, hedeflerini VAAD edilmiş topraklar maskesiyle mi, ZİHNİYET TORUNLARINA adreslediler?
   
  "ALLAH" yolunda Kurban seçilen  Hz. İsmail'den Kurban olmayı / kurbanlık olmayı alıp Hz.İshak'a mal etmiş olmaları,
Samirinin Buzağı yapımcılığını Hz. İshak soyundan Harun ismine devretmiş olmaları,
Gönüllerine içirilmiş olan Buzağı suyunu Musa ismine yüklemiş olmaları,
Onlara; TEVHİD İMAN SAHİBİ görüntüsü altında,   Samiri putperesliğini iman bölgesine sokabileceklerini zannettirmiş olabilir. 

Yakup Esav çekişmesinde hile ile Yakup'u ismini Peygamber ilan eden, edilebileceğini inançları içine  sokmuş olan  Zihniyete,
Böyle bir Peygamber atamasına itiraz etmeyen, adeta "PEYGAMBERLERİ BEN SEÇMİYORUM" diyen ve hileyi Sina'da verdiği "her harfi kendisinin olan" kitapta ballandırarak anlatan  (aslında hiç birşeyden haberi olmayan, kitapta ne yazıldığını dahi bilmeyen) edinilmiş Tanrıya,  
O toprakları KURTULUŞLARININ olmazsa olmazı olduğunu görerek, edindikleri Tanrı adına (Tanrısal vaade dönüştürdükleri) kendilerine verdikleri toprak vaadine.
(Yeşu ile Tanrının Musa'ya elleriyle -atalarına da vaad ettiğim topraklar diye - gösterdiği VAAD topraklarını "aldık / feth ettik" demelerine rağmen, daha sonra hedef büyüterek,  Suriye içinden geçen Fırat'ın kıyısından başlayıp AKDENİZDE bitmesini öngördükleri vaad topraklarını, iki çizgi ile sembolize ettikleri NİL ve FIRAT nehrini tamamen sınır yapacak hale getirdiler. yani neredeyse bütününü kast eder hale geldiler. Böylece kendi kendilerine ikram etmek istedikleri topraklar  iman bölgesini içine alacak biçimde belirlemiş oldu)
 

Ellerine kalemi alıp, DEVLETLERİN, şehirlerin olduğu dönemde "ben ilk insanı yarattım" diyen Tanrı onaylı soyları "her harfi Tanrıdan" kitaplarda yazan  seçilmişliğe
Saltanatlarına hiç ara vermeyan Firavunların Piramitlerinde ON BİNLERCE İŞÇİ çalıştırdıkları  dönemde, "Tufan oldu Nuh, Ham Yasef, Sam kurtuldu tüm insanlık onlardan türedi yazan ATA YADİGARI kitaplara,.vb..

..sahip olanlar; Tanrı kavramının içini de boşalttıkları için, bu yolla "ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH'a" rağmen iman bölgesine girerek egemen olabileceklerini sanmış olabilirler.
   
  Kurban olarak seçilmiş olan Hz. İsmail olduğu, bugünkü HARİTALARA bakıldığında ortada değil mi?
1400 seneden beri o bölgeye tayin edilmiş olanların Hz.İsmail soyuna mensup, Hz. Muhammed'in çağrılarına uyanlar olduğu Haritalara bir bakışta anlaşılmıyor mu?
İman bölgesine  kurban olarak / adanmış olarak "ALLAH'ın"  kendisini seçtiğini ve babası Hz.İbrahim'den öğrenir öğrenmez "ALLAH" yoluna  KURBAN olmayı kabul edenin, Hz. İsmail olduğu, o topraklarda tüm gayretlerine rağmen egemenlik kuramamış olmalarından belli değil mi?
 
Kurban vesilesiyle "ALLAH'a" birkez daha secede edenin, (Hz. İbrahimle aynı yolda yürümeye başlayıp, düşünce koşturacak yaşa gelir gelmez) bağlılığını boynunu uzatarak gösterenin Hz. İsmail olduğu, Peygamberler bölgesinin sorumluluğunun / kontrolünün / egemenliğinin Hz. Muhammed'e biat etmiş olanlara verilmiş olmasından da mı anlaşılmıyor?

Bugünün Argemeddon planlayıcıları olan Varlık BİR'likcileri, Diyalogcular için 4000 sene öncesinden verilmiş olan "boşuna hayaller kurmayın" mesajı olduğu MÜSLÜMANLARIN konumlarından anlaşılmıyor mu? (Geçici ilerlemeleri kendileri için kazanç saymasınlar. Müslümanların alacakları dersler onlarında uğrayacakları belalar verdır. İsrail Krallığında da sapkınlık arttığında, yani azgınlıklar diz boyuna geldiğinde hepsi helak edildi. O topraklar sapkınlaşanları kustu. Müslümanlar için 20 kişiyle 200 kişiyi bertaraf edebilme dönemleri edinilen zaaflar nedeniyle geride kalmış, 100 kişiyle 200 kişiyi "ALLAH'ın" izin vermesiyle bertaraf edebilecekleri dönem başlamıştır. Ardaki tek fark çekilecek acıların, ödenecek bedellerin fazla olması. Yoksa o bölgenin konumunun değişmesi diye birşey söz konusu değil.)

Putları gönüllerine içirenlerin, tek ilahlı din maskeleri takınmış olmalarına rağmen, bölgeye egemen olamamalarına karşılık, İbrahimoğlu Hz. İsmail soyundan gelen Hz. Muhammed'in davetine uyanların egemen olması, mesajın 4000 sene öncesinden verilmiş olduğunu göstermiyor mu?
2000 sene sonra Babasız dünyaya gelen Hz. İsa'nın arkasından, 2500 sene pasif olarak gözüken Hz. İsmail soyundan seçilen resülün o bölgede egemen olması, bugün onlardan isimleri dışında izler taşımayanlara, 4000 sene öncesinden verilmiş "bu topraklar sizi kabul etmez" mesajı olduğu açıkca belli değil mi?

Kutsal damgası vurarak KURTULUŞLARININ olmazsa olmazları arasına aldıkları İMAN bölgesine hükümran olanlar, "ALLAH" yoluna kurban seçilen ve kendisini KURBAN eden (kurban olarak boynunu uzattığına göre) Hz. İsmail'in soyundan gelen Hz. Muhammed'in çağrılarına uyanlar değil mi? Hz. Muhammed'in "ALLAH" YOLUNA davetlerine icabet edip, MÜSLÜMANIM diyenler değil mi? O bölge Hz. İsmail soyundan gelip "ALLAH YOLUNA TEVHİD İMANINA davet eden Hz. Muhammed' BİAT etmiş olanların yüzyıllardır emanetinde değil mi? 

"ALLAH" yolunda onun rızası için Kurban olmak yine İsmailoğullarından gelen Hz. Muhammed'in çağrılarına uyup İlahi vahiylere kulak verenlere ait olduğu ve olacağı, Dünyanın geçirdiği tüm savaşlara rağmen hala aynı konumunu korumasından belli değil mi? 
Hz. İsmail soyundan gelen Hz. Muhammed'in vasıtasıyla gelen KUR'AN'I KERİM'i rehber edinenlere, KUR'AN'I KERİM'e sığınanlara verildiği, binlerce yıldır kurdukları hayallerin boşa çıkmasından, umutlarının tükenerek bu iş Tanrıya bırakılmayacak kadar önemli diyreke kolları sıvamış olmalarından belli değil mi?

Onların tüm Dünya'ya yayılmaları, her işgal ettikleri yerleri kendi dinlerine  bağlayabilmelerinin, büyük dalga Müslümanlığa zemin hazırlamak için olduğu, Müslüman bölgesine hiçbir zamamn egemen olamamış olmalarından belli değil mi? ("Tüm yollar Roma'ya çıkmalı ki, Dünya İmparatorluğu kolayca idare edilebilsin" mantığıyla hazırlanan yollar, bir zaman sonra kendi yıkımlarını kolaylaştıran güzergahlar, geçitler / yön levhaları haline gelivermiştir) Unutmayın Hz. İsmail'i KURBAN olama konusundaki secdesini yeterli görüp, onu fiziksel kesilmekten / kurban olmaktan muaf kılan gökten gelen KURBANLIK. Gönlden secde / gönülden bağlılık herşeyin çözümünüde beraberinde getiriyor. Kurban olayının Hz. İbrahim ve Hz. İsmail için bir imtihan olduğunu "ALLAH" söylüyor.

Yoksa ALEMLERİ YARATMIŞ olan  "ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH" için, Hz. İsmail Kurban olsa ne olur olmasa ne olur? Kurban ondaki "ALLAH" sevgisinin, bağlılığının boyutunun ne erişilmez olduğunu cümle aleme göstermiştir. Örnekleme yapılarak bizlere de "lafla peynir gemisi yürütmeyin bağlılığınız ispat için "ALLAH" yolunda kendinizden fedakarlıklarda bulunun" denmiştir. "Ne verirseniz elinizle o gider sizinle diyerek HASILAT toplamayın, siz kendinizden verin o gitsin sizden önce" denmiştir.

Yoksa tüm insanlar ve varlıklar "ALLAH" tarafında (taraftarı değil) olsa ne yazar, taraftarı gözüküp şov yapsa ne yazar. "ALLAH" dilemedikce yani "OL" demedikce ne olabilir? Secdenin  faydası sadece insanlar içindir. Secde edenler içindir. Kullarının secde etmesi, rızası kazanılan "ALLAH'ın" lutfunu artırır. Tüm varlıklar bir araya gelse ne olur gelmese ne olur?

"Kutsal"  dedikleri, "VAAD" dedikleri topraklara bir türlü egemen olamamış olmaları, "Sular kesildi dersime çalışamadım" feryadı figan mazeretleri arasında binlerce yıldır  antlar içirdikleri (ant içtiğini kitaplarından naklettikleri)  Tanrı olgularının, hiç birşeye egemen olmayan yaratılmış bir  varlık olduğunu ortaya koymuyor mu?

Bu günkü HIRİSTİYANLIKTA dahil o bölgenin tüm sapkın inançları kustuğu, (Samiri Buzağısına katılan toprağın isyan etmesi gibi) TARİH sayfalarına bakıldığı zaman okunamıyor mu?
   
  Aslında, Nuh, Kenan, İbrahim, Sara, Lut ve kızlarının isimleri altında anlattıkları ensest ilişkileryle,  İbrahim'e gelen edindikleri TANRI'nın ve meleklerinin yemek yemiş olmasıyla, Yakup ve ESAV doğum mücadelesiyle, İshak'ın elinin tutuğunu Peygamber yapabilmesiyle; İNANÇ kabullerinin ne olduğunu yani, Tanrı - Peygamber  kavramlarını kendi standartları  içinde belirlediklerini üzerine basa basa duyurmuşlardır.

Tanrı ve Peygamberler  biçtikleri seviyelerinin ne olduğunu bu kıssalar ile özetlemişlerdir.
"Kitabın Yaratılış gibi isimlerine kanıpta bizlerin İLAHİ DİN mensubu olduğumuzu sanmayın" demişlerdir.
"Tanrı, Peygamber, kitap" derken, sakın Tevhid inancı içinde bizleri aramayın diyede gelecek kuşaklardaki takipcilerine sıkı sıkıya tembihte bulunmuşlardır. 
"ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH" ile hiç bir bağlarının olmadığını (BUGÜNKÜ) kitaplara bağlı kalındığı sürecede olmayacağını, gelecek nesillere duyurmuşlardır.
İyi bir YAHUDİLİĞİN nasıl olması gerektiğinin esaslarını bu kıssalarla kendilerinden çok şeyler bekledikleri İNANÇ TORUNLARINA aktarmışlardır.
Ve bu kıssalara Tanrılarının kim olduğunu, nasıl bir şey olması gerektiğini, kurtuluşlarını ellerine emanet ettikleri ÇIRAKLARINA ÜSTADLARI olarak aktarmışlardır.
Varlık Birliğinin sağlanması için bel bağladıkları gelecek nesillere profilini çizdikleri ataları İbrahim, İshak, Yakup'u tanımlayarak gidecekleri yolun tarifini yapmışlardır.
Tanrılarının; ensest ilişkileri, hırsızlıkları, yalancılıkları ile tanıttıkları İbrahim, İshak, Yakup isimli kişilerin benimsediği Tanrı olması gerektiğinin uyarılarını yapmışlardır.
İnanç varislerinin, BABALARININ, ATALARININ Tanrı inançlarından ayrılmamaları gerektiğini Tanrısal yollar kullanarak duyurmuşlardır.
Geleceklerini kurtuluş ümitlerini gelecek nesillerine emanet ederek sessiz gemilerine binenler, ihanete uğrama / yanlışlığa gitme korkusuyla bu bildirimlerde bulunmuşlardır.
Takip edenlerin, isimleri karıştırıp yanlışlığa kurban gitmemeleri, kendilerini terkedip Tevhid inancı içine dalmamaları için  bu DİNİ KURANLAR olarak aktarmışlardır.

Tanrı seçilirken (edinilmiş tanrılarda yaratılmış varlıklar olduğundan onlarda ölüyor. Tıpkı Firavun benzeri Tanrılar gibi)  hangi kıstaslara bakılması gerektiğini, Tanrı AHİTLERİ yapılırken nelerin göz önünde tutulması gerektiğini, YAKUP'un (Güreşte tutsak aldığı, yalvarttığı hatta yendiği)  Güreş kıssasıyla  ZİHNİYET MİRASÇISI olmak istiyenlere aktarmışlardır.

Tanrı yenilebilir, yalvarttırılabilir, kontrol edilebilir, güç yetirilebilir olmalı beyanlarını "her harfi Tanrıdan" dedikleri kitaplara, "TANRI MODUNA" geçerek yazmışlardır.  Yüzü görülemez "ALLAH" yerine, yüzü görülebilen yaratılmış bir varlığın Tanrı edinildiği ve Tapınmaların ona göre düzenlendiği, ibadetlerin göğüslerdeki Buzağılara göre yerine getirilmesi gerektiğini kutsal bildirimler halinde aktarmışlardır. Bu tür seçimlerin tuttukları yol nedeniyle devam etmesi gerektiği, İNANÇ VARİSLERİNE kutsal damgalı kapaklar arasında bildirilmiştir
   
  Kitaplarında Tanrıyı bile kale almadan peygamber atayan, peygamberlik seçimi gibi çok önemli bir olayda Tanrısından yardım alamayan, Peygamber seçimi gibi bir konuda hileyi meleklerdende öğrenemeyen, Peygamberliği CİNCİLERİN / ÜFÜRÜKCÜLERİN el verme dedikleri yöntemler kullanarak  (kutsamayla. tanrısal konumu  oynayarak) hilebaz oğlunu peygamber ilan ettiğini sanan bir kişinin HZ. İshak olma ihtimali var mı?

İlahi seçimle gelen, ilahi emirle gelen Peygamberlik öyle el etek öpmeyle, kimin olduğu  bilinmeyen başları sıvazlamayla ilan edilebilir mi?  Edinilmiş Tanrıları için kitaplar yazanlar için, edinilmiş Tanrılarının yetki ve selahiyetlerini ilan etmek isteyenler için, İnanç köklerinin dayandığı buzağının sesini duyuranlar için, SOY ATALARININ seçiminin Tanrısal olmadığını esasında herşeye kendilerinin karar verdiğini, ilan edenler için başka türlü Peygamberlik seçimi yapılabilir mi? 

Kitaplarında profili çizilen İSHAK ismini verdikleri kişinin Peygamberlik seçiminde bile takmadığı bir Tanrıya kurban olacak göz taşıma ihtimali var mı? Yakup'u kutsanmış ilan edenlerin kendileri olduğunu ilan edenlerin, eğer Esav'ı seçseydik atalarımız o, olacaktı havasını estirenlerin, Tanrısal bir seçimle değilde bir insanın tuzağa düşerek işaretlediğini SOY ATALARI kabul edip kendilerini SEÇKİNLER ilan edip kendilerine topraklar VAAD edenlerin, Tevhid imanını emreden "ALLAH"a kurban olma gibi bir dertleri olabilir mi?
   
  İSHAK isimli (Kendilerine göre karekterize ettikleri) hayali kişinin izinden gidenlerin, KURBAN olayını kendi soylarına maletmiş olmaları, gelecekte Yakupoğullarının o bölgeye hükümran olacağını sanmalarından ileri geliyor. Oysa, kendilerinin ifadeleriyle dışladıkları, "Doğuya (kendi konumlarına göre doğu yönü. Uzak doğu değil) yerleşti" dedikleri İsmail soyu, İMAN BÖLGESİNİN KURBANLIĞI olarak mevcudiyetini sessizlik içinde sürdürüyordu. (Kardeşleri diyorlar ama kitaplarında; İsmail'in farklı anneden olan bir tek İshak adlı kadeşi var yazıyor)

İsmailoğullarının Yıllarca sesiz sedasız varlıklarını sürdürüyor olmaları onlarda YABANİ oldukları duyguları estirmiş olmalıki, içlerindeki düşüncelerine tercüman olsun diye Tanrılarının ağzından YABAN EŞEĞİ tanımlaması yapmışlar. Rabbin meleği dediklerini bile TANRI olarak kabul edip sonra ona RAB ismi vererek sınıflandıranlar ""RAB" adetlerin çoğaltma ruhsatlarını verenler, elbette istemdikleri için TANRI ağzından dilediklerini kitab ayazmakta bir sakınca görmezler.  çoğlatanlar Rab kabul edip isimlendirenler

Yaratılış.......16:9 RABbin MELEĞİ, ‹‹Hanımına dön ve ona boyun eğ›› dedi,
Yaratılış.......16:11 ‹‹İşte hamilesin, bir oğlun olacak, Adını İsmail koyacaksın. Çünkü RAB sıkıntı içindeki yakarışını işitti.
Yaratılış.......16:12 Oğlun YABAN EŞEĞİNE BENZER bir adam olacak, O herkese, HERKEZ de ona KARŞI ÇIKACAK. KARDEŞLERİNİN HEPSİYLE çekişme içinde yaşayacak.›› da ‹‹Bütün kardeşlerinin yaşadığı yerin doğusuna yerleşecek››.
Yaratılış.......16:13 Hacer, ‹‹Beni gören TANRIYI GERÇEKTEN GÖRDÜM mü?›› diyerek KENDİSİYLE KONUŞAN RABbe ‹‹El-Roi›› ADINI VERDİ.

Defalarca bıkıp usanmadan her vesilede TEK İLAH sahibi olmadıklarını vurgulayanlar, burada da Hacer'e yeni bir isimle RAB edindirerek, aynı duyurularını bir kez daha yapmış oluyorlar.

İnsan, tek ilaha yada herhangi bir şeye inanıyorsa onu her gördüğünde yada hissettiğinde, her malum olduğunda, BUNUNDA İSMİ ŞU olsun" diye  farklı bir isim takar mı? "Ben Tanrı EL-ROİ'yi gördüm" demiş olması başkaları için ne ifade eder? Hiç birşey ifade etmez. Tıpkı Musa'ya bir sesin "ben babanım Tanrısıyım" demesinin hiçbir şey ifade etmediği gibi. Kendisine gözüken ve "babanım Tanrısıyım" diyene, Musa'nın "adını sorarlarsa kim diyeyim" demesi, çok tanrılı bir sistem içinde bulunan Musa işareti yapmıyor mu?

Buzağının suyunu içiren Musa'larının çok tanrılı PUTPERES bir inanca sahip olduğunu anlatmıyor mu?  Put yapan Harun, Put suyu içiren Musa, Putun meydana çıkmasına çok sinirlenen ama gönüllere yerleşmesinden mutlu olan (Put suyunun içmesine ses çıkarmayan) Tanrı olgusu, Put suyunu içmeyenleri kılıçtan geçiren put yapımcısı Harun soyu Leviler..vb.. tüm bunlar ÇOK TANRILI İNANAÇ KÖKLERİNİN olduğuna işaret etmiyor mu?

ATA BAĞLANTILI TANRI inancının hiçbirşey ifade etmediği, herkezin yada her grubun edinilmiş TANRILARA / RABLERE sahip oduğunu, MUSA'ya "ismini sorarlarsa KİM diyeyim" sözünü sarfettirmekle ortaya koymuş olmuyorlar mı? Çünkü ATA Tanrıları dışında  (Tek İlah imanını çoktan bırakmışlarda) farklı isimler verdikleri Tanrılara  geçtiklerini  vurgulamak için;  TANRIDAN KİTABI TESLİM ALACAK OLAN ÖNDERLERİ MUSA'yı BİLE TANRISINI TANIMIYOR ortamında sergiliyorlar. Tanrısını bilmeyen "Ha! evet sensin" diyemeyen bir önder takdimi neden yapılır?

 "İbrahim bile Tanrıyı değil, Tanrı yazmanı El-Shaddai'yi / Hanok'u tanıyor, onu Tanrı olarak kabul etti. Çocuklarına da El-Shaddai'yi / Hanok'u Tanrı olarak tanıttı (Babanın, Atlarının Tanrısı Takdimiyle) diyenler "AÇIK AÇIK TEK İLAHLI İMANLA / İNANÇLA İLİŞKİMİZ YOK" demiş olmuyorlar mı?

TEVHİD İMANINI emredeni olan, ŞİRKİ en büyük affedilmez günah olarak ilan eden, hiç başka kimliklerde kullarına gözükerek onların ŞİRK konusunda deliller edinmesine, ŞİRKE düşmesine, başka isimlede de İLAHLAR olduğunu sanmasına olanak tanıtacak / vesile olacak ortamlar oluşturu mu? Öyle ortamları içinde elçi olarak seçtiğinin bulunmasına  izin verir mi? ŞİRK koşmaya dünden razı olanları kendisine elçi seçer mi?  Ensest ilişki yaşayan, Karısını kendi canı için pazarlayanı, kardeşiyle evli olduğunu itiraf edeni  ELÇİ SEÇMEYECEĞİ GİBİ.

"Mısırdan Çıkış ...6:3 “BEN YAHVE'’yim. İbrahim'e, İshak'a ve Yakup'a EL SHADDAİ olarak göründüm, ama onlara kendimi YAHVE ADIYLA tanıtmadım.”

Bu durumda Musa'nın, Tanrısının hangisi olduğunu bilmesine imkan var mı? Dinin babası denilen Tanrı yerine başka bir varlığa tapıyor.  dinin kurucusu dedikleri İBRAHİM'e,  EL-SHADDAİ olarak görünen (Yahve olarakta görünebildiğini İMA eden) ve yemek yiyip süt içenin,  İbrahim tarafından kabul gördüğünü yazmakla;  çok Tanrılı inanç sisteminden geldiklerini anlatmış olmuyorlar mı? İbrahim'in gerçeği bildiği halde, onu itirazsız "Rab" diye kabul ettiğini anlatmaları, İNANÇ KÖKLERİNİN çok tanrılığa dayandığını, takipcilerine  aktarma amaçlı değil mi?

Yaratılış.......21:33 İbrahim Beer-Şevada bir ılgın ağacı dikti; orada RABbi, ölümsüz Tanrıyı ADIYLA çağırdı.

İbrahim'den Yakup'a kadar sürekli EL_SHADDAİ olarak gözüktüyse, İbrahim RABBİN ÖLÜMSÜZ (büründüğü / gözüktüğü kimliğe ait isimle değil)  ADINI nereden bildi de ona "YAHVE" diye seslendi. Bu seslenme hikayesine bakarsanız aslında Yahve taklidi yapan EL-SHADDAİ olarakta gözüken varlık. Seslenilen ölümsüz isimde Tanrı tarafından göğe çekildiğine inanılan kutsal kitap denetmeni El-Shaddai / Hanok olmalı. Öyle ya! İbrahim bilmediği, görmediği bir isime nasıl seslenir. Eğer "YAHVE diye bir sesleniş yaptı" denirse bu durumda da, bildiği halde ikinci bir RAB inancını, hem dinin köküne (dinin kurucusu) hemde kendi İMANININ içine soktuğunun ilanı olur
   
  GÖĞE YÜKSELEN HANOK , KUTSAL KİTAP DENETLEYİCİSİ KİTAP YAZMANI ve TANRININ OĞLU "EL SHADDAİ & EZRA" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Eğer tek ilah inancına sahip olarak Yahve'ye bağlı bir imana sahip  olsaydı, kendisine gözüken El-Shaddai'ye TANRI SAYGISI göstermez, onun ben "RABBİM" sözüne "git başımdan ŞEYTAN" diye karşılık verirdi.  Ona hizmet etmeyi, ona dana kesmeyi, ona yerlere yatarak secde etmeyi asla ve asla yapmazdı. Ama tüm sayılanları yaptığı "HER HARFİ TANRIDAN" dedikleri kitaplarında, EN KÜÇÜK AYRINTISINA kadar anlatılıyor.   Şimdi bu "çok Tanrılı inanca sahibiz" ilanı değildir de nedir? 

Öncesinde hiç bilmediği, geçmişinde hiç izler taşımadığı "o benim" diyen varlıktan DİN ÖNDERİMİZ kitap aldı ilanları yapmak, Tanrı seçimi yapıldı yada yapılıyor demek değil mi? Kitap alan Musa'nın tanıyıp bilmediği  ama PUT yapımcısı Harun'un çok önceden bilip ilişkide olduğu Tanrı olgusunun, İlahi bir tanımı olabilir mi?  PUT yapımına meyli olan, PUT yapmayı çok iyi bilen biri ELÇİ SEÇİLMİŞ olabilir mi? Put yapana ve soyuna BAŞKAHİN'lik mükafat veren TANRI olabilir mi? (Musa'ya abin Harun'la da konuştum o seni karşılayacak" demesi, Harun'un yaptığı PUTU yeni Rabbiniz diye sunması, Tanrı olgusunun açığa çıkan kimliği nedeniyle çok sinirlenmesi, Put suyunun içilmesiyle sakinleşmesi. Tanrı adının tekrar edilemez kuralıyla saklanan gerçek kimliği)

Sippor-Musa sünnet olayında anlattıkları Tanrı değişim olayının başlangıcını, Musa'nın sorusuyla ilan etmiş olmuyorlar mı?   Babasının Tanrısının ismini bilmeyen, dolaysıyla TANRISIZ olan Musa'larına, benzer bir yapı içinde sergiledikleri Tanrısının ismini bilmeyen Hacer'leriyle anlatılanlarda elbette İNANÇ KÖKLERİNİ vurgulayan benzer şeyler.
   
  DİN İNANCINDAN YAHUDİLİK ZİHNİYETİNE GEÇİŞİN ÖZETLENDİĞİ, MAKASBAŞI HİKAYELERİNDEN "MUSA & SÜNNET" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Onların tanımıyla RABBİN MELEĞİNİ görüp, ona "TANRI" diyen ve nihayetinde ona (örneğin) YAHVE  dışında isim verenin, "gördüm" dediği; Kitaplarında  TEK İLAH olarak bahsi geçen YAHVE olabilir mi?  Elbette olamaz. Öyle olsaydı "Yahve'yi gördüm" derdi. Yeni Rab görme sevinciyle isimler takmazdı. Tek ilah inancı olsaydı gördüğünü bildiği isme yorardı.  RABBİN Meleği zannettiği CİNLE işe başlatıp, onu TANRI ilanıyla sürdürdüğü ifadeyi, yeni RAB tayiniyle biitirmezdi. YAHVE'yi yada TANRI olarak benimsediğinin ismini zikrederdi. Tanrı olan  verilmiş hitap isimi neyse onunla hitap ederdi.

Yeni ÖZGÜN isimler takmak, bildiğinin dışında birşeyle karşılaştığını ve  (ifadelerinde belirttikleri gibi) yeni  bir RAB edinmiş olduğunu işaret eder. Hacer'in de Tanrıyı gördüğünden emin olmamasına rağmen, gördüğü varlığı RAB ilan edip isim vermeside bu görüşün doğruluğunu gösterir.

Ki o devirlerde "Tanrıyı gören ÖLÜR" kuralı geçerli olduğu halde, kitaplarında Tanrı görme olağan birşeymiş gibi işleniyorsa, daha doğrusu GÖNÜLEBİLEN TANRI vurgusunu yapıyorlarsa, GÖRÜLEMEYEN İLAH'LA BAĞLARINI koparttıklarını, kendilerine her yerde görebildikleri / görebilecekleri TANRILAR edindiklerini ANLATIYORLARDIR.
Zihniyet torunlarına edindikleri Tanrı hakkında bilgi veriyorlardır.
"Aman ha! Varlık Birliğimizi başarısız kılacak TEVHİD İMANINDAN uzak durun" diyorlardır.
Geleceklerini emanet ettikleri, kutuluşlarını bağladıkları İNANÇ VARİSLERİNE bu "ALEMLERİ YARATAN ALLAH" ile bir bağımız yok bildirimlerini iletiyorlardır.
Görülemeyen "ALLAH" İmanından çıktıklarını İNANÇ KÖKLERİNİ varlıklardan  edinilmiş olan TANRI olgusuna bağladıklarının duyurusunu yapıyorlardır.

Mısırdan Çıkış/Exodus..33/20 Ancak, yüzümü görmene izin veremem. Çünkü yüzümü gören yaşayamaz."

Gördüğünüz gibi Musa'ya bile eliyle gözlerini kapatarak sırtını gösteren Tanrıları meğerse yüzlerce yıl önce Hacer'e yüzünü göstermiş. Tıpkı Yılana, İbrahim'e, Yakup'a gösterdiği gibi. Görülebilen Tanrılar edindiklerini bundan güzel bir biçimde, içine KUTSİYET katarak nasıl ilan edebilirlerdi?
   
  "YÜZÜMÜ GÖREN ÖLÜR'le" başlangıç yaptırılan "YAHVE" imajı & markası ile sunulan "TANRININ sonraki hali "TANRININ YÜZÜ"sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Daha henüz Tanrı seçiminin yapılmamış olduğunun vurgulandığı, geçisin tam olarak yapılmadığının detaylandırıldığı,  İnsanların İbrahimde dahil Tanrılarını tanımadığı bir dönemin anlatıldığı bölümlerde, Hacer için böyle şeyler yaptırmaları normal olmalı. Kaç İbrahimleri var bilinmez ama onların Tanrıyı ismiyle bilen, birde bilmeyen İbrahim işleyişleri kitaplarında mevcut. (Yada İbrahim El-Shaddai'yi tanrı  bilerek öldü)

Mısırdan Çıkış ...6:3 “BEN YAHVE'’yim. İbrahim'e, İshak'a ve Yakup'a EL SHADDAİ olarak göründüm, ama onlara kendimi YAHVE ADIYLA tanıtmadım.”
Yaratılış............21:33 İbrahim Beer-Şevada bir ılgın ağacı dikti; orada RABbi, ölümsüz Tanrıyı ADIYLA çağırdı.

Bu durumda Hacer'le ortaya koyulan yeni Rab edinme ve Tanrı ismindeki bilinmezliğin giderilme bilgisi Yakup'un güreşiyle yeni bir şekil almış ve Musa ile "ben benim diyenim" lafıyla "sonsuza dek Tanrınız olacağım" diye açıklanmış.  

Yakup'un esir aldığı, gücünü tükettiği yalvarttığı TANRI, ismen ve yapı olarak  ideal Tanrı anlayışlarına uyduğu için,  ana hatları (prototip olarak) alınarak EZRA ve arkadaşları tarafından Dinin içine, İsrail'in / Yakup'un Tanrısı tanımlamasıyla dahil edilmiş.
Bir efsane bir geçmiş kazandırmak için yapılan bu TANRI saptaması, EZRA ve arkadaşları tarafından kitaplarında gittikce azalan bir biçimde kullanılmış ve nihayer ESTER KİTABINDA tamamen dışlanmıştır.
Artık kitapları yazan eller, Yahudilik zihniyetini oluşturan beyinler sembol Tanrı inancı dışında bir Tanrıya ihtiyaçları olmadığına kanaat getirmiş olmalılar ki, Yahudilik manifestoları altında kurallarını belirledikleri ve ilan ettikleri ZİHNİYETLERİNİ Tanrısal güç olarak ilan etmişlerdir.
İsrail Tanrısının Babil Sürgününden sonra görünüm vermemesi, Ahit Sandığıyla birlikte görevininde bitmiş olması,  onun yerine kararları meclislerin vermesi, VB..onların Zihniyetlerinin egemen olduğu  İTTİFAK TANRISI oluşturduklarını gösteriyor.
   
  AHİT SANDIĞI'nı YAHUDİLER KABUL EDER Mİ? Tanrının, KİMSENİN BİLMEDİĞİ KİTABI BULUNUR MU? "KAYIP SANDIK&KİTAP" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Yaratılış.......16:12 Oğlun YABAN EŞEĞİNE BENZER bir adam olacak, O herkese, HERKEZ de ona KARŞI ÇIKACAK. KARDEŞLERİNİN HEPSİYLE çekişme içinde yaşayacak.›› da ‹‹Bütün kardeşlerinin yaşadığı yerin doğusuna yerleşecek››.

Kendilerine soy atası olarak dahil ettikleri Yakup ismi altındaki kişide kitaplarına göre  kardeşinden kaçıyor, sürekli kaçak olarak yaşıyor, iki kızıyla evlendiği Dayısı Lavan'dan da  sürüsünü çalarak kaçıyor, Esav'dan kaçıyor, Yakup değil mi diye herkeze yaka silktiriyor, özetle hep kaçak olarak yaşıyor taki Mısır'a Firavun yanına gidene dek.  "Şimdi İsmail soyu için dedikleri kardeşleri ile sorunlu yaşayacak çıkarımının Yakup'un yaşamından farkı var mı? Mısır çıkışı uzlaşmaz soy kurutucu tavırlarını, kahramanlık öyküleri biçiminde anlatırlarken kendileri var olan Dünya'ya yüz çevirmiş olmuyorlar mı? Yok etme Zihniyetlerinin kaynağını TANRISAL gösterenlerin insanlarla barışık olma ihtimali var mı?

Yasa kitabı......11:25 Hiç kimse size karşı koyamayacak. Tanrınız RAB, size verdiği söz uyarınca, Ayak BASACAĞINIZ HER YERE dehşetinizi, KORKUNUZU saçacaktır.

İçlerindeki kötü dürtülerin nedeni olarak IRKLARI (AMALEK gibi) gösterip / görüp, onların yok edilmesini TANRI EMRİ haline  getirmiş olanların KOMŞULARIYLA iyi geçinme ve onlar tarfından SEVİLME ihtimali var mı? Amalek ırkının Esav ve İsmail soyundan ortaya çıkan bir ırk olduğunu ZİHNİYETLERİNE kazımış olanların, YAHUDİ İÇ-GÜDÜSÜ haline getirmiş olanların bu çoğrafyada diğer insanlarla İYİ İLİŞKİLER KURMALARI beklenebilir mi? İnsanlarla İYİ İLİŞKİLER kurmaktan kaçanların, hatta kurulmaması için tüm insanların ANTİ-SEMİNİST olmasına (fiziksel ve duygu olarak) gayret sarfedenlerin  kendi tanımlarıyla YABAN EŞEKLERİ tanımını hak ettiklerini göstermez mi?

ANTİ-SEMİNİZM olmadan bir arada kenetlenmiş olarak yaşayamayacaklarını, toplumlarını dağılarak NORMAL İNSAN statüsünde toplumdaki yerini alacağını bilenler yani EHLİLEŞECEĞİNİ bilenler, çevresindeki topluluklarla barış içinde yaşamak onlarla BARIŞIK olmak ister mi? Dünya insanları arasına dağılarak karışmama (Normalleşmemek / Ehlileşmemek)  adına, her fırsatta  ANTİ-SEMİNİST hareketleri güçlendirme çalışmaları (kendilerinden nefret ettirme) yapanların DÜNYA İNSANLARIYLA BARIŞIK YAŞAMAK İSTEDİKLERİ söylenebilir mi?

Mısırdan Çıkış....17:14 RAB Musaya, ‹‹Bunu ANI OLARAK KAYDA GEÇ›› dedi, ‹‹Yeşuya da söyle, AMALEKLİLERİN ADINI YERYÜZÜNDEN BÜSBÜTÜN SİLECEĞİM.››
Mısırdan Çıkış....17:16 ‹‹Eller Rab'bin tahtına doğru kaldırıldı›› dedi, ‹‹RAB KUŞAKLAR BOYUNCA AMALEKLİLER'E KARŞI SAVAŞACAK!››

Yaklaşık 2000 yıl önce  Rabi ŞİMON bar Yohay, Kabala'nın mistik eseri ZOHAR'da şunu açıklamış: AMALEK'e karşı savaş özellikle zordu çünkü hem Göklerde, hem de aşağıda, yeryüzünde gerçekleşti.

Düya üzerindeki tüm ülkelerde tecrit edilmiş olarak yaşayanlar, bulundukları toplumlarla uzlaşamayanlar, toplum kuralları dışında yaşadıkları için sürekli dışlananlar kendileri değil mi? Sakın Kurban olayını Hz. İsmail'den alıp İshak'larına monte edenler, YABAN EŞEKLERİNİ tanımınıda kendi SOY ATALARI olarak ilan ettikleri kişiden alıp, İsmail soyuna monte etmiş olmasınlar. Yeryüzünde onlar gibi (OSMANLILAR ve MÜSLÜMANLAR dışında) bulundukları tüm ülke toplumları tarafından "TU-KAKA" ilan edilmiş başka bir topluluk var mı? Masum, madur, mahsun ve mazlumu oynamayı kendilerine karekter edinmiş olanlar, takındıkları bu maskeleri çok sevenler, aslında maskelerinin altında yatan  uzlaşmaz yapılarını çok iyi biliyorlar.  Maskenin arkasında olan KİM OLDUĞUNU bilmez mi?

Şimdilerde bu tür kendilerine seçkinlik kazandırmak için yazılmış ifadelere dayanarak çıkarımlar yapmak ve İsmail oğullarını yani Arapları terörist çatışmacı, uzlaşmaz gösterip bugün yaptıklarına Tanrısal buyruklar çıkartma peşindeler.

İsmail'in başından geçen kurban etme olayını İshak'a monte edenler elbette, İsmail için Tanrı ağzından böyle sözler sarfedecekler ki;
Neden İshak'ın seçilmiş olduğunu, hatta seçilmesinin zorunluluğunu Tanrısal damgalı olarak ortaya koyabilsinler.
VAAT dedikleri toprakların neden onların olması gerektiğini, Tanrıya dayandırdıkları ifadelerle ortaya koyabilsinler.
Kendilerine ulaşır şekilde yazdıkları secerelerle, İshak'a ve İbrahim'e vaat edilen toprakların Tanrısal boyuttaki sahiplerinin kendileri olduğunu, KURBAN olayıyla açıklayabilsinler.

O bölge için Tanrı nezdinde kendi soylarının seçilmiş olduğunu İshak'a malettikleri KURBANLA delillendirebilsinler. (İshak oğlu Esav'dan daha sonra silkelenip, VAAT topraklarını Mısır'da, 70 kişiden -Yusuf'la başlayan Mısırlılarla karışarak-  ürediklerini söyleyenler olarak tamamen üzerlerine naklediyorlar. Kitaplarında, Tanrının" İbrahim ve İshak soyunun tamamına VAAD ettim" dediği  toprakları, bir-kaç kalem oynatmayla  üzerlerine -kimlikleri ve kökleri nereye dayanıyorsa-  alıveriyorlar. Önce; İbrahim'e vaad edilen toprakları, KURBAN'I da yapıştırdıkları İshak'a devredip, İbrahimoğlu-İsmail dışlanıyor. Daha sonra, vaat toprakları İshakoğlu Yakup'a transfer edilerek, İshakoğlu-Esav dışlanıyor. Böylece, Tanrının kast ettiği İbrahim oğulları sadece Yakupoğullarına, oradanda 70 kişilik -ESASINDA 69 KİŞİLER. "kitapları verdi" dedikleri EDİNDİKLERİ TANRILARI saymayı bilmiyor anlaşılan- çekirdek bir topluluğa ve Yusufoğullarına indirgenmiş oluyor. Mısırda neler Yusuf adıaltında HAMANLAR olarak tüm halkı KÖLELEŞTİRDİKLERİ dışında pek fazla birşey bilinmiyor. Ama şundan emin olabilirsiniz ki VAAD topraklarının peşinde olanlar, kendilerini İBRAHİM soyundan görmüyorlardır. Yani kitaplarında İBRAHİM oğullarına VAADLE başlayan topraklara göz koyanlar kendilerini inaçlarında imanlarında olduğu gibi Hz. İbrahim soyundan görmeyenlerdir. Yada en asgari anlatımıyla; İlahi vahiylerle ilişkilerini kestikleri gibi Hz. İbrahim'in tebliğlerinden uzaklaştıkları gibi, Hz. İbrahim'in İlahından koptukları gibi, Hz. İbrahim soyundanda soyutlanmak isteyenlerdir. Yoksa ne diye Vaad topraklarını genelleme tanımları içinden çıkarıp, neredeyse bireyselleştirilmiş hale oturtmuş olsunlar? O topraklar 16-17 milyon için devasa büyüklükte bir alan halinde. O topraklarda elbette başkalarıda hemde kendi soylarından olan insanlarda yaşayacak. Onlara görede yaşayacaklar ama o topraklarda hak iddia edemeden, "benim" diyemeden KÖLE olarak, belli şartlara uyarlarsa yaşayacaklar. Hayal bu sınır tanır mı?)

   
  MISIR'a YAKUP ile GİDEN YAKUPOĞULLARI kaç kişiydi? TANRICILIK OYNAYAN SAYMA ÖZÜRLÜLER "70 mi? 69 mu?" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Tanrı damgalı olarak anlatabilsinler ki, kendilerine Aslan payı olarak o bölgenin Tanrı ruhsatlı sahipleri olduklarını ilan etsinler. Ve sonsuza dek bu iddialarını sürdürebilsinler.
Eğer tek ilahlı maskelemesi yapmadan edindikleri Tanrı adresli, inanç sistemleriyle ortaya çıkmış  olsalardı, Tanrısal gösterdikleri VAAD topraklarında bu kadar iddia sahibi olabilirler miydi? "Pagan inancı" der geçilirdi. Özellikle ortak amaçlara sahip oldukları Hıristiyanlar sayesinde (aynı inanç sisteminin farklı versiyonları olarak. Çok Tanrılı olduklarından Tanrı olgusunu önce üçe bölüp ÜÇ ESAS tanrı elde eden, sonra, tek tanrılı maskesi olarak sonra bunları birleştirip üçü-birliği oluşturan inanç sistemi) ellerini güçlendirmeyi başaranlar bugün bu iddialarının Tanrı emri olduğunu iddia edebilmektedirler. 

İlk oğul olmamasına rağmen KURBAN olayını İshak'a maletmeyi, İSMAİL'İ överek yapamazlardı. Aksi durumda Kutsal metin yazarları İsmail'in soyunu devam ettirmek zorunda kalırlar, DOSTLUK, KADEŞLİK, BARIŞ gibi kendi kelime hazinelerinde yer almayan yabancı kelimeleri ifadeleri içinde kullanmak zorunda kalırlardı. Kitaplarında kin, nefret, kötü dürtü, soy kurut, öldür ile yapılandırılan düşmanlıklar yerine dostluk tohumları ekilmiş olurdu.  Ve hala ülkeler bazında AMALEK ilanları peşinde koşulmazdı

Bu ve bunun gibi nedenlerle kutsal metin yazarları kendilerinden saymadıkları İsmail oğullarını dışlamak kendileri ile ilgisinin olmadığını anlatmak için YABAN EŞEKLERİ tanımını kullanmakla kalmamış, kurban hikayesini de alıp Yakup'un babası İshak'a maletmişler. Böylece kendilerinde olmayan seçkinliklerini kapamaya, seçkinlik maskeleri takabilmenin yollarını açmışlar.
   
  Hz. İbrahimle yani Müslümanlık ile başlayan  TEVHİD İmanının kendi üzerlerinde oluşturduğu kötü dürtülerden arınabilme (içsel temizliği sağlama) medititasyonları için mi; bu ve bunun gibi ifadeleri üretmek zorunda kalıyorlar?
Kendi seçilmişliklerine İsmail soyunu alçaltarak mı İNANABİLİYORLAR?
Kendilerinin SEÇİLMEYLE değil kalem oynatmalarıyla SEÇKİN konumuna oturtulduklarını bildiklerinden, kendilerine delil teşkil edecek, kendilerinide ikna edecek, Atalarının yazdıklarını yorumlayan Atalarının, yaptığı çıkarımlara mı sarılıyorlar? (korkusundan yerlere kapaklanıp, sen önden git diyen Yakup'larının sözünü Dünya patronluğana kadar taşıyan Rashi gibi ataları oldukca, yerden kalkmayan sırtlarında bir temassızlık hissedip havalarda olduklarını zannetmeleri normaldir)
Bu nedenle mi kendi kafalarına göre, Tanrı sözleri yazıp kendilerini geleceğin egemen gücü ilan ediyorlar?
Kompleklerini yenebilmek içinmi her şeyi Tanrıya bağlayıp kendilerini tatmin edebilmenin yollarını icad ediyorlar?

Gruplarını bir arada tutabilmenin yolu elbette gerçekleri açıklamaktan onları kabul etmekten geçmez.
Geçekler, o sözlerin verildiği söyledikleri tarihten, bu güne kadar geçen sürenin yazılımıyla ortada / belli değil mi?
Gerçeğin özet ifadesi rakkamla; 4000 SENE.
İlahi olarak verilen mesajın ifadesi yazıyla, DÖRTBİN SENE.

Onlar, KRAL'ın detaylarını verip elbisesinin güzelliğini anlatarak HAYALLER kurduruyorlar.
Oysa, 4000 rakkamı KARALIN geçekte ÇIPLAK olduğunu söylüyor.
Havanda SU döğülmesidir diyor.
Çevrenizdeki insanları "HAVANDA DÖVÜLMÜŞ SUYUN LEZZETİ BİR BAŞKA OLUR" diye kandırıp, boşuna suyu zayi edip komik durumlara düşmeyi kesin diyor.
Rashi gibi ölüm korkusu nedeniyle sarfedilmiş olan "sen önden git" sözünden yapılan ALTIN ÇAĞ ve patronluk çıkarımları züğürt tesellisidir diyor.
Sinekten yağ çıkartmakla bu iş olsaydı, sinekler öldürülmez sinek çiftlikleri kurulurdu diyor.
Sinekten "yağ çıkarılacak" beklentisiyle insanları aç bırakmayın diyor, ..vb.. hala dikenler yünleri toplayacak kendimize paltolar yapacağız havasındalar
   
  "ALLAH'ın" kurban olayını neden İsmail'e verdiğini / vesile kıldığını ÇOK İYİ BİLENLER elbette kendilerini yüceltebilmek için, züğürt tesellilerinin peşine düşüyorlar. "ALLAH" Yakupoğullarının ZAMAN İÇİNDE DİNİN KEMALE ERDİRİLMESİ etaplarında Hz. İbrahim', Hz., İshak'a, Hz. Yakup'a söz verdikleri gibi (ataların, senin ilahın olan kendisinden başka ilah olmayan "ALLAH'a"  iman edeceğiz) Müslüman kalacaklarını biliyordu. Öyle diyalogcuların, Tellallerin, iman düşmanlarının, Tevhid bozguncularının dediği gibi, İlahi kaynaklı "İbrahimi dinler" olmadığına göre, doğal olarak Hz. İbrahim'de dahil hepsi Müslümandı. Diyalogcular gibi İbrahimi dinler adı altında sapkınlıkların türeyeceğini de elbette biliyordu.

"ALLAH'ın asla razı gelmeyeceğini bildikleri ve "ALLAH'ın" RAZI GELMEM dediği şeyleri EDİNDİKLERİ TANRILARA, ATADIKLARI OĞUL TANRILARA söyleteceklerini de biliyordu. İlahi vahiylerini yer aldığı kitaplarının, sadece kapak isimlerinin muhafaza edileceğini de biliyordu...vb...Esasında burada bahsedilen bilme kelimesi, sadece insani boyutta olayları algılayabilmek için, tasnif edebilmek için kullandığımız ve sadece İnsan boyutunda geçerli olan manada bir tanımlama.

Daha bizi topraktan yarattığında ve Anne karınlarında iken bilme gibi tanımlamalarda kullandığımız BİLME.
Boşuna kendimizi temize çıkarma çalışmalarına girme yerine DOSDOĞRU YOLA tutunmamızı / "ALLAH'ın ipine sımsıkı sarılmamızı tembihleyen BİLME.
Hesap gününde ortaya çıkmayacak bir şeyin olmadığını, saklanan, gizlenen hiç birşeyin olamayacağını, HARDAL TANESİ örneğiyle bildiren BİLME.
Kimsenin olmadığı, gece karanlıklarında, kapalı kapılar ardında AHİTLEŞMELER peşinde olanlara, ayakların denk alınmasını, herşeyin çepeçevre kuşatıldığını haber veren BİLME
İçlerde yaşatılanlarında önemli olduğunu özü-özü bir olanlara yönelik kurulan TANIK / ŞEHİD özdeşliğiyle (ÖZ-SÖZ bir olsun uyarısıyla) ortaya koyulan BİLME.
Kullarının içinde kaldığı tehlikeyi arzeden "MÜNAFIKLARI siz bilemezsiniz, tanıyamazsınız" sözü ile Münafıklığın gizli kalmayacağı hakkında münafıkları uyaran BİLME. ..vb..

63 - MÜNÂFİKÛN...4.(d)- Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kereste gibidirler. Her kuvvetli sesi kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) çevriliyorlar!

 Bizlerin kullandığı manada, "ALLAH" biliyordu diye birşeyde söz konusu değil.  "ALLAH'ın" Bilmediği bir şey var mı ki, Bildiği olsun. "ALLAH" bilmez zaten bilir.(tuhaf bir anlatım olduğunu biliyorum çünkü GÖRDÜM. başka türlü nasıl anlatılaBİLİR. Kul olarak ancak bildiğimle sınırlı bilme hazinem) Bilinen zaten olandır. Allah "OL" der, "Diler". Olan ve olacak olan herşey, zaten ondan değil mi? Olanlar ve bilinmesi gerekenler zaten onun "OL" dediği konumda değil mi? Bu durumda geriye bileceği / bilmesi gereken ne kalıyor?
   
  "ALLAH", ÜSTELİK HERŞEYİN BİR KİTAPTA YAZILI OLDUĞUNUDA  BİLDİRİYOR. (Şimdi "BİLME" ile kast edilenin ne olduğu daha iyi anlaşılaBİLİR.)

34 - SEBE............ 3.- İnkâr edenler: "Bize o kıyamet saati gelmez." dediler. De ki: "Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbim hakkı için kıyamet size mutlaka gelecektir. O'nun ilminden göklerde ve yerde zerre kadar bir şey kaçmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi muhakkak açık bir kitaptadır.

10 - YUNUS..........61- Hangi işi yaparsan yap, Kur'ân'dan ne okursan oku, ne işte çalışırsan çalış, unutmayın ki, siz ona dalıp gitmişken, biz sizin üzerinizde şahidiz. Ne yerde, ne de gökte zerre kadar hiç bir şey Rabbinin gözünden kaçmaz. Ne zerreden daha küçük, ne de ondan daha büyük! Ancak bunların hepsi apaçık bir kitaptadır. 
 

 

  "ALLAH", SANMAZ, "ALLAH", YANILMAZ , "ALLAH", UNUTMAZ ÇÜNKÜ; SÖYLEDİKLERİ "OL" KONUMUNDADIR. GAYP "OL" DAN OLUŞMUŞTUR. GAYP "OL" DENİLENDİR.

"O" BİRŞEY SÖYLEDİ Mİ, ZATEN "O" OLANDIR.
ARTIK O SÖZÜN UNUTULMASI, SANILMASI, BİLİNMESİ yada BİLİNMEMESİ, OLMASI yada OLMAMASI, ZAMANIN DEĞİŞMESİ / TUTMAMASI yada ZAMANI İSABET ETTİRMESİ, İSİMİN DEĞİŞMİŞ OLMASI SÖZ KONUSU DEĞİLDİR. ÇÜNKÜ "OL" DENİLMİŞTİR. NE İÇİN "OL" DENİLDİYSE, ZATEN "O" OLANDIR.

Gaybı bilme "OL" demek değil mi?
Gayp "OL"'dan oluşmuyor mu?

Zaman KAVRAMINI bilmeyen, ZAMANLA HİÇ ALAKASI OLMAYAN, SADECE SANAN Tanrı diye işaret ettikleri, NELERİ DOĞRU SÖYLEMİŞ OLABİLİR Kİ?
ZAMANI BİLMEYEN, ZAMANA HAKİM OLAMAYAN "OL" DİYEBİLİR Mİ?
ZAMANA HAKİM OLMAYAN, "OL" DİYEMEYEN, VAADLERDE BULUNABİLİR Mİ?
"OL" DENEMEYEN VAADLER, LAF OLMAKTAN ÖTEYE GEÇEBİLİR Mİ?
"OL" OLMAYAN VAAD OLABİLİR Mİ?

ALEMLERİN RABBİ OLAN "ALLAH'IN, DİLEDİĞİ" ZATEN OLANDIR.
   
  İNSANLARIN KULLANIMINDAKİ  "BİLME" KELİMESİNİN ANLATIMIYLA; Bizler, Yaşamımız içinde çeşitli faaliyetlerde bulunarak kendimize bir takım hedefler belirliyoruz ve hedeflere doğruda yollar alıyoruz. Hedeflerimizin doğru olup olmaması tamamen bize bağlı. Dünya imtihan sahası değil mi?

Kitaplar Peygamberler seçilmesi dereken doğru yolu göstermek için gönderiliyorlar.
Şeytanın peşine takılıp süslenmiş yollara kanmamız için gönderiliyorlar.
"OL" denilene giderken, "DİLENMİŞ" olana doğru yaklaşırken  doğru yolda olmamız istendiği için, Peygamberler ve kitaplar gönderiliyor.
"OL" ve "DİLENENİN" ne olduğu bilisin diye Peygamberler ve Kitaplar gönderiliyor.
"OL" denmiş ve "DİLENMİŞ" olana sevk olunurken, ŞEYTANIN süslediği vaadlerinden sakınıp yolun sonunda zarar görmemiz için Peygamberler ve Kitaplar gönderiliyor.
"Temiz geldiniz" diyerek, temiz gitmemiz gerektiğini iyice anlamamız için Peygamberler ve Kitaplar gönderiliyor.

ÇÜNKÜ, "ALLAH" "OL" DENİLENE GİDİLİRKEN / YOL ALINIRKEN;
Diyalogcular gibi "İbrahimi dinler" maskeleri kullanan, BUGÜN ELLERİNDE BULUNAN METİNLERLE CENNETLER VAADİNDE bulunan sapkınlıkların türeyeceğini de biliyordu.
İMANLILARA karşı Putperes dinlerle, çok Tanrılı dinlerle onların inançsızlarına karşı İTTİFAKLAR kurulacağını da biliyordu.

VARLIK birliği yollarında katettikleri mesafeler boyunca; uydurduklarıyla, İLAHİ vahiylerle özdeşleştirdikleri kitaplarıyla, kurumlarıyla, kuruluşlarıyla, evleriyle, köyleriyle, yurtlarıyla memleketleriyle, ışıklı ışıksız yollarıyla, Nurlu nursuz isimleriyle, hikayeleriyle, Alemlere hükmedenleriyle, cennetten mekanlar verenleriyle, havada uçan, yerde kaçanlarıyla, putun suyunu içmiş olanlarıyla, buzağıyı gönüllerinde besleyenleriyle, Cinlerle kurulan Göksel egemenlikleriyle, Atama Mesih projecileriyle, Din simsarlarıyla, üçüncü beşincei kırkıncılarıyla..vb.. AĞIZLARIYLA "NUR" söndürme gayreti içinde olacaklarını elbette biliyordu. İTTİFAKLAR kurup arkalarına döndüklerinde geçtikleri yolları çok süslü görerek ARGEMEDDONLARA doğru yollar alacaklarını da elbette biliyordu.

9- TEVBE..32.(d)- Allah’ın NURUNU AĞIZLARIYLA SÖNDÜRMEK istiyorlar. Oysa kafirler hoşlanmasalar da ALLAH, NURUNU tamamlamaktan başka bir şeye RAZI OLMAZ.

Elbette birilerinin Yakupoğulları iddiasıyla çıkacakları ve yazacakları AHİT / AHİTLEŞME kitaplarıyla Cenneti, hemde bu dünyada VAAD edeceklerini de biliyordu.
Birilerinin doğum tarihini bile bilmedikleri ama Oğul Tanrılığa atadıklarına malettikleri AHİTLERLE, MEKTUPLARLA ortalığa çıkıp  İMANLARI yok etme çalışmalarında bulunacaklarını da biliyordu.

İMANLARI çalarak Tevhid inancının içini boşaltarak, Tevhid imanını yok ederek Varlık Birliğine KAYDIRMAK isteyeceğini, İbrahimoğlu, İshakoğlu, Yakup'un / İsrail'in oğullarıyız diyen birilerinin İMAN bölgesini kendilerine VAAD edeceğini de biliyordu. İsmailoğullarından Hz. Muhammed'i gönderip, davetlerine uyanları o bölgeye / iman bölgesine / peygamberler bölgesine hükümran kılacağını da biliyordu. Çünkü; "OL" denmişti. Nurunu tamamlamaya o bölgeden başlamış, ŞEHİRLERİN ANASINI o bölgede işaret etmiş, İmanın duvarlarını ŞEHİRLERİN ANASI MEKKE'de yükseltmeye / ördürmeye yine Hz. İbrahim ve Hz. İsmail ile orada başlatmıştı

Bu nedenle kurban olarak Hz. İsmail soyu seçildi. Hz. İshak soyu dinin kemale ermesini sağlayan Peygamberlerle yoluna devam ederken, Hz. İsmail soyuda, kendisinden çıkan Hz. Muhammed'in davetine doğru yol alıyordu. Soylar arası geçiş yapıldığı, Hz. İsa'nın babasız doğmasıyla vurgulanmıştır.

Hz. İshak soyundan gelen Peygamberler dönemi  Hz. İsa ile bitmiş ve Hz. Muhammed Hz. İsmail soyundan, son Peygamber olarak gelmiştir.  Hiçbir  SOY BABASININ, BABASI konumunda olmadığı bildirilen Hz. MUHAMMED'le, oğulları tanımlı SOYLAR devrinin TAMAMEN kapandığı ilan edilmiştir. Biz Yakup oğullarındanız diyenlerin, aranıp-taranıp ortaya çıkardıklarının, onlarda Yakup oğulları dediklerinin halleri ortada.

Peygamberlik sona ermiş İLK SAYFALARIN verilmesiyle başlayıp Hz. İbrahim ve Hz. Musa'ya verilenlerle devam eden kitap, Hz. Muhammed'le TAMAMLANMIŞ, Yaratılışla başlayan "ALLAH'ın seçtiği DİN, Hz. Muhammed'le  KEMALE ermiştir.

87 - A'LÂ.............18-19  Şüphesiz bu hükümler İLK SAYFALARDA, İbrahim ve Mûsâ’nın sayfalarında da vardır.
5 - MAİDE............... 3.- ....... Bugün kâfirler DİNİNİZDEN (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık ONLARDAN KORKMAYIN, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim. .......

33 - AHZAB.............40- Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resülü ve nebilerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
   
  Hz. Yakup'a " İSRAİL" /  "ALLAH'ın yolunda dosdoğru yürüyen" ismini vermesi,
BUGÜN; İsrail'in oğullarından dolayı İsrailoğulları
yada
Yakup'un oğullarından dolayı Yakupoğulları
olduklarını iddia edenlerle arasındaki farkı gözler önüne serme amacını taşıyor.

Kural şu; "ALLAH'ın" İSRAİL ismini verdiği  Hz. Yakup, tamamen tevhid imanına bağlı olarak bizlere takdim ediliyor ve onun İLAHI olan "ALEMLERİN RABBİ OLAN 'ALLAH' sizinde Rabbiniz olandır" deniliyor.
"Sorulursa sizde aynı Hz. Yakup gibi sonradan gönderilenleride ekleyerek sıralayın / sayın" deniliyor.
Bu kıstasa göre, bu kurala göre bize sunulan Yakupoğlu sunumlarını değerlendirmemiz lazım.
Onların Yakup adı altında sundukları kişi ile Hz. Yakup arasında isimleri dışında bir ilinti var mı? Asla yok. Ne yaşam biçimlerinde ne ahlaklarında ne Peygamber seçilme şekillerinde ne Tanrıyı güreşte yalvarttım iddialarında ne insanları yaka silktirmede, neden çalmada  bir benzerlikleri var.

2 - BAKARA......133.- Yoksa siz Yakub’un, ölüm döşeğinde iken çocuklarına, “Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?” dediği, onların da, “Senin ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahı olan tek bir ilâha ibadet edeceğiz; bizler ona boyun eğmiş müslümanlarız.” dedikleri zaman orada hazır mı bulunuyordunuz?
2 - BAKARA......136.- Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.”

Aynı şekilde biz İsrail, Yakup neslinden geliyoruz diyenlerde test edilebilsin diye, Yakup'un oğullarına / İsrail'in oğullarına, "ALLAH'ın yolunda dosdoğru yürüyenin oğulları manasında İSRAİLOĞULLARI denmiştir. Yakup İsrail "ALLAH'ın" yolunda dosdoğru yürüyen / "ALLAH'ın" yolunda olan ismini alırken, Oğullarıda İsrailoğulları "ALLAH'ın" yolunda dosdoğru yürüyenin oğulları / "ALLAH'ın" yolunda olanın oğulları ismini almışlardır.

2 - BAKARA......140- Yoksa siz, “İbrahim de, İsmail de, İshak da, Yakub ile Yakuboğulları da yahudi, ya da hıristiyan idiler” mi diyorsunuz? De ki: “Sizler mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?” Allah tarafından kendisine ulaşan bir gerçeği gizleyen kimseden daha zalim kimdir? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.

Neden Yakup'a  4000 SENE evvel İSRAİL ismi verilmiş ve bu isim vermenin bizlere KUR'AN'I KERİMLE neden bildirildiği açıkca ortada değil mi?/ korunmamız amaçlı olduğu ortada değilmi. KUR'AN'I KERİM rahmet kaynağı ve SIĞINILACAK REHBER değil mi? Hz. Yakup'un ikinci isminin İsrail olup olmaması yoksa bizi neden ilgilendirsin. Neden laf olsun diye bir konu KUR'AN'I KERİM'de bildirilmiş olsun. Her örnek gibi buda yerini almış.olmasının bizler içim ne  önem olabilir. Yakupoğullarıyız vaadlerimizi almaya geldik diyenlere itibar etmeyin amaçlı olduğu ortada değil mi?

