DÜNYAYI KİBİRLERİNDEN İBARET SAYANLARIN, MOR DUVAR DA NİHAYET BULAN, ERGUVANİ YOL HİKAYESİ..
   
   
  Yine klasik entrika metodları..Kendini yüceltmek, saygın kılmak için karşındakileri aşağıla..
Yine barbarları yola getirme iddiası, tüm yok ettikleri toplumlarda ırklarda yaptıkları gibi...
İşaret ettikleri, oğul isnat ettikleri tanrıları adına,' (ung.. manitu adına gibi'), hayallerindeki yeni- bizans adına..
...
En bilinen, en gelişmiş silahları ise, kendilerinden başkasına hak ve layık görmedikleri, barış..
Barış için geliyorlar, barış için öldürüyorlar, demokrasi ile boyanmış demoklesin kılıcı ile...
O kadar hızlılar ki bugüne kadar hiç kimse, demokrasi ve barış kılıcını, görememiş ..Batının en hızlısı onlar..yerel olanlara görünmezmiş zaten..
Çünkü o sadece ruhsat sahiplerinin kullanabildiği bir dünya efsanesi. Barış, demokrasi bu, boru değil..
Demokrasi ve barış ikilisini, Nesiller boyu hep öyle anlatmışlar birbirlerine. Demokrasi ve Barış,yanlarından kefeni, sargı bezini ve tentürtüyotu hiç eksik etmezlermiş...
Sevgi dolu, çok da merhametliymişler, aynı zaman da.Cömertmişler de, babasız bıraktıklarına şekerleme de dağıtırmış hemde 'Bill'in' yediklerinden..
Kolsuz, bacaksız bıraktıklarına protez, en kralından...Binlerce yardım komitelerini boşuna oluşturmadılar..Kaynakları yine, barış ve demokrasi değil mi...?

Büyüklük dediğin zaten nedir ki, al herifin, taşını toprağını, ver eline ekmeği, sonra "şu kadar yardım dağıttık" diye bildiriler yayınla...
Biz olmasak, nankör ilkeller aç kalacaktı, bağırtıları ile slaytlar yapın, konferanslar düzenleyin, komiteler kurun, açlıkla mücadele adına...
İlkelliklerini anlatın, "biz olmasaydık nice olurdu halleri" deyişleri ile.Sonra servetini say, avuçlarını ovuştur..
Hepsini defne ve zeytine borçlusun, zeytin dalını uzatınca barış havarisi, defne dalını takınca da patron oluyorsun ..
Her keseye olmasada, barış ve demokrasi var.

Çocukluğumda seyyar satıcılar dolaşırdı, o zamanlar mağazaya gidip seçme yoktu..
"Allı verelim, morlu verelim, açıksa koyu verelim", diye bağırtıları ile kumaş satarlardı..ya pazen, ya da patiska, paran varsa da saten alırdın, başka seçenek yok..
İyi ki demokrasi ve barış var, ya olmasa idi.!!..Artık seçermiş gibi yapıyor, ne veririlerse onu alıyoruz.Kendinizle ne kadar övünseniz azdır.......
Aynaya bakıp, insan gibi insanım de,diyebiliyorsan, içinden de olsa...
Defne tacını takın, sabunlada iyice yıkan, biri barış ve sevgi, diğeri güç ve saltanat. Aslında her ikiside kullanan için sabun ve yağ...

