MANŞETTEN, ZİHİNLERE ÇAKMA HABERLER İLE, GARİBET YÜKLEMELER...
   
   
  .Yer ABD, Pensilvanya, Saylorsburg. Fethullah Gülen'in kaldığı söylenen, iddia edilen yer. Çiftlikte kalıyormuş.
Çiftlik denilen yer kimilerine göre; 18 dönüm, metrik ölçü ile 18.000 m2 .Yaklaşık 100 metreye, 180 metre (100*180m) ölçülerinde. Adımlasanız, normal adımla, 150*250 adım gibi birşey.Kimilerine göre de; 100 dönüm, metrik ölçü ile 100.000 m2. 200 metreye, 500 metre (200*500m) ölçülerinde. Arazinin dış sınırında durup atış yapılsa, komşular telef olur. İddiaya göre, söz konusu arazide, savaş eğitimi veriliyor. Helikopterler arazi üzerinde, atış yaparak, alçaktan uçuyor. 100 dönümlük, yani 200*500 metre ölçülerindeki arazide, helikopterler eğitim için uçuyor.Elbette; evlerden tesislerden yeşil alandan ve göletten arta kalan, bir alanda.('Dar alanda, kısa paslaşma' gibi.).

Haber aslında, cemaate iletilmek istenen, mesajları içeriyor. Resimlerle, orada sürdürülen, basit ama zorluklarla dolu yaşam vurgulanmış, çalışmalarının özeti sunulmuş. Boş durmuyoruz, rahata dalmış değiliz, tüm baskılara rağmen islam için çalışıyoruz, duyun! durum, bundan ibarettir demek, için hazırlanmış. Yaygara koparacak, ses getirecek, basamaklar, isimler, tanımlar ve medya kullanılarak. Az bir gayretle çok ses getirdiler. Tüm manşetleri doldurdular, böylelikle seslerini yedi düvele duyurdular.
   
  Sonuç olarak, aklı başında olan bir insan, böyle bir iddiada bulunmaz. Hele bu birde FBI danışmanı, öğretim üyesi ise. FBI danışmanı, Dr.Paul Williams'ın, o arazide neler yapılıp, neler yapılamıyacağını bilmesi gerekir. Etrafında duvar. çit gibi engellerin olmadığı arazide, böyle bir oluşumun olamayacağınıda bilir.Yazdıklarında samimi olsa idi web sayfasında yazı yazacağına, FBI'a rapor yazıp bu işi kökünden hallederdi. Hem FBI danışmanı olacaksın, hem de Fethullah Güleni, FBI koruyor, birşey yapmıyor iddiasını ortaya atacaksın.Olsa, olsa bu haber; FBI ve Altın nesil organizasyononun, 2010 yapımıdır. Giriş yolu bariyerle kesilmiş, FBI koruması altında olan yerde böyle birşey olması söz konusu olamaz.
   
  Efendilerini uçurmaya alışanlar, alışkanlıklarına devam ediyorlar. Son yıllarda yapılan, komplo teorilerine bakın, herbiri sanılara dayanan, somutla hiç ilgisi olmayan şeyler. Kağıt yutmak gibi. Bu tezi ortaya attıklarında, DNA testi isteneceğini hiç düşünmüyorlar. Bu güne kadar, kendilerine tabii olanları, uçanlarla, kaçanlarla aldatılmadılar mı? Alışkanlık edinmiş olacaklar ki, aynı şeyleri devam ettiriyorlar. Halk arası deyimle, hayalprest Şizofren/piskopat bunlar. Böyle davranışta bulunanlara, avcılar dernekleri dışında ; "atma ... din kardeşiyiz" derler (avcılara, atmak serbest, müdahele etmek ise yasaktır). "Ufak atta civcivler de yesin" derler."Minareyi çalmadan önce kılıfını hazırla" derler. "Söz ağızda iken sahibinin esiridir , ağızdan çıktıktan sonra, sahibi onun esirdir" derler.
   
  Yemek pişirmek istiyorsanız, öncelikle, ateşi yakmanız gerekir, malzemeyi nasıl olsa temin edersiniz. Sen, ateşi yak, suyu ısıt ve bekle. Kadına, ateşin üzerindeki suyu sormuşlar, kadın"olursa olur suyu, olmassa hamur suyu" demiş.

FBI danışmanı Dr.Paul Williams, hükümetinin siyasi istekleri doğrultusunda, raporlar yazan, bir memur olsa gerek. Müslümanları, 'terörist tehdit' olarak gösteren, organizasyonlara, katkıda bulunan bir memur. Web sitesine bakın üç-beş fotoğraf dışında hiç birşey yok. Müslümanları, Türkleri, terörist, ilkel, eli kanlı göstermenin dışında. Irak'a, Afganistan'a, Somali'ye aynı organizasyonlar sonucu, girmediler mi? İran için aynı senaryolar yazılmıyor mu? Tehdit altındayız, masumuz, maduruz, mazlumuz, mahsunuz, dünyanın geleceği ve güvenliğimiz için oralara girmeliyiz.

Sürekli, aynı senaryo.Kuzu, kendisini yemeye hazırlanan, Kurt'a "Anlaşıldı, beni yiyeceksin, hiç olmassa sudan bahaneler öne sürme" der.Kurt bu; kuzuyu, yemeye niyetlenmiş bir kere. Sonuçta; kurt, derenin üst kısmında olmasına rağmen, "suyumu bulandırdın" der ve kuzuyu yer.
   
  Toplumların sırtından hükümranlık sağlayanlar, hep masumu, maduru, mahsunu, mazlumu oynarlar, kanları ve zulmü gizlemek için. İlahi boyu kazandırmak içinde; sürekli kurtarıcı beklerler, "kurtarıcı gelecek bizi kurtaracak" derler. İlahi güç kimi kimden kurtaracaksa. Onların, tezine göre, zülme uğrayanların elinden, zalimleri, işgalcileri.Tüm insanları yok edip, "alın dünya sizindir" denmesini bekliyorlar herhalde. İnsanlı olarak, Dünya zaten onların değilmi?
   
  Fethullah Gülen'in, Zaman gazetesinde ki, beyanatına göre, sadece ilk yıllarda FBI ajanları, oturma izin, işlemleri sırasında gelmişler.
  FBI danışmanı Paul L. Williams, thelastcrusade.org sitesinde, yayınlanan resimlerin, Altın nesil binaları ve arazileri ile bir ilgisi yok. Başka bir islami, gruba ait araziye polislerle gidişini gösteriyor. Fethullah Gülen'e bir takım, beylik ithamlarda bulunuyor.
   
  www. thelastcrusade
   
  DR. PAUL Williams
   
  Taş duvar üzerinde verilen, F. Gülen'in kaldığı yerle hiçbir alakası olmayan resimler ve eline tutuşturulmuş camii resmi
  Ev ve tesisleri ile ilgili hiç bir resim yok. Sadece oralara ait olmayan, küçük bir taş bina dışında (duvar ve çit yapımına izin verilmeyen yerde, taş duvarın iş ne?). Oralara gidilmiş mizanseni verilerek hazırlanmış, kaç bölümü olduğunu bilmediğimiz 'bir yapıma' benziyor.

Oralarda, çit yapımının yasak olduğunu, Tolga Tanış'ın 'Fethullah Gülen'in evi' haberinden öğreniyoruz. Tolga Tanış şöyle yazıyor; "Bu arada 11 bin nüfuslu Saylorsburg’da polis de yok. Hiç olay yaşanmadığı için gerek duymamışlar. Ancak sorun şu ki, devlet, vahşi yaşam alanı sayılan bölgede evlerin etrafına çit de çekilmesine izin vermiyor. Bu durumda
Gülen’in yaşadığı ev, ormanın ortasında Nasreddin Hoca’nın türbesi gibi kalıyor. Önü kapı arkası açık. Hiç güvenlik sorunu yaşadığınız olmadı mı, diye sordum görevlilerden birine, “Olmadı” dedi. Ama sonra çit konusunda rahatsız olduklarını söyledi."

Demek ki taş duvarlı arazi, oraya ait değil. Evin güvenlik kapısına kadar düşmani duygular ile gelip, haber konusu ile ilgili hiç fotoğraf olmaması ne kadar ilginç değil mi.? Tolga Tanış'ın haberinde, resmini kullandığı güvenlik kulübesinin önünde çekilmiş fotoğraf karesi içinde görüyoruz Dr. Paul Williams'ı. Daha sonrası, palavra hikaye.. Bir başka habere, kaynaklık edecek olan, yazı dizisi. Dedik ya! "Ayşegül Haberde".
   
  F.GÜLEN TOLGA TANIŞ
   
  Tolga Tanış, bunları yazmak için oralara gittiyse 'bilet ve otel' parasına yazık. Anlaşılan o gurubun içinde, ve Colombiya Üniversitesi cevresinde bir çok tanıdığı var. Yazı, haber değil, verilmesi gereken mesajlardan ibaret. Çevresindekilere sorsa idi , bu bilgileri zaten edinirdi. Mesala, "Emrullah Uslu, büyük bir komplonun parçası bir Fethullahçı mı, derseniz... Öyle olsa benimle 2 saat telefonda niye konuşsun, sorduğum onca soruya niye cevap versin bilmiyorum." diye yazıyor.
Demek ki Emrullah Uslu'ya sorsa idi herşeyi öğrenebilirdi.Fotoğraflar da alabilirdi.Yazdıkları, mesajları çıkarırsanız, öyle atla, deve değil.Çocuklar, ahcı, korku, saygı, dayanılılık, vs.. Ismarlama elbise gibi.
   
  Mesaja örnek:
  AMERİKA'DA DOKTORA YAPAN 3 TÜRK PROFİLİ, BAŞLIKLI 29 KASIM 2009 TARİHLİ YAZISINDAN..
T.Tanış, sosyolog Nilüfer Göle'nin, geçen yıl ders vermek için New York'a geldiğini ve Türk öğrencileri ile sohbete kaldığını belirtiyor. Nülifer Göle'nin sohbetine katılan öğrencilerin dünya görüşlerini içeren saptamalarını sıralıyor. Nilüfer Göle'nin görüşleri ardından sıra, asıl mesaja geliyor ve hemen konuya giriyor. "Ergenekon'dan yargılanan Albay Dursun Çiçek'in Columbia'da finans eğitimi gören oğlu Deniz Çiçek, o gün salonda olmayan liberallerden. Ancak Göle'nin işaret ettiği profil açısından çok iyi bir örnek", cümlesini araya sıkıştırarak oğul Çiçeğin, ABD'de okuduğunu, bildirmiş oluyor. Herhalde bu mesaj meraklılarınadır. "Birilerinden burs parası alınmadan, Amerika'da, çocuk okutmak öyle kolay mı?, vardır bunun altında birşey" densin, suçluluğuna iyiden iyiye ikna, olunsun diyedir. Yazı, adeta sınıf yoklaması.

Eline fotoğraflar verilmiş. Bir tanesi, Dr. Paul'u, güvenlik kulübesi ve bariyer önünü gösteren resim ile benzerlik taşıyan, (flaması olan) fotoğraf. Diğeri ise araziyi gösteren, büyük ihtimalle Google Earht'tan alınmış görüntü. Üçüncüsü ise Fethullah Gülen'e ait, 'resmi' fotoğrafı (Herkezin, sürekli kullandığı, sitelerinden alınmış fotoğraf.). Fotoğraflar, gerçekten Fethullah Gülen'in yaşadığı yere mi ait.?
  Medya, Fethullah Gülen'e ait resimleri, neden abartarak verdi. Emredildi de ondan mı dersiniz? Oysa yeteri kadar fotoğrafı, kuruluşlarına ait, internet sitelerinde yayınlanıyor. Fethullah Gülen haberi yapıldığında, gördüğümüz resimler şunlar; vesikalık bir resmi, ayakta perdeyi aralamış bir resmi, birde evine atfedilen girişteki güvenlik kulübesi.
   
  FARKLI RESİMLERDE VAR..
  F. GÜLEN YAŞAM
   
  F. GÜLEN, EV VE ZİYARETCİ, FOTOĞRAFLARI İÇİN BAĞLANTIYI KULLANIN
  F.G ZİYARET
   
  Tolga Tanış'a ve Dr. Paul 'a verilen resimleri ve adresi doğru kabul edersek, Google Earht'a göre, kulubenin sokak görüntüsü şöyle.
Kavşağın hemen başında bir bariyer ve Dr. Paul'un fotoğrafında da görülen, güvenlik kulübesi ve bir araba var. Eğer adres doğru ise; bariyer yolun başlangıcında olduğuna göre, yollar, görülen arazi, bir kısım koruluk ve gölde , tamamen onlara ait veya kontrolleri altında.

EATON ROAD/1YOLU 1865 mt KAMERASINA GÖRE, TESİSLERİN GİRİŞİ, FOTOĞRAFLARDA GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ.
(fotoğraf doğru ama ya adres!?) Kavşağın hemen başında bir bariyer ve Dr. Paul'un, fotoğrafında da görülen, güvenlik kulübesi ve bir araba var.
   
  FETHULLAH GÜLEN TESİS
  EATON ROAD/1YOLU 1865 mt KAMERASINA GÖRE, TESİSLERİN GİRİŞİ, FOTOĞRAFLARDA GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ. (fotoğraf doğru ama ya adres?) Kavşağın hemen başında bir bariyer ve Dr. Paul'un fotoğrafında da görülen, güvenlik kulübesi ve bir araba var. (Dr. Paul'a göre Adres EATON ROAD/1YOLU 1857)

Giriş kulubesinde bayrak vardır. Belliki ABD. resmi kurumları tarafından korunmakta ve kontrrol edilmektedir.
Böyle bir yerde askeri eğitim olmayacağını, en çaylak FBI danışmanını bırakın, çocuklarda bilir.İçeriyi görmeden. İçeriyi görende, oranın bir tatil beldesi, konaklama yeri olduğunu hemen anlar.Bu haberde açıkca gösteriyor ki Fethullah Gülen FBI tarafından ABD çıkarları için (elbette kara kaşı ve kara gözü için değil) korunmakta, kollanmakta ve muhafaza edilmektedir. Türk kamu oyunu etkilemek, yönlendirmek, amaçları doğrultusunda mesajlarını iletebilmek için, danışmanlarını, adamlarını kullanarak, 'Türkiye üzerine' kurdukları senaryolarında adım adım ilerlemektedirler.
   
  TESİSLERLE İLGİLİ DİĞER RESİMLER SAYFANIN SONUNDA AYRINTILI BİÇİMDE YER ALMAKTADIR.
   
  FBI roportörü, Dr. Paul'un haberle birlikte yayınladığı, resimler şunlar.
  DR. PAUL Williams FBI
  İki ayrı haberde kullanılan, fotoğraflar arasında hiçbir benzerlik yok..
  POCONO RECORD gazetesinde, yayınlanan ve David Kidwell tarafından, çekilmiş fotoğraflar şunlar..
  Fethullah Gülen USA EV
   
  Fethullah Gülen o çiftlik denilen tesislerde olabilir mi? Aynı mekanda gazeteciler ile yemekte. (fotoğraf doğru ama ya adres?) demiştik?
  Fethullah Gülen ZİYARETCİ
   
  Tesislerin bahçesinde; Doğa ile başbaşa..
  Fethullah Gülen ABD EV
   
  İki ayrı haberde kullanılan, fotoğraflar arasında hiçbir benzerlik yok..
  Kısaca bu çakma bir haberdir.Maduriyetinin devam ettiğinin, mücadelesi için nelere katlandığının ilanıdır. Çiftlik kelimesi kullanılmıştır, çünkü, ABD ve çiftlik kelimesi yanyana kullanıldığında, insanların beynin de, alabildiğine büyük arazi parçaları geliyor.
Silah, eğitim, helikopter deyimleri ile de mensuplarına/cemaat üyelerine, oralarda boş durmadıklarını, hızla o mutlu günler için hazırlık yapıldığının, mesajlarını iletmiş oluyorlar.

FBI senaristi Dr. Paulu'n, haberi de senaryonun ilk bölümüdür.Resimleri gördüğünüzde bu görüşün doğru olduğuna hak vereceksiniz.İçeri girmese bile; kapıya kadar gelen, hangi salak FBI elemanı, hala burada helikopterle silahlı eğitim yapıyor diye, tüm kariyerini tehlikeye atarak rapor yazar. Üstelik içeride ki, binaları, araçları ve yapılan kocaman inşaatı görüpte, o raporu (emir harici) yazana, değil! binalarındaki tuvaleti, ortak kullanımlı umumi tuvaletin foseptiğini bile temizletmezler. (öyle bir tip olsa foseptiğe girdiğinde, "krema deposu buldum" diye sevinebilir)

Haberleri, raporları karşı atakla, yine öngördükleri senaryolara uygun olarak yalanladılar. Akıllarda ne kaldı, büyük baskılar altında, büyük fedakarlıklara katlanılarak yapılan çalışmalar, mütevazi, basit bir yaşam, silahlı eğitim, helikopterler, fetih için yapılan hazırlıklar. İçeride yapılan operasyonların da bu amaçla yapıldığını, düşündürülenlere iletilen bir not.Hem içeride hem dışarıda İslamın zaferi için mücadele ediyoruz vurgusu.

Çiftlik denilen yerin, bir oda büyüklüğünde olduğunu, belgeleseniz bile, müritleri ikna edemezsiniz. Müriteler, o hareketi destekleyenler için orası; ilk haberdeki gibi eğitimlerin verildiği bir tesis konumundadır (Dr.paul'un yayınladığı resimlere bakın). Efendisini uçuran, ona göklerde mertebeler veren, bir müridi ikna edemezsiniz. Çünkü Efendisi, işiten,gören ve bilendir (Tanrısal güçlere sahiptir.Eğer öyle olmadığını anlarsa hemen terkeder). Sözü alemlerden dönmeyendir.

Ahirette (sırat bu dünya'dadır.Her namazda okunan, Fatiha süresi. "Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz, Dosdoğru yoluna ilet bizi") sırat köprüsünden geçirecek olandır.Şefaatine, mahsar eyleyip, cennetteki köşklere ulaştıracak olandır. Efendisine, son derece bağlı olanı, efendisine kayıtsız şartsız teslim olanı, ancak daha çok uçurulan bir zatın, daha iyi imkanlar vermesi yer değiştirtebilir.