17 - İSRA........... 89.- Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Yine de insanların çoğu ancak inkarda direttiler.
39 - ZÜMER........27.- Andolsun, öğüt alsınlar diye biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali verdik.
18 - KEHF.......... 27.- Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O’nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur. O’ndan başka asla bir sığınak da bulamazsın.

Eğer Hz.İshak yada Hz. Yakup oğullarına iman bölgesi  bugünkü hali ile emanet edilmiş olsaydı, yüzlerce yılıdır (Babil sürgününden Hz. Muhammed'in Peygamberliğine kadar) Yakup oğulları olarak kendilerini lanse edip İsrail oğulları kimliğiyle seçilmişlik sergileyenler, bu gün o bölgelere de Yakupoğulları olarak daha rahat hareket ediyor olacaklardı. Kendilerini yamayabilecek soyları daha rahat elde edebilceklerdi. Özetle: Eğer Hz. Muhammed Yakup oğulları soyundan gelmiş olsaydı, ayıkla pirincin taşını olacaktı.

İbrahimoğullarının çok büyük bir kısmı zaman içinde MÜSLÜMANLIKLARINI farklı Peygamberlere Biat ederek sürdürmüş olmalılar. Hz. İbrahim ile başlayan Hz. Musa, Hz. Süleyman, Hz. Davut, Hz. İsa ile devam eden ve Hz. Muhammed ile kemale erdirilen Müslümanlık yelpazesi içinde yer almış ve her düzeltmede yolun denge noktasını kavrayarak / kavrayanlar olarak bu günlere gelmiş olmalılar.

Firavun'un elinden kurtarılıp, etrafı bereketli topraklara yerleştirilmiş olan Yakupoğullarından yoldan çıkanlarıda Hz. Süleyman sonraki süreçte  helak edilmiş kadınları ve çocukları sürgüne uğramıştır. (Kitaplarında yazdıklarına göre, Geride kalanlarıda sürgün dönüşü kendileri kendilerinden görmemişler dışlamışlardır.) Sürgüne gidebilecek kadar ayakta kalanların sayısı kendi kitaplarına göre sadece 4600 kişi kalmış olanların bu güne gelen Yakupoğullarından katkılı varlıkları ne olabilir?

Fırtınalar kopartılan sürgünün acımasız 2. ETABIN da, (SİDKİYA M.Ö. 586/7) NEBUKADNESSAR'IN sürgüne getirdiği  YAHUDİ sayısını, TANRILARI KENDİ KİTABINDA YEREMYA ile şöyle bildiriyor. (Erkeklerinin tümünün kılıçtan geçirilmesi ve  Hama ülkesinde, Yeruşalim'in önde gelenlerinin idamı ve Sidkiya'nın Babil'de gözlerinin kör edilmesiyle başlayan sürgünlerde: 23 yılında: toplam 4600 kişi sürgüne tabii oluyor. Geride kalanları onlar bile kendilerinden görmediğini kitaplarında beyan edip EZRA-NEHEMYA-ZERUBBAİL ile büyük mücadeleler verdiklerini anlatıyorlar. Nabukadnessar'ın 7. yılı M.Ö. 598 yılına yani ilk kuşatmaya YehoyaKİN zamanına denk geliyor) 
 
Yeremya.......52:27 Babil Kralı Hama ülkesinde, Rivlada onları idam etti. Böylece Yahuda halkı ülkesinden sürülmüş oldu.
Yeremya.......52:28 Nebukadnessarın sürgüne götürdüğü halkın sayısı şudur:YEDİNCİ yıl 3 023 Yahudi;
Yeremya.......52:29 Nebukadnessarın ON SEKİZİNCİ yılında Yeruşalimden 832 kişi;
Yeremya.......52:30 YİRMİ ÜÇÜNCÜ yılında, muhafız birliği komutanı Nebuzaradanın sürdüğü 745 Yahudi. Hepsi 4 600 kişiydi. 
Yeremya.......52:15 Komutan Nebuzaradan yoksullardan bazılarını, kentte SAĞ KALANLARI , Babil Kralının safına geçen kaçakları ve zanaatçıları sürgün etti.

Erkekleri neredeyse tamamen yok edilmiş bir toplumun üremeleri nasıl olmuş olabilir? Kutsal Davut soyu bile korunamadığına göre, soyları bugün köklerini ardıkları BABİL kökenli babalara borçlu olmalılar. Köklerinden silmek istedikleri onlardan değiliz diye dışlamalar yaptıkları  İbrani kökler, Sami kökler taşıyor olabilirler. Bugün Yakupoğulları (İbrahim oğulları yada ibraniler değil Çünkü, vaad toprakları Ezra ve arkadaşları tarafından Mısır çıkışlı olanlara TANRI adına devredildi. Tanrı adına İbrahimoğulları ve İshakoğulları adı altında verilen sözler MÜSTAKİLLEŞTİRİLEREK sadece Mısır kökenli Yakupoğullarına bağlanmıştı / devredilmişti) iddiası ile ortalıkta gezinip kendilerine VAAD toprakları biçenler daha kim olduklarını bile bilmiyorlar.
   
  BABİL SÜRGÜNÜ KAÇ YIL SÜRDÜ? 70 YIL TUTTU MU? 70 yılı TUTTURAMAMA MUCİZELERİNİN işlendiği "BABİL SÜRGÜNÜ " sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Yakupoğullarından gösterdikleri ON İKİ kabileden ONUNUN kayıp olduğu zaten biliniyor ve bu durumu kendileride kabul etmiş durumda. Ünlü inanç bilim adamları /  önderleri Yahudi RABİ AKİVA'DA, ON KABİLENİN kayıp olduğunu kabul etmiş  ve asla bulunamayacaklarını da söylemiş. YOK OLMAK YOK OLMAKTIR dercesine bu görüşü ortaya koymuş Yakupoğulları diye kolundan tutulup getirilenlere bakınca Rabi Akiva'nın doğru bir saptama yaptığı görülüyor

Geride kalan sadece Levi'ler ve Yahuda kabileleri var."Biri bir değerinin içinde asimile oldu, VAR SAYILIRLAR" kabilinden ortaya koyulan görüşlerle, yapılan kabile sayısı tututurma çalışmalarıda, "Yakupoğullarıyız" tezlerini yaşatabilmek için ortaya attıkları kılıflardan ibarettir.
 
Zaten hiç kimse kayıp olan kabileler için "BUHAR OLUP UÇTULAR" demiyorki; "ismen Tarih sahnesinden silindiler" diyor. Başka uluslar içinde asimile oldular diyor.  Gerçekten TANRISAL BİR söz bir vaadleri olmuş olsaydı, o kabileler yok olmaz VAAD topraklarında yerlerini alırlardı diyor. "ALLAH" söz vermiş olsa yani "DİLEMİŞ" olsa / "OL" demiş olsa, bunlardaki gibi yol kazalarıyla ON İKİ kabilenin 'ONUNUN kaybolması söz konusu olabilir mi? (Tanrı kavramının içini boşalta boşalta 12 kabilesini koruyamayan ve nerelerde olduğunu bile bilmeyene TANRI diyorlar. Var olanı bile korumayı organize edemeyen varlığa / kuvvete / olguya / Varlığa / Zihniyete Tanrı kıvamında bağlandıklarını söyleyip insanlarada KURTULUŞUNUZ yakın diyorlar).

Önce Asurluların M.Ö.720 yılında, sonra BABİL'lilerin M.Ö. 598 yılında üzerlerine çökmesini bu kadar çok kayıpla kapatanlar yani, Yakup oğulluluklarının  yüzde SEKSENİNİ kaybedenler, hangi geçmişleri kendilerine biçipte "bizler seçilmişiz bu topraklarda bizim SOY ATAMIZA bağışlanmıştı" diye ortalıkta arzı endam ediyorlar? Vaad topraklarını almaya, Yakup oğullarından (BABİL katkılı) Yahudalar ve Levililer olarak bizler mi geldik diyorlar?

 Sağı-solu yıkma yerine, hangi edinilen Tanrı söz verdiyse o kapıya gidip, dertlerini ÇULLARA BÜRÜNEREK, üstlerini başlarını yırtarak anlatmalılar. Tabii ki seslerini duyurabilirlerse. Kalpleri, yürekleri NASIR tutumuş, kabuk bağlamış olanlar KULAKLARINDAKİ ağırlıkları, gözlerindeki perdeleri kaldırmış olsa bile; Göğüslerinde beslediklerinin sesinden dolayı söylenenleri anlayamazlar.
   
  kayıp 10 kabile
   
  Bu silinmeyi sadece VAAT TOPRAKLARI komedisine gülenler değil, Yahudilerin kendileride kabul ediyor. Kronolojideki ÖZELLEŞTİRMELERİ nedeniyle, tarihler arasında farklarda olsa 10 kabilenin TAMAMEN yok olduğunu, YAHUDİLERDE kabul etmiş durumda. 2700 yıldır varlıklarından haberdar olmadıklarının izlerini oralarda buralarda MİKROSKOPLARLA aramak, ÇARESİZLİKLERİNİN boyutunu göstermektedir.

Aşağıdaki durumdan bi-haber ifade, Tanrı VAADİ diyerek kutsal kitaplarına soktukları sözlerin, ATALARI tarafından yazıldığının ispatıdır. Tanrı söz verirde 10 KABİLEYİ KAYBEDER mi? Asur istilası ile Babil sürgününün sonuna kadar  bol miktarda görünümler verip durum yönlendirmesi yapan Tanrıları, kabileler kayıp olsaydı yerlerinide bildirmez miydi? Yok olmuşlara Kuzey Krallığında yaşıyor muamelesi yapar mıydı?  Yoksa, Yahudilerin bile itibar etmediği 70 yıl kehanetini yapan yada yaptı denilen Yeremya, kendi ifadesindeki gibi bir takım şeyleri GÖRDÜM ZANNEDİPTE kitaplara (Katibi EZRA'nın hocası Baruk'a) yazdırmış olmasın.

Yeremya..........23:16 Her Şeye Egemen RAB diyor ki, ‹‹Size PEYGAMBERLİK eden PEYGAMBERLERİN Dediklerine KULAK ASMAYIN, Onlar sizi ALDATIYOR. RABbin AĞZINDAN ÇIKANLARI  değil, kendi HAYAL ETTİKLERİ GÖRÜMLERİ ANLATIYORLAR. 
   
  YEREMYA 70 KEHANETİ
   
  Kitaplarının Tanrısal olmadığını ilahi bir bağlantısının olmadığını vurguladıkları bir ifade daha. "Her harfi Tanrıdan" derlerken yani; kitaplarının doğru olduğunu, yanılmaz olduğunu çelişkisiz olduğunu sandırırlarken, HER HARFİ TANRI olarak verilen asıl adresin, kimler olduğu ortada değil mi? Yeminde etseler, Lanetleride yüklenseler başları ağrımaz. Her harfi Tanrıdan dedikleri adresler, onların TANRI dediği yada o konumda gördükleri / gösterdikleri adresler.

Yeremya.......36:32 Bunun üzerine Yeremya başka bir tomar alıp Neriya oğlu Yazman Baruk'a verdi. Yahuda Kralı Yehoyakim'in ateşe atıp yaktığı tomardaki bütün sözleri BARUK  YERAMYA'nın AĞZINDAN tomara yazdı. BU SÖZLERE, BENZER BİRÇOK SÖZ DAHA EKLEDİ.  

Hayalleri ayakta tutabilmek, umutları yeşillendirmek, takipcilerine gaz vermek için KAYIP tanımlaması yapılıyor. Kayıp deniliyor ki, "BULDUKTA" diyebilsinler. ON KABİLENİN kaybı söz konusu olsaydı, başka bir deyişle eğer yok edilmeselerdi, Babil'e yani aynı topraklara birkaç yüzyıl sonra sürgüne gitmiş olanlar, onlarla bir şekilde  karşılaşırdı.  Üreyen, yani sürekli çoğalma içinde olan bir topluluk  (Mısır'da 70 kişiden 210 yılda 3 milyon kişiye ulaşmış bir soy var ortada. Çoğalma için 12'li sistemi benimsemiş bir kabileler topluluğu, kayboldu denilenler) YOK EDİLMEDİLERSE kaybolabilir mi? 

Yakupoğulları devrinin sadece Mısır yaşamı ile Asur istilası arasında olduğunu, Asur istilasıyla 10 kabilenin yok durumuna düştüğünü, en hızlı "VAAT TOPRAĞI avcılarıda" kabul etmiş durumda. Yahudiler, bu durumu Hahambaşılığın yönettiği, Yahudi Cemaatini ve Yahudiliği temsil eden (YAHUDİLİK EĞİTİMİNİN verildiği)  Sevivon sitesinde şöyle ifade ediyorlar 
   
  İSMİNİ TOPAÇTAN (FIRDÖNDEN) alan, YAHUDİLERE, İYİ YAHUDİ NASIL olunuru / YAHUDİLİK ZİHNİYETİNİ öğreten "SEVİVON" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  YAKUPOĞULLAR
   
  Yakupoğulları, gelecekleriyle ilgili aşağıdaki VAAD ve MÜJDE içeren Tanrı sözünü hiç kullanmadıkları gibi, bundan sonrada hiç kullanamayacaklar. 2700 sene önce VAATTE bulunduklarını yol kazasına kurban veren ama kaybettiklerinin farkında olmayan yada hiçbirşey olmamış havası estirip, durumu idare etmek etmek isteyenin ağzından sarfedilen bu söz HİÇ KULLANILMAMIŞ olmalı. Tıpkı bundan sonrada HİÇ KULLANILMAYACAĞI gibi.

Sırf;  Babil Tanrılarına meyli olan, Nabukadnessar tarafına provakatörlük yapanların Yahuda halkını (Yakupoğullarından geriye kalan Yahuda kabilesi ve Levilerin ilk sürgünden geri kalan 1/10-11'i. Diğerleri 10 kabile içine dağıldığından onlarla birlikte yok olmuşlar) kurbanlık seçmesinden ibaret. kandırma çalışmaları sırasında sarfettikleri sözlerden ibaret. İFADEYE; sanki, Asur sürgünüyle farklı ülkelere dağıtılmış olanlar (10 kabile + Leviler) İsrail'in Tanrısı tarafından GERİ GETİRİLMİŞTE,  Kuzey Krallığında mutluluk içinde yaşıyorlarmış havası verilmiş. Oysa ne gelen var nede onları geri getirebilecek olan.

Tamamen YALAN üzerine kurulmuş, olup biten olayları Yakup'un Tanrısına / İsrail'in Tanrısına bağlamak isteyenlerin kurdukları cümlelerden bir tanesi. "Herşey normale döndü, bizlerde burada olduğumuza göre  hayallere davam etmeliyiz" türünden çıkarımlara yol açan söz.  Nabukadnessar'a çalışanların sözlerine, Tanrısal hava verme gayretlerini ortaya koyan söz.
 
Yeremya.........23:8 ‹‹Bunun yerine, ‹İSRAİL SOYUNU KUZEY ÜLKESİNDEN ve sürdüğü bütün öbür ÜLKELERDEN GERİ GETİREN RABbin varlığı hakkı için› DİYECEKLER. Böylece KENDİ TOPRAKLARINDA YAŞAYACAKLAR.››
   
  Yakupoğullarını tamamlamak yada var göstermekteki asıl amaçları kuru-kuruya toprakları ele geçirmek etrafına çit çevirip "gireni vururuz" levhaları asmak değil. Öyle bile olsa o bölgenin insanlarıyla yine iç içe yaşamak zorundalar. Devasa büyüklükteki topraklara Tüm dünyada sayıları 16 milyon civarında olan Yahudilerle sahip çıkamayacaklarını onlarda biliyor. Elbette o yörenin ve başka bölgenin insanlarıyla yaşamak zorundalar ama KENDİ TANRICILIK inançlarının hüküm sürdüğü bir ortamda. Diğer katılımcılar, onların egemenliği altında sınıfsal farklılık içinde yaşayacaklar.

Öyle bir yaşanan bir süreç olmalı ki, Tanah yorumcularından Rashi / Raşi'nin,".....Fakat günlerin sonunda, ASLAN KUZUYLA birlikte yaşadığında, biz biraraya geliriz. O zaman YAHUDİLER EN ÜSTTE OLACAK....." çıkarımı gerçekleştirebilsin. Kitaplarındaki hayellerini süsleyen VAAD'i canlı olarak yaşabilsinler.
Yeşaya......2:3 Birçok halk gelecek, ‹‹Haydi, RABbin Dağına, YAKUPUN TANRISININ Tapınağına çıkalım›› diyecekler, ‹‹O bize kendi yolunu öğretsin, Biz de Onun yolundan gidelim.›› Çünkü yasa Siyondan, RABbin sözü Yeruşalimden çıkacak.
   
  VAAD TOPRAK 
   
  Bırakın  TEVHİD İNANCI olmadan. Tevhid inancının olduğu bir yerde kutsal Kudüslerini kurup bizlerin Ahiret yaşamı dediğimiz anlamda güç yetirilemez saltanatı nasıl sürebilirler?
Tevhid inancının olduğu yerde Putperes inançlar hüküm sürebilir mi?
Putpers inançlara sahip olanlar kendilerinin tekamüle ermiş olarak kabul edebilirler mi?
Tekamül piramiti içinde TEVHİD İNANCI varken tamamlanmış olabilir mi?
Gören gözün sahibi ittifak Tanrılarının sembolü Horus'a ulaşmış olabilirler mi?
Tevhid inancı varken güç yetirilemez saltanatlarını sürdürebilme olanakları varsa bu ortalığı ateşe verme neden olsun? 
Babil sürgünlerinin 25. yılında Hezekiel'e tarifi verilen ve Yakupoğullarına VAAD edilen daha doğrusu vaad tekrarlaması yapılan kentte Tevhid inancının varlığı kabul edilebilir mi?
Dik yamaçlı yokuşlara sardırılmış olanların içinde Tevhid inancına sahip olanlar olabilir mi?
Eğer Tevhid inancına sahip olsalar, 19. katına (1776+19*13=2023'e) az kalmış olan, cehennem kapısına açılan Horus Piramitinin SARP yokuşlarında ne işleri olabilir.
Hedefledikleri Lusifer İmparatorluğunun tesisine ve kendilerinin  tekamüllerine az süreleri kalmış düşünenler kendilerine engel teşkil edecek, Tevhid inancının içlerinde YAŞIYOR olmasını isterler mi?
   
   horus piramiti
   
  LUSİFER 
   
  BUSH ve LUSİFER 
   
   OPUS DIE ve ORTODOKS
   
  TANRI diye CİN'lerle kurdukları ittifaklara İNSANLARI taptıranların, TANRININ OĞLU inançları olabilir mi? "KUZU KİM & KÖPECİK KİM" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Hezekiel'le yenilenen ve ARAVA vadisinde boyutlarıda verilen kentlerine kavuşabilmek için, yani Dünya'yı kendi TEK TANRILIK inancına KEHANET GEÇEKLEŞMESİ GÖRÜNTÜSÜ latındaİ teslim edebilmek için var güçleriyle çalıştıkları hazırlıklıklarını sürdürdükleri görülüyor. Ezra ve arkadaşlarının son vaadine göre şekillenen çalışmalar, elbette tüm Yakupoğullarını var kabul eden bir ifadeye göre yapılıyor. Canlı-kanlı olarak bulamasalar bile, ANITSAL olarak ON İKİ kabileyi sembolize etmeye çalıştıkları ARAVA bölgesi bu çalışmaların odağını oluşturuyor gibi.

Hezekiel.........47:8 Bana şöyle dedi: ‹‹Bu sular doğu bölgesine doğru akıyor, oradan ARAVA  Vadisine, sonra Lut Gölüne dökülüyor. Göle dökülünce oradaki sular tatlı suya dönüşecek.
Hezekiel.........47:14 Ülkeyi on iki oymak arasında eşit olarak paylaşacaksınız. Ülkeyi atalarınıza vereceğime ant içtim. Bu ülke size mülk olarak verilecek.
Yasa Kitabı.....4:49 Pisga Dağı'nın eteğindeki ARAVA GÖLÜNE'ne dek uzanan, Şeria Irmağı'nın doğu yakasındaki bütün ARAVA'yı kapsıyordu.


Dünyanın her yerini sembollerle doldurup, ancak AHİTsandığı gibi, DAVİD yıldızı gibi, YEDİ KOLLU şamdan gibi sembollerle hareket sahasını saptayabilen, varlıklarına işaretlemeler yapıyorlar. Uzaydan görünen Heykeller (sanki bakmasını bilen için bakma olanağı olan için görünmeyen birşey varmış gibi) olarak takdim edilen bu heykeller Dünyanın DAĞ-BUCAK demeden her yerine ama gizli finansörler eliyle yaptırılmakta.
   
  arava 12 kabile  
   
  UZAY HEYKELLERİ 
     
  DÜNYA'nın MUHTELİF YERLERİNE YAPILAN ve UZAY HEYKELLERİ'nin İNCELENDİĞİ "KUTSAYAN UZAY HEYKELLERİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Asıl amaçları; Tevhid imanının hüküm sürdüğü ve kurtuluş hayallerinin önünde en büyük engel olarak gördükleri Peygamberler bölgesinde, 'TEK TANRICILIK' dedikleri kendi PUTPERES İNANÇLARINI egemen kılabilmek. Tanrıların Tanrısı dedikleri YAKUP'un TANRISI / İSRAİL'in TANRISI (Yakup=İsrail) olarak isimlendirdikleri, Yahve rumuzlu, EDİNİLMİŞ TANRILARINI (kaçıncı göbekten varisidir bilinmez) işaret ederek bölgenin hakimi olabilmek. Kapılarından secde etmedikleri için giremedikleri İman bölgesine, "ALLAH'a" rağmen girebilmek. Kapılarından secde etmedikleri için döndükleri İman bölgesine "ALLAH'a" rağmen girmeyi binlerce yıldır hedefleri haline getirmiş olanlar elbette o bölgede Tevhid inancını bırakmak istemezler. Kendileri FİZİKEN girebilmelerinin önce İNANÇ olarak girmelerine bağlı olduğunu bilenler, elbette önce İmanı yok etmek isiteyeceklerdir.

Çok tanrı kabulleri içinde sadece bir tanesine TAPINMAYI TEK TANRICILIK İNANCI olarak isimlendirenler, eğer İlahi esintiler taşımış olsalardı; MÜSLÜMANLIĞA Arap halklarından KAYNAKLANAN DİN DAMGASINI vuramazlardı. Dinlerin arası Diyalog çalışmalarında takındıkları SEMAVİ DİNLERİZ maskelerini de kullanmak zorunda kalmazlardı. 

Müslümanları kandırmak, kendilerine sıcak bakılmasını sağlamak, İMANI yok edebilmek adına her yolu deniyorlar.  DİNLERİN rası DİYALOGTA bu tür organizasyonlardan. O organizasyonlara PUTPERES olarak damgaladıklarıyla (sadece onlarınki Tanrıların Tanrısı)  katılıpta, Tanrılarına olan inancı hiçe sayarak, "hepimiz semavi dinleriz" maskeleri takınanların, bizlerin anladığı manada TEK İLAH İMANI olabilir mi?  Yalandan yerede olsa Putpereslere gidip "aynı Tanrıya inanıyoruz" denilebilir mi? Putpereslere aynı Tanrıya inanıyoruz demek DİNDEN ÇIKMAKTIR.
   
  DİNLER ARASI DİYALOG
   
  Ellerinde inanç sistemlerinde çok Tanrı olmalı ki, GECELERİ BİZ ASLINDA ONLARLA ALAY EDİYORDUK" diyebilecekleri TANRILARI olmalı ki, bu kadar rahat maskeler takınabiliyorlar. Bizim İMANIMIZDA o MASKELEMELERİ yapanların, İNANMADIĞI halde inanıyormuş gibi yapanların, herkezle herkezmiş gibi gözükenlerin  ORTAK ADI MÜNAFIK.

Gönüllerine BUZAĞI suyunu içtiklerini kitaplarından duyuranların, PUT yapımcılığını EZRA'nın soy dedesi HARUN'a gurula montajlayanların, (atfedenlerin) elbette göğüslerinde BESLEDİKLERİ BUZAĞIDAN başkasına tapmaları beklenemez.

Mısırdan Çıkış....32:20 Yaptıkları BUZAĞIYI alıp YAKTI, TOZ HALİNE gelinceye kadar EZDİ, sonra SUYA SERPEREK İSRAİLLİLERE İÇİRDİ

TANRININ OĞULLARI ve ŞEYTANLA toplantılar yapan TANRI inancının olduğu yerde TANRI SAYISININ önemi olabilir mi? ŞEYTANIN KOVULMA ŞÖYLE DURSUN (şeytanın suçunu yılana yıkıp onu kovdular ya! Ayakları üzerinde yürüyen yılana sürünme cezası yazdılar ya!) mükafatlandırılarak, İLAHİ KATTA gezdirildiğini kabul eden İNANÇ siteminde ki,
   
  ADEM'in MEYVASI, YILANIN YANILMAZLIĞI, TANRININ YALANCILIĞI KONULARININ İŞLENDİĞİ "TANRININ BAHÇESİ " sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  YAHVE KERUV'ları YAKTI mı?, KOVDU mu? yoksa; TAHTINI KERUV'arın ARASINA mı KURDU? örnekleri için "KERUV & ŞEYTAN" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  YAHUDİLERE ait olan yada YAHUDİLERE HAS KILINAN bir takım ŞABLON KABULLERİ ÖZÜMSEME "YAHUDİLİK ZİHNİYETİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  KAÇ TANRILARI OLABİLECEĞİ TAHMİNİNE YARDIMCI OLACAK BİR-KAÇ ÖRNEK.

2 Tarihler ............2:5 "Yapacağım tapınak büyük olacak. Çünkü TANRIMIZ BÜTÜN TANRILARDAN BÜYÜKTÜR.
Yasa Kitabı.......10:17 Çünkü Tanrınız RAB, TANRILARIN TANRISI, RABLERİN RABBİDİR. O kimseyi kayırmayan, RÜŞVET ALMAYAN, ulu, güçlü, heybetli Tanrıdır.
Yeşu.................22:22 ‹‹TANRILARIN TANRISI RAB, TANRILARIN TANRISI RAB her şeyi biliyor; İSRAİLde bilecek. Eğer yaptığımızı, ...........
Daniel...............11:36 ‹‹Kral dilediği gibi davranacak. Kendini BÜTÜN TANRILARDAN, daha yüce gösterecek, TANRILARIN TANRISINA karşı duyulmamış sözler......
Daniel................2:47 Daniele, ‹‹Madem bu gizi açıklayabildin, Tanrın gerçekten TANRILARIN TANRISI, kralların Efendisi›› dedi, ‹‹Gizleri açan Odur.››

Elbette inanç ikizleri, Zihniyet paylaşımcıları, ESKİ AHİT'i "HER HARFİ TANRIDAN" diye kabul etmiş olan Hıristiyanlarda da, BABA TANRI'yı, OĞUL TANRI'yı ve sayısının kaç tane olduğu belli olmayan KUTSAL RUH'u (her mezhep bizimle diyor), kitabını alıp kendisini dışladıkları YAHVE'yi bir kenara bıraksanız bile TANRI sayısı OLDUKCA FAZLA.

Esinleme...........17:14 Kuzu'ya karşı savaşacaklar, ama Kuzu onları yenecektir. Çünkü Kuzu, RABLERİN RABBİ, KRALLARIN KRALI'dır. ..............
1 Timoteos.........6:15-16 Mübarek ve tek Hükümdar, KRALLARIN KRALI, RABLERİN RABBİ, ölümsüzlüğün tek sahibi, yaklaşılmaz ışıkta yaşayan, ...............
Esinleme..........19:16 Kaftanı ve kalçası üzerinde şu ad yazılıydı: `KRALLARIN KRALI ve RABLERİN RABBİ'

Adem'i de Tanrının oğlu / SON OF GOD olarak kabul edenler için İSA tanrının oğludur  / SON OF GOD demek çok kolay olmuş olmalı. İnançlarında var olan SONS OF GOD / Tanrının oğulları inanışları İSA ile TAPINMALARINA resmen girmiş. Adem'i bile yaratılan değil, TANRI OĞLU olarak görenlerin TANRI SAYISI nekadadır  tahmin etmek zor. Onlarda bu konuda zorlanmış olmalılar ki bir kısmını ölümlü ilan etmişler.

Luka 3:38 Enoş oğlu, Şit oğlu, Âdem oğlu, TANRI OĞLUYDU.
English Standard Version (©2001)
Luke...3:38 the son of Enos, the son of Seth, the son of Adam, the SON OF GOD.

İSA oğul TANRIYIDA aralarından seçtikleri anlaşılan, bedenlenip İnsanlarla da evlenebilen TANRININ OĞULLARINA bir örnek..

İngilizce BASKILI  Eski Ahit kitabında TANRININ OĞULLARI
Job / Eyüp.........1:6 Now it fell upon a day, that the SONS OF GOD came to present themselves before the LORD, and SATAN came also among them.
Eyüp / Job.........1:6  Bir gün TANRININ OĞULLARI RABbin HUZURUNA ÇIKMAK için geldiklerinde, ŞEYTAN da ONLARLA GELDİ.
Türkçe BASKILI  Eski Ahit kitabında İLAHİ VARLIKLAR
Eyüp.................1:6 Bir gün İLAHİ VARLIKLAR RABbin HUZURUNA ÇIKMAK için geldiklerinde, ŞEYTAN da ONLARLA GELDİ.

Tanrı olarak edindiklerinin OĞULLARI olduğu gibi, hep birlikte ŞEYTANLA toplantılar yapıyorlar. Mutlaka Toplantı sonrası kokteyler düzenleyip eğlencelerde yapıyorlardır.

Mezburlar/Zebur...2:4 GÖKLERDE OTURAN RAB GÜLÜYOR, Onlarla EĞLENİYOR.

Bu tanılamaları yapan ifadeler çerçevesi içinde; Tanrı olarak işaret ettikleri ne olabilir? Eğlenen Tanrı, elbette OĞULLARINDAN  birine bile ilgi gösterilmesini kıskanır.
Tanrı olarak edindiklerinin bu toplantıları sadece OĞULLARI ve ŞEYTANLA yapmakla yetinmeyip BAŞKA TANRILARLADA TOPLANTILAR yaptığı, yine "her harfi Tanrıdan" dedikleri kitaplarında TANRI anlatımıyla yer alıyor.

Saçmaladıklarının farkında olmalılar ki TANRILAR arası koordinasyon toplantıları ile KENDİ EDİNDİKLERİ TANRILARINA herşeye egemen rolü vermişler. Yani; çok Tanrı var ama kontrol bizim Tanrıda havası estirmişler. Sanki onu-bunu-şunu Tanrı edinipte "benim Tanrım hergün dayak yiyor" diyen varmış gibi. Kirpide yavrusunu "PAMUĞUM" diye severmiş. Kim "yoğurdum ekşi" der.
Zebur……82:1 TANRI YERİNİ ALDI TANRISAL KURULDA, Yargısını açıklıyor İLAHLARIN ORTASINDA:
Zebur……82:2 ‹‹Ne zamana dek haksız karar verecek, Kötüleri kayıracaksınız? --iSela
Zebur……82:3 Zayıfın, öksüzün davasını savunun, Mazlumun, yoksulun hakkını arayın.
Zebur……82:4 Zayıfı, düşkünü kurtarın, Onları kötülerin elinden özgür kılın.››
Zebur……82:5 Bilmiyor, anlamıyorlar, Karanlıkta dolaşıyorlar. Yeryüzünün temelleri sarsılıyor.
Zebur……82:6 ‹‹ ‹SİZ İLAHLARSINIZ› DİYORUM, ‹YÜCELER YÜCESİNİN OĞULLARISINIZ HEPİNİZ
Zebur……82:7 Yine de İNSANLAR GİBİ ÖLECEKSİNİZ, Sıradan bir önder gibi düşeceksiniz!››

Cinlerle irtibatta olan İnsanları Tanrısallaştırdıklarına göre, CİN'leride Tanrısallaştırmış olmaları işin ilk etabı değil miydi?. Zaten Taptıklarıda onların arasından seçip İttifak kurdukları değil mi? Çok Tanrı inancıda, GÖKSEL EGEMENLİK savaşlarıda, "Yeryüzünde olan olayların hepsi Göklerde de oluyor" demeleride, CİNLERİN bir kısmını iyi-kötü Melek, bir kısmını aziz-evliya, bir kısmını ulular, bir kısmını iyi-kötü Ruhlar, bir kısmınıda TANRI ilan etmelerinden kaynaklanmıyor mu?

Çok Tanrıcılık sistemi içinde  ittifak halinde olduklarına tapanların, (Taptıkları ittifaklarla oluşturdukları Zihniyet. Elbette dini disiplin gereği bir isme örneğin YAKUP'un TANRISI adı altında tapınmalarını yapıyorlar. Elbette, Yahve rumuzlu İSRAİL'in tanrısı ismini kullanarak)  yollarında ilerleyerek tekamül Piramitini tamamlayabilmeleri  için, senaryoları gereği  ON İKİ  kabile tamamlamaları gerekiyor. (kim soracaksa; İki kabile burdasınızda, geri kalan 10 kabileniz nerede diye sorulabilir)

BAZI ŞEYLERİ EDİNİLMİŞ TANRI OLGUSUNA BIRAKILMAYACAK KADAR ÖNEMLİ olduğunu, TAPTIKLARININ 10 kabileyi KAYBETMESİNDEN dolayı bilenler, "Bizim kayıp kabilelerimiz" diye Çin'den, Habeşistana kadar olan yerlerden insanlar topluyorlar.

"Onun gözü, bunun sözü, şunun özü, onların DNA'sı, bunların atası, şunların tapınması ayrıca birde bizlerin kabile ihtiyacı" diye, renkleri tutsada tutmasada, dilleri uysada uymasada, sırf "BİZ Yakupoğullarıyız" diyebilmek için çalışıyorlar. "Sağdanda saysanın 12 kabileyiz, soldanda saysanız 12 kabileyiz diyebilmek için, kendilerine yakın, tevhid inancına uzak, köklerinde belirsizlik olanları topluyorlar.

Örneğin 1984 yılında Musa Operasyonu (Operation Moses), 1991'de Süleyman operasyonu (Operation Solomon)  adı altında Etopya'dan SİYAHİ bir Falaşlar,  İsrail'e "DAN" kabilesi diye getirilmiş.  Falaşalar, bugün İsrail'in Filistinlilere yönelik kullandığı  acımasız askerleri olarak nitelendirilmektedirler.

Herşey hayallerindeki gibi (gerçek) olsa bile; Kabilesi ortalıkta kalmamışın VAADİ mi olur? Kabileleri ortada olmayan Toprağın DAVASI mı olur?
   
  YAKUPOĞULLARINDAN FALAŞALAR
   
  OLASI YAKUPOĞULLARI
   
  Bu konuda komiklik yapıldığı zannedilebilir. Yukarıdaki örneklemeler Yahudilerin yaptığı araştırmalar sonucunda YAKUPOĞULLARI olasılık listelerine dahil edilmiş örnekler. FALAŞALARI (Yaban manasına geliyormuş) Yakupoğulları olarak içlerine alıp on iki kabileyi tamamlama yolunda aldıklara yola sevinenler, ÇİN kökenli, Hint kökenli YAKUP oğullarınıda bulup getirebilirler.  Edindikleri Tanrılarının yapamadığı bu önemli iş yerine getirmiş olurlar. (Sonra VAAT topraklarına türlü desiseler, entrikalar lider sarhoş etmeleri ile oluşturdukları ortamın arkasından TANKLARIYLA girip TANRI VAADİNİ yerine getirdi diye nutuklar atarlar. Bu durumda TANRI KİM/ KİMLER oluyor?) .İşlerini göresiye kadar, kehanet tamam gözükesiye kadar durumu idare edip giderler. İş bittikten sonra, bir Tanrı emri yorumuyla AMALEK-MAMALEK ilan edip, KÖTÜ DÜRTÜLERİNDEN kurtuluverirler.

12. Yüzyılda Yahudi seyyah Tudela’lı Benjamin kayıp 10 kabilenin Arabistan ve Pers topraklarında yaşadıklarını iddia etmiş.
1650 yılında ise Amsterdam’lı Rabbi Manasseh Ben İsrael "İsrael’in Umudu" adlı kitabında bu kabilelerin Güney Amerika’da keşfedildiklerinden söz etmiş.
   
  Görüldüğü  gibi Dünyanın her tarfından kendilerinden izler taşıdığını kabul ettikleri (yada öyle söyledikleri) kökleri belli olmayan her ırktan (Sarı, zenci, beyaz farketmiyor yeterki TEVHİD inancına sahip olmasın) insan gruplarını YAKUPOĞULLARI diye gerekirse Uçaklarla taşıyorlar. Düştükleri acizliğe rağmen PARAYI BASTIRIP DÜNYADA DÜDÜKLERİNİ ÖTTÜRÜYORLAR.
Soylarını Yakupoğulları olarak oralarda-buralarda arayanların, YAKUP OĞULLARI olarak  Babil kaynaklı çoğalarak  OLMA OLASILIKLARI ne olabilir? Belki; İbrahimoğlu soyundan, Sami ırkından  olabilirler yada  o köklerden beslenmiş olabilirler ama  Yakupoğlu maskelesiyle işi kotarmaya çalıştıkları gün gibi ortada.

"BEN BENİM" diyeni, TANRI İLAN EDENLER "ELBETTE BİZ OYUZ" diye ORTAYA ÇIKANLAR olur.

Helaklar sonucu yok olan 10 kabileyi (Esasında 12 kabilenin tümü, Sürgünden dönenler Yahudiliğin standartlarını koyarak döndüler ve bizle şunlardanız diyerek işi biritirdiler. Geride kalanları hem ırk hemde inanç olarak tanımadıkları gibi, tüm kitapları elden geçirip düzenlediler. Sürgüne gitmeden önce ellerinde Tora varken sürgün dönüşü kitapları nereyse Bugünkü hale gelmişti.  Üstelik birde ellerinde Babil Talmud'u adlı kitaplarıda olmuştu) bu yollarla toplanarak Yakupoğullarını, yani Pazulu tamamlayarak  VAAD topraklarına kavuşma için son hareketlerini yapmaya hazırlanıyorlar. 

Sürgünden döndük dedikleri sayı onların verdiği rakkamlarla kitaplarında bile 42.360 kişiyle sınırlı. (Mısır yaşamına 70 (-aslında 69 kişiler- kişiyle başladık 210 yılda 3 milyon kişiye ulaştık diyenlerin torunları olsalardı, onlarda binlerle gittikleri Babil'den 12'li sistemlerini uygulayarak on milyonlarla dönerlerdi) Onlarında çoğu (anne soyu Yahudilik 1. şartı haline getirildiğinden) Babil kökenli insanlardı. Yani bugün işgal ettikleri yörenin insanlarıydı. Babil kökenli insanlar esasında onların erkek açığını kapamış ve nüfuslarının çoğalmasını sağlamış gözüküyor. Kral soyuna, Kutsal Davut soyuna yamamya çalıştıkları Zerubbabil'de, Kral YehoyaKİN 17-18 yaşında hapse girdiğine göre, Kraliçeye eşlik eden BABİL'li bir babadan olmuş olmalı.

Babil sürgünüyle Anne soyunun Yahudiliğin 1. şart haline getirilmiş olması kuvvetli bir ihtimal. Çünkü; isimleri Babadan türetilen isimle olmaz anne isminin kullanıldığı tanımlamalarla yapılırdı. Yabancı kadınla evlenme yasağı Babil sürgünü sonrası Ezra ve arkadaşları tarafından, büyük ihtimalle Babil'de elde ettikleri soylarını korumak için koyuluyor. Yeruşalem'e döndüklerinde bu kuralı sıkı sıkıya uyguluyorlar ki, sürgüne gitmemiş olan (teyze-amca-dayı-hala çocukları olarak görmediler ki, kendileri çok farklı bir soy oluşturdular ki -Falaşaların zencileşmesi gibi-  geride kalmış olanlarla, hem din hemde ırk olarak ilişkilerini kesme yönünde kararlar alıp çok sert bir biçimdede uyguluyorlar) İbrani köklü insanlarla birleşmeler olmasın. Yahve’nin İbrahim, Musa ve Davut’la yaptığı ahitlerde yabancılara da yer varken, Yahve'nin kurallarınıda hiçe sayarak,Ezra ve Nehemya’nın halkla yaptığı ahitte, yabancılara hiç yer vermiyorlar. Hatta Yahudiler’le aynı Tanrı’ya inanan ve aynı kitabı kabul eden Samiriler bile, yabancılar kapsamında dışlanıyorlar. Bırakın kız almayı vermeyi Tapınaklarına sokmuyorlar.

Hatta, Aynı Tanrıya ibadet ediyoruz dedikleri halde Tapınaklarına bir taş bile koymalarına müsade etmiyorlar. Elbette İran, Babil esinlenmeli, kendilerine has Tapınaklarını yapıyorlar. Yoksa Mısır çıkışı Çölde geçen 38 yılı anlatma yerine, Tapınak tariflerini kitaplarında  bölümler boyunca en ufak detayına kadar neden yer versinler? Elbette  benimsedikleri Tapınmalara TANRI EMRİ / TANRI İSTEĞİ makyajı yapmak için yer vermişlerdir. 

Daha önce hiç olmadığı şekilde bütün yabancılar Ezra ve Nehemya döneminde, evlilik yasağı kapsamına alınmış. Oysa Yusuf Mısırlı bir kadınla evlenip soylarını (anne soy kabulünde 1. dereceden esas alındığına göre) Mısırlı yapmıştı zaten.Yabancı Kadın yasağını koyan Ezra'nın soy dedeleride büyük ihtimalle Mısırlı annelere sahipti.

Babil sürgünü sırasında hem inançları MARDUKLAŞMIŞ, hemde soyları BABİL kökenli hale gelmiştir. Bunun en iyi örneği Tanrılarının bile ZERUBBABİL'in ait olduğu soyu  ve Babasının ismini bilmemesi olarak gösterilebilir. (Yeni Ahit yazarları ve kitap denetmeni Kutsal Ruhlarına bakarsanız Zerubbabil Babil sonrası doğmuş. Oysa ismindeki Babil bile babilde doğduğu için verilmiş. Oturdukları yerden bana göre böyledir diye kitap yazanlar, Hz. İsa'yı hayatlarında görmemiş olan  cahiller bu atamalarına dayanarak İsa'nın soyuna ulaştık diyede sevinmişler) Kutsal kıldıkları Davut soyu bir kez Mısır'da birkez Babil'de yabancı erkek karışarak sürebilmiş. Konvoydaki eşeklerin sayısını veren Ezra ve arkadaşları, kutsal soyları haline getirmek istedikleri ZERUBBABİL'in baba ismini verememektedir. Ezra ve arkadaşları; Yeni Ahit'cilerce İsa'ya dayandırılan bu soyun Babil'de bittiğini, soy atalarının BABİL'li bir baba olduğunu kabul etmiş görünüyorlar.

Ezra...........2:2 Bunlar ZERUBBABİL, Yeşu, Nehemya, Seraya, Reelaya, Mordekay, Bilşan, Mispar, Bigvay, Rehum ve Baananın önderliğinde geldiler. SÜRGÜNDEN DÖNEN İsraillilerin sayıları şöyleydi:
Ezra...........2:64 Bütün halk toplam 42 360 kişiydi.
Nehemiah...7:66 Bütün halk toplam 42 360 kişiydi.
Ezra...........2:65 Ayrıca 7 337 erkek ve kadın köle, kadınlı erkekli 200 ezgici, 736 at, 245 katır, 435 deve, 6 720 eşek vardı. 
   
  EZRA ve NEHEMYA'nın DÖNÜŞ çelişkili LİSTELERİNE AİT, AHİT'te TUTARSIZ  İFADELERİNİN YER ALDIĞI "SÜRGÜN LİSTELERİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  ZERUBBABİL
   
  BABİL SÜRGÜNÜNDE BİTEN ve BABİL'li BABA ile devam eden KUTSANMIŞ DAVUT SOYU "ZERUBBABİL & DAVUT & İSA" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Bu günkülerin gerçekten saf YAKUPOĞULLARI OLARAK KABULÜ yapılsa bile, (Babil katkıları yok kabulüyle) bu durumda 1/6 oranında Yakupoğullarını temsil etmiş oluyorlar. Kitaplarındaki vaad doğru olsaydı TANRILARI YAKUP OĞULLARINI bir arada tutup VAAD topraklarına sokması gerekmez miydi?

Yeşu ile vaat topraklarına TANRIMIZIN ÖNDERLİĞİNDE girdik ve toprakları paylaştık ifadelerine kitaplarında yer verenler,  aradan 500 sene sonra ON KABİLELERİNİN TAMAMEN YOK OLMASINI, edindikleri Tanrılarının engel olması gerekmez miydi? Bu durumu GÜVENİLİR TANRILARININ KENDİLERİ ile OLAN HANGİ İLİŞKİSİNE BAĞLIYORLAR Bağlanacak birşey olmadığından mıdır nedir? hiç bir ilişkiye bağlamıyorlar.  Çünkü TANRI AĞZINDAN ifadeyle sürülerini / kabileleri YOK edip dağıtanlar ÇOBANLARI / yöneticileri.
Hezekiel.....34:5 Çobanları olmadığı için dağıldılar, yabanıl hayvanlara yem oldular.
Hezekiel.....34:11 ‹‹ ‹Egemen RAB şöyle diyor: Ben kendim koyunlarımı arayıp soracağım.
Hezekiel.....34:13 Onları ulusların arasından çıkaracak, ülkelerden toplayacak, kendi yurtlarına geri getireceğim. .....

Onların mantığıyla bakıldığında, VAAD topraklarına sokan Tanrı olgusu, Yakup oğullarının 2700 SENE önce  5/6 sının tamamen yok olması karşısında hiç birşey yapamayan değil mi?
Edindikleri Tanrı kabilelerin yok olduğunu bilmiyor muydu?
Babil sürgünü sırasında Babil ve civarına gidenlerin Kuzey krallığından hiç kimseyi bulamadığını bilmiyor muydu? Görünüm verirken durumu öğrenmemiş miydi?
İran saraylarında vezirlik, sakilik, danışmanlık, Kraliçelik yapanların onların köklerine ulaşamadığını bilmiyor muydu?
İsrail Krallığının  ON KABİLESİNE ait Peygamberlerini görüntü vermek için aradığında da durumun farkına varmamış mıydı?  
Yüzlerce yıl onlardan biriyle irtibat kurup görünümler verememeside onda huylandırma oluşturmamış mıydı? (Eğer onlardan birileriyle irtibat kurduysa, kitaplarında konudan haberdar olduğunu yazardı. Ezra ve arkadaşları izin verseydi, o da durumdan haberdar olacak ve "kitaplarım" dediği metinlerde 10 kabileye dair bilgiler alacaktı

Sürgün dönüşü yapanların listelerini HER HARFİ KENDİNDEN olan kitabına yazdırırken İSRAİL KRALLIĞINA ait ON KABİLEDEN hiç kimsenin olmadığının farkınada varmamış mıydı? Tüm bu ve buna benzer aleni durumları değerlendiripte  "bu iş burada biter" demedi  ve  VAADLERİNE devam etti?  Kitapları yazan "Ezra ve rakadaşları 10 kabilenin TAMAMEN kaybolduğunu bilselerdi/açıklasalardı Tanrı olgusuda doğal olarak öğrenmiş olacaktı" denilebilir ama bu durumda da; VAAD TA! O YILLARDA bitecek ve DİN SİSTEMLERİDE doğal olarak ÇÖKECEKTİ. Müstakil Tanrı ağzından,  kendilerine has olan VAADLERİN geçersiz olması demek,  imani bir değer taşımayan sadece SECDE ETMEDEN KURTULMAYI vaad eden DİNLERİNE tabii olanların GİTMESİ demekti.
Boş sözleri VAAD olarak gösteren DİNE  tabii olanlar, kurtuluşları için DİKEY  geçişler yaparak başka kapıları çalmaya başlayacaklardı.
Umutlar gittiğinde dağılmalar sonucu hükmedebilenecek toplulukları, işte bu din diye yadıklarını dayatabilecekleri insanları olmayacaktı.
Sürgün dönüş sayısı bile bu tezi doğruluyor. Tüm vaadlere rağmen dönebildikleri kişi sayısı 40 bin civarı. Oysa orada yüzbinlerce kişiydik diyorlar. Bu rakkamlar bile Yakup oğullarından Yahuda ve Levi kabilelerinin orada asimile yoluyla yok olduğunu, sürgün dönüşü yapanların KURDUĞU İNANÇ SİSTEMİNİ kendilerine yakıştıramadıklarını ve daha sonra EHLİ KİTAP olarak anılanları oluşturduklarını yada Müslümanlığa geçtiğini gösterir. Özetle Yakupoğulları olanların kalmadığını gösterir)


Sadece iki kabilenin kaldığını, Tanrı adına karar verenlerde mi bilmiyordu?  Kurtuluş şartlarını ona göre yazsalardı yani  bugünkü zihniyet torunlarını, oradan buradan derlemelerle uğraştıracak kehanetleri kitaplarına işlemeselerdi DÜNYA BARIŞI ve İNSAN HUZURU için daha iyi olmaz mıydı? Elbette iyi olurdu ama bu durumdada hükmedebilecekleri bir grupları olmayacağı gibi GÖKSEL EGEMENLİK çalışmalarında da  varlıklarını yitirirlerdi.

Sürgünde insanları kendilerine bağlamak için bulundukları VAADLER, Tanrı olarak işaretlediklerinin güvenilirliğini hepten zedelemiş olmuyorlar mı? Tanrıyla ilişkileri olsaydı, ilşkide oldukları Tanrı olsaydı, Tanrı korkusu / Tanrı saygısı olsaydı, Tanrı sözü dedikleri kitaplara KENDİ YALANLARINI VAAD adı altında yazabilirler miydi? Elbette yazamazlardı. Cennet gitmelerini, İMANLARINA, secdelerine bağlamış olsalardı "ALLAH'a" saygısızlık etmekten çekinir, boş vaadler uydurarak insanları YALANLARININ peşinden sürüklemezlerdi.

SETLER arasında faaliyette bulunabilecek sadece  İKİ ÇEYREK KABİLE kaldığını bilmeyene, kim güvenirde geleceğini teslim eder? Elbette amacı bozgun çıkarmak olan, bozgunculuğu Misyonları haline getirmiş olanlar, KAOS düzenini, kendilerine  biçilmiş kaftan olarak görenler / kuluçkalanmak için uygun bulanlar, LÜSİFER imparatorluğu için çalışanlar aynı yolun yolcuları olduğu için geleceklerini birbirlerinin var olmasına bağlarlar. SARP yokuşlara atılanlar, sarp yokuşların sahibi ile elbette uyum içinde bir durum sergilerler.

Tanrı sözüne güvenenlerin 5/6 sının 2700 SENE önce yok olmalarına sebep olan Yakupoğullarına verilen  BAL ve SÜT ülkeleri VAADİ, YALAN bir sözden ibaret değil mi? Yakupoğullarını vaad topraklarına sokacağım diye söz veren ama çoğunu yolda zaiyat /zayi olmasına mani olamayan olgu, ÖLÜMÜ NASIL YENİPTE sonu gelmez saltanatlı yaşamı, bugünkü sözde YAKUPOĞULLARININ 1/6'sına sunacak (o'da geride kalanların 100/100 Yakupoğlu olma  şartıyla)

Oysa tırmandıkları, tırmanmak zorunda bırakıldıkları sarp yokuşlar, binlerce yıldır insanlara bir şey veremediği binlerce yıldır aynı VAADLERİ tekrarlamalarından belli. Binlerce yıldır secde etmeyenlerin hala KURTULUŞ umutlarını bağlamalarından belli. O atıldıkları ateş yolunun sarp yokuşları sadece,  secde ederek BAL ve SÜT ülkelerine girmek istemeyenlere hayaller kurdurup makamlar ve unvanlar kazandırdı.
   
  horus piramiti 2023
     
  SARP YOKUŞLARA SARDIRILANLARIN kulesi HORUS PİRAMİTİNİN SEKARA açılan kapısı 19. (son) KAT "2023  ATEŞE TEKAMÜL" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  "ALLAH KUR''AN'I KERİM'de SEKAR'I BİZLERE ŞÖYLE BİLDİRİYOR.

74 - MÜDDESSİR.16.- Hayır, iş sanıldığı gibi değil! O, bizim AYETLERİMİZE KARŞI bir İNATÇI kesildi.
74 - MÜDDESSİR.17.- Ben onu DİK BİR YOLA SÜRECEĞİM.

74 - MÜDDESSİR.22.- Sonra yüzünü buruşturdu, kaşlarını çattı.
74 - MÜDDESSİR.23.- Sonra ARKASINI DÖNDÜ ve BÖBÜRLENDİ.
74 - MÜDDESSİR.24.- Şöyle dedi: "Bu, RİVAYET EDİLEREK gelen bir BÜYÜDEN başka şey değil."
74 - MÜDDESSİR.25.- "İNSAN SÖZÜNDEN başka bir şey değil bu."
74 - MÜDDESSİR.26.- Onu SEKARA fırlatacağım.
74 - MÜDDESSİR.27.- Bilir misin nedir sekar?
74 - MÜDDESSİR.28.- Ortada bir şey bırakmaz, HİÇBİR ŞEYİ GÖRMEMEZLİK ETMEZ O.
74 - MÜDDESSİR.29.- İnsan için tablolar/levhalar/ekranlar sunandır o/deriyi YAKIP KAVURANDIR O.
74 - MÜDDESSİR.30.- ÜZERİNDE ON DOKUZ  vardır onun.
   
  Hz.İsmail yada Hz. İshak isimleri arasında değer açısından değil görev açısından bir fark olduğundan bu kurbanlık seçimi yapılmış olmalı. Biri mutlaka kurban olmuş kendini adamış olarak 2400 sene inzivada kalacak, diğeri oğullarla ortalıkta karlarak peygamberlere "OCAK" olacaktı. Babasız herhangi bir soya bağlı olmadan doğan Hz. İsa ve saklanmış, pasif durumda yayılan  soydan gelen Hz. Muhammed'e kadar.

7 - HADÎD......... 27.- Sonra bunların peşinden ardarda peygamberlerimizi gönderdik. Onların arkasından da MERYEM OĞLU İsa’yı gönderdik, ona İncil’i verdik ve kendisine uyanların kalplerine şefkat ve merhamet duygusu koyduk. (Kendiliklerinden) icat ettikleri ruhbanlığa gelince; biz onu onlara farz kılmamıştık. Allah’ın rızasını kazanmak için onu kendileri icat etmişlerdi. Fakat ona da gereği gibi uymadılar. Biz de içlerinden iman edenlere mükâfatlarını verdik. Fakat onlardan birçoğu da fasık kimselerdir.

Oysa onlar, kurban olayını da, Yakupoğullarını da seçkinlik olarak değerlendirdiler. O nedenle Hz. İbrahim'e kadar dayanan bir ayıklama yaptılar ve  soy bağlantıları olanlarla irtibatlarını kopardılar. Onlar sadece sözde İbraniler olarak kendilerini görüyorlar. Adresleri semavi din taklidi yaptıkları için mecburen oraya çıkıyor. Mecbur oldukları için "İbraniyiz" etiketini (tamamen) üzerlerinden atamıyorlar.

İbrahimoğlu kimliği  onları rahatsız ettiği için "Yakupoğullarıyız" diyorlar. İbrahimoğullarının ön planda olması demek, peşlerinde oldukları VAAD topraklarının zaten ASIL SAHİPLERİNDE olduğunu kabul etmek demektir.  O nedenle Yakup'a Tanrıyla güreş uydurup onu Tanrısallaştırdılar. İbrahimoğlu olmaktan daha tercih edilir bir hale getirdiler. Bir Tanrıyı gördüğünde yerlere kapanır yapı içinde tanıtılırken, diğeri AYNI TANRIYI (El-Shaddai'yi) YENMİŞ ve yalvartan yapı içinde tanıtılıyor. Yakupoğlu olmanın, hem hissedarlardan kurtulmayı, hemde başedilemez güçlü yenilmez olmayı (Esav önünde 7 kez yerlere kapaklanıp aflar dilediğini unutarak - balık hafızası sendromu-) getirdiğini gösterdiler. Sorgusuz sualsiz her verileni kabul etmeyi kendilerine iç-güdü edinmiş olanlara da, Yakupoğlu olarak tanınmak / tanımlanmak daha cazip hale gelmişti. Tanrıyı yenen ve yalvartan, Tanrı önünde yerlere kapananla bir olur mu?

İbrahimoğlu kimliğinden kurtulabilmek onu sadece sembol olarak kullanabilmek için, önce Hz. İsmail'i, sonra Esav'ı  kullanarak Hz. İshalk'ı dışladılar.  V edışlanan soylara düşmanlıklar ilan edip YOK ETME sözlerini  kitaplarına yazdılar. Hz. İsmail ve Esav soyunu AMALEK üreticisi ilan edip köklerinin kurutulması için TANRI emirleri uydurdular.

Elbette Vaad topraklarında muhtemel ortaklarınıda tasviye ederken aynı yolları kullandılar. Vaad edilmiş toprakların İbrahim'den dolayı mirascılarının çoğalmaması için, TANRI SÖZÜ VAADİ önce yeni bir ahitleşmeyle İshak'a devrederek İsmail'iden kurtuldular. Sonra, Esav soyununda VAAD kapsamı dışında olduklarını ilan etmek için, Tanrı adına bu kezde Yakup ile ahitleşerek, VAADLERİN tek muhatabı haline kendilerini getirmiş oldular. Böylece, Tanrı İbrahim'e vaad ettiği topraklar sadece birkaç kalem oynatmayla Yakupoğullarına oradanda bugün biz onlardanız diyenlere geçti. EZRA'ya Tanrısal payeler vermeleri boşuna değil. Musa olmasaydı kitap ona verilirdi derken haybeye konuşmuyorlar. Musa kitap alan, EZRA ise kitap veren konumunda. Tanrı kim mi dediniz?

Odavya......18 Yakupoğulları ATEŞ, Yusufoğulları ALEV, Esavoğulları ANIZ olacak. Onları YAKIP YOK edecekler. ESAVOĞULLARIN'ndan KURTULAN OLMAYACAK. "RAB böyle diyor.
Mısırdan Çıkış...17:14 RAB Musaya, ‹‹Bunu anı olarak kayda geç›› dedi, ‹‹Yeşuya da söyle, AMALEKLİLERİN ADINI YERYÜZÜNDEN BÜSBÜTÜN SİLECEĞİM.››
Mısırdan Çıkış...17:16 ‹‹Eller Rab'bin tahtına doğru kaldırıldı›› dedi, ‹‹RAB KUŞAKLAR BOYUNCA AMALEKLİLER'E KARŞI SAVAŞACAK!››

Peygamberlerin ard arda (En azından bilindiği kadarıyla Hz. İbrahim'den başlayarak. Hz. İbrahim'in babası Putperesti. Yani peygamberlikte Hz. İbrahim'in direk bağlı olduğu bir soy yoktu) İbrahimoğullarından gelmiş olması eğer bir ırksal seçkinlikse, dinin kemale erme, Kur'an'ı Kerim'in tamamlanma lutfuna nail olan Hz. Muhammed'de, Hz. İbrahim soyundan. Hatta o topraklarda yaşan çok büyük bir kitle Hz. İbrahim soyundan. Yani VAAD toprağı ASIL SAHİPLERİNİN elinde. O topraklar üzerinde bugün yaşayanlar, onların kitaplarına göre TOPRAK VAADİNİ almış olanların torunları. Yani miras yoluyla sahip oldukları  o topraklarda oturanlar VAADE muhatap olanların varisleri.

Eğer o topraklar Hz. İbrahim'e VAAD edilmişse o halde yaygara kopartmanın ne alemi var. Şu anda O SÖZ KONUSU TOPRAKLAR İBRAHİMOĞULLARININ HÜKÜMRANLIĞI ALTINDA. Kurban seçilen, kendisini hiç düşünmeden ALLAH yoluna kurban etmek için başını bıçağın altına koyan, Hz. İbrahimoğlu  Hz. İsmail soyundan gelen Hz. Muhammed'in davetenine uyanların egemenliği altında.

HİTLERİ gölgede bırakacak bir IRKCILIĞA sahip hale getirilen Yahudiler, Hz. Yakup öncesini unutarak kendilerine seçilmiş insanlar damgası vuruyorlar.  Sonra zenci kökenli FALAŞALA'rı (abanları) getirerek bunlar bizim IRKDAŞLARIMIZ diyorlar. Falşaların "DAN" soyunun zencileşmesiyle olutuğuna inanan, seçkinlik düşkünleri, kendilerininde Zencilerin beyazlaşmış olduğunu / olabileceğini kabul etmeliler. Kendileri için kayıp on kabile arayanlar, DNA benzerliği taşıyanları kendilerinden değil, kendilerinin onlardan gelmiş olabileceğini de kabul etmeliler.

DNA testleri neden bunlardan onlara doğru yorumlanıyor. Belki kökleri Hiksoslara dayanacak olanlar için DNA testleri, FALAŞA'LARDAN bugün YAKUPOĞULLARIYIZ diye tututurmuş olanlara doğru yorumlanmalı. Önderleri çok büyük atalarının, Akadların imparatorluk kurduğu dönemde ortay çıktığını ve CRO-MAGNON'lara hizmetkarlık yaptıklarını ima'da ettiğine göre bence kişilik arayışı içinde olan, Yakupoğlu enfeksiyonu kapmış olanlar birde o yönden değerlendirilmeli.
   
  "KİTABIMIZ YALAN DOLU" yerine, İNSANLARI CRO-MAGNON İLAN ETME'nin işlendiği "SEÇKİNLER & CRO-MAGNON ADAMI" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Onların amacı bağcıyı dövmek. Onlar İÇİN SEÇKİNLİK SADECE kendileri OLMAKTAN İBARET. Kendileri nasılsa SEÇKİNLİĞİDE öyle anladıkları anlaşılıyor.  Soyda belirsizlik varmış,Soyda Hisosolar varmış, Soyda Mısır'lşılar varmış, soyda Babil'liler varmış, Soyda Pers'liler varmış, soyda Asur'lular varmış farketmez onlar biz ""SEÇKİNİZ" diyorlarsa, ÜSTÜN IRK böyle olur" diyorlarsa kesinlikle doğrudur itiraza gelmez hemen ANTİ-SİYONİST ilan edilir, soykırım destekliyicisi oluveririsiniz.