   
  Hikaye; karga ile, oyulan göz hikayesi.Yaşayanların kendinin sandığı bir ülke varmış.
Öz'den Doğan, Naz'ım derlermiş, Nazlı gelinin örtüsünün, hüküm sürdüğü ülkeye sahip olmaktan onur duyarlarmış, nazlanırlarmış birbirlerine.
Ellerinden geldiğince mutlu olamaya çalışıyorlarmış. Sonra birden, paketler halinde ,açılımlar, çakmalar, sınırlar gelmiş.
Zam paketlerinden alışkanlıkları varmış ama bu saferkiler biraz farklı, olsun demişler, herşey barış dostluklar adına değil mi.?
Amaç kardeşlik olsun, ileride bizi mutlu günler bekliyor diye teselli de bulunurlarmış, sessizce..
Telepati ile anlaşır, fısıltı ile şikayetlerini, isteklerini bildirirlermiş.Cılız bir sesle, zamanı gelince olur elbette derlermiş.Ağanın eli tutulmaz derlermiş.
Bir araya gelmenin kötü sayıldığı günler başlamış.Sayılı günler bunlar geçer derlermiş içlerinden.
Beraberlikleri pazarda, düğünde, cenazede, stadyumda, konserde, okullarda, vs. kalmış...
Ülkede bunlar yaşanların dikkatinden kaçan başka şeylerde oluyormuş, sessiz ve sedasız. Yılan sessizliğinde..

Su uyur düşman göz dinlendirir derler ya.Öyle de olmuş, hiç uyumamış, bizler uyur iken.Niniler minniler söylenir iken..
Birileri "Karamanın Koyunu sonra, siz ortaya çıkınca, görürsünüz oyunu" diyorlarmış. Oyunun / tezgahın adı, Bizansı diriltme oyunu imiş..
Önce resimler mi değişti taçmı giyildi bilmiyorum ama..Söz konusu şahıs, kucaktaki çocuk olduğuna göre, niyetler çok önceden bozulmuş, hem de alabildiğine..
Prenslik tacını geçirivermişler...Elleriyle büyüttüklerine, Moskova'da, Bizansın varisi, İmparator velihatı olarak
Artık o Bizans Prensi en hakikisinden, ( beyazın tiplemesi, boğaz tokluğuna çalışan prens değil) figüran prens...tahta çıkacağı zamanı bekliyor.
Soy'lu olmak kolay mı..? Tacı var.. İmparatorluk tacını da taktı takacak, an meselesi..Prenses kardeşleri ile patronların kararını bekliyor.
Ön takıları bol isimleri var, soy'sunu belirten...Soy'sunun adresi olan, anlayamasakta, şüphesiz büyük manalar ,içeren arması ile.
Dili sürekli dışarda olan, kafası taçlandırılmış, leşci kuşulu olan...Derin manalar içerdiğini sandığım, sembollerle dolu armalardan..
Al çarşıdan, 1 metre mor saten, yuvarlak muvarlak bi OBS/(MDF) kestir, çak moru üzerine al sana, en morundan arma..
Hem size de iyi gider. İşin sonunu da düşünmek gerekir.Yakışır prenslerine de morun en güzeli.Sonra içinde kaybolacak renk ararsın ama bulamazsın.
Çünkü; mor, moda renk olmuştur ..
Kısaca..Sen ilk değil, son değilsin, son yalancı sen değilsin...

   
  Lord asili olan İngiliz şöyle demiş;" Venizelos' ne yapar bilmem ama, Mustafa Kemal, onları, mutlaka bir yerde bekliyordur.."
İngiliz hatırlamış bu sözü..Bayrağın yerden kaldırılmasını ve kılıçların geri verilişini uzaktan izler iken..
Yok edememenin acısını yaşarken, Tıpkı Çanakkale'deki gibi... 19.tümen 57. alay gibi... Mustafa Kemal Atatürk...İsimlerin altında ezikliğini, alabildiğine yaşar iken...
Dün dar boğazdan geçenler, can boğazdan gelir dediler.Entel , dantel, sanat dediler ve grupların için sipariş belgeseller yaptılar.
Bazıları para için, alçalmayı kabul edip, başkalarının emirlerine istinaden, isimler taksada o bizim için Atatürk...
Hesaplarını şişirdiler, yüzlerine düşen sefilliği görmemezliğe gelerek...
Vatan, millet, sakarya, işlenmiyen açıdan işledik, entel, dantel dediler.Para, karıyer,mal mülkte lazım dediler.
Ün de lazım sadece ulusal boyuttan bakmayın dediler..Global Dünya'nın gerekleri bunlar dediler...
Çanakkale filmini çeken, komutanın oğlu da öyle demişti.
Yiğitce ortaya çıkıpta, "'Gazte' kağıdı değil, para bu, para"...diyemediler
   
  MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
   
  UNUTMADAN; COSTANTİN KRALLIK KOMUTANI OLARAK, ABD SENATÖRÜ, PANOS STAVRİANİDİS ATANMIŞ..
Constantinian Knight Commander Panos Stavrianidis' .........................http://www.new-byzantium.org/KrkstsCnstpl.html........http://www.new-byzantium.org
   
  PRENS LASCARIS
   
  FERMANLAR, DAVETLER DÜZENLİYORLAR..
ÖNLERİNE TAKTIKLAR,I BÜYÜK'LÜK İFADE EDEN, ÜNVANLARI İLE. YOKSA NASIL DÜŞÜNECEKLER 'BÜYÜK OLDUĞUNU'.
   
  COSTANTİN KRALLIK daviyetesi
  (Anlatımın öncesi.... mesihleri kim..? bölümün de)
   
  Kucağını açan ve kucağa alınan kim.?demiştik
Bizim (OWN) dedikleri, elleriyle büyüttükleri, solar iken dirilttikleri, düşler kurdukları kimdi o.?
Neden bu kadar istekli idiler..? Çünkü, patronlarının yol haritalarındaki düş durağıydı o
Hep gönüller de yaşattıkları, ütopyaları, Bizans'ları..Yeni adı ile New-Byzantıum durağı..
Kısaca 4. Roma...3 Roma'dan sonraki durak....
Ömürleri canavarlar, ejderhalar, uydurmaları ile geçti.. Yeryüzü onlar ile dolu idi. İyi ki o yaratıklardan, kendilerini koruyacak olan kutsalları vardı..
Onlardan korunmak için, kendilerine ait olan, uçan, kaçan, üfüren, yakan, tanrılar uydurdular ...
Onlar için savaşan, her ne yaparlarsa yapsınlar, onları kurtaran . Çünkü tanrıları kendileri meydana getirmişti..
Görevlerini ve savaşlarını bir bir yazmışlardı .Tanrılarına , kutsallarına, güçler veren de onlardı..
Tanrıları ve kutsalları, onlardan izinsiz, evlenip çocuk sahibi de olamazdı.Ya davulcu ya zurnacı olmamalıydı sonları..
Sonra insanları, kutsallarına ve onların kurtarıcı olduklarına iyiden iyiye, inandırdılar...
Bu nedenden dolayı, toplulukları peşlerinden sürükleyebilmek için hep kurtarıcı, işaret ediyorlar..
Kurtarıcıyı, canı gönülden bekletmek için de önce, sanalda olsa, kötülükler oluşturuyorlar..
İşte Mesih, işte kurtarıcı, bizi kurtaracak ,Kendin pişir kendin ye. Peşlerine taktıklarına tanrı bizimle izlemini vermek çin
Şeytanın numarası hep aynı, tek planı var, herzaman, her yerde '1 numaralı plan'.. Allah bizimle...bakın, tüm savaşlara / olaylara, hep aynı kalıp..

Afrika atasözü lafın özeti olsa gerek...
“Beyaz adam geldiğinde bizim elimizde topraklarımız onların elinde ise incil vardı. Bize gözlerimizi kapatıp dua etmeyi öğrettiler. Gözlerimizi açtığımızda bizim elimizde incil onların ellerinde topraklarımız vardı.”

