.......ORTAÇAĞ ZİHNİYETİNİN, -TEKNOLOJİYİ KULLANAN- KARANLIK EFENDİLERİ...
   
   
   
   
   
   
  .......PAKET SERVİSLİ, MANŞETTEN GARİBETLER..
   
  CNN VE BAĞLANTILI OLARAK CNBCE, HRANT DİNK HABERİ...
   
 
   
  ZAMAN GAZETESİNİN, H.DİNK'in AYNI KONU İLE İLGİLİ AMACINA UYGUN HABERİ
   
 
   
  CİNAYET MAHALLİNİN, GÖRÜNTÜLERİ ARASINDAKİ FARKLARA BİR GÖZ ATALIM..
   
  FOTOĞRAFLAR, CİNAYET İŞLENDİKTEN SONRA ÇEKİLMİŞ OLSA İDİ, EN AZINDAN ETRAFTA KAN VE LEKELER OLURDU! Cinayet sonrası çekilmiş fotoğraflar da görüldüğü gibi...
   
 
   
 
   
  Uzaktan kamera ile (zum/zoom yapılarak) çekildiğini düşünseniz bile, vitrine son derece yakın duran Hrant Dink'in cansız vucudunu böyle fotoğraflanması, oldukça zor.. Kaplamanın hizasında görülen bordur taşı, fotoğraf karesinde görülmüyor.
Dikkat edilirse, vücudunun gölgesi', vücudu ile paralellik göstererek (vitrin kaplamasında aynı boyutlarda gölge izi yaptığına göre, vücut vitrine çok yakın) vitrin kaplamasında, silüet (bedenin izini) meydana getiriyor.
Kısaca, CNN'de, CNBCE kanalındaki diziden alınarak yayınlanan görüntüler / fotoğraflar, kurgudan / mizansenden ibarettir. Olayın oluşumunu, ortaya koyabilmek için yapılmış, canlandırma tatbikatının görüntüleri olabilir. Kara propagandalar için düzenlenmiş çekim sahnelerinin görüntüleri de olabilir.

Her ne için düzenmiş olursa, olsun; kullanış amaçları tamamen bilinçlere yönelik olarak kullanıldığı kesin. Aşağıdaki fotoğraflarda, bilinçlere yönelik, çalışmaları görecesiniz.
   
 
   
  CNN HABERİ İLE DEVAM EDELİM Amaç Haber yapmak mı? Yoksa; bilinç altlarını doldurmak/düşünceleri dövmek mi bakında karar verin.
   
 
   
 
   
 
   
 
   
 
   
  ZAMAN GAZETESİNİN H.DİNK HABERİNE DEVAM EDELİM. Dink adı kullanılarak, Ucubelerini ve spot manşetlerini bilinçlere not olarak bırakmışlar/bırakıyorlar..
   
 
   
 
   
 
   
 
   
   
 
   
 
   
 
   
  HRANT DİNK'in, "BU ÜLKENİN BAĞRINA SAPLANMIŞ BİR KAMA OLSUN" DİYE ÖLDÜRÜLDÜĞÜ KESİN...... Onun ölmesinden, öldüren kişinin benimsediği iddia edilen (zaman zaman kendisinin de belirttiği) görüşte dahil, Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşları zarar görmüş, itham altında kalmış, 'suçluluk duyguları yüklendirilerek', baskı altına alınmıştır.

Hrant Dink'in katili, onun mensup olduğu zihniyettir. O'da/onlarda biliyordu/tahmin ediyordu, bu ülkeden ses getirecek bir kişinin kat'ledilerek, bir hareketin startının verileceğini. Sonsuza dek kullanabilecekleri, TC.DEVLETİNİ dolayısı ile toplumunu suçlayabilecekleri, baskı altında tutabilecekleri bir kat'ledilmenin olacağını.Üstelik valiliğe çağrılıp bu konuda uyarıldığı da basında haber olarak yer aldı.

TÜRKİYE DEVLETİNİ, DESPOT, SUÇLU, ÖZGÜRLÜK DÜŞMANI İLAN EDEREK, toplumun devletine olan güvenini zayıflatmak, toplumla devlet arasındaki bağlantıyı kesme amacı taşıyan bu girişim için, ülkenin bağrına saplanacak kama (kalıcı kara leke) olarak, Hrant Dink seçildi. Ve böyle bir kat'li yaptılar..
   
 
Direk olarak topluma siz katilsiniz, siz nazi taktikleri uygulayan insanlarsınız, siz soykırımcı insanlarsınız, siz teröristsiniz diyemiyeceklerine göre, önce devlet içi birtakım oluşumlar, çeteler, derin devlet yapılanmaları ortaya atılıyor (bu arada, başlangıçta, bu oluşumlardan olduğunu iddia edenlerde malı götürmüş sona kalanlar ise dona kalmış olur)

DEVLET ALABİLDİĞİNE SUÇLANIR, SANKİ DEVLET YÖNETİLEN DEĞİL KENDİ KENDİNE ORGANİZE OLAN, BİR MAHLUK/BİR GARİBET GİBİ TANITILIR.Halk devletten soğumaya, iddiaların doğru olabileceğini düşünmeye ve beklemeye başlar.Artık devlet, ülke, bayrak sevgisi sesli olarak dile getirilemez olmuştur.Gövdeyi besleyen kökler açığa çıkarılmış, teker teker, bağlantıları kesilmeye başlanmıştır.

TÜRKİYE DEVLETİNİ, DESPOT, SUÇLU, ÖZGÜRLÜK DÜŞMANI İLAN EDEREK, toplumun devletine olan güvenini zayıflatılmış, toplumla devlet arasındaki bağlantılar kesilme durumuna gelmiş, toplum üyeleri devletine mensup olmaktan utanır hale getirilmiştir. Toplum, yeni arayışlar, yapılanmalara sıcak bakmaya başlamıştır.

Bu aşamada asıl hedef olan; toplumun kendisini suçlama dönemi başlayacaktır. Çünkü toplum artık, içe kapanık, yapılanlardan utanan, ben ondanım, bundanım diye kendsine yeni kapılar arar hale gelmiştir.

Kendinden utanan, nefret eden, öteki olmaktan kurtulmak için,onlardan olmaya çalışan toplum yapıları oluşmaya başlamıştır.KKTC' de benzer olaylar yaşanmış, KKTC vatandaşları bir zamanlar katliamlarına maruz kaldıkları, kendilerini küvetlerde kesen diri, diri gömen Rum kesimi pasportu almak için yarışır olmuştur.(ülkenin çoğunluğuda almış) Kendilerini bu zülümden kurtaran TC.Ordusuna da AB GİRİŞİNDE en büyük engel/oyun bozucu olarak bakmışlar, yapılan referandumda birleşme yönünde oy kullanmışlardır. Yani kendilerini kesn Rumların efendiliğini kabul etmiş türk KİMLİĞİ YERİNE Rum kimliği ile dolaşmayı, eziklikten kurtuluş için uygun görmüştür.

   
 
 

Büyükelçileri ve elçilik görevlileri sokakta, seri olarak öldürüldüğü halde bunu kin ve nefret tohumları ekilmesin, toplum içi barış bozulmasın(komşumu kırmayayım) diye hatırlatma / anma yıl dönümleri olarak ilan etmeyen bir topluma, bu yapılanlardan daha büyük bir baskı/zülum olamaz. Bu toplum bu hakareti hak etmiş değildir.

Döktükleri, kanların üzerini barış, özgürlük, çağdaşlık nutukları ile kapatanlar, kanla beslendiklerini biliyorlar.Kendileri direkt olarak yapmasa bile başkalarını taşeron olarak kullanarak, kan ihtiyaçlarını gideriyorlar.

Elçilik görevlileri öldürülürken; protokolvari (konumlarının mecburiyeti dolayısıyla)/karşı çıkmazsak ayıp olur düşüncesi dışında üzüntülerini kalıplaşmış sözler dışında beyan edenler oldu mu?.

Eli kanlı katillere, devlet törenlerinde, mehdiyeler düzülerek yer verilmesi, insan olarak hiç zorlarına gitti mi?. Hiç onlara Katil diye bağırabildiler mi. O devlet, katilleri onurlandırdığı, desteklediği, ödüllendirdiği, teşvik ettiği, kol-kanat gerdiği halde!, KATİL DEVLET olmuyor da, bunların hiçbirini yapmayan, katillere madalya vermeyen, cezalandıran devlette; aleyhlerine olan her şeyi devlet sorumlu oluyor.

Devletin kademelerini işgal eden bir takım kimseler, dünyanın her ülkesinde olduğu gibi yanlış ilişkiler içinde olabilir. Yasalar çercevesinde, gereken ne ise yapılır.Kayırmalar, kollamalarda olabilir. Ama hiç bir zaman, RESMİ KATİLLİK DESTEKCİLİĞİ bu ülkenin, ne insanları tarafından, nede hükümetleri tarafından benimsenmemiştir.

RESMİ KATİLLERİ destekleyenler, RESMİ KATİLLERE sahip olanlar, TERÖR ÖRGÜTLERİNE kol kanat gerenler, ülkelerinde oluşan MİLLİ KATİL'lerine törenlerinde / kutlamalarında yer verip, onlara övgüler düzenlerdir.

Bir başkalarını suçlamadan önce, herkez yaptıklarına bir baksın. Katilleri görmek istiyorlarsa, KATİL DEVLET'i tanımak istiyorlarsa, Türkiye Cumhuriyetinin Bayrağının çiğnendiği, tören fotoğraflarına, yada AYNAYA bakmaları yeter.

Bugün, Hrant Dink rantı peşinde olanlardan (onların taşıdığı zihniyete sahip olanlardan. elbetteki yaş sorunu nedeni var), isyan ederek, yürüyüşlere katılarak, demeçler vererek, anma günleri düzenleyerek, mezarlıklarına karanfil bırakarak, cinayetleri protesto edenlerini/karşı çıkanlarını gördünüz mü?.

"Hazır Hrant Dink ile gündeme gelmişken, Ermeniler tarafından kat'ledilen, Türkiye Cumhuriyeti'ni vatandaşlarını/Vatandaşlarımızı da ziyaret edelim" dediklerini ve ziyaret ettiklerini duydunuz mu?.Kardeşlik ve barışı pekiştirelim diyenleri gördünüz mü?. Barış ve özgürlük sadece onlara ait olan bir olgu.

Karabağ'da olanlar için hiç üzüldüler mi, bu yapılanlar insanlık dramıdır dediler mi, akan kanlar dursun, kardeşlik hüküm süsrsün dediler mi, bu konularda yazılmış kitapları, yapmış oldukları etkinlikler, düzenledikleri ayinler varmı. Akan kanlar dursun diye hep-birlikte "biz Azeriyiz" diye bağırabilme cesaretini, kendilerinde bulabildiler mi?.

İnsanlık için, önce insan olabilmeyi, becerebilmenin gerekli olduğunun, hala farkına varamadılar mı?. Eğer farkına varmadılarsa, barış, demokrasi, özgürlük, kardeşlik, adalet gibi söylemlerle; PARA, ÖDÜL , MAKAM ve SİYASİ RANT dışında bir ilişkileri yok demektir...
Adalet isteyenlerin, özgürlük havarisi kesilenlerin her fırsatta bunu dile getirenlerin öncelikle, "düşüncelerindeki adiliyet" (adil olabilmeyi) sorununu çözmesi gerekir.

Sadece, çıkar ve kazanç, üzerine kurulmuş yaşamların, toplumsal olmayı becermeyen, " ben ve benim" odaklı yaşamın, sadece mahlukatlara yaraşır olduğunu,(nesli kurutulmamış hayvanlara onlarla ilgili belgesellere bakarak) hayvanlardanda mı anlayamadılar..

Onların barış dedikleri "bize gelin özür dileyin, af dileyin, ezilin, suçluluğunuzu ilan edin, bizleri hediyelere boğun ve çiçeklerle donatın.
Biz size gelelim;özürünüzü alalım, af dilemenizi duyalım, karşımızda ezildiğinizi görelim, sizi aşağlıyalım, ayrılıken de diyetleri alalım ve taşlayalım,

O grubun zihniyetini taşıyanların, o günkü temsilcileri, her cinayet sonrası; Büyük Ermenistan hayalinde aldıkları yolu/kat ettikleri mesafeyi ve bir sonraki (cinayetten sonraki) etabı hesap/tahmin etti...."İdealler uğruna insanlar ölecektir" şablonculuğunun doğallığı içinde. (tıpkı 1 koyup 3 alacağız solaganındaki maddi hedefler gibi).

"Yüksek idaeller için, bu ölümler, istenmeyen (tamamen yalan,kendileri hep sağlamda)/ kaçınılmaz kayıplardır" beylik lafları içinde, durumu kotarmaya çalışanlar, ölüm/zarar kendilerine dokunduğunda, hemen masum, madur, mahsun, mazlum maskelerini takınarak, kin nefret ve kan dolu sözcükleri, beton gibi bir suratla, peşpeşe sıralayıveriyorlar.

Ucu dokunduğunda, ucu dokunanın, can yaktığını anlıyorlar ama kin ve nefret dolu yollarından da asla dönmüyorlar.
(Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmasından hoşnut olan vatandaşlar ile insanlara bizden-ondan değilde, insan olarak bakanlar hariç)

Elçilik görevlilerini, sokaklarda seri olarak katledenler, üstelik bundan gurur duyup kahramanlıklarını ilan edenler, (madalya verilenler/maceraları pehlivan tefrikası gibi gazetelerinin sutunlarını dolduranlar) Türkiye Cumhuriye'tinin sınırları içinde galibiyet sarhoşluğunu yaşıyorlar. Sarhoşluk içinde her yere, her şeye, her dokunulmaza saldırıyorlar. Deplasmanda maç kazanmış takım gibi zafer sarhoşluğu yaşayanlar gün gelir, kendilerini taşıyan araçları yakabilecekleri gibi, kendilerine motivasyon desteğinde bulunanları da öperler.