 Bu durumda İsrailoğullarının elbette çok işine gelir. Dünya anti-siyonizmin en büyük destekcisi onlar. Anti siyonizm olmasaydı Müslümanları terörist ilan etme olanakları da olamazdı. Hel bu safhada Mazlum, mahsun madur, mazlum tavırları için çokta ihtiyaçları var. Onlar için seçkinlik demek,  KENDİLERİ demek. Onlar için seçkinlik, herkesin onlara KÖLE olması demek. Onlar için seçilmişlik demek, ZİHNİYETLERİNİ yaşatan "BENLERİ".

İmani değerlere sahip olanlar için, ırkta değil takvada olan üstünlük söz konusudur. Takvada ilerleyen ırkcılık yapmayacağı gibi, IRKCILIĞIN artmasına göz yummaz. İnsanlara bakışı yaklaşımı daha merhametli, daha anlayışlı, daha barışcıl ve daha şefkatli olur. Tüm insanları yaratılmış olmalarından dolayı, YARATANDAN KORKARAK EŞİT GÖRÜR. Öyle ırkta,soyda, sopta seçkinilik tanımı peşinde koşamaz.  O tür düşünceler TEVHİD İNANCININ İÇİNDE YER BİLE BULAMAZ.

İMANIN IRKI SOYU SOPU olur mu? "ALLAH'ın" indirdiği, seçtiği dinde, verdiği kitapta, IRK ayrımı, ırk kayırması olur mu? "RAHMAN" olan "ALLAH" bir kulunu bir başka kulundan Fiziki yaşam içinde indirdiklerinden uzak tutar mı? ("Rahim" sıfatı mümünlerin affıyla ilgili)  Gönderdiği peygamberde IRKCILIK  ÜZERİNE kurulmuş yaklaşımlar olabilir mi?

Irk'ınön planda tutulduğu dinler, lokal bazda kalmış inanç sistemlerinde olabilir. Irkın  içinde yer bulduğu dinlerde, MÜSTAKİL TANRI edinmelerinin yaşandığı dinlerde elbette SOY takip sistemleride olur. Tanrılarının KISKANÇ olduğu gibi ona sunular sunanlarda Tanrılarını KISKANARAK kimseyle paylaşmak istemezler. Zaten gücü olmayan edinilmişi nasıl paylaşsınlar ki.  Edinilmiş tanrı inancı çerçevesinde meydana getirilmiş olan  MÜSTAKİL TANRILAR,  göğüslerden gelen sese uyarak TAPINAKLARINDA tütsüler, buhurlar ve sunularla muhafaza edilir.
   
  Yakup', İsrail isminin verilmesi ve o ismin "ALLAH'ın" yolunda yürüyen / "ALLAH'ın" yolunda olan /  "ALLAH'ın" yolunda yürütülen manalarına haiz olması bir tesadüf değil / tesadüf olmamalı.  "ALLAH" başka isimde verebilirdi. 
İsrail ismini, Hz. Yakup'a verdi de neden başka isim vermedi?
Neden o isimle Hz. Yakup'a seslendi.
Neden Hz. Yakup'a İsrail yani "ALLAH yolunda yürüyen", onun soyundan gelenlere İSRAİLOĞULLARI yani "ALLAH" yolunda yürüyenin oğulları ismi verdide başka bir isim vermedi?
 
Nedeni gayet açık değil mi?
Kendilerini Yakupoğullarıyız, İsrailoğullarıyız diye ortalığa atanların, geçekten ne olup olmadığını anlayabilmemizi sağlamak için verilmiş ŞABLON görevi gören bir isim değil mi?
KUR'AN'I KERİM'i de kaynak göstererek "bizler İsrailoğullarıyız" diyenleri, yine kaynak gösterdikleri KUR'AN'I KERİM'in verdiği manayla TEST edebilmemizi  sağlayan bir isim değil mi?
Amaçlarına ulaşabilmek için, kendilerini Yakupoğulları / İsrailoğulları   olarak MASKELEYENLERİN, maskelerinin arkasını görebilmemiz  için verilmiş bir isim değil mi?

Yaldızlı sözlerine kanmamız için,
Tellallerin onlarda bizden çağrılarına takılmamak için,
Amentülarımız bir yalanlarını yutmamız için
Semavi dilerdeniz kanmacasına takılıpta, KEHANETLER adı altında bizleri alıp şeytani planlarına katmamaları / alet edememeleri için. ..vb..
verilmiş, TEST ANAHTARI MANASINDA olan bir isim.

"ALLAH" Hz. Yakup'a KUR'AN'I KERİM'de de İsrail yani ALLAH'ın, yolunda olan, o yolda yürüyen, yürütülen" diyor ama hemen arkasından "ALLAH" yolunda yürüyenlerin vasıflarının neler olabileceğini, neler olduğunu defalarca anlatıyor. Yani İSRAİL olmanın, İSRAİL TANIMI İÇİNDE kalmanın, sınırlarını çizip tanımlamasın yapıyor.
Aynı şekilde İsrailoğulları tanımını kullandıklarında bu tanımlamarı yapıp, "ALLAH" yolunda yürüyenin oğullarının kıstaslarını bildiriyor.
Öyle  kuru-kuruya "biz israiloğullarıyız, biz Yakupoğullarıyız" demekle bu işin olmadığını ortaya koyduğu tanımlamalarla gözler önüne koruyucu kalkan olarak seriyor. 
Tüm incelik "İSRAİL" tanımlamasıyla / ismiyle Müslümanlara bırakılmış olan mesajda. Müslümanları, doğruyu arayanları koruma kalkanı görevi gören İSRAİL isminin  seçilme nedeni bu olsa gerek.

Yakupoğullarının zaman içinde yaşayacağı olaylar nedeniyle, KURBAN olayında "ALLAH'a" kendisini adayan KURBAN EDECEK olan / KURBANLIK olan / KURBAN olmaya razı olan  Hz. İsmail'e yer verilmiştir.
Yakupoğullarının 12 kabilesinin on ikisininde, İMAN bölgesinin / Peygamberler bölgesinin daimi bekçisi olamayacağının işareti olarak, Hz. İshak soyu değil Hz. İsmail soyundan gelen Hz. Muhammed'in davetine uyanlar, yani MÜSLÜMANLIKTA kalanlar ve MÜSLÜMAN olanlar seçilmiştir.
 
1400 senedir de o bölgenin Müslüman kontrolünde olması, "ALLAH" yoluna ADANMA olarak Hz. İsmail'in seçilmiş olduğunu göstermiyor mu?

Tüm çabalarına rağmen (bugünkü Hıristiyanlarda dahil) İMAN BÖLGESİNDE EGEMENLİK KURAMAMIŞ OLMALARI, kurban olarak kendisini ALLAH" yoluna daimi olarak adayanın Hz. İsmail olduğunu göstermiyor mu?
Kurban olayıyla anlatılmak istenenin, "ALLAH" yolundan sapmama MİSAKININ ALINMASI değil mi?
Kendisine daha o yaşta "ALLAH" emri karşısında kayıtsız şartsız, duraksamadan bıçağın altına bırakması, Hz. İsmail'in "ALLAH" yolundan ayrılmayacağım MİSAKI olmuyor mu?
(Hz. İsmail'in kendisini, onların  verileriyle daha 13 yaşındayken "ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH'a" adaması, gerçeği bilen Yahudi tarafını çok kızdırmış olmalı ki, Avraam misyonunu yürütemeyeceği, EL-SHADDAİ tarafından anlaşılan İsmail'in yerine -TANRI-AVRAAM-SARA ile yemek yerlerken verilen- İshak müjdelenerek ve onun tüm misyonu üstleneceği haber veriliyor.- "İbrahim'e, İshak'a öyle göründüm onlar EL-SHADDAİ'ye tapıyor, geçek kimliğimle görünmedim" diyen, ismi sürekli değişen ÇOK TANRI teşvikcisi Tanrıları. Yahveyim derken mi? El-Shaddai'im derken mi doğru söylüyor belli değil. Bana göre El-Shaddai ama Yahve estirmesi  yaptırılıyor-)

Hz. İbrahim ile Kabe'nin (imanın duvarlarını) yükselten Hz. İsmail'in, kendisini "ALLAH" yoluna kurban olarak adayan olduğu anlaşılmıyor mu?
Hz. İsmail'in "ALLAH" yolundaki bu kararlılığının MİSAK olarak kabul edildiği yerine başka bir kurbanlık gönderilerek MİSAKIN alındığı anlatılmış olmuyor mu?
Kurban olayıyla anlatılmak istenenin ölmek değil verilen sözlerde durmak olduğunu,işaret etmiyor mu?
Kurban kıssası ile "ALLAH'ın" canları değil, İMANLARIN BOZULMAMASINI  istediğini göstermiyor mu? (Canların,  İman sağlamlığı için istendiği bizlere örneklenmiş olmuyor mu?)
Hz. İsmail'in KURBAN olması, onun yüklendiği misyonun aslında "ALLAH'a"  İMAN olduğunu göstermiyor mu?
Hz. İsmail soyu yerine kendilerini ATEŞE KURBAN verenlerin kimler olduğu belli değil mi?
   
  "ALLAH'ın" Hz. İbrahim'in mekanından yer almamızı istemesi, söz konusu mekanın FİZİKSEL BİR YAPI olmadığını ortaya koymuyor mu? 
O  çağrıya uyanların Hz. İbrahim makamında yer bulunabilecekleri mekanın, Hz. Muhammed'e hazır hale getirilmiş İMAN BÖLGESİNİN tümü olduğu ortada değil mi?
Hz. İbrahim'in duasının Kur'an'ı Kerim'deki gibi olduğu ve "ALLAH" tarafından kabul edildiği, ŞEHİRLER ANASININ yüzyıllardır orada durmasından belli değil mi?
Hz. Muhammed'in davetlerini  yaptıktan sonra TEVHİD İMANININ KIBLESİ olması, 1400 senedir putların ve PUTCULARIN girememiş olması, Hz. İbrahim'in duasının kabul edilmiş olduğunu göstermiyor mu? 
ŞEHİRLERİN ANASININ / KABE'nin / MEKKE'nin güvenli şehir ilan edilmiş olduğunu, Haritalar ve arada geçen 1400 senede mi anlatmıyor?

2 - BAKARA......125.- Hatırla o zamanı ki, biz o evi insanlar için sevap kazanmaya yönelik bir toplantı yeri ve güvenli bir sığınak yaptık. Siz de İbrahim'in makamından bir dua/namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail'e şu sözü ulaştırmıştık: "Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rükû-secde edenler için evimi temizleyin!"
2 - BAKARA......126- İbrahim şöyle yakarmıştı: "Rabbim! Şu kenti güvenli bir kent yap, halkının Allah'a ve âhiret gününe inananlarını çeşitli ürünlerle rızıklandır." Rab dedi ki: "Küfre sapanları az bir nimetle rızıklandırır, sonra da ateş azabına itiveririrm. Ne kötü bir dönüş yeridir o!"
2 - BAKARA......127.- İbrahim'in, İsmail'le birlikte, o evin ana duvarlarını yükselterek şöyle yakardıkları zamanı da an: "Rabbimiz, bizden gelen niyazları kabul buyur; sen, evet sen, Semî'sin, her şeyi çok iyi duyarsın; Alîm'sin, her şeyi çok iyi bilirsin."
 
Hz. İbrahim'in mekanından yer edinenler, o çağrılara kulak verenler; her ırktan, her dilden, her kültürden, her renkten, her boydan, her kabileden, her soydan olan bizler değil miyiz?  

2 - BAKARA......133.- Yoksa siz Yakub’un, ölüm döşeğinde iken çocuklarına, “Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?” dediği, onların da, “Senin ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahı olan tek bir ilâha ibadet edeceğiz; BİZLER ONA BOYUN EĞMİŞ MÜSLÜMANLARIZ.” dedikleri zaman orada hazır mı bulunuyordunuz?

2 - BAKARA......136.- DEYİN Kİ: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. ONLARDAN HİÇBİRİNİ AYIRT ETMEYİZ ve BİZ ONA TESLİM OLMUŞ KİMSELERİZ.”

Kabe binası söz konusu olsa kaç kişi yer "safta" yer edinebilir? / tutabilir? Hz. İbrahim tüm bölgede egemen olan saflarında yer alınmasının istendiği açık değil mi?
Hz. İbrahim'in gelecek kuşaklara bıraktığı söze uygun olaral secde ederek o safta yer alabileceğimiz anlatılmış olmuyor mu?
Yaşayanların ve yaşamsına izin verilmeyen inançların, İMANİ NİMETLENMELERİ için belli bir süre o bölgede tutulmaları arkasından, o bölgeden DIŞLANAN zihniyetlerin neler olduğu bu ayetlerde ortada değil mi?
   
  43 - ZUHRUF.......26.- Bir zaman İbrahim, babasına ve toplumuna şöyle demişti: "Ben, sizin taptıklarınızdan uzağım."
43 - ZUHRUF.......27.- "Yalnız beni yaratana kulluk ederim. Bana, O kılavuzluk edecektir."
43 - ZUHRUF.......28.- O, sözünü, KENDİNDEN SONRA YAŞAYACAKLARA bir MESAJ yaptı ki, insanlar HAKKA DÖNEBİLSİNLER.
43 - ZUHRUF.......29.-Ben, şunlar ve atalarını, kendilerine HAK ve AÇIK KANITLI RESÜL gelinceye KADAR NİMETLENDİRDİM.

2 - BAKARA......126.- İbrahim şöyle yakarmıştı: "Rabbim! Şu kenti ŞU KENTİ GÜVENLİ BİR KENT YAP, halkının Allah'a ve âhiret gününe inananlarını çeşitli ürünlerle rızıklandır." Rab dedi ki: "KÜFRE SAPANLARI  AZ BİR  NİMETLE rızıklandırır, sonra da ateş azabına itiveririrm. Ne kötü bir dönüş yeridir o!"
14 - İBRAHİM......35.- Hani İbrahim demişti ki: “Rabbim! Bu şehri GÜVENLİ KIL, BENİ ve OĞULLARIMI PUTLARA TAPMAKTAN uzak tut.”

37 - SAFFAT.....102.- Çocuk kendisiyle birlikte KOŞUP YÜRÜYECEK YAŞA gelince İbrahim ona, “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi.
37 - SAFFAT.....103.- 104 - Nihayet her ikisi de (Allah’ın emrine) BOYUN EĞİP, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: “Ey İbrahim!”
7 - SAFFAT.......105.- Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.”
37 - SAFFAT.....106.- Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır.”
37 - SAFFAT.....107.- Biz, (İbrahim’e) büyük bir KURBANLIK VEREREK onu (İsmail’i) KURTARDIK.
37 - SAFFAT.....108.- Sonradan GELENLER ARASINDA ona GÜZEL BİR AD BIRAKTIK bıraktık

7 - A'LÂ.............. 1.- Rabbinin o Al'a,o yüce adını tespih et!
87 - A'LÂ.............2.- O ki YARATTI, DÜZENE KOYDU,
87 - A'LÂ.............3.- O ki MİKTARINI, ŞEKLİNİ BELİRLEDİ, YOLUNU ÇİZİP AYDINLATTI.
 

 

  "ALLAH" tarafından İman bölgesinin egemen gücü olarak 4000 SENE öncesinden seçilmiş olanlar, Hz. İsmail ve ona biat edecek olanlardı. Başka bir deyişle, Hz. İsmail'in soyundan gelen Hz. Muhammed'in davetine icabet edip MÜSLÜMAN olanlardı. Yoksa; binlerce sene önce olmuş, (Kurban adetine vesile gösterilmekle yetinilen) böyle bir kıssa anlatımının KUR'AN'I KERİM'de ne işi olabilir? Asıl manası, yani 4000 sene önce verilmiş olan mesajı, HARİTALARA bakınca, gözükmüyor mu?


2 - BAKARA......141.- İşte bunlar bir ümmetti, gelip geçtiler. Kazandıkları kendilerine. Sizin kazandığınız da size. Onların yapıp ettiklerinden siz sorumlu olmayacaksınız.

Hz. İbrahim, Hz. İsmail'i verimsiz Mekke topraklarına yerleştirmişti ki, toprağa tapmasınlar mala mülke dalmasınlar, kendilerini Tevhid inancından koparmasınlar diye. Geçimlerini tarım ve hayvancılık olmadan temin edebilmeleri içinde "ALLAH'tan" niyazda bulunmuştu. (Belki, Ticaret yolunun oradan geçmesi ve kervancılığın yayılması; hem geçimleri için, hem Tevhid inancını yaymaları için, hem Dünyanın her tarafından insanların ŞEHİRLERİN ANASI civarına gelmesi için, hem çevreyi / yol iz öğrenmeleri için olabilir.) .Hz. Muhammed'in de kervanlarda yetişmiş olması o isteğin devamı olarak görülebilir.
 

 

  O bölgede Tevhid İmanı yok edilmeden, yani onların varlık birliği sağlamada ana hedefleri olan YARATANI DEVRE DIŞI BIRAKILMADAN (HAŞA. Onların kurtuluş dedikleri bu. Şeytan'ın ölümün fidyeyle yok etme, sonsuz yaşam ve gücüne nihayet olmayan saltanat vaadleri bu hayale dayanıyor)  DÜNYA üzerinde KANLI-CANLI SONSUZ YAŞAM olmayacağını, Kargalar gibi, kitaplarını yazan İNANÇ ATALARI da biliyor.  (Yakup'un tek başına Tanrıyı yalvarttığına inanalar, Yakup'un Tanrıya egemenlik kurduğunu BENİMSEDİKLERİ Yakup'un Tanrısı Olarak işaret edenler, elbette bir araya geldiklerinde, edindikleri Tanrılarıyla birlikte  herşeyi yaratanı da yeneceklerine/ etkisiz hale getireceğine inanırlar. Örnekleri, Huni aksesuarlı  Napolyonlar olarak çevremizde olan bu insanlara, yaptıklarından yada ortaya koydukları düşüncelerinden dolayı,"... NE YAPSA YERİDİR" demiyor muyuz?

İman bölgesini ele geçirmeden VARLIK BİRLİĞİNE ulaşamayacaklarını bilen, İNANÇ ATALARININ imanı yok edebilmek için türettikleri yöntemlerden biri mi, İKİ SET arasında yaşayanlardan olmak?
TEVHİD imanını yok etmenin, inançlarda KAOS oluşturmaktan geçtiğini bildikleri için mi İKİ SET arasının kavmi olmaya karar verdiler?
BOZGUNCULUK yapmayı BENİMSEDİKLERİNİ kayıt altına almak  için mi, iki çizgi arasına kendilerini temsil eden yıldızı yani SİYONİZM işaretini koydular?

Bozgunculuk yapmadan, tahrifatlar yapmadan o bölgeye sahip olunamayacağını algılamış olan İNANÇ ataları, GOG ismini ibadethanelerinin tanımlamasında kullanarak, YECÜC ve MECÜC görevinin / rolünün üstlenilmesi gerektiğini mi bildirmiş oluyorlar?

İNANÇ KÖKLERİNİ MÜSLÜMAN OLAN BÖLGE İNSANLARINDA ARAYANLAR, HİÇ DÜŞÜNMEZLER Mİ, Tevhid inancına / kabullerine göre tamamen taban tabana zıt bir din, nasıl olurda çok kısa sürede bölgede hükümranlığını ilan eder?
Nasıl olurda hiç TABANI yokken birkaç on yıl içinde BÖLGENİN İNANÇ HAKİMİ durumuna gelebilir?
Kitapta EHİL olanlar yani İMANİ EHLİYETE SAHİP olanlar olmadan İSLAMİYET o bölgede nasıl varlığını sürdürebilirdi?
Nasıl olurda bölge insanları, hiç EHİL olmadığı YENİ DİNİN çağrılarına  icabet edip İSLAMA girerde; YENİ DİN davetine uymayan, bugünkü tanımla "Hıristıyanım ve Yahudiyim" diyenlerin sahip olduğu inançları bölgeden dışlar? Ve 1400 senedir de ASLANLAR gibi bölgede hakimiyetini, HERŞEYE RAĞMEN sürdürüyor olabilir? Böyle birşey olabilir mi?
   
  Mısır'a Yakupoğulları olarak 70 kişi giren Yahudiler, tam 430 yıl sonra (Her harfi Tanrıdan kitaplarını hiçe sayan Yahudilere göre 210 yıl) LEVİLER hariç 603.550 adet 20 yaş üzeri savaşcı erkeği olan / askeri güce sahip olarak Mısır'dan çıktıkları, HER HARFİ TANRIDAN dedikleri kitaplarında yazıyor. (Yahudi kabullerine  göre bu sayı sivillerle birlikte 3 milyon kişiymiş) Mısır'dan çıkıştan sonra 40 yıl içinde yeni bir nesle (ceza sonrası) sahip olduktan sonra çevredeki tüm ulusların köklerini kurutacak sayıya erişmiş olanlar, Sürgünlerle yayıldıkları İMAN bölgesinde o tarihten  M.S. 610-632 yıllarına kadar  on milyonlarla ifade edilen sayılara ulaşmış olmalılarDI.

Eğer o bölgenin dini inançları BUGÜNKÜ Hıristiyanlık ve Yahudilik gibi olsaydı, BİR TEK ÇİVİ BİLE vermezlerdi bölge asla bu ölçüde İSLAMLAŞAMAZDI.
Ellerindeki kitaplara ve ibadet şekillerine tamamen ters olan ve TEVHİD İMANINA davet eden dine kim sıcak bakardı?
Kaç kişi, buhur isteyen TANRIYI, TANRININ OĞULLARINI ve OĞUL TANRIYI bırakır da, TEK İLAHLI din olan, "ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH'tan başka İLAH kabul etmeyen,  dine geçerdi?
 
Sadece Kur'an'ı Kerim'i rehber edinmekle, Tevhid inancına tabii olmakla ve "ALLAH'ın" lütfuyla  kurtuluşun olabileceğini açıkca belirten bir DİNE; "yeterki siz bize tabii olun, adınızı Yaşam defterine yazdırmış olanlardan olun, KURTARICI gelecek işaretini taşıyan herkezi, HESAP GÜNÜNDEN kurtaracak" diye, VAADLERİ sıralayan dinden, kaç kişi YENİ ve TEVHİD İMANINA sıkık sıkı sarılı olan İSLAMİYETE  geçerdi?

Eğer bölge, TEVHİD İNANCINA sahip olmasaydı, Ayetlere EHİL olmasaydı, yani MÜSLÜMANLIĞA aşina olmasaydı, İSLAMİYETİN yayılması mümkün olabilir miydi? Hıristiyanlık yayılmak için neden PAGAN DİNLERİN olduğu yerlerde gelişim gösterdi de o bölgede küçücükte olsa VARIM diyemedi? Pagan adetleri taşıyan Pagan kökleri olan din elbette PAGANLARIN olduğu bölgede varlık gösterebilir. Gök kraliçe örneği gibi. İNANÇ KÖKLERİNİ, Babil Tanrılarının, Mısır Tanrılarının, Roma Tanrılarının,..vb. İNANÇ SİSTEMLERİ içinde aramalılar. 
   
  Mısır yaşamlarında KENDİLERİNİ ÇOK HIZLI türeyenler olarak ilan edenler, (Bugünkü Yahudi kabulüne göre 210 yılda, 70 kişiden 12 çocuk sistemi ile 3 milyon kişiye ulaşmışlar) Hz. Muhammed zamanına kadar da bu hızlı çoğalmalarını ACİTASYONLARA dalınsa da sürdürmüş olmaları gerekir. (sürgüne gidenlerin sayıları Herşeyi sayısallıştırmış olan kitaplarında  birkaç on binle ifade ediliyor) Gittikleri yerlerde de dinlerine sadık kaldıklarını iddia eden, bu çok hızlı türeyen insanlar o yörelerde İNANÇ olarak derin izler bırakmış olmaları gerekirken durum tam tersi olmuş, gittikleri ülkelerin yerel DİNLERİNDEN  etkilenmişlerdir.

Sürgünden dönenler, halkın bildiği kutsal isimleri kullanarak oluşturdukları yeni inanç sistemleriyle Kudüs'e geldiklerinde, sürgüne gitmemiş olan ve Hz.Musa'nın tebliğlerinden izler taşıyan (şirk koşarakta olsa ilahi vahiylerden esintiler kalmış olanları) inanç sahiplerini SAPKIN ilan etmişler. Ortaya sürülen din sistemi çok farklı olduğundan, kendi kitaplarını ve üstünlüklerini, DİNİ eğitimler aldıkları pagan dinli ülkelerin (kral torpiliyle) baskısıyla  uzun yıllar sonrasında  kabul ettirebilmişler.  Yeni esaslar, sanki Hz. Musa'nın tebliğ ettikleriymiş gibi ortaya sürülerek, bugünlere uzanan YAHUDİLİĞİN temelleri atılmış. İçine girmeye başladıkları İlahi kaynaklı dinin  izlerin tamamen örtülebilmek için, Ahit sandığı kaybedilmiş.

O güne kadar görünümler verdiği iddia edilen ama yeni sistemde / Yahudilik zihniyeti  çerçevesinde yeri olmayan  İSRAİL'in TANRISI ile ilişki kesildiği münasip bir dille ilan edilerek yazılanların kalıcılığı sağlanarak "göründü, gördüm" diyenlerin önü kesilmiş. Böylece, Yahudilik Manifestolarının uygulayıcıs (zihniyetin koruyucusu) durumunda olan ekip / meclis / kurul çalışmalarına yol verilmiş.  Sandığın yok edilmesiyle, "sandık nerede İsrail'in Tanrısı orada" solaganına alışık olanlara, bahanede kolayca sunulmuş olmalı.  ("Üzerinden hiç ayrılmadığı, KONUTU sayılan AHİT SANDIĞIYLA birlikte sırra kadem bastı ve artık bize görünüm vermez oldu" gibi)

1 Samuel.......7:2 SANDIK uzun bir süre, YİRMİ YIL boyunca Kiryat-Yearimde kaldı. Bu arada BÜTÜN İSRAİL HALKI RABbin ÖZLEMİNİ ÇEKTİ.

Artık, Tanrı boşluğu / dışlanmışlığı görünümlerle değil, Ezra ve ekip arkadaşları, kutsal kitap yazarları, din meclisleri tarafından doldurulur olmuştur. Neyin Tanrısal, nelerin dinsel olduğuna karar verenler, Tanrının GİZLİ EL TANRI vazifesini üstlenerek  hükmeder olmuşlardır. Sözlerini vaadlerini gerçekleştiren Tanrı inancı pozisyonundan, planlarını gerçekleştirmelerine mani olamayan, SÖZ HAKKI da verilmeyen Tanrı konumuna transfer edilmiştir.

Onların inanç köklerinin kabaca anlatımı olanlar o bölgede hiç var olamamışlar ki, hiç egemen olamamışlar ki, ellerinde kullandıkları kitaplara dayanarak uyguladıkları bir din o bölgede hiç hüküm sürmemiş ki, (lokal ve kısmi durumlar hariç. Hz. Süleyman'ın o kitaba göre tapınak yaparak sunu sunmuş olması, onların kendi sapkın dinlerine kök bulabilmek için yaptıkları inandırıcılığı artırma çalışmaları. Hz. Süleyman ve Hz. Davut ismini kullanmazlarsa kendilerini nasıl kabul ettirebilirlerdi?)  

İMAN bölgesinin insanları bugün ellerinde olan o kitaplarla hiç haşır neşir olmamışlar ki, onlar kendi lokal bölgelerinde kendi yağlarıyla kavrulur halde bu günlere ulaşmışlardır. Babil sürgün sonrası  Kral torpilleriyle  kendilerini daha bir kabul edilir hale getirmişler. O bölgenin YARATILIŞ özelliği gereği, yüklenilen görevi gereği onların sahip olduğu İNANÇ SİSTEMİNE yer vermezki. Barındırmaz ki.

Tıpkı SAMİRİNİN, görev verilmiş ("ister isteyerek gel ister istemeyerek gel" davetine SECDE ederek icabet eden kozmik bilincin, SECDE  ederek yüklendiğini İLAN ettiği görevleri gereği)  bölgenin toprağını katarak yaptığı BUZAĞININ özgürlüğüne kavuşabilmek görevini yerine getirebilmek için tutsaklıktan kurtulabilmek için İSYAN ETTİĞİ gibi (böğürdüğü gibi), İman bölgesi olarak biçimlenmiş o topraklar, bu nedenle asla sapkın inançların üzerlerinde olmasını kabul etmezdi ve etmedi de. Eğer öyle olmasaydı onlar ve onun gibi sapkın inançlar ellerindeki imkanlarla o bölgede hükümranlıklarını ilan eder o bölgede bu günlere o haliyle gelmezdi.

Mısırdan Çıkış....32:20 Yaptıkları BUZAĞIYI alıp YAKTI, TOZ HALİNE gelinceye dek EZDİ, sonra SUYA SERPEREK İSRAİLLİLERE İÇİRDİ. 

Buzağının suyunu Musa'nın elinden içtik demeleri bile; o topraklardan bir parçayız tezlerini kuvvetlendirmek için. "O toprak artık bizi kabul edecek bizleri takip edin"  sözlerini kuvvetlendirebilmek için. "Kapılarından secde etmemek için döndüğümüz, BAL ve SÜT akan nehirli ülkeler artık bizleri dışlayamayacak istediklerimiz elde edebileceğiz" çağrılarını yapabilmek için.  

(Onlar PUT'cu oldularının işareti olarak Putculuğu Samiriden alıp, Tanrılarının Put yapımındaki kabiliyeti nedeniyle, Tanrı geçişi yapılmasını işte yeni tanrınız diye ortaya yaptığı sunumundaki başarısı nedeniyle, Kendisini en iyi tasvir eden adam olması nedeniyle, Putunun suyunu içmeyenleri Oğluna göz kırpmadan öldürtmesi nedeniyle..vb..  BAŞ KAHİNLİĞE yükselttiği, Ezra'nın da kendisine soy atası seçtiği HARUN'a atfediyorlar)
   
  İman bölgesinde hiç varız diyemediklerine ve  BABİL sürgünü yıllarında; Mısır çıkışından kendilerine bir dini geçmiş edinmeye çalıştıklarına göre; neye dayanarak kendilerini  SEÇKİNLERDEN sayıp VAAD bölgeleri biçiyorlar.

Gururlanarak anlatımlarına göre; Tanrılarının hem Musa'ya, hemde Yeşu'ya  elleriyle gösterdiği yerlere,  KATLİAMLARLA, SOY KURUTMALARLA  YEŞU önderliğinde daha o yıllarda girmişler ve edindikleri Tanrılarının takdirini de kazanmışlar. Kitaplarındaki bu anlatımlara göre; "aldığınız VAAD topraklarında neden İSRAİL DEVLETİ yok sorularından kurtulabilmek içinde, ele geçirdik dedikleri VAAD topraklarını kendi boyları arasında KURA ile paylaştırıvermişler.

Öyle ya! sorarlar adama," madem İSRAİLLİLERE VAAD EDİLMİŞ topraklar vardı, madem Tanrınızla birlikte VAAD TOPRAKLARINI ALDINIZ, o halde neden asıl amaç oan BÜYÜK İSRAİL DEVLETİNİ kurmadınız?"  Onların İNANÇ köklerinden olmayan Tevhid imanı çevresinde toplanan Hz. Süleyman devrine kadar böyle bir devlet DÜNYA sahnesinde yer almamış. Eğer bugünkü İNANÇ sahiplerinin işte biziz diye işaret ettikleri YEŞU arkasına gizledikleri (ismini kullandığı) ATALARI, gerçekten o bölgeleri ele geçirmiş olsaydı daha o yıllarda devletlerini kurmazlar mıydı?

Bu ve bunun gibi sorulardan kurtulabilmek, sallama VAADLERİN ve toprak ele geçirmelerin YALDIZI DÖKÜLMESİN diye, hemen bir "TANRI DEDİKİ" emrinin arkasından, ÇÖP ÇEKEREK topraklar paylaşıldı çıkarımı, Tanrı sözü kitaplarına eklenivermiş. Hangi toprağın kime gideceğini HEYACAN içinde bekleyen İSRAİL'in / Yakup'un TANRISININ SEYİRCİLİĞİNDE bu dağıtımın yapıldığını duyurarak, neden VAAD TOPRAKLARI üzerinde İSRAİL devleti oluşturulmadı sorularına cevap VERMİŞ olmuşlar.

Oysa Yeşu kitaplarındaki KATLİAMLAR eşliğinde yapıldı denilen SOY KURUTMALAR gelecek nesillere VAAD TOPRAKLARI olarak isimlendirdikleri bölgeyi nasıl ele geçirmeleri gerektiğini bildiren YAHUDİLİK MANİFESTOSU. İçlerindeki soy kurutma PURİM BAYRAMLARI İLAN ETME İÇ-GÜDÜLERİ.

Kötü dürtü dedikleri, kendilerine TEVHİD İNANCINI hatırlatan değerlerden ancak "kök kurutarak, soylarını yok ederek kurtulabilirsinizin" TANRI TERKİPLİ REÇETESİ. Yahudi ZİHNİYETİNİN egemen olacağını hayal ettikleri ASLAN-KUZU BARIŞLI ÇAĞA  kavuşabilmeleri için yapılması gerekenlerin TANRI DAMGALI TARİFİ.

Kitaplarında YEŞU ile GİRDİKLERİ VAAD bölgeleri bile YALANDAN ibaret. Sadece gelecek kuşakları motive etme amaçlı (tarih ve mekan olarak) yazıldığı ortada olan, YALAN ifadelerin yer aldığı  KİTABIN, neresinin doğruluğuna dayanarak kendilerini seçilmiş adlediyorlar. "Kendin pişir kendin ye" yöntemiyle yazılmış kitaplarının, neresini İLAHİ görüpte kendilerine TANRISAL VAADLERDE bulunabiliyorlar? 

Kendilerine biçtikleri SEÇİLMİŞLİK ELBİSESİNE sahip olduklarını gösterebilmek için,
İNANÇ KÖKLERİNİ ilahi vahiylerin işaret ettiği kişilere DAYANDIRABİLMEK için,
İNANÇ KÖKLERİNE ilahi GEÇMİŞ kazandırabilmek için, 
MUCİZELERE mahsar olanların kendileri olduğunu sandırabilmek için,
isimlerini, olaylarını, mucizelerini çaldıkları kişilerin, İLAHİ unvanlarını kullanarak kendilerine VAAD bölgeleri belirliyorlar.
 
II. Ramses'in doğumunu tüm arkeolojik verilere rağmen, 100 yıl öncesine naklederek yapnış oldukları TAKVİMLERİNDE  "Mısırdan çıktık" dedikleri ve Çöldeki kırk yıllık serüvenin başlangıcı ilan ettikleri TARİH bile, kendilerine yamamaya çalıştıkları VAAD bölgelerinin  yalan olduğunu söylüyor.
"FETH ETTİK" dedikleri yani ELE GEÇİRDİK dedikleri tarihleri YALANSA ortada başkalarından çalınmış hikayeler var demektir.
Olayları sıcağı sıcağına TANRININ YASA kitabına işledik diyenler TARİHLERİ ve OLAYLARI, hemde TANRI sözü olarak tutturamıyorlarsa, ortada ÇAKMA bir İNANÇ sistemiyle KİTABI var demektir.
Yasa Kitabı....31:24 Musa yasanın sözlerini EKSİKSİZ olarak KİTABA YAZMAYI bitirince,
Yasa Kitabı....31:25 RABbin Antlaşma Sandığını taşıyan Levililere şu buyruğu verdi:
Yasa Kitabı....31:26 ‹‹Bu Yasa Kitabını alın, Tanrınız RABbin Antlaşma Sandığının YANINA koyun. Orada size karşı BİR TANIK olarak kalsın.

Yeşu.............24:1 Yeşu İsrail oymaklarının tümünü ............boy başlarını, hakimlerini, görevlilerini yanına çağırdı. Hepsi gelip TANRININ ÖNÜNDE durdular.
Yeşu.............24:26 Bunları TANRININ YASA KİTABINA da GEÇİRDİ. Sonra büyük bir taş alıp oraya, RABbin Tapınağının yanındaki yabanıl fıstık ağacının altına dikti.
Yeşu.............24:27 Ardından bütün halka, ‹‹İşte TAŞ BİZE TANIK olsun›› dedi, ‹‹Çünkü RABbin bize söylediği bütün SÖZLERİ İŞİTTİ. TANRINIZI İNKAR ederseniz bu TAŞ SİZE KARŞI TANIKLIK edecek.››
Yeşu.............8:32 Yeşu MUSANIN İsrail halkının önünde YAZMIŞ olduğu KUTSAL YASANIN KOPYASINI orada TAŞ LEVHALARA yazdı.

"YAŞADIK" dedikleri olaylar bile kitaplarında YALAN olarak yer alıyorsa, kitaplarındaki hikayelerle en ufak bağları yok demektir.
ARAYA SIKIŞMA çalışması ile sahip olunmuş bir din ile edinilmiş bir  geçmiş var demektir. 
Kitaplarındaki YALANLARI da yalanlayarak (doğrulama amaçlı değil. Tanrı sözü dedikleri yalanları kendi yalanlarıyla değiştirme) , YENİ YALANLAR türetilme çalışmalarına devam ediliyorsa, ortada VAHİM ölçülerini aşmış  yalanı gerçek olarak kabul eden bir ZİHNİYET  var demektir.
Geçmişleri için YALAN DELİLLER üretenler varsa, atalarının  HİKAYELERİNDE anlattıkları gibi olmadığını KABUL EDENLER var demektir.
YALAN temeller üzerine kurulmuş kulelerini, YALANLAR ile devam ettirenler varsa, ortada hayallerin bozulmaması için çalışan bir İNANÇ İTTİFAKI var demektir.

Edinilmiş geçmiş, edinilmiş kimlik, edinilmiş secere, edinilmiş Tanrı sahibi olmayı kabul edenler, geçmişlerini saygınlaştırabilmek adına İTTİFAKLARINI koruyabilmek adına, elbette geçmişlerine, SEÇKİNLİKLER   geleceklerine  VAADLER eklemeye ihtiyaç duyacaklardır.  
 

 

  2. RAMSES
   
  Akeoloji 2. Ramses için ölüm tarihi M.Ö. 1213 diyor, onlar "2. Ramses M.Ö. 1313 yılında Kızıldenizde öldü diyor. Kutsal kitaplarında TANRI "Mısır yaşamınız 430 yıl sür" diyor, onlar hayır "210 yıl sürMÜŞ" diyorlar.

Kadeş Savaşının Hitit kralı II. Muvatalli ve Mısır firavunu II. Ramses arasında,  M.Ö. 1274'te yapıldığını düşünürseniz HALA SAVUNDUKLARI YALANIN  büyüklüğü daha iyi anlaşılabilir. Yahudilere göre 2. Ramses öldükten 40 yıl sonra, Kadeş savaşını yapmış oluyor. Tüm bilimsel belgelere rağmen hala birileri;  DİN MASKESİ il örttükleri ZİHNİYETLERİNİN var olabilmesi için  SAPTIRMA metodlarını pervasızca kullanıyor.

 Kendilerine GEÇMİŞ EDİNEBİLMEK içi KİTAPLARIDA dahil herşeyi YALANLIYORLAR. Belgeli herşeyi ve Tanrı sözlerini yalanlamaktan kaçınmayanların, KENDİLERİNE DİN EDİNEBİLMEK için VAHİYLERİ NASIL YALANLAMIŞ olduklarını tahmin edebiliyor musunuz? / düşünebiliyor musunuz?

Kadeş savaşı sonrası yapılan antlaşmaya rağmen bölgede 10-15 yıl süren Lokal bazdaki Mısır-Hitit çatışmalarınıda kendilerine hikaye olarak seçmiş olmalılar. Onların verileride bunu doğruluyor. Onların Tarihleriyle; M.Ö. 1312'de Sina'da Kitabı aldık demeleriyle başlattıkları VAAD topraklarına ulaşma maceraları, 40 yıl sonra M.Ö. 1272 yılında Yeşu'nun FETİH işlerine başlamasıyla hız kazanmış. KIRKINCI yılda Yeşu'ya verilen "Şeria Irmağını geç" komutuyla FETİH başlamış. 
   
Mısırdan Çıkış
   
  Yeşu ile Yahudiler Mısır'dan çıktıktan (KIRKINCI yılda başlan) 40 yıl sonra (M.Ö.1272) girdik (girmeye başladık) dedikleri bölgeler O TARİHLERDE MISIR'ın (bir kısmıda Hitit'lilerin) egemenlik sahasında olan topraklar. Hem Hititlilerin hem Mısırlıların üzerine titredikleri topraklar. "Feth-ettik, ele geçirdik" dedikleri Şeria ırmağının gün batısındaki olan ve Akdeniz'e kadar uzanan topraklar o tarihlerde ZULMÜNDEN kaçtık dedikleri Mısırlılara ait.

O bölgeye ulaşan ticaret yooları için, bölgedeki imtiyazlar için Hititlilerle Kadeş savaşı yapan Mısır Firavunları kendinden kaçanlara toprak kaptırır mı? Ticaret yolları egemenliği için Hititlilerle savaşmış olan II. Ramses, Mısırdan kovaladıklarına topraklarını verir mi?  Bu durumda Firavundan kaçmış olmazlar ki. Mısır'a ait topraklarda, hayali ülkelerin hayali krallarını (kabile reislerini KRAL ilan ederek) öldürerek tamin olanlar, köklerinin nereye dayandığını bilmiyor ki. Bir geçmişleri olsaydı, en azından bu derece çapraza düşmezlerdi.

Ticaret yolları için Mısır'lılarla savaşmaktan kaçınmayan Hititliler oldukça büyük miktardaki toprakları "biz Mısırdan çıkanlarız" diyenlere kaptırı mı? Ticaret yolları için savaş yapmanın ve bunu on altıyıl çeşitli çatışmalar halinde sürdürmüş olmanın bu durumda ne önemi olabilir. Toprak kaptırmış olsalardı Mısır ve Hititliler arasında kocaman bir devletin var olduğu haritalarda gözükmez miydi? Onlarda bu devlet ile övünmezler miydi? Hitililer ile Mısırlılar savaştı ama aradan Yahudiler karlı çıktı diye Tarihler yazılmaz mıydı?

Başkalarına ait olan tarihi geçmişi, başkalarına ait isimleri, başkalarına ait inançları kendilerine yorumlayarak, bölgede İLAHİ DİN sahibi görüntüsü TAVIRLARIYLA tutunmaya çalışanlar inanç köklerini, Mısır Tanrılı dinlerde, Babil  (Nimrod, Marduk, İnanana) Tanrılı dinlerde aramalıdırlar. VAADCİLERİNİN daha önce uğramış olduğu, dışlanmadan önce varlığını sürdüğü  adreslerde aramalıdırlar.

Madem Tanrılarının vaad ettikleri topraklara girdiler sahip oldular, yani Tanrıları sözünü yerine getirmiş oldu. Peki ellinden oyuncağı alınmış çocuk gibi "VAAT TOPRAKLARI MI isterim" diye bu yırtınmaları neden? Var olduğunu iddia ettikleri söz konusu (3 milyonduk, 600 bin askerimiz vardı dedikleri) insanlar, yani "fetih yaptık topraklarıda aramızda paylaştık" dedikleri insanlar, VAAD bölgesinin sahipleri olarak hala oralarda olmalılar. Ama Müslüman olarak ama başka isimlerle orada olmaları gerekir.

Bu çıkarımlar bile onların aslında hedeflerinin VAAD denilen araziler olmadığını gösterir. Asıl hedflerinin zihniyetlerini o bölgede hakim kılarak, Tevhid inancından kurtulmak olduğunu gösterir. Onların köklerinin Tevhid inancıyla bir bağlarının olmadığını gösterir. Tanrı olarak edindikleri hiçbirşeye egemen olamayan Varlıklarına egemenlik sahası açmayı hedeflediklerini gösterir. Şeytanın hakim olup sapkınlığını egemen kılamadığı bölgeye zihniyetlerini hakim kılmak istediklerini gösterir.

Onlar hiçbir zaman EHLİ KİTAP olarak tabir edilen kitapta ehil olanlardan olmadılar. Onların inanç atalarının Hz. Musa'ya, Hz. Davut'a ve Hz. İsa'ya indirilmiş olanlarla bir ilintileri olmadı ki, KİTAPTA EHİL / ERBAP / USTA  olanlardan olmuş olsunlar.

Tevrat, Zebur ve İncil'le tanışıp Ayetlere Ehil olup bağlananlar,
Ya! İMANLARININ KEMALE erdirecek olan KUR'AN'I KERİM'e tabii olarak / Müslüman olarak yollarına devam ettiler. 
Ya! mevcut isimlerini koruyarak EHLİ KİTAP tanımı içinde, hem kendilerine verilmiş olana, hem Hz. Muhammed'le gelmiş olana inandılar. Lokal gruplar olarak kalıp TEVHİD inançlarına bağlı olarak yaşayıp ömürlerini tamamladılar,
Yada helak edilip yok oldular. Şirk olan yöresel boyutta kalmış inançlara bağlandılar. 
   
  kadeş savaşı
   
  Hala "toprağımız toprağımız" diye niye ağlarlar? Hala İnanç köklerini orada neden ararlar? Topraklar bir zamanlar oradaki insanların egemenliği altında olduğu gibi, şimdide başka isimler, başka sınırlar içinde, başka bayraklar altında, MÜSLÜMANLIK altında ama aynı insanların soyları olarak devam ediyor. Onlar sahip oldukları zihniyetlerini o bölgenin gerçek sahipleri görüntüsü altında sunuyor olabilirler. Ama o bölgenin insanları TEVHİD inancına dahil olduklarına göre, onların ZİHNİYETLERİNİ taşımamış  insanlar olmalı. O ZİHNİYETE SAHİP OLUPTA MÜSLÜMANLIĞA GEÇMEK, MÜMKÜN OLAMAZ. (istisnalar kaideyi bozmaz derler). 
   
  on iki kabile
   
   İman bölgesinin genelinde hakim olan KİTAPTA EHİL tanımlılar, onlar ve onların İNANÇ ATALARI değil ki. Onların inanç ataları, zihniyetlerini miras olarak aldıkları bu-günkü kitaplar içinde manifestollarını yazmış ve putperes olmakla, tanrıya hükmetmekle, Tanrı olmakla övünen kutsal Metin yazarlarının temsil ettiği zihniyete, kendilerini ait gören ve din kitabı ihtiyaçlarını karşılamış olan bir topluluk.

 eğer bu günkü din ve ırk olarak Yahudiler
Aciditasyonlara yer vermeyi huy edinenler Hz. İsa'nın  uzun süren tebliği döneminde ve sonrasında, TEVHİD inancı taşıyan Hz. Musa tebliğlerine dayanan Müslümanların, Hz. İsa'ya bağlanarak yollarına devam etmiş olduklarını göz ardı ediyorlar. Hz. İsa kendisine uyanları başka bölgelerden getirmedi, onlarda o bölgenin insanlarıydı. O nedenle Müslümanlık hızla tabana yayıldı. Kitaba Ehil olanlar, tebliğlere aşina olanlar İLAHİ DAVETE, çağrıcıyı duyduklarında icabet ettiler. 

Hz. Muhammed'ten önce, Hz. İsa ile Müslüman olmuş ama zaman içinde erozyona uğramış inançlarının, imanlarının  kemale ermiş halini gördükleri, Hz. Muhammed'le gelmiş olan tebliğlere bağlanmış olmalılar.  Hz. Muhammd'e BİAT etmiş olan bu insanlar BUGÜNKÜ İSLAM TOPLUMUNUN ÇEKİRDEĞİNİ oluşturmuş olan o bölgenin insanlarıydı.

Tersi olsa; o  bölgede sayıları, 2000 yıldır  en azından ele avuca gelir miktarlar da olurdu. Bu durumda "acaba kökleri İMAN BÖLGESİNE" dayanıyor mu?" diye düşünülebilirdi. İşte Dünya Dinler haritası.
   
  Dünya Dinleri Haritası
   
  Tüm bölge yani İMAN bölgesi / PEYGAMBERLER bölgesi MÜSLÜMAN olmuş bir durumdayken, Büyük TANAH YORUMCUSU, TANRILIĞA soyunmuş soyunmasına ama gözünün önündeki gelişmeleride görmüştür elbet. O günkü, bilinen Dünyanın büyük kısmına hakim duruma gelmiş olan ve gelişmesine bir türlü set çekilemeyen MÜSLÜMANLIĞI YOK SAYAMAMIŞTIR elbette.

Ama TEVHİD İmanını yani; üzeri örtülmüş VAHİYLERİ tekrar İNSANLARA sunan  ve üzerleri YALDIZLI inanç sistemlerinin SAPKINLIKLARINI ortaya koyan MÜSLÜMALIĞIN YOK EDİLECEĞİNİ, Dünyanın gelecekteki HAKİM GRUPLARI  sayarken bildirivermiş.

Nil ile Fırat arasını SİYONİST inançlarına tahsis edeceklerinin işareti olarak, bayraklarında yer alan çizgileri daha o günlerde, SİYON yıldızlarının altına ve üstüne  çekmeyi kafalarına koymuşlar demek ki.
İKİ SET arasındaki topluluk olduklarını, o bölgeyi kutsallarına tahsis ettiklerini daha o günlerde (yine bir avuçken) ilan etmişler demek ki. (Adamın 7 milyar kişiyi 3003-4000 yıldır 16 milyon kişiye köle edetme sözleri veren Tanrısı olunca her türlü ilanı yapar)

Bu gün Dünyada sayıları 16-20 miyon civarında olanlar o devasa bölgeyi neden istiyor  olabilirler. Varlıklarına merkez üssü mü yapmak istiyorlar? Dünyanın her yerine Uzaydan görülen heykeller diye yerleştirilen (Türkiye'de 8  adet var. Kapodakya)  İKONLARINDA / PUTLARINDA yer aldığı ARAVA bölgesinde  devasa boyutta heykeller inşaa halinde.
   
  ARAVA BÖLGESİ HEYKELLERİ
   
  Siz onların Tapınaklarında, yani SinaGOG'larında ikon ve PUT olmamasına kanıpta, PUTPERES İNANÇLAR taşımıyorlar sanmayın. SinaGOG'larında ortalıkta gözükmeyen ikonlar, din sistemlerini kuran  ATALARININ,  BUZAĞI SUYUNU içmiş olmalarından dolayı, ibadet'e gelenlerle birlikte SinaGOG'taki yerini alıyor. Ataları vasıtasıyla Gönüllerine içirilmiş olan  BUZAĞI göğüslerinde "İNANÇ" (inanılan Tanrıda denilebilir) adı altında yerini almış durumda.

 Mısırdan Çıkış......32:20 Yaptıkları BUZAĞIYI alıp YAKTI, TOZ HALİNE gelinceye kadar EZDİ, sonra SUYA SERPEREK İSRAİLLİLERE İÇİRDİ

Tapınaklarında ikon bulundurmamaları zaten PUTCU olamadıklarını SANDIRMA amaçlı. Mısırdan çıktıktan sonra, PUT yapımına sinirlenilme SAHNELERİ de bu nedenle yani inanç torunlarına öğreti babında kaleme alınıyor. Yoksa Puta kızan Tanrıları, önderleri, İMANLARI, İNANÇLARI olsa, yapılmış olan BUZAĞI PUTUNUN suyunu içerler miydi? Putun suyunu içmeyip TEVHİD inancında direnenleri öldürdükten sonra sakinleşilir miydi?  Mısırdan çıkanların  ESASINDA 3000 kişi CİVARINDA OLDUKLARINI, kendilerinin onlarla bir ilgilerinin olmadığını da böylece duyurmuş oluyorlar. İddia edildiği gibi 3 milyon kişi  BUZAĞI SUYUNU içmiş olsa, SUYUNU İÇTİK dedikleri PUTUN BÜYÜKLÜĞÜNÜ düşünün. (Eşyaları ve hayvanlarıyla YAŞLISI çocuğuyla, arabalı arabasız silahlı olarak yola düşenlerin arasına 2 mt mesafe koysanız 6000 km uzunluk oluşur. İstanbul Kars arası 3 sefer demektir. Türkiyenin etrafını neredeyse iki kez dönmek demektir. Konvuyu 30 kişilik saflar halinde bile düzenleseniz konvoyun boyu 200 km olur. Nereyse İstanbul - Bolu arası olur. Firavun Konvoyun en önüne gitmek için bir iki gün yol almış olmalı)

Olayların sonunda CEZALANDIRILMASI gerekirken, Putu yapanı; BAŞ KAHİN, içmeyenleri öldüren soyu; başkahinler kadrosunun ebedi elemanları ilan edilmesi mümükün olur muydu? Tüm gelişmeleri memnunuyetle seyreden Tanrı olarak işaret edilenin, PUTU SUYUYLA göğüslere iyice yerleşenin kimliği,  CİN'den başka birşey olabilir mi? Her yerleri işaretler, sembollerle dolduran, sayılar ve harflerden yorumlar çıkaranların İbadethanelerinde hiç İKON olmaması mümkün mü? Her sözlerine taş dikip Tanık ilan edenler TANIKSIZ İBADET edebilirler mi? 

İkonlardan uzak durmaları inançlarının bir parçası olsaydı yani Putlardan kurtulmayı  isteselerdi; "PUTLAR AÇIKTA değil Gönüllerde olsun, göğüslere yerleşsin" diye BÖĞÜREN BUZAĞIYI su haline getirip içerler miydi? Putlar AÇIKTA DEĞİL GÖNÜLLERDE BESLENECEK kuralı gereği semboller ve heykellerle, ritüellerle, seronomilerle durumu götürüyorlar. Görünende gizliyi aratma alışkanlıkları sonucunda, görünende gerçeği gizleme içgüdüleri uyarınca herşey MASKELENMİŞ olarak sürüp gidiyor.
   
  SİYON YILDIZI
   
  Ve o bölgeyi  elde ederek egemenliklerini kurabilmek için, kendilerine tahsis ettikleri bölgeyi kendi KUTSALLARINA bağlayabilmek için önlerinde engel olarak gördükleri, TEVHİD İMANINA sahip  olan Müslümanlığı daha o yıllarda yok etmeyi iç-güdülerine  yangın gibi sardırmışlar  demek ki.

Göksel egemenliklerine anahtar olarak / kapı olarak gördükleri bölgenin, İMTİYAZ sahaları olduğunu vurgulayan (onların hayallerindeki  egemenlik  topraklarını belirten) İKİ SETTİNİ  bayraklarına çizme fikri  daha o yıllarda şekillenmiş demek ki, 

"İMANİ değerler var olduğu sürece bizim HAKİMİYETİMİZ olamaz" çıkarımları sonucunda, İKİ SET arasında olanlar olmayı bir mecburiyet görüp, bölgeyi daha o yıllarda olmazsa olmazları arasına katmışlar  demek ki.
   
  SİNAGOG, BOZGUNCU GOG / YECÜC, MAGOG ve ŞEYTAN DOSTLARI KONUSUNUN İŞLENDİĞİ "SİNA & GOG" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  TEVHİD İMANINA sahip olanların akibeti daha o yıllarda çoktan şekillenmiş olduğundan bu olmazsa olmazlarını,  Büyük Tanah Yorumcusu Rashi'de dinsel boyut katarak dillendirivermiş. 

Gelecekte ALTIN ÇAĞLARINA girdiklerinde yada girme aşamalarında;
VARLIK BİR'LİĞİNİ sağlayabilmek için,
TEKAMÜLLERİNİ tamamlayabilmek için,
TANRIYA ulaşabilmek için,
TANRIYA GARK olmak için,
TANRIDA YOK olmak için,
TANRIYLA FENA-FİLLAH durumları yaşayabilmek için,..vb..

Yani; TANRILAŞABİLMEK için , aynı kökten gelen ve aynı inanç mantığını paylaşan, KUZU ve ASLAN dışında hiçbir dini sistemin kalmayacağını başka boyutların habercisiymiş gibi duyuruvermişler. 
   
  900 yıl öncesinde Müslümanlığı yok sayanların DİNLERİN DİYALOĞUNDAN bekledikleri ne olabilir?
900 yıl önce büyük Tanah yorumcusu dedikleri, Tanah'ın ilk tefsir çalışmalarını yapan Rashi'yi önder kabul edenler, yani ZİHNİYETLERİNİN bir bölümünün oluşmasını sağlayan birinin belirlediği HEDEFLERİ  terkederler mi?

Hz. Muhammed vasıtasıyla gelmiş olan MÜSLÜMANLIĞI yok sayarak MANİFESTOLARINI oluşturanların, dinlerine çağrılarda bulunmak TEVHİD İNANCININ neresiyle bağdaşır.
Hala aynı örnekleri verdiklerine göre MÜSLÜMANLIĞI KÖKTEN YOK etmeyi kafalarına almış olanların DİNLERİN ARASINDAKİ DİYALOG platformlarında amaçları, önce MÜSLÜMANLIĞI deforme etmek ardından da yok olmasını seyretmek olmaz mı?

ONLARINDA İÇİNDE OLACAĞI BİR ALTIN ÇAĞ (zaten öyle bir devir yokta hani var kabul edilse bile) HAYALİ MÜSLÜMANLIKLA BAĞDAŞABİLİR Mİ?
ONLARIN OLACAĞI BİR MEKANDA BULUNMAK DEMEK, O MEKANIN TABELASINDA NE YAZARSA YAZSIN, ARAFAT''ta ATEŞE TARAFINDA OLANLARDAN OLMAK DEMEKTİR. 
   
  VAAD'cinin BÜYÜK ÖDÜLÜ ALTININ GEÇMEDİĞİ, KURTLA KUZUNUN KARDEŞ OLACAĞI "ALTIN ÇAĞ" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ
   
  Sadece MÜSLÜMAN ÜLKELERİNE yönelik düzenlenen mizansenlerle, MÜSLÜMANLARI kendi yollarına, ateşe çağırıyorlar. ŞEYTAN'LA yaptıkları AHİTLER gereği TEVHİD İNANCINI yok etmek için DİNLERİN DİYALOĞU SAHNELERİNDE yer veriyorlar. UNUTMAYIN ŞEYTAN için ve ŞEYTAN İTTİFAKLARI ile ulaşmayı planladıkları VARLIK BİRLİKLERİ için asıl olan İNSANLARIN ÖLMESİ değil İMANLARINI kaybetmesi önemli. Önce iman kaybı sonra kitaplarındaki emirler gereğince SOY KURUTMALARI.

Kitaplarında Müslümanlık yok iken sarfettikleri,
Mısırdan Çıkış.....17:14 RAB Musaya, ‹‹Bunu anı olarak kayda geç›› dedi, ‹‹Yeşuya da söyle, AMALEKLİLERİN ADINI YERYÜZÜNDEN BÜSBÜTÜN SİLECEĞİM.››...sözlerinin genişletilmesi ile (Amaleklerin Esav ve İsmail soyundan türediğine inanalar için kötü dürüler oluşturan İMAN'dan kurtulmak idealleri olmalı) SOY KURUTMALARI yapmaları onlara hiçte zor gelmez. Purim Bayramlarının altında yatan Amalek katliam sevinci değil mi? Maskelenerek anlatılan ve bir günde katledilen (büyük ihtimalle yakılarak) 75.000 kişinin arkasından ilan edilen Bayramın ismi Purim
   
  SOYKIRIM, YAHUDİLİK MANİFESTOSU, AMALEK AVCILIĞI ve MASKESİ PURİM BAYRAMININ İŞLENDİĞİ "ESTER & PURİM" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  BU DURUMDA MÜSLÜMANLARI DİYALOĞA DAVET ETMEK, ATEŞE ÇAĞIRMAKLA EŞ OLMUYOR mu? İSEVİ-MÜSLÜMANLIĞI icad ederek "ALLAH'ın" verdiği DİNE alternatif DİN UYDURMAK ve bu KİTAPSIZ, MESNETSİZ OĞUL TANRILI inanç sistemine "İLAHİ" demek, TANRICILIK OYNAMAK OLMUYOR mu?

ASLAN yahudilerse, KUZU Hıristiyanlar ise, en altta kalan Müslümanlar ne oluyor?
ASLAN'la KUZU bir araya gelecekse, yani DİNLERİN DİYALOĞU sağlanacaksa, Müslümanlar bu OLUŞUMUN / İTTİFAKIN içinde yer alabilmeleri için, mutlaka bu DİNLERDEN BİRİNE mi tabii olmaları gerekiyor?
Sıralamaya girebilmesi için illaki secde durumunda yaklaştığı YENİ AHİT'e biat etmesi mi gerekiyor?
Kurdukları İTTİFAKLARINDA yer alabilmesi için, mutlaka "KUZU'cu" mu olması gerekiyor?
Tekamül yolunda yani kopuk parçaya yaklaşabilmenin ilk aşaması olarak Yeni Ahit, inanç kitabı mı olması gerekiyor?
Yani ya! KUZU yada ASLAN'mı olması gerekiyor?
İSEVİ-MÜSLÜMANLIK saçmalığı bu yüzden mi DİN diye ilan edilip MÜSLÜMANLARA tavsiye edilir oldu?
İSEVİ-MÜSLÜMANLIK putperesliğin ilk aşaması mı?
ALTINÇAĞ kandırmacasındaki HAVUÇLARDAN biri olan ASLAN, KUZUYU yemeyecek sallaması ile kast edilen Yahudi ve Hıristiyanların yanyana durabileceği mi?

Bu durumda, ASLANIN KUZUYU yemeyeceği ALTIN çağa, MÜSLÜMAN kimliğini daha doğrusu TEVHİD İNANCINI kaybetmemiş olanlar GİREMEYECEK.
Ohalde KUR'AN'I KERİM'de de hiçbir dayanağı olmayan, hakkında hiçbir delili olmayan ALTIN ÇAĞ dedikleri, (Kurtuluş hayalleri kuran ŞEYTAN'ın ölmeden geçireceğini sandığı herşeyin yok olduğu 1.Sur'a üfleme ile 2. Sur'a üfleme arası) DİNLERİNİN en büyük HAVUÇLARINDAN olan SALLAMALARINA Müslümanlar neden İNANDIRILIYOR?