Onlar Hz.Muhammed'in Medine'ye olan Hicreti ile, efendilerinin ABD'ye yerleşmesini bir tutuyorlar.
O zaman efendi de oralarda rahat etmediğini, sefa sürmediğini, müritlerine ulaştırmak zorunda.. 'Gaza'da olduğunu/ Fet'ih de olduğunu, anlatması lazım, Hastalıklar içinde de olsa, "Rabbin aciz kulu" olarak mücadelede uzun yollar alındığını, insanların müslüman olmasının yakın olduğunu bildirmesi lazım.Bu nedenlede arasıra çakma rüyalar, çakma haberler, çakma olaylar, anlatırlar. "Vay be'şu bizim efendi çok yüce" dedirtmek için.
Efendinin bir senaryo gereği ile orada olduğunu değil, ulvi görevlerini yerine getirmek için orada olduğunu iyice pekiştirmek lazım

Efendilerini Hz. Muhammed ile kıyaslayacak kadar küstah olan, Hz. Muhammed'in misyonunu efendilerine yükleyen azgın cahiller başka ne beklenir. (Hz. Muhammed'in gidebileceği başka bir müslüman topluluğu yoktu. Tüm müslümanlık onun çevresinde idi ve sayıları ancak birkaç bindi. Müslümanlığı yaymak için Allah'ın emri üzerine tüm müslümanlar ile birlikte farklı yerlere Hicret ettiler.)

Yaşamlarını, 'bu inanma' üzerine kuranlar, yaptıkları her şeyin tanrısal olduğu, tanrısal istek olduğu (Allah'ı, Alemlerin Rabbi olan Allah olarak görenler zaten o, yolda olmaz.) kabulü ile kendilerini o duyguların, havasına kaptırırlar ve sonunda tanrısal olduklarına inanırlar. Kendilerine biçtikeri bu misyonla kafalarına göre takılırlar. Artık o, tanrısal boyuttadır, seçilmiştir. Dine de çeki düzen verirler, ülkeyi de teslim ederler..
   
  KİMSE ÜZERİNE ALINMASIN DİYE, DIŞARIDAN YAŞANMIŞ/YAŞANAN BİR ÖRNEK.
  ticaniler
   
  Onlar için ulusal değerler değil, Yol Haritalarında ki, öğretilerin uygulanmasıdır.Dikkat edin sitelerinde ve çekilen tüm fotoğraflarda, zorunluluk olmadığı sürece,Türkiye Cumhuriyeti'nin bayrağı görülmüyor.TC Bayrağı, onlar için ulusal önem taşıyan, kahramanlığı vurgulayan bir unsur değil.Türkiye Cumhuriyeti onlar için bütünlüğünü koruması gereken değil ele yönetilmesi ve yönlendirilmesi gereken bir yer. Silüet haritaların da ise turkuaz rengi ve açılmamış ama açılması yakın bir lale figürü kullanılıyorlar.İstanbul 2010 tanıtımının rengi de Turkuazdı (elbette, hepsi Türklere ait olduğu içindir) (Turkuaz,Türk rengi diye. Burası Türkiye Cumhuriyeti. "Bayrağım da Ay-Yıldızlı olan;Al bayrağım").

Onların bayrak konusuna/kavramına nasıl baktıklarını merek ederseniz, 'DİYALOG KUŞU VE BAYRAK ' sayfasına bakabilirsiniz.
   
  Tüm röportajlara bakın, Fethullah Gülen'in, pek dışarı çıkmadığı bir odadan bahsedilir. Hiç ona ait müstakil bir binadan bahsedilmez. Ana/Ortak kullanım tesisinde, kapısı salona açılan oda, çağrışımı yapan cümlelerle, anlatılır oradaki yaşamı.Mazbut, mütevazi. Resimlere eklenen, çek-yat ve yastıklarla da durumu iyice pekiştirmiş oluyorlar.
   
  Esasında yapılan röportaj ile Mahmut Övür'ün yaptığı haberin (hemen hemen tesis ziyareti anlatılan tüm haberlerde) iskeleti aynı. Haberler, o senaryoya göre yapılıyor anlaşılan. Mahmut Övür'ün röportajı ile bu çakma haber arasında ki tek fark resimlerin olmaması.
   
  MAHMUT OVUR (Haberin alındığı yer: Samanyoluhaber.com)
"Houston'daki "Türkçe Olimpiyatı"nın ardından New York'a döndük. Döner dönmez de Bugün Gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren, Genel Yayın Yönetmeni Erhan Başyurt ve rehberimiz Muharrem Atlığ'la Pensilvanya'ya doğru yola çıktık..."
"...Biraz bekliyoruz. Çevrede güvenlik kameraları olduğu söyleniyor. Kar yağmıyor ama sert soğuk insanı çarpıyor. Ve demir kapı açılıyor. Tam içeri girecekken güvenlik nedeniyle cep telefonlarımız alınıyor....".
".....Doğru o geceyi geçireceğimiz villaya gidiyoruz. İçeri girdiğimde hiçbir şey yabancı gelmiyor bana. Ayakkabıların çıkartılıp konulduğu dolap, salon ve odalara konulan, yatak olmaya uygun kanepeler ve duvarlarda Fethullah Gülen sözleri..."
   
  Oradaki yaşam, elbette , iki çekyat, iki yastık, plastik ayakkabılık muhabbeti tarzında değil. Masum, madur, mahsun, mazlum hiçte değil. Merak ediyorum, röportaj yapan gazetecilere ayakkabılarını çıkarttırabildiler mi? Yoksa onlar hiç gelmedi mi?
   
  SAYFALARA, AŞAĞIDAKİ BAĞLANTIYI KULLANARAK ULAŞABİLİRSİNİZ
  Pennsylvania Saylorsburg ziyaret
   
  F.GÜLEN Pennsylvania Saylorsburg
   
  DİNLER ARASI DİYALOG
   
 

Eğitim yaparlar mı? Yapıyor olabilirler ama o göstermelik olan o, yerde değil. Filmlerde gördüğümüz, ucu bucağı olmayan, içinde arabalarla gezilen, arazi yapısı bu işlere uygun, 'ÇİFTLİKLERDE'. Daha batıda yapıyor olabilirler. YAHŞİ BATI'DA. Vahşi görülenlerin, yok edilerek, Yahşi Batı yapılan diyarlarda.

Simetrik/Fiziksel savaşın, geçerliliğini yitirdiği dönemde, böyle bir eğitimin verildiğini sanmıyorum. Fiziksel savaşı ABD, Dünyanın her tarafında, kan ve zülumle yerine getiriyor.Taşeron örgütler var. Terör örgütleri var.Önemli olan, o örgütleri, hazır tutabilmek.Bunu sağlayabilmek içinde, asimetrik savaşa var gücleri ile devam etmeleri gerekiyor. Orada verdikleri eğitim, yönetilmek, (yönetmek onlara gerekli olan bir vasıf değil, onlar ancak, idare edebililer. Bir nevi şöförlük gibi), yöneltmek ve yönlendirmekten ibaret olsa gerek. Kaynağında müdahele ederek, düşünceleri, filizlenmeden katletme eğitimi alıyorlardır.

Düşüncelere nasıl tecavüz edilir, nasıl saflıkları bozulur, nasıl düşünce faşisti olunur derslerini de örnekleri ile farkına varmadan, (azar azar radyasyon yüklenmesi gibi) aldıkları da kesin.
Düşünce oluşumunu, deforme ederek, yok ederek; toplulukları düşünemez, yargılayamaz, sorgulayamaz, isteyemez ve karar veremez hale getirme eğitimleride veriliyor olsa gerek. Kendilerinin de, parmak sesi ile hareket eden, robot haline getirildiklerini anlamadan, 'Androidler toplumları nasıl zobiler haline getirir', dersleri alıyorlardır.

Toplumlar nasıl etkisiz hale getirilir, nasıl karabasan gibi üstlerine çökülür, nasıl kendilerinin, ülkelerinin geleceğinden umutsuz hale getirilir, nasıl 'çarmıha gerilir' ve nasıl 'domuz bağına alınıp', 'karın üzeri dengede' tutulur dersleri de unutulmamalıdır. Elbette ki bol bol sembolizim, havas, üfürme ve püfürme dersleri ile birlikte, nasıl madur, masum, mazlum ve mahsun olunur dersleri de zorunlu olarak verilir.

Uygulamalı derslerden biri, başını kuma gömen deve kuşunu kimse göremezdir. Bu dersten başarılı olanlara, at gözlüğü hediye edilir.Takılan at gözlüğü yüzünden, sadece kendilerine öğretilenlerin dışında hiçbir şeyi görmeden, derslerini ezber edip dururlar.Uygulamalı derslerden bir diğeride, bilinç altlarına, nasıl dip not düşülür, nasıl bir takım garebetler atılır. Bilinç altlarına, nasıl efendilerinin kartvizitleri bırakılır, nasıl işaret taşları ve yol gösterici tabelalar yerleştirilir.

Bu dersler de, başarılı olanlar, efendilerinin en yakınında olanlardır. Tabiki, sadıklar, güvenilirler, itaatkarlar sınıflarına ayrılıp, abilik ve beceri konumlarına göre tasnif edildikten sonra,(ilk şart, tam bir sadakattir). Bunlar, sırlara ve olaylara dereceleri itibarı ile vakıf olup, planlanmalarında yer alırlar.Tam bir, A takımının alt tabyasıdır, onlar.

Beyin ise elbette bir ve tektir. Ulaşılmaz, erişilemez, eşi benzeri olmayandır. O nedenden dolayı, kendilerinin dışındaki, oluşumlarda (varsaydıkları) hep 1 numarayı ararlar. Kör, köre sormuş "nerden biliyorsun dolmaları ikişer, ikişer yediği mi?, diğeri cevap vermiş "kendi yaptığımdan biliyorum" demiş. En yakınındaki adam diye lanse edilen,Nurettin Veren, ne anlatabildi somut olarak. Ne bir hesap numarası, ne yaşadığı yer, nede ciddi isimler.

Bu nedenlerden dolayı diyorum ki Fethullah Gülen, sağlıklıdır ve çok az uyuyup, çok çalışıyordur. Tüm nihai kararlarıda o veriyordur. Bütün ondadır, diğerleri bir takım parçaları, ellerinde tutarlar, emredilenleri yerine getirirler ama bütünü algılıyamazlar.Hiç birşey başlangıç noktasından bitiş noktasına tek saferde, tek emirde, tek parçada ulaşmamaktadır. Herkesin rutin işler olarak gördüğü ve pek bir mana veremediği şeyler, planlanmış olan, bütünü oluşturmaktadır.(Bireyler,piston gibidirler, piston sürekli gelip gider ama ne ürettiğini bilmez).

Tek boyutlu (varsayımsal olarak tek boyut kabul edilirse) kağıdın, elmayı algılayamaması gibi. Algılayabilmesi için elmayı baştan aşağıya taraması gerekir. Böyle bir olayada kurulmuş olan, piramidsel sistemleri zaten izin vermez. Belki de birkaç kişinin dışında bunu yapabilecek, bu beceride olan, kimsede yoktur.

Saddam örneğinde ki gibi birinci adamdan sonra ellinci adam. Grup içi böyle ama grup dışında, aynı yolun yolcuları oldukları, stratejik yolgöstericilerinde, herşeyi enince detayına, kadar bilen, planlayan birimler, elbette vardır. Dünya genelinde 30 yıllık, 50 yıllık planlamalar yapanlar, bu kadar 'mesafeler aldıkları', bunca emekler harcadıkları oluşumun sıradan bir ölümle yok olup gitmesine göz yumarlar mı? Yol Haritalarını yeniden yapma riskine girerler mi?. Tam aksine o stratejik ortaklar, onların bilmediği planlamalar yapıp, yol haritalarını ve 'havuç'u onlara gönderiyorlardır. Yol haritalarını onlar çiziyor, havucu da onlar gönderiyorlardır. Çünkü; onlara müracaat edenler, Altın Nesil iddiasında olanlardır.

Pek Muhterem Papa Cenaplari......diye başlıklı, mektubu yazmışlar ve ziyarete gitmişlerdir.

"Yogun gundeminizde bize zaman ayirarak sizinle muserref olmayi bahsettiginiz icin zatialilerinize en derin kalbi tesekkurlerimizi sunariz." sözleri ile Papalık makamının ne kadar, yüce olduğunu vurgulanarak, "Bu misyonun tahakkuk edisini gormeyi arzu ediyoruz. En aciz bir sekilde hatta biraz curetle, bu pek kiymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mutevazi yardimlarimizi sunmak icin size geldik." sözleri ile amaçları belirtilmiş ve 'Rabbin aciz kulu Fethullah Gülen' tanımlaması ile de imzalanmıştır.

O halde Yol haritasının sahiplerinden biri Papa'dır. Papa onu nereye havale etmiştir, onu bilemem.Elbette başka adreslerde var. Papa ile aynı dinden olmakla birlikte, farklı mezhepten olan, hatta 43 yıl öncesine kadar, (Papa VI Paul'ün, 25 Temmuz'da 1967'de İstanbul'a gelerek Patrik Athenagoras'ı, Patrik Athenagoras'in de 26 Ekim 1967'de Roma'ya giderek Papa VI Paul'u ziyaret etmesiyle ortadan kaldırıncaya kadar 900 yıldır süren) birbirlerini sapkın din mensubu olmakla suçladıkları, ama şimdilerde aralarından su sızmayan, (papağanlıda olsa bir araya gelen),kendisini, bu toprakların sahibi olarak ilan etmeye hazırlanan vatandaşımızda var. Ortada buluşalım projesinin mimarlarından. Ya davulcu, yada zurnacı.

   
  FETHULLAH GÜLEN'İN PAPA'YA SUNDUĞU MEKTUBUN TAM METNİNE ve HABERİNE; "PAPA'YA MEKTUP" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ  
       
  FENER PATRİĞİNİN PAPA-PAPAĞAN BENZETMESİNİ RESİMLİ OLARAK İŞLEYEN "PAPA&PAPAĞAN" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ  
   
  268. Patrik Athenagoras'ın, başlattığı barış ve Dinler Arası Diyolog yolunda.Mazisi derin olan, başlangıcında onur kırıcı hatıralar olan, uzun, ince bir yol. Hazin ama inşallah hüzünle bitmeyecek bir yol. Patrik Athenagoras kim mi?;ABD 33. Başkanı Harry S. Truman, tarafından gönderilerek, bir gecede Türk vatandaşı yapılan, Rusya'ya yaklaşıyor iddiası ile görevden alınan, 267. Patrik Maksimos' un yerine oturtulan, 1953 yılında Said Nursi ile görüşerek Dinler arası diyaloğun başlangıcına imza atan, eski MAVRİ MİRA örgütünün, kurucu üyesi olan, Rum çetelerini örgütleyen patrik.

Türkiye Cumhuriyeti, daha kurulmadan düşman olan Patrik. 269. Patrikte onların açtığı yolda ilerlemiş, 270. Patrikte, demokrasi, özgürlük, barış, insanlık adına, onların öncülük ettiği yollarda çalışmalarına devam etmektedir.
   
  ÇAKMA HABER DEDİK: Neye dayanarak dedik, laf olsun diye değil elbette.
  Tüm haber ve resimler, Altın nesilciler tarafından, hazırlanarak, yerel gazete, Pocono Record'a servis edilmiş olsa gerek. Röportaja, kıvılcım olan, 'bloğun' haberi de benzer kuşkular taşıyor..
   
  İLK ÖRNEK GERÇEK ÇEKİM OLMAYAN, ATÖLYE İMALATI.. BİLİNÇ ALTLARINA, YÖNELİK HAZIRLANMIŞ FOTOĞRAF
  UÇAN ŞAKİRELER / ABLALAR / KADIN MÜRİTLER.. BACAKSIZLAR.
  EVLİYA ŞAKİRELER
   
  Şimdi düşünün! bu güne kadar, yapılmış olan, haber ve resimler nekadar gerçeği yansıtıyordu? Haberler vasıtası ile bilinçlere neler atıldı. Toplumlar, nelere hazırlandı. Beynin düşünce, mekanizmalarını bloke etmek, oralara Truva atları yerleştirmek hangi amaçlara ulaşmak için.
   
  İlginç değil mi?;Ayakkabılıkları olan villalar, ayakları olmayan Şakireler..Ayakların olmadığı yerde, ayakkabılığın ne işi olabilir ?
   
  Fotoğraflara bakın. Nelerin fotoğrafları var.? Ayakkabılık, ayakkabılar altına alınmış, Zaman gazetesine ait sayfalar.İçinde, neler barındırıyor kimbilir?, keçe gibi, tele gibi, minicik türdaşları gibi.. Astarından sıyrılsa kim bilir ne kadar, rahatlar.

Gerçek yüzü, kendisine karakter ve önem kazandıran dışındaki boya ile pis kokuları absorbe eden, içindeki astarın arasında kalan bölümü.Kendisine ait olan onu, o yapan. Ayakkabıyı iyi tanımak lazım. Ayakkabı, postal, çizme deyip geçmemek lazım. 'O ayakların', 'sıfatı' olmadığı zamanlarda, zarfıdır.

O maviler üzerinde, dinlenmeye çekilmiş, park etmiş ayakkabılar, Zamanında kimbilir hangi topraklara basmıştır vatan olup olmadığına bakmadan. Kimleri taşımıştır, neleri ezip geçmiştir bilerek yada bilmiyerek. Kimbilir kimleri aşağılamıştır, kimlerin kıçına tabela olmuştur, kimler için boyanmıştır kat, kat.?

Kimlere, aynalık görevini yapmıştır, "işte sen busun" dercesine. Kimlere, resim çerçevesi olmuştur, "işte layıkını buldun dercesine". Nerelerde, ne izler bırakmıştır,kimbilir?. Kimlere, yalatmıştır kendisini, kimbilir? Efendisi için, sahibi için, üzerinde taşıdığı kalıp için, kimbilir, ne b.klara batmıştır..