   
  Hrant Dink'in ölümünde karlı çıkanları, menfaat temin edenlere bakın, birde toplumun içine sokulduğu duruma bakın; Katillerin, grup resmini görebilirsiniz. Onların ektikleri olmasa idi... Hrant Dink ve Hrant Dink'ler ölmezdi. Hrant Dinki öldürenlerin, öldürtenlerin elleri kırılsın. Ölümden çıkar elde edip, avuç oğuşturanların elleri, dermansız dertlerle çaresiz kalsın.
   
  DÜŞÜNCELERE SAYGILI OLMAYANLARIN, CANLARA SAYGILI OLMASI ELBETTE BEKLENEMEZ. Elçilik katliamlarına, Karabağ'da olanlara, göstermelik tepkilerin dışında insanlık dışı davranışlara, kayıtsız kalmaları bundandır.
   
 
   
  ÖRNEK YİNE ONLARDAN.... Hrant Dink'in Cenaze töreninde Hrant Dink'e ait dev bir poster asılıyor.Sevdikleri ve ailesinin fertleride, elbette acılar içinde pencerede ağlaşmakta..

Hazır yüzbinlerce taraftar ve duyargaları olan insanları bir araya toplamayı başarmışlarken; aynı acıların tekrar tekrar yaşanmaması için, öldürülen elçilere bir anma olsun, yakınlarına bir jest olsun, "bizlerde sizlerin acılarınızı anlıyoruz" mesajını iletebilmek bundan sonra her türlü terör eyleminin ve cinayetlerin karşısında tek vucut olacağız mesajını vurgulayabilmek için;

Törendeki, duyargalı insanlar biz teröre karşıyız onun için buradayız "Hepimiz Ermeniyiz, Hepimiz Hrant'ız", "Hrant'lar öldürülmesin" diye bağırmışlardı. Aynı insanların,aynı duygularla, barış ve insanlık adına, (bırakın isimleri, bırakın biz şuyuz buyuz demeyi) "insanlar öldürülmesin", "çocuklar, kadınlar öldürülmesin" diye haykırmalarını sağlamak için;
 
"DİNK AİLESİ, HRANT DİNK'İN POSTERİNİN YANINA (alttaki resimde Ermeni terörist tehditi altında gördüğümüz) PENCERDE Kİ KORKU RESMİNİ; (Şehit edilen Elçileri, temsil babında) ASTIRIP, ÖYLE AĞLAMAYI İSTERLER Mİ? TERÖRİZ'Mİ TOPTAN KINAMAK VE LANETLEME EYLEMİNİ BAĞIRA BAĞIRA YAPMAYI DÜŞÜNÜR MÜ?"

Resmi asarlar mı?, asamazlar mı? cevabını vermeden önce, şu soruyu düşünün, "Siz hiç; naylonla kaplanmış bez yada kağıt afiş/pankart gördünüz mü? Niyetleri gibi naylon örtünün altında sakladıkları ne olabilir?". Bu sorunun cevabını ararken, Hrant Dink'in sol yanağına ve saçlarının arasına dikkatlice bakın.
   
  "Hrant Dink'in sol yanağında döğme var mıydı?" diye soruyorum.
"Saçlarının arasında, 'göz'leşme gibi bir hastalığı mevcut muydu , beyninin içinde dolaşan tipleri/silüetleri dışa vurma gibi bir adeti var mıydı?" diye soruyorum.
Yoksa o garibetler, sizlerin düşünceler üzerine saldığınız, bilinç altlarına bırakmak istediğiniz notlar mı?
   
   
   
 
   
  Pankartları; asla yan yana asmazlar/asamazlar. Asla her türlü cinayete ve terörizme lanet okuyup, kınamazlar/kınayamazlar, ötekiler olarak gördüklerinin acılarını (zorunlu açıklamalar dışında) paylaşmazlar/paylaşamazlar. Bizde "sizdeniz, hepimiz .....'.. " diye bağırmazlar/bağıramazlar.

Çünkü; Naylonun altında sakladıkları, kamufle ettikleri İllizyon malzemeleri /görüntüleri gibi niyetleri de, olaylar karşısında takındıkları tavırlarda sadece göstermelik.Görünmeleri gerektiği gibi görünüyorlar, kendilerine biçilen rolü (Pavlusculuk) oynuyorlar.
   
  "Hrant Dink'in sol yanağında döğme var mıydı?" diye soruyorum.
"Saçlarının arasında, 'göz'leşme gibi bir hastalığı mevcut muydu, beyninin içinde dolaşan tipleri/silüetleri dışa vurma gibi bir adeti var mıydı?" diye soruyorum.
"Yoksa o garibetler, 'sizlerin', düşünceler üzerine saldığınız, bilinç altlarına bırakmak istediğiniz notlar mı?" diye ailesine ve dostlarına soruyorum .
   
  Ve bu sayfayı okuyanlara soruyorum!
 

Siz hiç; naylonla kaplanmış bez yada kağıt afiş/pankart gördünüz mü?
Siz hiç; Naylonla koruma altına alınmış bayrak gördünüz mü?
Siz hiç; Naylonla koruma altına alınmış medanlara asılmış Atatürk resimlerinin olduğu afişler, resimler gördünüz mü?
Siz hiç; takımların, duyuruların binalar arasına gerilmiş kutlama ve zafer nidalarını içeren pankartlarını gördünüz mü?
Siz hiç; Naylonla koruma altına alınmış karda kışta dalgalanan (devasa boyutta dahi olsa, dağda bayırda da olsa) bayrak gördünüz mü?
Siz hiç; Boğaz köprüsüne asılan dev Türk bayrağının ve Atatürk resminin naylonla kaplanarak koruma altına alındığına şahit oldunuz mu?
Siz hiç; Boğaz köprüsüne asılan şampiyonluğunu ilan eden takımınızın devasa boyutttaki sembollerinin naylonla kaplanarak koruma altına alındığına şahit oldunuz mu?
Siz hiç; bilboardlarda, yağmuda ıslanmasın diye örtülmüş afişler, soğuktan üşümesin diye örtülmüş manken resimleri gördünüz mü?

   
  Bu dediklerimin hiç birini görmemişsinizdir.Saklayacak birşeyi olmayanlar, herşeyi olduğu gibi sergiliyenler bu tur illizyon tekniklerine baş vurmazlar.
Naylon örtü kullanmakta ki, amaç afişi korumak değil, bilinçlere istedikleri ikonları, garibetleri gönderebilmek, birtakım sembolleri beyinlere yerleştirebilmek.

Düşünce kasaplarının, düşünce katillerinin uzun yıllardır kullandıkları yöntem. Faşist düşüncelerini yaymak için kullandıkları en faşizan yöntemlerden biri. Direk bilince saldırmak. Doğduğu günden, öldüğü ana kadar süren acıması olmayan bir saldırıdır bu.

Sözlü solagan, kullananlara faşist damgası yapıştıranların, faşist yöntemleridir.
Naylon ve ucube yöntemlerini bilmeyenleri/ beceremiyenleri devre dışı bırakıp meydanı kendilerine alanların (meydanı boş bulanların) yöntemleridir.
Kendi düşüncesinden başka bir düşüncenin oluşmasına izin vermeyen, kendisinden başka hiçbir varlığa/oluşuma kendisine ait/kendisine bağlı olmadığı sürece tahammül dahi edemeyen, ben ve benim odaklı düşüncelerin yöntemleridir bunlar.
   
  Çünkü; bizleri, kendileri ile aynı değerde olmaya/görülmeye, layık bulmuyorlar. Onlar için bizler ezilmesi yok edilmesi gereken, baş belası olan varlıklarız. Günümüzün trajedesi olan; Hocaali kıyımlarını / vahşetini / katliamlarını hiç hatırlamazlar/hatırlatacak olaylardan kaçınırlar, orada kaybedilen canları, can kabul etmezler, yapılan katliamları hiç dile getirmezler.Adeta hafızalarının, insanlık dramları ile bölümleri silinmiş gibidir. Akıl, Mantık, Duygu ve Vicdan dörtlemesinden VİCDAN tamamen devre dışı bırakılmıştır.

(Akıl, Mantık, Duygu ile hareket eden, VİCDAN'ını devre dışı bırakmışlara en iyi örnek, Yahudileri Fırınlarda Acımasızca yakan Hitler'dir.Hitler, Eva'ya aşk duyguları içinde tutku ile bağlıydı.Köpeğini de çok seviyor ve her şeyden üstün tutuyordu.)

Çünkü; orada öldürülenler, orada katledilenler, 'yüksek idealleri için' ortadan kaldırılması gereken baş belalarıdır. Tıpkı; Cezayir de, Bosna da, Çeçenistan da olduğu gibi. Irakta, Afganistan da, Filistinde tekrarlanan yok etmeler gibi.. Kendilerine ait olan barış, özgürlük, demokrasi, zenginlik ve refah için kaçınılmaz kayıplardır orada yapılan 'sürek-avları'..
   
  RESİMLERE DÖNERSEK...Törenlerde çekilmiş Fotoğraflarda bir takım gariplikler var. Naylon da, hazırlanan mizansen de, dikkat çeken unsurlardan biri idi. Fotoğrafa, dikkatli bakarsanız burun, örtü-naylonunu öne doğru itmiş durumda.Sanki, pano üstündeki resim değilde, derinliği olan bir kabartmanın üstü örtülmüş gibi..Yüzün çukurlarına ve çıkıntılarına uymuş. Burun üstünden ve gözlerden (özellikle sol göz çukurunu naylon takip etmiştir.) geçişlerde sanki derinliği olan, heykel örtülmüş gibi yükseltiler kazanmıştır.
   
 
   
 
   
  .Naylon kimi yerler de (görevi icabı olsa gerek), tamamen buruşmuş. Fotoğraf programlarında, resme naylon örtü yapar, sonrada naylonla örtersen görüntü bu our. Leneardo Vincinin, İsa'nın kefeni yutturmacasına benzer. Kefen bezine, yüzün şekli olduğu gibi beze işlenmiş (tıpkı fotoğraf gibi). Oysa Yüzü kaplayan kefen bezi, açıldığın da (kefen düz hale getirildiğinde), burnu ancak açılım (yayılmış halde) halinde görebilirsiniz. Fotoğraftaki burun gibi değil.
   
 
   
 

AYNI AJANSTAN ve BAŞKA KAYNAKLARDAN ALINAN, HRANT DİNK FOTOĞRAFLARINDA HER HANGİ BİR İZ VAR MI? YOK, DEMEK Kİ, HRANT DİNK'İN SAÇLARINA VE YANAĞINDA GÖRÜLEN ŞEKİLLER SONRADAN İŞLENMİŞ.
O,acılı, keder dolu günde, gözyaşlarının sel olduğu, heryerin hıçkırıklarla dolu o saatlerde, düşünülen ve yapılan şeye bakın. Bu işlem ilk defa olsa, konunun tartışması ve kabülü bile oldukca uzun zaman alır.

Etikliği tartışılır. Sonuçları tartışılır.Getirisi-götürüsü tartışılır.Bu işlerin olabilirliği tartışılır. Yapanlar varmı üstü kapalı araştırılır.Hatta ölüden menfaat etmeningünahı bile tartışılır ve bu eylem için dini sorgular yapılır.Yapabilecek usta/maharetli eller için gazetelere de ilan veremiyeceklerine göre bu işleri daha önceleri de (çok önceleri) sürekli yapmış olmaları gerekiyor.

Bizlerdeki, ölünün arkasından helva yapmak gibi birşey herhalde. Un var, şeker var, maharetli helvacı ustası da var. Yeni helvalar yapmak için, beklenense sadece ölüm!

Yıllar içinde, beyinlere, bilinçlere neler attılar kimbilir. Kaç beyni işlemez, görmez, anlmaz, düşünmez, ana işlevlerinden yoksun kıldılar. Kimbilir kaçını sakatladılar. Kimbilir kaçına at gözlükleri taktırıp istedikleri yere yönlendiler.Kaç beyni sadece duyargaları olan, canlılık faaliyetlerine içgüdü ile hükmeden vücut yönetim santralı/merkezi haline getirdiler.

Kim bilir? kaç düşünce; daha oluşurken/körpecikken tecavüze uğradı, iğfal edildi. Kim bilir? kaç bakir düşünce; daha ortaya atıldığında anında kirletildi, tanınmaz hale getirildi.Kim bilir....

   
  SAÇLAR ARASINA YERLEŞMİŞ GÖZLERE, PAPAZA, SURATLARA VE SÜLİETLERE DİKKAT EDİN
 
   
 
   
 
   
 
   
 
   
 
   
 
   
 
   
 
   
 
   
 

KENDİ ÖLÜLERİNİN FİKİRLERİNİ BİLE KENDİ ÇIKARLARI DOĞRULTUSUNDA, ÇARPITANLAR, SAPTIRANLAR, HRANT DİNK'İN ANISINI HİÇE SAYANLARIN ADALETTEN ANLADIKLARI NE OLABİLİR. Lehlerine verilen/alınan tüm kararlar, bağımsız Yargının aldığı tarafsız kararlardır. Yani Adaletin zaferidir. Aleylerine verilen tüm kararlar ise Adaletin taraflı olduğunu, çalışmadığını gösteren kararlardır. Yani Adalet iflas etmiş ve göz ardı edilmiştir. Bu söylenenlerin dışında, bir tane bile; mahkeme kararları hakkında verilmiş cevap bulamazsınız. (Sade vatandaşlar/hakka hukuka saygılı olanlar ise cezamız ne ise çekeriz derler, adaletin kestiği parmak acımaz derler)

Kocalarının, arkadaşlarının, dostlarının, meslektaşlarının daha dün söylediği sözleri çarpıtarak manşetlerine taşıyanlar, kendilerinden görmedikleri, ötekiler dedikleri için neler planladıklarını tahmin etmek bile güç.Kendi mahallelerinde bu adaletsizliği, bu saygısızlığı yapanlar yada göz yumanlar, diğer mahalleler de, gövde üstünde baş, taş üstünde taş bırakmazlar.