Neden ALTIN ÇAĞ uydurması Müslümanlığa sokuluyor?  Altın çağı sağlayacağını ilan ettikleri şahsiyet iyileri, imanlıları, tevhid inancını taşıyanları kurtaracaksa, onların İMANA ÇAĞIRAN davetciyle  işleri olur. Eğer öyle bir kurtuluşun peşinde olsalardı, Hz. Muhammed'le gelmiş olan KUR'AN'I KERİM'e bağlanırlar ve sonsuz yaşamdaki ALTIN HAYATLARINA kavuşurlardı.
 
Öyleyse asla bir arada olunamayacaklar için, neden MÜSLÜMANLAR kurban edilmeye çalışılıyor? Neden, ŞEYTAN İTTİFAKLI Varlık Birlikleri kuvvetlensin diye Tevhid inancı /  İmanlar yok edilmeye çalışılıyor. Hz. Muhammed'e günahkar diyenler, KUR'AN'I KERİM'İ hepten rededenlerle DİNLERİN DİYALOĞU sağlanabilir mi? Dinlerin Diyaloğu diye bir kavram "ALLAH" nezdinde geçerli bir mazeret olabilir mi? "ALLAH'ın" indirdiğini beğenmeyip ortaya melez bir din çıkarma çalışmalarının "ŞİRK" dışında bir tanımlaması olabilir mi?

Amaçları DİYALOG organizasyonları ile insanları önce İSEVİ-MÜSLÜMANLIK saçmalığına yaklaştırıp, sonrasında Yeni Ahit'e de secde eden "KUZULARDAN" yapabilmek mi?
Eğer öyleyse; Diyalog çağrıları yapıp organize edenler yani; Müslümanları İSEVİ-MÜSLÜMANLIĞA alıştıranlar, KUZU'luk yada ASLANLIK aşamasını çoktan tamamlamış olmalılar. YAKUP'un/ İsrail'in TANRISINA, OĞUL TANRIYA yada Tanrılar İTTİFAKINA (Paradaki Tanrı) BİAT etmiş olmalılar.
   
  ABD KONGRESİNE, CUMA NAMAZI bahnesiyle HORUS TEKAMÜL Piramitinde yapılan SECDE "NAMAZ İLE KONGREYE BİAT" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  KENDİLERİNE ÖZGÜ BARIŞLARI İÇİN; tüm düzeni GÖĞÜSLERİNDE BESLEDİKLERİNİN SESİNE göre düzenlemiş. Yeni Dünya Düzenlerinde; ALTIN ÇAĞI yaşamaya LAYIK GÖRÜLENLER sadece Hıristiyan ve Yahudiler. Yani ASLAN ile KUZU
   
  DİNLER PİRAMİTİ
   
  Secde edenin önünde, Hıristiyanların YENİ AHİT kitabı, secde edenin üzerine oturmuş dua edenin elinde Yahudilerin ESKİ AHİT kitabı, En üstte kitabı elinde tutanın elinde ise "Kur'an'ı Kerim'in" yerine geçirmeye çalıştıkları -diğerlerinden daha ince ve küçük boyutlu- "THE TRUE FURQAN / GERÇEK FURKAN" adını verdikleri BİR KİTAP VAR. (Diyalogcu Evanjelistler tarafından yazılmış)

ABD'nin Texsas eyaletinde Evangelist, Omega 2001 ve Wine Press yayınevleri tarafından  "GERÇEK FURKAN" adıyla piyasaya sürülen kitap. Arapça ve İngilizce olarak basılan bu kitap 366 sayfadan ve  77 Sure'den oluşuyormuş. Üç dinin/İbrahimi dinlerin, 21.Yüzyılın din kitabı, olarak tanıtılıyormuş. İçinde Hırıstiyan ve yahudi kitaplarından alıntılar yapılmış. Benzerlik olsun, tanıdık gelsin, yedirmesi / hazmettirmesi kolay olsun diye de, "Kur'an'ı Kerim'den", bazı surelerin isimleri kullanılmış. Birçok ülkelerin / toprakların, Yahudilere ve Hıristiyanlara ait olduğunun vurgusu unutulmamış. Büyük Ortadoğu Projesi"ne destek veren bir kitap. İslam dünyasını Hıristiyanlaştırma çabalarına katkı sağlayan bir ürün. The True Furqan
   
  DİKKAT EDİN YAHUDİ'nin AYAKLARI, HIRİSTİYANIN OMUZLARINA YÜK VERMEYECEK BİÇİMDE HAVADA. KİMSEYE İHTİYACI KALMAMIŞ, TANRIYA ULAŞMIŞ SANKİ TEKAMÜL ÜÇGENİNİN KOPUK PARÇASI KONUMUNDA. TANRISALLAŞMIŞ, EGEMEN DİN.

Ayakları yere basmayan, HAVALARDA durarak TEKAMÜL ÜÇGENİNİN kopuk parçası GÖREN GÖZÜ temsil edenin tipi (ırkı) tam bir YAHUDİ gibi RESMEDİLDİĞİNE göre, TEKAMÜL ÜÇGENİNE onlardan BAŞKASI yükselemeyecek.

Ellerinde GERÇEK FURKAN isimli kitabın yani ALTIN AHİT'in (Altın Çağ'da da elbette Altın Ahit / antlaşma kitabı olur) YAZARLARI olarak, gönül rahatlığı ile TANRICILIK oynayabilecekler. Atalarının yaptığı gibi onlar yazacak TANRI olarak benimsedikleri kabul edecek. Bu durumda TANRI, onların uygulamalarında sergiledikleri inançlarına göre; KİMLERDEN oluyor?
   
  DOLARDAKİ, HORUS, PİRAMİT, ADALET TERAZİSİ, ANAHTAR ve "BİZ TANRIYA İNANIRIZ" sözünün işlendiği "PARADAKİ TANRI" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
 
   
 

Kitaba yön verenler, tekamülü tamamlayanların kimler olabileceğinin kimler olacağıda, Yahudi'nin, ayakları Hıristiyanın omuzlarına yük vermeyecek biçimde havada durmasıyla vurgulanmış .Hıristiya'nın hiçbir şekilde ibadetine engel olmuyor.

Müslüman'a ise, an aşağılara itilmiş, ayaklar altına alınmış durumda. Başını kaldırıp ne olup bittiğini görmesi ve anlaması imkansız bir halde EFENDİLERİNİN ilettiği yolda, EFENDİLERİNİN emrettiği gibi ibadetini yapıyor.
Elindeki Kur'an'ı Kerim alınmış, önüne Yani Ahit kitabı koyulmuş ama onun bu TABAN KAYDIRMALRINDAN haberi yok.
DİNLERİN DİYALOĞUNDAN nasibini almış, TEVHİD İNANCINI bilmeden teslim etmiş durumda.
Başını secdeden kaldırmadan her denileni "EFENDİ BUYURDUYSA DOĞRUDUR" yaklaşımı sergileyip DÜŞÜNME mekanizmasını çalıştırmadığından (düşünmesine araştırmasına, sorgulamasına fırsatta verilmediğinden) EFENDİLERİNİN kendisini Yeni Ahit'e bağladığından haberi yok.

Çünkü yönlendilirdiği yolu göremiyor. Önüne koyulana "ilahi kitap" denmiş, sen artık "İSEVİ-MÜSLÜMANSIN" denmiş olmalı ki; (Tüm Müslümanların Hz. İsa'ya, KUR'AN'I KERİM rehberliğinde bağlı olduğunu göz ardı edip, putpereslerin OĞUL TANRILARI İSA'ya tabii oluyor) etrafını araştırmayan bir halde resmedilmiş.
Yani DİYALOG heykeline göre; sorgusuz sualsiz tüm bu saçmalıkları düşünmeden, TELLALLERE kanıp kabul edince OĞUL TANRI inananlısı oluvermiş.

Hıristiyan değerlere, İmani olmayan inançlara secde etmiş olarak kalacak. Kendisinin iman ettiği hatta tabii olduğunu sandığı kitap değiştirilmiş, yerine başka kitaplar koyulmuş. O ise hala, doğru bir secde yaptığının inancında.
İSEVİ-MÜSLÜMAN kimliğine taşınarak PUTPERESLEŞMİŞ olduğunu bilmiyor.
Oysa;"ALLAH'a", isnat edilmiş OĞUL'a yani Hıristiyanlığın olmazsa olmazı ilan edilmiş, "Tanrının ta! kendisi" dedikleri OĞUL TANRIYA BİAT etmiş durumda.

Geldiği adresi bildiren MÜSLÜMANLIK, yöneldiği adresi gösteren İSEVİLİK etiketiyle oluşturulan, İSEVİ-MÜSLÜMAN adlı Hıristiyan mezhebinin inananlısı yapılmış durumda.

"Yahveye BABAM" diyen ve BABASI olan TANRIYA yakmalık sunu sunan PUTPERES TANRI İSA'ya, "bende sendenim" diye SECDE EDECEK olanların dini olmalı İSEVİ-MÜSLÜMANLIK denilen YALDIZLAMA / DECCALİYE.

   
  YAHVE KİM? İSA'nın "BABAM" dediği YAHVE'ye NE OLDU? Yahve BABA ise İSA kimin oğlu? konusunun işlendiği "İSA YAHVE Mİ?" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  İSEVİ-MÜSLÜMANLIKLA AMAÇLANAN NE OLABİLİR? ONLARA GÖRE;

Tellallerin çağrısına uyanlarda; OĞUL TANRININ "ben yazdırdım" dediği kitaplarına, "ONLARDA SEMAVİ değil mi?" yaklaşımıyla başlayan ısınma turları sonunda  davetlere icabet etmiş oluyorlar.

Davete uyanlar, isteselerde istemeselerde, "ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH'a" isnat edilmiş OĞULU, TANRI olarak kabul eden İNANÇLARA İSEVİ-MÜSLÜMAN adıyla biat etmiş, Hıristiyan mezheplerinden biri olmaları öngörülüyor olmalı. Protestanlık, Ortodoksluk, Katoliklik gibi, bir ekolü yansıtan İsevi olabilirler.

Böylece; İSEVİLİK adı altında (Oysa her Müslüman aynı zamanda Hz. İSA taraftarı olmak zorunda ve KUR'AN'I KERİM'de ki Ayetlere uyduğu sürecede Hz. İsa bağlısıdır) OĞUL TANRI'yı benimseme yolunda bayağı ilerletilmiş olacaklar,

İSEVİ-MÜSLÜMAN tayin edilenler;  tanımlama İSİMLERİNE takılan MÜSLÜMAN (MÜSLÜMANDI / Müslümanlıktan geçti manasında) etiketi ile kandırılarak, BABALI-OĞULLU TANRILI DİNİN  içinde ilerletilmiş olacaklar.

Dinin içinde ilerletildikce, İSEVİ-MÜSLÜMAN tanımında yer alan Müslüman sıfatı bıraktırılıp, "İseviyim" yada "Hıristiyanım" deme aşamasına yavaş yavaş yaklaştırılacaklar

Hıristitan kimliğini kabul ettikten sonra; Elbette her Hıristiyan gibi, PAPA'nın ilan ettiği   Müslümanlığın (3 Milenyum hedefi) yok edilme çalışmalarına canı gönülden  destek verecekler.

TEVHİD İNANCINA sahip olan Müslümanları DÜŞMAN olarak gören, KURTULUŞA kavuşabilmenin önündeki en büyük engel olarak MÜSLÜMANLIĞI işaret eden KLASİK HIRİSTİYAN olacaklar.  Endülüs senaryoları tekrarlanacak)
   
  İYİ - KÖTÜ TARAF HANGİSİ? BANA GÖRE İYİ ama ONLARA GÖRE KÖTÜ TARAF neden BEN oluyorum? "İYİ & KÖTÜ KİM" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Secde halinde etrafında olanlardan habersiz yani AT-GÖZLÜKLERİ takmış bir halde; Efendisinin yönelttiği yolda, efendisine bağlı olarak, efendilerinin öğretilerinden kaynaklanan bir din anlayışı ile emredilenleri yapanlar bu yolun ilk yolcuları olarak gözüküyorlar. Neden dereseniz bir yerlere tabii olanlar zaten biat ettikleri adresin tüm kabullerini dogma seviyesinde benimsemek zorunda.

Çevresinde olup biteni görebilmesi için, önce kendisine yapılan DAYATMALARI SORGULAMASI gerekiyor. Oysa  ait olduğu adres tarafından yapılmış kabulleri, sorgulamasına dolayısıyla gittiği yolu görmesine imkan verilmiyor. Sorgulamak, düşünmek, yanlış aramak öğretilenler arasında, geleneklerinde yok. Kendisine "bu doğrudur" denilenleri kayıtsız şartsız bir teslimiyetle yapıyor. İtaatsizlik ise; "İMANI KAYBETMEK" denmiş bir kere.
   
  ALLAH KURAN'I KERİM'DE ŞÖYLE BUYURUYOR..
  43 - ZUHRUF.......36.Kim, Rahmân’ın Zikri’ni görmezlikten gelirse biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur.
43 - ZUHRUF.......37.Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar.
43 - ZUHRUF.......38.Sonunda bize geldiğinde, arkadaşına, “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı! Ne kötü arkadaşmışsın!” der.
43 - ZUHRUF.......39.Onlara, “(Bu temenniniz) bugün size asla fayda vermez. Çünkü zulmettiniz. Hepiniz azapta ortaksınız” denir.
   
  Çevresinde olan bitenden haberi olmadan, kayıtsız şartsız herşeyi kabullenen, itaat eden, düşünceden yoksun, ezilen, horlanan, yaşamdan koparılmış, neye ve neden secde ettiğinin farkında olmayan, olayları yönlendiremeyen ve olaylara katkıda bulunamayan tam bir zombi adayı.

Meraklısı sormuş Devekuşuna, "neden başınızı kuma gömüyorsunuz" diye soru yöneltilmiş, Deve kuşu, şaşırmış halde "ben, başını kuma gömen Devekuşu, hiç görmedim" diye cevap vermiş, İçinden de şöyle geçirmiş, "biz nasıl görürüz onlar, bizi görmez iken".....

Meğer çocuk yaşta öğretilirmiş bu bilgelik onlara, o itibar gören, büyükleri tarafından, efendileri tarafından.Varlık sebepleri olmuş bu öğreti."Başları kumda olanlar görülmez", bir atasözü, bir öğreti, kısaca yaşam biçimleri, olmuş nesillerden nesillere aktarılan.. "BAŞLARI KUMDA OLANLAR GÖRÜLMEZ, eğer sen görürsen onlarda seni görürler." diye iyice tembihlenmiş İÇGÜDÜLERİ.

   
  DEVE KUŞU
   
 
   
  İşte Dünya haritası; ve işgal ettikleri, canıyla, malıyla, doğasıyla, yer altı ve üstü tüm zenginlikleriyle, gelecekleriyle, umutlarıyla silip süpürdükleri yerler.
   
 
   
  DÜNYA İŞGAL HARİTALARINI, DİLLERİN - DİNLERİN değişimini, 3.BİN YILIN hedeflerini içeren'TEKRARI BOL OYUN GOP ve BOP' Sayfasına, buradan ulaşabilirsiniz
   
  Tarih tekerrürden ibarettir derler ve ilave ederler "ibret alınsa idi, tekerrü eder miydi?" İşte size tarihin tekerrürünü anımsatacak,

Afrika'lı, Jomo Kenyatta'nın bir sözü.
"Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı. Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler. Gözümüzü açtığımızda ise bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı."

Bir tanede Kızılderili sözü
"Verdikleri sözün sadece birini tuttu çatal dilli soluk yüzlüler; topraklarınızı alacağız dediler ve aldılar".(Kızılderili sözü)
   
  Dinler arası diyalog için, Dinler arası buluşma için, öncelikle kitapların buna uyumlu hale getirilmesi gerekiyor. Kitaplar uyumlu hale getirmeli ki, İnanların elindeki TEK SOMUT OLAN/Somut kabul edilen, kaynakları/dayanakları sessizce yok edilebilsin. "Vallahi bizler doğru sözlüyüz, bakın Allah'ın indirdiği kitaba (tek somut kaynağa) orada da aynı şeyler söyleniyor, biz kitap dışında sizlere bir şeyler söylemiş değiliz" diyebilsinler. İşte buna, Allah, Kuran'ı Kerim de "Allah ile aldatmak" tanımını kullanıyor.
   
  ALLAH KURAN'I KERİM'DE ŞÖYLE BUYURUYOR..
  68 - KALEM....... 36. Neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz?
68 - KALEM....... 37. Yoksa sizin bir Kitabınız var da onda mı (bu hükümleri) okuyorsunuz?
68 - KALEM....... 38. Onda istediğiniz her şeyi buluyorsunuz?
68 - KALEM....... 39. Yoksa, "ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?
68 - KALEM....... 40. Sor onlara: Onların hangisi buna kefil olacak?
68 - KALEM....... 41. Yoksa kendilerinin ortakları mı var? Doğru iseler ortaklarını çağırsınlar.
   
  Tahrif edilmiş kitaplarla tahrif edilmiş düşünceler, uydurmalar ile 'Dinler Arası Ortada' buluşmayı gerçekleştirebilirsiniz. Zebur, Tevrat, İncil'in bir arada olduğunu iddia ettikleri, Yeni_Ahit gibi.
   
  ALLAH KURAN'I KERİM'DE ŞÖYLE BUYURUYOR..
  62 - CUMUA......... 5. Tevrat'la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah'ın âyetlerini inkar eden topluluğun hali ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.

5 - MAİDE.......... 68. De ki: “Ey Kitap ehli! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni (Kur’an’ı) uygulamadıkça hiçbir şey üzere değilsiniz.” Andolsun ki sana Rabbinden indirilen bu Kur’an onlardan çoğunun taşkınlık ve küfrünü artıracaktır. Öyle ise o kâfirler toplumu için üzülme.

2 - BAKARA........89.Kendilerine ellerindekini (Tevrat'ı) tasdik eden bir kitap (Kur'an) gelince onu inkar ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) inkarcılara (Arap müşriklerine) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat'tan) tanıyıp bildikleri (bu peygamber) kendilerine gelince ise onu inkar ettiler. Allah'ın lâneti inkarcıların üzerine olsun.
   
  Suat Yıldırım, gibilerinin katkıları ve Dinayetin onayı (sessizliği) ile 'Son Ahit'i de basarlar yakında .(Basılan tüm meallerde dinayetin onayının olduğunu unutmayın Amerika'daki bir diğer vatandaşımız Edip Yüksel'in bir meali var. 19 safsatasını doğrulayabilmek için, İngilizce baskısında iptal ettiği 2 Ayeti, Türkiye baskısında iptal edememesinin sebebini şöyle açıklıyor " Diyanet basılmasına izin vermez düşüncesi ile bu ayetleri mealimde kullandım".)
   
  SUAT YILDIRIM'IN, ESKİ VE YENİ AHİT YÖNLENDİRMELİ, MEALİ'YLE İLGİLİ İNCELEME SAYFASINA BU BAĞLANTIDAN ULAŞABİLİRSİNİZ
   
  Tüm dinlerde uygulanmış ve uygulanan yönteme göre; O dine ait Ana_Kitabı, tahrif edebilmek için, ona nerdeyse eşdeğer 'kabul gördürdükleri' kitapları, (hizip kitaplarını) ortaya çıkarılır. Adıyla anılan öğrenciler yetiştirilir. Ana kitabı anlamak için bunu okumalı, bilmelisiniz denir .

Artık, alt_kitap için öğrenciler yetiştirilmektedir. Saplama kitap için öğretiler geliştirilmekte, imanlar, inançlar ona göre şekillendirilmekte, Cennet onun sayfaları/emirleri içinde aranmaktadır. Her şey o hizip kitabı içinde ki yorumlara uydurulmakta, hatta geleceğini iddia ettikleri Mehdi de onunla, biçimlendirilmektedir. Mehdinin geliş tarihi onlar içinde aranmaktadır.Ona göre yaşamlar değiştirilmekte, ona göre dünyaya bakışlar oluşturulmaktadır.

Araya sokuşturulan, "Ana kitabı anlamak için bunu okumalısınız", öğretileri ve zorlamalar ile 'saplama kitap', artık o dinin el kitabı/ilk kitabı haline gelmiştir. O, dine ait olan Ana_Kitap ise sadece okunur hale gelmiştir. Ana_Kitap daha sonraları yok olacak, yerine üzerinde karar kılınan, her baskısın da yorum ile değiştirilebilen, sayfalar ve yazılardan ibaret bir kitap kalacaktır.. Baskılar arası tahribatı, Ali Eren, Vakit gazetesinde şöyle örnekliyor;
   
  Ali Eren, TAHŞİYE KİTAP EVİ sahiplerinin, şu görüşünü aktarıyor; "Bazıları, Risale-i Nurları okuyanların zihinlerini bulandırmak için, Üstad`ın bazı cümlelerine kast-ı mahsusla yanlış manalar vermişlerdir` diyor ve bu zararları ortadan kaldırmak için 4 ciltlik ..... serisini hazırladıklarını ifade ediyorlar. Bu takdirde, bu eserleri herkesten önce Risale-i Nur mensuplarının okumasında fayda var diye düşünüyorum. ...... alieren_vakit@mynet.com
   
  İşte heykelin elindeki böyle bir kitabı temsil etmektedir. Ortak din, Ortak kitap. İsevi Müslüman, Ortodoks Müslüman, Protest Müslüman gibi....
  ÜSTTEKİ, HEYKELİN ELİNE TUTUŞTURULAN KİTABA, YAKINDAN BAKALIM..
   
  DİYALOG KİTABI
   
  KİTABI YAZANLAR, KİTABA İMZALARINI ATMIŞLAR. YOL HARİTALARINI SAPTAYANLAR ONLAR. Bizler de, size katılmaya geldik diyenler, etrafı çitlerle çevrili yolda yürümek zorundadırlar. Bu misyonu yüklenenlerin, binlerce yıldır, imanı yok etmeye çalışanların,devamı olduklarını biliyorlardı. "
   
  Pek Muhterem Papa Cenaplari ... (10 Şubat 1998 Zaman Gazetesinde Yayınlanmıştır.)

Uc buyuk dinin dogum yeri olarak bilinen topraklarin dunyayi daha iyi yasanabilir bir mekan kilma yolundaki kutsal misyonumuzu tam manasiyla bilen halkindan size en icten selamlari getirdik. Yogun gundeminizde bize zaman ayirarak sizinle muserref olmayi bahsettiginiz icin zatialilerinize en derin kalbi tesekkurlerimizi sunariz.
   
  Papa 6. Paul Cenaplari tarafindan baslatilan ve devam etmekte olan Dinlerarasi Diyalog Icin Papalik Konseyi (PCID) misyonunun bir parcasi olmak uzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edisini gormeyi arzu ediyoruz. En aciz bir sekilde hatta biraz curetle, bu pek kiymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mutevazi yardimlarimizi sunmak icin size geldik.......
   
  ....diyerek başvuruda bulunanlar, o başvuruyu, yaptıkları makamın yüzyıllardır, Kuran'ı Kerim, Hz. Muhammed, İman ve Mümin'lik (hangi dinden olursa olsun), adına ne varsa yok etmeye çalıştıklarını, onları inkar edip, haçlı seferleri düzenlediklerini ve bu çalışmadan da asla vaz geçmeyeceklerini elbette biliyorlardı.

Kafir olarak gördükleri bizleri içlerine almayacaklarını elbette biliyorlardı. Endülüs'te kalan son müslümanları dinlerinden çevirmek için zorla domuz eti yedirenlerin, elbette müslümanlara yaşam hakkı vermeyeceklerini biliyorlardı.

Geride kalanlar (1492 de son müslümanlar Gırnata'dan ayrıldı), domuz eti yiyiyoruz, pazar günleri de kiliseye geliyoruz, artık Müslüman değiliz, dedikleri halde, İspanyolları inandıramadılar.Kurdukları özel polis ekipleri ile (Domuz polisi denmiştir) kontroller yapıp, zorla domuz eti yedirenlerin, şefkatli kollarına gidenler, elbette Afganistan'da, Irak'ta olanlara sessiz kalmak zorunda olduklarını biliyorlar
   
  O SAFLARINA, KATILMAK İÇİN CAN ATTIKLARININ; AMAÇLARI / 3. MİLENYUM YOL HARİTALARINDAKİ, DURAKLAR NELERDİ?
   
  Kardinal Newman 1854 yılında, bugün de takip ettikleri yol haritalarını şöyle bildirmiş
   
  Hıristiyanlık dini ile temasa geçen bütün ırklar, kavimler er geç Hıristiyanlık dinini kabul etmişlerdir. Bu genel kuralın tek istinası Türklerdir. Türkler Hıristiyanlığı kabul etmek şöyle dursun, ortadan kaldırmaya çalışmışlardır. Onun için Türkler ile savaşmak, onları yok etmek zorundayız
   
  Diyalog, Ortada buluşalım projesinin müellifi, Papa'lığın bu konuda ki, planı ne.?
   
  Birinci bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırıldı, İkinci bin yılda ise Amerika ve Afrika, Üçüncü bin yılda hedef Asya dır.” 24 Aralık 1999 Papa 2. John Paul, Milenyum mesajı.
  Kilisemiz bütün insanlığın mutluluğu içindir. Dinler arası diyalogun bizim için anlamı bütün insanları kiliseye ve İncile yani Hıristiyanlığa ulaştırma yoludur.” 6 Ağustos 1964'de Papa 6. Paul
   
  1917 yılında Şam'ı işgal eden, general Allenby ne demişti?
Selahattin Eyyubi'nin Türbesin de sandukayı postallayıp, “KALK SELAHATTİN; BİZ YİNE GELDİK!”
   
  BU DEFA, BİZ DAVET ETTİK ...BELKİ 'NEYLERSİN YOL HARİTASI' GEREĞİ
   
  Pek Muhterem Papa Cenaplari ..Yogun gundeminizde bize zaman ayirarak sizinle muserref olmayi bahsettiginiz icin zatialilerinize en derin kalbi tesekkurlerimizi sunariz.....ile başlayan, mektuplar yazdık..
  Ellerini Öptük...
  PAPA EL ÖPME
  Alaaddin KAYA'nın PAPA el öpme seronomisi..(Hangisi hangi tip? onu Fethullah Gülen'e sormak gerekir)
   
  FETHULLAH GÜLEN'İN PAPAYA SUNDUĞU MEKTUBUN TAMAMINI, AŞAĞIDAKİ BAĞLANTIYI KULLANARAK OKUYABİLİRSİNİZ
   
 
   
  PAPA, SULTAN AHMET CAMİİ ZİYARETİ ve ZAFERİNİ, HAÇLI KOMUTAN MAĞRURLUĞU İLE İLAN EDİŞİ / ETTİRİLİŞİ...
   
  Peygamberimiz. Hz.Muhammed hakkında "Hz.Muhammed dünyaya ne getirdi? Kötü ve insancıl olmayandan başka.." sözleri sarfeden ve karikatür krizinde ses çıkartmayan; Papa 16. Benedict'e, Sultan Ahmet Camii'nde zaferini kutlattık.Şam'a giren general gibi mağrur ve mutlu idi.

İçinden neleri söylediğini tam olarak bilemem. Bu anı yaşadığı için hangi Rab'be teşekkürler etti onu hiç bilemem.
En azından "Müslümanlardan/İmanlılardan/Kur'an bağlılarından/Muhammed'i peygamber kabul edenlerden.... intikam almamı, sağladığın için sana teşekkür ediyorum, Haçlı seferlerinin devamını, sapkınlık olan Müslümanlık dini/son Müslüman yok olasıya kadar zaferlerimin devamını, senden diliyorum" dediğini tahmin etmek hiçte zor değil.

Allah'ın indirdiği Kur'an'ı Kerim'den, Allah'ın seçtiği din Müslümanlıktan/İslam'dan, Allah'ın gönderdiği/görevlendirdiği (Habibim diyerek önemini vurguladığı) Hz. Muhammed'den kurtulmak için, Allah'a dua etmediği kesin. Allah'tan, bu kadar uzak olanların, dini inanışları ile İslam dini arasında ki DİYALOG çalışmalarında ne işiniz olabilir.?
   
  VATİKAN .Katolik kilisesi din ve ahlak ilkeleri .

454 Tanrı'nın Oğlu adı, Mesih İsa'nın Babası Tanrı'ya olan biricik ve ebedi ilişkisi demektir: O Baba'nın  ve Tanrı'nın Kendisinin  biricik Oğludur. Hıristiyan olabilmek için Mesih İsa' nın Tanrı'nın Oğlu olduğuna inanmak şarttır. (Bkz. Hİ 8, 37, 1 Yu 2, 23)

449 İsa'ya Tanrısal Rab adını veren Kilise'nin ilk inanç ilkelerinde, başlangıçtan beri TANRI BABA'YA ait olan güç, şeref ve yücelik aynı zamanda İsa'ya da aittir, çünkü İsa "Tanrı özüne" sahiptir (Fil 2, 6) .........

"...Çünkü kuzu Rablerin Rabbi, Kralların Kralıdır" (Esinleme 17:14). Mesih'in ikinci gelişinde elbisesinin üzerinde "KRALLARIN KRALI VE RABLERİN RABBİ" yazılı olacak (Esinleme 19:10).
   
  Papa 16. Benedict
  Papa'nın, Camide müslümanlar gibi kıyamda, durduğunu sanıp sevindik. Sandırmayıpta, gerçekten kıyamda durmuş olabilir mi? Asla olamaz çünkü; Papa Müslümanlar gibi Kıyam'ı kurallara uygun olarak yaparsa, kendi dininden çıkmış olur. Zaten dinden çıkmadığını da; sergilediği duruşla, esasında "Müslümanlar ve Müslümanlıkla dalga geçmek olduğunu", açıkca ortaya koyuyar. Diyalog sürecinde bu tip ara gazlarının gerekli olduğunu, "ZAFER İŞARETLİ YÜZ İFADESİYLE" belgelettiriyor.
   
  FENER PATRİĞİNİN PAPA-PAPAĞAN BENZETMESİNİ RESİMLİ OLARAK İŞLEYEN "PAPA&PAPAĞAN" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ
   
 
  Matta....3:16 İsa vaftiz olur olmaz sudan çıktı. O anda gökler açıldı ve İsa, TANRI'nın RUHUNUN GÜVERCİN   GİBİ İNİP üzerine konduğunu gördü.
Matta....3:17 Göklerden gelen bir ses de şöyle dedi: «Sevgili Oğlum budur, O'ndan hoşnudum.»
 

 

  Hıristiyanların sembol kuşu KUTSAL RUH'u temsil eden Güvercin olmasına rağmen, Ortodokslar bizim KUTSAL RUH'umuz farklı dercesine (öyle olduğu din içi gelişmelerinden belli. kaçtane Kutsal Ruh benimsemeleri var belli değil. Eğer tek olsaydı Ortodokslar Katolikleri, Protestanlar Katolikleri, Katolikler her ikisini AFOROZ ettikten sonra, yani SAPKIN DİN ilan ettikten sonra, KUTSAL RUH bizimle diye sevinmezlerdi. Kutsal Ruh haliyle SAPKIN ilan edilen ÜÇ dinden birine gideceğinden dolayı, diğer ikisi KUTSAL RUH'un eksikliğini hissederdi -belki o nedenle Ortodokslar Martıyı seçmişlerdir- . Bir adet Kutsal Ruh olsaydı örneğin; En azından Papalık seçimleri yapılamazdı. Papa'yı Kutsal Ruh seçiyormuş. Gerçi oy çokluğuyla Papa seçimleri yapıdığına göre oy kullandırttıran çok sayıda SPONSORLARA ait KUTSAL RUH'ları olmalı)  Martıyı Kutsal Ruh yaklaşımıyla her yere konduruyorlar. Ve asla güvercin sembolünü kullanmıyorlar.

Luk 3:21-22 Bütün halk vaftiz olduktan sonra İsa da vaftiz oldu. İsa dua ederken gök açıldı ve KUTSAL RUH, BEDENSEL GÖRÜNÜM ALARAK  GÜVERCİN BİÇİMİNDE O'nun üzerine indi. Gökten gelen bir ses de, «Sen benim sevgili Oğlumsun, senden hoşnudum» dedi.

Demek ki Patrik Kutsal Ruh'u da Tanrı olan Ruh'u da değiştirmiş. Her harfi Tanrıdan dediği kitaba rağmen değiştirmiş gözüküyor. Tanrı gönderdiği kitapta MARTI demiyor ki.
Matta....3:16 İsa vaftiz olur olmaz sudan çıktı. O anda gökler açıldı ve İsa, TANRI'nın RUHUNUN GÜVERCİN  GİBİ İNİP üzerine konduğunu gördü.
Matta....3:17 Göklerden gelen bir ses de şöyle dedi: «Sevgili Oğlum budur, O'ndan hoşnudum.»

Kutsal Ruh'un İsa'larının üzerine inmesine rağmen, İstanbul patronajlığını kendilerine layık gördükleri Patrik için, Martıyı en tepeye ve en öne oturtuyorlar. Gelecek zamanlarda, HAÇIN, minaresiz KUBBEDE nasıl duracağının provası gibi. Oysa Vatikan için İSA'lı güvercin uçurarak beyinlere / bilinç altlarına Hıristiyanlık notları atarlarken, Kutsal Ruh'u kondurularken GÜVERCİN uçurmuşlardı. O Vatikan'a, buda Ortodokslara mavi boncuk mu? Yada rüzgarla hareket etmek mi? Harran'da hepsini SIRAT'tan geçiripte  Ayasofya'ya Martıyı kondurmak pek uygun düşmüyor. Av köpeklerini güvercin etrafında toplamakla Vatikanın sonu yakın mesajı mı verilmişti.
   
  diyalog güvercini
   
  DİYALOG UCUBELERİ
   
  BİLİNÇ ALTLARINA GÜVERCİNLE atılan, İSA SİLÜETLERİ. 25. KARE ÇALIŞMASI KONUSUNUN İŞLENDİĞİ "DİYALOĞUN KUŞU" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Ortodoks haçı ve sembolü haline getirilmiş olan Martı, BABA BİR şekilde görüntüye oturtuluvermiş. SANDVİÇ görüntü (üstüste oturtulmuş bir nevi 25. kare sayılan çalışmalar) olarak beyinlere şifa niyetine sunulmuş. Fonda oluşturulan silüetlerde tamamen bilinç altlarına yönelik 25. KARE niteliğinde.

ALEMSİZ CAMİ görüntüsü üzerinde, HAÇ ve MARTI o derece üste / öne ERG durumuna çıkarılmış ki, Alt kısımda, daha küçük formda gözüken AY ve YILDIZ (Ay-Yıldız Firmaların kullandığı logo yıldıza benziyor. Üstelik Yıldız Ay'a dik olarak konumlandırılmış) HAÇ ve KUŞUN daha altında ve daha küçük olarak yer bulabilmiş. PATRONAJIN kimde olduğu, EGEMEN GÜCÜN kim olduğuda üzerine basılarak ilan edilmiş.

AY YILDIZLI BAYRAKTAN dolaysıyla Bayrağın sembolize ettiği TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNDEN nefret eden BARTHOLOMEOS'a BİAT ilanı olan bu görüntüler, Bartholomeos'un çok hoşuna gitmiş olmalı.

Üstelik AY-ve YILDIZ alemlerde kullanılan bir sembol değil. Sadece yerini belli etmek adına ekrana taşındığı belli. Aksi bir durum olsaydı yani amaç bağcıyı dövmek değilde Dinlerin buluşmasını duyurmak olsaydı, CAMİ görüntüsü üzerinde ALEMİ olduğu halde ekranda yerini alır, ekranın münasip yerlerinde de HAÇ PUTU yada İKONU gösterilirdi.

AY ve YILDIZIN ayrıca gösterilmesine de gerek kalmaz, onun yerine / boş kalan yerlere diğer dinlerin sembolleri koyularak asıl amcın ÜZÜM YEMEK olduğu CÜMLE ALEME gösterilirdi. Camilerde kullanılan Alemler sadece "HİLAL" sembollü. Cami alemlerinde yıldız yok. AY ve YILDIZIN bir arada olduğu bayrak ve sancak taşımalarında var. Dolayısıyla oradaki AY ve YILDIZ TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ temsil etmektedir.
   
  KİN kapısının BİZANS'a açılabimesine ENGEL teşkil eden T.C BAYRAĞINI, TAHRİF ederek tatmin olanların örneklendiği "BAYRAK" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
     
  PATRİĞİN MİLLİYET GAZETESİNE VERDİĞİ ÇARMIH ROPÖRTAJINI İŞLEYEN "PATRİK - ÇARMIH - PARMAK ve ATATÜRK" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
     
  ENERJİLERİNİ İSTANBUL'DAN ALANLARIN RESİMLERLE GÖSTERİLDİĞİ "İSTANBUL 2010: ENERJİSİ KİMLERE?" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  AYASOFYA PATRİK
   
 
   
  Paranoyak NEW BİZANS HORTLAKCISI SAHTEKARLARIN, ÇAMUR ATMA TEZGAHLARINI anlatan "ÇAKMA ZARFIN HİKAYESİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  KENDİLERİNİ YENİ BİZANS ve TRABZON İMPARATORU ATAYANLAR KONUSUNUN İŞLENDİĞİ "ÇAKMA PRENS ve İMP." sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Luka'da öyle söylüyor. Hemde RAB olarak İSRAİL'in / YAKUP'un TANRISINI işaret ederek. İSA'larının Havrada İsrail'in Tanrısına sunduğu Güvercin için YASA gereği diyor.
Luka......2:24 Ayrıca Rab'bin YASASINDA buyrulduğu gibi, kurban olarak «bir çift kumru ya da iki güvercin yavrusu» sunacaklardı.

Gerçi; Televizyon ekranlarında MARTI gösterip, PATRİĞİN gönlünce patronajlığına BİAT ettiklerini düşündürenler, DİNLERİ nasıl bir araya getirip, diyoloğundan hem Müslümanlara hemde Hıristiyanlara yaranma yolunu bulmuşlarsa, aynı zamanda Katoliklere de Güvercin uçurarak işi çözüvermişler. Hemde bilinçlere park edecek bir biçimde. Sinsice, gece karanlığında ilerleyen Karınca sessizliğinde. Patriği kırmadan.

Uçtu uçtu İSA'lı Güvercin uçtu yaparak. Diyalog Güvercinini PAPA için uçurarak. Kıyamda duruyorum diye ZAFER İŞARETİ yapanda aynı taktikler için, ÇEŞİTLİ MASKELERİ kullanmıyor mu? Yaptığı, makamına yakışır bir ciddiyet mi? Olduğundan farklı görülmek, karakterleri haline gelmiş. İnanmadığı şeyleri yapmış gözükmesi bile kendi dininden çıkmaktır. Kendi dininden çıkmayı göze alamayacağına göre; dua olarak neler söylemiş olabilir?
   
  BİLİNÇ ALTLARINA GÜVERCİNLE atılan, İSA SİLÜETLERİ. 25. KARE ÇALIŞMASI KONUSUNUN İŞLENDİĞİ "DİYALOĞUN KUŞU" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  HIRİSTİYANLARA GÖRE "RAB NE, KUL NE DEMEK?" "RABBİMİZ" DENİLDİĞİN DE NE ANLARLAR? AYRINTILARI İÇİN BU BAĞLANTIYI KULLANABİLİRSİNİZ.
   
  ."....En aciz bir sekilde hatta biraz curetle, bu pek kiymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mutevazi yardimlarimizi sunmak icin size geldik......." diye mektup yazılırsa, o fethi yapanların, halefleri de bayraklarını dikmek için gelirler. Mağrur komutan edası ile o anı belgelettirir. Böylece onlar yol haritalarındaki işaretlerden birine daha ulaşmış oldular.
  Kortejin ve kanaat önderleri bu arada ne yapıyordu dersiniz. Televizyon başında onlarda bu zaferi mi konuşuyorlardı.
   
  Akıllarını ve kalemlerini başkalarına kiraya verenler, Allah'ın, Kitabının yanına, bunlarda Allah'tandır diyerek elleriyle yazdıkları hizip kitaplarını, öne çıkarma/kabul ettirme, telaşında olanlar, yaptıkları hataları elbette görmediler.

Kalemleri ve akılları yoğun bir tempoda, çok daha önemli vazifeler için görevde idi. Nelerdi bunlar?. Allah'ın görevlerini, yetki ve selahiyetlerini düzenleyen, Ahiret yaşamına çeki düzen veren, Şefaatçilerin listesini düzenleyen, kitapları yazmak ve konferanslarla bunları duyurmak.
Sırat köprüsünden geçebilecekleri saptamak ve işte seçtiğimiz din sonucu, sırattan geçiyoruz, bizlerle,sizler hepbirlikteyiz mesajları için toplantılar düzenlemek.
   
  F. Gülen, mesih konusunu anlatırken, bir hadis naklediyor. Hadiste, haç ve put konusu şöyle ele alınıyor; "....Kütüb-i Sitte’nin çoğunda rivayet edilen bir hadiste Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem): “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, adaletli bir hükümdar (hâkim, hakem) olarak Meryem oğlu İsa’nın aranıza inmesi yakındır. Haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak ve bolca mal dağıtacak. Mal o kadar çoğalacak ki, artık kimse onu sadaka olarak kabul etmeyecek.” buyurmaktadır. (Buhari, Büyû 102, Enbiya 49; Müslim, İman 242; Tirmizi, Fiten 54; Ebu Davud, Melâhim 14; İbn Mâce, Fiten 33)..." (Fethullah Gülen, Ümit Burcu, 33-49)
   
  Mesih geldi gelecek diye,kampanyaların yapıldığı şu günlerde, haçı/putu törenlerle Camii'ye sokuyor ve iyi birşey yapmış gibide övünüyoruz..Haçı Camii'ye sokan (haçı kırdırmayan) Papa, yaptığı Feth'in önemini biliyor ve zafer işareti ile bunu begelettirip, kutluyor. Haçı kıracağız diyenler esasında diyalog adı altında, bizleri haçın altında toplamaya çalışıyorlar.
   
  Yine aynı yazıda; " Hazreti İsa’nın tekrar dünyaya inişi nasıl olacaktır? O iniş mânevî bir iniş midir; yoksa şahsen ve cismen nüzûl de gerçekleşecek midir?" sorusunu,haç altında toplama çalışmalarını ve o çalışmaların sonucunda ortaya çıkan kırma din anlayışı olan müslüman-isevi'liği (İsevi-müslümanlık değil) anlatarak bitiriyor.
   
  ".... insanlar birbirleriyle anlaşacaklar, uzlaşacaklar demektir. Daha önce de arz etmiştim; diyalog ve hoşgörü adına değişik kiliselere gidilipGelin Kur’ân’ı beraber okuyalım.deniliyor. Değişik yerlerde “Siz de bizim İncil derslerimize iştirak edin.” diyorlar. Bu gidip gelmelerle Kur’ân’a göre bir Hazreti İsa inanışı çıkıyor ortaya. Kiliseden, Efendimiz’e de inanan, kendilerine “Müslüman İsevîler” diyen insanlar çıkabiliyor. ........."
   
  Oysa durum hiçte öyle değil. Bizler, Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olma durumunu yaşıyoruz. Resimler ve demeçler nekadar kapatılırsa kapatılsın durumun böyle olduğunu gösteriyor. Onlar müslümanlaşmıyorlar (müslümanlaşmak olurmu ?) ama bizler sapkınlaşıyoruz.
   
  Onların Kur'an okumaları elbette iyidir ve onlara zarar vermez, tam tersine katkı sağlar. Eğer okuyorlarsa, okudukları Kur'an değil Allah'ın (Esmaül Hüsnaları) isimleri üzerine yazılmış manzum yazıyı okuyorlardır.Elbetteki Allah'ı en güzel isimleri ile zikretmek her mümin kulun vazifesidir. Ama bu okumada imanla ilgili hiç bir şey yoktur, çünkü okunan Kur'an değidir.
   
  Bizler İncil okuyoruz ama papazlara da Cevşen okutuyoruz diyerek, halkı MELEZ bir dine iten, diyalogcuların tavsiye ettikleri hatta emrettikleri bir manzume. Müslüman kılıklı misyonerlerin, en çok kullandıkları deyimlerden biri şudur " Kur'an okuyorduk--Çevşen okuyorduk". Böylece dinleyenlerin zihninde, Kuran eşit, çevşen izlemini uyandırırlar. Misyoner çalışmalarının en önemli silahıdır.

Allah okunup düşünüp öğüt almamız için Kuran'ı göndermişir. Çevşeni okursanız, bütün musibetlerden kurtulur, ne yaparsanız yapın cennete gidersiniz dememiştir. Eğer öyle olsaydı Peygamberler gelmez, Kitaplar indirilmez, bir yere bir şekilde yazılmış olan,(Bediüzzaman'la, Türkiye'deki Müslümanların dünyasına giren) "Çevşen'i okuyun kurtulun" denirdi. Olay bu kadar basit.

İmanın olmadığı, inancın(birşeye inanmanın)yeterli olduğu bir düzen.(Said Nursiden önce ve diğer ülke müslümanları böyle bir imkandan,mahrum bırakılmış) Kısaca 'Allah var' deyin, Çevşeni yada bugünkü mevcut kitaplardan birini okuyun, aranızda ortalama birde dinde mutabık kalın, cennete girin mesajı...

Sapkınların, Kur'an gibi göstermeye çalıştıkları bir manzume olduğu için bunları söylüyoruz. Yoksa, Okunmasında fayda olan, Allah için güzel sözler içeren, Allah'ın sıfatlarını sıralayan GÜZEL BİR MANZUME.

ENGÜZEL İSİMLER ALLAH'INDIR. Çevşeni Kuran'dan uzaklaştırmak için öne sürenlerin niyetlerine karşıyız. İmkanı olan çevşen yerine Kuran okuması ve düşünüp öğüt alması mukayesesiz daha güzeldir.

Allah, Kur'an'ı Kerim'de defalarca şöyle yemin ediyor..
54 - KAMER....17-22-32-40. Andolsun biz, Kur'anı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?"
   
  Amaçları;"Bak İncil bağlıları Kur'an okudukları hade, yine aynı inançlarını sürdürüyorlar. Yine haç çıkarıyorlar, yine vaftiz ediyorlar, yine ayin yapıyorlar, yine teslis inancını sürdürüyorlar demekki, onların kitapları ile Kur'an arasında teferruat dışında bir fark yok" izlenimini düşüncelere yerleştirmek.

"İmani büyük farklar olsa idi" aynı şeylere devam edip bizler Müslüman-İsevi olduk derler miydi?, demekki, amentüler arasında bir fark yok" tezlerini güçlendirmek.
Onların, mektuplardan meydana gelmiş olan, kitaplarını ilahi vahiy statüsüne sokabilme, Kur'an yerine onlarında okunabileceğinin kabülünü sağlamak.
   
  Çevşen'den bir örnek: Aşağıdakine benzer 100 grup var
  Allah’ım Senden şu isimlerinin hakkı için istiyor ve yalvarıyorum.
1.10'luk dize....
1-Ey her şeyin Gerçek Mâbudu olan Allah
2-Ey dünyada dost ve düşman ayırt etmeden bütün mahlukatını rızıklandıran Rahman
3-Ey âhirette sadece dostlarına rahmet edecek olan Rahim
4-Ey herseyi hakkıyla bilen Alîm
5-Ey yarattıklarına son derece yumuşak muamele eden Halîm
6-Ey sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi olan Azîm
7-Ey herşeyi yerli yerinde yapan Hakîm
8-Ey varlığının başlangıcı olmayan Kadîm
9-Ey herşeyi ayakta tutan Mukîm
10-Ey iyilik ve ikrami bol olan Kerîm Sen bütün kusur ve noksan sıfatlardan münezzehsin, Senden baska İlah yok ki bize imdat etsin.Emân ver bize, emân diliyoruz. Bizi Cehennemden kurtar.
   
  ÇEVŞEN DUASININ TAMAMINI BU BAĞLANTIYI KULLANARAK OKUYABİLİRSİNİZ....
   
  Bunları okumak, benimsemek, inancının bir parçası haline getirmek, dünyadaki hiç bir dine mensup olanın imanına zarar getirmez ama onların tahrif edilmiş kitaplarından herhangi birşeyi Allah buyruğu olarak benimsemek, müslümanı dinden çıkarabilir/şirke düşürebilir.

İmanı bütün olanlar Allah'ın tarafında olabilir. İmanı bulunmayanlar ise ancak Allah'ın taraftarı olabilirler. İmanla inanma arsındaki en belirgin fark bu olsa gerek. Tarafında olmak, yada taraftarı olmak.
   
  Bakın Allah bunu Kur'an' kerimde nasıl belirtiyor.
  43 - ZUHRUF.......86. O’nu bırakıp da yakardıkları, şefaat edemezler. Bilerek hakka tanıklık eden kimseler başka…
43 - ZUHRUF.......87. Kendilerini kim yarattı diye onlara sorsan, yemin olsun, “Allah” diyeceklerdir. Peki nasıl döndürülüyorlar?
43 - ZUHRUF.......88. Onun “ey Rabbim” deyişine yemin olsun ki, bunlar iman etmez bir topluluktur.
43 - ZUHRUF.......89. Artık sen onlara aldırma, “selam!” deyiver. Yakında bilecekler.
   
  Demekki; içten bir "Rabbim" demek, inanılmaz derecede önemliymiş.Allah; sadece Allah'ı bilmenin ve kabulunün yeterli olmadığını, onların, nasılda birileri tarafından yapılan vaadlerle döndürüldüğünü belirtiyor.İçten bir Rabbim deyişi onların tümünün imanına eşdeğer görüyor ve onların iman etmez bir topluluk olduğunu bizlere bildiriyor.
Sonuç olarak, imanlı olarak Allah'ın tarafında olmak gerekiyor. "Bende senin tarafındayım" amaçlı şovmenlik yapmak ise sadece münafıklığı örtmeye yarıyormuş.
   
  Allah'ın bizlere seçtiği dini beğenmeyen, diyalogcuların bizlere seçtikleri dinin (şimdilik) Müslüman-İsevilik yada İsevi-Müslümanlık arası kırma bir din olduğu kendi beyanlarından anlaşılıyor.
   
  Oysa Allah bize seçtiği dini Kur'an'ı Kerim'de şöyle bildiriyor...
  3 - ALİ İMRAN.....19.- Şüphesiz Allah katında din İslam’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkar ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir.
   
  Fethullah Gülen'in naklettiği hadiste/dayanak aldığı hadiste açıklama olarak "hakim ve hakem" olarak diyor
  : “Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, adaletli bir hükümdar (hâkim, hakem) olarak Meryem oğlu İsa'nın aranıza inmesi yakındır. Haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak ve bolca mal dağıtacak. ......."
   
  Kur-an'ı Kerim'in bazı ayetleri ve bazı Hadis-i Şerifler tarihi sürecini doldurduğu için bunlarla amel edilemez. Kur'an-ı Kerim'in gelmesiyle yürürlükten kalkmış olan İncil ve Tevrat'ın hükümleri hâlâ geçerlidir. Bugünkü İnciller'e ve Tevrat'a inanan, Yahudi ve Hıristiyanlar da cennetliktir. Ehl-i Kitap ile ilgili ayetler, hadisler tarihseldir, dolayısıyla bugünkü Yahudi ve Hıristiyanlar'ı değil o dönemin insanlarını bağlar.” (Hoşgörü ve Diyalog İklimi, Sf.155–156 Fethullah GÜLEN)
Esasında çelişkinin kendisi de farkında; O günkü hıristiyan ve yahudilerin bugünküler ile aynı olmadığını o da biliyor.
   
  Çelişkiyi bildiğini nereden biliyorum?. 2009 yılında Favorit dergisine verdiği cevaplarda " ."Çünkü Musevîliğin ve Hıristiyanlığın başındaki isimler olan Hz. Musa ve Hz. İsa (Allah'ın selâmı üzerlerine olsun), İslâm'ın da Hz. Muhammed (s.a.s.) gibi kendilerine peygamber olarak inanılmasını emrettiği iki büyük peygamberdi. Onlara verilen Tevrat ve İncil de, Kur'an gibi, Müslüman olmak için kendilerine inanılması gereken iki İlâhî Kitap'tı." diyor

Ogünkü gerçek vahiy olan kitaplara uymayıp Müslüman olmayı beceremeyenler, nasıl olurda kendi elleri ile yazdıkları bir kitaba uyarak Cennete gidebilir. Yoksa onlara o kitapları yazdırıp onlara cenneti vaad edenler mi var.?
   
  Demek ki; atanacak olan mesih'in bugünkü mektuplardan ibaret kitaplarla hakimlik ve hakemlik yapması, dolayısıyla sapkın, inanan ayrımı yapması peşinen kabul edilmiş durumda.
   
  Nereden biliyorum onu ben söylemiyorum, Kendisini yeryüzünde Tanrının sözcüsü ilan eden, Papa 16'ncı Benedikt söylüyor."İsrailliler ve Filistinliler arasındaki diyaloğun tekrar başlamasını da Beytüllahimli ilahi çocuğa havale ediyorum.”Aziz Petrus Meydanı Noel mesajı:
   
  Allah, hakem ve hakimlik konusunda Kur'an'ı Kerim'de söyle buyuruyor.
 

5 - MAİDE.......... 43. Yanlarında içinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat varken nasıl oluyor da seni hakem yapıyorlar, sonra bunun ardından verdiğin hükümden yüz çeviriyorlar? İşte onlar (kendi kitaplarına da, sana da) inanmış değillerdir.

5 - MAİDE.......... 44. Şüphesiz Tevrat’ı biz indirdik. İçinde bir hidayet, bir nur vardır. (Allah’a) teslim olmuş nebiler onunla yahudilere hüküm verirlerdi. Kendilerini Rabb’e adamış kimseler ile âlimler de öylece hükmederlerdi. Çünkü bunlar Allah’ın kitabını korumakla görevlendirilmişlerdi. Onlar Tevrat’ın hak olduğuna da şahit idiler. Şu halde siz de insanlardan korkmayın, benden korkun ve âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir.

5 - MAİDE.......... 49. Aralarında, Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından (Kur’an’ın bazı hükümlerinden) seni şaşırtmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki şüphesiz Allah, bazı günahları sebebiyle onları bir musibete çarptırmak istiyor. İnsanlardan birçoğu muhakkak ki yoldan çıkmışlardır.

   
   "KUR'AN'I KERİM'İ" YOK SAYARAK VERİLEN CENNETLİKLER FETVASINA NAİL OLAN "BUGÜNKÜ CENNETLİKLER" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
 

Allah, açıkca Hz. Muhammed zamanında gerçek Tevrat'ın olduğunu bildiriyor. Elbette Hz. Muhammed zamanında var olan bozulmamış Tevrat'la hakemliği kasdediyor. Fethullah Gülen ise vurgulayarak "bugünkü tevrat ve incil" diyor. Allah'ın "Parşömenler yapıp sakliyorsunuz" dediği, "eğer doğru sözlüler iseniz getirin okuyun" dediği, Hz. Musa'ya verilen Tevrat'ı kasdetiyor. İncil'in ise hiç bir zaman kitap haline gelmemiştir.

Yüzlerce kitap arasından pagan inanca sahip imparator başkanlığındaki, konsil tarafından (İmparator ise hırıstiyan olmamış, hıristiyan olup inancı ciddiye alan, eşini ve oğlunu öldürmüş), büyük çoğunluğu mektuplardan oluşmuş anlatımları içeriyor.Varın siz hesabedin "bunlara inananlar" cennete gider sözünün, sık sık vurguladıkları deccaliyet (deccal tanımı ve Kur'an da geçmemektedir) çağrılarına olan uyumluluğunu.

Fethullah Gülen'de, elbette konunun farkında; "Bugünkü İncilLER'e ve Tevrat'a inananlar" vurgulamasını yapıyor. Böylece bizleri çağırdığı dinin kitaplarının orjinal kitaplar olmadığını da açıklamış/belirtmiş oluyor. Hemde Kur'an'ı Kerim'in, bazı ayetlerinin geçersizliğini ilan ederek.

"İncilLER'e" diye bir ifade kullanılmış olması bile, BİRDEN ÇOK KİTAPLARININ var olduğunu söylemektir. Tanıma büyük harfle başlayıp ÖZEL isim vurgusunu yapmışlar ama isme "LER" çoğul eki verilmesiyle esasında Hıristiyanların elindeki kitabın birden çok metinlerin birleşmesinden meydana geldiğini bildiklerinide beyan etmiş olmuşlar. Apostrofla "e" aitlik ekinide ayırmış olmaları, kitaplar külliyesini TEKİL gösterme çalışmalarından başka birşey olmasa gerek.
"ALLAH", aynı isim altında birden çok kitap gönderipte İNCİL
LER adı altında toplanmasını ister mi?
Birden çok kitap olması (bile) o kitapların İLAHİ HİÇBİR DEĞERİNİN olmadığını göstermez mi?
Derleme kitapları insanları yönlendirmek, o kitaplara (bugünkü haliyle) uyanları CENNETLİK ilan etmek, "ALLAH'ı"  hiçe saymak, KUR'AN'I KERİM'i hiçe saymak, Hz. Muhammed'in tüm davetlerini hiçe saymak değil midir?
"ALLAH'ın indirdiği gibi onlarda yazmış demek değil midir?
"ALLAH" geleceği bilememiş demek değilmidir?
"ALLAH'ın" KUR'AN'I KERİM'le gidilebileceğini söylediği CENNET'e başka yollarda var diyerek bende TANRI oldum demek değil midir?
"ALLAH'ın" indirdiği ayetleri  ADL örgütünün isteğiyle  geçersiz ilan etmek "ben Tanrıyım demek" değil midir?
"ALLAH" sonsuza kadar olacakları bilmiyor muydu da o Ayetleri indirdi?
Bugün ellerinde olan çok Tanrı inançlarına sahip kitaplara uyanlar CENNETLİKTİR demek, o dinlerin misyonerliğini yapmak demektir. O dinlere uyanlar gibi yaşar ve CENNETE gidersiniz açık açık söyleniyor. Bu söz açık açık "HIRİSTİYAN olun" demektir. 
  

"Alemlere Rahmet" diyerek, bizlere rehber edinmemiz emredilen, Kur'an' Kerim'den, bazı ayetleri keyiflerince hükümsüz sayabilme, yetkisini kendilerinde görüyorlar.Acaba kapalı kapılar arkasında, geçersizliğini ilan ettikleri ayet sayısı kaç tane ve hangileri yoksa tümü mü? Risale-i Nur'ları ön plana çıkarılma sebebi bu mu?.

Allah'ın, ayetlerine hükümsüz damgası vurabilme cesaretini nasıl buluyorlar. Bu cesareti kendilerinde bulanlar, elbette (baş örtüsü teferruat demesi gibi, Diyalogcular olarak ana konularda anlaştık geriye bazı teferruatlar kaldı demesi gibi....) Kafalarına göre yeni kitapları yazma hakkını da kendilerinde görebilirler.

   
  Fethullah Gülen bugünkü kitapları ile ogünkü kitapları arasındaki farkı, Favorit dergisine verdiği röportajda söyle belirtiyor.
Gönderilen röportaj sorularına, günler içinde tek-tek irdelenerek/düşünülerek verilen cevaplanlandırılmış yazıdan alıntı...
   
 
   
  Fethullah Gülen, Şöyle diyor...
  "...Çünkü Musevîliğin ve Hıristiyanlığın başındaki isimler olan Hz. Musa ve Hz. İsa (Allah'ın selâmı üzerlerine olsun), İslâm'ın da Hz. Muhammed (s.a.s.) gibi kendilerine peygamber olarak inanılmasını emrettiği iki büyük peygamberdi. Onlara verilen Tevrat ve İncil de, Kur'an gibi, Müslüman olmak için kendilerine inanılması gereken iki İlâhî Kitap'tı....."
   
  Hangi kitaplar?; o günkü verilen kitaplar, müslüman olmaları için verilen ilahi kitaplarmış. Bugünkü kitaplar ise o günkü kitaplar olmadığı kesin.Nerden biliyorum? İncil tanıtım yazılarından biliyorum. (hep olduğu gibi cevaplar yine onlardan)

"...Mesih'in kendisi hiçbir kitap yazmamıştır.
O'nun kulladığı Kutsal Kitap, Eski Antlaşma denilen İbranice yazıların derlemesidir." "Yeni Antlaşma'nın başında yer alan dört İncil'in hepsi de İ.S. birinci yüzyıl bitmeden önce yazılmıştır."..."İmparator Konstantin'in emriyle İ.S. 325 yılında toplanan ..... İznik Konseyi....") diyorlar.
Hz. İsa'nın tebliğ ettiğini değil, mektuplardan oluşmuş
Yeni Ahit dedikleri kitabı, kabul ettiklerini söylüyorlar. Hz. İsa'nın tebliğ ettiklerine de "zaten onlarda Eski Ahit dediğimiz kitaplardı" diye geçiştiriyorlar

.Konsey (o binlerce kitap arasından) 1. yüzyılda yazılanlarında olduğu kitaplardan bu 4 tanesini seçmiş
"işte yeni kitabınız bu" diye baskı ile kabulünü sağlama yoluna gitmiş. Karşı çıkanları ise yok etmiştir. Kostantinin kendisi pagan inançlı olup, Hıristiyanlığı ciddiye alan oğlunu ve karısını öldürtmüştür.Ölüm yatağında vaftiz edildiği, istemi dışında da olsa hıristiyan yapıldığı iddia edilmektedir.

Hıristiyanlık tanıtımında, Prof. F.F.Bruce, Kitapların nasıl yazıldığını şöyle anlatıyor.(İnciltürk ve Hıristiyan.gen.. gibi sitelerinden);"...Luka’nın faydalandığı belgelerden biri Markos İncili’ydi; başka bir belgenin de İsa’nın sözlerinden bir derleme olduğu anlaşılıyor. Bu derleme ilk önce İ.S. 50 yıllarında Aramice yazılmış, sonradan birkaç tercüman tarafından Grekçeye çevrilmiştir. Matta İncili’nin de bu iki belgeden faydalandığı anlaşılıyor. Böylece Matta, Markos, Luka İncilleri’nin birbirleriyle yakın bir ilgisi vardır ve birbirlerine çok benzemektedir Ne var ki, her biri İsa’nın yaşam öyküsünü ayrı bir görüş açısında sunmaktadır. Ama aralarında hiçbir çelişki yoktur. ...."diyorlar ama aynı değildirler demek daha doğru olurdu. Mesela Luka kitabında HZ. Davut ile Hz. İsa'nın Ataları için 42 isim sayılırken, Matta Kitabında 27 isim sayılmaktadır. (Konu ile ilgili TELLALİYE sayfasına bakabilirsiniz)

Bir yazar kendinden önceki yazılmış olanları almış, istediğini ilave ederek veya çıkararak kendince düzenlemiş, kafalarına göre kitapları ortaya çıkarmışlar. Bu kitaplar büyük topluluklar tarafından benimsendiği içinde, Konsilde öne çıkan kitaplar olmuşlar.Kitap olarakta blok halde eklemelerin yapıldığını kendileri de kabul etmekte.