Kimbilir, ne çamurlar sıçratmıştır etrafta olanlara, izi çıkar mı, kalır mı? kimin umurunda, yeterki sahibine birşey olmasın. Kimbilir, kaçkez, yediği darbeleri pislikleri örtmek için, boyanıp, boyanıp yenilemiştir kendisini?. Kimbilir, kaç kez astarlamıştır/astarlatmıştır, kendisini?

Efendisi çöpe atana kadar, işin bitti artık diyene kadar tüm sadakati ile görevine devam etme kararındadır. Zaten yapabileceği, bildiği başka bir şeyde yoktur. Zayıf bir, ihtimalde olsa bir köşede kalmasına sahibi, izinde verebilir/ göz yumabilir.
   
  Oraları bir zamanlar, Kızılderilerin yurtları idi. Sözünde durmayan, gürleyen/patlayan borulu, Tanrısal beyaz adamlar gelene kadar.
  "Komşun hakkında hüküm vermeden önce, iki ay onun makosenleriyle yürü!" (Cheyenne)
"Arkamda yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Yanımda yürü ki böylece seni görebileyim, böylece ikimiz eşit oluruz". (Ute)
"Ağlamaktan korkma! Zihindeki ıstırap veren düşünceler gözyaşı ile temizlenir." (Ute)
"Eğer bir ülkede gölgelerin boyu insanların boyunu geçmişse o ülkede güneş batıyor demektir". (Lumbee)
   
  Afrika'lı aydın, Jomo Kenyatta'dan bir saptama..
  "Beyaz adam geldiğinde elinde incili, bizimse topraklarımız vardı, birlikte kiliseler inşa ettik.Sonra beyaz adam gözümüzü kapatıp, tanrı'ya hep birlikte dua etmemizi söyledi. Gözümüzü açtığımızda, bizim, elimizde incil vardı.Topraklarımızsa artık beyaz adamındı"..
   
  Kardinal Newman 1854 yılında, bugün de takip ettikleri yol haritalarını şöyle bildiriyor.
  Hıristiyanlık dini ile temasa geçen bütün ırklar, kavimler er geç Hıristiyanlık dinini kabul etmişlerdir. Bu genel kuralın tek istinası Türklerdir. Türkler Hıristiyanlığı kabul etmek şöyle dursun, ortadan kaldırmaya çalışmışlardır. Onun için Türkler ile savaşmak, onları yok etmek zorundayız.
   
  Diyalog, Ortada buluşalım projesinin müellifi, Papalık bu konuda ne diyor.?
  Birinci bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırıldı, İkinci bin yılda ise Amerika ve Afrika, Üçüncü bin yılda hedef Asya dır.” 24 Aralık 1999 Papa 2. John Paul, Milenyum mesajı.
   
  “Kilisemiz bütün insanlığın mutluluğu içindir. Dinler arası diyalogun bizim için anlamı bütün insanları kiliseye ve İncile yani Hıristiyanlığa ulaştırma yoludur.” 6 Ağustos 1964'de Papa 6. Paul
  Onlar öyle diyorlar. Ya bizim altın nesil ne yapıyor..?
  Resimler arasında; Altın nesil vakfını simgeleyen bir amblem var. This symetrical caligraphy by a Br. Robert Lentz, a Franciscan Mork, adoms awall at the Golden Generation Worship and Retreat Center Saylorsburg. The artwork says "The One and the Only" Açıklaması ile not düşülmüş, Yapan kisinin ismi ve "Tek ve Biricik"tanımlaması yer alıyor.
   
  O ÖVGÜLERE MAHSAR OLAN/ÖVÜNDÜKLERİ AMBLEM Altın Nesil için benimsedikleri Amblem; TEK VE BİRİCİK
  altınnesil
   
  This symetrical caligraphy by a Br. Robert Lentz, a Franciscan Monk adoms a wall at the Golden Generation worship and retreat center in Saylorsburg. The artwork says "The One and the Only" ..........- "The One and the Only" -TEK ve BİRİCİK demekmiş...
   
  "Tek ve Biricik" ismi verilmiş bilader, rahip tarafından.Derin bir anlam içeriyor olmalı, Dinlerin birleşmesi gibi. Ortada bir yer belirleyelim, orada buluşalım, 'Orjin Dini' oluşturalım, Orjin dinde bir olalım, sonra, Allah'a, biz bir olduk/gölgen olduk, hadi seninle de bir olalım/sana karışalım fenafillah/ ışık olalım/ışıklara gark olalım/simetrin olalım, manasına benzer manalar içeriyor olabilir.

İşte; sana geldik ama grup olarak/birlik olarak, ("...gücü adına" voltran gibi birleştik). İbrahimi dinler olarak olarak birleştik, senden gelen her şeyde birleştik, SİMETRİN OLDUK, adeta gölgen gibi olduk tekamülü (üçgeni) tamamladık. "Madem hepimiz senden bir parçayız (En-el hak), artık bilki biz bir bütünüz/BİR'iz" . Kısaca," '1' (bir) vardır, '2' (iki) diye birşey yoktur, aslında '2' (iki), '1'in (birin) gölgesidir" vurgusu var gibi.. "TEK" veya "BİR" yerine "TEK ve BİRİCİK" isminin verilmesinin nedeni ne olabilir?
   
  Tek ve biricik ne demek? Tek kendisinden başka olmayan, eşi olmayan demektir.Matamatiksel "BİR" olmanın yanında, eşi olmayan "BİR" anlamında, BİR" dir. Matamatiksel olarakta "BİR" dir, eşit olanını da arasanız "BİR"dir, "TEK"tir. Alemlerin Rabbi Allah 'BİR TEK''tir. -Bir ve tek- değil. -Bir ve Biricik- değil o Ambleme verilen 'Tek ve biricik' ismi ile kasdettikleri ne olabilir?
   
  ALLAH KURAN'I KERİM'DE ŞÖYLE BUYURUYOR..

Dinayet meali;.........112 - İHLÂS..........1.(d)- De ki: “O, Allah'tır, bir tektir.”
Y.N.Öztürk meali;....112 - İHLÂS..........1.(y)- De ki: O, Allah'tır; Ahad'dır, tektir!
Elmalı meali;...........112 - İHLÂS..........1.(e)- De ki; O Allah bir tektir.
S.Ateş meali;..........112 - İHLÂS..........1.(s)- De ki: O Allâh birdir.
 

 

  Biricik ise insandan, insana değişir. İNSANLARIN BİRİCİK SEGİLİLERİ VARDIR AMA SADECE KENDİLERİNE AİTTİR. Herkesin / her grubun Rab-Tanrısı kendilerinin tanrısı olması gibi. Allah'ın bir olduğunu kabul etmelerine rağmen kendilerine ait biricikleri vardır ve kendilerine aittir.(Yahudilerin 'Yahuvası', Hıristiyanların 'oğul rabbı' gibi...vs)
HERKESİN BİRİCİĞİ KENDİNEDİR. BİR KİŞİNİN BİRDEN FAZLA BİRİCİĞİ OLABİLİR. BİRİCİK SEVGİLİSİ, BİRİCİK KEDİSİ, BİRİCİK ARABASI GİBİ..

Her iş için belirlenmiş tanrılar gibi. Yunan tanrıları gibi. Ör; Zeus, Hekül, Heros, gibi..Uğurlar, şanslar gibi..Ya medet 'falanca' gibi...Kopmadan, konuşmadan çekilen ipler gibi.. Rüyalara giren aksakallı dedeler gibi..Değiştirilen isimler gibi..Giyilen renkler,Takılan taşlar gibi..Yakılan buhurlar gibi..

The True Furqan, adı altında Müslüman ülkelerde dağıtılan Kitapta ki, surelerin isimleri genellikle, Kuran'dan seçilmiş ama içerikleri tamamen kendilerine ait. Doğal olarak Sure başlangıçlarındaki besmeleyi de tamamen değiştirmişler. Elbette "TEK ve BİR" tanımlaması kullanarak..

"Baba, Söz, Kutsal Ruh ve Tek ve Bir olan, Tanrının adıyla",manasına gelen, bu deyim ile başlıyor;"Bismi'l Eb el-Kelimetu'r Ruh el-İlahu'l Vahidu'l Uhed".

"Bir"
kelimesi matematiksel sayı olan 'bir' den gelmemektedir. "Bir olma" kelimesinden gelmektedir. "Haydi canlar bir olalım" gibi. Tek olan Allah'ın, yanına başka güçlerin varlığını anlatmak için kullanıyorlar. Amblemdeki simetri de, bu bir olanı simgeliyor olsa gerek.Tek ve Bir veya Tek ve Biricik demek Allah'ın yanında medet umdukları güçlerin olduğunun ifadesidir. Müslümanlıkta nasıl geçtiğini yukarıda, İHLAS SÜRESİNDE gördük. Eğer bir (tekliği ifade eden sayı olarak ) ile tek birlikte meal/anlatım/ifade içinde yer alacaksa, aralarında "ve" bağlacı kullanılmıyor

'TEK ve BİR ' / 'TEK ve BİRİCİK'......'BİRDE TEK' OLUŞTURMAK/OLMAK BÖYLE BİRŞEY Mİ?. (Elma ve Armut, Kırmızı ve Beyaz, Acı ve Sulu gibi)
   
  Yitshak ve Oğulları……………...http://www.sevivon.com/index.php?mid=838

Büyük Tanah yorumcularından Raşi, peygamber Ovadıa'dan alıntı yaparak onların YENİDEN BİRLEŞECEKLERİNİ açıklar, günlerin sonunda. Yaakov MANEVİ gücü temsil ederek Esav'a büyük FİZİKSEL güce diyor ki: “ Ben sana izin veriyorum, önden git ve İNSANLIK TARİHİNE FİZİKSEL olarak HAKİM OL. Fakat günlerin sonunda, ASLAN KUZUYLA birlikte yaşadığında, biz biraraya geliriz. O zaman YAHUDİLER EN ÜSTTE OLACAK.”

(Not: Yaakov /Yakup ve Esav İbrahim oğlu, İshak'ın oğulları. Yakup İsrailoğullarının atası. Abisi Esav ise, soyundan İsmail oğullarıyla evlenerek Amalek üretenlerin ve bölge insanlarının atası)
   
  DİNLER ARASI DİYALOG
   
  DİKKAT EDİN YAHUDİ'NİN AYAKLARI, HIRİSTİYANIN OMUZLARINA YÜK VERMEYECEK BİÇİMDE HAVADA . KİMSEYE İHTİYACI KALMAMIŞ, TANRIYA ULAŞMIŞ SANKİ TEKAMÜL ÜÇGENİNİN KOPUK PARÇASI KONUMUNDA. TANRISALLAŞMIŞ, EGEMEN DİN

Yahudi'nin, ayakları Hıristiyanın omuzlarına yük vermeyecek biçimde havada .Hıristiya'nın hiçbir şekilde ibadetine engel olmuyor. Müslüman'a ise tüm yükü, yüklenmiş ve başını kaldırıp ne olup bittiğini görmesi ve anlaması imkansız. Çünkü doğrulabilecek konumda değil.
   
  DOLARDAKİ, HORUS, PİRAMİT, ADALET TERAZİSİ, ANAHTAR ve "BİZ TANRIYA İNANIRIZ" sözünün işlendiği "PARADAKİ TANRI" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
 
   
  Hıristiyan değerlere,(önündeki kitaba göre; İsevi-Müslüman adı altında belli süre protest ve ortodoks olarak) İmani olmayan inançlara secde etmiş olarak kalacak. Kendisinin iman ettiği, kitap değiştirilmiş, yerine başka kitaplar koyulmuş. O ise hala kendisinin, doğru bir secde yaptığının inancında.
   
  ABD KONGRESİNE CUMA NAMAZI BAHANESİ İLE YAPILAN SECDENİN İŞLENDİĞİ "NAMAZ İLE KONGREYE BİAT" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Efendisinin seçimi olan yolda, efendisine bağlı olarak, efendilerinin öğretilerinden kaynaklanan bir din anlayışı ile emredilenleri yapıyor. Çevresinde olup biteni göremiyor, görmesine de imkan verilmiyor. Sorgulamak, düşünmek, yanlış aramak öğretilenler arasında yok. Kendisine bu doğrudur denilenleri kayıtsız şartsız bir teslimiyetle yapıyor. İtaatsizlik ise; "İMANI KAYBETMEK" denmiş bir kere.
   
  DİNLER ARASI DİYALOG SAYFASINA, AŞAĞIDAKİ BAĞLANTIYI KULLANARAK ULAŞABİLİRSİNİZ
  DİNLER ARASI DİYALOG
   
  Amblem, Bursa Ulu Camii duvarında bulunan, ya hat yazısından kopyalanmış, yada oraya da yapılmış. Camii'deki yazıya, başka anlam ve manalar yüklenmiş olabilir. Camii' de, var olan, bir yazının, amblem olarak kullanılması, ve bunun yeni bir şeymiş gibi, (pocono mesajları ile birlikte) üstelik bir rahibe maledilerek (birader Frankiscan Rahibi) duyurulması, derin manalar içeriyor olabilir.Amblem, röportajın ana konusu olduğu gibi, bazı TV belgesel jeneriklerinde yer almakta. Demek ki, bizlerin algılayamayacağı tasavvufi derin anlamlar içeriyor olabilir. Amblemin kendisinin manasından çok ona atfedilen isim ile ona ismi verenin rahip olması dikkati çekiyor.

Mesela diyelim ve düşünelim; Rahip, neden bu amblemi bu kadar seviyor. Neden ambleme, Tek ve Biricik adını takmış olabilir?. Amblemdeki Simetriklik neden vurgulanıyor. Simetri, aslı ile aynı olan demek -benzeşmenin ötesinde- DİKKAT EDİLMEZSE KOPYA, ASLI İLE /asıl olan ile KARIŞTIRILABİLİR.

Kutsallarına bile komiklik katmaktan çekinmeyen, Fethullah Gülen'in Altın nesline kendisini bu kadar kabul ettiren/saydıran rahip bu Taktığı isimle neleri kasdetmiş olabilir?. Söz konusu bilader Rahip olunca, elbetteki Onların, diyalog adına, "Amentümüz bir" diyerek bizleri de davet ettikleri, Fethullah Gülen'in bizzat, "Bugünkü Tevrat ve İncil'e uyanlar cennetliktir" diye kefilliğini koyduğu kitaplarına bakmak gerekir. BİRİCİK NE İMİŞ bakalım ve görelim.
   
  1 Yuhanna-1John..4/9 Tanrı, biricik Oğlunun aracılığıyla yaşayalım diye O'nu dünyaya gönderdi ve böylece bize olan sevgisini gösterdi.

Yuhanna..1/14 Söz insan olup aramızda yaşadı. Biz de O'nun yüceliğini, Baba'dan gelen, lütuf ve gerçekle dolu olan biricik Oğul'un yüceliğini gördük.

Yuhanna..1/18 Tanrı'yı hiçbir zaman hiç kimse görmemiştir. O'nu, Baba'nın bağrında bulunan ve Tanrı olan biricik Oğul tanıttı

Yuhanna..3/16 Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlunu verdi. Öyle ki, O'na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, ama hepsi sonsuz yaşama kavuşsun.

Yuhanna..3/18 O'na iman eden yargılanmaz, iman etmeyen ise zaten yargılanmıştır. Çünkü Tanrı'nın biricik Oğlunun adına iman etmemiştir.
   
  TEK olan Tanrı, BİRİCİK ise; 'Tanrının oğlu' olan, oğul Rab/Oğul tanrı. Bir rahip bunu diyebilir, aklımın ermediği kendilerini müslümanlığın sahibi olarak gösteren, Altın nesilciler nasıl oluyorda bu ablemden, özellikle ona takılan isimden övgü ile bahsedip, röportajın ana konularından biri haline getirebiliyorlar.

Yapılış ve teşhir amacı TEK ve BİRİCİK üzerine kurulmuş, simetrik kuvvetleri yansıtan bu amblemi (üzerinde yazan yazı amaç kamuflajından başka bir şey değil.Herhalde oraya Tanrı ve bircik oğul yazamazlardı. Müslüman mahallesinde salyangoz satma tekniği gereği -Cambaza bak gibi- ) ALTIN NESİL sembolü haline getirip hedef olarak benimseyebiliyorlar.

RAHİP İÇİN BİRİCİK demek TANRI İSA demek. Altın Nesil'de bu görüşü bile, bile övgü ile isim vererek öne çıkarıyorsa; bu apaçık HIRİSTİYANLIK PROPAGANDASIDIR.
   
  Aslın, Simetriği olan hangisi ? ... Hangisi Tanrı'yı, hangisi Oğul'u temsil ediyor?
   
  Romalılar (Romans)....8/32 Öz Oğlunu bile esirgemeyen, O'nu hepimizin uğruna ölüme teslim eden Tanrı, O'nunla birlikte bize her şeyi de bağışlamayacak mı?

Yuhanna (John)...14/9 İsa, «Filipus» dedi, «bunca zamandır sizinle birlikteyim. Beni daha tanımadın mı? Beni görmüş olan, Baba'yı görmüştür. Sen nasıl, `Bize Baba'yı göster' diyorsun?
Yuhanna (John)...14/10 Benim Baba'da, Baba'nın da bende olduğuna inanmıyor musun? Size söylediğim sözleri kendiliğimden söylemiyorum, ama bende yaşayan Baba kendi işlerini yapıyor.
Yuhanna (John)...14/11 Bana iman edin; ben Baba'dayım, Baba da bendedir. Hiç değilse bu işlerden dolayı iman edin.

Yuhanna (John)...17/1 İsa bunları söyledikten sonra, gözlerini gökyüzüne dikip şöyle dedi: «Baba, saat geldi. Oğlunu yücelt ki, Oğul da seni yüceltsin.
   
  Matta...26/63 İsa susmaya devam etti. Başkâhin ise O'na, «Yaşayan Tanrı adına sana yemin ettiriyorum, söyle bize, Tanrı'nın Oğlu Mesih sen misin?» dedi.
Matta...26/64 İsa, «Söylediğin gibidir» karşılığını verdi. «Üstelik size şunu söyleyeyim, bundan sonra İnsanoğlu'nun, kudretli Olan'ın sağında oturduğunu ve göğün bulutları üzerinde geldiğini göreceksiniz.»