Amaçları doğrultusunda, ilerleyebilmek için ürettikleri evrakların, belgelerin, hikayelerin, rivayetlerin, acıtitasyonların, haritaların, gizli antlaşmaların, iftiraların sayısını varın siz tahmin edin.(eminim sayılarını kendileri de hatırlaya mıyorlardır.)

   
  AGOS GAZETESİ.
 
   
 
   
  ASALA   25. KARE
   
  ASALA CİNAYET
   
  RADİKAL GAZETESİ
 
   
 
   
 
   
 
   
 
   
 
   
 
   
  ASALA TERÖRİSTİ İDİ KAHRAMAN İLAN EDİLDİ. Herkez gibi bebek doğan ama karanlık güçler tarafından terörist yapılanlardan bir tanesi..
   
  Monte Melkonian (in Armenian:.... November 25, 1957 – June 12, 1993) was a famed Armenian commander during Nagorno-Karabakh war. Melkonian had no prior service record in any country's army before being placed in command of an estimated 4,000 men in the war. He had largely built his military experience beginning from the late 1970s and 1980s where he fought against the various splintering factions in the Lebanese Civil War, against Israeli troops in the Israeli invasion of Lebanon and was a member of the Armenian Marxist-Leninist organization ASALA.
   
  Asala milatını olarak elçilere karşı, süikatlara katılan, hatta 1980 yılında Asalanın başkanlığına kadar yükselen, Karabağda Azerilere karşı Ermenistan saldırısı ve işgali başlayınca, marxist-leninist Monte Melkonian faşist duygularla Azerileri öldürmeye, kan dürtülerini yenmeye/tatmin etmeye koşmuş. Cephede bir operasyon sırasında ölmüş. Fransa da, Asala CİNAYETLERİNE katıldığı için hapis yatmış.

Atina büyükelçisi Galip Özmen ve henüz 14 yaşındaki kızı, Neslihan Özmen'in katili yada katillerinden biri olarak bilinmektedir.
   
  Kısaca, tanıtmaya çalıştığım bu ASALA milatanı/katili/silahşörü Ermenistan da kahraman olarak kabul edilmiş. Herkez gibi, Bebek doğan ama Karanlık güçler tarafından kan dökmeye alıştırılmış (sadece bir yerde değil. 1979 da islam devrimi sırasında İran da göreve koşmuş, Şah devrilince işi bitmiş olacak ki İran'ı terkedip Lübnan iç savaşına katılmış.)olarak yetiştirilen Monte Melkonian, seri katil olarak hayatını tamamladıktan sonra Ermenistan da heykeli yapılmış..(Victory Park, Yerevan, Armenia)
   
  İşte bu kişi için bir vakıf kurulmuş adına kitap yazılıp, tişörtler yaptırılmış. Tişörtün ön tarafında, Asala militanının resmi basılmış, tişörtün arka tarafına da "JUSTICE" yazılmış. Yani "ADALET" yazılmış. Cinayet işleyenler, cinayetlerinin suçunu örtmek için ağızlarına hiç yakışmayan, beyinlerinde hiç yer işgal etmemiş, uygulama gereği hiç duymamış olanlar "ADALET" diyorlar.
   
  Adaleti, Doğduğu ve büyüdüğü ABD' deki kovboy hikayelerinden öğrenmiş olmalı ki tüm işlerini silahlara sarılarak halletme yoluna gidiyorlar. Kovboy filmlerinde de öğledir; Hani esas oğlan vardır, hızlı olduğu için öldürür, sevdiği için öldürür, kanun için öldürür ama hep öldürür.(Film bittiğinde, seyirciler adaletin yerini bulmuş olmasının rahatlığı ile evlerine dönerler.) Kimilerinin tabanca kabzaları çentiklerle dolu olur.Kim daha fazla öldürdü ise en kahraman olan odur.

Hiç yargılanmaz, sorgulanmaz çünkü onun yaptığı adil olmasada ADALET olarak kabul edilmiştir. O'da ve onu takip edenler/benimseyenler için ADALET anlayışı, bu alışkanlık içinde devam eder.

Artık ADALET öyle bir hal almıştır ki; önce asmaya karar verilir, darağaçları kurulur, halk toplanır, sonra laf olsun diye tokmak masaya vurulur ve karar açıklanır. ADALET için ölüm!! Gönül rahatlığı ile bara geçilir. Adalet yerini bulmuştur.
   
  Cinayet işleyerek kafalarıdaki "sadece biz=adalet" uygulamasını yerine getirenlerin, Hitler'e "fırınları yakın emirlerini" verdirenlerden farklı bir iç-güdüye sahibi olmaları mümkün mü?
Öldürmekle adalet sağlanacağına inananların, bu duygularını Amalek katliamlarıyla özdeş tuttukları ortada değil mi?
Tüm olayların sıfır -0- noktasında, kitapları Eski Ahit / Ester örneğindeki gibi, kutlayacakları yeni bayram özlemleri başlatıkları, kitaplarındaki TANRISAL yaldızlama yapılmış "öldür soy kurut" emirlerine bakıldığında açıkca anlaşılıyor.
Kutsal kitaplarında yer alan ve Yahudilerin kutladığı PURİM bayramı benzerini tasarlayarak bir soyu yok etme amacıyla başlatmadıklarını kim söyleyebilir?
   
  az SOYKIRIM, YAHUDİLİK MANİFESTOSU, AMALEK AVCILIĞI ve MASKESİ PURİM BAYRAMININ İŞLENDİĞİ "ESTER & PURİM" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  az SİNA'da KİTAP / 10 EMİR alınmasının HEMEN ARKASINDAN VERİLEN, ÖLDÜR EMRİNİN ÖRNEKLENDİĞİ "AHİT'TE ÖLDÜR EMRİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Şimdi bu kişi için ADALET yazılı tişört basılırsa, hangi adalet istemiş olur/Adaletten kasıt ne olabilir.

İstediği şeyi silah zoru ile elde eden/etmeye çalışana; zorba denir, soyguncu denir, gaspcı denir, haydut denir, eşkıya denir, tahsilatcı denir, mafya denir, zalim denir.. ama hiç bir zaman mert yiğit namuslu, dürüst, adil denmez. Onların da Kadınları, çocukları, suçsuz insanları pusu kurarak öldürüpte biz ADALETİ SAĞLIYORUZ deme hakları, insan olarak olamaz.

Geride bırakılan gözü yaşlı analar, eşler, çocuklar varken bu sözleri söyleyemezler. Ocaklar söndüren, umutları karartam, hayalleri yıkan, sevgileri yok eden bir anlayış ne ADALET'le nede İNSAN OLMAKLA bağdaşır.
   
 
   
 
   
  ADALET SADECE ERMENİSTAN İÇİN İSTENDİĞİNE GÖRE; ADALET ADRESİNİN BELLİ OLMASI İÇİN ELBETTE BAŞKA RENK DÜŞÜNÜLEMEZ.
   
  Hırant Dink içinde tişort tasarlamışlar. Onlarda üzerine ADALET yazmışlar. Ermeni terörist için yapılan tişörtte, kavram olan ADALET istemi (temennisi) içeriyor. Elbette,İsim olan Adalet değil, hukuk terimi olan, ADİLİYET taşıyan, HAK gözeten, ADALET yazıyor.Hani, elinde terazisi olan kadının, kasdettiği ama dengede olursa bir değeri / anlamı olan ADALET.

Hakkın, hukukun, paydaşlığın olduğu, sınırların aşılmadığı, özgürlüklerin kabul edildiği, sahip olanların gasba uğramadığı, yaşayanların insan olarak saygı gördüğü, güçlüler gibi zayıflarında sahip olduklarını koruyabildiği, bağımsızlıkların yok edilmediği, her türlü tasarruf hakkının malik olana ait olduğunu vurgulayan ATATÜRK'ÜN deyişinde kasdettiği ADALET. "ADALET MÜLKÜN TEMELİ"dir sözünde belirttiği ADALET. Ama onların peşinde olduğu adalet 3T, yani 3T= ADALET / JUSTINE

Kimin için Adalet? Yoksa sadece kendileri için mi? Hayır, istedikleri o terazi dengede tutulursa geçerliliği olan ADALET değil.
Gerçekleşmesini istedikleri şey sadece taleplerinin beklentilerinin yerine gelmesi / hayallerinin gerçekleşmesi.
ADALET / JUSTINE = 3T. Tanınma, tazminat toprak onlar için ADALET'in yerini bulması demek.
Adalet gerçekleşirken KATLİAMLAR YAPILMIŞ adaletsizliler işlenmiş kimin umurunda?

Talepleri, ihtirasları yerine getirilirken kimler ölmüş kimler kalmış onlar için önemli mi?
Hayır onlar için önemli olan sadece kendilerini tatmin duyguları.
Acı çekenler, madur olanlar, hayatları kararanlar onlar için hiç önemli değil.

Eğer önemli olsa idi, öldürülen günahsız, elçiler içinde yas tutar, onları da anma etkinliklerine katar, onlara kurşun sıkanlara da lanet okurlardı.
Üstelik elçileri, şehit edenler, suikast amacıyla kurulmuş, bir terör örgütünün kanlı elleri idi. Bireysel cinayet işleyen değil. Öldürmeyi meslek edinmiş olan kan dökücüler idi.
   
  Hayır ONLAR ADALETİ SADECE KENDİ TALEPLERİ OLARAK ALGILIYORLAR ve taleplerinin / umduklarının / planladıklarının / hayallerini YERİNE GELMESİNİ BEKLİYORLAR. Hani aradığını bilmeyen, bulduğunu anlayamaz derler. Adaleti isteklerinin gerçekleşmesi olarak görenler, ADALETTEN NE ANLAR. Eğer Osmanlı'nın, Müslüman'ların ADALETİ onların adalet anlayışı ile benzeşir olsa idi; bugün hiçbiri savundukları değerlere sahip olamaz, hatta bilemezdi bile (Endülüste Müslümanların yok edilmesi gibi) Müslümanlar az zayıf olsa idi enginizasyonlarda yargılanıp, sapkınlar olarak yakılırlardı.
   
  . DÜNYA İŞGAL HARİTALARINI, DİLLERİN - DİNLERİN değişimini, 3.BİN YILIN hedeflerini içeren 'TEKRARI BOL OYUN GOP ve BOP' Sayfasına, buradan ulaşabilirsiniz
   
  "Bir bebekten katil yaratan karanlıklar "dedikleri Türk toplumu ve onun vatandaşı olduğu TÜRKİYE CUMHURİYETİ. Katil nereli ise nerelerde yetişti ise, onu yetiştiren karanlıklar da oraları temsil ediyordur.Madem katilin yetiştiği yer karanlıklar üretiyor, o, zaman bir bebekten katil yaratan karanlıkları yanlış yerlerde arıyorlar. O karanlıkların adresleri, elçi katillerinin biyografilerin de yazılı. Kimliklerinde yazan yerlere gitsinler ve BEBEKTEN KATİL YARATAN KARANLIKLARI oralarda arasınlar.
   
 
   
  Hırant Dink içinde tişort tasarlamışlar. Sadece renkleri farklı. Bunların yaptıkları SİYAH. Tüm eylemlerinde kullandıkları tek renk olan SİYAH. Toplumu içine almayı düşledikleri karabasan rengi SİYAH. Kötülüğü temsil eden SİYAH. Ölümü hatırlatan SİYAH. Kirliliği / kirlenmişliği kabul eden SİYAH, Şeytanın, can alıcı meleğin sembolize edildiği SİYAH. Papazların ve ölü gömücülerin SİYAH. İçinde neler sakladığı belli olmayan renk SİYAH
   
  Hani karanlıkları yok edip ışıklara kavuşturacaklar ya! O nedenle ruhları, aydınlık olan herşeyi karartmalılar ki bak işte İSTEDİĞİMİZ GİBİ, İSTEDİĞİMİZ ŞEKİLDE aydınlattık diyebilsinler. Aydınlığı unutturdukları insanlara, Gri rengi beyaz diye satabilsinler.(Ellerinden, tüm yiyecekleri alınmış insanların bir dilim kuru ekmeğe sevinerek razı olması gibi)

Asıl amaçları, düşünceleri, umutları, hayallerindeki son için; toplumun, yaşamsal olgularının üzerine kara-kabus gibi çökmek. Toplumun, değer verdiği, saydığı, önemsediği, kutsal kabul ettiği herşeyden uzaklaştırmak, bireyselleştirmek/yalnızlaştırmak. (Tıpkı ada yarışmasında olduğu gibi. Kurulmuş olan tüm dostluklar yitittirilmiş, sonra bir parça yiyecek için kıran kırana yarıştırılmış, en sonunda da büyük havuç için herkez birbirine ihanet eder hale getirilmiştir.)
   
  Gözüm, gönlüm, açılsın diye insanlar kilometrelerce yol kat ederek, ormana, denize gidiyor.Bahar geldiğinde, çiçekleri, börtü-böceği seyrediyor, evine akvaryum koyuyor, kuş besliyor (bunlara bıraksalar bizlere kapkara karga besletirler), çiçek büyütyor, duvarlarına resim, sehpa üzerlerine biblolar koyuyor. Tüm bunları, içsel dinginliğini artırabilmek için yapıyor.