"..Konsil'e kaynak gösterdikleri (M.S. 1740 yılında Milano kentinde L.A. Muratori tarafından bulunan ve böylece ''Muratori Kanonu" olarak adlandırılan liste),'Muratori Kanonu' listesinde; Matta, Markos, Luka, Yuhanna, Elçilerin (Resullerin) İşleri, Pavlus'un 13 mektubu, Petrus'un l. mektubu, Yuhanna’nın l. ve 2. mektubu, Yahuda’nın mektubu ve Esinleme (Vahiy) kitabi. Muratori Kanonu'nun söz etmediği tek İncil kısımları İbranilere mektup, Yakup’un mektubu, Petrus'un 2. mektubu ve Yuhanna’nın 3. mektubudur. Bu yazıların listede bulunmamasının nedeni bilinmiyor; belki Muratori Kanonu'nun bazı yerlerinin yırtılmış ve eksik olduğundandır. Ayrıca ilk dört yüzyılda bazı Mesih İnanlıları’nın İbranilere mektubu, Yakup’un mektubunu, Petrus'un ikinci mektubunu, Yuhanna’nın ikinci ve üçüncü mektuplarını ve Yahuda’nın mektubunu hemen kabul etmedikleri bilinmektedir..." diyorlar. birileri yerleştirmiş demekki.

Zaten tersi olsaydı, onlarda müslüman olurlardı.Kitapta ehil olurlardı. Kitabın içindeki ayetlere ehil olurlardı. Hz. Muhammed'e ve Müslümanlara düşman olmazlardı. Fethullah gülen diyalog adına bizleri hangisine çağırıyor, elleriyle yazdıkları indirilenle hiç alakaları olmayan bugünkü kitaplarına...Bugünkü kitaplara gelin demezlerdi.
   
  ALLAH, KURAN'I KERİM'DE; KUR'AN İNDİĞİNDE, ALLAH'TAN İNENE UYANLAR İLE DOGMATİK, KONSEY KARARINA UYANLARI BİZLERE ŞÖYLE BİLDİRİYOR..
  3 - ALİ İMRAN...113. Onların (Kitap ehlinin) hepsi bir değildir. Kitap ehli içinde, gece saatlerinde ayakta duran, secdeye kapanarak Allah'ın âyetlerini okuyan bir topluluk da vardır
5 - MAİDE.......... 47.İncil bağlıları Allah'ın onda indirdiğiyle hükmetsinler. Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler sapıkların ta kendileridir..
5 - MAİDE.......... 73.Yemin olsun ki, "Allah, üçün üçüncüsüdür!" diyenler de küfre batmıştır. Bir tek Tanrı dışında hiçbir ilah yoktur. Bu söyleyegeldiklerine son vermezlerse, onların küfre sapanlarına korkunç bir azap mutlaka gelip çatacaktır.
   
  ÜSTADLARI BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ de Bugün ellerinde olan kitapların geçersiz olduğunu (tahrifat edildiğini) söylüyor.
   
  ...O cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın şahsiyet-i mâneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlâhiyenin semâsından nüzul edecek, halihazır Hıristiyanlık dini o hakikate karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşecek, mânen Hıristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılâp edecektir. Ve Kur'ân'a iktida ederek, o İsevîlik şahs-ı mânevîsi tâbi ve İslâmiyet metbû makamında kalacak, din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır...." (Sözler... sayfa;90)
   
  Bugünkü Hırıstiyanların hurufattan ve tahrifattan içinde olduklarını, Kur'an'a bağlanmaları gerektiğini söylüyor. Yani, "Bugünkü ellerinde olan kitaplarla, bir yere gitmeleri mümkün görünmüyor" diyor.

Onların, Kur'an'a uymaları gerekirken, bizleri, aynı Amentu'dayız diye kandırmaya çalışmanın alemi ne?. Su'ya çağırır gibi bizleri ateşe çağırıyorlar.İman etmek, tahrif edilmiş, kitaplar ve dinlerle olsa idi Allah Hz. Muhammed'i göndermez ve ona Kur'an'ı Kerim'i Vahiy etmezdi..Müşrik diye bir tanım, Cahiliye diye bir dönem olmazdı.
   
  Yoksa; yazdırdıkları kitaplarda, Bugünkü Tevrat ve İncil'in Cennete vize verdiğini söylemenmesini şart koşanlar mı var. Onların her isteklerini, çıkarı/çıkarları uğruna kabul edip Müslümanları ateşe gönderenler mi var?

Bu sorunun cevabını, anlayabilmek için "Hoşgörü ve Diyalog iklimi" kitaplarının kimlerin isteği doğrultusunda yazıldığına bakmak lazım.
Kitabın yazılmasını kim üstlenmiş.
Kitap kime, sipariş edilmiş.
Kitabı, kimler ısmarlama yazdırmış, kimler finanse etmiş, kimler dağıtımını üstlenmiş bir bakalım;.
   
  SORULARIMIZA CEVABI, YİNE ZAMAN GAZETESİ VERSİN.
   
 
   
  Kitabı ısmarlayan ve dağıtan ADL ÖRGÜTÜ. ADL ne derseniz, kimilerine göre MAFYA YAPILANMASINA SAHİP BİR YAHUDİ ÖRGÜTÜ.Silah, uyuşturucu ve kirli/kara para işlerini yöneten bir örgüt. Bunları ben demiyorum. Bunları, yine ZAMAN Gazetesinde yayınlanan, bir incelemeye göre ADL örgütü ne imiş.

ABD'de Yahudi mafyası: ADL” başlıklı ve Yunus Altınöz imzalı araştırmadan;

İngiliz Farmasonluğu'nun Yahudi kolu olan B'nai Brith'in etkisi altındaki ADL (Anti–Defamation League) 1913 yılında kurulmuştur...
ADL adeta, Amerikan mafyasının halkla ilişkiler bürosu gibidir...
Kurdukları “Denizaşırı Yatırımcılar Servisi” adlı şirketle milletlerarası silah ve uyuşturucu kaçakçılığı, kirli parayı aklama gibi işleri yürütmektedir.
İşgal altındaki Filistin topraklarında ve Kudüs'ün Hıristiyan ve Müslüman bölgesinde geniş arazilerin kanunsuz alım–satımının ortaya çıkarıldığı emlak skandalı da yine işin içinde ADL'nin varlığını ortaya koyuyor...

ADL inceleme tarihi ile kitap siparişinin bitme aşamasında olduğunun bildirildiği tarih arasında geçen 5-6 sene içinde, nurlara gark olup temizlenmedi ise; ADL, yine Yahudi çıkarlarını gözeten, Filistinde toprakları satın alan, mafyavari bir örgüt olarak faliyetlerini sürdürüyordur.

İki tarih arasındaki tek fark, değişen tek şey; Fethullah Gülen ile ADL örgütünün işbirliği konusunda anlaşmış olması. 13-Mart-1998 tarihinde Fethullah Gülen, "KİTAP ÇALIŞMALARIM TAMAMLANMAK ÜZERE, BİTTİĞİNDE İNSANLARIN HİZMETİNE SUNACAĞIM" diyor.

Ne zaman diyor; Papa'ya sunduğu BİAT MEKTUBUNDAN BİR AY SONRA. Mektubun tarihi 09-Şubat-1998 (10-Şubat-1998 Zaman gazetesinden duyruldu)

Ne zaman diyor? Fethullah Gülen'in teşvikiyle hazırlanmış olan Suat Yıldırım'ın AHİT yönlendirmeli Kur'an'ı Kerim mealinin piyasaya verildiği ve Zaman gazetesi tarafından dağıtıldığı eş-zamanlarda söylüyor.

Hani! Papa ile olan buluşmasını; "İNANAÇSIZLARA KARŞI KUTSAL İTTİFAK" kurduk diye ilan ettiği zamanlar. Peki! kendilerine karşı ittifak kurulan, "İNANAÇSIZLAR KİM?" Bu sorunun cevabını da, yine Fethullah Gülen versin. (Küçük Dünyam'da ki, Askerlik başlığı altında., Kendi anlatımı) .......Yazılma tarihi:...05.12.2001...... Son Güncelleme ..03.11.2006
   
  "....Dinsizliğin moda haline geldiği bu devrede, dine bu kadarcık müsamaha ile bakan insanlar dahi bizimle müşterek bir noktada birleşebiliyorlardı.
Saçları açık bir iki kadın da vardı aralarında. Ancak onlar da diğer açık saçıklığa göre kendilerini örtülü kabul ediyorlardı. Çünkü hiç olmazsa onlar uzun etek giyiyorlardı. Halk Evinde değişik türde geceler tertip edilirdi. Bir defasında İbrahim Hakk'ı üzerine konuşmalar yapılmış, bir başka defasında da Mevlana gecesi düzenlenmişti. Bu gecede bana da bir konuşma teklif ettiler...."
   
  Sonra, insan merak ediyor; "Kur'an' Kerim Mealin de, Yeni ve Eski ahit yönlendirmeleri niye yapılmış?" diye.
"Kendi elleri ile yazdıkları kitapların, mektuplara yönlendirmelerin Kur'an'ı Kerim içinde ne işi olabilir?" diye.
"Kur'an'ı Kerim deki Ayetler ile onların kitapları arasında benzerlik kurmak için bu çabalar niye?" diye.
"Suat Yıldırım'ın yazdığı bu meali, ZAMAN gazetesi neden 1998 yılından beri dağıttı" diye

Suat Yıldırım mealini 1998 yılında, piyasaya sürdüğünü belirtiyor.
   
 
   
  Papa'ya mektup 1998 yılında, ADL'nin siparişi Hoşgörü ve Diyalog İklimi 1998 yılında, Suat Yıldırım'ın, Fethullah Gülen destekli olduğunu söylediği, Tevrat ve İncil yönlendirmeli Kur'an'ı Kerim Meal çalışması 1998 yılında. (Patron ADL -Yahudi- olunca; elbette sende en çok yönlendirmeleri Tevrat'a yaparsın.Cennetlik fetvasını da verirsin)
   
  Elbette, ittifaka kutsallık kazandırabilmek için, Tevrat ve İncil'in de Kur'an'ı Kerim ile benzeşir olduğunu gösteren çalışmalar yapmak zorundasın. Elbette ittifaklarına KUTSİYET KAZANDIRABİLMEK İÇİN, "Bugünkü" tabiri kullanarak Tevrat ve İncil'e uyanların CENNETLİK" olduğunu ilan etmek zorundasın.İttifaka katkın kuru-kuruya "ben burdayım" demekle Papalık Konseyi misyonunun (PCID) üyesi olunamaz.

İsteklere/Şartlara örnek: Müslüman mahallesinde salyangoz satma iznini alanlar, artık açık açık söylüyorlar.......Adana kilisesi açıklaması:"Hz. Muhammet (yazım onlara ait) ancak Kutsal Kitabın İsa Mesih ile ilgili tanıklığını kabul ettiği ölçüde Hıristiyanlar tarafından kabul görecektir. Aynı şekilde yine ancak Hz.Muhammet'in yaşamı ve öğretileri İsa Mesih'in çarmıhtaki kurtarışına tanıklık ettiği ölçüde Hıristiyanlar kendisini benimseyecektir".diyor.

İlk uygulamalardan biri, Kelime-i Tevhid'den Hz. Muhammed'in çıkarılması olabilir mi?
   
  Sonra ne yaptılar? Suat Yıldırım'ın yazısında bahsettiği "benim kitabım B.O.P.'tan önce yayınlandı" diyerek dile getirdiği, Büyük Orta Doğu Projesine (B.O.P.) Projesinin bir parçası olarak, Gerçek Furkan adlı kitabı yayınladılar. Sunum adı ile "The True Furqan".
   
  ABD'nin Texsas eyaletinde Evangelist, Omega 2001 ve Wine Press yayınevleri tarafından "Gerçek Furkan" adıyla piyasaya sürülen kitap. Arapça ve İngilizce olarak basılan bu kitap 366 sayfa. 77 Sure'den oluşuyor. Üç dinin/İbrahimi dinlerin, 21.Yüzyılın din kitabı, olarak tanıtılıyor.

İçinde Hırıstiyan ve yahudi kitaplarından alıntılar yapılmış. Benzerlik olsun, tanıdık gelsin, yedirmesi/hazmettirmesi kolay olsun diye de Kuran'dan, bazı surelerin isimleri kullanılmış.

Birçok ülkelerin/toprakların, Yahudilere ve Hıristiyanlara ait olduğunun vurgusu unutulmamış. Büyük Ortadoğu Projesi"ne destek veren bir kitap. İslam dünyasını Hıristiyanlaştırma çabalarına katkı sağlayan bir ürün. The True Furqan
   
    SUAT YILDIRIM'IN, ESKİ VE YENİ AHİT YÖNLENDİRMELİ, MEALİ'YLE İLGİLİ İNCELEME SAYFASINA BU BAĞLANTIDAN ULAŞABİLİRSİNİZ
   
  Kur'an'dan ayrılıp dogmatik düşüncelere dalanlar, o akımların uğradığı limanlarda konaklamak zorunda kalırlar.
   
  Onlar, Allah'ın vahiy etmiş olduğu ayetlerin bir kısmını gizlemeye çalışır, manaları ile oynarladı. Şimdi biz onlarız, diyenlerin elinde tahrif edecekleri, Kur'an'la benzerlik taşıyan Ayetler ve o Ayetlerin toplanmış olduğu kitap yok.

Onlar, bu nedenle Hz. Muhammed'i ve Kur'an'ı Kerim'i topyekün inkar edip, Kuran'ın ve Hz. Muhammed'in Allah'tan olduğunu, Müslüman'lığında ilahi bir din olduğunu red etmişlerdir.Red etmeselerdi mecburen müslüman olurlardı.

Kur'an'dan ayrılıp dogmatik düşüncelere dalanlar, o akımların uğradığı limanlarda konaklamak zorunda kalanlarda; O günkü ve bu günkü kitap ayrımı yapmak zorunda kalmazlar, rehber olarak Kur'an'ı Kerim'e (tastiklemesine ve ayrıntılı kılmasına) bakarlardı.
   
  ALLAH, KURAN'I KERİM'DE ŞÖYLE BUYURUYOR..
  2 - BAKARA........75. Şimdi bunların, size hemen inanacaklarını ümit mi ediyorsunuz? Halbuki bunlardan bir grup vardı ki, Allah'ın kelâmını işitirlerdi de sonra ona akılları yattığı halde bile bile onu tahrif ederlerdi.
2 - BAKARA........41.Elinizdeki Tevrat'ı tasdik edici olarak indirdiğimize (Kur'an'a) iman edin. Onu inkâr edenlerin ilki olmayın. Âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin ve bana karşı gelmekten sakının.
2 - BAKARA........42.Hakkı bâtılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin.
   
  Allah, Kur'an'ı Kerim de, indirilen kitaplar için Peygamberlere şöyle buyuruyor.
  3 - ALİ İMRAN.....81.Hani, Allah peygamberlerden, “Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz” diye söz almış ve, “Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi?” demişti. Onlar, “Kabul ettik” demişlerdi. Allah da, “Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti.

5 - MAİDE.......... 46.Ardından o peygamberlerin izleri üzere Meryem oğlu İsa'yı gönderdik. Tevrat'tan yanında bulunanı doğruluyordu. Ona İncil'i verdik. Hidayet ve ışık vardı onda. Tevrat'tan yanında olanı tasdikleyici idi. Doğruya ve güzele kılavuzdu, takvaya sarılanlara bir öğüt

Hz. İsa gönderildiğinde; İncilin, Allah katından, olduğunu kanıtlayabilmek/ insanları ikna edebilmek için;Tevrat'tan, yanında bulunan İncil'i doğrulamış.Peki! İncil'le ne yapılmış, İncil'i meydana getiren Ayetler ile Tevrat'ı meydana getiren ayetlerin tasdiki sağlanarak (sağlandıktan sonra) İncil'in yanında bulunanın, yani Hz. İsa'nın, Allah'ın resülü olduğunu onaylatılmış.

   
  Demek ki her gönderilen Peygamber ve Kitap bir önceki kitabı doğruluyor ve ayrıntılı kılıyor.
   
  46 - AHKAF........ 12.Bundan önce bir rehber ve bir rahmet olarak Mûsâ’nın kitabı da vardı. Bu ise, onu doğrulayan ve zulmedenleri uyarmak, iyilik yapanlara müjde olmak üzere Arap diliyle indirilmiş bir kitaptır.
10 - YUNUS........37.Bu Kur'an, Allah'ın berisinden birilerince yalan isnatlarla oluşturulmuş değildir. O, kendinden öncekinin tasdiki ve Kitap'ın ayrıntılı kılınmasıdır. Kuşku ve çelişme yoktur onda. Âlemlerin Rabbi'ndendir o.
12 - YUSUF.......111.Andolsun ki, onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. Kur’an uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi ayrı ayrı açıklayan ve inanan bir toplum için de bir yol gösterici ve bir rahmettir.
   
  Fethullah Gülen'de, o günkü kitaplarla bugünkü kitaplar tanımını kullanarak, kitaplar arasında benzerlik olmadığını söylemiş oluyor. Peki o halde, bizleri nereye çağırıyor.? TEK'in karşında BİR olmaya mı? Allah'ın Nur'unu söndürebilip, kendi NUR'larının (Nurculuk, Nur külliyatı) egemen olacağını mı?.

İnsanların hepsi IŞIK'ları görüpte EVLERİN'de (ışık evleri) toplandıklarında BİR'in gücünün, 'sözü dinlenecek' konuma mı geleceğini sanıyorlar. DİYALOG İLE ÖRÜMCEK ağının tamamlanacağını, metafizik öngörülerinin/arzularının, Allah'ın kudretine karşı koyabileceğinimi sanıyorlar. Bunlar, KARADULLARIN METAFİZİK HİKAYELERİDİR.

Tüm SİMYACILARIN YENİ BİR MADDE YARATABİLME özlemi ile yıllardır yanıp tutuşmaları gibi. Yeni bir madde yaratabilmek; "OL" demektir. Bu nedenle, bu tür çalışmalar,(Fransa'daki yer altı madde hızlandırıcıları gibi) onların tanrı ilanını, delillendireceğinden dolayı o grup için çok önemlidir. Newton'da yerçekiminin kurallarına vakıf olduğunda, yeni bir Tanrı/evrene hakim olan bir güç (ilahi emirleri olmayan) buldum diye çok sevinmiştir tüm masonik arkadaşları ile birlikte..

Yaratana karşılık yaratıcı olma çalışmaları; mc2 hayalleridir.
Evrenin hakimleri olarak çocukların bilinçlerinde yer açtıkları, He-men'le, Voltran'la, Avatarlar'la, Harry Potter'lerle, Yüzüklerin efendisi gibileriyle, ANCAK film ve çizgi romanlarda yaşatabilen, ya olursa diye, hayaller kurulan, ALLAH'ın NUR'unu söndürme çalışmalarıdır. Sapkın din oluşturma çalışmalarıdır. Sapkın inanç yollarını, düşünce mekanizmaları içine açma çalışmalarıdır. Bilinçlere sapkın inanç notları bırakma çalışmalarıdır.

GOD=mc2 peşinde koşuyorlar. "Allah" NUR yada IŞIK değildir. "ALLAH'ın" NURU, BİLDİĞİMİZ BİLMEDİĞİMİZ, YARATILMIŞ OLAN HERŞEYİ KAPLAYAN BİR OLGUDUR
   
  DİYALOG'A ÇAĞIRMA, ESASINDA VAHDET-İ VÜCUDA (Varlık Birliği) ÇAĞIRMANIN FRENKÇESİDİR. MAKROKOSMOS (Macrocosmos) içinde MİKROKOSMOS (Mİcrocosmos) "BİR'liği" oluşturma HAYALLERİDİR. Kabullerinde ki VAHDET-İ MEVCUD'da, VAHDET-İ VÜCUD oluşturabilme SANILARIDIR. "TEK BİR" (bir sadece sayısal olarak değil aynı zamanda eşsiz, eşibenzeri olmayan anlamında düşünülmelidir) olanın karşısına "BİR'lik" olarak çıkabilme RÜYALARIDIR. Kabullerinde, temellerinde olan "TEK BİR" olanı TEK ve BİR" haline getirebilme İÇGÜDÜSEL SAPKINLIKLARIDIR. Onları, onlar yapan SAPKINLIKLARIDIR

DİNLERİN DİYALOĞU DİYE ÇAĞIRDIKLARI, HIİRTİYANLARIN ve YAHUDİLERİN BUGÜNKÜ KİTAPLARINDA, KAPAK İSİMLERİ ve GENEL KULLANIMLI tanımlar (Rab, Tanrı..vb) dışında, eğer BİR İFADELERİ "KUR'AN'ı KERİM'le" BAĞDAŞIYORSA SAPKINLIK KELİMESİNİ geri alır ve DİYALOGCU OLURUM.

Genel kullanımlı tanımlardan, TANRI ve RAB kelimelerinin içlerini de boşaltarak, sırf SEMAVİ DİN görüntüsü verebilmek için kullanıyorlar. Ve bu kullanmalarını da ellerindeki kitaplarında defalarca belirtiyorlar.

Tanrı saygınlığını yok ederek, Tanrıyı yanılan, Tanrıyı bilmez ..vb.. ve Tanrıyı güçsüz göstererek, TANRIYI SIRADANLAŞTIRACAK her türlü ifadeye kitaplarında yer verenlerin TANRI inancını KAVRAMIŞ oldukları söylenebilir mi? Kitapları için HER HARFİ TANRIDAN'dır derlerken, söylemek istedikleri Tanrı adına atalarının kitapları yazdıkları, TANRININ esasında kendi zihniyetleri olduğudur.
   
  Hallacı Mansur'un, Enel Hak tezi için yola çıktığında, niyeti ne idi bilemem ama şimdiler de Enel Hak, fena-fillah, ışıklara gark olmak, Yaratan'da yok olmak bahane. Asıl amaç Tanrıyı oynamak, Tanrı gücüne sahip olabilmek. Yani TEK olan Yaratan'ın Yanında gölgede olsalar (arzuları simetrik olamak) BİR olabilmek. O neden 1 vardır, 2 birin gölgesidir gibi tezler türetiyorlar
   
  En-el Hak'ı dile getirmeyi, onu hissetmeyi çok seviyorlar. Keza kozmik bilinç tezleride, metafizik görüşlerinin içinde yer alıyor. Evrende oluşan, ortak bilince sahip BİR'lik hayali. Bu oluşumla Vahdet-i Vücut'u tamamlamayı mı amaçlıyorlar. Öyle ya! Enel-Hak felsefesini kabul etmeden, Vahdet-i Vücut (Varlık Birliği) meydana getirilemez ki.

Enel-Hak kabulleri bunun için çok önemli.Evrende yaratılmış olan Herşey (duyu ötemizde olanlarda dahil) Allah'ın parçası (ondan bir parça) olmalı ki, meydana getirilen birlik (BİR OLMA), Allah, karşısında onun kadar olmasa da sesi çıkabilir, gücü hissedilebilir olsun. Hayallerinde düşlerinde, şeyh uçuran hikayelerinde yaşattıkları, o kudretli yardımcılar olabilsinler.

Duyu ötemizde olan, onların rüyalarınndan hiç eksik olmayan, onlara yol gösteren, onlara kitaplar yazdıran, onlara makamlar ünvanlar veren alemlerde yer edinmiş, çeşitli isimler, unvanlar, maharetler verdikleri önderleri ile bu birlikteliği gerçekleştirebilsinler
   
 

Hemde bu yolla bir taşla birkaç kuş vurmuş oluyorlar.Herşeyi Allah'ın parçası olarak görmek/ondan bir parça olarak görmek, ibadetlerinde yaptıkları her türlü sapkınlıkları da ortadan kaldırmış oluyor. İşaret olarak, kuvvet olarak gördükleri ve medet umdukları, biat ederek bağlandıkları herşeyi Allah'ın bir parçası olarak görmek iman yolundaki tüm kıstlamaları, kuralları MEKSİKA SINIRINA çeviriyor.

Unutmayın Meksika sınırını benimsemek/sahip olmak, güçlüye sığınmak yada zorunluluklardan kurtulmak istiyenler için vardır. Geçici meraklar, geziler için, tüm sınırlar aynıdır.Kuralları yerine getirirsin/Evraklarını tamamlarsın ve geçersin. Kısaca Meksika sınırı, kaçanlar, dönenler, sığınanlar için geçerlidir ve onlar için hep özlemdir.

Böylece, inaçlarında aracı olarak kabul ettikleri tüm hayali veya fiziki varlıklar ile peşlerinden gittikleri tüm varlıklarda Allah'ın bir parçası oluveriyor. Bakın nekadar güzel bir şeymiş Meksika sınırına sahip olabilmek. Kah orda, kah burda.

Diyalog'da, bir nevi inancın Meksika sınırı sayılır
. Amaç cennete gitmekse; Fethullah Gülen de zaten "bugünkü Tevrata ve İncile inananlar Cennete gider" diyerek fetva makamında izin ve veriyor, (OYSA bugün o kitapların kapak isimleri dışında hiç bir şeyin İlahi bir vahiy içermediğini biliyor) o halde, kolayına gelen kitabı ve inancı seç cennete git. Zanlarınca, Allah'a hiçbirşeyi ortak koşmuş olmadan, diledikleri gibi inanç sistemlerini oluşturmuş oluyorlar.

İyi hoş güzelde onu söyleyen hadi amaçları/ öğretileri doğrultusunda herşeyi göze almış söylüyor. Peki bu SAPKIN ÇAĞIRIŞLARI hiç düşünmeden kabul edenlere ne demeli? Hiç sorgulamadan onların peşine takılanları nereye koymalı. Söylenen sözlerin saçmalığına bakmadan, açık açık yapılan ateşe davetlere aldırmadan herşeye gözlerini kapamış, kulaklarını tıkamış olanları nasıl değerlendirmeli.

ŞEYTAN sarık takmış, ŞEYTAN efendi unvanı edinmiş, ŞEYTAN kitap yazmış, ŞEYTAN cübbe giymiş, ŞEYTAN kaftan içinde dolaşıyor, ŞEYTAN "RAB" ile görüştüm diyor, ŞEYTAN yazdıklarıma uyun yeter diyor ve birçok kişi HURRA diyerek peşlerine takılmış durumda. ŞEYTAN Adeta; "ALLAH'ın, yazdığını boş veri diyor kimse ALLAH'a hesap vereceğini düşünmeden ATEŞ yolundaki ŞEYTAN KONVOYUNUN arkasına takılmış hayaller içinde yol alıyor.

"ALLAH", Cennet mükafatını ellerinde atalarının yazdığı kitap olanlara da verecekse, kafalarına göre edinilmiş Tanrılara tapanlara da lütfedecekse, "ALLAH'a OĞULLAR (oğul değil oğullar, SONS OF GOD) isnat edenlere ve bunu gelenekleştirenlere, oğul ilan ettiklerine TANRININ ta kendisidir diyenlere ve onu hesap gününden kurtaracak TANRI ilan edenlere, onlar öyle münasip gördü diye CENNETİN KAPILARINI açacaksa / CENNETİ tahsis edecekse; NEDEN KUR'AN'I KERİM'İ gönderdi?

Neden Hz. MUHAMMED'i RESÜL seçti? Eğer bugün ellerinde olan ATA YADİGARLARI kitaplarıyla Cennete gidilme imkanı varsa," ALLAH" neden, sapkın kitapları bırakın, onlar kitapları tahrif etti diye KUR'AN'ı KERİM'i göderdi? Eğer Cennete gitmenin öyle bir yolu olsaydı, "Kafanıza göre takılın, aklınıza eseni yazın, içinizden birilerini de BİLİCİ/KAHİN/ EFENDİ /ÖNDER seçin yeterli" diyebilirdi.

"Din İSLAMDIR" dediğine, "Dininizi kemale erdirdim" dediğine, "Hz. Muhammed son peygamberdir" dediğine, "sığınılacak, rehber olan kitap KUR'AN'I KERİM" dediğine, "hepiniz ondan sorumlu olacaksınız" dediğine, "o sizin için rehberdir, şereftir, onurdur" deddiğine, "Ayetlerimden yüz cevirenden bende yüz çeviririm" dediğine göre, "Ayetlerimi görmemezliğe gelenleri Ahiret günü KÖR olarak haşrederim" dediğine..vb.. göre; "ALLAH'ın" LÜTFU olan, mükafatı olan CENNETİNE gitmek isteyenlere başka bir seçenek vermemiş demektir.

Hal böyleken, Sapkın kitaplara uyanlar CENNETLİKTİR diyen çağırıcı, çağırısını ADL örgütü adına mı yapmıştır yoksa, İNANÇSIZLARA karşı İTTİFAKLAR kurduk dedikleri ve sözcüleri oldukları ŞEYTAN adına mı?

CENNET ASLA ve ASLA BİR KULUN HAK EDEBİLECEĞİ, KAZANABİLECEĞİ BİR AHİRET YAŞAMI değildir. CENNET ALLAH'ın DİLEDİĞİNE MÜKAFAT OLARAK LÜTFEDECEĞİ BİR MAKAMDIR. Cennete vize verenler, ALLAH'ın vereceği ödülü de yok sayıyorlar , yok etmiş oluyorlar. Kafalarındaki, göğüslerinde besledikleri, gönüllerinde yaşattıkları BUZAĞI'larını yetkili ilan etmeye, yetkili sandırmaya yani; KENDİLERİNİ ve elbette takipcilerini ikna etmeye çalışıyorlar.

Ama isteyen ve arzu edenler için ÇAĞIRICININ da dediği gibi, ATALARIN yazdığı ve yazmadığı inanılan her hangi birşeylede, vaad ettikleri SONSUZ yaşamlı ÖLÜMÜN ASLA olmadığı bir ebedi hayata gitmek mümkün.
Sıcağa dayananlar için,
HARARETİNE katlanabilecek olanlar için,
yemeklerden SÜREKLİ SICAK ama çok sıcak servis sevenler için,
ÖLÜM defalarca istense bile, hiç gerçekleşmeyecek bir yer arayanlar için,
ŞEYTANIN CENNETİ sayılan CEHENNEME gitmek "DOĞRU SÖYLEYENLERDENİM" diye YEMİN EDENLERİN peşine takılmakla çok kolay hale getirilmiş durumda. Böyle bir seçeneği isteyenler için, elbette, YOLU gösteren, ATEŞ DOLU sınırsız sayıda kitaplar ve öğretiler mevcud.

Üstelik sayıları milyonlarla ifade edilen DİN MASKELİ ücretsiz rehberler eşliğinde. Tur boyunca yani SONU OLMAYAN zaman boyunca / UCU AÇIK zaman süresince her aktivasyona İŞTİRAK edecek REHBERLER eşliğinde.Turu tavsiye edenlerle birlikte geçirilecek SONSUZ yaşama, ÖLÜMÜN OLMADIĞI yaşama ulaşabilmek, sadece kalpleri katılaştırmaya ve düşünceleri kilitlemeye bağlı

   
  Dünya'da ki, bilim, sanat, kültür, araştırma, keşfetme, icad etme..vb.. eylemlerin sahibi olurken çalıştırdığınız düşünce mekanizmalarınızı, neden konu DİN olunca, saçmalasa da kullanmıyorsunuz. Kutsal damgalı sunulan herşey için, ön kabullü davranışlar sergiliyorsunuz? Cübbe giymiş, Sakal bırakmış, İkonları donanmış, İsminin başına unvanlar eklemiş, Din mesleğinde makam almış..vb.. her zat-ı muhteremlerin sözlerini "EN DOĞRU" kabul edip, ÖLÜM SONRASI hayatınızı tehlikeye atıyorsunuz.

O unvanlıların dayattığı bildirimlere hayır dediğinizde, İÇİNİZDEKİ BİR DÜRTÜ size sıkıntı verip, canınızı mı daraltıyor?
Göğsünüzde patlayacakmış hissi veren nasınç mı oluşturuyor.
ÖLÜM SONRASI hayatınızı tehlikeye atma ihtimali olan konuları irdeleyip çıkarımlar yapmaya başladığınızda, konuyu bir an önce bırakmak, konunun açılımlarından kaçmak mı istiyorsunuz?

KEŞİFLERDE, İCADLARDA, SANATTA, FELSEFEDE, MATEMATİKTE, ASTRONOMİDE,BİLİMİN HER DALINDA..vb.. gibi sergilediğiniz, DÜŞÜNCE fırtınalarınız, DÜŞÜNCE oryantalleriniz, DÜŞÜNCE çeşitlemeleriniz, DÜŞÜNCE cambazlıklarınız, DÜŞÜNCE üretimleriniz, DÜŞÜNCE eskizleriniz nerede?

Düşüncenin bilimsel temellerini atan, onları sınıflandıran, düşünceye PARA veren ve düşünceden PARA kazanan beyinleriniz, Din söz konusu olduğunda çalışmaz mı oluyor?

İNANÇ / AHİRET / İMAN denildiğinde DÜŞÜNCE mekanizmalarınız devre dışı mı kalıyor?
Din söz konusu olduğunda, sadece DOGMALARIN kabul edilmiş olması, ATALARINIZIN arkasından gitmiş olmanız zihinlerinizi rahatlatıyor mu?
Düşünmek, araştırmak, karar vermek yerine bol unvanlı olanların işaret ettiği yoldan gitmek kolayınıza mı geliyor.

Beyninizde basınçlar mı oluşuyor?
İmani konular kunuşurken Ruhunuza darallar mı geliyor?
Derin düşünmeye başladığınızda gırtlağınız / boğazınız sıkılıyor mu?
Beyinlerinizde doluluk mu hissediyorsunuz?
Algılayabilmek için duyularınızı mı zorluyorsunuz?
Göğüsleriniz de baskılar mı ortaya çıkıyor?
Gönülleriniz mi daralıyor?
Miğdenize kramplar mı giriyor?
Elleriniz, parmaklarınız, vücudunuz geriliyor mu?
Yürekcikleriniz mi bıçaklanıyor?
Eğer bu ve buna benzer esintiler sizin diğer konularda yaptığınız araştırma ve sorgulamanıza mani oluyorsa, siz ZİHNİNİZİN KONTROLÜNÜ elden teslim etmişsiniz demektir.
Eğer bu ve buna benzer esintiler sizin yapmakta olduğunuz (peryodik olan, meslek gereği) çok kafa çalıştırma gereken işlerde dahi olsa rahatsız etmiyorda, ÜLKE, SİYASİ, DİNİ konularda yaptığınız araştırma ve sorgulamanıza mani oluyorsa, siz ZİHNİNİZİN KONTROLÜNÜZÜ elden teslim etmişsiniz demektir.

İbraniler.........8:10 `O GÜNLERDEN sonra' diyor RAB, `İSRAİL HALKIYLA yapacağım ANTLAŞMA şudur: YASALARIMI onların ZİHİNLERİNE işleyeceğim, YÜREKLERİNE yazacağım. BEN ONLARIN TANRISI olacağım , ONLAR DA BENİM HALKIM olacaklar.

Yeremya.......31:33 ‹‹Ama o günlerden sonra İSRAİL HALKIYLA yapacağım ANTLAŞMA şudur›› diyor RAB, ‹‹YASAMI İÇLERİNE yerleştirecek, YÜREKLERİNE yazacağım. BEN ONLARIN TANRISI olacağım, onlar da BENİM HALKIM olacaklar.

Göğüslerinizde beslettikleri varlıklara teslim edilmişsiniz demektir.
Gönüllerinize içirilmiş olan Buzağılarca teslim alınmışsınız demektir.
Düşünce mekanizmanızı, garibetlerine, "eçüşlerine ve büçüşlerine" park alanı olarak tahsis etmişsiniz demektir.
Bilinçlerinizi anlamadığınız anlama imkanınızın olmadığı, sayısız eşleşmeyen emirlerle doldurmuşsunuz demektir.
Muhakeme yeteniğinizi besleyen bilgi dağarcığınızı düzensiz, aranılanın bulunmadığı dağınık depo gibi başkalarının verilerine açmışsınız demektir.
Eğer bu ve bu gibi sorunlarınız varsa; A-SİMETRİK SAVAŞIN FETHEDİLENİSİNİZ demektir.
   
  KONTROLÜ BAŞKALARINA VERMİŞ, YOLUNUZU O ÇİZER OLMUŞTUR...
 
   
  BUNLARDAN MEDET UMAR HALE GELMİŞ
 
   
  KIVAMA GELİP GELMEDİĞİNİZİ ANLAYABİLMEK İÇİN / BEYİNLERDEKİ BULANIKLIĞIN, GÖZLERDEKİ PERDELENMENİN SEVİYESİNİ ANLAYABİLMELERİ İÇİN, ORTALIĞA SÜRÜLEN BU ve BUNUN GİBİ TESTLERDEKİ AYRINTILARI GÖRMEZ HALE GELMİŞSİNİZ DEMEKTİR. (Binlercesini bir araya getirmek çok kolay olduğuna göre, milyonlarca -milyarlarca olamalılar)
 
   
  ÖZETLE KIVAMDA ve İDEAL YAPIDASINIZ DEMEKTİR. İNANÇSIZLARINA KARŞI KURDUKLARI İTTİFAKA "HOŞ GELDİNİZ".
 
   
  DOLARDAKİ, HORUS, PİRAMİT, ADALET TERAZİSİ, ANAHTAR ve "BİZ TANRIYA İNANIRIZ" sözünün işlendiği "PARADAKİ TANRI" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  "Bundan kurtulmanın yolu MÜSLÜMAN olmaktır" demiyorum, "İmanda edin de" demiyorum. "MÜMİN OLUN" falan hiç demiyorum. Herhangi bir konuda şu çizgide de olun demiyorum.Hiç bir ön şart öne sürmüyorum.

Ya? ne diyorum? Kulaklarınız tıkayın, içinizden gelen kötü dürtülere aldırmayın, vesveselere yüz vermeyin. İçsel temizlik, düşsel arınma, negatiflik, Pozitive olmak,..vs onlara da boş verin. Hayallerinizi de bir müddet askıya alın, Sanılarınızla kavga edip darılın, Umutlarınızdan izin isteyin, güzel düşüncelerinizi, yaşama sevincinizi, sevginizi, mutluğunuzu yanınıza alın hatta sımsıkıda sarılın.

Bir gece ışığın az olduğu yerde (ışık kirliliğinin olmadığı yerde) örneğin bir tepede yanınıza eşinizi de alın. Bir örtü serip sırt üstü yatar halde (yanlış yorumlar yapmayın örtü ciğerleri üşütmemek, çiğden ıslanmamak ve börtü-böcek için) gökyüzünü seyredin. Gitmeden önce, Evren nedir, Güneş sistemi nedir, Galaksiler nedir, Boyutları kaç birim ışık yılıdır, ışık yılının anlamı nedir gibi, edindiğiniz bilgileri yıldızları seyrederken bir düşünün. Şöyle kendinize muhteşem bir YILDIZLARIN ALTINDA şarkısını aratmayacak bir GÖRSEL ziyafet çekin.
   
  YARATANI daha iyi KAVRAYABİLMENİN, İLAHİ DEĞERLERİN İÇİNİ DOLDURABİLMENİN YOLU "YILDIZLARIN ALTINDA SEANSI" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  ALLAH KUR'AN'I KERİM'de ŞÖYLE BUYURUYOR..

34 - SEBE.......... 40.Allah’ın, onları hep birden toplayacağı, sonra da meleklere, “Bunlar mı size ibadet ediyorlardı?” diyeceği günü bir hatırla!
34 - SEBE.......... 41.(Melekler) derler ki: “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar cinlere ibadet ediyorlardı. Onların çoğu cinlere inanıyordu.”
   
  Sonuç olarak,Allah'tan bir şey isteme, ondan birşey umma zorunluluğu da böylece kalkmış oluyor. Efendi Hazretlerinden (ya! medet efendi demek), ruhlardan (serbestce dolaştıklarını, seslerini duyurduklarını varsaydıkları), renklerden, sayılardan, isimlerden, evrenden, olumlamalardan, kuantumculardan, kozmik bilinçten, simgelerden ve sembollerden direk olarak isteme imkanına da kavuşmuş oluyorlar.

Olmadı Havas'a müracaat ediyorlar, olmadı Vefk'ler yapıyorlar, daha da olmadı Kafaları değiştiremiyeceklerine göre, ya Anahtarı (inancı) değiştirip, kilidi açma yoluna gidiyorlar ya da; Kilidi (Rehberi/Hocayı) değiştirip anahtara uyduruyorlar.
   
  Oysa herşeyi Allah'ın, bir parçası olarak kabul etmek, imana en yakın yorumu ile (Vahdet-i vücut'un en yumuşatılmış tanımı ile) "Allah, herşeyi kendinden veriyor demek" Allah'ın sürekli Yaratıcı olduğunu red etmektir. Allah, "tüm evreni Yaratmamış kendinden vermiştir/veriyor" demek; "Allah, sürekli Yaratan değil, imal eden/yapandır" demektir.Bu da şirktir. Allah'ın Hallak/Halik sıfatını yok saymaktır. Dolayısı ile İman dışı bir inanç sistemidir. (Doğru ya günümüzde yaratma sıfatını genellikle sanatcılar kullanıyor. "yaptım/oluşturdum" demiyor, "yarattım diyor")
   
  Vahdet-i Vücut'un ve Kabalanın gerçek görüşüne göre; Evrende Tanrıdan başka hiç birşey yoktur.Yani herşey TEK'tir.Varolduğunu sandığımız herşey Tanrı'nın bir parçasıdır. Yani YARATAN ve YARATILAN yoktur. (onların anlayışına göre Yaratma yerine yapma, meydana getirme vardır.)

Sanılarını oluşturan düşünce İKLİMLERİNE göre; Mademki her şey Tanrının parçası o halde herşey, Tanrı ile birlikte VAR OLMUŞ olmalı. Daha sonradan Tanrı "OL" diyerek birşeyi yaratmış olmamalı.

Hep var olan Tanrı herşeyin BÜTÜNÜ / TAMI olmalı, BÜTÜNÜ bozacak hiçbirşey, TANRI tarafından "OL" diyerek yaratılmış olmamalı. Çünkü sonradan "OL" diyerek yaratılmalar olursa yada var kabul edilirse; bu durumda EVRENDEKİ HERŞEY TANRININ PARÇASI OLAMAKTAN ÇIKAR. YOKTAN VAR EDİLMİŞ SINIFINA GİRER.

Böyle bir kabulse elbette Kabalacıların Vahdet'i Vücud'cuların, Varlık BİRlik'cilerinin, "TEK ve BİR" özlemcilerinin HAYALLERİNİ yıkar ve UYKULARINI kaçırır. Onlara göre Tanrı; Ancak birşey isterse sistemi ve akışı bozmadan ve en önemlisi hiçbirşeyi yok etmeden İNŞAA ETMİŞ / İMAL ETMİŞ / YAPMIŞ olmalı.


Hatta, O herşeyi Tanrı'nın parçası görüp, Tapılmada ve uyulmada kendilerine bol bol adresler temin (Tanrının oğulları, Cinler, İkonlar, Kurtarıcılar, Kutsal Ruh'lar, Rab'ler, Putlar..vb.) eden, kitap yazma selahiyetleri veren KABULLERİNE göre, Tanrı imal etme dışında HİÇBİR ŞEYİ YARATAMAZ (yaratamaz değil, Yaratamaz) konumunda. Kendilerine kendi isteklerince kitap yaza yaza, Kafalarına uygun Tanrı profilinide KURTULUŞ REÇETELERİ olarak ortaya koyuvermişler.
   
  İSRAİL'in(Yakup'un) Tanrısı, İSRAİL Tanrısı RAB gibi tanımlarla, ÖZELLEŞTİĞİ vurgulanan "İSRAİL TANRISI KİM? AZAZEL'in nesi?" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  GÖĞE YÜKSELEN HANOK , KUTSAL KİTAP DENETLEYİCİSİ KİTAP YAZMANI ve TANRININ OĞLU "EL SHADDAİ & EZRA" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  DİN İNANCINDAN YAHUDİLİK ZİHNİYETİNE GEÇİŞİN ÖZETLENDİĞİ, MAKASBAŞI HİKAYELERİNDEN "MUSA & SÜNNET" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  ENEL-HAK, TEK ve BİR, TEK ve BİRİCİK VARLIK BİRLİĞİ GÖRÜŞLERİNİN YER ALDIĞI "VAHDET-İ VUCUT" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  FİRAVUN'un, HAMAN'a "BİR KULE yapta MUSA'nın İLAHINA erişebileyim" emriyle başlanan ve "HAMAN'ın TEKAMÜL KULESİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  SANAL LİVYATAN'ı yendirerek, EDİNDİKLERİ TANRININ "PAZU GÜCÜNÜ", EYÜP vesilesiyle duyurdukları "LİVYATAN & EYÜP" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  MÜSLÜMANLARA, "İLAHİ VARLIKLAR" olarak sundukları "SONS OF GOD" KABULLERİNİN İŞLENDİĞİ "TANRININ OĞULLARI"sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  TANRI diye CİN'lerle kurdukları ittifaklara İNSANLARI taptıranların, TANRININ OĞLU inançları olabilir mi? "KUZU KİM & KÖPECİK KİM" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Bu inancı hayallerinin DİNAMOSU yapmış olanlara göre; Tanrı evrendeki herşeyi, kendinden bir parça olarak, belli görevler vererek serbest bırakmış. Tanrının İnsanı kendine benzer kıldığı kabul etmişler hatta tüm Tanrı nitelendirmelerini İNSAN SİLÜETİ formunda resmetmişler. Hem düşüncelerinde hem tablolarında ikonlarında.

Bu akımın İTTİFAK ortakları, Tanrının yer yüzünde YANSIMASININ İNSAN olduğunu HAYALLERİNİ güçlendirmek için görüşleri içine dahil etmişler. Elbette bu dahiyane kabullerinden de çok mutlu olmuşlar. Nasıl mutlu olmasınlar, nasıl BAL ve SÜT akan nehirleri VAAD etmesinler, hemde yanında SONSUZ YAŞAM promasyonuyla.

ATALARI Tanrı insanı kendine benzer kıldı diye kitaba yazmış, takipcileri ise; Tanrının kendine benzer kıldığı İNSAN yaratılmış değil, TANRIDAN BİR PARÇADIR saptamalarıyla bu kurtuluş hayallerini DORUK noktalarına taşıtmışlar. "Kendin pişir kendin ye" olayı söz konusu ama burada PİŞİRENLER PİŞİRENİ yiyecekler gibi gözüküyor. Oysa ortada pişen bir şey yok sadece yakılmış bir ateş var.

Neden mutlu oldukları ortada değil mi? Tanrı eğer Evren'i meydana getirense, yani EVRENİN TAMAMI ise yada Evren onun yansımasıysa o halde kendi silüetinde, kendine benzer ve kendinden bir parça olarak yarattığı İNSANDA, KÜÇÜK EVREN sayılır.

"Tanrıda var olan bütün unsurlar, yansıması olan İNSANDA DA olmak zorunda" çıkarımı, VAHDET-İ VUCUD'cuları, VAHDET-İ MEVCUD'un EVREN OLARAK VAR OLDUĞUNA ve insanlarında onun bir parçası durumunda olduğuna iyice inandırmış (VAHDET-İ MEVCUD: TANRI =EVREN özdeşliği çerçevesi içinde Meteryalist bir düşünce denilebilir. Evrenin tamamı için kullanılıyor). Tıpkı: MAKRO-KOSMOS'u (Macrocosmos) meydana getiren MİKRO-KOSMOS (Microcosmos) ilişkisi gibi.
   
  YARATILMA OLMADIĞI SÜRECE HER YENİ BİREY TANRIDAN GELDİĞİNE GÖRE TANRI SÜREKLİ KÜÇÜLMEKTE KARŞI TARAF İSE SÜREKLİ BÜYÜMEKTE. BU DURUMDA TANRI'DAN OLMAYANLARIN NE OLMASI GEREKİYOR. ELBETTE SAPKIN OLMASI GEREKİYOR.

İmanı olanların, İman ettiği kaynağa döneceği noktasından hareketle; İMANI YOK OLAN HER BİREY, ONLAR İÇİN ÇARESİZ KENDİLERİNE KATILACAK OLAN YENİ BİR MİKRO EVREN DURUMUNDADIR
   
  Tanrı içindeki, Tanrı'dan parça olan BİR'imlerin, BİR (birlik) olması sağlanabilirse, VAHDET-İ VÜCUT (Varlık Birliği) birliği de meydana gelmiş olacaktır. Böylece hayalleri olan, solagan hale getirdikleri TEK ve BİR'İ gerçekleştirmiş olacaklardır.

Önderleri ise, 'Vahdet-i Vücut'cu tüm varlıkların önderleri' tarafından kabul gören ATAMA MESİH olacaktır.BİR'temsil eden, BİR'liğin sözde/görünürdeki patronu, ittifakla karar verecekleri ATAMA MESİH olacaktır. Atama Mesih elbetteki Hıristiyan (Müslüman gruplar mesih onlara geleceğini zaten kabul etmiş durumda) olacak ve kitaplarında, ibadetlerinde göstermelik birkaç rutuş yapacaktır.

Rutuşlar da eksiltme ve değiştirme şeklinde değilde, ilave halinde olacaktır. Örneğin, Çevşen okutturulacaktır. Böylece hıristiyanlar itiraz etmeyecek, diğer dinden olanların da gözleri boyanmış olacaktır. Ama asla ve asla Mesih elindeki Haçı bırakmayacaktır. Böyle olursa hıristiyanlık tamamen parçalanır. Papa gibi kanaat önderleri özür dilemek zorunda kalırlar ve afaroz edilirler.Yıllarca, Putpresliğe göz yumduklarından, inananlılarını kandırdıklarından dolayı.

Esas tahribat ve değişiklikler Müslümanlar için yapılacaktır.Rehber olarak Kuranı Kerim'in alınmayacağı belli, (Dinler arası diyoloğun, mimarları kurucuları, Kuran'ın Allah'tan indiğini inanmıyorlar. Müslümanlığı sapkın din olarak görüyorlar.) Fethullah Gülen ve cemaati, Kelime-i Tevhid'den Hz.Muhammed' çıkardıklarına göre de, Hz. Muhammed'i de rehber almayacaklar.

Gerçi;Müslüman Cemaat liderleri nasıl olsa bir yolunu bulur kendilerine tabii olanların gözlerini boyarlar."Mesih'in getirdiği ile amel etmek gerekir" denilerek, topluluklar Mesih'e uymaya çağıracaktır.Haç konusunda ise; Belki " Mesih haçı, o acı günün/o göğe yükseldiği günün hatırası olarak taşıyor" gibi laflarla, kapatırlar gibi geliyor. Amentülerimiz bir diye taraftarlarına bunu yutturanlar Haç konusunu da kolaylıkla aşacaklardır sanırım.

Böylelikle, insanların inanç/din algılamaları kendi isteklerine göre düzeltilerek, atama Mesih'in davet ettiği, hedef 'orjin dine' kavuşabilmesi sağlanacaktır."Mesih'in getirdiği ile amel etmek gerekir" denilerek, topluluklar Mesih'e uymaya çağıracaktır.
   
  Esas tahribat ve değişiklikler Müslümanlar için yapılacaktır."Mesih'in getirdiği ile amel etmek gerekir" denilerek, topluluklar Mesih'e uymaya çağıracaktır.
   
  Mesih'in etrafında ve Haçın altında bütünen toplanmadan, o BİR'liğe hazırlık olsun diye ön çağrılar yapılmadı mı?
Aynı Amentüdeyiz, ana konularda biriz teferruat kısmı kaldı diye ilk çağrı yapılmadı mı?
Harran toplantılarında Tanrı ve vahiy konusunda kararlar alınacak tabular yıkılacak denmedi mi?
Kur'an mealini, Pavlusun mektupları ile benzerliklerini ortaya koyan kitabı yazmadılar mı?

"Uzun mesafeler aldığınız bu zorlu yolunuza katkıda bulunmaya, hatta müsade ederseniz katılmaya geldik diye mektup yazılmadı mı?.
Mektup sonrasında Vatikanın (Haçın temsilcisi) patronunun elleri öpülmedi mi?.
"Bugünkü İncil ve Tevrat'a uyanlar Cennetliktir" diyerek ellerindeki mektuplardan müteşekkil zübürlerine, ilahi kitaplar izlenimi verilmedi mi?
Cennetlik tanımlamasıyla, O dinlerin de 'bu hali ile' (bugünkü hali ile) hiç bozulmamış olduğunun mesajları verilmedi mi?
Müslümanlara o dinlere de geçerek cennete gidebilisiniz vizesi olan fetva verilmedi mi?
   
   
  Ön çağrılar bunlar olursa gerçek tahribatın neler olacağını düşünmek bile istemiyorum
Herşey parça, parça olacağından, hiç kimse bütünü algılayamıyacak.
Kur'an'dan değilde Kanaat önderinin sözleri ie hareket eden, Kur'an değilde risale ve Cemaat efendilerinin önerdikleri kitapları okuyup, yorum yapanlar ne kadar saptıklarını bilemiyecekler.
Allah'ın, Rahmet ve Rehberiniz dediği Kur'an yerine, efendilerinin emrettiğini kılavuz edinenlerin varacakları yer/yerler hiçte iç açıcı değil.
   
  ALLAH, Kur'an'da, rehber ve yol göstericimizin ne olduğunu bizlere şöyle bildiriyor.....
  27 - NEML.......... 2.- İnananlara yol gösterici ve müjdedir.
31 - LOKMAN.......2.-Bunlar, hikmet dolu Kitab’ın; iyilik yapanlara bir hidayet ve rahmet olarak indirilmiş âyetleridir.
27 - NEML......... 77.- Şüphesiz o, elbette mü’minler için bir hidayet ve bir rahmettir.
   
  ALLAH, Kur'an'la her türlü misalin verildiğini, (doğmatik fikirlere/sokuşturmalara yer olmadığını) bizlere şöyle bildiriyor.....
  39 - ZÜMER........27.- Andolsun, öğüt alsınlar diye biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali verdik.
39 - ZÜMER........28. Biz onu, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye hiçbir eğriliği bulunmayan Arapça bir Kur’an olarak indirdik.
18 - KEHF.......... 54.- Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Fakat insan tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür.
   
  ALLAH, Kur'an'ın adaletce tamamlandığını (hakkaniyet ve ölçü ile adaletli)bizlere şöyle bildiriyor.....
  6 - EN'AM......... 115. Rabbinin kelimesi (Kur’an) doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
   
  ALLAH, Kur'an'ın gerektiği kadar (biz kullara ne kadar gerekiyorsa o kadar vahiy edildiğini) olduğunu, eksik birşey olmadığı, kimsenin eksik tamamlıyıcılığına soyunmaması gerektiğini, bizlere şöyle bildiriyor.....
   
  18 - KEHF........109.- De ki: “Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave etsek (denizlere deniz katsak); Rabbimin sözleri tükenmeden önce denizler tükenirdi.”
31 - LOKMAN....27.Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah’ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
   
  Allah, Kur'an'ı Kerim de esas olanın çoğunluğun peşinden gitmek olmadığını bize şöyle bildiriyor.
  6 - EN'AM......... 116. Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyuyorlar ve onlar sadece yalan uyduruyorlar.
   
  ALLAH KUR'AN'I KERİM'de İndirdiği ile hükmetmeyenlerin, onu rehber edinmeyenlerin/doğmatik düşünce ve akımların peşinden gidenlerin durumunu bizlere şöyle bildiriyor.
  9 - TEVBE.......... 32.Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler hoşlanmasalar da Allah, nurunu tamamlamaktan başka bir şeye razı olmaz.
61 - SAFF........... .8.İstiyorlar ki, ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürsünler. Ama Allah, küfre batanlar hoş görmeseler de nurunu tamamlayacaktır.
9 - TEVBE.......... 32.Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler hoşlanmasalar da Allah, nurunu tamamlamaktan başka bir şeye razı olmaz.
61 - SAFF............ 9.Resulünü hidayet ve hak dini getirmek üzere o gönderdi ki, ortak koşanlar hoşlanmasa bile, onu tüm dinlerden üstün kılsın.
2 - BAKARA........16.İşte bunlar, doğruluk ve aydınlığı verip karanlık ve sapıklığı satın aldılar da ticaretleri hiçbir kazanç sağlamadı. Bir yol-yordama girebilmiş de değillerdir.
2 - BAKARA........17. Onların durumu şu kişinin durumuna benzer: Bir ateş tutuşturmak istedi. Ateş, çevresindekileri aydınlattığında, Allah onların ışığını giderdi ve onları karanlıklar içinde bıraktı; artık görmezler.
2 - BAKARA........18.Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Onlar artık dönmezler.
29 - ANKEBUT....41. Allah’tan başkalarını dost edinenlerin durumu, kendine bir ev edinen örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümcek evidir. Keşke bilselerdi!
9 - TEVBE.......... 56. Kesinlikle sizden oldukları yolunda Allah'a yemin ederler. Gerçekte onlar sizden değillerdir. Doğrusu şu ki onlar, ödleri patlayasıya korkan bir topluluktur.
9 - TEVBE.......... 57. Eğer bir sığınak yahut bazı mağaralar veya girilecek bir delik bulsalar, yüzlerini döner o tarafa koşarlardı.
63 - MÜNÂFİKÛN...4. Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kereste gibidirler. Her kuvvetli sesi kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) çevriliyorlar!
   
  Elbette, Müslümanlar içinde bu çağrılara kulak vermeyecek, bu çağrılara kapılmayacak çok büyük kitleler olacaktır. belki katılanlardan bir kaç kat. "İşte alın size" Argemeddon savaşının kötüler tarafı. Argemeddon savaşının iyileri (onlara göre) Yahudiler, Hıristiyanlar ve onlara katılanlar olduğuna göre KUR'AN'IN ETRAFINDA TOPLANAN/Ona tabii olmakta kararlı olan, bizlere de kötüler olmak düşüyor.

Biçilen don ne ise onu giyeceğiz.Anlaşıldığı gibi DİYALOG DENEN DOĞMA sayları belirleme, oluşumudur. Dışarıdan kendilerinden olmayan(onlara göre inançsız) inançsızları, toplayıp Argemeddon savaş meydanına getiremiyeceklerine (çünkü kendi işgal güçlerini/postallarını/şovalyelerini/ HAÇ'lı birliklerini getirmekle meşgul olacaklar) göre; mevcut topluluklardan birbirlerine düşman yaparak, kötüleri oluşturmak, elbette onların amaçlarına daha uygun geliyor.Yeni ülkeler, yeni tecrit edilmiş bölgeler, yeni özerk bölgeler kurabilmeleri için, bunun böyle olması gerekiyor.
   
  ALLAH; Hani o her başımız sıkıştığında okuduğumuz, Ayetel Kürsi olarak adlandırdığımız ayette, şöyle buyuruyor.
  2 - BAKARA......255.Allah'tan başka ilah yok. Hayy'dır O, sürekli diridir; Kayyûm'dur O, kudretin kaynağıdır. Ne gaflet yaklaşır O'na ne kendinden geçme ne de uyku. Göklerde ne var, yerde ne varsa yalnız O'nundur. O'nun huzurunda, bizzat O'nun izni olmadıkça, kim şefaat edebilir! O, insanların önden gönderdiklerini de bilir, arkada bıraktıklarını da!... İnsanlar O'nun bilgisinden, bizzat kendisinin dilediği dışında, hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, gökleri ve yeri çepeçevre kuşatmıştır. Göklerin ve yerin korunması O'na hiç de zor gelmez. Aliyy'dir O, yüceliği sınırsızdır; Azim'dir O, büyüklüğü sınırsızdır.
   
  ALLAH MÜCADELE'NİN NASIL VE KİMLERE KARŞI YAPILACAĞINI BİZLERE ŞÖYLE BİLDİRİYOR.
  60 - MÜMTEHİNE...1.Ey iman sahipleri! Düşmanımı ve düşmanınızı dostlar yerine tutmayın! Onlar, size Hak'tan geleni inkâr ettikleri, Rabbiniz Allah'a inandığınız için Peygamber'i ve sizi yurdunuzdan çıkardıkları halde, siz onlara sevgi sunuyorsunuz Benim yolumda gayret sarf etmek, benim hoşnutluğumu kazanmak için seferber olduğunuz halde, içinizde onlara sevgi gizliyorsunuz. Sizin gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da en iyi ben bilirim. Sizden kim bunu yaparsa denge yolundan sapmış olur.
   
  Mesih için nakledilen hadiste ne deniliyordu? "Haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak ve bolca mal dağıtacak".
  Haçı/putu kırmak şöyle dursun törenle camiye soktular. İnançlarımızı kaydırmak için, yeni kırma dinler oluşturup," Amentümüz bir" yalanı ile haç altında toplanmaya çağırıyorlar., elleri ile yazdıkları, mektupların derlemelerinden oluşmuş kitaplarla cennet ruhsatıda çıkardılar.

Geriye domuzu yok etmek ve cizye kalıyor.Domuz konusunda ne yapıyorlar derseniz o konudada ciddi çalışmaları olduğu kesin. Endülüs Müslümanlarına yapıldığı gibi sonradan domuz polisi kurmaktansa, tedbirli davranıp, önceden beyinlerde domuzlara yer edindiriyor (içirilmek) ve bilinç altlarına dip notlarını bırakıyorlar.
   
  Örnek mi istiyorsunuz?İşte size kanıt.
  Resim STV haber jeneriğinden alınmıştır.Haber öncesi seyredenlerine yeteri dozda verilmektedir.
 
  Resim aşağıda daha detaylı olarak verilmiştir.
   
  Son olarak, yapılacaklar arasında belirtilen Cizye var.. Cizye gayrı-müslümlerin (müslüman olmayan tebaanın), Müslüman topluluklar içinde, Müslümanlığı kabul etmeden yaşayabilmeleri için verdikleri vergi.
   
  ALLAH KUR'AN'I KERİM DE Cizye vereceklerin, "hak din İslam’ı din edinmeyen kimseler..." olduğunu bidiriyor
  9 - TEVBE.......... 29. Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslam’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın.
   