İsa'yı arayan başkahin, tanıkların işareti üzerine, susmaya devam eden İsa'ya, "Yaşayan Tanrı adına sana yemin ettiriyorum," der ve devam eder..."söyle bize, Tanrı'nın Oğlu Mesih sen misin?"

Kahin, İsa'ya YAŞAYAN TANRI adına yemin ettiriyorum/etmiş kabul ediyorum diyor.Burada kasdetilen yaşayan tanrı kim? Elbette Tanrının oğlu dedikleri, yaşayan Tanrı dedikleri İsa.

Elçilerin İşleri (Acts)....14/15 «Efendiler, neden böyle şeyler yapıyorsunuz?» diye bağırdılar. «Biz de sizin gibi insanız, aynı yaradılışa sahibiz. Size müjde getiriyoruz. Sizi bu boş şeylerden vazgeçmeye, göğü, yeri, denizi ve bunların içindekilerin hepsini yaratmış olan, yaşayan Tanrı'ya dönmeye çağırıyoruz.
İbraniler/Hebrews.1/1 Tanrı eski zamanlarda peygamberler aracılığıyla birçok kez ve çeşitli yollardan atalarımıza seslendi.
İbraniler/Hebrews.1/2 Bu son çağda da her şeyin mirasçısı olarak belirlediği ve aracılığıyla evreni yarattığı kendi Oğluyla bize seslenmiştir.

Gökleri ve yeri yaratan, dönme çağrısı yapılan; Peygamberlerden ayrı olduğu özellikle vurgulanan, YAŞAYAN TANRI KİM? Önceki YAŞAYAN TANRI TANIMLAMALARINA göre, elbette İsa Mesih.

   
  İbraniler/Hebrews.1/3 Oğul, Tanrı'nın yüceliğinin parıltısı ve O'nun varlığının öz görünümüdür. Kudretli sözüyle her şeyi devam ettirir. Günahlardan arınmayı sağladıktan sonra, yücelerde ulu Tanrı'nın sağında oturdu.
İbraniler/Hebrews.1/4 Meleklerden ne kadar üstün bir adı miras aldıysa, onlardan o kadar da üstün olmuştur.
İbraniler/Hebrews.1/5 Çünkü Tanrı meleklerin herhangi birine, «Sen benim Oğlumsun, bugün ben sana Baba oldum,» ya da «Ben O'na Baba olacağım, O da bana Oğul olacak» demiş midir?
İbraniler/Hebrews.1/13 Tanrı meleklerin herhangi birine, «Ben düşmanlarını senin ayaklarının altına serinceye dek, sağımda otur» demiş midir?
   
  Bir görüşte, Hıristiyanlık araştırmacısı Prof. F.F.Bruce'den verelim. Tanrı ve oğlu'nu ne olduğunu şöyle bir örnekle anlatıyor.(İnciltürk ve Hıristiyan.gen..gibi sitelerinden);

".....Yukarıdakiler başlangıçtan beri İsa Mesih'e bağlı olanların inancının özüdür. Yeni Antlaşma dışında başka bir örneği aktarabiliriz: Antakya'lı imanlılar topluluğunun önderi olan İgnatius; İ.S. 110 yıllarında Efes'teki Hıristiyanlar'a yazdığı mektupta İsa'yı şöyle nitelendiriyor: “Rabbimiz İsa Mesih yegane Hekimdir. Hem bedeni hem de ruhu vardır. Kadından doğmuş olmakla beraber başlangıcı yoktur. İsa insan vücuduna bürünmüş Tanrı'dır. Ölümle gerçek yaşamdır; Meryem'in Oğlu ve Tanrı'nın Oğludur; önce sıkıntı çekmiş, sonra sıkıntıdan kurtulmuştur.” (İgnatius'un Efeslilere mektubu 7(?):20) ) İgnatius..."

Kur'an yetim, Kur'an Öksüz, Kur'an sahipsiz, Kur'an'ın babası öldü diye ağlayarak, kaset yapanlar neyi kasdetmiş olabilir.
Rahip tarafından, ambleme yapılan o nitelendirmeden, o takılan isimden habersiz olması beklenemez.Hele Altın Nesilciler tarafından benimsenmiş, övgü meselesi yapılmış, simetrili Tek ve Biricik isminden habersiz olması beklenemez.Etkinlik takvimlerinde, onu tanıtım ve duyurma sırası mı gelmişti?.( Eteklerdeki taşlar mı dökülüyor.Kelin ortaya çıkma vakti yaklaştı mı?)
   
  AMBLEMLERİ VE BURSA ULUCAMİİ
  TEK VE BİRİCİK Br. Robert Lentz
   
  Amblem için, ne anlatımda bulunursa, bulunsunlar doğrudur. Anlayamam, cahillikten olsa gerek. Soyut resmi, grafikleri, illüstrasyonu, sürrealist akımları, hiçbir zaman, anlayamadım .

Cahillik yaşamı sarınca, hayat 'tenekeden nesil' konumuna, mahkum olarak sürüyor. Gerçi ünlü düşünürümüz, H.Avşar,"Cahillik geçici, eşeklik ise bakidir" dedi. Tek tesellim, o bilgenin sözünün, bir gün gerçekleşmesi, bakarsınız cahillikten kurtulmuş, herşeyi anlar olmuşumdur.Cahillik geçici olduğuna göre; eşek'lik yapanlardan olmayayım, adam gibi, adam olabileyim yeterli.

Simetrik olduğu, neden belirtilmiş (son yılların deyimi/modası olan A-simetrik değil). Simetrik olan; ikinci gücü vurgulamak için mi?. Asıl gücün de, gölgesi var vurgulaması için mi? Biz bir de, bir olduk demek için mi?.Tekamülü tamamlayınca / Fena fi-llah olunca, bir olacağız demek mi ?

Fena fi-llah ne demekmiş?; Fenafillah, "Ölmeden önce ölmek" anlamına geliyormuş. Görüşlerinin temel kavramları şöyle; Allah'ın varlığından başka ebedi olan gerçek varlık yoktur; varlıklar onu gösteren birer aynadır.

Allah'ın zatında, ruhun yok olması/bir olması gibi. Taoizm'de “hiçliğe erme”, Budizm'de “Nirvana'ya ulaşma”, Kabala'da “Yehova'yı bulma” gibi, inançlarla benzerlik taşıyan, bir görüş olarak özetlenebilir.

DİYALOG'A ÇAĞIRMA, ESASINDA VAHDET-İ VUCUDA (Varlık Birliği) ÇAĞIRMANIN FRENKÇESİDİR. Dinleri KAVUŞTURMAK projesidir. Kavuşturulan/kavuşulan yerin neresi olduğu Hıristiyanlar için çok önemli bu nedenle de Vatikan adresi veriyorlar. ("elbet birgün buluşacağız.." diyorlar ama "Belki bir gemi güvertesinde ..." demiyorlar.)

YAKLAŞIK 10 ASIR ÖNCE; Hallacı Mansur'un, Enel Hak tezi için yola çıktığında, niyeti ne idi bilemem ama şimdiler de Enel Hak, fena-fillah, ışıklara gark olmak, Yaratan'da yok olmak bahane. Asıl amaç Tanrıyı oynamak, Tanrı gücüne sahip olabilmek. Yani TEK olan Yaratan'ın Yanında gölgede olsalar (arzuları simetrik olamak) BİR olabilmek. O neden 1 vardır, 2 birin gölgesidir gibi tezler türetiyorlar

En-el Hak'ı dile getirmeyi, onu hissetmeyi çok seviyorlar. Keza kozmik bilinç tezleride, metafizik görüşlerinin içinde yer alıyor. Evrende oluşan, ortak bilince sahip BİR'lik hayali. Bu oluşumla Vahdet-i Vücut'u tamamlamayı mı amaçlıyorlar. Öyle ya! Enel-Hak felsefesini kabul etmeden, Vahdet-i Vücut (Varlık Birliği) meydana getirilemez ki.

Enel-Hak kabulleri bunun için çok önemli.Evrende yaratılmış olan Herşey (duyu ötemizde olanlarda dahil) Allah'ın parçası (ondan bir parça) olmalı ki, meydana getirilen birlik (BİR OLMA), Allah, karşısında onun kadar olmasa da sesi çıkabilir, gücü hissedilebilir olsun.

Hayallerinde düşlerinde, şeyh uçuran hikayelerinde yaşattıkları, o kudretli yardımcılar olabilsinler. Duyu ötemizde olan, onların rüyalarınndan hiç eksik olmayan, onlara yol gösteren, onlara kitaplar yazdıran, onlara makamlar ünvanlar veren alemlerde yer edinmiş, çeşitli isimler, unvanlar, maharetler verdikleri önderleri ile bu birlikteliği gerçekleştirebilsinler

Oysa herşeyi Allah'ın, bir parçası olarak kabul etmek, imana en yakın yorumu ile (Vahdet-i vücut'un en yumuşatılmış tanımı ile) "Allah, herşeyi kendinden veriyor demek" Allah'ın sürekli Yaratıcı olduğunu red etmektir. Allah, "tüm evreni Yaratmamış kendinden vermiştir/veriyor" demek; "Allah, sürekli Yaratan değil, imal eden/yapandır" demektir.Bu da şirktir. Allah'ın Hallak/Halik sıfatını yok saymaktır. Dolayısı ile İman dışı bir inanç sistemidir. (Doğru ya günümüzde yaratma sıfatını genellikle sanatcılar kullanıyor. "yaptım/oluşturdum" demiyor, "yarattım diyor")

Vahdet-i Vücut'un ve Kabalanın gerçek görüşüne göre; Evrende Tanrıdan başka hiç birşey yoktur.Yani herşey TEK'tir.Varolduğunu sandığımız herşey Tanrı'nın bir parçasıdır. Yani YARATAN ve YARATILAN (mahluk) YOKTUR. Tanrı içinde, varlıklaşmalar (vucutlu veya vucutsuz olan herşey) vardır. Birey olarak Enel-Hak olma vardır.(Yahudi Kabala'sının Vahdet'i Vücut'un kurak koyucuları sayılan; Kabalacı Moşe Şem Tov de Leon ile Vahdet-i Vücut'un piri İbn Arabi çağdaşlar. İkisi de; Kurtubalı, tıp doktoru, filozof  ve Aristotales’çi imiş.)

Tanrı içindeki, Tanrı'dan parça olan BİR'imlerin, BİR (birlik) olması sağlanabilirse, VAHDET-İ VÜCUT (Varlık Birliği) birliği de meydana gelmiş olacaktır. Böylece hayalleri olan, sologan hale getirdikleri TEK ve BİR'İ gerçekleştirmiş olacaklardır.

Önderleri ise, 'Vahdet-i Vücut'cu tüm varlıkların önderleri' tarafından kabul gören ATAMA MESİH olacaktır.BİR'temsil eden, BİR'liğin sözde/görünürdeki patronu, ittifakla karar verecekleri ATAMA MESİH olacaktır.
   
 

Böylelikle, insanların inanç/din algılamaları kendi isteklerine göre düzeltilerek, atama Mesih'in davet ettiği, hedef 'orjin dine' kavuşabilmesi sağlanacaktır.
Düzenlemeler, eksiltme ve değiştirme şeklinde değilde, ilave halinde olacaktır.

Örneğin, Çevşen okutturulacaktır. Böylece hıristiyanlar itiraz etmeyecek, diğer dinden olanların da gözleri boyanmış olacaktır.

Ama asla ve asla Mesih elindeki Haçı bırakmayacaktır. Böyle olursa Hıristiyanlık tamamen parçalanır. Papa gibi kanaat önderleri özür dilemek zorunda kalırlar ve afaroz edilirler.Yıllarca, Putpresliğe göz yumduklarından, inananlılarını kandırdıklarından dolayı.

Rehber olarak Kuranı Kerim'in alınmayacağı belli, (Dinler arası diyoloğun, mimarları kurucuları, Kuran'ın Allah'tan indiğini inanmıyorlar. Müslümanlığı sapkın din olarak görüyorlar.) Fethullah Gülen ve cemaati, Kelime-i Tevhid'den Hz.Muhammed'i çıkardıklarına göre, Hz. Muhammed'i de rehber almayacaklar. .

Müslüman Cemaat liderleri nasıl olsa bir yolunu bulur kendilerine tabii olanların gözlerini boyarlar.Belki " Mesih haçı o acı günün, o göğe yükseldiği günün hatırası olarak taşıyor" gibi laflarla durumu kotarırlar gibi geliyor. Amentülerimiz bir diye taraftarlarına bunu yutturanlar, Haç konusunu da kolaylıkla aşarlar.

Ayasofya'yı da, Ortodoks Hıristiyanlara teslim ederler. Kilise olarak açılmasına/faaaliyet göstermesine de müsade ederler.

İlk aşamada/başlangıçta, Müslümanların gözlerini boyayabilmek, tepkilerini azaltabilmek, dinlerin diyaloğu için calışan, kanaat önderlerinin, cemaat liderlerinin, ...vs din örgüt liderlerinin; ikna işlemlerine katkıda bulunabilmek / işlerini kolaylaştırabilmek için namaz ibadetinin yerine getirilebileceği bir mekan yapılacaktır.

Böylece de; "Ayasofya'yı tekrar, Müslümanlara da ibadete açarak, F.S.Mehmet'in vasiyetini de, yerine getirmiş olduk"" kandırmacasını kuvvetlendirmiş, sessiz sedasız Ayasofya Fener Patrikhanesine devretmiş olacaklardır.

Dinlerin kardeşliği için yaptık diyebilmek için, Ayasofya Müzesinin bir kısmında Müslümanlara, bir kısmında da Musavilere mekanlar ayırabilirler.

Özellikle, Müslümanlara ve Musavilere tahsis edilen yerler, Ayasofya ana binasından ayrı olacaktır. " Müslümanların ibadet ettiği yerde put, haç, ikon, resim söz konusu olamaz", tezinden hareketle Müslümanlara kapı gösterilecektir. (Museviler içinde ortalıkta gözüken ikon kabul edilmez)

Yada başka bir deyişle, Ayasofya'da ki mozaik, ve sanatsal yapılar bozulamayacağından, tarihi dokusuna zarar verilemeyeceğinden, Dünya tarih mirası olduğundan...vs, müslümanlara, dış kapının, iç tokmağına, bakma yolu gözükmüş olacaktır.(yine şükretmek gerekir, ilk aşamada olsa, süreli de olsa, içten -dış kapının, iç tokmağına- bakma olanağını veriyorlar. Ya! sadece; dış kapının, dış tokmağına, dıştan bakma izni verselerdi diye sevinmeye kalkmayın, onu bölümün sonuna saklıyorlar)

Hazin olan; müslümanların itilip kakılması, kullanılması, kandırılması için; ayak-yolu civarlarında, sırtını kiliseye dayamış, kıbleye bakan sınırlı bir alana sahip bir mekan verilecek ayrılacak olması. Böylece; Hoparlör sesleri kısık, buhur/tütsü duman, çan sesi katkılı, haç gölgeli bir namaz yeri tahsis edilmiş olacaktır. Temsili oluşum aşağıdaki gibi olacak olmalıki Dinler arası Diyalog bahanesi ile sürekli bilinçler bombalanıyor. Bilinçler hazır halde / hazırlıklı halde tutuluyor. 

   
  DİNLER ARASI DİYALOG
   
  Hıristiyanların sembol kuşu Güvercin olmasına rağmen, İsa'larının da Tanrım dediği, YAHVE'ye sunu olarak GÜVERCİN ve KUMRU vermesine rağmen Patrik için Martıyı en tepeye ve en öne oturtuyorlar. Gelecek zamanlarda, HAÇIN minaresiz KUBBEDE nasıl duracağının provası gibi.

Ortodoks haçı ve sembolü haline getirilmiş olan Martı BABA BİR şekilde görüntüye oturtuluvermiş. Sürrealist dedikleri SANDVİÇ görüntü olarak beyinlere şifa niyetine sunulmuş. Fonda oluşturulan silüetlerde tamamen bilinç altlarına yönelik 25. KARE niteliğinde.

ALEMSİZ CAMİ görüntüsü üzerinde, HAÇ ve MARTI o derece üste / öne ERG durumuna çıkarılmış ki, Alt kısımda, daha küçük formda gözüken AY ve YILDIZ (Ay-Yıldız Firmaların kullandığı logo yıldıza benziyor. Üstelik Yıldız Ay'a dik olarak konumlandırılmış) HAÇ ve KUŞUN daha altında ve daha küçük olarak yer bulabilmiş. PATRONAJIN kimde olduğu, EGEMEN GÜCÜN kim olduğuda üzerine basılarak ilan edilmiş.

AY YILDIZLI BAYRAKTAN dolaysıyla Bayrağın sembolize ettiği TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNDEN nefret eden BARTHOLOMEOS'a BİAT ilanı olan bu görüntüler, Bartholomeos'un çok hoşuna gitmiş olmalı.

Üstelik AY-ve YILDIZ alemlerde kullanılan bir sembol değil. Sadece yerini belli etmek adına ekrana taşındığı belli. Aksi bir durum olsaydı yani amaç bağcıyı dövmek değilde Dinlerin buluşmasını duyurmak olsaydı, CAMİ görüntüsü üzerinde ALEMİ olduğu halde ekranda yerini alır, ekranın münasip yerlerinde de HAÇ PUTU yada İKONU gösterilirdi.

AY ve YILDIZIN ayrıca gösterilmesine de gerek kalmaz, onun yerine / boş kalan yerlere diğer dinlerin sembolleri koyularak asıl amcın ÜZÜM YEMEK olduğu CÜMLE ALEME gösterilirdi. Camilerde kullanılan Alemler sadece "HİLAL" sembollü. Cami alemlerinde yıldız yok. AY ve YILDIZIN bir arada olduğu bayrak ve sancak taşımalarında var. Dolayısıyla oradaki AY ve YILDIZ TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ temsil etmektedir.
   