   
  ATAMA MESİH VE PATRİKHANE
   
  ŞEFKATLE KOLLARINI AÇANIN KİM OLDUĞUNU 'ELBETTE' BİLMİYORUM..AMA HİÇTE YABANCI GELMİYOR.
İSA MESİH VE GÖZLÜKLÜ MERYEM Mİ?.
DÜNYA ORTODOKSLARININ SAHİPLENMESİ, PRENSİN KENDİ SİTELERİNDE VE RESMİ YAZIŞMALARINDA MEVCUT
DÜNYA ORTODOKSLARININ ONAYI OLMADAN BÖYLE BİR ŞEYİN ONAY GÖRMESİDE MÜMKÜN DEĞİL
   
  ORTODOKS ORTODOX DESDEKLİ TAÇ GİYME
   
  Kilise törenli, resmi törenli ve kabullü.. Makemelerin verdiği karar ile atama imparotor..
Büyük dedeleri son imparator..(yok o değil...o futbolun imparatoru... )
2. Roma'nın, (Doğu Roma'nın) son İmparatoru, XI.Konstantin'dir.. 1453 de İstanbul'un fethinde ölür...
XI.Konstantin'nin ölümü ile Paleolog Hanedanlığının saltanatı biter .Yorgan gitmiş kavga bitmiştir..
Biz öyle sanıyoruz...XI.Konstantin'nin tahta geçmeyen ve ondan önce ölmüş bulunan kardeşinin, bilmem kaçıncı torunusun, diye biri ortaya fırlatılır..oysa ne taht kalmıştır, nede tahtı koyacak ülke..
Kurt kuzuyu yiyecek, kafaya koymuş kurtuluş yok, leşcileri de, kendisi de kuzu ile doyacak, "suyu bulandırdın der" sırıtarak..

Yeni dünya için Yeni İmparatorluk 4.Roma.. Örümcek ağı gibi örmek gerekiyor.. Ankebut evi gibi olmalı Dünya ..tutsak..
Oysa örümceğin evi, hele dişi örümcğin evi, sığınılanların, en çürüğüdür. Hayalleri, her seferinde yıkılsa da en sinsisinden yeni hayaller kuruyorlar, .
Asya ve Pasifik büyükelçileri, Japonya büyükelçileri atanıyor, resmi törenli, kabullü.
Mahkemelerin verdiği karar ile atama imparatora..

Yorgan gitti , dedik ya..fetihten sonra Paleolog Hanedanlığının geri kalanları Rusya'ya sığınıyor..
Yorgan, yani Kostantin'in yeğeni Zoe-Sophia Çar III. Büyük İvan ile evleniyor.
III İvan böylece Moskova Devletini, 3. Roma ilan ediyor . 1479 da oğul Vasili doğuyor..
Vasili ve annesi taraftarları ile şavaş halinde bulundukları Litvanya'ya sığınma tehtidi ile velihatlığı ele geçiriyor..
Taht için düşman ülke ile işbirliği yapmaktan kaçınmıyor.Huylu, huyundan vaz geçmezmiş..
Vasili 1505 de tahta geçiyor.Vasili ölünce, yerine 3 yaşında olan oğlu IV. İvan, velihat olarak oturuyor.IV. İvan yaptıklarından dolayı,'Korkunç İvan' lakabı ile saltanatını sürdürüyor.

İşte onların atama imparatoru, bu soy'dan geldiğini iddia ediyor.. Bizim için ne tere, ne maydanoz. Onun soyu'sunun bizler için hiç önemi yok..
İsteyen evcilik oynar isteyen kralcılık..Mecbur kalmadığımız sürece, ne hasta olmak isteriz, ne de iğneci..
Onların hikayesi böyle başlamış...

Ön not:bizlere Korkunç İvan benzetmesi yapanlar, Korkunç İvan soy-sop çıkmalı imparatorlar ataması yapıyorlar ..(William Upshaw..USA 1927)

   
  4. ivan KORKUNÇ İVAN (ÇAR)
 

 

  Hikaye uzun bir süre, ara vermiş, çünkü; Korkunç İvan'ın oğlu 1598 de öldüğünde bu soy da bitmiş
Sıradaki, Çar Gudunov Zemski, Sobor denilen ülke meclisince seçilmiş.Onun bunlarla hiçbir ilgisi yokmuş.
Böylece zorlamada olsa bu soyda burada bitmiş, yine soysuz kalmışlar.
Soysuzluktan kurtulabilmek için çalışmışlar çıkş yolunu Malta da bulmuşlar.
Bu çakma imparatorun, dolayısı ile prensin hamileri derki!
Malta'lı Juan Pablo lascarıs Grand Master (1636-1657) bunların, çok büyük atalarıdır..
   