Bunlarsa sürekli siyah rengi insanların gözüne, gözüne dayıyorlar. Milletin, zaten zorlaşan yaşam şartlarını, hepten karartıyorlar. Aydınlık ferah evler isteriz. bakonu var mı diye sorarız, manzarasına bakarız.

Bahçe varsa çimlendirilir, çiçeklendirilir.Mümkünse mutlaka su sesi istenir. Sabah pencereler açılır kuş sesleri dinlenir/aranır. Bunlarsa; gözlere sadece bol, bol siyah içirip insanların gönüllerini hepten daratmaya çalışıyorlar. Papazlarınızın giydiği renge mi alıştırıyorsunuz bizleri, yoksa "böyle böyle hayatlarınız karartacağız mı" demek istiyorsunuz.
   
  Hem "bebekten katil yaratan karanlıklarla mücadele ediyoruz" diyorsunuz ve o sözü sologan olarak kullanıyorsunuz, hemde milletin hayatını / toplumun yaşamını karartmak için bol bol karanlıklar satıyorsunuz.

Siz karanlıkla mücadele etmiyorsunuz, sizler karanlığı teşvik ediyor, karanlığı yayıyorsunuz / yaygınlaştırıyorsunuz.Karanlık efendileriniz varda onlara mı hizmet ediyorsunuz.Susurlukta hiç olmazsa 1 dakika için sürekli söndürme ve yakma eylemleri yapılmıştı. Bunlarsa hayatımıza tamamen karaları sokmak niyetindeler.
   
  Hrant Dink, üzerinden siyasi güç temin etmek isteyenlerde onun adının sürekli gündemde kalmasını istiyorlar. Cinayetin asıl sebebi de bu değil miydi. Planlıyıcıları ülkenin bağrına saplanan kara bir kama olsun diye öldürtmediler mi?.

Planlamacıları gibi simsar dostları da bu olaydan siyasi güç elde edenlere destek olsun diye girişimlerde bulunuyor ve üretim ve ticari alanda faliyetlerini sürdürüyorlar.
" Birlikten güç doğar, bir elin nesi var iki elin sesi var" deyişlerine uygun ittifaklarla, Hrant Dink sanayii'sini ve ticaretini sürekli büyüyen sektör halinde tutabilmek için he rtürlü girişimde bulunup, tüm güçleri ile destekte bulunuyorlar.

Sergiler, kitaplar, ödüller, paneller, köşe yazıları, barış, özgürlük platformları, tişörtler, pankartlar, afişler, grafik çalışmaları, sanatsal faaliyetler, broşürler,şapkalar, toplantı kafeleri, araçlar, ses- görüntü sistemleri, kartlar, video filmler, bu filimlerde roller, yönetmenlikler, jürilikler, röportajlar gibi dallarda faaliyetlerde bulunup nemalanıyorlar.

Ciddi ciddi bir iş alanı haline getirilmiş durumda. Elbette Hrant Dink için çok üzülüyorlardır, unutulmasına asla razı gelmezler.Şüphesiz kendileri için hiç birşey istemiyorlardır.Yoksa namert olurlar.
   
 
   
  İŞTE NE KADAR ÜZÜLECEKLERİNİN, HESABINI YAPABİLECEĞİNİZ, SİYAHLAR PLATFORMUNUN VİTRİNİ... PAMUK ELLER CEBE..

UNUTMAYIN NE KADAR ÇOK SEVERSENİZ, O KADAR ÇOK ÖDERSİNİZ..
NE KADAR ÇOK SEVİLİRSENİZ, O KADAR ÇOK KAZANIRSINIZ (sevmeniz şart değil. hatta iteleyip-kaklayabilir, korumlara dövdürebilirsinizde)

Bakın sevdiğiniz, sanatcılara, sporculara, siz sevdikce (kaset, bilet, maç, konser) zenginleşiyorlar, siz ise daha çok veriyorsunuz. Reklam anlaşmaları yapıyorlar. Astronomik fiyatın yüksekliğini; sadece sizlerin, onlara duyduğunuz sevginin yoğunluğu belirliyor. Reklamlar da tutulduklarında, yani; sevdikleri tarfından, tanıttıkları üründe talep patlaması yaşandığında; bu sefer, konser, bilet fiyatlarına zam yapılıyor. Siz, yine sevdiğiniz için bir kez daha fazla ödemek zorunda kalıyorsunuz. Bu kısır döngü hep böyle sürüp gidiyor.

Aşk hayatında da böyle siz ne kadar çok seven tarafta iseniz, o kadarda fedakarlık yapan taraftasınız demektir.
Tüm insani ilişkilerde de böyledir,
kafeslediklerinizde de böyledir.
Demek ki, sevmek kadar, sevilmeyi de istemeyi bilmeliyiz.


Yoksa hep kullanılan, hayal kırıklarından kurtulamıyan tipler olarak kalırsınız.
Elbett en nefret ettiğiniz söz/hiç dumak istenmediğini söz " KULLANILMAK" ile birlikte.
İhanet onun yan ürünüdür. 'Kullanmayan' insan ihanet etmez. Özde seven insan, kırmamak için uzaklaşabilir ama ihanet ederek gitmez/terketmez.
   
 
   
  ÜRÜNLERDE, KULLANILAN SOLOGANLARIN BAŞLICALARI ŞUNLAR..

"KAN AKAR DEVLET BAKAR"
"KATİLİ TANIYORUM"
"ARKADAN VURANLARDANMISINIZ"
"BUGÜN RENKLERDEN SİYAH"

Sadece ve sadece; Devlet düşmanlığı işlenen,Topluma 'daral veren' ve insanları tercih yapmaya zorlayan afişler.
Zorlamakla kalmayıp, yapılacak tecihlerde şartlandırmaya yönelik, sorgular işlenmiş.
DEVLETİ KAN DÖKÜCÜ olarak vurgulayan sologanlar vurgulanmış.
Spot olarak, bilinçlere işlenmek istenen ne ise o sözler afişlerde yerini almış.

"KAN AKAR DEVLET BAKAR" demek; DEVLET KATİL demenin en kestirme yoludur.
"KATİLİ TANIYORUM" demek.... DEVLETTEN yana olanlara katilsiniz olmayanlara da bizdensiniz demektir; toplumu tercih yapmaya zorlamadır

Hiç, kardeşliğe, dostluğa, sevgiye, barışa davet eden, insanların içini rahatlatan renklerin kullanıldığı solagan-afişler var mı? Adalet istemi var diyorsanız yanılıyorsunuz ADALETTEN ne kasdettiklerini, anlatmaya çalıştım.

"HRANT için, ADALET için" solaganına takıldıysanız, şu an için, başka birşey yazamadıklarından (ileri ki zamanlarda yazacaklardır.) dolayı, solagan o hal almıştır.
"HRANT için, ADALET istiyoruz" sözüne taraftar toplayabilmek, toplumsal girişim oldukları izlenimi verebilmek, amaçlarının ADALETİ sevenler kandırmacasını kullanabilmek adına, 'istiyoruz' kelimesi yerine; 'için' kelimesi yazılmıştır.

"HRANT için, ADALET istiyoruz" sologanı,
"HRANT için, ADALET için" solaganı haline dönmüşlerdir.

İleri ki zamanlarda, güçlerine başka güçler kattıklarında, münasip birşeyler yazarlar.
Yada; örnek edindikleri ASALA militanının, tişörtünde olduğu gibi, sadece ADALET yazarlar.
Artık siz, ADALET dendiğinde ne denmek istendiğini öğrenmiş olacaksınız/anlayacaksınız.
Dolaysıyla, kafiyeli de olsa, şiirsel de olsa bu türlü solaganlardan vazgeçilecek.
"HRANT için, ADALET için" söz dizisi yerine, sadece ADALET yazılması yeterli olacaktır.

Kesin olan;Amaç, dostluk, barış, huzur, mutluluk değil, amaç Hrant Dink rantından siyasi ve ekonomik güç elde edebilmek.
Amaç bağcıyı dövmek. Dövmeye güçleri yetmese bile öldücü darbeyi vuracak olana, abondene halde teslim etmek/edebilmek...

   
  Eğer yargılanmada, yada yargılanma sürecinde her hangi bir sorununuz varsa bunu yönetenlerle paylaşın ve çözün.
Aranızda paslaşarak topluma suçluluk yükleyen, toplumu rencide eden; suçlu devletin vatandaşları muamelesi yapmayın
Türk toplumu üzerine oynanan oyunlardan vazgeçin.
Toplum üzerinde ki oyunlarınıza son verin. toplum üzerindeki kirli ellerinizi çekin tolumu daha çok içe kapanık hale getirmeyin
   
  EUROVISION YARIŞMASINDA Türkiye iki kez 12 ve 10 puan verdi Ermenistan'sa Türkiye'ye hiç puan vermedi.
Siyasi puanlama olabilir."Bakarsın ölüler de oy kullanır, neden olmasın" diye seslenenler, Eurovision için de, uzaklardan seslenmiş, "emir demiri keser" anlayışı ile parmaklar, Ermenistan lehine SMS yazmış olabilir.Efendilerimize hizmet edelim, onlarda bize (şahsi-ekipleri için) Uluslararası platformlarda destek olup kapıları açar anlayışı ile oy verdirilmiş olabilir.

Kovsanızda kapınızdayız, "artık biz, aracı olarak abilerinizi/patronlarınızı sokarak buğday aldığınız, Ülker grubu Bisküvi satıyor (Uğur Dündar'ın programına müdahele edilmişti) diye ayağa kalkan bir ülke değiliz kapınızda emirleriniz bekleyen, emrinize amade bir ülkeyiz" vurgusunu pekiştirmek için oylar oraya yönlendirilmiş olabilir.

(Soykırım iddialarında bulundukları, elçilerimizi sokak ortalarında, şehit eden ASALA ve terörist üyelerine, göz yuman/destekleyen bir ülkeye, uygulanan yaptırımların kalkmasını elbette hiç kimse istemezdi. Yaptırımların kalkmamasını istemek/yaptırımların sürmesini istemek, onların acı çekmesini sağlama amacı taşımıyordu. Aksine günahsız yere öldürülen insanların geride bıraktıkları acıların dinmesini amaçlıyordu. Yani; işlenen seri cinayetlerin/katliamların durması, barışın sağlanarak sürekli hale getirilmesi içindi.. Ama onlar barış taraftarı olmadığı için Karabağ işgali ile katliamlarna devam ettiler. Her fırsatta PKK destekciliğini sürdürdüler..Sürekli düşmanlık besleyen. kin kusup, kan dökenler asla barışa yanaşmazlar ki.)


Ama Türk halkıda, oylamada aşağılanma olduğu halde / aşağılandığı halde, sokaklara dökülüp oylama puanları için protestolarda yapmadı. Barış için yapılmıştır dedi ve sineye çekti.

Aynı toplumun üyeleri, Hrant Dink cenazesine çok büyük bir kalabalıkla katıldı. AYNI OLAY Ermenistan da olsa idi bu katılım ve o törenler olabilir miydi?.

   
  Katil yakalanmış Mahkemeye verilmiştir.Soruşturma sorunu/eksikliği varsa bu suç sokaktaki insanın suçu değildir. Toplum devleti yönetmesi için siyasi güçü belirlemiş, dolayısı ile onları yetkilendirmiştir.
   
  Siyasilerde DEVLETİN HER KADEMESİNE EGEMEN güç olarak yerleşmiş, istediği kadroları gerekli yerlere atamıştır.Soruşturma, yargılama gibi sorunlar, bu kadroların işidir.Yapılan yanlışların sorumluları onlardır, oy verek onları seçen, sade vatandaşlar değil.

Yargıyı da komple suçlayamazsınız.. (Hrant Dink yargılanırken, onun hakkında raporlar yazan, Yarsav başkanı Emin Eminağaoğlu Hrant Dink lehine Raporlar hazırlamış yapılan suçlamanın yanlışlığını belirtmiştir.)

Kendi aranızdaki, bilek güreşlerini, toplumun kayıpları üzerine yapmayın/oynamayın.
Güç, sınamalarınızı gazoz kapağı kazanmasına yapın/oynayın.
Tepişen fillerin çimleri ezdiği gibi insanlara/topluma zararlar veriyorsunuz.
Güç denemelerinizi, toplumun omuzlarına çökerek yapmayın. Tam aksine, toplumun omuzları üzerindeki yükleri kaldırmaya çalışın.
   
  Aynı yargı sistemi, kendinize, düşman olarak gördüğünüz, derin devletin uzantıları dediğiniz, ergenekoncu diye isimler taktığınız kişileri de yargılıyor.

Onlarda kendilerine yapılan haksızlıkları dile getiriyorlar. Feryadı figan ediyorlar, ağlıyorlar, isyan ediyorlar (kaldı ki, 2-3 senedir tutuklu olupta, resmen suç isnat edilememiş/edilmemiş olmalarına rağmen) Ama hiç kimse devletin- halkla/toplumla bağını kopartacak açıklamalar yapmıyor.

Devletin kademelerini kontrol eden, emredersiniz diyen, kulak arkası / sümen altı yöntemi ile çalışanların, hatalarını kendi açılarından sıralıyorlar. Vatandaşı, ülkeden soğutmak, aralarına nefret tohumları ekilmesine sebep olacak, söylemlerde bulunmuyorlar.

Devlete katil, nazi devleti, derin devlet (burada demek istedikleri mafya devlet), soykırım yapan devlet etiketleri yapıştırıp, toplumu devletinden utanır hale getirmeye çalışmıyorlar.
   