  SIRAT KÖPRÜSÜ
   
  KİN kapısının BİZANS'a açılabimesine ENGEL teşkil eden T.C BAYRAĞINI, TAHRİF ederek tatmin olanların örneklendiği "BAYRAK" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
     
  PATRİĞİN MİLLİYET GAZETESİNE VERDİĞİ ÇARMIH ROPÖRTAJINI İŞLEYEN "PATRİK - ÇARMIH - PARMAK ve ATATÜRK" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
     
  ENERJİLERİNİ İSTANBUL'DAN ALANLARIN RESİMLERLE GÖSTERİLDİĞİ "İSTANBUL 2010: ENERJİSİ KİMLERE?" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  YENİ BİZANS
   
  AYASOFYA PATRİK
   
  Paranoyak NEW BİZANS HORTLAKCISI SAHTEKARLARIN, ÇAMUR ATMA TEZGAHLARINI anlatan "ÇAKMA ZARFIN HİKAYESİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  KENDİLERİNİ YENİ BİZANS ve TRABZON İMPARATORU ATAYANLAR KONUSUNUN İŞLENDİĞİ "ÇAKMA PRENS ve İMP." sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Kalabalık olmak, sınırları aşmak, Cuma günleri, dışarılar da ibadet etmek, mekan harici hoporlörlerinden hutbe SESLENDİRMEK kesinlikle yasaklanmış olan bir mescid. Yoksa; Kiliseden yükselen, "İsa Tanrının oğludur, Tanrı İsa bizi kutsa" deyişlerin arasına, "Allah'a oğul isnat edenlerin, Allah'a eş koşanların kafir olduğunu belirten" ayetler sıkışıverir/karışabilir.(Dinlerin Diyaloğunda da istenen çok seslilik değil mi? Dinler yaptıkları bu diyalog sonucunda birbirleri ile kaynaşmış, diyalog meyvaları/ürünleri pazara sürülmüş olacak.)

Özetle;Müslümanlara susma payı olarak tahsis edilmiş/edilecek bir mekan.
Ayasofya'ya sırt vermiş/yan yaslanmış kıbleye dönük boş yerlere ve binalara bakarak yer tahmini yapabilirsiniz...

İkinci aşama nasıl olur diye merak ediyorsanız! Endülüs'ün en azından kısa bir hayat hikayesini okumanız gerekir. Yıkılan bir medeniyetin, hayat hikayesi üzerine; Endülüs sonrası, Müslümanlara yaşatılanları/yapılanları da okursanız Domuz polislerininde yer aldığı 2. aşamanın neler içerdiğini görürsünüz.
   
  Fatih Sultan Mehmet'in, vasiyeti var. "Kim burayı Camii'lik ten çıkarırsa ona lanet etmiştir" diyerek ortalığı birbirine katan şahsiyetler, "Ayasofya müze olamaz, camii olmalı müslümanlara açılmalı" diyen zatı muhteremler, Ayasofya, Kilise yapıldığın da, kortejin en önünde dinlerin kardeşliği için çalışanlar olarak boy göstereceklerdir.
   
  F.S.Mehmet'in, İstanbul'u aldığında, yıkılan Bizans'a gönderme olarak söylediği rivayet edilen, Fars'lı şair Firdevsi'nin, beytini burada birkez daha hatırlamakta fayda var sanırım.

Perde-dârî mî küned der tâk-ı kisrâ ankebût
Bûm-i nevbet mî zened der kal’a-ı Efrâsiyâb

Yani, şöyle diyormuş anlayacağımız dille;
Örümcek Kisrâ’nın penceresinde perdedarlık yapıyor........(Örümcek, Kisra sarayının kapısında bekçi)
Baykuş Efrasiyab’ın kalesinde nevbet vuruyor/bekliyor......(Baykuş, Efrasiyab’ın kalesinde nöbetçi)

Fatih bunu; "Ya Ben Bizans'ı Alırım; Ya da Bizans Beni" diyerek, başlattığı harekatla, elde ettiği zafer sonrası söylüyor.O gün için söylenmiş sözler, aktörler yer değiştirmiş olsa da bu günü özetliyor.
(Kisra, Araplar tarafından İran Sasani kralları için kullanılan unvan. “Kisra” olarak kendisinden söz edilen ve Peygamber Efendimizin, İslam’a davet mektubunu yırtan kral II. Hüsrev Perviz.)

İstanbul'u, alan komutana övgüler düzdüğü rivayet edilen,Hz.Muhammed;
Allah tarafından, tebliğ etme şerefine nail kılındığı, MÜSLÜMANLIĞI BEĞENMEYEREK, dinleri diyaloğa (Allah, sadece İslam dini var diyor) sokan, yeni dinler türetmeye çalışan, ve ikram olarak İLK AŞAMADA AYASOFYA'yıI, teslim etmeyi düşünenler için ne derdi acaba?

İSTANBUL PAZILl'ını, tamamlamayı ve tüm parçaları teker, teker de olsa, elde etmeyi kafaya koymuş olanlara; sembol parçayı hediye edenler, Hz. Muhammed'in, şefaatine mahsar olmayı nasıl umabilirler. Hangi yüzle "Şefaat, Ya Resulullah" diyebilecekler. Kürsülerde, vaazlarda hangi yüzle "Allah, bizi, Hz. Muhammedin Şefaatine mahzar eylesin" diye ağlayabilecekler. Kelime-i Tevhid'den, Hz. Muhammed'i çıkartmaları, böyle bir nedene mi dayanıyor?."Yüzsüzlüğün bu kadarı da fazla olur" diye mi? Kelime-i Tevhid'de Hz. Muhammed'i anmıyorlar.

   
  VAHDET-İ VUCUT'A AİT GENİŞ BİLGİ: DİYALOG SAYFASINDA ki;...DİYALOG'a ÇAĞIRMA, ..... VEHDET-İ VÜCUDA (Varlık Birliği) ÇAĞIRMANIN FRENKÇESİDİR. başlığı altında..
   
  Altın nesil için bu simetrik grafiği yapan ve 'Tek ve Biricik' ismini veren, bir rahip demiştik.Kim bu rahip? Rus Ortodoks din görevlisi, Fransisken rahibi. Br. Robert Lentz, isminin başındaki -Br.-, birim anlamına gelmiyor, BROTHER'in kısaltılmış hali. Bilader, kardeş demek. Kendi sitesinde öyle yazıyor.
Masonların bilader'leri gibi, Cemaatteki Abi'ler gibi. (Müslüman görünümlü, Sebataycılar gibi. Hırıstiyan görünümlü Yahudi oldukları, Baskılardan kurtulmak için bu yolu benimsedikleri, öne sürülüyor.)

Fransisken rahibi: Aziz Francesco’nun 1208-1210 tarihlerinde, Papa III. Innocentius’un izniyle kurulan tarikat.Fransiskenler tam bir yoksulluk içinde, dilenerek yaşarlar (mış demek gerekir bizimki saltnat sürüp yoksulluk , madurluk rolü yapan, kesimin temsilcisi) ve yoksul halk çevrelerinde İncil’in hükümlerini yayarlarmış. Sırtlarında kahverengı bir cüppe, bellerinde önden düğümlenen bir ip-kuşak, çıplak ayaklarında ise sandalet, başlarında bir kukuleta olur imiş. Bizim yoksulluk temsilcisi rahip, Dünyanın dört köşesindeki, diyalog kuruluşlarının herbirinde yönetici olarak bulunmakta. Emekli maaşımdan başka gelirim yok diyen Fethullah Gülen'e de böyleleri yaraşır.
   
  Br. Robert Lentz
   
 

Dinler arası diyalog böyle birşey demek ki?. Müslümanları, peşine takan, müslümanlardan aldığı güçle, fırtınalar kopartan, müslümanlardan cemaatler kuran, örgüt amlemini ortodoks rahibe yaptırıyor. (Ortodoks olaması önemli değil, rahip olması önemli, yaptığı işte senin bakış açına ne kadar dürüst olabilir ki.). Variyet, nedenleri olarak gördükleri, her yere, mavi boncuklar dağıtarak, elde ettikleride, ancak kırk yamalı bohca olur.Kurulan, hayallerde biçim verilen o yapı, sağlamca yapışılacak kulpu olmayan, kırık bir testiye benzer.

Nerede kaldı sizin gelecek için hazırladığınız, Altın Nesil, Amblemini bile (kendileri beceremeyip),rahibe yaptırıp, mesaj yerini bulsun diye, amlemden övünerek bahseden bu taze soğanlardan insanlığa sadece zarar gelir.Gelecek Altın nesillerin tohumları olarak gösterilen bu nesilden, iyilik ve güzellik adına herhangi bir yarar gelmiyeceği gibi, bu tohumlardan çıkacak olanlardan da insanlık bir yarar beklemesin.

Onlar baş çevirmez, İstediğiniz kadar sulayın, istediğiniz kadar gübreleyin, istediğiniz kadar ürünü abartın, istediğiniz kadar kralın çıplaklığını görmemezliğe gelin, neyaparsanız yapın. DÜŞÜNCELER ÖZGÜR bırakılmadıkca, bu nesilden ancak zombiler ordusu çıkar.

Firavun'da iki tarafında açılmış dev su kütlelerini görüyordu ama Hz.Musa gibi (o küçümsediği, kibrine yediremeyip kabullenemediği) geçebileceğini sanıyordu. Oysa Hz. Musa, Alemlerin Rabbi olan ALLAH'a teslim olmuş ve Alemlerin Rabbin'den, Firavun'un ummayacağı şeyi umuyordu. Firavun ise hiç birşey ummuyordu, çünkü o, göğsünde büyüttüğü ölümlü bir tanrı idi.

   
  Amblem gösterilmesi, Ayakları olmayan kadınlar, bir rampayı tırmanan insanlar, içilen çaylar, devam eden inşaat, sonbaharı yaşayan göl, mütavazi kanepe ve üzerine, yatılıp dinlenildiğini, vurgulayan yastıklar.

Rahatsızlığı arttığı için, birçok görüşmelere katılmadığı belirten, dolayısı ile Efendi oradaymış hissini, uyandırmaya çalışılan konuşma ve mizansenler. Oysa yüzlerce okulu, bağlı kuruluşları, vakıfları, milyarlarca doları ve bunlarla ilgili yatırımları yönetmese bile yönlendirmek ona uyuma fırsatı zaten vermez. Üstelik birde, Ülkenle Dinler/Medeniyetler Arası Diyalogla ilgileneceksin bunlar yetmiyormuş gibi birde insanların, ahiret yaşamlarında mutlu olmaları için çalışmalar yapacaksın, videolar hazırlayacaksın. Gelecek için Altın Nesiller (Altına yatırım en iyi yatım derler) yetiştireceksin. Sonra o kanepeye gelip uzanıp dinleneceksin.

Hasta, aciz, kurtarılmayı bekleyen, mahzun, masum, madur.. hepsini bir arada nerede bulabirsin diye sorulduğunda tek cevap var. Hiç bir inanç ayrımı gözetmeden (semavi dinlerden, her türlü pagan inancıda dahil olmak üzere) söylüyorum; din adamlarında bulabilirsiniz.Neden mi? bu sayılanlar, onlarda olmalıdır ki, yaptıkları işlerde kendilerini haklı görebilsinler/ gösterebilsinler. Allah için, tanrı için, efendim hazretleri için, pirim için, peygamber için, şeyhim için, kitap için, iman için...diyerek kendilerini temize çıkarabilsinler.

Bunlar yetmiyormuş gibi, birde kurtarıcı beklentisi yayarlar (kendilerinden, hatta mümkünse kendisi olması şartı ile), buna da İnsanları, inandırmaya çalışırlar. İnsanları, inandırsınlar ki, toplumları onların her hareketine destek versin."Duydun mu? kurtarıcı da bize gelecekmiş, demek ki doğru yoldayız" desinler.

Dünya'da zülüm yapanlar, sömürge düzeni kuranlar da böyle düşünüyor. Hep saldırıya uğrayan, sürekli tehdit altında olan,tüm kötülüklere maruz kalanlar onlardır. Barış, özgürlük ve demokrasi, havarisi kimlikleri ile Aydınlattıkları aydınları, kurdukları kurumları ile.

Ne yaparsa yapsın; Allah rızası için, vatan için, millet için, insanlık için, barış için, özgürlük için...yapmıştır. Namert olmamak için, kendisine, birşey istemez. Sürekli iyilerle bir araya gelip, kötüleri yok edeceğiz derler Kötüler kim oluyorsa! Hakka riayet etmeyen, hakkı gözetmeyen bir sistemdir bu. Hakka riayet etmeleri, kendi kendilerini imha etme anlamına gelir. Vatan ve Dünya insanlığı, hep onlardan, gurur duyar.
   
 

Röportajda eksik olan bir başka temada, gazetecinin resimlerde hiç olmamasıdır.
Çay bardağı bile, yakın plan uzak plan çekimlerle, haberde defalarca yerini almış.
Türkiye'nin merakını gideren haberde, kanepenin bile, iki pozu var.
Ne arma kalmış ne takvim, nede kitap.
Gazeteci ise resimlerin hiçbirinde yok.
Çay bardağı ile kanepenin bir hikmeti var anlaşılan.

Röportajlarda gazeteci, yanında fotoğrafcı ile konu sahibinin yanına gider, sorularını sorar, notlar alarak, kaydederek görüşmeye devam eder. Bu arada, fotoğrafcıda oradan, buradan çekimler yapar. Mizansenler düzenlenir, verirken, alıken, albüme bakarken gibi.Dikkat kesilmiş, dinler pozunda çekimler yapılır. Bu karelerde, röportajı alanla, röportajı veren, yanyana birlikte poz verirler.

Dan Berrett'in röportajında ise onun hiç resmi yok. Resmini haberin başına, köşesine koyan insanın, onlarla birlikte hiç fotoğrafının olmaması ilginç. Resimleri, amblemleri birbirlerine gösteren, pozlar yerine, gazetecinin yer aldığı pozlar olmalı değil mi? Haberin sahipleri kimler; röportajı yapan Dan Berrett, resimleri çeken ise David Kidwell.

Anlaşıldığı kadarı ile tam bir self-servis haber. Paket programlar gibi. Herşey dahil, ful aksesuar gibi.

   
  Röportaj resimleri arasında, birşey daha yok, ülkelerini çok sevdiklerini, memleket özlemi duyduklarını söyleyen bu insanların, Türk bayrağı ve Türkiye ile ilgili resimleri yok.

Çektikleri fotoğraflarda olmadığı gibi, yaşam yerlerinin hiç bir yerinde Türk Bayrağı ve Türkiye ile ilgili hiç bir iz/işaret yok.Oysa, yurt dışı kurumlarda, yapılan röportajlarda ilk göze çarpan şeyler, Bayrak, Atatürk resmi, haritadır. Ev röportajlarında, bunların yanı sıra,.aile, arkadaş ve memleket resimlerini de görürüz.
   
  BAYRAĞA BAKIŞLARINI VE YAPILANLARI GÖRMEK İSTERSENİZ AŞAĞIDAKİ BAĞLANTIYI KULLANABİLİRSİNİZ.
  STV BAYRAK
  GAZETECİ VE HABERİNİN RESMİ
  DAN BERRETT F.GÜLEN
   
  Türkiye'de ise şok haber olarak verildi.Bugüne kadar hiç resimleri yayınlanmamış. Neden yayınlanmamış olabilir. ABD'yi kapı komşusu yapan, gazetecilerin, sözde Fethullah Gülen aleyhtarı olanların, bir kare bile resim çekmemiş olmaları hiçte anlamlı gelmiyor. Gitmeden Dünya'nın, heryerinden istedikleri kadar fotoğrafı, bir telefonla elde edenler, Fethullah Gülen söz konusu olduğunda, hareketsiz kalıyorlar.Özetle, Fethullah Gülen, istedi ve istediği fotoğrafları da yayınlattı.
   
  RESİMLERE DÖNERSEK:
  MANZARA RESMİNE SONRADAN İLAVE EDİLMİŞ, AYAKLARI (ayakları olmayanlar, ayak takımı olmayanlar, bacaksızlar.) YERE BASMAYAN/BACAKSIZ, KADINLAR. Bu resmi yapanlar (imal edenler) bilinç altlarında; uçanlara, mekan değiştirenlere, yer açmak için yapmış olmaları gerekir. Önemli olan doğru düşünmek deği, onları istedikleri gibi davranmak. Gelecek için arzuladıkları, denileni kabul edip yerine getiren, itaatkar zombileştirilmiş, kömün toplulukları oluşturabilmek
   
  ÇOK İYİ BİLİYORLAR Kİ; GÖZLERİN GÖRMEDİĞİ HER ŞEYİ BEYİN KAYDEDİYOR. TIPKI 25. KAREDE OLDUĞU GİBİ. Bizlerin farkına varmadığımız her şey beyin tarafından algılanıp, arşivleniyor. Bazı simaların. bazı tatların, vs. tanıdık gelmesi gibi. Bazı şeyleri görmüş, bilmiş gibi hemen kabulleniriz. Asla olmaz dediğimiz şeyleri bir bakarsınız, yapar olmuşuzdur. En sadık, en ateşli savunucuları oluvermişizdir. Sanal savaşın / asimetrik savaşın bilinç altlarına yaptığı, çıkarmalardır bunlar. Bilinçlerde kendine yer bulan Truva atlarıdır, solucanlardır, sanal virüslerdir, bir parmak şıklatmasını bekleyen.
   