  JUAN  PABLO  LASCARIS
   
  Ortaya çıkartılır .Yüz elli yıl gibi kısa bir aradan sonra
Paşa dedemiz 'bu' olsun denir.Anlaşılan piyango Juan Pablo Lascaris' vurur. Asılma dense de, vagon bulunmuştur..Lokomotif zaten arkadan itmekte..
Yenir mi? yenmez mi? siz onu karıştırmayın, soyarız yanına da tuzluğu koyarız ister tuzsuz yerler, ister tuzla, demişlerdir,soysuzluğun verdiği tüm pişkinlikle..
Siz he diyin "biz araları molozlarla da olsa doldururuz"....
Nede olsa biz hem yıkımcı, hemde yeni diyarlar yapıcısıyız, derler ve vira deyip işe koyulurlar..
Başlarında defneden taç, ellerinde zeytin dalı, kamuflaj tamam.Sorarlarsa ;işte yağ, zeytinden, işte sabun, defneden, ister sür ister yıkan..

3. Roma devam etmeli ki, 4. Roma Prens'ine taç giydirelim. İmparatordan sonra..
Kuklada olsa imparatorculuk oynayacağı ülkeler verelim..İşte buralar, şuralar senin diyelim, nasıl olsa imparatorda bizim..
Bir üçyüz elli (300) yıl daha geçer, boşlukları dolgu yapılarak, kapatılacak..
Avrupa'nın hiçbir soy tutcularında yer bulamazlar , kayıtları yoktur..
Ve sahneye ..1886 doğumlu Eugenıo Lascorz Y.Labastı'da çıkar. Hep bir hayali vardır, soy'su olmak, 'soy'suzluktan kurtulmak.

   
  Eugenıo Lascorz Y. Labastı
   
  Eugenıo Lascorz Y. Labastıda, 1935 yılında İspanya'da savcı olur. Tuttuğunu koparan biriymiş. ALEXIOS VI EMMANOİL in soy' una dahil olurlar.
Adamın, EMMANOİL olan soy adını, EUGENIOS olarak değiştirmeyi de başarmışlardır
Yine nüfusunu kullanarak, Lascorz olan aile soyadını, Lascarıs olarak değiştirir. Artık o, kendini, II Eugene olarak ilan etmeye hak kazanmıştır.
Böylece hayaline ulaşmış, soy'suzluktan kurtulmuş, soy'lu biri olmuştur. (O, soy'dan geldiklerini, kabullendirebilmek için, gerektiği kadar, ata soy'larıda, değiştirilmiş.)
ALEXIOS VI EMMANOİL in soy' u, (meftanın haberi olmasada) Lascaris soy'u olmuştur.
Lascorz'iler ;1943 yılından itibaren, Prens Eugene Lascaris Comnenus Paleologus, olarak anılır olmuşlar...
Şimdi sahnede, imparator olarak, Eugenıos II 'un oğlu, IX Theodore vardır .. (Eugenıos III)
Varlığını, 4. Roma Konsil devletine adamış, Yeni Bizans İmparatoru olarak.2.Roma'nın,Yeni imparatoru olarak.Yeni-Bizansın, Çakmada olsa, atamada olsa, ilk imparatoru olarak

Bir kısım Avrupa'lılar, 1.Roma zaten biziz diyorlar..
Beyinlerde Bizans hayali olanlar, 2. Roma bizim diyorlar..
Ruslar 3. Roma bizde idi, o bize yeter diyorlar..
Amerika'lılar ise hayalimizdeki 4. Roma'yı kuracağız diyorlar.Yeni Dünya Devletinin/Yeni Dünya Düzeni'nin kendisi olan, 4. ROMA DEVLETİ'ni (konsül devleti/ Üst düzey yönetimler birliği)