  Kimlerden alınıyor? "hak din İslam’ı din edinmeyen kimseler"den.Peki o halde Cizye'nin kalkması için ne gerekiyor? Herkezin müslüman olması gerekiyor.İcat edilen/ortalanmış bir dine mensup olmak Allah'ın emrini ortadan kaldırmıyor.

Şimdi soru şu Cizye kalkar mı? Mesih gelecek haçı putu kıracak, cizyeyi kaldıracaktı ya!. Hiç siz müslüman bir ülkenin birilerindeb cizye yada başka bir isim altında bir vergi alındığını duydunuz mu? Cizye denen oluşum çoktan kalktı. Artık bizler onlara, ama faiz adı altında, ama kaynaklarımızı sonuna kadar açarak sonu gelmez,ödemeler yapıyoruz.

Edindikleri ve kontrol ettikleri servetlerden anlamıyor musunuz. Cizye de elbette, (adı şu veya bu olarak) bunların kontrollerinde artacaktır. Yeraltı, yerüstü, nakti, ayni, menkul, gayrı menkul ve köle olarak.

"Cizye kalkacak" haberinin, müjde olarak sunulması, "Tüm insanların müslüman olacak" tanımlamasının ötesinde. Adeta,"korkmayın, Mesih geldiğinde, tabii olanlardan ilave vergi almayacağız" mesajı haline getiriliyor.
   
  Demek ki, cizye kalkması için; (Cizye alınıyor mu?)
  1. Allah'ın emri göre; Cizye vermek zorunda olanların Müslüman olmaları gerekiyor.
2. Dünya beylerinin planlarına göre;çalışmayan, üretmeyen, başkalarının ellerine ve ağızlarından çıkacak sözlere bakan, müstemleke memleketler haline getirilmemiz gerekiyor.
3. Diyalog tellallerinin çağrılarına göre;; sunulan yeni dine tabii olup, Allah'ın ayetlerini unutmamız, "bak mesih geldi cizye kalktı" diye sevinmemiz gerekiyor.( Cizye var olsa ve alıyorda olsak, cizye kalktığında neden sevineyim.Dünyadaki işgal ettikleri her yeri doğası, hayvanatı, özgürlüğü ile birlikte yok edenler, hiç böyle şeyleri kafalarına takıyorlar mı?)

Demek ki; burada ki sevinç onların müslüman olmaları sebebi ile olur. Diyalogcuların, çağırdıkları Amentuya ve ittifaklara bakarsanız, onların müslüman olmaları hiç mümkün gözükmüyor.
   
  Nelere inandıkları kısmen belli olanlar, elbette bir araya gelecek ve kendilerinden olmayanlara karşı, haçın sahibi ve domuzun varlığı için çalışanlarla birlikte şirketleşeceklerdir.
  PAPA'YA MEKTUP
  Alaaddin Kaya'dan el öpme.. (Hangisi hangi tip? onu Fethullah Gülen'e sormak gerekir Papa, Fethullah Gülen, Alaaddin Kaya hangi tip kategorisinde yer alırdı? Merak ediyorum).
   
  Fethullah Gülen, mektubu şöyle bitiriyor.

"...Onerilen programlar asiri buyuk isler gibi algilanabilir; ama bunlar erisilmez degildir. Dunyada iki tip insan vardir. Bazilari kendilerini topluma adapte etmeye calisir. Diger bazilari ise topluma uymaktansa toplumu kendi degerlerine adapte etmek ister. Toplum butun ilerlemeleri bu ikinci tip insanlara borcludur. Onlari yarattigi icin Rabb'e sukurler olsun......"
 
M. Fethullah Gulen / Rabb'in Aciz Kulu / 9 Subat 1998
   
  Yukarıdaki sözler bile; izledikleri yolun adresini veriyor. Zohar'ı (Işık'ı) yazan Rabi ŞİMON  Bar Yohay'ın öğretilerini, kendilerine temel aldıklarını ortaya koyuyor. "PAPA'ya, adeta; "siz Dünya'nın gidişine yön verensiniz, müsaade ederseniz yanınızda yönetilen olmaya hazırım" diyor. (Patron olarak  kapısına gidilene;  "iki tip insan vardır biri yöneten diğeri de yönetilen" derseniz, elbette patron olan yönetenin kendisi olduğunu, kapısına geleninde yönetilen olmaya hazır olduğunu kabul eder. Ve bu durum 3. kişilercede öyle algılanır.)

Kabala'nın baş eseri Zohar'ı yazan Rabi ŞİMON  bar Yohay şöyle demiş: ESAV DÜNYANIN GİDİŞİNDEN NEFRET eder. YAAKOV ise DÜNYANIN GİTTİĞİ YOLU TEMSİL eder. Bu sözler YAHUDİLERLE ESAV'ın SOYUNDAN GELENLER  arasındaki İLİŞKİNİN deyim yerindeyse FİZİK KURALLARIDIR.

Bu beylik Dünya görüşüne kaynaklık eden süslü  ifade, aydınlandıkları (Nurlanmalarına yordukları)  İŞIK KAYNAĞININ neresi olduğunu göstermiyor mu?
İsimleri gibi; öğretilerini, Dünyaya bakışlarını, felsefelerini aldıkları adresleri vermiyor mu? 
IŞIKLI İSİMLERİN  kaynağının neresi olduğunu göstermiyor mu?
Kimlerle İNANÇSIZLARA karşı  İTTİFAKLAR kurduklarını göstermiyor mu?
Beslendikleri kaynaklar, İNANÇSIZLARININ kimler olduğunu ortaya koymuyor mu?

Papa'ya yazılan mektup sonundaki sözler gibi, Işıklandıkları feyz babası olan ve Zohar (ışık) kitabı yazarı SİMON'a görede iki tip insan varmış.  Dünyanın gidişinden şikayet eden ama hiç birşey yapamadığı, kötülüğe engel olamadığı için Dünya'da sergilenenlerden nevret eden insanlar.  Dünyayı istediği gibi işgale ve kana bulayabildiği için Dünya'nın gidişinden şikayet etmeyen, Dünya'da sergilenen zulmü temsil eden, KAN SEYLAPLARI KURAN ve KURULMASINA HİZMET EDEN insanlar

Egemen güçlerin arkasına sığındığı sözleri okuyup Dünyanın haline bakıldığında, anlatılmak istenenin şunlar olduğu ortaya çıkıyor.
Birinci tip insan; Dünyanın gidişine ayak uydurmaya çalışırmış ama Dünyanın gidişine uyum sağlayamadığı için, Dünyanın gidişine etkide bulunamadığı için bocalar dururmuş. Yaşanabilir Dünya için, barış ve özgürlük düzeninin hakim olmasını istermiş. Agrasif davranışlar onu şikayetci konumuna sokarmış. Dünyanın uçuruma hazırlandığını görür yapılandan TİSKİNTİ duyarmış. Yani, yenik ve yönetilenler bölümünde (çobanların önderliğindeki sürüler) Dünyayı KAOSA sokanlardan nefret ederek sürüklenip gidermiş.

İkinci tip insan; Dünyanın, insanların ortak noktaları bularak barış ve özgürlük yollarında gitmesini istemezmiş. "ÖLDÜR" İç güdülerinin vermiş olduğu dürtülerle (en azından kötü dürtülerinden kurtulup içsel temizliklerini / arınmalarını sağlayacak AMALEK katliamları ve arkasından ilan edilen KATLİAM kutlaması PURİM bayramları gibi)  lüzumsuz gördüğü soyları kurutmayı, uygun gördüğü toprakları elde etmeyi, kendisinden görmediği (kötü dürtülere sebep olan) inançları silmeyi gerçekleştirecek eylemler yaparak, Dünyanın barışa giden yolunu kan gölüne doğru çevirirmiş. Dünya'da oluşabilecek Barış ve Özgürlük anlayışını engelleyerek, İttifaklarının ve zihniyetlerinin İÇ-GÜDÜSELLEŞMİŞ kurallarını devreye almaya çalışırmış. İman, Barış ve Özgürlük rüzgarları onları son derece rahatsız eder, hemen çeşitli bahanelerle Tanrı emri damgası vurdukları "ÖLDÜR" emirlerini, devreye sokarlarmış. Yani yönetenlerden kısmı, galip kısmı temsil edermiş. Böylece Dünyaya yön verenler Dünyanın yeni yolunu saptayanlar (Dünyayı kan gölüne çevirenler. Barışı, dostluğu, Tevhid İmanını, Demokrasiyi, Doğayı, yeraltı ve üstü zenginlikleri, özgürlükleri hatta İklimleri yok edenler) bu ikinci sınıftan yani YAHUDİ ZİHNİYETİNİ taşıyanlardan olmakla mümkün olurmuş.

(Elbette burada kapısına gidilenler Dünyayının gidişini beğenmeyip, yönetilen konumunda iken kapısına gidenlerde, Dünyanın gidişine ayak uydurmak için el-etek öpen konumundadır. El-etek öpen konumunda olanda, bir alt makamın Dünyanın gidişine ayak uydurmasını sağlayan  efendi kunumundadır. Bu böyle sürüp gider. Aslında Dünyanın gidişinden memnun olmayan Şeytan ve İttifak ortaklarıdır. Bu 1. TİP İNSAN olam konumunu  Papa'ya yazdığı mektuptada, "HİÇ BİR YENİ FİKRİMİZ YOK.HİZMET ETMEK İÇİN BURADAYIZ" diyerek kendileride onaylamış oluyor) 
   
  papa'ya biat
   
  Dünya efendilerinden biri olmayı, GÖKSEL EGEMENLİKTEN pay alabilmeyi hayallerinin en önemli sahnesi olarak görenlerin, KABBALANIN ÖZÜNDEN (Yahudi zihniyetinin kaynağından) beslendiğini ortaya koyan,  (Yahudilere 2000 yıldır  züğürt tesellisi veren) bir görüş. Rav SİMON denilen, Rabi ŞİMON Bar Yohay'da (Rav Simon Bar Yochai - M.S.50 - 135) Kabala'nın mistik eseri Zohar'da şunu açıklamış: AMALEK'e karşı savaş özellikle zordu çünkü HEM GÖKLERDE, HEM DE AŞAĞIDA, yeryüzünde gerçekleşti.

Yaratılış........11:6 ve ŞÖYLE DEDİ: "Tek bir halk olup aynı dili konuşarak bunu yapmaya başladıklarına göre DÜŞÜNDÜKLERİNİ GERÇEKLEŞTİRECEK, hiçbir ENGEL TANIMAYACAKLAR.

Kabalanın MİMARI denilen Rav SİMON, Kabbala üstadı Rav Akiva’nın -M.S. 40 - 135- bir öğrencisiymiş. Rav Akiva ve havarileri Kabala öğretiminden dolayı ROMA'lılar tarafından öldürülünce,Rav SİMON ve beraberindeki dört kişi gelecek nesillere KABBALAYI öğretmesi için görevlendiriliyor. 13 yıllık mağara yaşamından sonra, Kabbala öğretisine göre insanların Dünyada ulaşabileceği en yüksek mertebe olan 125 seviyeye ulaşır. Kabbalanın kutsal kitabı olan ZOHAR / IŞIK kitabınıda bu arada yazan Rav SİMON Peygamber olarak kabul görüyormuş. Rav SİMON ZOHAR kitabını tamamladıktan sonra ortadan kaybolmuş. Tanrısal kata yükseldi tezini işleyebilmek için)


Rabi ŞİMON'a ait Zohar (Işık) kitabında yer alan Yahudilere 2000 yıldır züğürt tesellisi veren bu görüş, Tevhid inancını  red etmiş bir düşüncenin ürünü.
Kelime-i Tevhid'te, Hz. Muhammed  isminin geçmesinden rahatsız olanların,  Rabi ŞİMON'un sözlerinden feyzler aldıklarını  göstermiyor mu?
Bu devrin ŞİMON'ları/ ŞİMON temsilcisi olduklarını, ŞİMON'ları olarak faaliyet gösterdiklerini  göstermiyor mu? 
   
  ESASINDA TÜM DÖNGÜNÜN SADECE BİR KUŞKUDAN İBARET OLDUĞUNU, KATLİAMIN BU KUŞKUYU YOK ETMEK, GÖNÜL RAHATLIĞINA KAVUŞABİLMEK ADINA YAPILDIĞINI KENDİLERİ SÖYLÜYOR. Günahkarlar diye, elbette kendi inançlarına daha doğrusu kendi zihniyetlerine sahip olmayanları kastediyorlar.

Günahın simgeleri kendi dışında olanlarsa ve DİN kitaplarında SOYLARININ KURUTULMASI için kesin emir varsa; gelinde, DÜNYANIN sevk edildiği YOLDAN, DÜNYANIN UÇURUMA GİDİŞİNDEN NEFRET ETMEYİN.
 
Amalek diye istediklerinin soylarını kurutanlar, nasıl olurda DÜNYANIN GİDİŞİNDEN NEFRET ETMEYENLER olabilir?
Eğer Dünyanın gidişinden nefret edenler değilse, Dünyanın DOĞAL SEYRİ içinde oluşan SOYLARI NEDEN KURUTUYORLAR?
SOY KURUTMAK için neden bu kadar hevesliler?
Tanrısal ilan edilen sözlerin arkasına sığınarak KÖKLERİ KURUTMA / SOY-KIRMA planları neden yapıyorlar?    
Üstelik bu soy kurutma emirlerini, hiç yadırgamadan, "yaptıklarımız yapacaklarımızın aynasıdır dercesine" kitaplarına alıyorlar.

Soy kurutmayı bu kadar rahat telaffuz edenlerin, çok sıradan bir şeymiş gibi insanların hayatlarını, sadece ETİKETLENMELERİNE bağlayanların, DÜNYAYI KAN YOLUNA sevk ettikleri meydanda değil mi?
SOYLAR KURUTULDUKTAN sonra, Dünya İSTEDİKLERİ YOLA girdikten sonra ancak, DÜNYANIN GİTTİĞİ YOLA onay verecekleri ortada değil mi?
Bu durumda Dünyanın gidişini temsil edenler SOY KURUTUCULAR / KASAPLAR olmuyor mu?
Hem Dünya'nın gidişinden memnun olmayanları Amalek ilan edeceksin, hem Amalek soyu kurutma emirlerinden ve uygulamalarından behsedeceksin, hemde Dünyanın gidişi temsil edenlerden olacaksın. Bunun başka bir meslek erbabıyla ilişkisi olabilir mi?
Dünyanın felakete gidişine "dur demek" isteyenler Amalek ilan edip SOYLARI kurutuluyorsa, "Dünyanın gittiği yolu TEMSİL edenleriz" diyenlerde, "KATLİAMLARI YAPANLARIZ ve YAPACAK olanlarız" diyenlerdir.

AMALEK SOYUNA ait denilen toplulukların varlığına dayanabiliyorlar mı? dayanabilecekler mi? Asla!. O halde; onlar DÜNYANIN GİDİŞİNDEN NEFRET ETMEMEK İÇİN /GİDİŞİNDEN NEFRET EDENLERDEN OLMAMAK İÇİN DE, GÖZLERİNE BATANLARIN SOYLARINI KURUTUYORLAR. KAFALARINA GÖRE DÜNYA'YI YÖNLENDİRDİKLERİ İÇİNDE, BİZLER DÜNYANIN GİTTİĞİ YOLU yani UÇURUMU / FELAKETİ temsil edenleriz diyorlar.

Soykırımın sadece bir sanıdan hareketle yapıldığını söyleyenler, gönüllerinde yaşattıkları / MAYA'landırdıkları kuşkuyu yok etme adına, Dünyanın her yerini kana bulamaya devam ediyorlar ve en büyüğüne hazırlıyorlar. (Argemeddon gibi. PURİM) Artık Katliamı "her harfi Tanrıdan" denilen kitaba yazarak gelecek nesillere iletebilmek için, ön sebep hazır hale gelmiş durumda

Tesniye .........11:23 RAB bu ulusların tümünü önünüzden kovacak. Sizden daha büyük, daha güçlü ulusların topraklarını mülk edineceksiniz.
Tesniye .........11:24 Ayak BASACAĞINIZ HER YER SİZİN olacak. Sınırlarınız ÇÖLDEN Lübnan'a, FIRAT Irmağı'ndan AKDENİZ'e kadar uzanacak.
Tesniye .........11:25 Hiç kimse size karşı koyamayacak. Tanrınız RAB, size verdiği söz uyarınca, Ayak BASACAĞINIZ HER YERE dehşetinizi, KORKUNUZU saçacaktır.
   
  Yahudi zihniyetini oluşturan temenni sanılarını yollarının  ışık kaynağı yapanlar, Dünya hakimiyetinin patronları olarak gördüklerine elbette yakın olmak isteyecektir.
Yoksa; Esav sınıfını temsil eden Roma İmparatorluğunun (vatandaş) torunlarına  gidipte, neden BİAT etmiş olsun?
2. sınıf yönetilenlerden olduğunu ilan etme pahasına da olsa;  İlahi Vahiyden esinti bile taşımayanlara Biat yapacak kadar, onlarda (Papa'da) cezbeden ne olabilir? (İman derseniz hepsi zaten putperes. Ve Çok Tanrılı olmakla, kitaplarını atalarının yazmış olmasıyla övünüyorlar)
Derisini yüzdürmüş olanlar kadar kendisini onlara bağlayan ne olabilir?
10 asır önce ölen (HAŞA) KUR'AN'I KERİM'in BABASI kim olabilir? (26-06-1990 Hisar Camii vaazı--Herkül org. Özlenen Günler)
Tevhid imanını bozacak kadar gözünü döndüren onların kontrolünde sandığı ne olabilir?
Amentularımız bir yalanını, onlara pervasızca söyletecek kadar gözlerini karartmış olan nedir?  
Papa'ya biat öncesi sunduğu mektupta, kaynağını söylerken esasında neler söylemiş olabilir?
Cümle aleme inanç kaynağını ilan ederek, aynı yolun yolcularına "bende sizdenim mi?" demiştir
Beslendiği kaynağı açığa vuran bu sözleri, inanç köklerini ortaya koymak için söylemiş olabilir mi? 
Kurduğu İTTİFAKLAR gereği, MÜSLÜMANLIĞI yok etmeyi hedefleri haline getirmiş olanlara, bağlılığını belirtmek için söylemiş olabilir mi?
Yahudilerle ve Hıristiyanlarla kurulan KUTSAL İTTİFAK kurallarını tam olarak benimsediğinin işareti olarak SİMON'un sözlerini kullanmış olabilir mi? 
   
  PAPA'ya biat
   
   
  Yahudi dininin  kutsal kitabı  ZOHAR'ı (ibranice: IŞIK, aydınlık) yazan Rav SİMON'un (Rabi Şimon Bar Yohay’ın M.S 50-135); "savaşlar  HEM GÖKLERDE, HEM DE AŞAĞIDA (Tanrı olarak işaret ettiklerininde olayları görmek için indiği  yeryüzünde) gerçekleşiyor" çıkarımını eylemlerinin dayanağı haline getirmiş SİMON'cuar da,  yeryüzünün ZORLU KİŞİLERİ olmak için ZENAATLARININ tüm inceliklerini (yalan, entrika, komplo, kehanet bildirimleri, kitaplarının yalanlarını örtme, tütsü, Cincilik, falcılık, vb gibi)  sergiliyorlar.

Yaratılış.......18:21 Onun için İNİP BAKACAĞIM. DUYDUĞUM SUÇLAMALAR DOĞRU mu, değil mi GÖRECEĞİM. Bunları YAPIP YAPMADIKLARINI ANLAYACAĞIM.››

ZORLU (Cemaatci, büyücü, Cinci) gördükleri diğer SİMON'larla da  İTTİFAKLAR kurarak, GÖKSEL EGEMENLİKTEN (CİNLER dünyasından / GÖKLERDEKİ İZDÜŞÜMLERİNDEN) pay alabilmeyi  amaçlıyorlar.

Matta............11:12 Vaftizci YAHYA'nın ORTAYA ÇIKTIĞI GÜNDEN bu yana GÖKLERİN EGEMENLİĞİ ZORLANIYOR, ZORLU KİŞİLER ONU ELE GEÇİRMEYE ÇALIŞIYOR.

Elbette; Rav SİMON'un felsefesini paylaşan SİMON'culara ve Rav SİMON'un ZOHAR / IŞIK  kitabını kendilerine AYDINLATICI olarak almış olanlara da böyle çalışmalar yapmak yaraşır. (ZOHAR: Varlık birliğiyle  KURTULACAKLARINI sananlara "HAYDİ ASLANLARIM" diye ZÜĞÜRT TESELLİLERİ veren  yollarını IŞIKLANDIRAN / NURLANDIRAN kitapları. Ateşin verdiği aydınlığı "NURLANDIK / aydınlandık"  olarak kabul edenlerede İLHAM ancak böyle kitaplardan bulaşır. Onlarda İLHAMI VAHİYMİŞ gibi takipcilerine sunarlar)
   
  Ne  kadar sadık ve gözüpek KUTSAL  İTTİFAK hizmetlisi olacağını göstermek için elbette İLAHİ VAHİYLERLE ilişkisinin kalmadığını ortayada koymalıydı. YAHUDİ ADL ögütünden aldığı İLHAMI, Rav SİMON'dan aldığı ışıkla birleştirince, ortaya "ALLAH'ın" indirdiğini hükümsüz kılan sözleri içeren  kitabı yazmakla bu görevinin bir kısmını yerine getirmiş olmalı.
Sadakatini göstermek adına  KUTSAL İTTİFAKA bağlılığını gösteren, TEVHİD inancına pervasızılığını ortaya koyan bu tür eserleri yazmış olmalı. Yahudi ADL örgütünün Dünya'nın dört bir tarafına dağıtacağı kitabın, İMANA DAVET taşımayacağı ortada. Atalarının İLAHİ VAHİYLERİ örtmedeki başarı örneklerinin, ADL empozesiyle bu tür kitaplarda da sergilenmiş olduğundan  şüphe duyulmamalı. Müslümanlara yönelik yazıldığı aşikar olan kitabın TEVHİD İMANI ile zerre kadar ilişkisi olsa, Yahudi ADL örgütü bastırıp dağıtır mı?
   
  ("İncilLER'e" diye bir ifade kullanılmış olması bile, BİRDEN ÇOK KİTAPLARININ var olduğunu söylemektir. Tanıma büyük harfle başlayıp ÖZEL isim vurgusunu yapmışlar ama isme "LER" çoğul eki verilmesiyle esasında Hıristiyanların elindeki kitabın birden çok metinlerin birleşmesinden meydana geldiğini bildiklerinide beyan etmiş olmuşlar. Apostrofla "e" aitlik ekinide ayırmış olmaları, kitaplar külliyesini TEKİL gösterme çalışmalarından başka birşey olmasa gerek.
"ALLAH", aynı isim altında birden çok kitap gönderipte İNCİL
LER adı altında toplanmasını ister mi?
Birden çok kitap olması (bile) o kitapların İLAHİ HİÇBİR DEĞERİNİN olmadığını göstermez mi?
   
  adl diyalog iklimi
   
  ZAMAN Gazetesinde, “ABD'de Yahudi mafyası: ADL” başlıklı ve Yunus Altınöz imzalı araştırmaya göre ADL örgütü;

İngiliz Farmasonluğu'nun Yahudi kolu olan B'nai Brith'in etkisi altındaki ADL (Anti–Defamation League) 1913 yılında kurulmuştur...
ADL adeta, Amerikan mafyasının halkla ilişkiler bürosu gibidir...
Kurdukları “Denizaşırı Yatırımcılar Servisi” adlı şirketle milletlerarası silah ve uyuşturucu kaçakçılığı, kirli parayı aklama gibi işleri yürütmektedir.
İşgal altındaki Filistin topraklarında ve Kudüs'ün Hıristiyan ve Müslüman bölgesinde geniş arazilerin kanunsuz alım–satımının ortaya çıkarıldığı emlak skandalı da yine işin içinde ADL'nin varlığını ortaya koyuyor...

Gazetesi ile arasındaki  oluşan iki görüş arasındaki tek fark, arada geçen 5-6 sene içinde, Fethullah Gülen ile ADL örgütünün işbirliği konusunda anlaşmış olması.
13-Mart-1998'de Fethullah Gülen, "KİTAP ÇALIŞMALARIM TAMAMLANMAK ÜZERE, BİTTİĞİNDE İNSANLARIN HİZMETİNE SUNACAĞIM" diyor.
9-Şubat- 1998'de Papa' ya  BİAT MEKTUBUNU SUNUYOR  (10-Şubat-1998 Zaman gazetesinden duyruldu)
Fethullah Gülen'in teşvikiyle hazırlanmış olan, Suat Yıldırım'ın Ahit yönlendirmeli "Kur'an'ı Kerim" mealinin  Zaman gazetesi tarafından dağıtımına  da bu tarihlerde başlanıyor.
   
  Görüldüğü gibi Fethullah Gülen herkeze DİYALOG ANLAYIŞINDAN olsa gerek MAVİ BONCUKLAR veriyor. KUTSAL İTTİFAKIN PATRONLARINA sadakat işaretlerini hiç ihmal etmiyor. Ne yapması gerekirse onu hemen yerine getiriyor.  Ön sözünü yazarak onay verdiğini ilan ettiği, BUGÜNKÜ Yahudi ve Hıristiyanların kitaplarına yönlendirmelerin yapıldığı  Suat Yıldırım'ın KUR'AN'I KERİM meali de bu tür çalışmaların ürünü olmalı.

 BUGÜNKÜ denilen kitaplara İLAHİ izlenimi verebilmek için, o kitaplara KUTSİYET kazandırabilmek için, kaleme alındığı açıkca belli olan MEAL, büyük ihtimalle sipariş üzere yazılmış olmalı. KUR'AN'I KERİM'den yapılan yönlendirmelerle, KUR'AN'I KERİM'inde o kitaplar gibi olduğu SANISINI oluşturmayı amaçlamış olan MEAL çalışmasından yönlendirilen adreslerde tamamen PUTPERES inançlar bulunmaktadır. 
   
  SUAT YILDIRIM'IN "ESKİ ve YENİ AHİT YÖNLENDİRMELİ KUR'AN MEALİ" İLE İLGİLİ ÖRNEKLİ YAZIYA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  Tesadüf bu ya! ABD'de  yurt edindikleri eyaletin adı, HORUS PİRAMİTİNİN TEKAMÜL ÜÇGENİNE, İsmini vermiş PENSİLVANYA. Püriten (Hıristiyanlığın Yahudi kolu. Şeklen Hıristiyan, zihniyet olarak Yahudi. Eski Ahit bağlıları) Benjamin Franklinin  memleketi. 1776'da Benjamin Fraklin, Thomas Jefferson ve John Adams tarafından Yeni Dünya Devletinin ilanının yapıldığı,  ZİHNİYETLERİN yaşatabilecekleri ABD Bağımsızlık bildirgesinin okunduğu eyalet. (sadece kendi zihniyetlerinin eseri olacak olan ABD için bağımsızlık, Dünya için ise kölelik bildirgesi).
     
  HIRİSTİYAN YAHUDİLİĞİ; ABD'yi kuran YAHUDİLERİN partnerleri CALVANİST Protestanlar konusunun işlendiği "PÜRİTENLER" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Tek Dünya devletinin temellerini atıldığı, Yeni Dünya devleti ABD'nin sembolleşen ismi Pensilvanya. TEKAMÜL tamalandığında TEK DÜNYA DEVLETİDE hayata geçmiş olacağından, TEKAMÜL ÜÇGENİNDEKİ / GÖREN GÖZDEKİ Pensilvanya isminin sembolik değerini siz düşünün.

TEK DÜNYA DEVLETİNDE, egemenlik kurması için ortamlar hazırlanan TEK GÖZÜN HAKİMİYETİNİN bir parçası olmak, ALTIN ÇAĞ hayalleri kuranlar için çok önemli olsa gerek.

Pensilvanya bu işe karıştı, Pensilvanya onay verdi, Pensilvanya'ya teşekkür gibi sözlerin sembolilkte olsa, herşeyi gören, bilen, işiten, tüm olaylara egemen olana değiyor olması, O ZİHNİYET İTTİFAKINA ortak olanlar için çok önemli olmalı.  İsim ve sembollerin onlar için bir önemi olmasa;  DOLAR üzerinde ve ABD KONGRESİ önünde HORUS Piramitinin, herşeyi gören GÖZÜN ve TEKAMÜL üçgeninin İŞİ NE? TEK GÖZÜ temsil ettiklerini vurgulamaya bu kadar hevesli olanlar için elbette semboller çok önemli olmalı.

Sevdiren ve görebilirlerse çokda sevindirecek olan ışığı, anıt mezarından tam doğuya bakarak bekleyen Amerikan iç savaşındaki tutumuyla, Kuzey Güney birleşmesine olanak sağlayan (bugünkü ABD'nin  temellerindeki ilk harcın sahiplerinden)  Abraham Lincoln'un (anıt mezarından) gözetimindeki  TEK GÖZ HORUS üçgenini bir kenarına adını veren eyalet.
   
   PAGAN İLAHİSİ nasıl HIRİSTİYAN "SEVDİREN IŞIK" İLAHİSİ oldu? LİNCOLN'un baktığı DOĞUDA ne var? "SEVDİREN DOĞU" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Amerikan iç savaşının en önemli Gettysburg Muharebesinin geçtiği bölge Pensilvanya  (01-03 temmuz 1863 Amerikan İç Savaşı sırasında Gettysburg, Pensilvanya yakınlarında gerçekleşen savaş. Amerikan İç Savaşı'nın dönüm noktası)

Kuzey ve Güney birleşmesi ile HORUS ZİHNİYETİNİN oluşturulduğunu  işaret eden bu üçgen, HORUS'un karar mekanizmasının KONGRE olduğunuda göstermektedir.
Tek Dünya Devleti oluşumunda "RAB'bin" kararlarının çıktığı KONUTU göstermektedir.
 
Bush'un, "Tanrı bana git bu işi bitir dedi" gibi  TANRISAL EMİRLERİN oluşturulduğu, Yecüc ve Mecüc'ün çıktığı haberini verebilen, ulusları AMALEK ilan edebilen konutu işaret eden TEKAMÜLE ermiş olanların içinde olacağı ÜÇGENE  ismini vermiş olan eyalet Pensilvanya.

HORUS TEK GÖZÜN  önüne, HORUS Piramitinin üzerine, HORUS kuşunun göğsüne inşaa edilmiş Horus bilincinin oluştuğu konutu gösteren, Tek Dünya Tekamülünün (Altın çağda tek Dünya devletine sahip olacaklarına göre, Yahudi PATRONAJLIĞINDAKİ tekamülüde tamamlamış olacaklar) bir kenarına ismini veren bir eyalet PENSİLVANYA.

Büyük Tanah yorumcularından Raşi, peygamber Odavya'dan alıntı yaparak onların YENİDEN BİRLEŞECEKLERİNİ açıklar, günlerin sonunda. Yaakov MANEVİ gücü temsil ederek Esav'a büyük FİZİKSEL güce diyor ki: “ Ben sana izin veriyorum, önden git ve İNSANLIK TARİHİNE FİZİKSEL olarak HAKİM OL. Fakat günlerin sonunda, ASLAN KUZUYLA birlikte yaşadığında, biz biraraya geliriz. O zaman YAHUDİLER EN ÜSTTE OLACAK.
   
   TEKAMÜLE erebilmeleri için yok olması gereken MÜSLÜMANLIK.. Yahudilere çalışan  Diyalogcular  "ASLAN KUZU BARIŞI" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Tesadüf bu ya! Müslümanları, KIBLELERİNDEN 40 derece farkla saptırarak, SEVİNDİREN ışığın geleceği yöne secde ettirenlerde HORUS'un TEKAMÜL üçgenini seçmişlerdi. Bu 40 derecelik sapmayı önemsememiş olmalılar ki; KİMSE FAZLA TEPKİ göstermemiş aksine alkışlamışlardı. Demekki, idealler aynı olunca 40 derecelik sapmalar bile göz ardı ediliyor.

Söz Pensilvanya ve Benjamin Fraklinden açılmışken onun bir sözünüde bilgi notu olarak yazalım. "Para ve insan arasındaki karşılıklı ilişki şöyledir: İnsan paranın sahtesini yapar, para da insanın"

Amaç İttifak Tanrısı HORUS'a HİZMET olunca, SECDE yapılan yerlerin seçimide TEK GÖZ'e (varlığını sürdürdüğü yerlere / sembollere) göre oluyor.  HORUS'un KARAR MEKANİZMASI  ve onun BİLİNCİNİN TEMSİLCİSİ  sembolü içinde olabiliyor. 
     
  ABD KONGRESİNE, CUMA NAMAZI bahnesiyle HORUS TEKAMÜL Piramitinde yapılan SECDE "NAMAZ İLE KONGREYE BİAT" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  DİYALOG VE HOŞGÖRÜ İKLİMİ KİTAP SİPARİŞİNİ VEREN,"ADL YAHUDİ ÖRGÜTÜ" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  Neden Pensilvanya? sorusuna cevap. Pensilvanya seçiminin tesadüf olmadığının, ait olduğu kimliğin bir parçası olduğunun işaretleri aşağıda. Mavi boncuk dağıtma olarakta nitelendirilebilecek bu seçim, isimlere, sayılara, Vefklere Cifril hesaplarına değer verenler için çok önemli seçimler olmalı. Temsil edilen zihniyetin kanıtları olarak ortaya sürülmüş semboller olmalı.
   
  HORUS GÖZÜ
   
  Takip edilen ve hizmetler sunulan karşılığında destekler alınan yani partnerlik yapılan, Dünya üstündeki GÜÇ ODAKLARI sadece bir tane değilki. Bu durumda diğer ZORLU KİŞİLERİDE kırmamalı, onlarada MAVİ boncuklar verilmeli.

İşte Tekamül Üçgeninin ismini taşıyan eyalete yerleşmekle, Kongreye, ABD'yi oluşturan zihniyete, o güçün temsil ettiği HORUS'a olan bağlılığını (Cuma namazı kıldırılanlar gibi) gösterdiği gibi, GÖKSEL EGEMENLİKTE (CİNLER arasında) önemli bir paya sahip olan PAPA'da ihmal edilmemeli bir MAVİ boncukta ona verilmeliydi.

Protestan düşmanı olan ama VARLIK BİRLİĞİNİN ÖNEMLİ İSİMLERİNDEN dinler arası diyaloğun başlatıcısı, İSA'nın yeryüzündeki REENKARNESİ konumunda olan, yanılmaz, özür dilemez,Kutsal Ruh'un (çoğunluk oyuyla) seçtiği, Tanrılarının yeryüzü temsilcisi rolünü benimsemiş olan PAPA'ya da bağlılıklar bildirilmeli idi.

Mektupla bildirilen sadakatin ve hizmetlerin devam ettiğinin işareti olarak, SECDELERİN bile kendisine yapıldığı gösterilmeli hatta kanıtlanmalıydı.
Kelime-i Tevhid'ten ismini çıkardığı Hz. Muhammed'in yöneldiği kıbleye değil, hizmetine girdiği dalgakıranlık yaptığı PAPALIK makamına yapıldığını belgelenmeliydi. Yoksa kuru kuruya KELİME-İ TEVHİD'den Hz. Muhammed'in ismini çıkartmanın ne önemi kalırdı. Bir takım şeyler uygulama sahasına da sokulmalıydı ki, GÖNÜLLERE BUZAĞI suları içirilebilsin. Buzağılar yavaş yavaş göğüslerdeki yerlerini alabilsin.
 
Kongreye 40 derece farkla secde edenlere ses çıkarmayanlar, Kelime-i Tevhit'te bıraktıkları "ALLAH" ismini maske yaparak, hergün doğal SECDE görüntüsü altında PAPA'ya bağlılığını bildirdiğini İSPAT etmeliydi. KUTSAL İTTİFAKLARINA dahil olduklarına bağlılığını göstermeliydi. "ALLAH'tan" gelen vahiylerin üzerini örtmekte ustalaşanların çırağı konumundaki PAPA din sistemi içinde bu tür maskelemelerle ilahi görünümler kazandığı için yadırganacak bir durum teşkil etmemiş olmalı.

İŞTE; USTACA YAPILAN YER SEÇİMİYLE SAĞLANMIŞ OLAN  VATİKAN İSABETLEMESİ.
   
  ALTIN NESİL RUHBAN OKULU
   
  Dünya üzerinde GÖKSEL EGEMENLİK mücadelesi veren, Argemeddona hazırlanan, Altınçağları için gün sayanlar; Yahudiler, Katolikler, Protestanlar ve Ortodokslar.

Dünya patronajlığına soyunan, hatta özel mesih'ini yetiştirmekte olan, İsa'yı ve Meryem'i dışlayarak THEOTOKOS (Tanrıyı kucağında tutan / Tanrının annesi) konumuna kendisini, mesih konumuna yetiştirdiğini, KÖPECİK konumuna da İSA'yı koyarak, TANRICILIĞA soyunduğunu Gayrı-resmi olarak ilan etmiş olan, TANRI yetiştiricisi PATRİK'te bağlılık bildirilenler arasında unutulmamalıydı.
   
   TANRI diye CİN'lerle kurdukları ittifaklara İNSANLARI taptıranların, TANRININ OĞLU inançları olabilir mi? "KUZU KİM & KÖPECİK KİM" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Dünya Ortodoks liderliğine oynayan, Fatih Kaymakamlığına bağlı kurumun baş yönetisi / temsilcisi konumundaki Patrik'e yayın yoluyla verilen bağlılık mesajlarının yanında, kalıcı bir bağlılık mesajıda PENSİLVANYA seçimi ile verilmeliydi. Öyle TV ekranlarından verilen Domuz jenerikleri, Ayasofya Haç görüntüleri, Sırat köprü geçirmeleri..vb.. gibi yolların yanında kalıcı bir işaret olmalıydı. ABD'de ALTIN NESLİN yetiştirileceği yer, bu faktörde göz önüne alınarak yapılmalıydı.
   
  biat
   
  ALTIN ÇAĞIN Altın nesillerinin yetiştirileceği Altın Nesil karargahının, Patrik çizgisinde olduğunu 12.000 kilometre uzaktan ortaya koyabilmenin en iyi yolunun da, ALTIN ÇAĞIN DİNİNE uygun  nesiller yetiştirecek RUHBAN OKULU ile aynı düzlemde yer almakla olabileceğine  kanaat getirilmiş olmalıki, Eaton yolu 1865 adresi seçilmiş. Hem secdeler göze batmadan Vatikana yapılabilinecek (gizli kardinallik iddiaları doğrumu diyesi geliyor insanın. Gizli Kardinallik böyle işlemleri gerektiriyor demek ki) Hemde Altın çağa nesiller yetiştirecek Ruhban okulu ile aynı düzeyde oldukları ortaya koyulabilecekti. İstanbul Patronajlığını çoktan Patriğe devretmiş olanlar için bu tür sadakat gösterileri çok sıradan bir şey olmalı.

Rav SİMON aydınlanmasını kendilerine temel edinmişler olarak, aynı ENLEMDE YURT edinme en hayırlısıdır diyerek yer seçimini yapmış olmalılar.  Sonuçta her ikiside TEVHİD inancı dışında, melez bir sistemle insanları maskelenmiş olarak yöneltiyor. İsimlerinin Altın yada Üstün olması oraya ait olanların havalı adlara sahip olmasını sağlar. (Cehennem ateşinde Altınların üstleri kızdırılacaklara işaret olarak seçilen bir nesil olmasın. Fidye olarak verilecek. Firavun'da hazineleriyle mezara girereken, dirilipte Mezarı içinde sonsuz hayat yaşayacağını düşünmüyordu. Yoksa ne diye inansın da davetcisinin arkasına takılsın. "Seni dirilteceğim" diyenin kendisini mezardan çıkaracağına inanıyordu. Ama "seni dirilteceğim" diyenin "ÖLÜMÜ FİDYE VEREREK ETKİSİZ HALE GETİRECEĞİM" dediğinide biliyordu.  Bu nedenle Firavun; Ölüm diyarının sahibine hazineler sunarak  fidyesini tamamlayabilmeyi düşlüyordu. Yer altı Tanrısına kendi tanrısının gücü yetmiyordu. Tıpkı Hıristiyanların ve Yahudilerin edindikleri Tanrıları gibi.)

ALIN SİZE, enlemi ile, derecesiile dakikası ile  ASLA TESADÜF olmayan bir TESADÜF DAHA 
  RUHBAN OKULU
   
  FETHULLAH GÜLEN'İN PAPA'YA SUNDUĞU MEKTUBUN TAM METNİNE ve HABERİNE; "PAPA'YA MEKTUP" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ
   
  Papa'ya yazdıkları mektubu; Rabbin Aciz kulu, Fethullah Gülen olarak imzalayanlar, Hıristiyanların, İsa'ya "Rab" dediklerini biliyorlardı. Fethullah Gülen Alemlerin Rabbi olan Allah'ın kulu mu? yoksa Hıristiyanların rabbi olan İsa'mı (Onların İsa'sının, Hz. İsa ile hiç bir ilişkisi olamaz. Çünkü onlara göre; o, 'OĞUL RAB')
   
   
  Papa'ya ve Hıristiyanlara göre RAB ile tanımlanan Tanrının oğlu dedikleri İsa mesih

Yuhanna (John)..20/13 Meryem'e, «Kadın, niçin ağlıyorsun?» diye sordular.Meryem, «Rabbimi almışlar» dedi. «O'nu nereye koyduklarını bilmiyorum.»
(Yuhanna (John)...20/1 Haftanın ilk günü erkenden, ortalık daha karanlıkken Mecdelli Meryem mezara gitti)

Matta...............17/14 Kalabalığın yanına vardıklarında bir adam İsa'ya yaklaşıp O'nun önünde diz çöktü.
Matta...............17/15 «Ya Rab» dedi, «oğlumun haline acı! Çocuk saralı ve çok acı çekiyor. Sık sık ateşe ya da suya düşüyor.

Burada Rab ile kasdedilen kim? Elbette Tanrının oğlu dedikleri İsa mesih

   
  Esinleme / Vahiy.....17:14 Kuzu'ya karşı savaşacaklar, ama Kuzu onları yenecektir. Çünkü Kuzu, RABLERİN RABBİ, KRALLARIN KRALI 'dır. ....
Esinleme / Vahiy.....19:16 Kaftanı ve kalçası üzerinde şu ad yazılıydı: `KRALLARIN KRALI VE RABLERİN RABBİ'

KRALLARIN Kralı olarak tasvir edildiğinde; BİR ÇOK KRALIN içinde en üst olan, tüm diğer Kralların KRALI olan bir şahsiyet algılanıyorsa, RABLERİN Rabbi tanımından da, BİR ÇOK (işaret edilen) RAB içinde en üst olan, tüm diğer edinilen Rab'lerinde RAB'bı olan bir şahsiyet algılanır.

Yahudilerin ve Hıristiyanların TEMELİNİ OLUŞTURAN Eski Ahit kitabında da ÇOK TANRILI sistemi İNANÇLARININ olmazsa olmazı olarak sunuyor. Hıristiyanlarında her harfi Tanrıdan diye kabul ettikleri Eski Ahit kitabında,  TANRININ OĞULLARI kabulleri Tanrısal katın GEREĞİ olarak ifade edilmiş.

Aşağıdakine benzer ifadelerle, çok TANRI İNANCINA (TANRI ADINA) kitabında ruhsat veriyor. Yani; her  harfi kendisinden olan kitabında (edindikleri) Tanrıları "ORTAKLARIM var. Önemli olan sadece bana tapmanız dolaysıyla beni  KISKANDIRMAMANIZDIR" diyor. Kıskandığına göre BAŞKA TANRILARIN olduğunu da İFADELERİ içinde söylemiş oluyor. Tek olan ve Tek olduğunu bilen kıskanır mı? İnsani duygulara bürünüp, YARATILMIŞ olmanın zaaflarıyla "KISKANIRIM" der miydi? Gülme işlevine sahip olanın AĞLAMA modu da vardır. Gülen ve Ağlayan Tanrı

Mezburlar/Zebur...2:4 Göklerde OTURAN RAB GÜLÜYOR, Onlarla EĞLENİYOR.
Mezburlar/Zebur...2:5 Sonra ÖFKEYLE uyarıyor onları, Gazabıyla dehşete düşürüyor

Gülen, eğlenen, sinirlenen, pişman olan (Yaptığının sonuçlarını kestiremeyen yani;gayba hakim olamayan dolaysıyla hiç birşeye hükümran olamayan), unutan EDİNİLMİŞ TANRI unvanlı; putlardan bahsediyor olsaydı  yasaklardı. Kıskandığına göre, KISKANDIĞI HALDE güç yetirip yok edemediğine göre, kendisiyle eşdeğerde gördüğü bir takım varlıklardan bahsediyor demek ki...

Tanrılarının, kendi kitabında kendi sözü olarak kullandığı "Öfkeyle kalkma" tabiri bile; olayların sonucunu kestiremeyeceği, olayları kontrol edemeyeceği, kaos oluşturacağını ifade eder. Öfkeyle kalkan zararla oturur. Zararla oturan varsa olayların, sonucunu kestiremeyen, hiçbirşeye hükümran olamayan, gaybı bilmeyen var demektir. Gaybı bise zararla oturmazdı, öfkelenmezdi.

2 Tarihler.............2:5 "Yapacağım TAPINAK BÜYÜK olacak. Çünkü TANRIMIZ BÜTÜN TANRILARDAN BÜYÜKTÜR
Mısırdan Çıkış.....15:11 Var mı SENİN gibisi İLAHLAR ARASINDA, ya RAB? Senin gibi kutsallıkta görkemli, heybetiyle övgüye değer, Harikalar yaratan VAR MI?
Mısırdan Çıkış.....34:14 Başka ilahlara tapmayacaksınız. Çünkü BEN KISKANÇ bir RAB, KISKANÇ bir Tanrı'yım.

Çok Tanrı inançlarını gösterebilmek için, İNGİLİZCE AHİT kitaplarına bakmak yeterli. Müslüman ülkelerde üzerini örttükleri, yaldızladıkları, bu çok Tanrılı inancı ifade eden deyimler, kendi ülkelerinde yani ÇOK TANRI İNANÇLARININ hüküm sürdüğü yerlerde, Deccaliyet örneği göstererek değiştirdikleri / parlattıkları deyimleri olduğu gibi kullanmışlar. TANRININ OĞULLARI tanımını Türkiye'de basılan, dağıtılan ESKİ AHİT kitaplarında, Melekleri çağrıştıran "İLAHİ VARLIKLAR" (DIVINE ASSETS) tanımlamasıyla değiştirmişler. Tek Tanrılı din taklidi yapmak kolay değil. Bu örnekler her konuda her ifadede oldukca çok olmalı.
 
İngilizce BASKILI Eski Ahit kitabında TANRININ OĞULLARI
Genesis/Yaratılış..6:2 that the SONS OF GOD saw the daughters of men that they were fair; and they took them wives, whomsoever they chose
Yaratılış/Genesis..6:2 TANRININ OĞULLARI, insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler.....
Türkçe yazılmış Eski Ahit kitabında İLAHİ VARLIKLAR
Yaratılış...............6:2 İLAHİ VARLIKLAR, insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler.

İngilizce BASKILI  Eski Ahit kitabında TANRININ OĞULLARI
Genesis/Yaratılış...6:4 The NEPHILIM were in the earth in those days, and also after that, when the SONS OF GOD came in unto the daughters of men, and they bore children to them; the same were the mighty men that were of old, the men of renown.
Yaratılış/Genesis...6:4 TANRININ OĞULLARI insan kızlarıyla evlenip çocuk sahibi oldukları günlerde ve daha sonra yeryüzünde NEFİLLER vardı. Bunlar eski çağ kahramanları..
Türkçe BASKILI  Eski Ahit kitabında İLAHİ VARLIKLAR
Yaratılış................6:4 İLAHİ VARLIKLARIN insan kızlarıyla evlenip çocuk sahibi oldukları günlerde ve daha sonra yeryüzünde NEFİLLER vardı.......

İngilizce BASKILI  Eski Ahit kitabında TANRININ OĞULLARI

Job / Eyüp...........1:6 Now it fell upon a day, that the SONS OF GOD came to present themselves before the LORD, and SATAN came also among them.
Eyüp / Job...........1:6  Bir gün TANRININ OĞULLARI RABbin HUZURUNA ÇIKMAK için geldiklerinde, ŞEYTAN da ONLARLA GELDİ.
Türkçe BASKILI  Eski Ahit kitabında İLAHİ VARLIKLAR
Eyüp...................1:6 Bir gün İLAHİ VARLIKLAR RABbin HUZURUNA ÇIKMAK için geldiklerinde, ŞEYTAN da ONLARLA GELDİ.
   
  SONS SF GOD TARININ OĞULLARI
   
  Yahudilik içinde köklü bir yer edinmiş olan TANRININ OĞULLARI inancı, Yahudi olan kutsal metin yazarı Luka tarafından da Hıristiyanlığa taşınmış.Luka; TANRI OĞLU kavramını, ADEM seceresi ile  daha Yeni Ahit'te  İSA anlatımına başlamadan aktarmış. Böylece, HIRİSTİYANLIĞIN ÇOK TANRILI DİN olmasının ilk adımını  atarak, çok tanrılı dinin oluşmasına temel teşkil etmiş. "Kökümüz Yahudilikten dolayı ÇOK TANRIYA alışık olduğuna göre, İSA'yla gelende mutlaka öyle olmalıdır" diye kitaplarını yazmış. (Luka İsa'yı araştırmaları sonucu kaleme aldığını kendisi söylüyor. "Titiz bir arastırmacıyım" diyor. "İSA dedi ki" demiyor.)

Adem'i de Tanrının oğlu / SON OF GOD olarak kabul edenler için İSA tanrının oğludur  / SON OF GOD demek çok kolay olmuş olmalı. İnançlarında var olan SONS OF GOD / Tanrının oğulları inanışları İSA ile TAPINMALARINA resmen girmiş.

Luka 3:38 Enoş oğlu, Şit oğlu, Âdem oğlu, TANRI OĞLUYDU.
English Standard Version (©2001)
Luke...3:38 the son of Enos, the son of Seth, the son of Adam, the SON OF GOD.
New American Standard Bible (©1995)
Luke...3:38 the son of Enosh, the son of Seth, the son of Adam, the SON OF GOD.
International Standard Version (©2008)
Luke...3:38 the son of Enos, the son of Seth, the son of Adam, the SON OF GOD.

İsa'ya "Tanrı oğlu" diyenler, ona sonradan kutsal ilanlı Davut soyundan baba uydurma yani secereler icad etme yoluna gitmekle, İSA'larının BABASIZ DOĞAN Hz. İSA olmadığını her fırsatta ilan etmiş oluyorlar. Bu tür duyurularla Hz. İsa ile ilişkilerinin olmadığını,  zaten kendilerinin TEVHİD inancı taşımak gibi, tek ilahlı bir din olmak gibi niyetleri olmadığını da (defalarca yaptıkları gibi) ortaya koymuş oluyorlar.

Pavlus ve ekibinin asıl amacının, tek ilahlı dine  çağrılarda bulunan Hz. İsa'nın tebliğlerini bozmak, davetleriyle Tevhid inancına  açtığı yolu kapamak, atalarının örtmüş olduğu vahiylerin üzerinin tekrar açılmasını engellemek  olduğu anlaşılmıyor mu?

Müslüman mahallesinde Salyangoz satmayı bir kez kafaya koymuşlar. Ama ekmek içi protein deposu ama ekmek arası bol ketçaplı. Şifa niyetine ama şurup halinde ama draje halinde. ama Dinlerin diyaloğuyla ama Amentü birlik çağrılarıyla, ama İsevi müslümanlık ilanlarıyla ama program önü-arası-arkası geçirilen jeneriklerde
   
  BİRKAÇ ÖRNEK DAHA..

Filimun.............1/3 Babamız Tanrı'dan ve Rab İsa Mesih'ten size lütuf ve esenlik olsun.
Filimun.............1/4-5 Rab İsa'ya olan imanını ve bütün kutsallara beslediğin sevgiyi duydukça dualarımda seni anıyor, Tanrıma sürekli şükrediyorum.
2Petrus(peter)...1/2 Tanrı'yı ve Rabbimiz İsa'yı tanımakla lütuf ve esenlik artan ölçüde sizin olsun.
   
  PEKİ PAPA ve HIRİSTİYANLARA GÖRE "KUL" NE DEMEK..

Esinleme..........1/1 Bu kitap İsa Mesih'in esinlemesidir. Tanrı, yakın zamanda olması gereken olayları kullarına göstermesi için O'na bu esini verdi. O da gönderdiği kendi meleği aracılığıyla bunu kulu Yuhanna'ya iletti.

2Petrus(peter)...1/1 İsa Mesih'in kulu ve elçisi ben Simun Petrus'tan, Tanrımız ve Kurtarıcımız İsa Mesih'in doğruluğu sayesinde bizimkiyle eşdeğer bir imana kavuşmuş olanlara selam!

   
 

Yukarıdaki nakile göre; Önce Tanrının oğlu dedikleri İsa mesih esinlenmiş, oda bu esini özel melekleri aracılığı ile KULU Yuhanna'ya iletmiş. Yuhanna, İsa Mesih'in KULU oluyor. Ayrıca ne imiş kitapları bir esinlenme imiş. Cennet fetvası verilen kitaplar ne imişYuhanna'nın esinlenmesi imiş.

Görüldüğü gibi KULLUK "yaratılan" manasında kullanılmıyor. KULLUK, İsa Mesih'e, tabi olmak, biat etmek, ibadet etmek, hizmet etmek, hizmetinde olmak anlamında kullanılıyor.

   
  Vahiy, ALLAH'TAN PEYGAMBERLER'lere gelir. "VAYHİN İLHAMI olmaz, İLHAM''da VAHİY olmaz" (ilham, olsa olsa şairlere şiir olur, "bana yazdırıldı" olur, sanılar içinde sürüklenmek olur.Şeytanın düşüncelere attığı/kattıkları olur)
   
  ALLAH KUR'AN'I KERİM'DE vahiyle, ilham arasındaki farkı bize şöyle bildiriyor;
   
  69 - HÂKKA....... 38. Hayır, sandıkları gibi değil! Yemin ederim gördüklerinize,
69 - HÂKKA....... 39. Ve görmediklerinize!
69 - HÂKKA....... 40. Ki o, çok soylu bir elçinin sözüdür.
69 - HÂKKA....... 41. Bir şairin sözü değildir o. Ne kadar da az inanıyorsunuz?
69 - HÂKKA....... 42. Bir kâhinin sözü de değildir o. Ne kadar da az araştırıp düşünüyorsunuz?
69 - HÂKKA....... 43. Âlemlerin Rabbi'nden bir indiriştir o.
69 - HÂKKA....... 44. Eğer bazı lafları bizim sözlerimiz diye ortaya sürseydi,
69 - HÂKKA....... 45. Yemin olsun, ondan sağ elini koparırdık.
69 - HÂKKA....... 46. Sonra ondan can damarını mutlaka keserdik.
69 - HÂKKA....... 47. Sizin hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.
69 - HÂKKA....... 48. Gerçek şu ki o, sakınanlar için tam bir uyarıcı ve düşündürücüdür.
69 - HÂKKA....... 49. Ve biz, içinizden onu yalanlayanların bulunduğunu kesinlikle biliyoruz.
69 - HÂKKA....... 50. Ve o, gerçeği örten nankörler/inkârcılar için tam bir hasrettir.
69 - HÂKKA....... 51. Ve o, kesin bilginin tam gerçeğidir.
69 - HÂKKA....... 52. Hadi artık, yüce Rabbinin adını tespih et!
   
  Ortaya çıkan soru şu; Toplulukları diyaloğa çağıran beyler, kurumlar siz bunları bilmiyor musunuz? Allah'tan kendilerine kitap indiğini bile (dolaylı olarak) red ettiklerini söyleyen bu oluşumla, Kur'an'a tabii Müslümanların, Amentüde hangi ortak paydaları olabilir. Neden insanları Cennete çağırır gibi Cehenneme çağırıyorsunuz. Neden şeytan vekillerinin Tellalliğini yapıyorsunuz.
   
  KUR'AN SAHİPSİZ F.GÜLEN
   
  Fethullah Gülen gözyaşları içinde; defalarca, vurgulaya, vurgulaya; KUR'AN yetim, KUR'AN öksüz, KUR'AN sahipsiz, KUR'AN'ın babası öldü diye tekrarların bol olduğu vaazlar vermemiş miydi? Ağlama ve çığlıklar eşliğin de, düşüncelerini kasetler ile beyinlere işlemedi mi?.Haşa; KURAN'ın babası mı var ki? yetim öksüz kalsın.

KURAN' ın sahibi Alemlerin Rabbi olan ALLAH. KUR'AN nasıl sahipsiz olur. Kendileri başka tanrılar, başka Rab'ler edindi ise ve ".... yaşasın yeni kral" diyorsa o onun heyazanlarıdır.

Söylenmek istenen ne ? Ağızlarında geveledikleri "ne ola ki"?Hem son hızla Nur öğrencisi yetiştireceksin hemde Kuran yetim, Kuran öksüz diye ağlayacaksın bu ne lahana bu ne perhiz?

Bizler KURAN'a uymak zorundayız.Kuran, bizim rehberimiz.Korumak ALLAH'a ait..
   
  İNCİL'E GÖRE RAB NE DEMEK?
   
  Zatı'allerinin ve Papa'nın, ikinci tip insan oldukları (mektubu yazan ve muhatabı olduğundan) kesin. Güdülmesi gereken sürüler birinci tip insanlar mı? Otlatılması gereken, Kuzular; kolayca yönlendirilebilen ama beslenmesi gereken evlatlarımız mı? Altın nesil benzeri eğitilen, beslenen iş ve aş verilenler mi.? Çoban köpeklerinin eşliğinde, güdülmesi gerekenler ise bükülmesi mümkün olmayan kalınlaşmış/odunlaşmış yola gelmesinden ümit kesilenler mi? Yunus'un efendisine yakmak için bile, getirmek istemediği/layık görmediği tipler mi?(Getirdiği odunlar ip gibi düzgün idi. Hocası; “Ey Yûnus,Hiç eğri odun getirmiyormuşsun.” dediğinde; “Efendim, bu kapıya eğri odun yakışmaz.” cevâbını verdi.).Kur'an Kurslarının, başlama yaşında yapılan (3-5-7 yaş) tartışmaların ana sebebi budur. Eğilmemiş, işlenmeye, istediğin yöne bükülmeye hazır körpecikler.
   
  Hırıstiyanlara göre "Rab" demek, "Tanrının Oğlu olan İsa" demek, "Rabbin aciz kulu" demek; kurtarıcı olarak bekledikleri İsa'nın aciz kulu demek.
  RAB KİM
   
  Papa'ya ve Hıristiyanlara göre RAB ile tanımlanan Tanrının oğlu dedikleri İsa mesih

Yuhanna (John)..20/13 Meryem'e, «Kadın, niçin ağlıyorsun?» diye sordular.Meryem, «Rabbimi almışlar» dedi. «O'nu nereye koyduklarını bilmiyorum.»
(Yuhanna (John)...20/1 Haftanın ilk günü erkenden, ortalık daha karanlıkken Mecdelli Meryem mezara gitti)

Matta...............17/14 Kalabalığın yanına vardıklarında bir adam İsa'ya yaklaşıp O'nun önünde diz çöktü.
Matta...............17/15 «Ya Rab» dedi, «oğlumun haline acı! Çocuk saralı ve çok acı çekiyor. Sık sık ateşe ya da suya düşüyor.

Burada Rab ile kasdedilen kim?Elbette Tanrının oğlu dedikleri İsa mesih

   
  Filimun.............1/3 Babamız Tanrı'dan ve Rab İsa Mesih'ten size lütuf ve esenlik olsun.
Filimun.............1/4-5 Rab İsa'ya olan imanını ve bütün kutsallara beslediğin sevgiyi duydukça dualarımda seni anıyor, Tanrıma sürekli şükrediyorum.
2Petrus(peter)...1/2 Tanrı'yı ve Rabbimiz İsa'yı tanımakla lütuf ve esenlik artan ölçüde sizin olsun.
   
  VATİKAN İncillerin Işığında "RAB'ı" Nasıl anlıyor. "TANRI OLAN İSA" olarak anlıyor. O halde "Rabbin Aciz" kulundan PAPA ve EKİBİ ne anlar? Peki!! ONLARI YARATTIĞI İÇİN RABBE yapılan şükürden ne anlar? Ne anladıkları aşağı da; Herşey, İsa aracılığı ile ve İsa için İsa'da yaratıldığına göre gerisini siz düşünün..
   
 

İbraniler/Hebrews.1/2 Bu son çağda da her şeyin mirasçısı olarak belirlediği ve aracılığıyla evreni yarattığı kendi Oğluyla bize seslenmiştir.

Kloseliler............1/16 Nitekim gökte ve yeryüzünde, görünen ve görünmeyen şeyler, tahtlar, egemenlikler, yönetimler ve hükümranlıklar, her şey O'nda yaratıldı. Her şey O'nun aracılığıyla ve O'nun için yaratılmıştır.

   
  HIRISTİYANLAR İÇİN BABA TANRI NE?
 

Romalılar (Romans)....8/32 Öz Oğlunu bile esirgemeyen, O'nu hepimizin uğruna ölüme teslim eden Tanrı, O'nunla birlikte bize her şeyi de bağışlamayacak mı?

Yuhanna (John)...14/9 İsa, «Filipus» dedi, «bunca zamandır sizinle birlikteyim. Beni daha tanımadın mı? Beni görmüş olan, Baba'yı görmüştür. Sen nasıl, `Bize Baba'yı göster' diyorsun?
Yuhanna (John)...14/10 Benim Baba'da, Baba'nın da bende olduğuna inanmıyor musun? Size söylediğim sözleri kendiliğimden söylemiyorum, ama bende yaşayan Baba kendi işlerini yapıyor.
Yuhanna (John)...14/11 Bana iman edin; ben Baba'dayım, Baba da bendedir. Hiç değilse bu işlerden dolayı iman edin.

Yuhanna (John)...17/1 İsa bunları söyledikten sonra, gözlerini gökyüzüne dikip şöyle dedi: «Baba, saat geldi. Oğlunu yücelt ki, Oğul da seni yüceltsin.