  Uçan bacılar ablalar
   
  ET PİŞTİ Mİ, KIVAMA GELDİ Mİ DİYE, ARASIRA ÇATALI BATIRMAK GEREKİR. 'ETE' YAPTIKLARI GİBİ, TOPLUMLARIN, KIVAMA GELİP GELMEDİĞİNİ YOKLUYORLAR
   
  Uçan şakireler
   
  "NE AYAĞI KARDEŞİM , BİZ AYAK YAPAMAYIZ, ÇÜNKÜ BİZ DE AYAK YOK."
  Bu fotoğraflar çekim değil, üretim işi. Gazete,aynı şehirde, ikamet eden, müşterisinin haberine, uydurma fotoğraf üretip, onu nasıl basabilir.? Gazeteciyi ve gazeteyi, oyarlar herhalde. Etik değerler, basın ahlakı, okuyucuyu kandırma, zihinsel gelişime tecavüz, vs..diye. Gazeteci, tam olarak, gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım modunda, işlerini tamamlamış.'Damga vurulsa da', görevimi yaparım dediği ortada gerçek. Belki gazetede onların, gazetecide elamanları olabilir. Türkiye'de, nasıl ve neden medya sahibi olunuyorsa, bu nedenlerden dolayı, oralarda da yatırım yapmış olabilirler. Yandaş olmasa da, yanlı olması, hiçte fena olmaz hani.!. Muhakkak ki her girdikleri, ülkelerde benzer ilişkiler ve yatırımlarda bulunmuşlardır.Kamuoyu desteğini istemek, bunu sağlamak için çalışmalarda bulunmak kadar, doğal birşey olamaz
   
 

AĞAÇLI YOLDAN, YUKARI DOĞRU ÇIKAN KİŞİLERİN BULUNDUĞU SÜRREALİST BİR FOTOĞRAF DAHA.. Çıkan kişiler Fethullah Gülen ve gazeteci değil. Fotoğrafın nereye ait olduğuda belli değil.Evin önüne kadar yol gidiyor. Ziyaret gelen insanlar niye rampa olan yolu, yürüsün. (Arazi ebatlarını yukarıda verildi)

   
  Fethullah Gülen yürüyüş
   
  YOLU TIRMANAN BU SİYAHLI KİŞİ, VE YANINDA OLANIN, KONUYLA İLGİLERİ NEDİR, BELKİ ZİYARETCİLERDİR.
   
  Dikkat ederseniz, Dr. Paul' ait resmin üzerindeki yazılar ve Pocono gazetesinin resimlerin kenarına yazdıkları açıklamalar ile konuya, kaynak gösterilen, 2007 yılına ait yazıda da karekterler Türkçe değil. Ne var? şimdi bunda, yazı karekterlerinin, İngilizce olmasından daha doğru ne olabilir. Orası ABD, orada elbette İngilizce karekterler içeren, klavye ve programlar kullanılır. Zaten Türkçe karekterlerle yazsan okuyucu "bunlarda ne" der? ve inekle, tren ilişkisini yaşama moduna düşer

Elbette bu düşünce doğru fakat fotoğraflarda, o kadar çok oynamalar yapmışlar ki, ister istemez başka şeylerde arıyorsunuz, Bir alt resime baktığınızda, röportaj yazısının gazetede de Türkçe yayınlandığını görüyorsunuz. Resimlere nasıl müdahele edildi İse, yazıya da öyle müdahele edilmiş. Zaman gazetesi ve bağlı kuruluşların yayınlarından anlaşılıyor ki, Fethullah Gülen'den de habere, onay alınmış. Anlaşılan o ki, haber başlangıcından sonuna kadar çakma. Gazeteci, konu mankeni, gazetede, mesaj panosu olarak kullanılmış.
   
  TÜRKÇE KAREKTER KULLANILARAK YAYINLANMIŞ YAZI.
Türkçe karekter kullanılabilme ihtimali olupta, İngilizce karekterler kullanılan kelimelerde, kıyas olsun diye işaretlenmiştir.Amerikalılar bu haberi, okudu ise Türkçe karekterleri nasıl yorumlamış olabilirler?
   
  Fethullah Gülen tesis
   
  BASTIKLARI KİTAP, İNGİLİZCE BASKI OLMASINA RAĞMEN, DOĞAL OLARAK, TÜRKÇE KAREKTERLER KULLANMIŞLAR.
Gazete, fotoğraf yanlarındaki açıklamaları ise İngilizce klavye kullanak yapmış.Türkçe karakter kullanmamış. Oysa aynı yazarın, makalesinde, Türkçe karakterler kullanılmış.
   
  Fethullah Gülen  çiftlik
   
  Bloktaki haberi yalanlayan, Pocono gazetesinin haberlerine, kendi siteleri ve yayın organlarında yer vererek, onaylandığını ilan etmiş oldular.
  Fethullah Gülen  pocono
  BÖYLECE, OLAYI SARAN, "ESRAR PERDESİNİ AÇTIM, KABUL GÖRÜLMESİNDE HERHANGİ BİR SAKINCA YOKTUR", DENİLMİŞ Mİ? OLUYOR.
  Fethullah Gülen  zaman
   
  Fethullah Gülen Saylorsburg
   
  Türkiye'deki bir gazetenin Pocono'daki haberi çarpıtarak vermiş olmasından şikayet ediyorlar. Sanki Türkiyedeki gazeteciler her gün Pocono gazetesi okuyorlarda, hemen konudan haberdar olmuş oluyorlar. Bu zamana kadar kaldığı yer hakkında, rivayet ötesinde, herhangi bilgiyi, manşetlerine taşımayanlar/taşıyamayanlar, o gün "birde pocono'ya bakalım mı"dediler. Haberi yaptıranlar; haberin, haberini de gazetelere iletmiş olmalılar k, ses getirsin, duymayan kalmasın. Amerikalı, haberi, okusa ne olur, okumasa ne olur. Düzeltme haberine görede, çevrede yaşayanlar hallerinden memnunmuş. Haber Türkiye için yapıldı, istedikleri gibide yayınlandı.Pocono'lu kac vatandaşın, Son haçlı bloğundaki yazıdan haberi olmuş olabilir ki?
   
  FOTOĞRAFLARA BAKALIM. BOL BOL ÇAY İÇİP, SOHBETİ KOYULAŞTIRDIKLARI, KAHVALTI SOFRASINDAN BİR SAHNE..
  Saylorsburg altın nesil
  "Alnına kara yerine para çalınmış ne kısmetli adam"
 
   
  FOTOĞRAFLARDA, HABERLERDE BUNCA DÜZENLEMELER YAPIP, KENDİ AMAÇLARI İÇİN KULLANMAKTAN ÇEKİNMEYENLERİN, HANGİ SÖZLERİNE İNANALIM?
  HABER YALAN, FOTOĞRAFLAR MONTAJ, MİZANSENLER DÜZMECE .. TAM ÇAKMA HABER ÖRNEĞİ. OLAY YOK, OLAYA KARIŞAN YOK AMA HABER UÇURMA VAR.
   
  Oradaki yaşam, elbette , iki çekyat, iki yastık, plastik ayakkabılık muhabbeti tarzında değil. Masum, madur, mahsun, mazlum hiçte değil. Papa'ya yazdığı, Mektuptaki tanımıyla,"Rabbin aciz kulu" muhabbeti hiç değil. Alemlerin Rabbi olan ALLAH'ın yanında, esas olan şey kulluktur. Acizlik kıyaslanamaz, kullanılamaz bile. Kaldı ki o, insanlar arasında, hükmeden konumunda. Ama o tanımdan, kasdedilen, Yahudi ve hıristiyanların, ALLAH'ın dışında, edindikleri başka rabler ise, ozaman durum değişir. Yahudiler, Bilginlerini ve rahiplerini de rab edinmişlerdir. Hıristıyanlar, Hz,İsa'ya da, Rab diyorlar.

Papa'ya yazılan mektupta ALLAH, yerine Rab kullanılması amacı ne olabilir.Papa'nın burdan çıkarımı, ne olmuş olabilir. Karşılğı kocaman bir "afferin" olmuş olabilir mi? Kendisinden sonra bu göreve seçilen Papa 16. Benediktus'un, Hz.Muhammed'le ilgili hoşa gitmeyen, konuları gündeme taşımasının nedeni bir "afferinde benden" demek olabilirmi? Papa'nın İstanbul'u ziyaretinde, Ayasofya'da (herkesin, beklediği gibi) değil de, Sultan Ahmet Camii'nde, kıbleye dönerek, sözde duaya durması, o çıkarımlar sonucu olabilir mi.? Alaycı bir tavırla, ZAFER / VICTORIA işaretini yapmış olması, çıkarımlardan elde ettiği küstahlığın, somut belirtileri olabilir mi? Üstelik, üzerinde Haçı ile müftünün eşliğinde."İşte, afferimin somutlaşmış hali, herşey yolunda, çalışmalara aynı hızla, devam" demek olabilir mi.?
   
  ALLAH, KURAN'I KERİM'DE, ŞÖYLE BUYURUYOR.
  2 - BAKARA......120. Sen dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki: “Allah’ın yolu asıl doğru yoldur.” Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.
3 - ALİ İMRAN.....28. Mü’minler, mü’minleri bırakıp inkârcıları dost edinmesin. Kim böyle yaparsa Allah ile bir ilişiği kalmaz. Onlara karşı korunursunuz. Allah asıl sizi kendisine karşı dikkatli olmanız hakkında uyarmaktadır. Çünkü dönüş Allah’adır.
3 - ALİ İMRAN.....30. Herkesin yaptığı iyiliği ve yaptığı kötülüğü hazır bulacağı günde kişi, kötülükleri ile kendi arasında uzak bir mesafe bulunmasını ister. Yine Allah sizi kendisine karşı dikkatli olmanız hakkında uyarmaktadır. Allah kullarını çok esirgeyicidir.
   
  İŞTE Papa 16. Benedict'in, RESMİ KORTEJ NEZARETİNDE, ZAFER İLANI..
  Hz.Muhammed dünyaya ne getirdi? Kötü ve insancıl olmayandan başka" dedikten sonra Hz. Muhammed'in tebliğ ettiği dinin kalesinde ve zafer işareti ile sözlerinin arkasında olduğunu belgeletti.Fetih yapmış mağrur komutan edası ile..
Sözün kaynağı olarak, Bizans İmparatoru II Manuel Paleologos'un vermişti.(Allah'a, isnat ettikleri oğul içinde; atalarının yazdığı kitapları kaynak olarak göstermiyorlar mı?).
   
  PAPA  SULTAN AHMET CAMİİ
  Papa'nın Zaferini ilan edip, kayıtlara aldırdığı an. Papa 2. John Paul'a ait olan, 3.Milenyum (3 bin yılın) mesajını/vasiyetini, Halefi Papa 16. Benedict, Resmi kortej eşliğinde zafer işareti yaparak kayıtlara geçiriyor.Sultan Ahmet Camii'nde, uygarlığı feth eden kumandan edası ile bu zafer anını belgeletmiştir. Tıpkı, General Allenby'in, Şam işgali sırasında, Selahattin Eyyubi'nin Türbesine gidip, sandukayı postallayıp, “KALK SELAHATTİN; BİZ YİNE GELDİK!” demesi gibi. 3.milenyumun, daha ilk yıllarında mesajlarında/yol haritalarında ne kadar ciddi olduğunu vurgulamış oldular. Diyalog kılıfı ile girilmiş, turuva atları yerli yerlerine oturtulmuştur.
   
  Papa'nın, Camide müslümanlar gibi kıyamda, durduğunu sanıp sevindik/sandırıp sevindirdiler.İşin gerçeği öyle olabilir mi? Asla olamaz çünkü; Papa, Müslümanlar gibi kıyam'ı kurallarına uygun olarak yaparsa, kendi dininden çıkmış olur. Zaten dinden çıkmadığını da; yaptığı eylemin / duruşun, esasında "Müslümanlar ve Müslümanlıkla dalga geçmek olduğunu", "Diyalog sürecinde bu tip ara gazlarının gerekli olduğunu" o zafer işareti ve yüz ifadesi ile" onaylayıp, belgelettiriyor.
   
  Türkiye'nin en büyük cemaatinin temsilcileri elini öperse, görüşmenin bir lutuf olduğunu vurgulattıran, 'o Papa'nın halefi' de gelir, fethin başladığını senin en kutsal mekanında ilan eder.
  PAPA EL ÖPME DİYALOG
  Alladdin Kaya'nın el öpme merasimi..
       
  FETHULLAH GÜLEN'İN PAPAYA SUNDUĞU MEKTUBUN TAMAMINI, BU BAĞLANTIYI KULLANARAK OKUYABİLİRSİNİZ  
   
  Fethullah Gülen, Papa'ya yazdığı, mektuba şöyle başlıyor, ( 10 Şubat 1998 Zaman Gazetesinde Yayınlanmıştır.)
  "Pek Muhterem Papa Cenaplari"

"Uc buyuk dinin dogum yeri olarak bilinen topraklarin dunyayi daha iyi yasanabilir bir mekan kilma yolundaki kutsal misyonumuzu tam manasiyla bilen halkindan size en icten selamlari getirdik. Yogun gundeminizde bize zaman ayirarak sizinle muşerref olmayi bahsettiginiz icin zatialilerinize en derin kalbi tesekkurlerimizi sunariz."
   
  Kimler kimin misyonunu tam olarak biliyormuş.Kimler kimlerdenmiş. Kimler kimlere karşı işbirliğine girmiş? PAPALIK İLE İNANÇSIZLARA KARŞI İTTİFAK YAPILMIŞ. PAPALIĞA GÖRE BİZLER İNANÇSIZLARIZ.ONLARA GÖRE, İSA İNANANLARINDAN DEĞİLİZ.
   
  PAPA 2. PAUL VE FETHULLAH GÜLEN
   
  ONLARIN KABUL ETMEDİKLERİ BİR PEYGAMBERİN ÜMMETİYİZ. HZ. MUHAMMED'E VAYH EDİLEN KİTABA TABİİ OLANLARIZ
  Unutmayın HZ.Muhammed'i ve ona vayh edilmiş olan Kuran'ı Kerim'i Müslümanlardan başka hiç kimse kabul edip, inanmıyor/kabul etmiyor.İnanırlarsa/kabul ederlerse hepsinin tövbe edip, müslüman olması gerekir.Bakmayın siz şu müslüman oldu, bu gizli müslüman söylentilerine. O müslüman oldu denilenlerin, hiç biri kiliseden çıkmıyor, her biri çocuklarını orada vaftiz ettiriyor, evlendiriyor, günah çıkartıyor ve hepsi de elinde haç ile son yolculuklarına kiliseden, hıristiyan mezarlığına uğurlanıyor.
   
  İNANSIZLARA KARŞI İTTİFAK ARAYANLAR BUNU, ÖNCELİKLE TÜRKİYE CUMHURİYETİ SINIRLARI İÇİNDE VE DİĞER İSLAM ÜLKELERİNDE, KURAN'I KERİM'İN, EMİRLERİ DOĞRULTUSUNDA ARAMALI VE GERÇEKLEŞTİRMELİDİR.
   
  ALLAH, KURAN'I KERİM'DE, ŞÖYLE BUYURUYOR.
  47 - MUHAMMED.26. Bu böyledir. Çünkü onlar, Allâh'ın indirdiğinden hoşlanmayanlara: "Bazı hususlarda size itâ'at edeceğiz" dediler. Oysa Allâh, onların gizlediklerini biliyor.
_5 - MAİDE..........52. Kalblerinde hastalık bulunanların: "Bize bir felâket gelmesinden korkuyoruz!" diyerek onların arasına koştuklarını görürsün. Belki Allâh fetih ya da kendi katından bir iş getirir de onlar, içlerinde gizlediklerine pişman olurlar.
_5 - MAİDE..........51. Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları gönül dostları edinmeyin. Onlar birbirlerinin gönül dostlarıdır. Sizden kim onları gönül dostu edinirse o, onlardandır. Allah, zalimler toplumunu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.
   
  Fethullah Gülen, mektubu şöyle bitiriyor.
  .......Önerilen programlar asiri buyuk isler gibi algilanabilir; ama bunlar erisilmez degildir. Dunyada iki tip insan vardir. Bazilari kendilerini topluma adapte etmeye calisir. Diger bazilari ise topluma uymaktansa toplumu kendi degerlerine adapte etmek ister. Toplum butun ilerlemeleri bu ikinci tip insanlara borcludur. Onlari yarattigi icin Rabb'e sukurler olsun.
M. Fethullah Gulen / Rabb'in Aciz Kulu / 9 Subat 1998
   
  Pavlus yaptığı/dediği gibi "Herkes ile herkes olmak"
  1Korintler 9:20 Yahudiler'i kazanmak için Yahudiler'e Yahudi gibi davrandım. Kendim Kutsal Yasa'nın denetimi altında olmadığım halde, Yasa altında olanları kazanmak için onlara Yasa altındaymışım gibi davrandım.
1Korintler 9:21 Tanrı'nın Yasası'na sahip olmayan biri değilim, Mesih'in Yasası altındayım. Buna karşın, Yasa'ya sahip olmayanları kazanmak için Yasa'ya sahip değilmişim gibi davrandım.
1Korintler 9:22 Güçsüzleri kazanmak için onlarla güçsüz oldum. Ne yapıp yapıp bazılarını kurtarmak için herkesle her şey oldu
   
  Erzurumlu, Kırkıncı Hoca'nın öğretisi/nasihatındaki gibi davranmak.
  13-14 yaşlarında ders aldığı ve kendisini 16 yaşında Risale-i Nur ile tanıştıran, Hocası Kırkıncı Hoca'nın öğretisini tam olarak uygulamak bu olsa gerek. Kırkıncı Hoca şöyle diyor./nasihat veriyor " Yumuşaklıktaki kuvvet sertlikte yoktur",
   
  Papa'ya yazdıkları mektubu; Rabbin Aciz kulu, Fethullah Gülen olarak imzalayanlar, Hıristiyanların, İsa'ya "Rab" dediklerini biliyorlardı. Fethullah Gülen Alemlerin Rabbi olan Allah'ın kulu mu? yoksa Hıristiyanların rabbi olan İsa'mı (Onların İsa'sının, Hz. İsa ile hiç bir ilişkisi olamaz. Çünkü onlara göre; o, 'OĞUL RAB')
  F.GÜLEN KURAN ÖKSÜZ
   
  Fethullah Gülen gözyaşları içinde; defalarca, vurgulaya, vurgulaya; KUR'AN yetim, KUR'AN öksüz, KUR'AN sahipsiz, KUR'AN'ın babası öldü diye tekrarların bol olduğu vaazlar vermemiş miydi? Ağlama ve çığlıklar eşliğin de, düşüncelerini kasetler ile beyinlere işlemedi mi?.Haşa; KURAN'ın babası mı var ki? yetim öksüz kalsın.KURAN' ın sahibi Alemlerin Rabbi olan ALLAH. KUR'AN nasıl sahipsiz olur. Kendileri başka tanrılar, başka Rab'ler edindi ise ve ".... yaşasın yeni kral" diyorsa o onun heyazanlarıdır.
Söylenmek istenen ne ? Ağızlarında geveledikleri "ne ola ki"?Hem son hızla Nur öğrencisi yetiştireceksin hemde Kuran yetim, Kuran öksüz diye ağlayacaksın bu ne lahana bu ne perhiz?
Bizler KURAN'a uymak zorundayız.Kuran, bizim rehberimiz.Korumak ALLAH'a ait.
   