   
  AMERİKA TEMSİLCİLER MECLİSİ 60. BAŞKANI, 4 KASIM 2009'da, NANCY POLESİ, 4. ROMA BAYRAĞINI PATRİĞE VERİYOR
 
   
  Kuruluşlarından itibaren, resmi yapılarını, anıtlarını..vs. Roma mimarisi, figürleri ile inşaa ederek, tüm alt yapılarını/hazırlıklarını tamamlamışlar.)
Bu isteklere bakılınca da, buraların sahibi olan, buralarda yaşayan, bizlere de"hani bana, hani bana" demek düşüyor.Y.Dünya sevdalıların, hamleleri gerçekleştikce, bizlere "sizin, ne işiniz var orada" demeleri artacaktır. Enerjilerini İstanbul'dan alarak. Enerjimiz, senden İstanbul diyerek.
   
 
   
 

Eküri koşanlar da kendi hükümranlığı peşinde..1 Levet,4 Levent gibi.
Onlara bakarsan, esasında beyinlerinde olan, barış ve demokrasi.Gerisi kuru iftira..
Hint atasözü, "yukarıda, filler tepişir, altta çimler ezilir" der..
Şeker var mı? yok. un var mı? yok. yağ var mı? yok..
Bakkal amca'ya sormanıza gerek yok,dükkan ortada.Hepsi demirbaş, hepsi kayıtlanmış..
Aldığımız , verdiğimiz kızlarda, tuttuğumuz takımlarda, toplandığımız camiler de, rehberimiz Kur'an da, bayrakta, bayramlar da, adetlerde, törelerde, dualarına mahzar olmak istediğimiz büyüklerimizde, her vesilede çektirdiğimiz resimlerde, düğünlerde, halaylarda, gittiğimiz okul sıralarında, komşu bahçesinden araklanan elmada, kayıplarımız olan cenazelerde, mezarlıklarda, savaşlarda, yağan karda, hastalıkta ve sağlıkta ........

Herşeyde her yerde kayıtlı, üstelik Allah şahid.Bu kadar kaydı olan şeyi nasıl veririm sana...
Eline bulaşanlardan umutlanma, onlar demirbaş değil, demirin pası ...
Toprak bizim, ülke bizim, özgürlük uğruna verdiğimiz canlar bizim...Nasıl herşeyi göz ardı ederiz..
Rahmetli Necdet Tokatlıoğlu'nun sesinden hep bunu dinledik...
"..Unutamazsın nokta noktam... unutamazsın!...çünkü; unutmak için önce unutulmak gerek..".
Bizler biz,i biliriz, birbirimizle yaşarız, birbirimizle yoğrulmuşuz nasıl ayrılırız.
Bir tanede tülay özer'den "ikimiz bir fidanın güller açan dalıyız, sen benimle ben seninle, bu hayatı yaşamalıyız..."

Atama prense dönersek..
Artık soy ve sop'a sahip olmuşlardır.. Soy'suzluklarını örtecek, sadece akıllıların gördüğü, bir perde bulmuşlardır
Sır, yeni köstümleri ile sahneye sahneye çıkmak kalmıştır.Sahneye bir bir sürülürler, büyük komutanları tarafından
Şimdi sahnede, IX Theodore vardır imparator olarak..Eugenıos II 'un oğlu
Sırası gelen sahnede yer alacaktır.

   
  PRINCE THEODORE LASCARIS
   
  Taç giydirilmiştir, oda 'büyük' elçiler atamıştır resmen..Organizasyon büyüktür, ve kabul görmüştür..
Amaç, sürekli dili dışarı da ,tüyleri diken diken, nereye konacağını şaşırmış, panik atak...kişiliklerinin aynası olan, onları temsil eden kuşlarını tatmin edebilmek.
Elektriğe çarpılmış, çizgi filim tipli, leş kargalarının karnı doysun da korkusu geçsin, sakinleşsin..bir karışlık dilini yerine soksun...
Önümüz sert ve soğuk, kış geliyor, ısınmak gerek, ısıtmak gerek.Büyüklerimiz, derdi ki "'kar yağar iken karı ezmek gerek hemde kütür kütür" ki kışın geldiğini anlayalım..
   