  Halk kalkıpta onlar için de gösteriler yapmıyor. Tam tersine herkez, sakin olunması gereken, yanlışlara neden olabilecek davranışlardan kaçınılması gereken bir dönem geçirildiğinin bilincinde. (Devlete birşey olursa enkaz altında kalacaklarını biliyorlar. Suçlanan o devletin ihtiyacı olduğunda yine en önde gidecek olanlar, yine Kendileri olduğunu biliyorlar.)

Hrant Dink cinayetinin toplumu ne kadar zor duruma düşürdüğünün farkında.
Cinayetin bazılarının ekmeğine nasıl yağ sürdüğünün de farkında.
Cinayetlerle bu işin olmayacağını biliyor.
Bu nedenle toplum içinde entikalı, ileriye yönelik işlenmiş cinayet bulamazsınız.

O anda kızgınlıkla, namus için, sağ-sol için .. cinayet işler. Yaptığı planın adına da pusu demeleri de bu nedendendir. Planlama 1 yada 2 kademelidir. O, nedenle cinayetten mapusa düşenlere "Kader Kurbanı" derler.
   
  Kozmik odalara girildi, Devletin bütün kademeleri hallaç pamuğu gibi atıldı, siz, hala hangi suçlu devletten bahsediyorsunuz.
Devletin derinliği mi var ki? Derin Devlet olsun.

Devlet, derinliğinin olduğu, Devletin devamı için, (devletini yaşatmak, başarılı kılmak) çalışan kurumlara sahip, batı kulubü denilen Devletlerde;sizlerin takındığınız bu tavırlara, sergilediğiniz bu oyunlara/paslaşmalara müsade edileceğini mi zannediyorsunuz?.
Yazılı ANAYASALARI OLMAYAN devletler bile, kurumlarının güvenirliliği ve kurumların kökleşmiş yapıları, sayesinde dimdik ayakta durmayı başarıyorlar
   
 
   
  "Vediysem ben vedim" mantığı yönetim sistemi oluyorsa..
Gece yarısı banka pazarlıkları yapılıyorsa..
Başbakanlar eşofman ile karşılanıp-uğurlanıyorsa...
Başbakan için rezarvuar haberleri yaptırılıyorsa..
Gazete başyazarı, telefonlarına çıkmayan başbakan için bakanına, "ulan kal git ANKARAYA..." diyorum'u rahat, rahat diyebiliyorsa o güç kendisine veriliyorsa..
Başbakanlık, yarı resmi danışmanı ABD'lilere atmayın/süpürmeyin kullanın/işinize yarar diyebiliyorsa..
Hükümeti düşürmek için ülke ekonomisine zarar verdiğini bile, bile, fabrik, sürekli olarak açılıp kapatılıyorsa..
1 milyar doları var diyenle market açılışlarına gidiliyorsa..
Sonra o esaslı oğlan,sözünü esirgemeyen oğlan, gönül rahatlığı ile yatıyla devri aleme çıkıyorsa..
Tahsilatcılar kullanarak, C.başkanının ailesi, 'Engin Civan' rant paylaşımı yapıyorsa..
Kendi çevresine ulaşıldığında, İçişleri bakanı görevden alınıyorsa..
Enerji bakanları kaçak elektrikten ceza yiyorsa..
Hükümet Irak operasyonu için gerekli ödeneği çıkartmıyor diye, baskılar TV ler aracılığı ile yapılıyorsa..
Anayasa kitabı atıldı diye ağlayarak devlet sırları ifşa ediliyorsa..
Mitinglerde seyircinin olmadığı tarafa dönerek hitap etmeye başlayanlara ülke yönettiriliyorsa..
Cumhurbaşkanı ile Başbakanlar darılıyorsa..
Ergin kardeşlere hapisaneler teslim ediliyorsa...
Hapishanelerden siyasi örgütler yönettiriliyorsa..
Hapisane içi mahkemelere göz yumuluyorsa..
Her olayda, hırlı-hırsız olduğuna bakmadan/durumu ne olursa olsun "Vatan seninle guru duyuyor" diye desdeklenebiliyorsa..
Deprem bir ihale vurgunu olarak değerlendiriliyorsa
   
  Parsadan gibi, insan kandırmakla/dolandırmakla para kazanan insanın söyledikleri doğru kabul edilerek itbar ediliyorsa..
Olaylar, Aczimendi, Emine Şahin, Kalkancı ile çözülmeye kalkılıyorsa..
Karakol baskını Golf oynuyordum meşguldüm diye kulak arkası ediliyorsa..
Çanakkale de çevirdiği film ile işgal kuvvetlerini, (yok etmeye gelenleri) kahraman ve barışcı gösteren D.K..Komutanın oğludur diye şehitliği talan etmesine göz yumuluyorsa..
Oramiralin oğlu, deniz zaferleri, deniz rezaletine dönüştürülüyorsa
Doğruluk, hak ve adeleti temsil ettiği sanılan "Ölüler de oy kullansa neden olmasın bakarsın kullanılırlar diyebiliyorsa...
   
  ABD başkanı geldiğinde iki bakan Amerikan polisine avcunu açıp gösterirse ve hala da bakan olarak kalıyorsa.
Susurluk gibi olayları ışık açma ve kapama ile geçiştiriliyorsa
Soruşturma davetleri küçük düşürücü biçimde reddediliyorsa
sınıra eşkiyaları temize çıkarmak için (sözde yargılamak için -büyük ihtimalle tahrik olur bahanesine sığınılarak diye bayrağın olmadığı bir mahkeme-) mahkemeler kuruluyorsa..
   
  ....ve bu sayılanlar güle oynaya, ilan edilerek yapılıyor ve süreklide tekrarlanıyorsa;
Siz devletin hangi derinliğinden bahsediyorsunuz.
Sizler, hangi derin Devletten bahsediyorsunuz.
Devletin hangi derinliğinden bahsediyorsunuz.
Yol geçen hanı haline getirilmiş, yüzeysel oluşumlara göz yumulmuş DEVLETİN, hangi derinliğinden bahsediyorsunuz.
Derinlerde kalan birşey yok.
Herbiri, güneşin ışıklaından, yağan yağmurdan faydalanabilmek için yüzeyselleştiler.
Böylece güneşte iyice ilikleri, kemikleri ısındı, yağan yağmurdan da/rahmetten de doya doya içtiler. Kanasıya kadar içiyoruz/içeceğiz dediler. Onlar işçi, memur, emekli mi hemen kansınlar, elbette hiç kanmadılar hala içiyorlar.

Sizler TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİ nasıl suçluyorsunuz.
Nasıl olurda DEVLETİ SUÇLU İLAN ETME YOLUNA GİDERSİNİZ

Devlet, yüzeysel hale getirilmiş, çeteler, kişiler, oluşumlar devlete hükmeder hale gelmiştir.
Sizlerde o hükmedenler arasında yerinizi sağlamlaştırmak/yükselmek istiyorsunuz. Toplum sizin ağızlarınızdan cıkacak sözlerin esiri olmuş sanki. Aman kötü birşeyler derlerde durumumuz daha kötüye gider korkusu ile. Sizler bu oluşturduğunuz ortamın farkındasınız.

Kaşı açılmış boksörün, kaşına vurur gibi habire darbeler indiriyorsunuz. Barış, demokrasi, özgürlük, adalet gibi, hiç inanmadığınız, gerçekleşmesi içinde hiç gayret göstemediğiniz, tanımların arkasına sığınarak.

Barışın anlamını bilse idiniz; "Gel kardeşim" derdiniz, siyahlar döşenip, yaranın üzerinde eşelenerek, "bizden olanlar gelsin" demezdiniz.Ayrıca, bu kelimeleri anlam olarak değil, olgu olarak kabul edenler, entrika ile işleri olur mu?.. Düşüncelere karşı, savaş yürütebilir mi?
   
  Anlaşıldığı gibi, Devleti yönetmeye talip olanlar, devleti yönetmemek için ellerinden gelen herşeyi yapmışlar. Yapamadıkları, yapmak istemedikleri şeyleri de Derin Devlet denilen bir olgunun üzerine atmışlar. Bazende derin devlet böyle istiyor ne yapalım demişlerdir.
   
  Siyasal güçler değiştiğinde bu oluşumların biteceğini sananlar yanılıyor. Abdi ağa gittiyse, mutlaka yerine Hamza ağa gelmiş görev yerini almıştır.

Eğer tuzaklara düşer, düşmanlıklara esir olursak, birlikte yaşamayı başaramazsak işte ozaman bizler için felaket olur.
Çünkü; başa ağa olarak, ithal Abdi ağalar gelmiştir. Yabancı Abdi ağaların hükümranlığında bir hayat sürmek zorunda kalırız.Bizim için değil hepimiz için uygun olanı yapmalıyız. Biz, bize değil hepimiz bir arada birlikte yaşamalıyız.
   
  Örnek olarak türban konusu verilebilir;
Düşünebiliyor musunuz?, Cumhurbaşkanı'nın ve Başbaka'nın eşleri bile, eşlerinin yönettikleri devletin, resmi resepsiyonlarına katılamıyorlar. Bundan daha büyük, madurluk/ boynu büküklük, kalesi olabilir mi? Masumu, maduru, mahsunu, mazlumu oynamak için bundan daha iyi malzeme bulunabilir mi?. Bundan daha sağlam/doğru, Derin devlet adresi olabilir mi?

Başörtüsü olayını ilk olarak, ortaya koyan, İsrail'le En büyük silah ve askeri antlaşmayı imzalayan, Erbakan'dı. Erbakan'da başörtüsünü sürekli maduriyet aracı olarak kullanmış, kampların/tarafların (oy depolarının) birleşmez uçurumlarla ayrılmasına mimarlık etmişti. (sözde hepsi yahudi ve İsrail düşmanı. kesinlikle iddia ediyorum ki servetlerini yahudi bankerlere ve yatırımcılara emanet etmişlerdir. Tıpkı Yaser Arafatın, 1Milyar doları gibi -şimdi ailesinin saltanat sürdüğü servet-.Böylece; kendilerine atılan, kendilerine karşı kullanılan silahların finansmanını sağlamış oluyor.)

Oysa, Türban yasağını kaldırmak, onlar için çok kolay. Her yere girip, tüm kurumları, kontrol altına alıp,etkisiz hale getirenlere, kim karşı durabilir ki?. Baş örtüsünü, bayrak haline getirenler kimler?.Siyasal gelecekleri için kullanan kimler.? Sorun neden kalkmıyor diye Derin Devletin uzantıları derler.

Siyasal güçler değiştiğinde bu oluşumların biteceğini sananlar yanılıyor. Abdi ağa gittiyse, mutlaka yerine Hamza ağa gelmiş görev yerini almıştır. Eğer tuzaklara düşer, düşmanlıklara esir olursak, birlikte yaşamayı başaramazsak işte ozaman bizler için felaket olur. Çünkü; başa ağa olarak, ithal Abdi ağalar gelmiştir. Yabancı Abdi ağaların hükümranlığında bir hayat sürmek zorunda kalırız.Bizim için değil hepimiz için uygun olanı yapmalıyız. Biz, bize değil hepimiz bir arada birlikte yaşamalıyız.

Devlet bütün mekanizmalarını kurmuştur. Adalet, güvenlik, yasama, yürütme ve sosyal kurumları ile yapılanmış vatandaşlarının huzuru, mutluluğu, refahı için eğitim sistemleri olusturmuş, sivil toplum örgütlerini teşvik etmiştir.

Ama yönetici konumunda olanlar, adalet, hak gibi konuları göz ardı ederse, ben, bizim, benden, bizden ayrımları ile olaylara yönelirse Devlet haliyle bir takım aksaklıklar yaşamak zorunda kalır.

   
 
   
  Hrant Dink cinayetinde;
Sanığın eline, Bayrağı tutuşturanlar ile TGRT' ye servis edenler aynı kişiler. Bu eylemi yapan/görevini suistimal eden, Devlet değil, devletten maaş alan, asli görevi; sistemi ve düzeni korumak zorunda olan Devlet memuru. Onları orada tutanda siyasi irade.

Cezalandıran da, ödüllendiren de Devleti yöneten siyasi irade.
Generalleri tutuklayan siyasi irade burada bir karakola sahip çıkamıyor ve kimseye idari cezada veremiyor.
Engel ne?cevap hazır Derin Devlet uzantıları...

Hadi karkoldakiler Derin Devletle ilişkili, "Kanlı mı kansız mı olacak" mevsiminde, Taksim'de toplanma startını, sabahın köründe veren yine TGRT idi.
Şimdi, kar ortaklığı/ortaklık senetleri ile nemalanan, TGRT'de, Derin Devlet uzantısı oluyor?

   
  Bingöl depreminde , Depremzede vatandaşlar devlet yardımı beklediler. Kızılay'dan çadır istediler.Kızılay genel müdürü "şu kadar çadır, bu kadar şundan-bundan gönderdik" diye açıklama yaptı.
Halk yine çadır beklentilerini TV'ler aracılığı ile bildirdi. "Evimin oralara çadır kurnak istiyorum, evim soyuluyor, evimi ve tüm varlığım, eşyalarımı korumak zorundayım" mealinden açıklamalar ile devletten yardım bekledi.
Esasında Bingöl'lü vatandaş/Yuttaş "Devletim bana yardım etmeli" dedi, "Devletimi sevmek istiyorum, koruyanım, düşünenim olduğunu hissetmek istiyorum" dedi.
"Askere giderken, vergi alırken, oy isterken anılan değil. Sürekli, Devletimin şefkatini hissederek yaşamak istiyorum" dedi

Vatandaş Devletini sevmek istiyor, biliyorki severse/sevmesine müsaade edilirse hayat çok başka olacak. Kurtuluşu başka yerlerde arama zorunluluğu ortadan kalkacak.