  Allah Kur'an'ı Kerim de şöyle buyuruyor.
  15 - HİCR............. 9. Şüphesiz o zikri (Kur'an'ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.
   
  İNCİL'E GÖRE RAB NE DEMEK?
  Papa'ya ve Hıristiyanlara göre RAB ile tanımlanan Tanrının oğlu dedikleri İsa mesih

Yuhanna (John)..20/13 Meryem'e, «Kadın, niçin ağlıyorsun?» diye sordular.Meryem, «Rabbimi almışlar» dedi. «O'nu nereye koyduklarını bilmiyorum.»
(Yuhanna (John)...20/1 Haftanın ilk günü erkenden, ortalık daha karanlıkken Mecdelli Meryem mezara gitti)

Matta...............17/14 Kalabalığın yanına vardıklarında bir adam İsa'ya yaklaşıp O'nun önünde diz çöktü.
Matta...............17/15 «Ya Rab» dedi, «oğlumun haline acı! Çocuk saralı ve çok acı çekiyor. Sık sık ateşe ya da suya düşüyor.

Burada Rab ile kasdedilen kim?Elbette Tanrının oğlu dedikleri İsa mesih

   
  Filimun.............1/3 Babamız Tanrı'dan ve Rab İsa Mesih'ten size lütuf ve esenlik olsun.
Filimun.............1/4-5 Rab İsa'ya olan imanını ve bütün kutsallara beslediğin sevgiyi duydukça dualarımda seni anıyor, Tanrıma sürekli şükrediyorum.
2Petrus(peter)...1/2 Tanrı'yı ve Rabbimiz İsa'yı tanımakla lütuf ve esenlik artan ölçüde sizin olsun.
   
  FETHULLAH GÜLEN'İN, MEKTUBUNU SUNDUĞU, İNANÇSIZLARA KARŞI İTTİFAKLAR KURDUĞU VATİKANIN "RAB" KONUSUNDA YORUMU NE?
   
  KENDİ İFADELERİ İLE ŞÖYLE DİYORLAR; Katolik kilisesi din ve ahlak ilkeleri sayfasında.......................www.meryemana.net/meryem/tr/misc.php?id=20&par=9&td=11 Tanrı’nın biricik Oğlu Mesih İsa’ya inanıyorum
İyi Haber: Tanrı Oğlunu gönderdi............(suhik_not: AMENTULARIMIZ AYNI DİYENLERE VE AMENTUYA KEFİL OLUP, CENNETLİK VİZESİ VERENLERE DUYURULUR)
III. Tanrı'nın biricik Oğlu
   
 

446 Eski Ahit’te yer alan kitapların Yunanca çevirisinde Tanrı’nın Musa’ya açınladığı (Bkz. Çık 3, 14) sözle ifade olunamaz adı YAHVE, Kyrios ("Rab") olarak çevrilmiştir. Rab sözcüğü o zamandan beri İsrail Tanrısının Tanrılığını ifade etmek için kullanılmaya başlandı. Yeni Ahit bu güçlü "Rab" adını hem Baba hem de Tanrı’nın kendisi olarak kabul edilen İsa için kullanıyor, (Bkz. 1 Kor 2, 8) bu bir yeniliktir....

(suhik_not:
Ne imiş? İsrail Tanrısı Yahve Yeni Ahit'ten itibaren; - hem Baba hem de Tanrı'nın kendisi olarak kabul edilen İsa için kullanıyor. Çünkü isa onlar için BABA TANRININ, İsa biçiminde görünümüdür.

448 Çoğu zaman, İncillerde insanlar Ona "Rab" diye hitap ederler. Bu şekilde hitap etmelerinin nedeni hitap ettikleri kişiye duydukları saygı ve güvenden ve Ondan yardım ve şifa beklemelerindendir. (Bkz. Mt 8, 2, 14, 30, 15, 22) Kutsal Ruh’un etkisi altında İsa’nın Tanrısal gizine minnet duyarlar. (Bkz. Lk 1, 43, 2, 11) Dirilmiş İsa’yla karşılaştıklarında bu ifade tapınma ifadesine dönüşür: "Rabbim ve Tanrım!" (Yu 20, 28). Bu ifade Hıristiyan geleneğine özgü bir ifade olarak kalacak sevgi ve şefkat görünümünü de alır: "Bu Rab’dir!" (Yu 21, 7).

449 İsa’ya Tanrısal Rab adını veren Kilise’nin ilk inanç ilkelerinde, başlangıçtan beri (Bkz. Hİ 2, 34-36) Tanrı Baba’ya ait olan güç, şeref ve yücelik aynı zamanda İsa’ya da aittir, (Bkz. Rom 9, 5, Tit 2, 13, Ap 5, 13) çünkü İsa "Tanrı özüne" sahiptir (Fil 2, 6) ve Baba İsa’nın bu üstünlüğünü Onu Ölüler arasından dirilterek ve Onu yüceliğine yükselterek gösterdi. (Bkz. Rom 10, 9,1 Kor  12, 3, Fil 2, 9-11)

451 Hıristiyan duası "Rab" adıyla ifade edilir; ister duaya davette "Rab sizinle olsun" ya da duanın bitiminde "Rabbimiz Mesih İsa ile" ya da umut ve güvenle dolu haykırışla ifade edilsin: "Maran atha" ("Rab geliyor!") ya da "Marana tha" ("Ya Rab gel!") (1 Kor 16, 22); "Amin, gel, Ya Rab İsa!" (Ap 22, 20).

   
  VATİKAN İncillerin Işığında "RAB'ı" Nasıl anlıyor. "TANRI OLAN İSA" olarak anlıyor. O halde "Rabbin Aciz" kulundan PAPA ve EKİBİ ne anlar? Peki!! ONLARI YARATTIĞI İÇİN RABBE yapılan şükürden ne anlar? Ne anladıkları aşağı da; Herşey, İsa aracılığı ile ve İsa için İsa'da yaratıldığına göre gerisini siz düşünün..
   
  İbraniler/Hebrews.1/2 Bu son çağda da her şeyin mirasçısı olarak belirlediği ve aracılığıyla evreni yarattığı kendi Oğluyla bize seslenmiştir.
Kloseliler............1/16 Nitekim gökte ve yeryüzünde, görünen ve görünmeyen şeyler, tahtlar, egemenlikler, yönetimler ve hükümranlıklar, her şey O'nda yaratıldı. Her şey O'nun aracılığıyla ve O'nun için yaratılmıştır.
   
  BABA KİM? BABA KİME DİYORLAR?
  Romalılar............8/32 Öz Oğlunu bile esirgemeyen, O'nu hepimizin uğruna ölüme teslim eden Tanrı, O'nunla birlikte bize her şeyi de bağışlamayacak mı?

Yuhanna (John)...14/9 İsa, «Filipus» dedi, «bunca zamandır sizinle birlikteyim. Beni daha tanımadın mı? Beni görmüş olan, Baba'yı görmüştür. Sen nasıl, `Bize Baba'yı göster' diyorsun?
Yuhanna (John)...14/10 Benim Baba'da, Baba'nın da bende olduğuna inanmıyor musun? Size söylediğim sözleri kendiliğimden söylemiyorum, ama bende yaşayan Baba kendi işlerini yapıyor.
Yuhanna (John)...14/11 Bana iman edin; ben Baba'dayım, Baba da bendedir. Hiç değilse bu işlerden dolayı iman edin.

Yuhanna (John)...17/1 İsa bunları söyledikten sonra, gözlerini gökyüzüne dikip şöyle dedi: «Baba, saat geldi. Oğlunu yücelt ki, Oğul da seni yüceltsin.
   
  İbraniler/Hebrews.1/1 Tanrı eski zamanlarda peygamberler aracılığıyla birçok kez ve çeşitli yollardan atalarımıza seslendi.
İbraniler/Hebrews.1/2 Bu son çağda da her şeyin mirasçısı olarak belirlediği ve aracılığıyla evreni yarattığı kendi Oğluyla bize seslenmiştir.
   
  Gökleri ve yeri yaratan, dönme çağrısı yapılan; Peygamberlerden ayrı olduğu özellikle vurgulanan, YAŞAYAN TANRI KİM? Önceki YAŞAYAN TANRI TANIMLAMALARINA göre, elbette İsa Mesih.
   
  Matta...26/63 İsa susmaya devam etti. Başkâhin ise O'na, «Yaşayan Tanrı adına sana yemin ettiriyorum, söyle bize, Tanrı'nın Oğlu Mesih sen misin?» dedi.
Matta...26/64 İsa, «Söylediğin gibidir» karşılığını verdi. «Üstelik size şunu söyleyeyim, bundan sonra İnsanoğlu'nun, kudretli Olan'ın sağında oturduğunu ve göğün bulutları üzerinde geldiğini göreceksiniz.»

İsa'yı arayan başkahin, tanıkların işareti üzerine, susmaya devam eden İsa'ya, "Yaşayan Tanrı adına sana yemin ettiriyorum," der ve devam eder..."söyle bize, Tanrı'nın Oğlu Mesih sen misin?"

Kahin, İsa'ya YAŞAYAN TANRI adına yemin ettiriyorum/etmiş kabul ediyorum diyor.Burada kasdetilen yaşayan tanrı kim? Elbette Tanrının oğlu dedikleri, yaşayan Tanrı dedikleri İsa.

Elçilerin İşleri (Acts)....14/15 «Efendiler, neden böyle şeyler yapıyorsunuz?» diye bağırdılar. «Biz de sizin gibi insanız, aynı yaradılışa sahibiz. Size müjde getiriyoruz. Sizi bu boş şeylerden vazgeçmeye, göğü, yeri, denizi ve bunların içindekilerin hepsini yaratmış olan, yaşayan Tanrı'ya dönmeye çağırıyoruz.
İbraniler/Hebrews.1/1 Tanrı eski zamanlarda peygamberler aracılığıyla birçok kez ve çeşitli yollardan atalarımıza seslendi.
İbraniler/Hebrews.1/2 Bu son çağda da her şeyin mirasçısı olarak belirlediği ve aracılığıyla evreni yarattığı kendi Oğluyla bize seslenmiştir.

Gökleri ve yeri yaratan, dönme çağrısı yapılan; Peygamberlerden ayrı olduğu özellikle vurgulanan, YAŞAYAN TANRI KİM? Önceki YAŞAYAN TANRI TANIMLAMALARINA göre, elbette İsa Mesih.

   
  Tutuklama sahnesinde, başka enterasan bir konu daha var...İsa'yı tutuklamaya gelen Yahudilerin kahini
   
  Yuhanna (John)...19/5 Böylece İsa, başındaki dikenli taç ve üzerindeki mor kaftanla dışarı çıktı. Pilatus onlara, «İşte o adam!» dedi.
Yuhanna (John)...19/6 Başkâhinler ve görevliler İsa'yı görünce, «Çarmıha ger, çarmıha ger!» diye bağrıştılar.Pilatus, «O'nu kendiniz alın, çarmıha gerin!» dedi. «Ben O'nda bir suç görmüyorum!»
Yuhanna (John)...19/7 Yahudiler şu karşılığı verdiler: «Bizim bir yasamız var, o yasaya göre O'nun ölmesi gerekir. Çünkü kendisinin Tanrı Oğlu olduğunu ileri sürüyor.»
   
  ELLERİNDE BOZULMAMIŞ KİTAPLARI VAR DENİLEN YAHUDİLER, İSANIN TANRININ OĞLU OLDUĞUNU SÖYLEDİĞİ İÇİN ÖLMESİ GEREKTİĞİNİ SÖYLÜYORLAR. Yani Yahudiler, Tanrının oğlu olmaz diyorlar.
Oysa, yine ellerindeki kitabın bozulmadığını söyleyen Hırıstiyanlar, İsa'nın, Yaşayan Tanrı / Tanrının oğlu olduğunu söylüyorlar.

İkisinin de doğru olması imkansız. Ya İsa'nın,Tanrının Oğlu olduğu tezi doğru yada İsa'nın,Tanrının Oğlu olmadığı tezi doğru. (Kur'an'a göre Allah' a oğul isnat etmek, Allah'a ortaklar koşmak şirktir).Onların, Tanrı inancına göre bakıldığında, (Kur'an'ı Kerim'i hiç bilmediklerini varsayarak) en azından, birinden biri yanlış/tahrif edilmiş

Oysa şimdi, her iki inanaç gurubuna ait bu görüş birleştirdikleri kitapta aynen yer alıyor.Yani Allah'ın OĞLU OLMADIĞINA inanan Yahudiler ile Allah'a OĞUL İSNAT EDEN Hıristiyanlar, kitaplarını birleştirip ADINI YENİ AHİT koymuşlar ve meydana GELEN KİTABINDA, İNANÇ BİRLİĞİNİ SAĞLADIĞINI / BOZULMADIĞINI SÖYLÜYORLAR.

ESKİ ve YENİ AHİT birleşimini de KİTAB-I MUKADDES olarak ilan ediyorlar.

Madem İsa'ya kitap verilmedi ise; Öğrencileri de onu söylediklerini değil de onunla yaşadıklarını/gördüklerini (İsa'nın/müjdenin hayatını) İsa'nın ölümünden sonra kaleme aldılarsa (onun hayatını anlattılarsa.); İsa dolaştığı yerlerde kendi hayatını anlatmadığına göre; dolaştığı yerlerde insanlara neler anlattı?

Hangi kitaba göre amel etti diye sorulduğunda ESKİ AHİT'e göre amel etti onu anlattı diyorlar.O halde İSA, ESKİ AHİTE GÖRE (yahudi tezine göre) KENDİSİNİN TANRININ OĞLU OLMADIĞINI mı söyledi, yoksa YENİ AHİTE GÖRE, TANRININ OĞLU/YAŞAYAN TANRI OLDUĞUNU mu söyledi?
   
  Bir görüşte, Hıristiyanlık tanıtımını yapan, Prof. F.F.Bruce'den verelim. Tanrı ve oğlu'nu ne olduğunu şöyle bir örnekle anlatıyor.(İnciltürk ve Hıristiyan.gen..gibi sitelerinden);
   
  ".....Yukarıdakiler başlangıçtan beri İsa Mesih'e bağlı olanların inancının özüdür. Yeni Antlaşma dışında başka bir örneği aktarabiliriz: Antakya'lı imanlılar topluluğunun önderi olan İgnatius; İ.S. 110 yıllarında Efes'teki Hıristiyanlar'a yazdığı mektupta İsa'yı şöyle nitelendiriyor: “Rabbimiz İsa Mesih yegane Hekimdir. Hem bedeni hem de ruhu vardır. Kadından doğmuş olmakla beraber başlangıcı yoktur. İsa insan vücuduna bürünmüş Tanrı'dır. Ölümle gerçek yaşamdır; Meryem'in Oğlu ve Tanrı'nın Oğludur; önce sıkıntı çekmiş, sonra sıkıntıdan kurtulmuştur.” (İgnatius'un Efeslilere mektubu 7(?):20) İgnatius..."
   
  PEKİ PAPA ve HIRİSTİYANLARA GÖRE "KUL" NE DEMEK..

Esinleme..........1/1 Bu kitap İsa Mesih'in esinlemesidir. Tanrı, yakın zamanda olması gereken olayları kullarına göstermesi için O'na bu esini verdi. O da gönderdiği kendi meleği aracılığıyla bunu kulu Yuhanna'ya iletti.

2Petrus(peter)...1/1 İsa Mesih'in kulu ve elçisi ben Simun Petrus'tan, Tanrımız ve Kurtarıcımız İsa Mesih'in doğruluğu sayesinde bizimkiyle eşdeğer bir imana kavuşmuş olanlara selam!

   
  PEKİ! KUR'AN'I KERİM'E GÖRE KULLUK NE?

36 - YASİN..........60. Ey âdemoğulları! Ben size, "Şeytana kulluk etmeyin, o sizin için açık bir düşmandır!" demedim mi?
36 - YASİN..........61."Bana ibadet edin, dosdoğru yol budur!" demedim mi?

89 - FECR......... 27. Ey, Rabbine, itaat edip huzura eren nefis!
89 - FECR......... 28. Hem hoşnut edici, hem de hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön.
89 - FECR......... 29. Kullarımın arasına gir.
89 - FECR......... 30. Cennetime gir.
39 - ZÜMER........14.De ki: "Ben dinimi kendisine halis kılarak yalnız Allah'a kulluk ederim."
39 - ZÜMER........15."Siz de O'ndan başka dilediğinize kul olun." De ki: "Asıl hüsrana düşenler, kıyamet günü kendilerine ve mensuplarına ziyan edenlerdir. Evet, işte asıl açık hüsran budur."

   
  Görüldüğü gibi KULLUK "yaratılan" manasında kullanılmıyor. KULLUK, tabi olmak, biat etmek, ibadet etmek, hizmet etmek, hizmetinde olmak anlamında kullanılıyor. Demek ki KULLUK; başkalarına hizmet etmek, başkalarına tabi olmak, başkalarına biat etmek, başkalarına ibadet etmekte olabiliyor.
   
  İSA'YI RAB KABUL EDİP KENDİLERİNİ, YERYÜZÜNDE RABB'IN TEMSİLCİSİ OLARAK ATAYANLAR, MEKTUPTA Kİ, "RAB'BİN ACİZ KULU" TANIMINDAN NE ANLAR..... ALLAH'I MI, YOKSA ATADIKLARI İSA'YI MI ANLARLAR. ELBETTE MEKTUBU YAZANDA BUNU BİLİYORDU. NE ŞİŞ YANSIN NE KEBAP DEDİLER.