   
  Matta...26/63 İsa susmaya devam etti. Başkâhin ise O'na, «Yaşayan Tanrı adına sana yemin ettiriyorum, söyle bize, Tanrı'nın Oğlu Mesih sen misin?» dedi.
Matta...26/64 İsa, «Söylediğin gibidir» karşılığını verdi. «Üstelik size şunu söyleyeyim, bundan sonra İnsanoğlu'nun, kudretli Olan'ın sağında oturduğunu ve göğün bulutları üzerinde geldiğini göreceksiniz.»

İsa'yı arayan başkahin, tanıkların işareti üzerine, susmaya devam eden İsa'ya, "Yaşayan Tanrı adına sana yemin ettiriyorum," der ve devam eder..."söyle bize, Tanrı'nın Oğlu Mesih sen misin?"

Kahin, İsa'ya YAŞAYAN TANRI adına yemin ettiriyorum/etmiş kabul ediyorum diyor.Burada kasdetilen yaşayan tanrı kim? Elbette Tanrının oğlu dedikleri, yaşayan Tanrı dedikleri İsa.

Elçilerin İşleri (Acts)....14/15 «Efendiler, neden böyle şeyler yapıyorsunuz?» diye bağırdılar. «Biz de sizin gibi insanız, aynı yaradılışa sahibiz. Size müjde getiriyoruz. Sizi bu boş şeylerden vazgeçmeye, göğü, yeri, denizi ve bunların içindekilerin hepsini yaratmış olan, yaşayan Tanrı'ya dönmeye çağırıyoruz.
İbraniler/Hebrews.1/1 Tanrı eski zamanlarda peygamberler aracılığıyla birçok kez ve çeşitli yollardan atalarımıza seslendi.
İbraniler/Hebrews.1/2 Bu son çağda da her şeyin mirasçısı olarak belirlediği ve aracılığıyla evreni yarattığı kendi Oğluyla bize seslenmiştir.

Gökleri ve yeri yaratan, dönme çağrısı yapılan; Peygamberlerden ayrı olduğu özellikle vurgulanan, YAŞAYAN TANRI KİM? Önceki YAŞAYAN TANRI TANIMLAMALARINA göre, elbette İsa Mesih.

   
  Tutuklama sahnesinde, başka enterasan bir konu daha var...İsa'yı tutuklamaya gelen Yahudilerin kahini
   
  Yuhanna (John)...19/5 Böylece İsa, başındaki dikenli taç ve üzerindeki mor kaftanla dışarı çıktı. Pilatus onlara, «İşte o adam!» dedi.
Yuhanna (John)...19/6 Başkâhinler ve görevliler İsa'yı görünce, «Çarmıha ger, çarmıha ger!» diye bağrıştılar.Pilatus, «O'nu kendiniz alın, çarmıha gerin!» dedi. «Ben O'nda bir suç görmüyorum!»
Yuhanna (John)...19/7 Yahudiler şu karşılığı verdiler: «Bizim bir yasamız var, o yasaya göre O'nun ölmesi gerekir. Çünkü kendisinin Tanrı Oğlu olduğunu ileri sürüyor.»
   
  ELLERİNDE BOZULMAMIŞ KİTAPLARI VAR DENİLEN YAHUDİLER, İSANIN TANRININ OĞLU OLDUĞUNU SÖYLEDİĞİ İÇİN ÖLMESİ GEREKTİĞİNİ SÖYLÜYORLAR. Yani Yahudiler, Tanrının oğlu olmaz diyorlar.
Oysa, yine ellerindeki kitabın bozulmAdığını söyleyen Hırıstiyanlar, İsa'nın, Yaşayan Tanrı / Tanrının oğlu olduğunu söylüyorlar.

İkisinin de doğru olması imkansız. Ya İsa'nın,Tanrının Oğlu olduğu tezi doğru yada İsa'nın,Tanrının Oğlu olmadığı tezi doğru. (Kur'an'a göre Allah' a oğul isnat etmek, Allah'a ortaklar koşmak şirktir).Onların, Tanrı inancına göre bakıldığında, (Kur'an'ı Kerim'i hiç bilmediklerini varsayarak) en azından, birinden biri yanlış/tahrif edilmiş

Oysa şimdi, her iki inanç gurubuna ait bu görüş birleştirdikleri kitapta aynen yer alıyor.Yani Allah'ın OĞLU OLMADIĞINA inanan Yahudiler ile Allah'a OĞUL İSNAT EDEN Hıristiyanlar, kitaplarını birleştirip ADINI YENİ AHİT koymuşlar ve meydana GELEN KİTABINDA, İNANÇ BİRLİĞİNİ SAĞLADIĞINI / BOZULMADIĞINI SÖYLÜYORLAR.

ESKİ ve YENİ AHİT birleşimini de KİTAB-I MUKADDES olarak ilan ediyorlar.

Madem İsa'ya kitap verilmedi ise; Öğrencileri de onu söylediklerini değil de onunla yaşadıklarını/gördüklerini (İsa'nın/müjdenin hayatını) İsa'nın ölümünden sonra kaleme aldılarsa (onun hayatını anlattılarsa.); İsa dolaştığı yerlerde kendi hayatını anlatmadığına göre; dolaştığı yerlerde insanlara neler anlattı?

Hangi kitaba göre amel etti diye sorulduğunda ESKİ AHİT'e göre amel etti onu anlattı diyorlar.O halde İSA, ESKİ AHİTE GÖRE (yahudi tezine göre) KENDİSİNİN TANRININ OĞLU OLMADIĞINI mı söyledi, yoksa YENİ AHİTE GÖRE, TANRININ OĞLU/YAŞAYAN TANRI OLDUĞUNU mu söyledi?
   
  Bir görüşte, Hıristiyanlık araştırmacısı , Prof. F.F.Bruce'den verelim. Tanrı ve oğlu'nu ne olduğunu şöyle bir örnekle anlatıyor.(İnciltürk ve Hıristiyan.gen..gibi sitelerinden);

".....Yukarıdakiler başlangıçtan beri İsa Mesih'e bağlı olanların inancının özüdür. Yeni Antlaşma dışında başka bir örneği aktarabiliriz: Antakya'lı imanlılar topluluğunun önderi olan İgnatius; İ.S. 110 yıllarında Efes'teki Hıristiyanlar'a yazdığı mektupta İsa'yı şöyle nitelendiriyor: “Rabbimiz İsa Mesih yegane Hekimdir. Hem bedeni hem de ruhu vardır. Kadından doğmuş olmakla beraber başlangıcı yoktur. İsa insan vücuduna bürünmüş Tanrı'dır. Ölümle gerçek yaşamdır; Meryem'in Oğlu ve Tanrı'nın Oğludur; önce sıkıntı çekmiş, sonra sıkıntıdan kurtulmuştur.” (İgnatius'un Efeslilere mektubu 7(?):20) İgnatius..."
   
  PEKİ PAPA ve HIRİSTİYANLARA GÖRE "KUL" NE DEMEK..

Esinleme..........1/1 Bu kitap İsa Mesih'in esinlemesidir. Tanrı, yakın zamanda olması gereken olayları kullarına göstermesi için O'na bu esini verdi. O da gönderdiği kendi meleği aracılığıyla bunu kulu Yuhanna'ya iletti.

2Petrus(peter)...1/1 İsa Mesih'in kulu ve elçisi ben Simun Petrus'tan, Tanrımız ve Kurtarıcımız İsa Mesih'in doğruluğu sayesinde bizimkiyle eşdeğer bir imana kavuşmuş olanlara selam!

 

 

   
  PEKİ! KUR'AN'I KERİM'E GÖRE KULLUK NE?

36 - YASİN..........60. Ey âdemoğulları! Ben size, "Şeytana kulluk etmeyin, o sizin için açık bir düşmandır!" demedim mi?
36 - YASİN..........61."Bana ibadet edin, dosdoğru yol budur!" demedim mi?

89 - FECR......... 27. Ey, Rabbine, itaat edip huzura eren nefis!
89 - FECR......... 28. Hem hoşnut edici, hem de hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön.
89 - FECR......... 29. Kullarımın arasına gir.
89 - FECR......... 30. Cennetime gir.
39 - ZÜMER........14.De ki: "Ben dinimi kendisine halis kılarak yalnız Allah'a kulluk ederim."
39 - ZÜMER........15."Siz de O'ndan başka dilediğinize kul olun." De ki: "Asıl hüsrana düşenler, kıyamet günü kendilerine ve mensuplarına ziyan edenlerdir. Evet, işte asıl açık hüsran budur."

   
  Görüldüğü gibi KULLUK "yaratılan" manasında kullanılmıyor. KULLUK, tabi olmak, biat etmek, ibadet etmek, hizmet etmek, hizmetinde olmak anlamında kullanılıyor. Demek ki KULLUK; başkalarına hizmet etmek, başkalarına tabi olmak, başkalarına biat etmek, başkalarına ibadet etmekte olabiliyor.
   
  İSA'YI RAB KABUL EDİP KENDİLERİNİ, YERYÜZÜNDE RABB'IN TEMSİLCİSİ OLARAK ATAYANLAR, MEKTUPTA Kİ, "RAB'BİN ACİZ KULU" TANIMINDAN NE ANLAR..... ALLAH'I MI, YOKSA ATADIKLARI İSA'YI MI ANLARLAR. ELBETTE MEKTUBU YAZANDA BUNU BİLİYORDU. NE ŞİŞ YANSIN NE KEBAP DEDİLER.

BU ALLAH'A ŞİRK KOŞMAK veya KOŞULAN ŞİRKİ ONAYLAMA/KABUL ETMEDİR. "BENDE SİZDENİM" DEMEKTİR. VATİKAN KULÜBÜNE KABÜLÜN PAROLASIDIR/ BEDELİDİR.
   
  PAPA TANRI SÖZCÜLERİ
   
 

Endülüs'e devam

  Haçı törenler ile Camiye soktular,
  Sırattan papazları geçirdiler,
   
  Ortak kitap çalışmalarına başladılar.Yaptıkları Kuran'ı Kerim mealinde Onların kitaplarındaki bölümlerin, maddelerin numaralarını ilave etmekte hiç bir sakınca görmediler.Kuran ayetlerinin onlarla benzeşir olduğu imajını vermek için. Kelime bazında, ansiklopediler ile de binlerce benzerlikler bulunabileceğini bile bile bunu yaptılar.
   
  İbrahimi dinler kandırmacası ve diyalog çalışmaları ile putları gönüller yerleştirdiler "Hepimiz esasında İbrahimi dinlerdeniz" tanımlaması ile birçok şey artık doğal/tanıdık gelmeye başladı
   
  Kelime-i Tevhid'den Hz.Muhammed'i ayırdılar.
  Bunun gibi çalışmalarla, Dinler arası ortada buluşalım projesinin uygulamasına geçişte, oluşması muhtemel, direnmelerin, çatlak seslerin azaltılması/önüne geçilebilmesi hedeflenmektedir. Bunlardan biri de domuz ve domuz etidir. Dinimizce yenmesi yasak olan et. Domuz eti içinde altyapı çalışmaları yapılmaktadır.

Sevimli domuzlardan yapılmış kumbaralar, oyuncaklar, çizgi filimler. Bunlar açıktan (simetrik) yapılan ve yürütülen çalışmalar. Bir de bunun,gizli şirk tarifinde kullanıldığı gibi, (gece karanlığında yürüyen siyah karınca sessizliği) yapılanı var.Bilinç altlarına notlar bırakmak, A-simetrik çalışmalar yapmak artık, ana işleri olmuş.
   
  BÖYLE BİR ÇALIŞMAYA STV'den BİR ÖRNEK . KÖTÜLÜKTEN DEĞİL, AMAÇ; BİLİNÇLER ALIŞSIN.
  STV DOMUZ HAPI
   
  ODUNLARI DOMUZ KAFASI HALİNE GETİRMİŞLER. AMAÇ BİLİNÇLER ALIŞŞIN, GÖNÜLLER RAZI GELSİN. Kötü niyet yok. Doz kişiye bağlı ister akşamdan akşama isterse sürekli heran canlı servis. Başbakanın üstünde görünen tablonun orjinal remini değiştirip, mübarek saydıkları efendilerinden birinin resmini de koymayı ihmal etmemişler. Amaç bilinçler alışşın.
   
  Endülüs'te olduğu gibi İspanyol'ların yaptığı gibi; DOMUZ POLİSİ kurup zorla, Domuz eti yedirterek, kabul ettirecek değiller elbette. MÜSLÜMAN MAHALLESİNDE, SALYANGOZ SATMANINDA BİR USULÜ VAR.
   
  Enginizisyon Mahkemeleri'nin, ya din değiştireceksiniz yada öleceksiniz baskısı altında kalan bu baskılar sonucu, Hıristiyanlığı seçen ve kendilerine Moriskolar ve Müdeccenler denilen bu topluluk, III. Felipe tarafından, 22 Eylül 1609 yılında İspanya'dan sınır dışı edilmiştir.

Biz sizdeniz diyenler, Ataları müslüman olanları, "bunların içinde mutlaka Tek ALLAH imanı vardır korkusuyla" kovmadan rahat edemeyenlerin, Dünya genelindeki tüm Müslümanların inançlarını yok etmeden, onları engizisyonlar da yargılamadan, rahat edemeyeceklerini elbette biliyorlar.

Endülüste olanların aynısının, Anadolu ve Tüm islam aleminde gerçekleşeceğini biliyorlar ve o günün gelmesi, isteklerinin gerçekleşebilmesi içinde ön hazırlıklarını yapıyorlar. Ön hazırlık olarak,İslam ülkeleri, işgal ediliyor ve İslam ülkeleri çatışma içine çekiliyor.Ülkeyi bir arada tutan değerleri yok edip parçalar/pazul haline getiriyorlar.Mozaik Ülkeler oluşturmaya çalışıyorlar.

HER GEÇEN GÜN; ÖZGÜRLÜKLERİ KISITLANAN VE BARIŞI YOK EDİLEN, KAFESE ALINMIŞ BİR BÖLGEDE YAŞATILIYORUZ.
Bavulunuzu elinize alıp, çoluk çocuk, özgürce hareket edebileceğiniz bir yerlere gitmek isteseniz nerelere gidebilirsiniz. Turizm bölgeleri ve başlıca yerler, hariç hiçbir İslam ülkesine gidek istemessiniz. Ama tüm Avrupa ülkelerine, Kafkaslar hariç, eski Sovyet ülkelerine, Güney ve Kuzey Amerika'daki birkaç ülke hariç tümüne. ve onlarca turistik adalara gidip doyasıya gezebilirsiniz. Türk ve müslüman ülkelerde ise (dini kurallardan bahsetmiyorum) bu güvenlik rahatlığını bulamıyacağınız için gidemezsiniz. Önümüzdeki birkaç yıl içinde gidilebilir görülen, birçok yerde bu listeden eksilecektir.Dinler arası medeniyet projeleri gereği, buraları kaos, işgal, saldırı, çatışma ve baskı altına alınacak.

ARGEMEDDON SAVAŞ MEYDANINA AÇILAN YOLLAR

Ortadoğu ve çevresindeki ülkeler şimdiden Armegeddon savaşına hazırlanmaya 'başlatıldı' bile.Hiç bir savaş sabah kalkıldığında "hadi bugün savaş yapalım diye başlamamıştır.Ani saldırıların bile uzun planlamları vardır. "Saddam amma aptallık yaptı", "nasıl kandı da Kuveyte savaş açtı" diyenler, belki sirenler çaldığında, nasıl tezgaha getirildiklerini anlayabilirler.

İslam birliği, Araplar'la birlik, ortadoğu bloğu oluşturuyoruz, süper güç oluyoruz diyenler aslında onaların tanımı ile iyiler ve kötülerin savaşında tarafını seçmiş, kamu oyu çalışması yapanlardır. Mesihin ordusu ve Deccalin ordusu. Kim, kim acaba? Saddam da Dünya'nın, 4. büyük ordusu, havalarından yakalanmıştı bu kandırmacıya. Çok hızlı ve balıklama gidiyoruz, içteki tüm engelleri kaldırarak. Anadolu'da dolaşan, İslam söylemli ve ibadetli, misyonerler ile yakılan ateşlerde cabası.
   
 

Fethullah Gülen 'Küçük Dünyam' adlı eserinde.. 'Sarılık tedavi sonrası verilen, 3 aylık hava değişimini geçirmek için 4 yıldır gidemediği memleketi Erzuruma gider. Üç aylık izin dört aya uzatılır. Asker olmasına rağmen Ramazan ayı münasebeti ile vaazlar verir. Asker olan Fethullah Gülen, vaazı ile başlayan bir olayı şöyle anlatıyor

"Üç ay bitince şubeye gittim. Bir ay kadar da onlar idare ettiler. Dört ay kadar Erzurum'da kalmış oldum.Ramazan ayı da bu devreye denk geldi. Çeşitli camilerde vaaz veriyordum.

Bir gün İslam'ın Doğuşu veya buna yakın bir isimle bir film oynatılacağını duydum. Millet, bir hafta evvelinden biletleri almıştı. Eşya misliyle temsil edilir. Dine saygısız biri sahabeyi temsil edemez. Her haliyle dinden uzak bir kadın Hz.Aişe gibi insanlığın medarı iftiharı bir kadını canlandıramaz. Bu hususu bir iki defa Cedid Camiinde dile getirdim. İkindileri orada vaaz veriyordum.

Erzurum'da zaten iki tane sinema vardı. İnsanların bütün eğlence yerleri de bu iki sinemadan ibaretti.Çoğu da bu filmi, sevap olsun diye seyredecek.
O gün çok hislendim. Duygulu konuştum ve konuşurken kendimi tutamadım ağladım. Yine ikindi vaktiydi. Cemaata "Yazıklar olsun size! Sizin dininizle, peygamberinizle alay edecekler, siz de kuzu kuzu oturup burada beni dinleyeceksiniz. Onlar ecadadımızın aziz ruhlarıyla eğlenecekler, siz de Müslüman geçineceksiniz" gibi sözler söyledim. Cemaat birden ayağa kalktı. Ben "Yok, yok, bizim sokağa dökülmekle işimiz yok. Bu meseleyi başka yoldan halletmek lazım" falan dediysem de dinletemedim. Yolda iltihaklar da olmuş. Büyük bir kalabalık sinemayı basmış. Hadise tamamen bütün Erzurum'lularca benimsenmişti. .........

   
  Böyle bir tavırla, Sivas Madimak benzeri bir hareketin/olayların, başlatıcı kahramanı olmakla övünen, cemaatine bu mesajları iletenin; "Bana Muhammed'in hangi yenilikler getirdiğini gösterin, orada hep şeytani ve insanlık dışı şeyler bulacaksınız" (Papa 16. Benedict) diyelerin kulübünde ne işi olabilir.

Bu sözü nakletmekle, Müslümanları nasıl gördüğünü ve görülmesi gerektiğini, Hıristiyan dünyasına iletenlerle. Karikürlerle, kitaplarla, terörist suçlamaları ile, işgaller ve zulümlerle, topyekün imha planı uygulayanların yollarında ne işleri olabilir.

Irak'a girmeden "Tanrı bana, Ey W.G. Bush git bu işi hallet dedi", "Yecüc ve Mecüc ortaya çıktı onları yok etmeye gidiyorum" diyenlerin memleketinde ne işi olabilir.
   
  Hıristiyanların bir kısmına göre, Papa'nın kimliği, Kilise'nin de, Papalık Makamı'nın da üstündedir.Infallibilite Yasası'na göre, Papa, Tanrı-Krallığı'nın kutsal önderi imiş. Yanılmaz, günaha sokulamaz, onun sözleri esasında Tanrı sözü olurmuş.

Onlar, dilediklerinin günahlarını affeden, dilediklerini Cehennemlerde süründürenlerdir.İstediklerini kutsayıp, Aziz ilan ederek, doğa üstü güçler verenlerdir. Beyaz giyerler çünkü onlar kendilerini arınmış kabul ederler.
   
  FETHULLAH GÜLEN PAPA
   
  örnek;
  Onların kapılarına gidip, "uzun mesafeler aldığınız yollarınıza katkı da bulunmaya, müsaade ederseniz katılmaya geldik" diyenler, onlara uyum sağlamak zorunda olduklarını biliyorlardı. Misyonlarının, kendilerinden başka inanç şahiplerine karşı mücadele etmek olacağını, ilan etmemişlermiydi.?. ABD Kongre'sine, kıbleden ~40 derece farkla, secde edenlere, biat edenlere ses çıkarmayanlar, olacakları göze almış, herşeyi peşinen kabul etmiş olanlardır. seslerini, tüm dünya'ya, islam alemine çok rahat duyurabilecekleri halde sessiz kaldılar.
   
  ABD SENATOYA BİAT
   
  KONGREYE BİAT EDENLERE, AŞAĞIDAKİ BAĞLANTIYI KULLANARAK ULAŞABİLİRSİNİZ
  KONGREYE BİAT
   
  Kelime-i Tevhid : La ilahe illallah, Muhammedün resulullah ..... Allah’tan başka ilah yoktur. Muhammed de Onun Resulüdür
  Kelime-i Şehadet : Eşhedu en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden âbduhu ve Resuluhu........Şehadet ederim ki Allah´tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed, onun kulu ve Peygamberidir".
   
  FETHULLAH GÜLEN'İN, KELİME-İ TEVHİDİ TAM OLARAK SÖYLEMEMESİ..
  Onlarla birlikte yürümeye karar verenler, Ortalarda biryerde buluşalım diyenler, İsevi-Müslüman, İsevi-Yahudi gibi kavramlara yer verenler birşeylerden taviz vermek zorunda idiler.Bu nedenle Kelime-i Tevhid'in, "Muhammedün Resûlullah" bölümünü telaffuz etmez hale geldiler. Ortak yolu benimseyenler, ortak önderler edinmeliler. Her ne kadar tüm Peygamber'ler Allah'ın Resülü'dür, "bizler hepsine inanır, hepsini kabul ediyoruz" desekte; Dinler arası ortada buluşalım projesini yürütenler, Hz Muhammed'i Allah'ın Resül'ü olarak tanımamakta/kabul etmemektedir.

O kulübün yöneticileri, Hz Muhammed'i, Müslümanlık adında, bir din kuran, yayan önder (onlara göre, sapkın dini kuran bir sapkın) olarak görmektedirler. O projenin sahiplerine göre, Kuran'da Allah'tan indirilmiş değildir. Onlar, Bizim kabul ettiğimiz, bizlere Kuran ile bildirilen, Hz. Muhammed'in bizlere anlattığı, Hz. İsa'ya ve Hz.Musa'ya da iman etmiyorlar. Onlar yüzyıllar içinde oluşturdukları Musa ve İsa'ya inanıyorlar ama onlar Hz.İsa ve Hz. Musa değil.Onlar Allah'a ortak koştuklarına hitap ediyorlar.
   
  ALLAH KURAN'I KERİM'DE ŞÖYLE BUYURUYOR..
  9 - TEVBE.......... 30.Yahudiler, "Uzeyir Allah'ın oğlu" dediler, Hıristiyanlar da "Mesih Allah'ın oğlu", dediler. Bu onların kendi ağızlarıyla uydurdukları sözlerdir. Daha önce inkâra sapmış olanların sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da saptırıyorlar!
5 - MAİDE.......... 72.Yemin olsun ki, "Allah, Meryem'in oğlu Mesih'in ta kendisidir!" diyenler küfre batmışlardır. ........
5 - MAİDE.......... 17.Andolsun, “Allah, Meryemoğlu Mesih’dir”, diyenler kesinlikle kâfir oldular. ..........
   
  Cemaatlerin, tarikatlerin, kulüplerin bir takım ritüelleri ve kuralları vardır. Onlara üye olanlar, onlara katılanlar bu kurallara uymak zorundadır, aksi halde uzaklaştırılırlar. Ortak din kulübünün kurallarına göre, Allah ile aralarında ki, en üst makam İsa Mesih'tir. Aynı zamanda İsa Mesih Allah'a oğul alarak isnat edilmiştir.

Hz. Muhammed onlara göre, sapkın (haşa) bir dinin kurucusudur. Engizasyonda yargılanması gereken, ateşte yakılarak yok edilmesi gereken bir sapkın (haşa) din temsilcisidir Dolayı ile sen hz.Muhammed Allah'ın resülüdür demeyi bırakmak zorundasın.

Eğer o kulübün nacizane hizmetkarı olmak istiyorsan. Eğer Rabbinin aciz kulu olarak kalmak istiyorsan.Kertenkele nasıl kuyruğunu bırakmışsa, onlarda, "La ilahe illallah, Muhammedün resulullah" olan, Kelime-i Tevhid'den "Muhammedün resulullah" .kısmını çıkarmış ve birlikte teleffuz etmez olmuşlardır. O kulübün onların ikonlaştırdığı İsa'dır. Mesih olarakta o gelecektir, derlerken sen nasıl kalkıpta, Hz Muhammed Allah'ın Resülüdür, diyebilirsin.Sonra kapının önüne koyarlar insanı.
   
  ALLAH KURAN'I KERİM'DE ŞÖYLE BUYURUYOR..
  49 - HUCURAT....14.Bedevîler “İman ettik” dediler. De ki: “İman etmediniz. (Öyle ise, “iman ettik” demeyin.) “Fakat boyun eğdik” deyin.[2] Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah’a ve Peygamberine itaat ederseniz, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
49 - HUCURAT....15. İman edenler ancak, Allah’a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.
   
  Bu nedenle de iç konuşmalarında bile; desen, desen, ancak efendimiz, peygamberimiz dersin veya 'O' diye tanımlandırabilirsin. Dinleyende onu istediği biçimde doldurur. Zanneder ki o tanımlamalar ile kasdedilen kendi kabul ettikleri. Bir bakarsın birgün 'O' denilenle karşıverir. Artık 'O' nun içi nasıl doldurulur ve 'O' ile ne kast ediliyorsa.
   
  ALLAH KURAN'I KERİM'DE ŞÖYLE BUYURUYOR..
  2 - BAKARA........14.Bunlar iman etmiş olanlarla yüzyüze geldiklerinde, "İman ettik" derler. Kendi şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarına ise söyledikleri şudur: "Hiç kuşkunuz olmasın biz sizinleyiz. Gerçek olan şu ki, biz alay edip duran kişileriz.
2 - BAKARA........76.Üstelik iman edenlere rastladıklarında inandık derler, birbirleriyle başbaşa kaldıkları zaman, "Rabbinizin huzurunda aleyhinize delil olarak kullansınlar diye mi tutup Allah'ın size açıkladığı gerçekleri onlara da söylüyorsunuz? Hiç aklınız yok mu be?" derlerdi.

2 - BAKARA........16. İşte bunlar, doğruluk ve aydınlığı verip karanlık ve sapıklığı satın aldılar da ticaretleri hiçbir kazanç sağlamadı. Bir yol-yordama girebilmiş de değillerdir.

3 - ALİ İMRAN....119. Siz öyle kişilersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Ve Kitap'ın tümüne inanırsınız. Onlar ise sizinle karşılaştıklarında "İnandık!" derler; başbaşa kaldıklarında ise size öfkelerinden parmak uçlarını ısırırlar. De ki onlara: "Öfkenizle geberin!" Allah, göğüslerin içindekini çok iyi bilmektedir.
   
  2 - BAKARA..........8. İnsanlar içinden bazıları vardır, "Allah'a ve âhiret gününe inandık!" derler ama onlar inanmış değillerdir.
2 - BAKARA..........9. Allah'ı ve inanmış olanları aldatma yoluna giderler. Gerçekte ise onlar öz benliklerinden başkasını aldatmıyorlar. Ne var ki, bunun farkında olamıyorlar.
2 - BAKARA........10. Kalplerinde bir hastalık vardır da Allah onları hastalık yönünden daha ileri götürmüştür. Ve onlar için, yalancılık etmiş olmaları yüzünden acıklı bir azap öngörülmüştür.
2 - BAKARA........11. Onlara, "Yeryüzünde bozgun çıkarmayın" dendiğinde, "Tam tersine, bizler barış ve esenlik getirenleriz!" demişlerdir.
2 - BAKARA........12. Dikkat edin, gerçekte onlar, bozgun getirenlerin ta kendileridir de bunun bilincinde olmuyorlar.
2 - BAKARA........13. Onlara, "İnsanların inandığı gibi siz de inanın" dendiğinde, "Yani biz de kafası çalışmayan zavallılar gibi inanalım mı?" derler. Haberiniz olsun ki, kafası çalışmayan düşük seviyeliler onların ta kendileridir; fakat bilmiyorlar.
2 - BAKARA........14. Bunlar iman etmiş olanlarla yüzyüze geldiklerinde, "İman ettik" derler. Kendi şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarına ise söyledikleri şudur: "Hiç kuşkunuz olmasın biz sizinleyiz. Gerçek olan şu ki, biz alay edip duran kişileriz.
2 - BAKARA........15. Allah onlarla alay ediyor ve onları, kendi azgınlıkları içinde bocalar bir halde sürüklüyor.
2 - BAKARA........16. İşte bunlar, doğruluk ve aydınlığı verip karanlık ve sapıklığı satın aldılar da ticaretleri hiçbir kazanç sağlamadı. Bir yol-yordama girebilmiş de değillerdir.
2 - BAKARA........17. Onların durumu şu kişinin durumuna benzer: Bir ateş tutuşturmak istedi. Ateş, çevresindekileri aydınlattığında, Allah onların ışığını giderdi ve onları karanlıklar içinde bıraktı; artık görmezler.
2 - BAKARA........18. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Onlar artık dönmezler.
2 - BAKARA........19. Yahut gökten boşalan bir yağmur haline benzer ki onda karanlıklar var, bir gök gürlemesi var, bir şimşek var. Yıldırımlar yüzünden ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Allah Muhît'tir, küfre sapanları çepeçevre kuşatmıştır.
2 - BAKARA........20. Şimşek, neredeyse gözlerini çarpıp götürüverecek. Kendilerine her aydınlık sunduğunda, orada yürürler. Üzerlerine karanlık binince çakılıp kalırlar. Eğer Allah dileseydi, işitme güçlerini de gözlerini de elbette alıp götürürdü. Çünkü Allah her şeye Kadîr'dir
2 - BAKARA........21. Ey insanlar! Sizi de sizden öncekileri de yaratan Rabbinize ibadet edin ki, korunabilesiniz.
   
  .."La ilahe illallah, Muhammedün resulullah olan, Kelime-i Tevhid'den Muhammedün resulullah .kısmını çıkarmış ve birlikte teleffuz etmiyorlar" dedik..
  Bakalım öylemi?..
  Yine Fethullah Gülen'e ait olan siteden,
  KELİME_İ TEVHİD
   
  Bunca yazı yazıp yazının konusu olan Kelime-i Tevhid'i, şöyle rahat rahat yazamıyor bile. Bu konuda, onca eleştiri olmasına rağmen lafı dolaştırarak, oralardan buralardan örneklerle, işi geçiştirmeye çalışıyor. Ne şiş yansın ne kebap diyor. Bir türlü " "La ilahe illallah, Muhammedün resulullah " diyemiyor. Bakın ne kadar kolay; " "La ilahe illallah, Muhammedün resulullah "
   
  Bir başka örnek yine kendi kaleminden;
  FETHULLAH GÜLEN
   
  "...Biz az veya çok bu uğurda katkısı bulunan herkesi, ama herkesi alkışlar, başlarımızı ayaklarının altına kaldırım taşı gibi koyabiliriz. Kaldı ki bu ölçüyü biz koymuyoruz ki? Allah ve Resulü bu hususla alakalı ölçüyü asırlar önce koymuşlar: "La ilahe illallah, Muhammedün Resûlullah diyen herkes, bizim din kardeşimizdir. .."diyor.

'Herkes' tanımlaması ile Kelime-i Tevhid'i bütün olarak, kendilerinin değil başkalarının söylediğini de vurguluyor. "Biz Kelime-i Tevhid'i bütünen söyleyenleri de din kardeşi olarak kabul ederiz" diyor. Kısaca; "ben söylerim" demiyor ama "söyleyenleri de din kardeşi kabul ederim" diyor.

Hangi dinin, kardeşleri? Zaten Kelime-i Tevhid'i söylemek imanın esalarından (Peygamberlere iman) değil mi?. La ilahe illallah, Muhammedün Resûlullah, Allah'ın bir ve tek İlah olduğunu ve Hz. Muhammed'in Allah'ın, Resülü olduğunun sacdesi değil mi.? Secde etmemek şeytana uymak değil mi.?
  Devam ediyor..
  "Ayrıca kabirde Münker-Nekir, "Rabbin kimdir, nebin kimdir, dinin nedir?" diye soracak. O sorular arasında falanı filanı kabul etme yoktur. Yani onları kabul etme iman esasları arasında değildir. O halde ben, ne diye şu ya da bu sebeple beni tasvip etmeyen din kardeşlerime cephe alayım ki?" diyor. (buradaki, falanı filanı kimleri içine alıyor?)
Mealen şöyle diyor;Kelime-i tevhidi bütünen söyleyenlerin, durumu biraz sakat ama imanın esaslarından olmadığı ve kabirde sorulacak sorular arasında da olmadığına göre onları, neden din dışı sayayım ki diyor.

Kabirde, "nebin kim diye sorulacak" diyor. Peygamberin kim?, Resülün kim? diye sorulacak demiyor.Kelime-i Tevhid'den 'Muhammedün Resûlullah' kısmını çıkartmalarının nedeni bu olsa gerek.Nebi sorulacak diyor.

Nebi nedir? Nebi, kendinden önce gelen Resulün dinini tebliğ eden peygamberdir. Yeni din getirmeyip, önceki dine davet eden peygamberlere Nebi denir. Her resul, nebidir; fakat her nebi resul değildir. Hz. Muhammed'e Kitap verildiğine göre, hem Nebi hem Resül'dür. Nebi, resülün dinini tebliğ eden olduğuna ve Hz. Muhammed'den son peygamber olduğuna göre neden nbin kim diye sorulsun. Hz. Muhammed tüm insanlara, alemlere gönderilmiş Peygamberdir.Tüm varlık ona iman etmek zorundadır.(Peygamberlere iman).

Hz. Muhammed, 'şehirlerin anasını' uyarmak için gönderildiğine ve tüm insanların, teknolojinin verdiği olanaklarla bundan haberdar olduğuna göre, neden kabirde nebin kim diye sorulsun. Şu anda Dünya da hiç kimsenin Nebim şudur deme hakkı ve izni yok.Çünkü kendisine vayh ile bir kitap verilmiş. Kendisine tebliğ edilen "kemale ermiş dini" yayması da emredilmiştir.
   
  ALLAH KURAN'I KERİM'DE ŞÖYLE BUYURUYOR..
  5 - MAİDE...........3. ... Küfre batmış olanlar bugün dininizden ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun! bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı/Allah'a teslim olmayı seçtim...

33 - AHZAB........40. Muhammed, sizin adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir. Ama Allah'ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkiyle bilendir.

3 - ALİ İMRAN...144. Muhammed bir resulden başkası değildir. Ondan önce de resuller gelip geçmiştir. Şimdi o ölse yahut öldürülse ökçeleriniz üzerine gerisin geri mi döneceksiniz! İki ökçesi üzerine geri dönen, Allah'a hiçbir şekilde zarar veremez. Allah, şükredenleri ödüllendirecektir.
   
  Peki Fethullah Gülen, bizleri bunlarda semavi din, bunlarda İbrahimi din dediği bu dinlerden birine mi davet edecek yoksa 'ortaya yapılan', Ortada Buluşalımın ürünü olan, yeni/karma bir dine mi?. Özellikle Kelim-i Tevhidi eksik söylemekte direnmesinin nedeni ne olabilir. Hz. Muhammed'en önceki bir peygamberi, lanse etme niyetimi var. Yoksa Nebi adayımı, yoksa adaylar mı var? Nebi, kitap verilmeyen ve önceki peygamberlere gelen dine davet eden olduğuna göre hangi dine davet edileceğiz bakalım?
   
  Fethullah Gülen, yazıya devam ediyor..
  ... 70li yıllardan beri beni ve hizmetimizi yakın plana alan ve yakaladığı her fırsatı değerlendirerek gam­mazlayan, hatta devlet ricalini iğfal eden ve bir gazetede sahibi olduğu sütunu çoğunlukla bunlara ayıran bir yazar bir gün "Lâ ilahe illallah, Muhammedün Resûlullah" dese inanın bana, o gün benim için bayram olur. O şahsın bana yıllardan beri durmadan, usanmadan, yılmadan düşmanlık yapmasını hiç önemsemeden onu bağrıma basarım. Evet, önemli olan o zâtın Allah ile arasındaki düşmanlığı aşabilmesi ve O'na yakın olabilmesidir."
   
  Bakın yine kendisi Kelime-i Tevhid'i söylemiyor. Kendisi ile çok uğraşan bir yazarı adres gösteriyor. Yazara verdiği öğütü tutupta niçin kendisi söylemiyor. Bugüne kadar ben duydum diyen yok. Herkesin üzerinde mutabık kaldığı, Kelime-i Tevhid'i eksik söylediği. Kendisi de biliyor eleştirileri, sayfalar dolusu yazı yazıyor ama bütünen söylemiyor. Sayısız kasetler yapıp yayınlatıyor. Toplumun, şüphesini gidermek için bir kaset yapıp bağıra, bağıra (isterse ağlıyarak) söylersin olur biter.
   
  Aynı yazıdan bir örnek daha, bu sefer içine yabancılar da dahil edilmiş ama sonuç yine aynı..
  ....Batı alemindeki ferdî hâdiselerle başlayan, yani James Jean, Eddington, Einstein gibi kimselerin dine yönelişi, şimdilerde kitlevî hüviyet kazanmak üzere.. fakat ben ne kadar arzu ederdim, 'Lâ ilahe illallah' diyen bu insanlar 'Muhammedun Resûlullah' desin ve tam kurtuluşa ersin! Mesela, Jean deli gibi aşık bir insan. Ama Muhammedi vapura binememiş. Eddington, astro-fizikçi. Devasa bir kamet. James Jean Pakistanlı bir dostundan 'Allah'tan hakkıyla korkan âlim kullardır.' (Fâtır Sûresi, 35/28) âyetini duyunca "Bu başka değil, bu bir Allah kelâmı' itirafında bulunur; bulunur ama bu Hazreti Peygamberi de ikrar anlamına gelir mi?
   
  Yarım Kelime-i Tevhidin yeterli olmadığını, onu deyimi ile Hz. Muhammed'in vapuruna binmek için, tam olarak söylenmesi gerektiğini söylüyor. Ama kendisi inatla bütünen söylememekte direniyor. Bütünen söyleyenleride, din kardeşi kabul ederim diye de açık açık belirtiyor.
   
  ALLAH KURAN'I KERİM'DE ŞÖYLE BUYURUYOR..
  2 - BAKARA........44.Siz Kitabı okuduğunuz halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?
  3 - ALİ İMRAN.....78. Onlardan bir grup var ki, Kitapta olmayan bir şeyi, siz Kitaptan sanasınız diye dillerini Kitapla eğip bükerler ve: "O, Allâh katındandır." derler. Oysa o, Allâh katından değildir. Bile bile Allah'a karşı yalan söylerler.
  40 - MÜ'MİN........56. Allah'ın âyetleri hakkında, kendilerine gelmiş bir delilleri olmaksızın tartışanlar var ya, onların kalplerinde ancak bir büyüklük taslama vardır. Onlar, tasladıkları büyüklüğe asla ulaşmazlar. Sen Allah'a sığın. Şüphesiz O hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
   
  Diyalog dedikleri şey sadece kendi aralarındaki antlaşmalardan ibaret.

"Dünya barış adası" olacak demek "herkes bize itaat edecek, çatlak sesler yok edilecek demektir. İşgaller ve zulumler bu aşamanın başladığını göstermektedir. Onların barış ve özgürlük demeleri, sadece kibirlerini tatminden ibarettir.

" Bu kadar da yumuşak yüreklilik yapıp, hoşgörülü olmak, barış için yırtınmak iyi değildir" diyerek, verdikleri zararı görmemezliğe gelmek içindir.

Fethullah Gülen 4-12-2001 yılında kaleme alınan ve 3-11-2006 yılında güncellendiği belirtilen yazısında; kendilerinden, olmayanların başına gelenleri nasıl değerlendiriyorlar. Barış, anlayış, hoşgörü nasıl birdenbire yok oluyor bakın..Hani cenazeye katılan yakınların bir çoğu siyah, kapkara gözlükler takarlar, ağlamadıkları, üzülmedikleri belli olmasın diye.

"Bu durumda devletin emniyetiyle ilgili güçler, karşılarında bütünüyle bir sol hareket varken ve devleti yıkmaya yönelik hareket ve eylemler tamamen soldan gelir sağdan gelen cılız mukabeleleri bahane edip hakem pozisyonuna giriyordu. Halbuki onlar solun hedefi durumunda bulunuyorlardı. Bir kısım emniyet ve diğer güç mensupları ise zaten sol ile dirsek teması içindeydi. Nitekim daha sonra Ziverbey soruşturması bütün bu hakikatleri ortaya çıkaracaktı................"

."...............Devam ediyor... Tağmaç 27 Mayıs sol güdümlü bir harekettir. 12 Mart da öyle olsun isteniyordu. Fakat ihtilale beş kala hadiseye el koyan Memduh Tağmaç ve arkadaşları muhtıranın macerasını birilerinin güdümünden kurtardı. Ondan böyle bir atak beklemeyen solcular ne yapacaklarını şaşırdılar. Onlarda görülen 12 Mart aleyhtarlığı, biraz da yetişemediğine ekşi diyenin durumu gibi bir tavır. Eğer 9 Mart'ta yapılmak istenen harekata mani olunmasaydı, yapılacak ihtilal çok başka olacak ve 'Devrim Anayasası' adıyla hazırlanan taslak yürürlüğe girecek, Türkiye isim olarak olmasa bile sistem olarak tam bir komünist ülke haline getirilecekti... Bu solcu güçler ve onların akıl hocalığını yapan devrimbaz sivillerin ortak arzusuydu. Nitekim Ziverbey soruşturmasında hepsinin maskesi düşmüş ve menfur düşünceleri bir bir ortaya çıkmıştır. "
   
  Hafızalardan silinmeyen o işkenceler, kendi görüşünde olmayanların/ kendilerinden olmayanların uğradıkları bir felaket olmasından dolayı, Fethullah Gülen'i mutlu etmiş sanırım. Kendisini dine adamış, Hoşgörü, barış, diyalog, Barış adası gibi, reklam spotları ile kendisini tanıtan bir adamın, Ziverbey'de yaşananlar için, 'kamu oyu önünde' bundan daha ağır cümleler kurması beklenemez.
   
  KELİME-İ TEVHİD
   
  PEYGAMBERİ İNKAR EDENLER
   
  Durumu, şu cümleler ile kotarmaya çalışıyor.
"12 Mart, bir ihtilal ve darbe değildir. Hükümeti belli konularda uyaran bir ikazdır. Elbette askeri olması yönüyle tasvip edilemez. Hür iradeyi güç kullanmak suretiyle dize getirmenin tasvip edilmesi mümkün değildir de ondan.Fakat, çok daha kötü bir hareketi önlemesi bakımından bu harekete iyimser bakmak mümkündür. Yani, kötüdür ama çok daha kötüye göre o kadar kötü değildir."

Korsede taksa, karnını içede çekse, yinede kiloları olduğu gibi meydanda. Suratlardaki / ağızlardaki o yayılma, diyalog korsesinin verdiği acıdan. Hoşgörü, gülümsemesi değil. Sık dişini_sırası gelince, korsesinin yan etkileri o görüntüler. Boyun bükmek, gülümsemek, mütevazi davranmak ta korsenin yan etkileri arasındadır.

Lafın etrafında dolaşmak, adetten olsun diye kınar pozisyonu almak, 'barış havariliklerine' düşecek, gölgeyi önlemek amaçlıdır. Barışa inananlar; Ziverbey köşkündekiler kim olursa olsun İŞKENCEYİ DESTEKLER, tavırlar almamalıdırlar.

İnsanlık dışı faaliyetler hoş görülemez. Hele bu kişi, dini biz biliyoruz, bizden öğrenin, din budur diyen, biri ise bu tavrı asla kabul edilemez. Demek ki; Ziverbey köşkünde, İlhan Selçuk'un "o menfur düşüncelerini" tam ortaya dökmediğini veya Ziverbey'cilerin döktüremediği kanaatına vardılar ki; bu seferde, Ergenokon'culardan ilan edildi.
   
  Erzurumlu, Kırkıncı Hoca'nın öğretisi/nasihatı
  13-14 yaşlarında ders aldığı ve kendisini 16 yaşında Risale-i Nur ile tanıştıran, Hocası Kırkıncı Hoca'nın öğretisini tam olarak uygulamak bu olsa gerek. Kırkıncı Hoca şöyle diyor./nasihat veriyor " Yumuşaklıktaki kuvvet sertlikte yoktur",
   
  Pavlus yaptığı/dediği gibi "Herkes ile herkes olmak"
  1Korintler 9:20 Yahudiler'i kazanmak için Yahudiler'e Yahudi gibi davrandım. Kendim Kutsal Yasa'nın denetimi altında olmadığım halde, Yasa altında olanları kazanmak için onlara Yasa altındaymışım gibi davrandım.
1Korintler 9:21 Tanrı'nın Yasası'na sahip olmayan biri değilim, Mesih'in Yasası altındayım. Buna karşın, Yasa'ya sahip olmayanları kazanmak için Yasa'ya sahip değilmişim gibi davrandım.
1Korintler 9:22 Güçsüzleri kazanmak için onlarla güçsüz oldum. Ne yapıp yapıp bazılarını kurtarmak için herkesle her şey oldu
   
  Ziverbey'e böyle bakan Fethullah Gülen'in idamlara bakışı nasıldır derseniz onuda kendi sözleri ile örnekleyelim. (Küçük Dünyam'daki kendi anlatımından.......Yazılma tarihi:...05.12.2001...... Son Güncelleme ..03.11.2006 )

"Edirne'ye ait unutamadığım hatıralardan biri de iki idamda ruhanî reislik yapmış olmamdır." diyor ve anlatıyor..
   
 
   
  "Bunlardan ilki 1959 senesinde oldu. Benim Edirne'de ilk senemdi. Üç Şerefeli Camiinde imamlık yapıyordum. Bir gün biri geldi ve 'Gani Bey seni istiyor' dedi. Gani bey hâkimdi. Ben kendisine bazı kitaplar vermiştim. İlk önce endişe ettim. Ve yanına bu endişe ile gittim. Bana: 'Bir idamlık var. Seni Ruhani Reis olarak bulundurmaya karar verdik.' dedi.

Esasen HASSAS BİR İNSANIM. Böyle bir teklife 'Evet' demem mümkün değil. Ancak daha önceki endişem çıkmayınca ben gayri ihtiyarî olumlu cevap verdim. Beni tanıyıp İTİMAT ettikleri için çağırdıklarını söylediler."

"Eskiden idamlar millete ibret olsun diye açıkta yapılırdı. İhtilalden sonra açıkta idamı kaldırdılar. Gece beni gelip aldılar. Arabaya binip hapishaneye gittik. İdamlığın adı Rasim Dik'di. Hücreye girdik.Elleri bağlıydı. Herhalde saldırmasın diye bağlamışlar."

ATAKTÜRK'Ü, bilinçli olarak ATATÜRK olarak teleffuz edip, "SARHOŞ ATATÜRK GELECEK" dedi YALANI ile ALKOLİKLİK > ATATÜRK çağrışımlı SAMAN KAFALILARINA HİTAP EDEN ALTIN NESİLLERİNE / KENDİLERİNE YARAŞIR ÇAMUR...

"İdam kararının Mecliste tasdik edildiğini daha önce gazeteden öğrenmiş ve şoke olmuş. Konuştukları hep hezeyan.. Ne anlattıysam dinlemedi. Devamlı olarak: 'Atatürk gelecek ve eve gideceğiz.' diyordu...."

".....Anlatan kim olursa olsun, bu manzaranın dehşetini dile getiremez...Simsiyah kesilmişti. Rasim'in dili bir karış dışarıya sarktı. Ertesi gün öğle vaktine kadar da ceset orada asılı kaldı.."

İdam edilmiş kimsenin görüntüsünün anlatılmakla ifade edilemiyeceğini söyleyen "Esasen hassas bir insanım" diye kendini tanımlayan Fethullah Gülen, meşhur olmasından ve ikinci kez yine kendisinin, idama çağrılmış olmasından, (o dehşet verici görüntülerini tekrar, seyredecek olmasından) son derece övünç ve mutluluk duyuyor ki; çağrılışındaki duygularını şöyle ifade ediyor.

"Artık MEŞHUR OLDUĞUMDAN ikinci idama yine beni çağırdılar. O zaman dışarıda asmak yasaklanmıştı. Herhalde teşhirin faydasız olduğunu onlar da görmüşlerdi. İkinci idamlığın adı Mehmed'di. Ona Memo diyorlardı." Sanki idama götürülecek olan o değil de bendim. Aradan seneler geçmesine rağmen hatırladıkça bu hicranı yaşarım. Mehmed'e çok acımıştım.

İlk idam edilen Rasim Dik'in sürekli " 'ATATÜRK gelecek ve eve gideceğiz.' dediğini söylüyor. Rasim Dik'in ağzından çıktığı söylenen "ATATÜRK gelecek eve gideceğiz" sözü, Derviş, zikir ve fikir ilişkisinden ibarettir. Rasim Dik'in söylediğini değil, YAYMAK İSTEDİKLERİ ÇAMURU sözü yazmış olsa gerek.

Rasim Dik'e, idam edileceğini haber veren, onunla röportaj yapan, o zamanın Edirne Milliyet gazetesi muhabiri olan aynı zamanda yerel gazete çıkaran, belediye başkanlığı da yapan Ali Rıza ATAKTÜRK. olsa gerek. Edirne'de caddeye ismi verilmiş olan Ali Rıza ATAKTÜRK. Hapisane ve Hücre yaşamından dolayı Alkolikliğinden eser kalmamış olan, Rasim Dik'e "geleceğim, senin için çalışıyorum" diyen, ona moral yükleyen Milliyet gazetesi muhabiri Ali Rıza ATAKTÜRK.

   
  ataktürk 
   
  HENGAMELERİ ATLATABİLMESİNE RÜYALARI BÜYÜK DESTEK OLMUŞ
Fethullah Gülen yazısını, rüyasına giren efendimiz dediği yaşamı boyunca sık, sık rüyasına giren, Hz. Muhammed'in desteklemesi..

"....Fakat oraya geçmeden önce bu hadiselerle münasebeti bakımından gördüğüm bir rüyayı anlatayım:
Ben Kestanepazarı'ndan ayrılınca, Güzelyalı'da bir camide İmam Hatip ve Yüksek İslam Enstitüsü talebeleriyle hadis okumaya başladık. Dersler ikindiden sonra olduğu için de iştirak fazla oluyordu.

Bu dersler bir müddet devam etti. Son gün bir rüya gördüm. Rüyamda ben bu camide ikindi namazı kıldırıyorum. Sağ tarafıma selam verince baktım ki, Efendimiz de orada bulunuyor. Ancak mübarek yüzü yağmur yüklü bulut gibi dopdolu.. Ben içimden 'Acaba Efendimiz'i üzen bir şey mi oldu' diye geçiriyorum ve uyanmışım.
Bu rüyayı gördükten sonra bir daha o camide hadis dersi yapmamız mümkün olmadı. Anladım ki, Efendimizin mahzun olmasının manası buymuş."

ŞUNU MERAK EDİYORUM; Hadis okuyamadığı için rüyasına üzgün bir şekilde giren, Fethullah Gülen'in tekrar hadis okuyamayacağı için " mübarek yüzü yağmur yüklü bulut gibi dopdolu" olarak gördüm dediği Hz. Muhammed, acaba Kelime-i Tevhid de isminin geçmediğini gördüğü zaman, Fethullah Gülen'e nasıl davrandı acaba?

"Kelime-i Tevhid de Hz. Muhammed'in ismi geçmesi şart değil" dedikten sonra bir daha rüyasına girdi mi acaba?
"İllaki, Hz. Muhammed'e inanmak gerekmez, herhangi bir peygambere de tabii olunarak imanlı olunabilir" dediği zaman, Fethullah Gülen'le ilişkisini kesmiş olabilir mi ?

Hele, hele diyalog çalışmaları için Kur'an'ı Kerim'den bazı ayetlerin geçersizliğini ilan edip, "bugünkü kitaplara uyanlar cennetliktir" fevasını verdiği zaman rüyalarında neler denildiğini de merak ediyorum..

YUKARIDA SAYILANLARI YAPARKEN HİÇ HZ. MUHAMMED'E KARŞI SUÇLULUK DUYDU MU ACABA?

Hayatlarının her devrini; basan hafakanlar ve 7 başlı ejderhalarla tanımladığı vesveseler ile geçirenler, gördükleri rüyalar ile kendilerinin ilahi ve vazgeçilmez olduğunu vurguluyanlar, sürekli efendiler ve bir takım yerlerden haberler aldıklarını öne sürenler, kendilerinde ulaşılmaz ilahi güçler olduğunu kabul ederler ve edilmesini isterler.

Kendilerini ispatlamak ve irtibatta olduklarını mutlu etmek için, sürekli artan güç gösterisinde de bulunmaktan geri durmazlar.  

Evlenmemesinin sebeplerinden biri olarak, arkadaşının gördüğü rüyayı öne sürüyor, Rüyada Peygamber "eğer evlenirse cenazesine gelmem" diye haber gönderiyor. (Peygamber tanımı ona ait. Hangi peygamber olduğunu söylemiyor. kendisini ben peygemberim diyenin kimliğini vermiyor.)
   
  DİYOLOG KONUSUNA DEVAM
  İşte yayın organlarındaki kapaktan göndermeler. On ay içinde antlaşma işaretleri ve Medeniyetlerin buluşması. Toplumlar mı anlaştı, yoksa patronlar mı? On ay içinde neler değişti. Hint ata sözü "Üstte, Filler tepişirken, altta çimler ezilir".
   
  PATRİK VE FETHULLAH GÜLEN
   
  Misyonlarının, kendilerinden başka inanaç şahiplerine karşı, kendilerine inanmayanlara karşı,mücadele etmek olacağını, ilan etmemişlermiydi.?. Örneklemek gerekirse;Bize karşı inançsız olanlar kimlerdir, şunlar, bunlar, onlardır. Onlara göre, inançsız olanlar kimlerdir? Bizler, şunlar, bunlardır.

Demekki; inançsızlara karşı ittifak demek; 'bizden olmayanlara yaşam hakkı yok' demektir.Bu ittifakı göze almış olanlar, herşeyi peşinen kabul etmiş olanlardır,'kendilerinin de içinde olduğu bizlerden' nasıl ayrılacaklarını veya uymayanları nasıl yola getireceklerini hesap etmiş olanlardır. Onlardan olmayı kabul edenler, kendilerinden bir çok şeyide unutmak/değiştirmek/yok saymak zorunda olduklarını bilenlerdir.
   
  PAPA'YA MEKTUP
   
  Örnek bu defa, uğrunda talebeler yetiştirdikleri Said Nursi'den. Diyalog görüşmelerine ilk el veren, lider Papa'ya mektup yazan, Ortodoks lider 268.Patrik Athenagoras, ile görüşen görüşme sonucu patriğin gizli müslüman olduğunu ilan eden Bedüllzaman Said Nursi'den

268.Patrik Athenagoras, Milli Mücadele yıllarında Anadolu'daki Rum azınlıkları kışkırtmak üzere kurulan MAVRİ MİRA teşkilatının kurucusudur. Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan öncede bu ülkenin düşmanı olan, görev gereği Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmuştur..Said Nursi tarafından, müslüman olduğu ilan edilen bu zat , yaşamı boyunca, ortodoks inancını yaymaya, müslümanlığı engellemeye çalışmış, diğer gizli müslüman olduğu öne sürülenler gibi kiliseden ebedi yolculuğuna uğurlanmıştır.

Hıristiyan mezhepler arasındaki; 'sapkın din' suçlaması ile ilan edilen karşılıklı Afaroz'u, 900 yıldır sürdürenler, kimbilir müslümanlık için neler düşünüyorlardır ama düşünceleri içinde asla müslüman olmak yoktur. Müslüman oldu ilanları, bizlere çok pahalıya malolmuştur. İnsanları imandan uzaklaştırmanın, onlarla işbirliği yapmanın en kolay yolu," onlarda esasında bizlerden" kandırmacası ile zahmetsizce ilerler.
   
  Şehidlik kavramı, kökten değiştirilmiş,artık din için şaadet için savaşmanın anlamsızlığı ortaya koyulmuştur.İman olarak müslüman olma şartıda kaldırılmıştır. Artık savaşlar toprak için olacaktır. Allah bizimle diye güvenmek yoktur. Çünkü Allah'ın en büyük ödüllerinden biri olan Cennet; eğer 15 yaşından küçükseler, dinleri ne olursa, olsun onların olacaktır (dikkat edin şefeat gibi Allah'ın ödül olarak verdiği en büyük mükafat olan Cennet'e gönderme yetkisi de Said Nursi tarafından, Allah'ın iradesinden uzaklaştırılmış/alınmış oluyor.).

Eğer masum iseler, yani diyalogcu ise bu savaşta ölüm onu, Cehennemden koruyabilir diyor. Savaş gereği adam öldürmüş, korkutmuş, sorguya çekmiş olabilirler. Bunlar masumluğa engel değil. Engel olsa idi, masum yerine, adam öldürmemiş olanlar derdi. (Afganistan'da, Irakta ki askerler, iyi niyetle, masumca öldürdüler ise başka bir çatışmada ölürlerse, Cennete gitme ihtimalleri var.)
   
  Kastamonu Lahikası, Sayfa 79
O musibet-i semaviyeden ve beşerin zalim kısmının cinayetinin neticesi olarak gelen felâketten vefat eden ve perişan olanlar, eğer on beş yaşına kadar olanlar ise, ne dinde olursa olsun şehit hükmündedir. Müslümanlar gibi büyük mükâfât-ı maneviyeleri, o musibeti hiçe indirir.

On beşinden yukarı olanlar, eğer masum ve mazlum ise, mükâfâtı büyüktür, belki onu Cehennemden kurtarır.
Çünkü ahirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye (a.s.m.) bir lâkaytlık perdesi gelmiş. Ve madem ahirzamanda Hazret-i İsâ’nın (a.s.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslamiyetle omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa’ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir. Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zayıflar, müstebit büyük zalimlerin cebir ve şiddetleri altında musibet çekiyorlar.

Elbette o musibet onlar hakkında medeniyetin sefahetinden ve küfranından ve felsefenin dalâletinden ve küfründen gelen günahlara keffaret olmakla beraber, yüz derece onlara kârdır diye hakikatten haber aldım, Cenab-ı Erhamürrâhîmine hadsiz şükrettim. Ve o elîm elem ve şefkatten teselli buldum.
   
  Kısaca insanlara diyorla ki; "onlar sizin ülkelerinizi işgal edebilir, sizlerden toprakta isteyebilir, unutmayın ki onlar diyalog gerçekleştiğinde/Mesih geldiğinde sizlerle omuz omuza çarpışacaklar/ aynı safta yer alacaklar, idealleriniz aynı olacak. Şehadet derseniz, iman derseniz onlarda, artık anlamsız kavramlar haline geldi, Çünkü hepinize Cennet (sözü verdim (S.Nursi sözü).

İbadetlerinizin, dualarınızın, sevap kazanma çabalarınızın, Allah rızası için yaptığınız iyiliklerin, hayırların amacı Ahiret yaşamınızda, ödüllenmek değilmi idi? Eğer Ahiret ödülü söz konusu olmasa yan gelir yatardınız. Ohalde bu düşmanlık niye, karşı koymak niye, nasıl olsa ödüller aynı, sizler diyaloğa uyun, ödülünüzü alın.
   
  SONRA, SONRASI FOTOĞRAFTA GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ. RESMİ KORTEJ NEZARETİNDE, ZAFER İLANI..
  Haçı Camiye soktu zafer işaretini de yaptı.
  PAPA VE ZAFERİ
  Papa'nın Zaferini ilan edip, ölümsüzleştirdiği an. Belgelendirdiği an. Papa'nın, Camide müslümanlar gibi kıyamda, durduğunu sanıp sevindik/sandırıp sevindirdiler.İşin gerçeği öyle olabilir mi? Asla olamaz çünkü; Papa, Müslümanlar gibi kıyam'ı kurallarına uygun olarak yaparsa, kendi dininden çıkmış olur. Zaten dinden çıkmadığını da; yaptığı eylemin / duruşun, esasında "Müslümanlar ve Müslümanlıkla dalga geçmek olduğunu", "Diyalog sürecinde bu tip ara gazlarının gerekli olduğunu" o zafer işareti ve yüz ifadesi ile" onaylayıp, belgelettiriyor.
   
  DAHA SONRA....
  PATRİK VE ZAMAN GAZETESİ
   
  DAHA DA SONRA...
  bartholomeos milliyet
   
  ÇOK ÖNCELERİ VE ŞİMDİLERDE..... DİYALOG BAŞLANGICINDA VE DİYALOG SAFHASINDA...
  patrik Athenagoras
  DİYALOG VE ORTADA BULUŞALIM PROJESİNİN GELİŞİMİ/MACERASI ONLARIN, AĞIZLARINDAN BÖYLE, GERÇEKLEŞİYOR.
   
  ALLAH, KURAN'I KERİM'DE, ŞÖYLE BUYURUYOR.
  47 - MUHAMMED.26. Bu böyledir. Çünkü onlar, Allâh'ın indirdiğinden hoşlanmayanlara: "Bazı hususlarda size itâ'at edeceğiz" dediler. Oysa Allâh, onların gizlediklerini biliyor.
05 - MAİDE..........52. Kalblerinde hastalık bulunanların: "Bize bir felâket gelmesinden korkuyoruz!" diyerek onların arasına koştuklarını görürsün. Belki Allâh fetih ya da kendi katından bir iş getirir de onlar, içlerinde gizlediklerine pişman olurlar.
05 - MAİDE..........51. Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları gönül dostları edinmeyin. Onlar birbirlerinin gönül dostlarıdır. Sizden kim onları gönül dostu edinirse o, onlardandır. Allah, zalimler toplumunu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.

Fethullah Gülen'in, bahsettiği Barış adasını, (Onlar için barış sadece kendi sözlerinin geçtiği, kayıtsız şartsız itaatin olduğu ortamdır) oluşturacak olanlar, o altın nesil diye tanıtılanlar mı? Yoksa onlar, oluşturulmak istenen o, kayıtsız şartsız itaat eden, verileni alan, düşünceden yoksun 'alt nesil mi'?