  KILIÇ, LORD, ŞOVALYE
   
  Bizim Ay-Yıldız'lı Bayrağımıza dil uzatıyorlar rengi kırmızı, şiddet çağrıştırıyor sudan sebep ile.
Bakın tüm kutsalları, sembolleri kırmızılı. Armaları bile kılıçlı, bol kırmızılı. Şovalyelik unvanları da veriyorlar kılıç'a and içerek. Okadar bağlanmışlarki o kan dökme aracına, hala ondan ayrılamıyorlar. Başka yemin edecekleri, başka birşeyleri kalmamış olacak ki hala ona yemin ediyorlar. (Bizden birileri de savaşan güç olan, ordunun brövesinden kılıcı kaldırımaya çalışmıştı..Tüm dünya devletleri kullanır iken.)
Büyük ama çok büyük, elçiler atanmış, Vatikandan okullardan sertifika alınmış, artık şovalyelikler verilmekte...Elbette,.dolar karşılığında....
Ne verirsen elinle o götürür seni aritokrasiye, global, elitlerin secdesine...Ne kadar para, o kadar makam...
   
  NEW-BYZANTIUM 4 ROMA
   
  PASİFİK BÜYÜKELÇİLERİ VE ZAATİALLERİ MUHTEREM ZEVCELERİ İLE KULİSTELER...NEW-BYZANTIUM ADINA
   
  BİZANS KONSTANTİNE
   
  Bir de bunların yan kolları var. IX Theodore'nun uzak kuzeni.. Eugenıos II 'un oğlu olmayan, direkt sop'a bağlanamayan biri -Prince Juan Arcadio Basilio-
Eugenıos II 'un soy'su na bir yerden katılmış katılmak zorunda kalınmış biri. Kendi yayınları soy ağacında öyle görünüyor..
Yaşatılan (paşa dededen itibaren) 350 yıllık rüya, ideal diye kendisini ortaya atmışlardır kaynak:www.new-byzantium.org
   
  PRENS PRENSES KRAL TAÇ
   
  SOY AĞACI ''SOY'SU' LARI
   
  Gökten üç elma düşmüş, üçü de onların....Biri bile bizim değil..Sapıysa hiç değil.
İmparator yaşlı, velihata eş gerekir, ikide bir, bilmem-kimlerin soy'su larına, musallat olmamak gerekir...
Eskisi gibi değil, herşey kayıt altında..Çocuklar olmalı, hem analı büyütmeli, şefkat vermeli, sevgi'de vermeli çocuğa..
Babası gibi öyle kolay mı? Şefkatli kollar bulabilmek..Üzülmez zannedersin, insanoğlu bu, üzer....
   
  KRALİÇE İMPARATORİÇE PRENS
   
  Öyle böyle değil anlı şanlı bir imparatordan bahsediyoruz..adamın armasına bakınca, hemen anlaşılıyor, analı büyüdüğü, şefkat gördüğü...
Adam, krallar kral, benden söylemesi..Duy bunları 'Mahsun'. Bunların hepsi gerçek..
El oğlu Dünya kralığını çoktan, ilan etmiş.."Alem buysa kral benim" diyor..
Boşver, üzülme hiç olmazsa sadece Mahsun kaldın..Kök sende, kim tutar seni, elbette ki yeni besteler için...

Armada neler yok ki bizim demedikleri..Adam şarkı istemcileri gibi..Hale Jale, Lale ve bütün mahalle..
Garibim patronlarının öğrettiklerini sıralamış bir bir..
İskenderden dolayı Mekadonya, hamsiden dolayı Trabzon, Batı Romayı dağıttıklarından dolayı Cermenler/Vandal? (Alman??)
Şefkatinden dolayı elbetteki ekürisinin kucağı..Sevgi ile büyütüldüğü kucak..
İktidarda, alkol gibiymiş.Çarparmış, öyle derler şişede durduğu gibi durmazmış, en büyük benim, varmı yan bakan derken, birbakarmışki en allta..