BU ALLAH'A ŞİRK KOŞMAK veya KOŞULAN ŞİRKİ ONAYLAMA/KABUL ETMEDİR. "BENDE SİZDENİM" DEMEKTİR. VATİKAN KULÜBÜNE KABÜLÜN PAROLASIDIR/ BEDELİDİR.
   
  RAB KİM
   
  Güdülmesi gereken sürüler, birinci tip insanlar mı? Otlatılması gereken, Kuzular; kolayca yönlendirilebilen ama beslenmesi gereken, evlatlarımız mı?
   
  Altın nesil benzeri eğitilen, beslenen iş ve aş verilenler mi.? Çoban köpeklerinin eşliğinde, güdülmesi gerekenler ise 'bükülmesi mümkün olmayan' kalınlaşmış/odunlaşmış yola gelmesinden ümit kesilenler mi? Yunus'un, efendisine yakmak için bile, getirmek istemediği/layık görmediği tipler mi? (Getirdiği odunlar ip gibi düzgün idi. Hocası; “Ey Yûnus,Hiç eğri odun getirmiyormuşsun.” dediğinde; “Efendim, bu kapıya eğri odun yakışmaz.” cevâbını verdi.)
   
  Böylece; diyalog putları gönüllere yerleştirildi. "Hepimiz esasında İbrahimi dinlerdeniz" tanımlaması ile birçok şey artık doğal/tanıdık gelmeye başladı
   
  Olmazsa olmazlardan biri de Domuz eti. MÜSLÜMANLARIN, ASLA KABULLENMİYECEĞİ BİR YASAK GİBİ GELSEDE; ONLAR BUNA ALIŞMAMIZ İÇİN HER YOLU DENİYORLAR
   
  Endülüs'te olduğu gibi İspanyol'ların yaptığı gibi; DOMUZ POLİSİ kurup zorla, Domuz eti yedirterek, kabul ettirecek değiller elbette. MÜSLÜMAN MAHALLESİNDE, SALYANGOZ SATMANINDA BİR USULÜ VAR.
   
  STV HABER JENERİĞİ (Kimbilir daha neler neler yapıyorlar, nasıl afiyetle yediriyorlar? )
  DOMUZ NOTU
   
  ODUNLARI DOMUZ KAFASI HALİNE GETİRMİŞLER. AMAÇ BİLİNÇLER ALIŞŞIN, GÖNÜLLER RAZI GELSİN. Kötü niyet yok. Doz kişiye bağlı ister akşamdan akşama isterse sürekli heran canlı servis. Başbakanın üstünde görünen tablonun orjinal remini değiştirip, mübarek saydıkları efendilerinden birinin resmini de koymayı ihmal etmemişler. Amaç bilinçler alışşın.
   
  ALLAH, KURAN'I KERİM'DE, ŞÖYLE BUYURUYOR.
  9 - TEVBE.......... 30. Yahudiler, "Uzeyir Allah'ın oğlu" dediler, Hıristiyanlar da "Mesih Allah'ın oğlu", dediler. Bu onların kendi ağızlarıyla uydurdukları sözlerdir. Daha önce inkâra sapmış olanların sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da saptırıyorlar!
9 - TEVBE.......... 31. Onlar, Allah'dan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler, Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar bir olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Allah'dan başka hiçbir ilâh yoktur. O, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden de münezzehtir.
9 - TEVBE.......... 32. Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar, Allah da razı olmuyor. Fakat kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlamayı diliyor.
61 - SAFF........... 8. İstiyorlar ki, ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürsünler. Ama Allah, küfre batanlar hoş görmeseler de nurunu tamamlayacaktır.
9 - TEVBE.......... 33. O öyle bir Allah'dır ki, Resulünü hidayetle ve hak dinle bütün dinlere üstün kılmak için göndermiştir. Müşrikler hoşlanmasalar da.
9 - TEVBE.......... 34. Ey iman edenler, şurası bir gerçektir ki, yahudi hahamları ile hıristiyan rahiplerinin bir çoğu insanların mallarını haksız yere yerler ve Allah yolundan saptırırlar. Bir de altın ve gümüşü hazineye doldurup, onları Allah yolunda sarfetmeyenleri bu yüzden acıklı bir azap ile müjdele!
9 - TEVBE.......... 35. O gün o altın ve gümüşlerin üstü cehennem ateşinde kızdırılacak da bunlarla alınları, yanları ve sırtları dağlanacak (onlara): "İşte bu kendi canınız için saklayıp biriktirdiğiniz şeydir. Haydi şimdi tadın bakalım şu biriktirdiğiniz şeyin tadını!" denilecek.
6 - EN'AM.......... 93. Yalan düzüp Allah'a iftira eden veya kendine bir şey vahyedilmediği halde "Bana vahyedildi" diyen kişi ile, "Allah'ın ayet indirdiği gibi ben de indireceğim" diyen kimseden daha zalim kim vardır! Bir görsen o zalimleri ölüm dalgaları içindeyken. Melekler ellerini uzatmış, "Çıkarın canlarınızı!" diye! Bugün zillet azabıyla cezalandırılacaksınız; çünkü Allah'a karşı gerçek dışı şeyler söylüyorsunuz ve çünkü O'nun ayetlerine karşı büyüklük taslıyordunuz.
   
  ALLAH, TUZAK KURANLARA KARŞI SABREDİN DİYOR."Benim tuzağım yamandır" diyor. Tuzakları kuranlar bendense sakının demiyor. İman edenler tuzak kurun demiyor, Doğru olun yakınınızda olsa adaleti gözetin diyor. Sahte haberler yayın, bozgunculuk çıkarın demiyor. Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür diyor.
   
  ALLAH, KURAN'I KERİM'DE, ŞÖYLE BUYURUYOR.
  4 - NİSA.......... 135. Ey iman edenler! Öz benliğiniz, anne-babanız, yakınlarınız aleyhine de olsa, zengin veya fakir de olsalar, adaleti dimdik ayakta tutarak Allah için tanıklık edenler olun. Allah, ikisine de sizden daha yakındır. O halde, nefsinizin arzusuna uyarak adaletten sapmayın. Eğer dilinizi eğip büker yahut çekimser kalırsanız, Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
   
  İMAN ETMEK ALLAH'A YAPILAN TESLİMİYETTİR. Bu, Allah'ın, Alemelerin Rabbi olduğunu kabullenmektir. Bizlere düşen çalışmak, düşünmek, gayret göstermek, güzel düşünüp güzel davranışta bulunmaktır.Tuzaklar kurup, fitneler çıkarıp bozgunculuk yapmak değil.
   
  ALLAH ŞU UÇ ÖRNEKTE BİLE ADALETLİ OLMAYI EMREDİYOR.
  5 - MAİDE.......... 42. Yalana iyice kulak verirler, haramı tıka-basa yerler. Sana geldiklerinde, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Ama aralarında hükmedersen, adaletle hükmet. Allah, adaletle hükmedenleri/adaleti ayakta tutanları sever.
   
  ALLAH, TUZAK KURANLARA KARŞI SABREDİN, BENİM TUZAĞIM ÇETİNDİR DEDİĞİNE GÖRE VE KURAN'I KERİM'İN HİÇ BİR YERİNDE; tuzak kurun yalan söyleyin, birtakım işleride siz halledin demiyor. Tam aksine bekleyin diyor.Demekki tuzak kuranlar entrika ve yalan haber yayanlar Allah yolunda olamazlar. Onlar Allah'a güvenmeyip kendi işerini kafalarına göreyapabileceğini zannedendir. Dünyanın hiç bir yerinde mutluluğa ve huzura tahammülleriyoktur.Çünkü, barış, özgürlük, mutlu ve sevgi dolu yayan toplumlar onların, hükmetme güçlerini, egemenliklerini yok eder. Yosa taa! Amerikalar'dan onların afganistana, Irak'a..vs yerlerine özenipte, Türkiyedeki insanlara hükmetmeye, kafasına göre biçimlendirmeye kalkarmı?
   
  ALLAH, KURAN'I KERİM'DE, ŞÖYLE BUYURUYOR.
  7 - A'RAF......... 175.Onlara, şu adamın haberini de oku: Kendisine ayetlerimizi vermiştik; onlardan sıyrılıp çıktı, şeytan da onu peşine taktı; nihayet o, azgınlardan oluverdi.
7 - A'RAF......... 176.Dileseydik onu, o ayetlerle yüceltirdik. Ama o, sonsuza dek kalacakmış gibi,yerküreye bağlandı; iğreti arzularına uydu. Onun durumu şu köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan dilini sarkıtarak solur, kendi haline bıraksan dilini sarkıtarak solur. Ayetlerimizi yalanlayan toplumun örneği işte budur. Bu hikâyeyi anlat ki düşünüp taşınabilsinler.
7 - A'RAF......... 177.Ayetlerimizi yalanlayan topluluğun vücut verdiği örnek ne kötüdür! Onlar öz benliklerine zulmediyorlardı.
   
  ALLAH, ŞEYTANA ŞÖYLE BUYURMUŞTU ...
  17 - İSRA........... 64."Onlardan güç yetirdiğini sesinle yerinden oynat. Atlıların ve yayalarınla yaygara çıkarıp üzerlerine çullan. Mallarda, evlatlarda onlara ortak ol, onlara ha bire vaatte bulun." Şeytan onlara bir aldanıştan başka ne vaat eder ki?!
59 - HAŞR......... 16. Durumları, şeytanın durumuna benziyor. Hani, şeytan insana, "Küfret/inkâr et!" der, insan küfür ve inkâra sapınca da şöyle konuşur: "Vallahi ben senden uzağım; ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım!"
   
  NUR KİTAPLARI İLE İTTİFAK ARAYANLAR, IŞIK SANDIKLARI ŞEYİN, CEHENNEM ATEŞİNİN IŞIĞI, OLDUĞUNU FARK ETTİKLERİNDE, İŞ İŞTEN GEÇMİŞTİR.
  Işıklarla/vaadlerle/kitaplarla işaretlenmiş, 'sonundaki olanın' sadece sanılara dayandırıldığı, 'bir meçhulün', mechulüne giden yol.
   
  ALLAH, KURAN'I KERİM'DE, ŞÖYLE BUYURUYOR.
  2 - BAKARA........17. Onların durumu, tıpkı şuna benzer ki, (aydınlanmak için) bir ateş yakmak istedi. (Ateş) çevresini aydınlatır aydınlatmaz, Allâh onların nurunu giderdi ve onları karanlıklar içinde bıraktı, artık görmezler.
2 - BAKARA........18. (Onlar) sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Onlar (Hakk'a) dönmezler.
  Allah ışıkları gidermiş ama ateşi söndürmemiştir. Karanlıklar içersinde yanan, ışığını göremedikleri, sesini (çıtırtısını) duyamadıkları, yananlarında diğerlerini ateşe karşı uyarmadıkları ve yardım isteyemedikleri bir ateş.
   
  ALLAH, KURAN'I KERİM'DE, ŞÖYLE BUYURUYOR.
  2 - BAKARA........16. İşte onlar o kimselerdir ki, hidâyet karşılığında sapıklığı satın aldılar da ticaretleri kar etmedi, doğru yolu da bulamadılar.
  8 - ENFAL.......... 48.Şeytan onlara, yaptıklarını süslü gösterip şöyle demişti: "Bugün size galip gelecek kimse yok, ben yanınızdayım." Fakat iki topluluk yanyana gelince iki topuğu üstüne çark edip şöyle dedi: "Ben sizden uzağım. Ben sizin görmediklerinizi görüyorum, ben Allah'tan korkarım. Allah'ın cezası çok şiddetlidir."
   
  Yaptıkları herşey yanlarına kar kaldığında, sakın bunu Allah işlerimizi 'rast getiriyora' yormasınlar.
  Firavun da denizin ortasına kadar , herşey yolunda gittiği için gelmişti. Birçok badireyi de çok kolaylıkla atlatmış denizin bir kısmını da geçmişti ama yine denizde boğulmaktan kurtulamadı. Asa yere vurulmuş, Allah'ın "ol" emri yerine gelmiş, herşey birden bire ters dönmüş, deniz üzerine kapanmıştı. Firavun "iman ettim" dedi
   
  ALLAH, KURAN'I KERİM'DE, ŞÖYLE BUYURUYOR.
  10 - YUNUS........91."Şimdi mi? Daha önce isyan etmiş, bozgunculardan olmuştun.
   
  ATEŞİN SAHİPLERİ, O ATEŞLERİ YAKANLAR, KENDİLERİNE UYANLARA, BİR FAYDA SAĞLAYAMAZ..
  ALLAH, KURAN'I KERİM'DE, ŞÖYLE BUYURUYOR.
  14 - İBRAHİM......21.İnsanların hepsi Allah’ın huzuruna çıkacak ve güçsüzler büyüklük taslayanlara diyecek ki: “Şüphesiz bizler size uymuştuk, şimdi siz az bir şey olsun Allah’ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?” Onlar da, “Eğer Allah bizi doğru yola eriştirseydi biz de sizi doğru yola eriştirirdik. Şimdi sızlansak da, sabretsek de bizim için birdir. Artık bizim için hiçbir kurtuluş yoktur” derler.
   
  İŞ BİTİRİLDİĞİNDE; RAB OLMASINI TEMENNİ ETTİKLERİ DE ONLARDAN YÜZ ÇEVİRECEKTİR.
  2 - BAKARA........14. İnanmış olanlara rastladıkları zaman; "İnandık," derler. Fakat şeytânlarıyla yalnız kaldıkları zaman; "Biz sizinle beraberiz, biz sadece (onlarla) alay ediyoruz," derler.
  14 - İBRAHİM......22. İş bitince şeytan onlara şöyle diyecek: "Şüphesiz ki Allah size gerçek olanı vaad etti, ben de size vaad ettim, ama sonra caydım! Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ancak ben sizi (küfür ve isyana) çağırdım, siz de geldiniz. O halde beni kınamayın, kendi kendinizi kınayın! Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Ben, önceden beni Allah'a ortak koşmanızı da kabul etmemiştim." Doğrusu zalimler için acı bir azab vardır!
   
  O İTTİFAK KURDUKLARI KENDİLERİNE SIĞINDIKLARI KENDİLERİNİNDE İÇİNDE BULUNDUĞU BİR ALDANIŞTAN BAŞKA BİRŞEY SUNAMAZ VEREMEZ.
  43 - ZUHRUF.......36.Kim Rahman'ın Zikri'ni görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa biz ona bir şeytanı musallat ederiz de o ona can yoldaşı olur.
43 - ZUHRUF.......37.Bu şeytanlar onları yoldan saptırırlar. Onlarsa kendilerinin hâlâ hidayet üzere olduklarını sanırlar.
43 - ZUHRUF.......38.Sonunda bize geldiğinde, şeytan, yoldaşına şöyle der: "Keşke aramızda iki doğu arası kadar uzaklık olsaydı. Ne kötü yoldaşmışsın sen!"
43 - ZUHRUF.......39.Bugün hiçbir şey işinize yaramayacaktır. Çünkü zulme sapmışsınız. Azapta ortaklık kuracaksınız.
   
  İTTİFAK KURDUKLARI/SIĞINDIKLARI, DOSTLARININ, ELLERİNDE OLAN AÇIKCA ORTADA
  Onların; sığındıkları, medet umdukları, sihrini/mucizesini bekledikleri, güç umdukları ve dayanak yaptıkları şey , ellerinde sımsıkı tuttuları.
Bizler ise onların, yok etmek istedikleri/ yüz çevirdikleri, dinin sahibi olan, (din olarak bizlere islamı seçen) ve gücüne nihayet olmayan, Alemlerin Rabbi Allah'a sığınıyoruz.

Onlar hala Hz.Musa'nın büyücü olduğunu ve asasının sihirli olduğunu düşünüyorlar. Ellerindeki asaların da, o mahretleri göstermesini umuyorlar ve o beklenti ile teselli buluyorlar. Her birinin asası kendisine özgü ki; kendilerine ait olanlar başkalarına gitmesin. (Pist ışığı gibi).

Oysa, Hz.Musa'nın asası sihirli değildi (Allah Resüllerinin sihirbaz olmadığını defalarca belirtiyor.) Allah "ol" dedi ve oldu. Hz. Musa; toplumundaki liderliğini pekiştirsin, saygı duyulan ve sözü dinlenen biri olsun diye, olaylara Hz. Musa vesile kılınmıştır. Allah'ın dışında, onun bilgisi dışında ne olabilir.
   
  PAPA VE HAÇ, ASA
  Elbette içimizden, şehir efsanelerine inanıpta, haçın altına sığınanlar da azımsanmayacak sayıda. Papa Peygamberine Hz.Muhammed'e hakarette etse kişiliklerini ortaya koyamadan duramayan tipler elbette var .Protesto etmesi gereken, HAÇ'ın patronuna birde ayağına kadar gidip hediye sunuyorlar. Papa her halde az yaptım diye düşünüyordur.

Sultan Ahmet Camii'nde zafer işareti yapan, Papa 16. Benedict, "Hz.Muhammed dünyaya ne getirdi? Kötü ve insancıl olmayandan başka..."sözünü söyleyenin ta kendisi.Kaynak olarak, Bizans İmparatoru II Manuel Paleologos'un kitabını vermişti.(Allah'a, isnat ettikleri oğul içinde; atalarının yazdığı kitapları kaynak olarak göstermiyorlar mı?).
   
  ALLAH, KURAN'I KERİM'DE, ŞÖYLE BUYURUYOR.
  39 - ZÜMER........67.Allah'ı hakkıyla takdir edemediler. Halbuki bütün yer kıyamet günü O'nun avucundadır. Gökler de kudretiyle dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından münezzeh ve çok yüksektir.
22 - HAC........... 74. Allâh'ı layikıyle gereği gibi bilemediler Allâh kuvvetlidir, üstündür.
   
  Elbette içimizden, şehir efsanelerine inanıp, Allah'ı anlayamayan/kavrayamayan tiplerden, haçın altına sığınanlar da azımsanmayacak sayıda.
   
  ÇİFTLİĞİN DİĞER GÖRÜNTÜLERİ:
  F.G ABD
   
  Fethullah Gülen tesisi 1
   
  TESİSLERİN, İLGİNÇ KOMŞULARI VAR.
  UZAY şekilleri