Devlet'te tüm olanakları seferber etmiş. 1999 depreminden aldığı derslerle yeni yapılanmalara gitmiş.Sivil savunma, kurtarma örgütlerinin kurulması için olanaklar geliştirmiş. Bir çok Akut'lar, Akutcular olmuş. Depolar, Vatandaşlardan alınan yardım ve vergilerle yapılan çadırlarla dolu. (eksi bilmem kaç derecede soğuğu geçirmeyen tipten. Eskisi gibi çadır içinde şemsiye açtıran tipten değil)

   
  Devlet'te Vatandaşını sevmek istiyor. 1999 depremin de soğuyan arayı, azalan güveni gidermek istiyor. Bu nedenle tüm hazırlıkları yapmış.
   
  Devlet vatandaşını sevmek, dolayısı ile vatandaşı tarafından sevilmek istiyor. Vatandaşta, Devleti tarafından sevildiğini bilmek, dolayısıyla Devletini sevmek istiyor.

Duruma bakıldığında herşey yolunda gözüküyor. Şeker var, un var geriye kalan ustanın helvayı yapması.
İşte bu aşkı kıskanan Helvacı başı rolündeki KIZILAY GENEL MÜDÜRÜ, ben ev önlerine çadır veremem diyor.

Otel, temsil, gezi, şölen, tören, misafir, karşılama, uğurlama, kongre, gibi giderlerde musluğu açık unutan genel müdür, Vatandaş-Devlet sevgisine sıra gelince hesap yapıp maliyet çıkarıyor.
Vatandaşın, devletle arasının daha iyi olmasına neden olacak bir alışverişin önüne geçiyor. Vatandaş o çadırları belki iade etmiyecekti ama kullandıkca, gördükce devletini hatırlayacak, güvenmeyi öğrenecek, çocuklarına anlattıkca, anlatacaktı.

Televizyonlardan seyretmişsinizdir.
Depremzede vatandaşlar, o kış soğunda, kardan yaptıkları naylon örtülerle koruma altına aldıkları yığınların içinde (mallarını/evlerini koruyabilmek için) yaşadılar.

Soruyorum, bu ve bunun gibi binlerce olayda devlet mi suçlu?, yoksa; o birimi, yönettiğini sanan, oraya gelmek için her kapıyı çalan, her yolu deneyen, birçok ittifaklar kuran şahsiyet mi?

O insanlar, kardan yapılmış çadırlarda yaşarlarken, devlet kapısını ele geçirmiş biri tarafından kapılar yüzlerine kapanırken, Başbakanımız, Tusinami maduru, Maldiv adalarına kadar gidip 50 milyon dolarlık çeki teslim etmişti.

Yine soruyorum; buda mı Derin Devlet engeli?.
Hayır; yüzeysel devlet sayılan çalışan engeli, vurdum uymazlığı, klasik kulak arkası görevlisi.

Devleti yüzeysel çalışanlar, gelip geçici olanlar, sevmeyenler, banane sendeciler yönetirse, devlet yapmak zorunda olduğu şeylerden alı-konulur.

Ete-süte karışmayan, canı istediğinde yol-asfalt yapan, istediği çiçeğe hayat veren, istemediğini de zararlı ot kapsamında imha eden Park ve bahçeler yönetimine döner.

   
 

ÖYLE ACİP DURUMLAR SÖZ KONUSU Kİ; hükümetin yaptığı (onlara göre) hatalardan, devleti sorumlu tutuyorlar.
devleti siyasi güç yönetiyor bizi ilgilendirmez onların yaptığı her hata TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN hatasıdır.diyorlar

İyi hoş güzel; Madem devleti yöneten siyasi seçilmişler, o halde onlara gidildiğin de onlar niye devltten şikayetci oluyorlar.
Hükümette diyor ki, "bende devletten şikayetciyim". Hep birlikte ağız birliği etmişcesine "Devletten şikayet". Astık-kestik, büyüttük-katladık, refah-mefah getirdik, ülkemizi devletler arasında şuralara oturttuk", diye meydanlarda gürleyenler, tu-kaka işler olunca hemen parmaklarını 'UMACI olarak göstermeye çalıştıkları DEVLETE" doğrultuyorlar

Nasrettin Hoca fıkrası sanki; "sende haklısın kadın"demek gibi birşey bu takınılan tavırlar.
Aziz Nesi'nin kitabın da, mizansenleştirdiği gibi, "kim hızlı koşar, önce karakola şikayette bulunursa, geç giren kaybediyor." (hayatı bu tür kayıplarla geçen kayınpederde elbette hızlı koşan damat arıyor.)

   
  Bir tanede fıkra..
  Üç çocuğu olan adam, üç çocuğu olan kadınla evlenmiş. Yıllar geçmiş. Birgün otururlarken, üst kattan büyük gürültüler gelmiş. Adam hemen koşarak çıkmış, biraz sonra gülerek karısının yanına dönmüş. Gürültünün sebebini soran karısına, "senin çocuklarla, benim çocuklar bir olmuş, bizim çocukları dövüyorlar" demiş
   
  Hitler nazi savunmasını hazırlayanlar. Savunmanın; SİYAH platformuna iyi bir pas olacağını, bilmememleri imkansız.
Konuştuklarında mangalda kül bırakmayanlar, elbette, böyle bir savunmanın nelere yol açacağını hesap etmişlerdir.

Savunmanın, geri çekilmesi gerektiği yazılıp çizildiği halde, gereken yapılmamış, karar sonrası klasik/kalıplaşmış demecler verilmiş ve karara itiraz edilmeyeceği de bu beyanlar içinde ifade edilmiştir. Anlaşılan, o ki; PASI, alanda veren de memnun. İyi bir ortayı kim beğenmez ki?, Hemde, ceza sahası içine yapılan, nokta atışlı ortayı..

Şimdi bu savunmayı kimler yazdı?;
Elbette, siyasi otoritenin saptadığı, kişiler yazdı. Yazılanlara kimler onay verdi? elbette, yine siyasi otoritenin saptadığı kişiler ve siyasi otoritenin kendisi verdi.(Hapisteki derin devlet suçluları değil)

Peki devlete NAZİ DAMGASINI vurduranlar kimler;

Esas görevleri Devleti korumak olan, Devletten maaş alan çalışanlar ve devleti yöneten siyasi otorite. Yani Derin Devletten en çok şikayetci olan, o korkuyu depreştirerek varlığını sürdüren yönetim.

Şimdi iktidarda olanlar, DERİN DEVLETİN bir parçası mı oluyor?.
Çünkü; Hrant Dink ve SİYAHLAR platformu, nazili savunmadan DERİN DEVLETİ sorumlu tutuyor.
Soruşturmadan, delil karatılmasından DERİN DEVLETİ suçluyorlar.
Oysa soruşturmayı yapanlar, Emniyette kontrolü elinde tutan polisler.
Savunmayı AHİM'e hazırlayıp
, itirazları kulak arkası ederek, gönderen de siyasi iktidar (derin devlet maduruyum diyen)

Ohalde SİYAHLAR grubunun, "KAN AKAR DEVLET BAKAR" diyerek suçladığı derin devletin temsilcileri İKTİDARI ELİNDE TUTANLAR oluyor.
Yanlış/eksik soruşturma yapıldı, deliler karartılıyor, diye suçlanan, DERİN DEVLET yapılanması da İKTİDARI ELİNDE TUTANLARın atadığı, (kendilerine bağlılıklarından şüphe duymadıkları, Genaralleri bir çırpıda göz altına alıveren, kendi aleylerine, zerre kadar bilgi sızmasına izin vermiyecek kadar, kontrolü elinde tutan) kendi ekipleri oluyor.

DON KİŞOT'UN, kahramanlık fırsatları ararken; gördüğü yel değirmenlerine, (uşağı panço'nun tüm itirazlarına rağmen düşman güçler ilan edip) yaptığı saldırılar gibi bunlarda arkasına sığınacakları DERİN DEVLET olgusu ile durumu kotarmaya çalışıyorlar.
Ama, Don Kişot'un Yel değirmeninin kollarına takıldığında, anladığı çuval durumunu, bunlar da kavramış durumdalar. Bu nedenle; düşman olarak işaret ettiğimiz şeyin, aslında, değirmen olduğu anlaşılırsa diye de korkuyorlar.

Gidip gelip tekmeleyebilecekleri başka bir meta etrafta yok. Yurt dışındakıler ise öyle kolayca, yenilir yutulur lokmalar değil, oralarda kendisine destek veren, ekonomik rahatlığa susamış, barış isteyen, ülke bütünlüğünü arzulayan, uysal bir toplum yok. Oralarda, papuç pahalı.

Şimdi; bu savunma delil gösterilerek, Türkiye Cumhuriyetine NAZİ DEVLET yakıştırması yapılırsa, suçlu olan Devlet mi?
Yoksa; idare etsin, göz kulak olsun diye teslim edilen kimseler mi?

Şimdi Türkiye Cumhuriyeti NAZİ uygulamaları olan Devlet olarak anılırsa/bu tanım kullanılırsa, daha sonra işbaşına gelenler, "işte başımıza gelenler, DERİN DEVLET yüzünden mi oldu" diyecekler?

"Bu uygulamalar DERİN DEVLETİN varlığını mı gösteriyor", diyecekler.
"DERİN DEVLET yok olmadan, hiç birşeyi, layıkı ile yapamayız mı" diyecekler.
Bizlere DERİN DEVLET engel oluyor diyecekler...
..

Devlet ayakları üzerinde sallanıyor, tüm kurumlar çatırdıyor, tüm çakallar her yandan, yere yıkmak için saldırıyorken, DEVLET var olma/bütün olma savaşı verirken, devletin derinliğinden bahsediliyor.Derin, derin diye DEVLET'in kendisi tarumar ediliyor.
   
  Nazi yakıştırması SİYAH'lar platformuna iyi bir orta olsun diye yapılmış olabileceği gibi, Papa 2. John Paul, Ermenistan Kilisesi'nin başpatriği 2. Karakin ile Vatikan'da yaptığı görüşmeler sonrasında birlikte yaptıkları açıklamada, Türkleri Soykırımı icad eden/ilk uygulayan olarak ilan etmişlerdir. Hatta, Hitlerin bile Türk'lerin yaptığını örnekleyerek Yahudiler'e uyguladığını ileri sürmüşlerdir. Böylelikle, soykırm icadcısı olarak Türk'lerdir ilanı yapılmış, bir nebzede olsa KATOLİK HİTLER temizlenmeye çalışılmıştır.(Katolik, katoliğin suçunu örtüyor.)
   
  Hz. Havva'yı erkeklerin masumiyetini kirleten kişi olarak ilan edenler. İlk günahın sahibi/ masumiyeti bozan odur. İlk günahları olmadan vaftizleri yapılmayan (yani günahtan arındılamayan dolayısı ile İsa'nın kurtarıcılığından yararlanamayan) kadınların, sapkınlığına hükmeden Roma kilisesi, 1209 yılında, bu kadınlar üzerine soykırım yaparak 1 milyona yakın insanı, suçlu-suçsuz (onların analayışına göre. Yoksa hepsi zaten suçsuz. tek suçları sapkın ilan edilmeleri) ayrımı yapmadan, "tanrı sapkın olanları masumlardan nasıl olsa ayırır, ona göre karar verir" diyerek öldürtmüştür. Cadı, büyücü, sapkın diye ağır yanan ateşte pişirilerek öldürenlerin sayıları milyonlarla ifade ediliyor.
   
  Papa 2. John Paul, hem hedefindeki Türkleri suçlamış oldu, hem dindaşı, kilisesine bağlı olan Hitleri temizledi, hemde henüz Tanrının sözcüsü olamamış ama mesai arkadaşı olan, daha sonra Tanrı sözcüsü olarak Papa'lığa atanan, ESKİ NAZİ ÜYESİ PAPA Papa 16'ncı Benedikt'i de temizlemiş oldu.

Böylece, yanılmaz, günah işlemez, günah işletilemez, Tanrının yeryüzündeki sözcüsü kabul edilen, özür dilemsi beklenmeyen (Tanrı yanılmayacağına ve özür dilemiyeceğine göre özür dilemekten muaf tutulan), Vatikanın patronluğuna gelecek olan, ESKİ NAZİ ÜYESİ PAPA Papa 16'ncı Benedikt'i de soykırımcılıktan kurtulmuş oldu.
   
 
   
 
   
  AİHM, HRANT DİNK DAVA SONUCU; Mahkeme öncesi, akibeti bilinen (Tazminat miktarı hariç) davanın sonuç duyurusu. Yapılan ortanın gole çevrilmesi.. Kararın, açıklanması da çok özel bir güne tesadüf ediyor.

Siz, ne kadar çaba harcasanız, harcayın, değil AİHM'den, Muhtardan bile, özel gününüze, (hediye babında, her doğum gününde hatırlatma babında) böyle bir kararı çıkarttırmanız çok zor olur. Ne kısmetliler öyle değil mi?. Acaba AİHM'aldığı kararlardan kaçı, tazminat/dava kazananın doğum gününe tesadüf etmiştir.
   
  SANIĞIN ELİNE, NASIL BAYRAK TUTUŞTURULARAK, CİNAYETİN SORUMLUSU DEVLET İZLENİMİ VERİLDİYSE, AİHM kararı da (o çok sevdikleri siyah renk bırakılıp) KIRMIZI ZEMİN üzerine, BEYAZ harflerle işlenerek duyuruluyor.

NAZİ SAVUNMASININ sonucunu bu duyuru ile kutlamış olsalar gerek. Zaferlerini manalı kılmak için, bu renklerin kullanıldığı kesin. Afişlerinde Spot olarak "KAN AKAR DEVLET BAKAR" demiyorlar mıydı?