Hoca Efendilerinin, verdiği derse bile iğreti tutunanlar, ilişenler, hayatın / yaşamın neresinde yer edinecekler. Medrese yaşamından daha da kötü davranışları benimseyip, oluşturdukları o, ortamlarda 'derslerini ezber edinenler', ancak emredileni yaparlar, sadece yönetilirler, belki bir yerlerde, yönlendirme/denetleme aracı olarak kullanılabilirler. Zihniyetleri medrese havasında olanlar, Şömine kenarlarına ilişerek (not almadan, soru sormadan) feyz almaya çalışanlara, ancak "dersini almışta, ediyor ezber" denir.

   
  SİTELERİNDEN BİR FOTOĞRAF. (Tanımlamalar tamamen onlara aittir.)
  hoca efendi dersi
   
  Böyle zihniyet iğretilğine sahip olanlardan, hiç birşey beklenemez, hiç birşey de olmaz. Bunu ben demiyorum. Fethullah Gülen söylüyor. Ne dediğini bilen hiç boşa konuşmayan, onların tanımı ile Hocaefendi söylüyor. Kapısında, röportaj için gazetecilerin sıra beklediği,(kaset madurunu bile, adamına arattırarak sevince boğan), erişilmez, ulaşılmaz insan söylüyor.Tolga Tanış'ın haberinden okuyalım.

Sizden bir şey olmaz Hüriyet gazetesi 29-11-2009
Kampta yaşları 25-35 arası, ilahiyat mezunu, 5 de öğrenci var. Gülen, bu öğrencilere yakın zamana kadar düzenli ders veriyormuş. Çalışanlardan biri, “Son 1-2 yıldır artık ders vermiyor” dedi. Niye, dedim. Sinirlenmiş çünkü. “Hocaefendi tanımadıklarına bir şey demez ama sevdiği insanlara kızabilir. Onlara da kızdı. Sizden bir şey olmaz deyip, azarladı” dedi. Etrafındakilerle ilişkisi çok mesafeli. Kimse soru soramıyor. Konuşabilmek için de ancak onun bir şey demesini bekliyorlar. Hiç yakınlık kurmaz mı, dedim birine. Çocuklar nasıl diye sorduğu oluyormuş arada. Saygı mı, korku mu, bilmiyorum.

   
  Tolaga tanış F.gülen evi
   
   
  İşte dinler arası diyalog bunun gibi bir şey. Senaristler tarafından yazılmış bir metinden hareketle, kurulmuş sahnede kuklacı tarafından sahnelenen bir oyun. Gördüklerimiz sadece oyunun dekorları, ve havuçları. Yol haritası dedikleri, toplumların maruz kalacakları kan ve gözyaşı etapları.Kuklacı hep aynı yerde. Onun yol haritasına ihtiyacı yok. Çünkü onun yol katetmeye de ihtiyacı yok. O, yol toplumların kat edeceği merhalelerle ilgilidir.
   
  Dinler arası diyaloğun Allah'ın indirdiğine ne kadar uzak olduğuna bir örnek daha. Yine , Fethullah Gülen'den.
  FETHULLAH GÜLEN'İN ODASINI, GÖREN İLK KADIN OLAN, NURİYE AKMAN'IN RÖPORTAJINDAN...
  NURİYE AKMAN
   
  NURİYE AKMAN F.GÜLEN
   
  F.GÜLEN NURİYE AKMAN
   
  NURİYE AKMAN YECÜC ve MECÜCLERİ
   
  Bu fotoğraflara bakan her göz, ne gördüğünü anlamadan, bilinç altlarına bu garibetleri / ucubeleri depolaması için gönderecek.BÖYLELİKLE YECÜC VE MECÜCLER, BİLİNÇ ALTLARINDA YERLERİNİ ALMIŞ OLACAK.

Belki bir parmak sesine kadar, pasif kalacak. İster pasif kalsın, ister aktifleşsin, kişinin berrak bir düşünce ortamına sahip olmasını önleyecek, düşünce kaynaklarını/ortamını kirletecek, düşünce mekanizmasını ağırlaştıracak, düşünce kanallarını tıkayacak. Düşünceleri, negatif duygular içinde, kaos ortamında oluşturulmasını sağlayacak, ancak eşleştiği görüntüler geldiğinde pozitifliğe izin verecek.
   
  Karma karşık desenler, ikonlar, beyinleri düşünce ve algılama kaosuna sokan, .Sade ve yalın görünümler altında, garibetler, ucubeler.
Beyin, şekilleri ve çevreyi algılama ile uğraşmakta, deposundaki bilgiler ile karşılaştıracak. Eşleştirebilirse yeni bir itaatkar, eşleştiremez ise intahara kadar, giden kaos dolu bir yaşam.

Her ikisinden kurtaranlar içinse, olumlamacılar, kuantumcular, astrologlar, koçlar, pin kodcular, falcılar, büyücüler, otcular ve şifacılar önce boşaltmak daha sonra kendi ucubelerini doldurmak için 7/24 hizmete hazır beklemekte..
   
  MERAK ETTİM TAŞITLARDA MİDE BULANTISI NEDEN OLUR DİYE?

Taşıtlarda miğde bulanması; üç duyarganın aralarındaki anlaşmazlığından/sekronize olamamasından olurmuş.Bu organlar;
1- Görüntü gözlemcisi gözler
2-İşitmeden sorumlu dış kulak
3-Dengeden sorumlu iç kulak imiş...

Bu duyargaların, olayları/eylemleri, algılama farklılıkları (yorum farkı) yuzünden, kişide Miğde bulantısı oluşurmuş..
Dış kulak ses duymayıp(izole edilmiş ortamlarda), beyne sinyal göndermese bile, iç kulağın içindeki, denge sıvısı çalkalanır beyne hareket (halinde olunduğu) sinyali gönderirmiş.

Hareket halindeki araçta; (özellikle kitap/gazete okunurken) taşıt içine bakılarak, gözler vasıtası ile hareketsizlik sinyali gönderilse de,(harflerde; görüntü eşiği (aşmayan)1/20 sn aralığı içinde kaymalar olsa bile) Orta kulak sıvısı sarsıntıyı algılar, beyne hareket sinyali gönderirmiş.
İşte bu iki sinyal arasındaki uyumsuzluk mide bulantısı yapmaya yeterli oluyormuş.
Gerekli, tecrübeyi kazanan, oluşturduğu algılama şablonlarını arşivleyen beyinlerde bu sorun asgariye iner veya yok olurmuş..

BİR BAŞKA MEREK KONUSUDA; SEL SULARI, BAKANLARI İÇİNE DOĞRU NEDEN ÇEKER / ÇEKİYORMUŞ HİSSİ VERİR.?
Sel sularında da benzer şeyler olurmuş. Sel sularının baş dönmesi yapması, içine çekiyor hissi vermeside buna benzer nedenler ile olurmuş. Gözler, hareket halindeki sürekli değişken dalgaları algılayıp beyne gönderir, görüntüyü beyin, ne gördüğümüzü algılamamızdan 1/20 sn önce biliyordur/kayıt etmiştir. Beyin, birkaç metre öndedir. Göz ise birkaç metre geride.Beynin her gördüğünü algılasaydık/bilseydik belki görmemiz gereken herşeyi algılamak yaşamımızı altüst edebilirdi. Tıpkı tüm frekanslardaki seslerin duyulduğunda, yaşamın dayanılmaz olacağı gibi..
   
  DİNLERARASI DİYALOG/DİNLER ARASI BİRLİK, ESASINDA OLMAYAN, 'DUA'YA AMİN DEDİRTİRME' ÇALIŞMASIDIR.
  BİLMEM ANLATABİLDİM Mİ?
Bilinç altlarına kartvizitlerini bırakıyorlar. Ucubelerini depoluyorlar. Bilinçlere dipnot bırakıyorlar. Düşünme yollarını tıkıyorlar. Onlar yecüc ve mecücleri beyinlere pompalıyorlar. Toplum içinde yer edinebilmek tutunabilmek inandırabilmek için bunu sürekli yapıyorlar.
Kabus gibi, karabasan gibi toplumların üzerine çöküyorlar.

Düşünemeyen, kendisini, sürekli baskı altında hisseden, panik atak, depresif davranışlar sergileyen, kendine olan güvenini yitirmiş, sürekli talimatnameler, standartlar ve yönlendiriciye ihtiyaç duyan, ilk fırsatta kendisine yaşam koçu, içsel temizliyici, olumlamacı, kuantumcu edinen, pin kodunun ve yıldızların kendisine söylediklerini araştıran,hatayı kendisine takılan isimlerde arayan, asıl suçun doğum tarihinde olduğunu kabul eden, renklerle, taşlarla kurtuluşa ereceğini zanneden, asosyal yaşama yönelen, toplumsal olmaktansa, bireysel olmayı amaçlayan, başkalarının çektiği sıkıntıları kendisine teselli kaynağı edinen, bunalıma düşen, hatta intihar etmeyi kurtuluş olarak gören, bir toplum, ancak bu yöntenlerle elde edilebilir.

Onlar için sonsuz barışı sağlamak toplumları zombileştirmekten geçiyor. Efendilerinin her hareketini, kendileri için lütuf sayan, karşı koyma ve savunma mekanizmaları yok edilmiş, her türlü cezayı barışın gereği sayan, yaşamsal faaliyetleri denetlenen, barkodlanmış, kömün (sürü) yaşamı ancak böyle sağlanır. Düşünmeyen, itaat eden bireyler topluluğu.
   
  Peki Fethullah Gülen bu konuda ne diyor. 'Küçük Dünyam' adlı eserinde..
  "Vesveseye esas teşkil edecek hususlann doğmaması için, çok iyi beyin yıkamanın lüzumuna inanıyorum. Baştan vesvese hiç doğmamalı. Veya doğarken hemen ölmeli. Bu mevzuda insanlar şartlandırılmalı. İman şartlandırma demek değildir. Fakat imandan sonra bu şartlandırma mutlaka yapılmalıdır. Ferdler, inanca ters olan düşüncelere zerre kadar dahi ihtimal vermemeliler. Her ferd böyle şartlandırılmalıdır. Ve ben bunun lüzumuna inanıyorum..." diyor.
   
  Unutmayın her dinin mensupları kendi kurallarına, inançlarına ve düşüncelerine uyanlara İmanlı der.. Burada kastedilen İMAN, kendilerinin onayladığı inançlar olsa gerek.Budistin Budiste,Hıristiyanın Hıristiyana, Yahudinin Yahudiye,...dediği gibi..
   
  YECÜC VE MECÜCLER
   
  EĞRİLMİŞ ODUNLARI, KARTLAŞMIŞ ODUNLARI, DALLANMIŞ BUDAKLANMIŞ ODUNLARI İŞLEMELERİ ZOR OLDUĞUNDAN DOLAYI HİÇ İSTEMEZLER.
  Bu nedenle Kuran kursları adı altında bulundukları faaliyetlere katılma yaşlarını küçülttükce küçültmek isterler. Bu nedenlerden dolayı, ailelerinden koparılmış beyinleri daha iyi işleyebilsinler diye. Aynı şehirde, hatta aynı mahallede oturanları, yatılı okullara alırlar ki tam bir tecrit içinde yetiştirebilsinler.
   
  İşçilik az olsun diye, ellerini uzanabileceği yerler için, genç taze, işlenmesi kolay beyinler gerekir, "Efendime, düzgün odunlar taşıyorum" diyenin taşıdığı aslında;genç, yönlendirilmemiş, işlenmemiş, herhangi bir kalıba girmemiş, körpecik beyinlerdi.
   
  ALLAH KURAN'ı KERİM'de;
  111 - TEBBET...... 1. Ebuleheb'in iki eli kurusun (yok olsun o); zaten yok oldu ya.
111 - TEBBET...... 2. Ne malı, ne de kazandığı onu (Allâh'ın kahrından) kurtaramadı.
111 - TEBBET...... 3. Alevli bir ateşe girecektir (o).
111 - TEBBET...... 4. Karısı da, odun hamalı olarak.
   
  OYSA, ALLAH CEHENNEM YAKITININ; TAŞLAR VE İNSANLAR ODUĞUNU BİLDİRİYOR.
  21 - ENBİYA........98.Hiç şüphesiz siz ve Allah’tan başka kulluk ettikleriniz cehennem odunusunuz. ..........................
66 - TAHRÎM.........6. Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.........................
2 - BAKARA........24.Eğer yapamazsanız -ki asla yapamayacaksınız- korkun o ateşten ki yakıtı insanlarla taşlardır. ...................
3 - ALİ İMRAN.....10. Şüphesiz, inkâr edenlere, ne malları, ne de evlatları Allah’a karşı hiçbir fayda sağlar. Onlar ateşin yakıtıdırlar.
   
  Cehennemin yakıtı İnsanlar ve taşlar olduğuna göre, Ebuleheb'in karısı, ATEŞE NE TAŞIYOR/Taşıyacak olabilir.? Demek ki, Efendiye taşınan odun değil, aslında körpecik beyinlerdi.
  Eserlerinden bunu anlamak mümkün, (Yunus Emre Divânı, sayfa 94.)
  “Azrâil ne kişi durur kasd idebile cânuma
Ben onun kasdını gine kendiye zindan eyleyem.”
Anlamı şu; “Azrâil kim oluyor benim canımı alacak, ben onun 'kasdını' kendisine zindan ederim.”

“Ya Cebreil kim ola hükm ide benüm âhuma,
Yüzbin Cebreil gibiyi bir demde perrân eyleyem.”
Anlamı;“Cebrail kim oluyor benim sözüme hükmetsin, benim sözüme karşı vahiy getirsin, yüz bin Cebraili bir anda uçururum, yok ederim.” iddiasında bulunuyor.
   
  ALLAH KURAN'ı KERİM'de;
  2 - BAKARA........98. Her kim Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mîkâil'e düşman olursa bilsin ki, Allah da inkar edenlerin düşmanıdır.
   
  Allah'ın meleklerini hiçe sayan bir görüş, elbetteki görüşünün kabulu için genç körpecik beyinleri toplayıp, düşünceleri iğfal etme yolunu saçecektir. Kartlaşmış, Kuran'ı okumuş (yada okumamış), kendisine bir hayat görüşü benimsemiş düşünce yada insanı eğip bükmek elbette daha fazla emek gerektirir.

Düşünceleri,düşünenlere kabul ettirmek için önce kendi düşüncelerinizi, doğru temeller üzerine oturtmak, sağlam/tutarlı kanıtlar, edinmek zorundasınız. Allah'ın hakkında hiç bir delil indirmediği şeyleri, bu falanca efendinin söylemidir, falanca kitapta yazıyor diye kabul ettiremessiniz. Ticari, siyasi, makam mevki, çıkar nedeni ile öyle gözükseler bile, sağlam bir takipci olamazlar. Sürekli beslenmek ve desteklenmek isterler. Hep ver, ver derler.
   
  Örnek Yine Vakit gazetesi yazarı, Ali Eren'den;
 
"`Profesörün sıkıntısı yüzüne yansımıştı. Diğer profesör arkadaşına; `Bir gün kızımın karşıma geçip, `Baba, ben Hıristiyan oldum` diyeceği 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi` dedi. Üstelik kızı İmam Hatip mezunuydu. Profesör arkadaşından, kızıyla konuşup ikna etmesini istedi. Kıza ilk soru, `Neden Hıristiyan olduğu?` sorusuydu. Kızın cevabı, Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü söylemiyle birebir örtüşüyordu. Kızcağız, tıpkı diyalogcular gibi, `Hıristiyanlar da cennete girecek diyen sizsiniz. La ilahe illallah diyen herkesin mutlaka cennete gireceğini söylüyorsunuz` dedikten sonra, `O zaman niye Hıristiyan olmayayım? Hıristiyanlık, İslama göre çok daha kolay bir din. Başörtü mecburiyeti yok, 5 vakit namaz zorunluluğu yok. Haftada bir kiliseye gitmek yeterli. Sonunda cennete gireceksem neden kolay olanını tercih etmeyeyim."`

Ali Eren, Tempo dergisinde ki bir röportajdan da örnek veriyor.
"Yakın zamanda yaşanmış bu olaydan, Tempo`nun son sayısında Ankara Presbiteryen Kilisesi Başpapazı ile yapılmış ilginç bir röportaja geçelim. Başpapaz Yavuz (Kapusuz) Bey, Hıristiyanlığa dönüş hikayesini anlatırken ilginç şeyler söylüyor. Önce ateistmiş Yavuz Bey. Sonra Fethullah Hoca cemaati ile tanışıp Nurcu oluyor.Bir süre sonra Fethullah Hoca cemaatine yakın bir başka gruba giriyor. (Bu grubun ismini vermiyor) Grubun liderinin Hz. İsa ile ilgili söyledikleri dikkatini çekiyor. Kendi kendine Hz. İsa`yı araştırmaya başlıyor. Bu arada Turgut Üçal`la tanışıyor. Turgut Üçal da İstanbul Presbiteryen Kilisesi Başpastoru. İlginçtir. O da Fethullah Hoca cemaatinden ayrılıp Hıristiyan olanlardan. Nihayetinde, Yavuz Bey de, ateistlikten Nurculuğa, Nurculuktan başpapazlığa geçiş yapıyor."

"Bu iki ilginç olay, belki iyi niyetle yapılan Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü`nün sonuçlarını göstermek açısından dikkat çekicidir. Ama sizce de, `Amantü`de birleşmekten, İbrahim`in dininde buluşmaktan` bahseden ve `Yok aslında birbirimizden farkımız` diyen Diyalog ve Hoşgörü söyleminde bir tuhaflık yok mu?` Değerli okuyucular, bu yazı bana ait değil; 29 Mart Salı 2005 tarihli Milli Gazete`den, Mustafa Kurtaş ile Mustafa Yılmaz`ın köşesinden iktibas edildi. Köşede bir de fotoğraf var. "

Resimaltı yazısı şöyle: Ateistti Nurcu oldu; şimdi başpastor... (Pastor, kilise ayini yöneten papaz demek) 1.7.2004`te, benzer bir hadiseyi ben de yazmıştım. Şiddetli tepkiler geldi. `Buyrun canlı şahidiyle isbat edeyim` dediğim halde, tek kişi bunun isbatını isteyememişti. Neyse geldi geçti. .... diye, olayı aktarıyor Ali Eren..
   
  YİNE AYNI RESİMDEN DEVAM EDELİM. RESMİN ORJİNALLERİ, YUKARIDA BELİRTİLEN SİTELERDEDİR.
  F.GÜLEN RÖPORTAJ3
   
  F.GÜLEN RÖPORTAJ2
   
  F.GÜLEN RÖPORTAJ1
   
  F.GÜLEN RÖPORTAJ
   
  KENDİLERİDE,İNANMIYORLAR.. İNANMADIKLARI, HAYALLERİNİN, HAYALLERİNE, KENDİLERİNİ İNANDIRABİLMEK İÇİN, BAŞKALARINI KANDIRMAYA ÇALIŞIYORLAR. "DEMEK Kİ DOĞRUYMUŞ" DİYEBİLMEK İÇİN. ('Kendi yalanına, kendisi kanar' sözü gibi) ALLAH'ım herkes de öyle düşünüyor diyebilmek için.
   
  Onlar da biliyorlar kendilerinin Allah yolunda olmadığını, gördükleri düşü allayıp, pullayıp anlattıklarını ....
İnanmış olsalar, mücadelelerini açık ve net, saf, arınmış, olarak ortaya çıkıp, haktan korkup, temiz ve adil olarak, yapmazlar mıydı.?
   
  ALLAH, KURAN'I KERİM'DE, ŞÖYLE BUYURUYOR.
  11 - HUD............. 5.Dikkatle bakın! Onlar O'ndan gizlenmek için göğüslerini bükerler. Dikkat edin! Onlar giysileriyle sarılıp sarmaladıkları zaman da O, onların gizlemekte olduklarını da açığa vurduklarını da bilmektedir. Çünkü O, göğüslerin içini çok iyi bilendir.

16 - NAHL.......... 92. Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi yaparak, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah bununla sizi ancak imtihan eder. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır.

22 - HAC........... 46.Yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı ki, kalpleri olsun da onunla akıllarını çalıştırsınlar, kulakları olsun da onlarla duysunlar. Şu bir gerçek ki, kafadaki gözler kör olmaz ama göğüslerin içindeki gönüller körleşir.

60 - MÜMTEHİNE...1. Ey iman sahipleri! Düşmanımı ve düşmanınızı dostlar yerine tutmayın! Onlar, size Hak'tan geleni inkâr ettikleri, Rabbiniz Allah'a inandığınız için Peygamber'i ve sizi yurdunuzdan çıkardıkları halde, siz onlara sevgi sunuyorsunuz Benim yolumda gayret sarf etmek, benim hoşnutluğumu kazanmak için seferber olduğunuz halde, içinizde onlara sevgi gizliyorsunuz. Sizin gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da en iyi ben bilirim. Sizden kim bunu yaparsa denge yolundan sapmış olur.
   
 

Bol miktarda uçuracak mürit gerekir. Kurbanlar kucağa gelsin diye, mürşidi olmayanın, mürşidi şeytan demişlerdir ..
Tuzakları kurup, tenekeye de vurmuşlardır. Tuzaklara takılsınlar da 'bizim' olsunlar diye..
Etrafa, ışıklar saçılmış, ışığa gelsinler diye..Işık gözlere tutulur ki etrafında olanları ve ışıkcının gerçek yüzünü göremesinler. Tıpkı ışıkla bıldırcın avı gibi.
Bu nedenle, atayacakları Mesih'in tanıdık gelmesi gerekiyor. İnanmalı toplumlar, secde etmeliler kuklacının oynattığına.

Kendileri de korku içindeler ya, ALLAH gerçekten Hz.İsa gönderirse diye.Bu nedenle Allah'ın Hz.İsa'ya verdiği, izniyle ölüyü diriltme, izniyle hastaları iyileştirme, izniyle evlerde olanları bilme mucizelerini, geleceğini iddia ettikleri Mesih'e değil, 'Yahudi'lerin uydurdukları' Deccal diye bir 'sanal varlığa' vermişlerdir.Hz. İsa'nın, çamurdan, kuş görünümünde yaptığı şeylere de Allah can vermiştir. Bu mucizeleri, sanal Deccal'in göstereceğini yaymışlardır ki, Allah Hz. İsayı gönderirse hemen yalanlansın ve yok edilmenin yolları aransın.

Daha önceleri sürekli yaptıkları gibi.Böylece bir çoğu deccaliyet (onların tanımı ile) görevlerini, anti-deccalist davranışlarla aleni olarak sürdürebilmektedir. Allah ile aldatmakta, peşlerine kitleleri takarak sürüklemektedirler.
İsraliyet uydurması olan Deccal'e atfedilen bu rivayetlere, İslam dünyasının kanaat önderleri de destek vermişlerdir.

Tanımladıkları (Atayacakları) Mesih ise iyilerin (onlara göre kendilerinin ait olduğu grup) başına geçecek ve Argemeddon denilen yerde kötülerin ordusunu yenecek. Hiç mucizesi olmayan ama kalabalık, birbirini her hal ve şartta destekleyen bir ordu. Başlarında ise atama bir mesih. Tıpkı Firavun ve ordusu gibi.

Korkuyorlar çünkü; Allah, eğer bir mesih gönderirise, insanların yapamayacağı mücizelerle gönderecektir. Hz. Musa'nın mucizeleri gibi. Büyücüleri secde ettiren mucizeler.
Tüm bu uydurmalar; Allah, bir mesih gönderir korkusu yüzünden.Herşeye hazırlıklı olmak adına . Dünya ve Yaşam zaten onların ihtirasları/doymazlıkları nedei ile, uçurumun kenarında. Din birliği sağlayacağız, orjin din oluşturacağız diyenler, insanları dinden imandan uzaklaştıranların, 'ta kendileri'.

   
  DİKKAT EDİN, ARTIK "HZ.MUHAMMED, MEHDİ OLARAK GELECEK" DEMİYORLAR.
  Mehdi de Müslümanların başında, Mesih'in ordusu ile birlikte iyilere karşı savaşacak. Mehdi kim olacak, ona kesin bir karar veremediler. İlk anlatımlarda, Hz. Muhammed gelecek, ordunun başına geçecek, zaferden sonra, Hz İsa onun imamlığında namaza duracak, rivayetinde idi.

Mesih'i kesinlikle Hırıstiyanlara ve Yahudilere kaptırdıktan, dolayısı ile 'hiçliği kabulendikten' sonra, içe/müritlere/cemaat üyelerine yönelik "Mehdi gelecek" propagandalarında, Hz. Muhammed gelecek demekten vaz geçtiler.Çünkü kendilerine hiç makam kalmıyordu. En babayiğitleri, "Mesih esasında bizden, emir gereği/şimdilik kimliğini gizli tutuyor" teranesi ile mürütlerini, kandıracaktır.
   
  Şimdilerde herbiri mehdilik mücadelesi içinde. Mehdi aday adayı konumunda. Herbiri, hizip kitapları olarak benimsedikleri, zübürlerindeki tarifelerle, puan kazanmaya, üstünlük sağlamaya çalışıyor. Hatta TV tartışmaları, TV programları yapanları bile var. Kim bilir? belki yakında, beyaz eşya dağıtmaya da başlarlar.
Kim kimin tarifine göre, mehdiyim der ise o, ancak o kitabın sahibinin Mehdisi olabilir. Allah'ın indirdiği Kuran'ı Kerim de böyle bir mevzuu yok.
   
  YILLARCA ZİHNİMİZDE YER EDEN, BİR POSTER RESİMLE; 1979'dan İTİBAREN 'BİLİNÇ ALTLARIMIZA...'., DİYEREK BİR ÖRNEK DAHA YAPALIM.
  SIZINTI 30. YIL
  "MERHAMETİN YOK DİYELİM NEFSİNE,
MERHAMET ETMEZMİSİN EVLADINA?"
......M.A. Ersoy
   
  SIZINTI AĞLAYAN ÇOCUK
   
  Resmin üzerinde yazan İstiklal Marşının yazarı, Mehmet Akif Ersoy' a ait bu mısralara katılmamamak, hatta yüksek sesle tekrar etmemek mümkün mü?
"MERHAMETİN YOK DİYELİM NEFSİNE, MERHAMET ETMEZMİSİN EVLADINA?"
   
  SON YORUM,ONLARIN YAZDIKLARINDAN VE GÖRÜNTÜLERİNDEN ..
  YAZILARLA BAŞARILARININ İZAHATI, AŞAĞIDA OKUDUĞUNUZ GİBİ.
GÖRÜNTÜLERDEN ANLAŞILAN, BULUNDUKLARI YERİN ANAHTARI İSE; 'ALLAH İLE ALDATMAK'
   
  SIZINTI FETHULLAH GÜLEN
   
  TANITIM FİLMİNDEN ÖRNEK İÇİN, ALTTAKİ BAĞLANTIYI KULLANABİLİRSİNİZ
  DİYALOG GÜVERCİNİ
   
  BUKADAR LAF ETTİK ÜLKE BAYRAK SEVGİSİ NEDİR DERSENİZ...İşte size Yine STV'den örnek. Kaynak: STV HABER JENERİĞİ..
  STV ASKER
   
  STV BAYRAK
   
  DİYALOG  BAYRAK
   
  DETAY İÇİN, ALTTAKİ BAĞLANTIYI KULLANABİLİRSİNİZ
  BAYRAK TAHRİBATI
   
      UÇAN ŞAKİRELER/BACAKSIZLAR.................ALTIN NESİL ÜRETİMİ
  SIZINTI DERGİSİ HATIRLATTI... BU KADARI DA FAZLA DEDİRTEN BİR UYGULAMA . POCONO GAZETESİNDEN CİFTLİK HABERİ
 

MEHMET AKİF ERSOY'DAN
'UYAN' ŞİRİNDEN BİR BÖLÜM..

Baksana kim boynu bükük aglayan.
Hakki hayatindir senin ey müslüman,
Kurtar artik o biçareyi Allah için.
Artik ölüm uykularindan uyan.

Bunca zamandir uyudun kanmadin,
Çekmedigin çile kalmadi, uslanmadin.
Çignediler yurdunu baştan başa.
Sen yine bir kerre kimildanmadin.

Ninni degil dinledigin velvele,
Kükreyerek akmada müstakbele.
Bir ebedi sel ki zamandir adi,
Haydi katil sen de o coşkun sele.

Karşi durulmaz cereyan sine-çak...
Varsa duranlar olur elbet helak.
Dalgalarin anmadan seyrini,
Göz göre girdâba nedir inhimak?

Dehşeti maziyi getir yadina;
Kimse yetişmez yarin imdadina.
Merhametin yok diyelim nefsine;
Merhamet etmez misin evladina?

ŞAKİRE
   
      RESİM, HABER VE YORUMLARA AŞAĞIDAN ULAŞABİLİRSİNİZ
   
  FETHULLAH GÜLEN HABER
   
   
  AMİRAL GEMİSİNDEKİ DURUM NE OLABİLİR...
  TANRI KİM? TANRININ ANASI KİM?
   
  ALLAH, KURAN'I KERİM'DE, ŞÖYLE BUYURUYOR.
  5 - MAİDE.......... 17. Andolsun, “Allah, Meryemoğlu Mesih’dir”, diyenler kesinlikle kâfir oldular. De ki: “Şâyet Allah, Meryemoğlu Mesih’i, onun anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmek istese, Allah’a karşı kim ne yapabilir? Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunan her şeyin hükümranlığı Allah’ındır. Dilediğini yaratır. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.”
  ÖZETLE..
  İSA ANNESİNE," TANRININ ANNESİ" diyenler/kabulünü yapanlar, aynı zamanda Ayette belirtildiği gibi, "TANRI, MERYEMOĞLU MESİHDİR" DİYORLAR
   
  HZ. İSA'mı SÖYLEDİ BEN OĞULUM DİYE?
  5 - MAİDE........ 116. Allah şunu da söyledi: "Ey Meryem oğlu İsa! Allah'ın yanında beni ve annemi de iki tanrı olarak kabul edin diye insanlara sen mi söyledin?" İsa dedi: "Hâşâ! Tespih ederim seni. Hakkım olmayan bir şeyi söylemek benim haddime değildir. Eğer onu söylemişsem sen onu elbette bilirsin. Sen benim içimde olanı bilirsin ama ben senin zatında olanı bilmem. Çünkü sen, evet sen, gaybları çok iyi bilensin!"

5 - MAİDE........ 117. "Onlara, senin bana emrettiğin şu sözden başka bir şey söylemedim: 'Benim Rabbim ve sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' İçlerinde olduğum sürece üzerlerine tanıktım. Sen beni vefat ettirince üzerlerine yalnız sen gözetleyici oldun. Ve sen zaten her şey üzerinde bir Şehîdsin, bir tanıksın."
   
  Ne gökteki, herhangi birşeyle konuşma, nede haber alma konusunda, Allah'tan indirilmiş bir delil, yok olduğu gibi, Meryem oğlu Mesih ve annesini, Allah'ın yanında; tanrı olarak kabul edebilirsiniz diye bir izinde yok. Kendileri çalıp kendileri oynuyorlar denir buna. Son olarakta Mesih atayıp, toplumları ona taptıracaklar. Kendileride adettendir diyip secde edecekler. Tıpkı şimdi ki Tanrı inançları gibi.
   
  TANRI KİM? TANRININ ANASI KİM?
MERYEM ANA KİLİSESİNİN WEB SAYFASINDA; PAPA 2. JOHN PAUL'UN MUCİZELERİ ANLATILIYOR
  Yazı şöyle başlıyor;
1-"Papa John. Paul II nin, Kutsal Ruh tarafından eşlik edilmesi ve TANRI'NIN ANNESİ tarafından korunmuş olması son derece önemlidir. ...... GÖKTEN GELEN BİLDİRİ onu Sarajewo ya gitmemesi ve eğer giderse arabasının patlıyacağına dair uyardı...."

2. Medjugorje şehrinde VİZYON GÖREBİLEN Vicka isimli kadın şöyle dedi. Ben ne zaman bir bildiri alsam, ertesi gün Aziz Papa da tıpkı TANRI'NIN ANNESİ gibi konuşuyor. O’na, ya AYNI GÖRÜNTÜLER GÖRÜNÜYOR, yada AYNI BİLDİRİLERİ alan başka birisi daha var."....Yazı bu şekilde devam ediyor. (Elbette bu, binlerce örnekten sadece biri.Dikkatlice okursanız fazla aranmadan bulabilirsiniz)
   
  Söylenen şu; TANRI'NIN ANNESİ MERYEM İSE O ZAMAN TANRI'DA İSA'DIR.
  MERYEM ANA KİLİSESİ
   
 

KABULLERİNDEKİ TANRI'LARINA ANA ve OĞUL'LUK nispet edenler, 'ALLAH'IN, GÖNDERDİĞİ HANGİ DİN'DENDİR Kİ'?; DİNLER ARASI DİYALOG (ortak noktalar, kabuller) DÜŞÜNÜLEBİLSİN.. Tanrılarına Ana isnat eden ve üstelik,TANRI'NIN ANASI ile irtibat kurduğunu söyleyen, bir dinin lideri ile; İmanın olmazsa olmazlarından, hangisi üzerinde, görüşme teşebbüsünde bulunulabilir.

Budistleri, dinsizleri Müslüman yapıp, ALLAH'A İMAN ETTİREBİLİRSİNİZ AMA "AYNI TANRIYA İNANIYORUZ AMA TANRI BUDUR" DİYENLERİ ASLA. Demek ki, Dinler arası Dyalog'taki, asıl amaç onları Müslüman yapmak değil, resimlerden, demeçlerden, olaylardan anlaşıldığı gibi Müslümanları saptırmak. Siyah renge sıçrayan leke yapıcı pek göze çarpmaz ama beyaza düşen leke yapıcı, o elbiseyi (takva elbisesini), temiz olmaktan çıkarır. çok özenle temizlenmesi gerekir, dokusuna zarar vermeden. .

   
  ALEV ALATLI
   
  PAPA VE TANRI
   
  ALLAH ŞÖYLE BUYURUYOR..
  3 - ALİ İMRAN.....69. Kitap ehlinden bir zümre, sizi bir saptırabilseler diye arzu ettiler. Oysaki onlar, kendilerinden başkasını saptırmazlar. Ama bunu fark etmiyorlar.
3 - ALİ İMRAN.....70. Ey Ehlikitap! Gerçeğe tanık olup durduğunuz halde, Allah'ın ayetlerini neden inkâr ediyorsunuz/Allah'ın ayetlerine neden nankörlük ediyorsunuz?!
3 - ALİ İMRAN.....71. Ey Ehlikitap! Neden hakkı bâtılla kirletiyorsunuz ve bilip durduğunuz halde gerçeği gizliyorsunuz?
3 - ALİ İMRAN.....78. Onlardan bir zümre vardır, aslında Kitap'tan olmayan birşeyi siz Kitap'tan sanasınız diye, dillerini Kitap'la eğip bükerler. O, Allah katında olmadığı halde, "Bu, Allah katındandır." derler. Bilip durdukları halde, Allah hakkında yalan söylerler.
   
  HANGİ DİNDE DİYALOG? ONLARIN SAPLAMAYA ÇALIŞTIKLARI BİR İNANÇLARI VAR AMA BU ASLA; ALLAH'IN, BİZLER İÇİN SEÇTİĞİ DİN OLAN, İSLAM DEĞİL.
   
  TANRI'NIN ANASI ile irtibatta olanlar, "MESİH BUDUR" diyerek, birini ortaya sürecekler. Atanan (Çakma) MESİH'TE, "ORJİN DİNİNİZ BUDUR, İŞTE KİTABINIZ" diyerek hazırlanmış, yeni emirleri içeren kitabı ortaya koyacak. "YOLLARINIZA KATILMAYA GELDİK" diye mektup yazanlar ve İBRAHİM'İ DİNLERİZ masalını ortaya atan, diyalogcular da; "ONLAR, NE SÖYLERLERSE DOĞRUDUR" diye, onay verecekler.
   
  İBRAHİM'İ DİNLER ADI ALTINDA, TOPLUMLARI KANDIRIYORLAR..
  3 - ALİ İMRAN.....65. Ey Ehlikitap! İbrahim hakkında neden çekişiyorsunuz? Tevrat da İncil de ondan sonra indirildi. Hâlâ aklınızı işletmeyecek misiniz?
3 - ALİ İMRAN.....66. İşte siz böyle insanlarsınız! Hakkında biraz bilginiz olan şeyde çekişmeye girdiniz. Peki, hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyde neden tartışmaya giriyorsunuz? Allah bilir ama siz bilmezsiniz.
3 - ALİ İMRAN.....67. İbrahim ne bir Yahudi idi ne de bir Hıristiyan. O, sadece Hanîf bir müslümandı/Allah'a teslim olandı. O müşriklerden değildi.
3 - ALİ İMRAN.....68. Şu bir gerçek ki, insanların İbrahim'e gönülce en yakın olanları, elbette ona uyanlar, bu peygamber, bir de iman sahipleridir. Allah, müminlerin Velî'sidir.
   
  ALLAH BİZLERE SEÇTİĞİ DİNİ ŞÖYLE BİLDİRİYOR.
  5 - MAİDE............ 3. ........ Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı/Allah'a teslim olmayı seçtim. .......
3 - ALİ İMRAN.....19. Allâh katında din, İslâmdır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf aralarındaki aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler.....
   
  GÖKLERLE KONUŞAN BİR PAPA VE PEYGAMBERDEN, ARKADAŞLARI VASITASI İLE VEYA DİREK HABER ALAN BİR HOCA.
  Her ikiside göklerden bir nevi vahiy aldıklarını öne sürüyorlar.Ve her ikisi de bunun, İlahi olduğunun kabulünde. Her ikiside, İlahi kudretin 'YOLLARINI TAYİN ETTİĞİNİ' iddia ediyor.Yani ALLAH'ın, kendisine oğullar isnat edenlere de, eş koşanlara da "sizinle beraberim" dediğini söylüyorlar..

Allah kendisine eş koşulmasını yasakladığı halde kendisine, oğullar, eşler isnat edenlere sizinle birlikteyim diyecek, deli saçması bir inanç. Ancak, edindikleri, atadıkları tanrılarına görevlerini bildirenlerin kabul edebileceği bir görüş.Tanrının, yarattıklarına ihtiyacı olduğu, bir inanç sistemi. Kısaca kendisini, tanrı veya tanrının olmazsa-olmazı, görenlerin görüşü.

Firavun görüşü.Cennete ve cehenneme gidenleri saptama yetkisini kendinde görenler, göğüslerinde büyüttükleri, o tanrıya, görevlerini de hadlerini de bildirirler. Nehirleri kendilerinin akıttığını, Dünyayı kendilerinin yönettiğini sanırlar.
   
  Onlara "En aciz bir sekilde hatta biraz curetle, bu pek kiymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mutevazi yardimlarimizi sunmak icin size geldik" diyerek, onlara katılanlar da "sizinle birlikteyiz" diyorlar. Çünkü onlarda sistemlerini, o fısıltılar ve o görüntüler üzerine kurmuşlar.
   
  Kelime-i Tevhid de, ısrarla anmaktan (ismini söylemekten) kaçındığı Resullah (Hz.Muhammed); Fethullah Gülen'in rüyasına giriyor ve bir daha orada hadis dersi veremiyeceği için ona üzüntü ile bakıyor. Niye üzüntü ile bakıyor?. Kendisinin (Hz. Muhammed) söylediği, %100 kesin olmayan, kendisine (Hz.Muhammed) isnat ettikleri, sözleri okuyamayacağı için üzülüyor.
   
  Yukarıda Kelime-i Tevhid başlığı altında, örneklenerek gösterildiği gibi, Kelime-i Tevhid'de Hz. Muhammed'in ismini geçirmiyor.Onca eleştiri olmasına rağmen lafı dolaştırarak, oralardan buralardan örneklerle, konuyu açıklamaya çalışıyor ama bir türlü " "La ilahe illallah, Muhammedün resulullah " diyemiyor. Parça, parça söylüyor ama bütün olarak söyleyemiyor. Sadece; " "La ilahe illallah" diyebiliyor.
   
  Hz. Muhammed'in izleri, dinler arası diyalog adına, her yerden silinerek, din büyüğü (İslam dininin kurucusu) kanumuna sokulmak isteniyor. Hz. Muhammed'in tebliğ ettiği din başka dinlerle harmanlanıyor, ama bu tüm yapılanlara rağmen, Hz. Muhammed, ısrarla bu organizasyonun liderlerinden olan Fethullah Gülen'in yada arkadaşlarının rüyasından çıkmıyor.Her hal ve şartta, Fethullah Gülen'e haber ulaştırıyor. Mesela, Peygamber arkadaşının rüyasına girip;"eğer evlenirse cenazesine gelmem" diye haber gönderiyor. (Peygamber tanımı yazara ait.) Hangi peygamber olduğunu söylemiyor.
   
  Göğüslerindeki kibre yenilen, mütevazilik maskesi ile örtmeye çalıştığı,o göğüslerine içirilen buzağıları beslemeye çalışanların, tarih boyunca sergiledikleri tutumları bunlar.Her şeyin kendi merkezli olduğunu kabul eden ve bu görüşü çevresindekiler kabul ettirenlerin davranışları. İçinde gizlediği o böbürlenmenin dışa vurumları bu rüya anlatımları.

Her ne yaparsam, yapayım, peygamber yine de bana geliyor. Ben olmazsam, olmaz kibri bu. Üç kibrin/üç benin dışa vurumu bu. İçinde sakladıkları ben, benim, benimle.Tasavvuf ehli Yunus'un deyimi ile "Beni, bende demen bende değilim", "Bir ben vardır bende benden içeri"
   
  Ortak dinde, diyalog/ortada buluşalım projesinde, Hz. Muhammed, 'Resül Peygamber' olarak yer almayacak. Sadece, İslam dinin kurucusu (Aziz gibi, pavlus gibi, Kilise kurucuları gibi, Bahai, Buda gibi) olarak yer alacak. Çünkü Hıristiyanlar Hz. Muhammed'i ve tebliğ ettiği müslümanlığı sapkın olarak görüyorlar. O nedenledir ki; Müslüman Mezhep, tarikat ve cemaatlerde, Kuran'da hiç bir delil olmadığı halde, ısrarla; İsa mesih gelecek kabulu öne sürülüyor.

Hz. Muhammed'i, Allah'ın, kendisine kitap verdiği Peygamber/ Resülü olarak kabul ederlerse, Kuran'ı Kerim'i de bütün olarak kabul etmek ve ona uymak zorunda kalırlar.
   
  Her ikiside yalan söylüyor.Hak'la ilişkisi kalmamış olanlar; kan ve zülüm sergiliyebilmek, kibirlerini tamin edebilmek, taptıkları/ edindikleri tanrılarını mutlu edebilmek için bu yalanları söylüyorlar.Şeytanın, İnsanın var olduğundan beri söylediği, 1 NUMARALI YALANI, "ALLAH BİZİMLE"yalanı söylüyorlar. Kısaca: Şeytanın ve takipcilerinin, 1 NUMARALI VE TEK PLANI; ALLAH İLE ALDATMAK .
   
  ALLAH ŞÖYLE BUYURUYOR..
  34 - SEBE.......... 40. Allah’ın, onları hep birden toplayacağı, sonra da meleklere, “Bunlar mı size ibadet ediyorlardı?” diyeceği günü bir hatırla!
34 - SEBE.......... 41.(Melekler) derler ki: “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar cinlere ibadet ediyorlardı. Onların çoğu cinlere inanıyordu.”
5 - MAİDE.......... 56. Kim Allah’ı, onun peygamberini ve inananları dost edinirse bilsin ki şüphesiz Allah taraftarları galiplerin ta kendileridir.
5 - MAİDE.......... 57. Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve öteki kâfirleri dost edinmeyin. Eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının.
2 - BAKARA......113. Yahûdiler: "Hıristiyanlar, bir temel üzerinde değiller," dediler. Hıristiyanlar da: "Yahûdiler bir temel üzerinde değiller," dediler. Oysa hepsi de Kitabı okuyorlar. Bilmeyenler de tıpkı onların dedikleri gibi demişlerdi. Artık Allâh, ayrılığa düştükleri şey hakkında, kıyâmet günü aralarında hüküm verecektir.
5 - MAİDE.......... 18. Yahûdiler ve hıristiyanlar; "Biz Allâh'ın oğulları ve sevgilileriyiz." dediler. De ki: "O halde niçin günâhlarınızdan ötürü (Allâh) size azâbediyor?" Hayır, siz de O'nun yaratıklarından birer insansınız. O dilediğini bağışlar, dilediğine azâbeder. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan herşeyin mülkü Allâh'ındır. Dönüş de O'nadır.
   
  Bunlar, birbirlerini din dışı ilan edip, aforoz ediyorlar, sonra afarozu kaldırma kararı veriyorlar.
Dinleri birleştirelim adına İbrahimi dinler koyalım, kitabı da işte şudur diyelim diyorlar.
Kitap ve dinin kabulu kolaylştırmak için bir de mesih ilan edelim diyorlar.,
Dışarıdan biri de; "beni de alın beni de" diye kapılarına dayanıyor
Aldığımız, tüm kararları" tanrı adına onaylayalım", "bu kararlar, bizim ortak kararlarımızdır notu ile tanrıya bildirelim" diyorlar
   
  BARTHOLOMEOS
   
  Allah adına (1 numaralı yalan) yapıyoruz diye; Konseyler, konsiller, kurullar, oluşturup, önce tanrılarını saptıyorlar, sonra tanrısal güçler yükledikleri birilerini atıyorlar, daha sonrada bir araya gelip tanrının yetki ve salahiyetlerini düzenliyorlar.Düzenleme bittikten sonra, içlerinden, yardımcı tanrılar, erenler, sözcüler, evliyalar, azizler, azizeler, şeyhler, kutuplar, kanaat önderleri, efendiler...vs ilan ediyorlar

Evcilik, Kovboyculuk oyunu gibi; bunlarda tanrıcılık oynuyorlar. "Sen tanrı vekili ol, ben de sana katılayım, sonra eline bir kitap verdiğimiz birini atayalım." ..tarzı ile din uydurma çalışmalarına, 'Tanrıcılık oyunundan' başka isim bulmak mümkün değil.

Eğer, kafamıza göre Kitap saptama, din uydurma hakkımız olsa idi Allah, sayısını bilmediğimiz peygamberi göndermezdi.Kafanıza göre takılın, paşa keyfinize göre de bir kitap yazıp ona uyun derdi.HAK'IN OLMADIĞI, HAK'TAN OLANIN GEÇERLİ OLMADIĞI BİR DÜZEN
   
  ALLAH ŞÖYLE BUYURUYOR..
  10 - YUNUS........32. İşte bu Allah'tır sizin Hak Rabbiniz. Hak'tan sonra, sapıklıktan başka ne kalır ki? Peki, nasıl oluyor da yüz geri döndürülüyorsunuz?
10 - YUNUS........33. Bu, budur! Rabbinin yoldan çıkanlar hakkındaki, "Onlar iman etmezler!" sözü gerçekleşmiştir.
10 - YUNUS........34. De ki: "Ortak tuttuklarınız içinde, yaratışa başlayan, sonra, yarattığını çevirip bir daha yaratan kim var?" De ki: "Allah! Yaratışı başlatır, sonra onu çevirip yeniden yaratır. O halde nasıl oluyor da başka bir yöne döndürülüyorsunuz?"
10 - YUNUS........35. Şunu da söyle: "Ortak tuttuklarınızdan kim var hakka götüren?" De ki: "Allah götürür hakka. Hakka götürebilen mi izlenmeye daha layıktır yoksa kılavuzlanmadıkça yolu bulamayan mı? Peki, ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz siz?"
10 - YUNUS........36. Onların çoğu sanıdan başka bir şeyin ardınca gitmiyor. Doğrusu da şu ki sanı, haktan hiçbir şey ifade etmez. Allah, onların yaptıklarını iyice bilmektedir.
10 - YUNUS........37. Bu Kur'an, Allah'ın berisinden birilerince yalan isnatlarla oluşturulmuş değildir. O, kendinden öncekinin tasdiki ve Kitap'ın ayrıntılı kılınmasıdır. Kuşku ve çelişme yoktur onda. Âlemlerin Rabbi'ndendir o.
   
  Hak; haketmek, değildir.Hak edilmiş olsa da, hakkı da olsa, bir şeyi elde etmek her zaman 'hak', olmayabilir. Herhangi bir şey sizin hakkınız olabilir (Miras gibi). Karşınızdakine hayat hakkı bırakmadan, onu elde etmekte, kendinizi haklı görebilirsiniz ama o elde etme HAK'tan olamayabilir. Hak'kaniyet taşımaz.Su bahçenizden çıkıyor olabilir. Onu kullanma hakkı da sizin olabilir ama suyu "benindir diye" kesip ekinleri ve insanları susuzluktan kırmak ne Hak'tandır,nede Hakkaniyet taşır.

Hak; hukukun ana temel taşıdır
. Hukuk olmadan kanunlarla hükmetmek gibi.Her şey kanunlara uygun olabilir ama hukuka, hak ve özgürlükler aykırı olabilir. Onun için bazıları vicdan özgürlüğünden bahseder, hak ve hukuk der.

Kırmızı giymek yasak dersiniz, kırmızı giyenleri cezalandırırsınız.Onlardan ceza almanız hakkınızdır da. Kanunlar bu duruma evet der, diğer renkleri kayırmış olsada herşey kanunidir. Kırmızıyı sevenlere ise HAKsızlıktır.
   
  ALLAH ŞÖYLE BUYURUYOR..
  10 - YUNUS........32. İşte bu Allah'tır sizin Hak Rabbiniz. Hak'tan sonra, sapıklıktan başka ne kalır ki? Peki, nasıl oluyor da yüz geri döndürülüyorsunuz?
2 - BAKARA......165. İnsanlar arasında Allah'ı bırakıp da ona ortak koşanlar vardır. Onları, Allah'ı severcesine severler. Mü'minlerin Allah'a olan sevgisi daha güçlü bir sevgidir. Zulmedenler azaba uğrayacakları zaman bütün kuvvetin Allah'ın olduğunu ve Allah'ın azabının pek şiddetli olduğunu bir bilselerdi
   
  Buradan hareketle...Kafanıza göre; din 'bu' olabilir, size göre; ibadet şekilleri 'şöyle' olabilir, hizip kitabınızda 'şunlar' yazabilir, hatta iş, aş, makamlar verdiğiniz insanlardan ona uyulmasını, saygı gösterilmesini bekleyebilirsiniz. Eğer bu istekleri mi yerine getirmezseniz, sağladığım imkanları, unutun deme hakkını da kendinizde görebilirsiniz. Kendinize tanıdığınız bu haklar, size göre hakkınız olabilir ama HAK ve HAK'tan olmayabilir.
   
  Peygamberlerimiz de Allah'tan aldıkları Vahiy gereğince, İnsanlara HAK'tan geleni, HAK adına tebliğ etmişlerdir. Hakkı gözetmişlerdir.
   
  ALLAH ŞÖYLE BUYURUYOR..
  5 - MAİDE.......... 48. Sana da Kitap'ı hak olarak indirdik. Kitap'tan onun yanında bulunanı tasdikleyici ve onu denetleyip güvenilirliğini sağlayıcı olarak... O halde onlar arasında Allah'ın indirdiğiyle hükmet, Hak'tan sana gelenden uzaklaşıp onların keyiflerine uyma...........
5 - MAİDE.......... 49.Sen de aralarında, Allah'ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Dikkat et de Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmından seni uzaklaştırıp fitneye düşürmesinler. Eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah onları bazı günahları yüzünden belaya çarptırmak istiyor.............
   
  Son tebliğ KURAN'I KERİM sığınağımız, rehberimiz ve rahmet kaynağımız, bizlere şeref ve onur kaynağı..
  18 - KEHF.......... 27. Rabbinin Kitabı'ndan sana vahyedileni oku; O'nun sözlerini değiştirecek yoktur. O'ndan başka sığınılacak bir kimse de bulamazsın.
54 - KAMER........17. Yemin olsun ki, biz, Kur'an'ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?!
20 - TAHA......... 113. Böylece biz onu, Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda korkulacak şeyleri türlü şekillerde açıkladık; umulur ki korkup-sakınırlar ya da onlar için düşünme (yeteneğini) oluşturur.
39 - ZÜMER........27. Andolsun, öğüt alsınlar diye biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali verdik.
39 - ZÜMER........28. Biz onu, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye hiçbir eğriliği bulunmayan Arapça bir Kur’an olarak indirdik.
41 - FUSSİLET......3. Bilen bir toplum için âyetleri açıklanmış, Arapça okunan bir Kitaptır.
   
  109 - KÂFİRÛN......1. De ki: "Ey nankör kâfirler!
109 - KÂFİRÛN......2. Kulluk etmem sizin kulluk ettiğinize.
109 - KÂFİRÛN......3. Siz de ibadet etmezsiniz benim ibadet ettiğime.
109 - KÂFİRÛN......4. Kul değilim sizin taptığınıza,
109 - KÂFİRÛN......5. Ve ibadet edenler değilsiniz benim ibadet ettiğime.
109 - KÂFİRÛN......6.Sizin dininiz size, benim dinim bana!"
   
  AMİRAL GEMİLERİNİN; CEPHANELERİ NELER VE NELERE SIĞINIYORLAR..
  Onların; sığındıkları, medet umdukları, sihrini/mucizesini bekledikleri, güç umdukları ve dayanak yaptıkları şey , ellerinde sımsıkı tuttuları.
Bizler ise onların, yok etmek istedikleri/ yüz çevirdikleri, dinin sahibi olan, (din olarak bizlere islamı seçen) ve gücüne nihayet olmayan, Alemlerin Rabbi Allah'a sığınıyoruz.

Onlar hala Hz.Musa'nın büyücü olduğunu ve asasının sihirli olduğunu düşünüyorlar. Ellerindeki asaların da, o mahretleri göstermesini umuyorlar ve o beklenti ile teselli buluyorlar. Her birinin asası kendisine özgü ki; kendilerine ait olanlar başkalarına gitmesin. (Pist ışığı gibi).

Oysa, Hz.Musa'nın asası sihirli değildi (Allah Resüllerinin sihirbaz olmadığını defalarca belirtiyor.) Allah "ol" dedi ve oldu. Hz. Musa; toplumundaki liderliğini pekiştirsin, saygı duyulan ve sözü dinlenen biri olsun diye, olaylara Hz. Musa vesile kılınmıştır. Allah'ın dışında, onun bilgisi dışında ne olabilir.

Elbette içimizden, alemler efsanelerine inanıpta, haçın altına sığınanlar da azımsanmayacak sayıda.
Papa, Peygamberine Hz.Muhammed'e, hakarette etse kişiliklerini ortaya koyamadan duramayan tipler elbette var .HAÇ'ın patronunu protesto etmesi gerekirken, birde ayağına kadar gidip hediye sunuyorlar. Papa her halde az yaptım diye düşünüyordur.
   
  PAPA, HAÇ ASA ŞAMDAN
   
  ALLAH, KURAN'I KERİM'DE, ŞÖYLE BUYURUYOR.
  39 - ZÜMER........67.Allah'ı hakkıyla takdir edemediler. Halbuki bütün yer kıyamet günü O'nun avucundadır. Gökler de kudretiyle dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından münezzeh ve çok yüksektir.
22 - HAC........... 74. Allâh'ı layikıyle gereği gibi bilemediler Allâh kuvvetlidir, üstündür.
   
  Elbette içimizden, şehir efsanelerine inanıp, Allah'ı anlayamayan/kavrayamayan tiplerden, haçın altına sığınanlar da azımsanmayacak sayıda.
   
  DİYALOG (VARLIK BİRLİĞİ PLATFORMU) NEDİR, NE DEĞİLDİR.(PAVLUSCULUK OYUNU)
   
  Mevlana'dan, bir hikaye ile konuyu, özetleyelim... Hikaye Adı:HİNTLİ KÖLENİN AŞKI.... MESNEVİ... KİTAP-6... 245 Beyit ile 315 Beyit arası
   
 
   
  245. Görünüşü cennet ama hakikatte bir cehennem. Üstü güllü nakışlarla bezenmiş bir zehirli yılan.
İnanan kişiye cehennem zarar vermez ama oradan geçmemek daha iyidir ya.
Cehennem ona bir zeval vermez. Vermez ama herhalde cennet, onun için daha hoştur ya.
Ey noksan kişiler, şu gül yüzlülerden sakının. Onlarla konuşmaya kalktınız, düşüp kalkmaya başladınız mı anlarsınız ki onlar cehennemdir.

Bir Hintli köle, efendisinin kızına gizlice âşıkolmuştu .
Kızı, bir ulu adamın oğluna verdiler.
Köle haber alınca hastalandı, yanıp yakılmayabaşladı.
Ne doktor,derdini anlıyordu, ne de onda söylemeye kudret vardı.
Zengin bir adamın Hintli bir kölesi vardı. Onu beslemiş, büyütmüş, Âdeta ölüyken diriltmişti.

  ......
  265. Kendisine öyle temiz ve iyi bir damat seçti ki bütün halkın övündüğü kişiydi o.
Kadınlar onun malı yok, mülkü yok, ululuğu yok, güzel değil, başına buyruk değil dediler.
Adam dedi ki: Onlar dine, zâhitliğe uymuş adamlar. O da yeryüzünde altını olmayan bir define.
Hâsılı armağanlar sunuldu, nişan yapıldı, kumaşlar gönderildi, kızın verileceği ortalığa yayıldı.
Evde küçük bir köle vardı. Bu sıralarda hastalandı, yanıp yakılmaya, eriyip solmaya başladı.
  .............
  (Ara özetleme..) Köle Fereç günden güne erimektedir. Hekimler çare bulamaz. Evin hanımı sevgi ve şefkatle köleye yaklaşır ve kölenin sırrını öğrenir. Kölenin hasta olmasına sebep olan sır, Hanımın hiç hoşuna gitmez.Kocasına durumu iletir.Efendi, karısından sakin olmasını ister." Kızı vereceğimizi söyle" der..
  .......
  295. Ondan sonra sevgilim onun derdini gidermeyi bana bırak sen. Yalnız o ince eleyip sık dokuyan bir kere iyileşsin.
Kadın, o hasta köleye böyle söyleyince öyle ferahladı, öyle kabardı o köle ki âdeta yeryüzüne sığamaz oldu.
Semirdi, gelişti, benzine kan geldi, kırmızı güle döndü, binlerce şükürler etti.
Bazen de, hanımcığım, diyordu, sakın bu bir düzen olmasın!
Efendi, Ferec’i evlendiriyorum diye bir dâvet yaptı, eşini dostunu çağırdı.
   
  300. Gelenler de “Ferec, kutlu olsun” diye onu kandırmaktaydılar.
Ferec, bu sözleri duyunca artık kızı alacağına iyice inandı. Büsbütün iyileşti, hastalığı kökünden geçti gitti.
Ondan sonra gerdek gecesi bir oğlanı kadın kılığına soktular.
Elini, bileğini gelinler gibi kınaladılar. Âdeta ona tavuk gösterip horoz verdiler.
Başını bağladılar, gelinler gibi elbiseler giydirdiler, gürbüz oğlanı kadın kıyafetine sokup koyverdiler.

305. Efendi halvet zamanı derhal mumu üfledi. Hintli köle öyle güçlü kuvvetli bir oğlanla yalnız kaldı.
Oğlan, köleye saldırınca Hintlicik, feryada başladı ama dışarıdaki def gürültüsünden sesini kimse duymuyordu ki.
Def çalması, el çırpması, kadın ve erkeğin naraları, onun sesini boğuyordu.
Oğlan, sabaha kadar o Hintli köleceğizi berbat edip durdu. Köle, âdeta köpeğin önündeki un torbasına döndü.
Sabahleyin tas ve büyük bir bohça getirdiler. Ferec damatlar gibi güvey hamamına gitti.

310. Gitti ama bitkin bir haldeydi. Ardı, külhancıların yırtık peştamalına dönmüştü.
Zavallı hamamdan dönünce efendinin kızı, gelin gibi odaya geçip oturdu.
Anası, köle, kızı gündüzün sınamaya kalkmasın diye oracıkta beklemekteydi.
Köle, bir müddet kinle kıza baktı da sonra ellerinin on parmağını da ona doğru sallayıp dedi ki: Dilerim kimse seninle buluşmasın, senin gibi kötü ve pis bir geline düşmesin.

   
  315. Gündüzün yüzün, kadınlar gibi ter-ü taze, geceleyin çirkin aletin, eşek aletinden beter.
İşte şu âlemin bütün nimetleri, uzaktan pek hoştur ama yaklaştı mı sınamadan ibarettir.
Uzaktan su görünür ,yanına vardın mı görürsün ki serapmış.
O kokmuş bir kocakarıdır ama çok cilvelidir, kendisini yeni bir gelin gibi gösterir.
Sakın onun yüzündeki boyaya aldanma; aman, onun zehirle karışık şerbetini tatmaya kalkışma.
   
  Mevlana'nın kıssadan hissesi;
  İşte bu alemin bütün nimetleri, uzaktan pek hoştur ama yaklaştı mı sınamadan ibarettir. Uzaktan su görünür yanına vardın mı görürsün ki serapmış. O kokmuş bir kocakarıdır ama çok cilvelidir, kendisini yeni bir gelin gibi gösterir. Sakın onun yüzündeki boyaya aldanma; aman, onun zehirle karışık şerbetini tatmaya kalkışma.
   
   
  Kısaca; efendilerinin niyetlerine anlamadan, onların kucağına atlamak telafisi mümkün olmayan durumlara yol açabilir. Hele hele, Örnekte olduğu gibi, ilişkilerden ve ilişkinin aletlerinden, ilişkideki rollerden haberi olmayanların ne işi olabilir bu tür münesebetlerde?. Kölelik/uşaklık, yaptıkları yetmiyormuş gibi, ne diye girerler gerdeğe, ne işleri ver bu tür ittifaklarda?.

Kadının ve erkeğin fizyolojik yapısından haberi olmayan, becerilmesi gerektiğini damatlığın gereği olarak kabul etmiş, ilişkideki yanlışlığı/tersliği görmeyip hoyratlık yerine, yumuşaklık bekleyen damat olmanın alemi yok.
   
  FAZLA SÖZE GEREK VAR MI?