Nazi bayrağı Kırmızı üzerine siyahtı, bunların attığı manşette elbette KIRMIZI-BEYAZ olmalı ki, bir mana teşkil edebilsin. Nazi vurgusu net olarak yapılabilsin. Nazi savunmalı davanın sonucunu, Nazi vurgusu ile bitirmek mesajlarının/hayallerinin izlerini daha vurgulu hale getirecekti..
   
  KİM MAHKUM?; TÜRKİYE

KİM KAZANMIŞ; DİNK AİLESİ


...Türkiye'yi Mahkum etti

Türkiye, Dink Ailesine 133 bim Euro tazminat ödeyecek
   
  AİHM kararlarında bu deyimler/bu tanımlamalar yer alabilir. Sürekli biz Türkiye'yi seviyoruz vurgusu yapanlar, kardeşlik barış istiyoruz diyenler, bu manşetleri, spot cümleleri sarfetmezler. Çünkü siz, bu davanın tarafısınız.

İstediğiniz gibi kullandığınız gazetenizde, birden bire 3.kişilerden (Dink ailesi için) bahsediyor, izlenimi verilerek, TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLET' inden en azından etik olarak bahsedemezsiniz. Ama "fırsat bu fırsat, demek istediklerimin bir kısmını manşetten vereyim" diyorsanız, o başka.

Siz hiç Türkiye aileme/bana tazminat ödeyecek diyen bir insan gördünüz mü? Devlet ödeme yapacak der. Devlet bana şu kadar borçlu der. Devlet baba sağolsun der....
Zaten Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşı olan insanın, ülke ismi vermesi (ayrılık tarftarları/ayrılıkcılar/başka hayaller peşinde koşanlar hariç) kadar saçma bir durum olamaz.

Almanya devleti vatandaşına tazminat ödemeye mahkum olunca; Alman vatandaşı, "Almanya mahkum oldu, Almanya (.... ailesine )bana, şu kadar.tazminat ödiyecek mi diyor, yoksa devlet bana şu kadar borçlandı/tazminat ödiyecek mi diyor?.

Gazetenizde kendinizle ilgili yapılan her manşet TAMAMEN SİZE AİT OLAN DÜŞÜNCELERDİR. Bunun aksini düşünmek, (hele,hele, kurumsal kimliğe tam olarak kavuşmamış, mensup olduğu azınlığa hitap eden, ve davada da taraf konumunda olan gazetede hepten) eşyanın tabiatına aykırıdır.Ulusal boyuttaki, kurumsallaşmış gazeteler bile zaman, zaman sahibinin sesi oluyor. Papağanlık yapıyor.

Bizler basın olarak AİHM'in resmi tanımlamalarını kullanıyoruz gibi bahanelerin arkasına sığınamazlar. Konunun tarafı olmayan, basın kurumları bunu böyle duyurabilir. AB, birliğini kabul etmiş kurumlar, ortak mahkemeleri olan kurumun aldığı kararın, hangi ülke ile ilgili olduğunu bildirme ihtiyacı/zorunluluğu vardır.
   
 
   
  AİHM KARARINI VERDİ
TÜRKİYE MAHKUM



Spot kurgu biçimi;

YAYINLANAN BİR METİNİ İLETMEK DEĞİL, TÜRKİYE'ye TATTIRILAN YENİLGİNİN, ÇIĞLIKSIZ (atılamayan) ZAFER KUTLAMA BİLDİRİMİDİR.
   
 

TÜRKİYE, DİNK AİLESİNE TAZMİNAT ÖDEYECEK DEMEK, BİZ TÜRKİYE CUMHURİYETİN'DEN AYRIYIZ DEMEKTİR. Türkiye'yi seviyorum demeleri, aslında ANADOLU'YU SEVİYORUM, toprak olarak TÜRKİYE'Yİ seviyorum demeleridir.Türkiye Cumhuriyetini Devlet olarak seviyorum demek değildir.

Tıpkı turistlerin, Türkiye güzel, raki, şişkebap, lokum" demeleri gibi. Almanların, İngilizlerin.... Türkiye çok güzel biz TÜRKİYE'Yİ ÇOK SEVİYORUZ diyerek AKDENİZ BÖLGESİNDE KLONİLER meydana getirmesi gibi...

Elbette bu toprakları seviyorlar. Hatta okadar seviyorlar ki, kıskançlıklarından bizlerle bile paylaşmak istemiyorlar. Hepsi bizim olsun, biz hükmedelim, içindekilerde ne olursa olsun diyorlar. Türkiye topraklarını, okadar çok seviyorlar ki, bu topraklarda, istediğimiz gibi devletler kuralım, gelecek nesillerimizde bu güzelliklere sahip olsun diyorlar.

Onlar; TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ'Nİ değil, TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN SAHİP OLDUĞU TOPRAKLARI SEVİYORLAR ve KENDİLERİNİN OLMASI İÇİN ÇALIŞIYORLAR. Öyle; paylaşmaya, birlikte yaşamaya, falan niyetleri yok. Aksi olsa bu tür manşetler kullanmaz, toplumu germe eylemleri yapmaz, garibetleri ile bilinçlere saldırmazlardı.

   
  İŞTE BURADA BİRKEZ DAHA; AGOS GAZETESİNDEKİ GÖRÜNTÜYÜ HATIRLATMAKTA FAYDA VAR... BENZER BİR TÜRKİYE HABERİ.Hrant Dink'in sözlerinin nasıl ters yüz edilerek verildiğinin kanıtı....
   
 
   
 
   
 

HRANT DİNK'İN HATIRASINA, SORUŞTURMANIN AŞAMALARIN, SANATCILARIN ANLATTIĞII BİR FİLM YAPILMIŞ.

Birtakım gariplikler anlatılıyor.Elbette soruşturmada bir takım gariplikler olduğunu, zaten herkez kabul ediyor. Buradaki sorun, herkezin kendisini temize çıkarıp, insan unsurunu ve komploları görmezden gelerek, Devlete yüklenmesi. Bu alttan çalışmalar ile, devletin çete devlet kavramı içinde tutulmaya çalışılması.

Esasında burada DEVLET TUZAĞA düşürülmüş ve SUÇA GÖZ YUMAN DEVLET yaftası vurulmaya çalışılmıştır.
Nazi savunması ve AİHM kararı ile bu damga resmileştirilmiştir / resmileştirme yolunda epey yol alınmıştır..
Filmin tüm kurgusu da bu yöndedir. Yazının tamamında da izah etmeye çalıştığım, devlete suçlara göz yuman devlet damgasının vurulmak isteme gayretleri.Yoksa suçlular cezalanmasın diye kimsenin bir tezi yok.

Soruşturmadaki gariplikleri yazan ve 30 küsur yıl ile yargılanan, zaman zaman, ergenekonculukla suçlanan Nedim Şener gibi yazarlarımız var.
Soruşturma garipliklerin,i TV'de anlatmaya başladığında herkez, Nedim Şener'i can kulağı ile dinliyor. Kimse ona çıkıpta, "devleti küçük düşürücü şeyler" söylüyorsun, "Suçlu devlet/suça azmettiren devlet profili çiziyorsun" demedi.

Demek ki soruşturmayı eleştirmek, oraya buraya saldırmak, selahiyeti vermediği gibi işin ciddiyetini de yok ediyor.
Soruşturmayı, o, kadar detaylı incelemiş/eleştirmiş ki; 30 kusur yıl ile yargılanıyor.
Sizden soruşturmayı eleştirdiği, yanlışları ortaya koyduğu için yargılanan var mı?
Çünkü siz, başka şeylerin peşindesiniz.
Yaptığınız, filimler kabul görsün diye amaçlarınıza sanatcıları da alet ediyorsunuz. Anlaşılan, siz gerçekten BAĞCIYI DÖVMEK İSTİYORSUNUZ.

Toplumu suçlarken, göz önünde bulundurmanız gereken başka bir unsur da; İhbarı yapanın BABASI OLDUĞU gerçeğidir.

Elçileri şehit eden, teröristlerin, yakınları ve destekcileri gibi bağrına basmak, saklamak/gizlemek yerine hemen ihbarda bulunmuştur.O baba da evladını sevmekte ve mutlaka özlemektedir.

Sanık, ELÇİ KATİLLERİNE yapıldığı gibi, mahkemelerde kahraman gibi de karşılanmamıştır.

Toplum ört-pas istememektedir. Tam aksine suçluların tümünün iyice araştırılarak bulunması ve bir daha böyle bir olayın olmaması, toplumun canı gönülden isteğidir.

Aleyhte, olan tüm sözler devlet bütünlüğüne zarar veren, girişimleri kınamak/eleştirmek içindir.

Sizlerde, toplumun bu genel kabulünden/durumdan istifade edip, aba altından sopa göstermekle yetinmeyip, vur abalıya yapıyorsunuz.

   
  AMACINIZ, YENİ BİR GECEYARISI, FİLMİ ÇEVİRMEK Mİ.?.
 
   
 

İSİMLERİNE BAKIN...

TÜRKCE;
Birinin ismi;........ GECEYARISI,
Diğerinin İsmi;..... GECEYARISI EKSPRESİ

İNGİLİZCE;
Birinin ismi...........MIDNIGHT
Diğerinin İsmi.......MIDNIGHT EXPRESS

Biri ekspres olmuş, yaşanmışlığı, diğeri ise sürekliliği vurguluyor.Yaşatılacak GECEYARISI hiç geçip-gidici değil.Sürekli KARANLIK. Pırıl, pırıl değil, el yordamı ile/içgüdülerle/şartlanmalar ile/kıbraç sesleri ile/istikamet işaretleri ile, kulvarlar haline getirilmiş yollarda; yön bulunabilecek kadar loşluk verilen KARANLIK.Karanlıkları, aydınlatıyoruz diyebilmek için yaşamın bir parçası haline getirilen/yaşamın içine sokulan, KARANLIK.
Tıpkı tişört üzerindeki yazılarda olan benzerlik gibi, birşeyleri çağrıştıran/çağrıştırması istenen benzerlikler.

   
  Film de, tümüyle suçlu devlet üzerinde durulmuş, araya koyulan görüntüler ile iyice vurgulanmış. Üzüm yeniliyor gibi yapılarak, bağcıya iyice girişilmiş/giydirilmiş..
Canlandırmalar, mekanlar bu yöntem için uyarlanmıştır. İnsanların hataları veyataraflılıkları belirtilirken bile, devletin birimleri ve kurumları, karanlık işlerin döndüğü birimler olarak canlandırmalara ilave edilmiştir.
Başbakanın (temsilen filme dahil edilen) çene ve ağızı bile bu karanlık canlandırmadan nasibini almıştır.

Hele BİR İKİ SAHNE VAR Kİ; İSMİ İLE ÇAĞRIŞIM YAPTIRDIKLARI, GECEYARISI EKSPRES FİLMİNDEKİ, HAPİSANE DUVARLARINI HİÇ ARATMIYACAK DERECEDE BENZERLİK TAŞIYOR (çatlaklar arasına serpiştirilmiş garibet görüntüleri ve silüetler hariç).

Özellikle seçildiği belli olan mekanlarda, çekilen filmin, ADALET isteği için yapıldığını söylemek imkansız.
   
 
   
  Barıştan ne anlaşıldığının, amaçlananın ne olduğunun bir örneği de, Eurovision, şarkı yarışmasına katılan şarkı sözlerinde ve seslendiricisinde de(yarışma şarkıcı değil, şarkı yarışması olduğundan, hem şarkının, hemde şarkcının aynı siyasi içerikten meydana gelmiş olmaları biraz garip)aynı hikayenin olması ve bunu aciditasyon yaparak aktarması, BARIŞI HANGİ ŞARTLARDA istediklerini gösteriyor.
   
  Eurovision, şarkı yarışmasına, Ermenistan adına, katılan sanatcı, Atalarının 1915 yılın da topraklarından çıkarıldığını ve acılar çekildiğini ağlayarak anlatıyor. Hani barış istiyorlar ya! Ama gündemden hiç eksiltmedikleri, dillerinden hiç düşürmedikleri, huri kadar suçsuz oldukları, hep madur, mahsun kaldıkları, 1915 yılını da sürekli hatırlatıyorlar.Karıncayı bile incitmemiş olan, bu rafine insanlar, doğdukları günden itibaren, beyinlerine işlenen 1915 yıllarını, KİN ve KAN adına, her fırsatta/her olayda gündeme taşıyorlar.

BARIŞ, tarafların birtakım şeyleri unutmasıyla mümkün olabilir. Yaşanan şeyler taraflar arasında unutulmazsa BARIŞ olabilir mi? Örneğin;aralarında husumet olan taraflar barışmaya karar verir. Barış güzeldir derler. Derler ama barış ortamında biri sürekli, "senin baban benim babamı öldürmüştü, esasında biz şu konuda haklıydık.." gibi hatırlatmaları her fırsatta dile getirirse BARIŞ ortamı devam eder mi?

Bu davranışların sonucu olarak hiçbir zaman o 'dillerde dolaştırılan'/dillere yapışkan hale getirilmiş olan BARIŞ sağlanamaz. Barış olduğunda / istendiğinde herşey -0- kabul edilir ve yeni bir yaşam kurulur. Onun adına da BARIŞ içinde yaşamak denir.

İşte bu toplum bunu istiyor ve her yapılan iyi şeylerin, fedakarlığın BARIŞ'a katkı sağlayacağını biliyor.Yapılacak; Hrant Dink katli gibi olayların bırakın kendilerine, barış ve huzur isteyen hiç kimsenin işine gelmiyeceğini/bir yarar sağlamayacağını biliyor."Usuletle ve suhuletle" diyor ama BARIŞI BEKLEDİĞİ İÇİN. (bekliyor, usuletle ve suhuletle işi kılıfına geçirmiyor/samanlar altından sular yürütmüyor.)
   
  Eurovision, şarkı yarışmasına, Ermenistan adına, katılan sanatcının, 1915 olaylarını ağlayarak anlatması, barışın asıl amaç olmadığın gösteriyor. Çanakkale kutlamalarına gelen, ANZAKLARA, Y.ZELLANDALILARA, AVUSTRALYALILARA, "katilsiniz" diye bağırmıyoruz.

Bizlerin anıtları olduğu gibi onların da anıtları var. "Soykırıma, yok etmeye geldiniz, yenildiğiniz/amacınıza ulaşamadığınız için Çanakkale savaşlarına ÇENTİLMENLİK SAVAŞI ADI VERDİNİZ" demiyoruz.

"Biz burada her yıl soykırıma gelenlerin bayraklarını yakacağız", demiyoruz.
"Buralarda sadece, bizlerin anıtları olacak demiyoruz".
"Buyrun ne yapılacaksa birlikte yapalım, gelin birlikte analım" diyoruz.

İçiçe yan yana anma merasimleri yapıyoruz.Ve bundan da hiç gocunmuyoruz.

Atatürk "Korkmayın/endişelenmeyin çocuklarınız bize emenet"demişti.Büyük olanın,yapması gereken/vermesi gereken bir mesajdı. bizlerde o anlayışın devamıyız. Büyüklüğümüzü biliyor, bunların birgün sona ereceğinin de biliyoruz.

Çanakkale'de de 5. çayını Perede içelim diye sözleşmişlerdi.Sonrasında, Mehmetcikler karşısında duramadılar. Yenildiler. Yenilgiyi kibirlerine yediremediler, bu savaşın adını, centilmenlik savaşı koyalım dediler..(Çanakkale filmini çeken, komutan oğlunun, centilmenlik konusuna yaptığı katkılar da unutulmamış kesinlikle ödüllendirilmiştir herhalde?).

1. dünya savaşında bu iş bu kadar, burda biter demişlerdi.Her gecenin bir sabahı var diyen Halide Edip adıvar' ın nesil-daşıydı onlar.Sonrasında, bugün barış bittiğini/anlaşmanın geçersiz kaldığını vurgulamak için geri gönderdikleri Lozan masasına oturdular.

Kurtuluş savaşında da İngiliz büyükleri,Mustafa Kemal sizi bir yerlerde bekliyordur uyarılarına aldırmadan, krallarını getirip birkaç günde İstanbul'u alırız demişlerdi.Sonrasında İzmir'i kim yaktı filmleri çevirdiler. Diğer çevirdikleri filmlerin yanına koymak için.
   
  Bakın gördünüz mü? konu arasına bir şeyler sokuşturularak, barış karşıtı tohumları gündeme ekilmesi ne kadar kolay. Biz bunları yapmadık, söylemedik diye söze başlarsınız olur biter.
  TOPLUMUN DURUMU BU ÖRNEKTEN FARKLI MI? Hayır alın size adresli örnek;
   
  İnebolu'da Ersizlerdere köyü var. Erkeklerinin çoğu İstiklal savaşında şehit düşmüş dolayısı ile köyün adı Ersizlerdere.
Yaralı olarak dönenleri de anlatmamış, öyle her gün, her gece ki kimse fazla bir şey hatılamıyor. Düşmanlık ekmemiş ve düşmanlığı yaşatmamışlar.
Kendilerini mazlum, masum, kahramanlar kahramanı gösteren, olaylar anlatmamışlar.Ne olduğumuz Çanakkale'den belli değil mi..?

İnebolu'dan, cephaneler taşınmış, taşıyanların çocukları da, torunları da onlardan pek farklı değil.
Dedelerinin yaşadıklarını, nesiller nesillere kin ve nefret olmasın diye aktarmamış. Barış, huzur, sevgiyi yaşamak var iken..
Kaç kişi Kıbrıs Barış harekatını ayrıntılı hatırlıyor, kaç kişi toplu katliamları ve o sinsi planlarını uygulamaya koyanları..
   
 
   
  Yarışmaya katılan sanatcının atalarından biri tesadüf bu ya! Ermeni kıyımına, Yunan mezalimine uğramış, oralardan buralardan sürülmüş olsa idi, o'da bu tür hikayeler anlatsa idi hiç hoş bir durum olur muydu/hiç hoş karşılanır mıydı? Yerden, yere vurulmaz mıydı? Faşist, ırkcı damgası yemez miydi? Nazi yakıştırmaları almaz mıydı? Bunların hepsi olurdu. Hem içten, hemde dıştan

Eurovision şarkı yarışmasında 2007'de Türkiye tarafından Ermenistan'a 12 tam puan, 2008'de de Ermenistan'a ikinci en iyi puan olan 10 puan verildi. Onlarsa bize hiç puan vermedikleri gibi, 2010 yılında bizlere NERDEYSE "siz katilsiniz" diyen şarkıyla katıldılar. Şarkı tanıtımlarında ve röportajlarında da bunu dile getirdiler. Şimdi NEFRET YÜKLÜ olanlar, damarlarında dolaşan KANI NEFRETLE zehirlemiş olanlar KİMLER?

Eurovision, şarkı yarışmasına, Ermenistan adına, katılan sanatcının, 1915 olaylarını ağlayarak anlatmakla kalmıyor, olayı daha da dramatize edebilmek, şarkıdaki mesajların daha da iyi algılanabilmesi için, Hıçkırıklar içinde, 1915 de annesini kaybettiğini (herhalde büyük annesi olsa gerek. Yoksa şarkıcı 100 yaşlarında nine olurdu yada annesi şarkıcıyı 70-80 yaşlarında doğurmuş olurdu.) söyleyen siyasi sanatcı, "ERMENİSTAN bu acılarla daha da büyüyecek" solaganını da ilave etmeyi unutmuyor.

Ve Annesinden sadece kendisine, bir KAYISI ÇEKİRDEĞİ kaldığını üzerine basarak söylüyor. Bu söylediğini ve diğer söylediklerini de tekrar ettiği gibi, şarkını içinde "Bana anayurdumdan geri verilen kayısı çekirdeği olarak tekrar ediyor.
  1915 20 1985
  ŞARKININ SÖZLERİ ŞÖYLE; besteci; Armen Martirosyan, söz yazarı; Karen Kavaleryan olduğunu seslendiren;Rus asıllı Eva Rivas, İngilizce adı; "Apricot Stone" Yıl;2010
  ***********************************************************
KAYSI ÇEKİRDEĞİ.. "Apricot Stone"

Uzun yıllar önce, ben küçük bir çocukken
ANNEM bana 'bilmelisin ki bizim dünyamız acımasız ve vahşi' dedi
"Ama sen yolunu soğuk ve sıcaktan geçerek bulabilirsin"
"Bana anayurdumdan geri verilen elimde saklı kayısı çekirdeği"
Kayısı çekirdeği, onu donmuş toprağa düşüreceğim

Bırak, onun yetişmesine izin ver

Bana anayurdumdan geri verilen kayısı çekirdeği.
"Şimdi kuzey yıldızlarını görüyorum
Fırtınada ışıl ışıl parlıyorlar
Seni sıcak tutması için bir Tanrım var
Şimdi Şiddetli rüzgarlardan korkmuyorum
ESEBİLİRLER, ancak KAZANAMAYACAKLAR "

"Belki kış gelmeyecek hasat günü ve gecesinde
Belki Tanrı kutsayacak ve koruyacak kutsanmış meyveyi
Ağacımı yükseltecek gökyüzüne
Bir kere el salladım evime
Hoşçakal
"Ben yalnızca köklerime geri dönmek istiyorum"
**************************************************************************

   
  Buyursun gelsin, gelme diyen mi var?.
Ama art niyetsiz, şarkılarla da olsa bir şeyi yaşatmak, için değil,
Kişiliklerinizi/şahsiyetlerinizi, "sütten çıkmış, ak kaşık gibi", gösterme çabaları ile değil, (o niyetlerle bile gelip gidenleriniz, otağ kurup kalanlarınız var. Binlerce,çalışanlarınız var) Saf bakir/art niyetsiz İNSANİ DUYGULARA sahip olarak gelin.

Gelenlere kim ne demiş, gelmek isteyipte; gelemiyenler mi var?
Gelenlere kim yan gözle bakmış?
Gelip gittiklerinden kimin haberi var?
Onlar için çetele tutan mı var?
Cumhurbaşkanları maça geliyor diye,
"Tek millet iki ülke" diye öğünülen, Azeri dostlarımızı bile dışladık.
Toplum ayağa kalkıpta birşey mi yaptı. Tepkilerini ve yapılan yanlışlıkları sözlerle belirtmenin dışında, taşkınlıklarda mı bulundu?

Yangın vardır diye / belki yangın çıkar diye; elinizde körükle dolaşmayı bırakın. Sürekli masum ve maduru işlemeyi / oynamayı bırakın.
Giydiğiniz elbiseye uymaya çalışmayın, insanlığa yaraşan elbiseleri alın.
Barış, özgürlük, kardeşlik sözleriyle kendinize edinmiş olduğunuz maskelerinizi atın.
Kin ve nefret ifadesine alıştırılmış, yüz hatlarınızı; gerçek barış ve özgürlük ifadelerine alıştırın ..........
   
 
   
  Bu görüntüler herşeyi apaçık ortaya koyuyor.Bilinçaltlarımızı nasıl iğfal ediyorlar, katmanlar arası yanlış metrajda duran görüntü bunlar
25. kare olarak beyinlerimize neler attılar kim bilir, neler ekildi ve ekilmeye devam ediliyor kimbilir?
Kalemşörleri ile... (önce KARARTIP sonra) loş-aydınlıkları ile.. çeşitli sıfatlar verdikleri havarileri ile.. terörleri ile.. krizleri ile.. ödülleri ile...
Alabildiğine gürültü yapıyorlar, çevre kirliliği yapıyorlar, düşünmeyelim, umutları yitirelim, bıkkın ve yılgın olarak teslim olalım diye...

Parmağın işaret ettiği yere bakalım istiyorlar, ellerinde varsa silahlarını görmeyelim yada ellerininin boşluğunu anlamayalım diye.
Gösterdikleri/işaret ettikleri, cambaza bakarken, elimizdeki mevcutları alabilmek için.
Ama bizler, Gösterdikleri yere de bakalım, elindekilere de bakalım, parmaklarına da bakalım; nedir istenen, nedir verilenler diye...
Bu arada elimizdekilere, sahip olduklarımıza da sımsıkı sarılalım...
Elimizde olanı da kaptırmayalım.
Evdeki bulgurla yetinelim, pirinç olmasada olur.Şartlar uygunlaştığın da bedelini öder alırız..

Eğer A-simetrik dedikleri bu saldırıya karşı koymak istiyorsak araştıralım, düşünelim, okuyalım, çalışalım...
En önemlisi adaletli olalım, barışı, sevgiyi, dostlukları koruyalım...Kardelenler olalım...
A-simetrik saldırıyı simetrik hale getirelim..Olacaksa eşitler arası mücadele olsun. Her iki tarafı eşit olan, simetrik..
Adaleti, hakı, hukuku olmayan/gözetmeyen, yüzyıllardan beri ektikleri, var ettikleri kin, nefret duyguları ile mücadele için çok çalışmak ve okumak şart
A-simetrik mücadeleyi, simetrik hale dönüştüremezsek vay bizim halimize.A-simetrik mücadele bizlerin kaybetmeye mahküm olduğumuz saldırı tipidir..
Çünkü a-simetrik saldırıda, uzun vadeli kan ve zulumle örülmüş planlar vardır..
Bilmediğimiz yöntemlerle üretilmiş 25.kare dediğimiz sanal saldırılar vardır.
Bilinç altlarına bırakılan notlar vardır.
Dijital ortamlarda oluşturulmuş, düşünceleri bloke eden, yönlendiren garibetler/ucubeler vardır.
İnsanlardaki pozitifliği, güzel enerjileri yok eden, korku, şüphe dolu yaşama sürükleyen/empoze eden Yecüc ve Mecüc'leri vardır.........vardır oğlu vardır. (sitede yayınlanan sayfalarda bunlardan örnekler bulabilirsiniz. 25. kare ve sanal başlıklı sayfalarda. RESİMLİ, İSPATLI, GÖRÜNTÜLÜ, ADRESLİ OLARAK )

Brezilya dizilerini mumla aratacak entrika, desise, yalan iftira ve sahtekarlıklar vardır. Başbaşa kaldıklarında övündükleri..
Nesiller boyu bununla yaşamışlardır. onlarda herkez gibi,
MASUM birer BEBEK OLARAK DOĞMUŞLAR ama ONLAR KARANLIKLAR İÇİNDE BÜYÜTÜLMÜŞLER.
MASUM BEBEK gibi DOĞMUŞLAR ama ONLAR MASUM BEBEKLERİ ÖLDÜREN KARANLIKLAR ile YOĞRULMUŞLAR

   
  Dün dar boğazdan geçenler, can boğazdan gelir dediler.
Entel , dantel, sanat dediler ve grupların için sipariş belgeseller yaptılar.
Hesaplarını şişirdiler, yüzlerine düşen sefilliği görmemezliğe gelerek...
Vatan, millet, sakarya dediler..işlenmemiş bir bakış açısı ile dediler..
Kısaca; entel, dantel, karıyer (karı-yer) dediler..
Ün de lazım sadece ulusal boyuttan bakmayın dediler..
Global Dünya'nın gerekleri bunlar dediler...
Yiğitce ortaya çıkıpta; "Gazte kağıdı değil, para bu, para"...diyemediler.
Dememekte de ısrar ediyorlar, adalet,barış, özgürlük, demokrasi için diyorlar.