Döndük dolaştık yine, şefkatli kollara geldik..
Şefkatli kollarda olanı anladık..Ya kolların sahibi, gözlüklü vatandaş kim?

   
  ST.GEORGE AYA YORGİ
   
  ÇAKMA PRES 4. ROMA BEKLİYOR
   
  armaları ve hevesleri
   
  Bizleri sözlüklerdeki tüm kötü sözlerle yerlere batırın..damgalayın..
Madur, masum, barış ve sevgi havarilik maskeleri ile ortalarda gezinin..aynalara bakmadan
Cosntantınople öylemi? Dünyanın neresinde görülmüş o ülkenin şehirlerine diledikleri isimler takmak
Postalar göndemek..New-York yerine Yeni-Şehir diye gönderebilirmiyim?..
Lafı uzatmayalım gerekli cevabı bizim postacı vermiş..tabela gibi..
Onların sanal imparatorluk sitelerinden.. hani Ayasofya'nın minarelerinin yokedildiği siteden....
İnatla "Hagia Sophia (saint sophia): Constantinople " dedikleri..
Ayasofya'ya minare yapılmasını terörizm diye nitelendiriyorlar, sitelerinden..'religious conviction abhors terrorism: ıt condones justice.'
Başkalarının mabetlerine saygı göstermişler gibi..
   
  CONSTANTİNOPLE  AYASOFYA
   
  Tabela gibi cevap;ellerine sağlık...dedik..her olay sonunda olduğu gibi aman ha!! bununla yetin, daha fenası kerim dedik....
Zatı muhteremler, sitelerinde, açıklama yapmışlar...türkiye'de böyle şehir yok notu düşülen matbuat için..
Öfke ve şiddet ile işaretlenmiş ve yazılar yazılmış..tipik barbar, ilkel türk davranışı mealinde, açıklama yazmışlar..
Bizi, dünya'ya ve müstakbel yan'daşlarına küçük düşürmek için..bunlar hep böyle idi diye...
Yeni imparatorluk iddalarında, ne kadar haklı olduklarını bir kez daha gösterme fırsatını yakaladık, vuralım abalıya, vurabildiğimiz kadar nidaları ile..

Sizden de bundan başka davranış beklenmezdi...Entrika sizde, çakma soy sahibi yapmak sizde, hainlik yapıp alttan oyma sizde...

Sahte resimler sizde..devlet içinde devlet hayali ile emirler yağdırmak, talepler iletmek ve yaptırmak sizde..
Evrak sahteciliği ve iftirada sizde .Soyulmuş salatalık tuzluk dediniz. Hadi efendilik bizde kalsın, kabalık olmasın diye tamam dedik, ama tohumluk hıyarı da getirirseniz yeriz demedik...
Kızılcık şerbeti içtik deriz, çiğ tavuk da yeriz, zehirde içeriz, can da veririz, ama insan olmayı becerebilenler için.Allah'tan korkmasını bilenler için....

Matbuata, biraz dikkatle, bakınca bir takım gariplikler olduğunun farkına varıyorsunuz
Yurdışından gelen matbuat, hayali adres diye geri gönderiliyorsa, üzerinde kaşe, tarih, gibi birşeyler olmalı.Yanılmıyorsam, kırmızı işaretli olmalı ..
İade numarası ve çıktı damgası yanında ingilizce not olmalı yada ortak kod olmalı.. Amerikalı postacılar ne zaman dan beri Türkçe öğrenir oldular.?
Rüzgara/hermese yükleyipte, geri göndermemişler... 'karadan??' notu düşmüşler..
Baktıkca başka, başka gariplikler olduğunun da farkına varıyorsunuz...
Postacılar el yazısını, bu kadar iyi yazabiliyorlarmıydı.? Helal diyorsun..
Neden yazının bir kısmı el yazısı ile diğer kısmı el yazısı ile değil. Hemde, el yazısına yakışmıyacak çirkinlikte..
Sonra matbuatı ters çevirip yine el yazısı ile yazmış (karadan?), farklı kişiler mi.? yok kelimesini 3. kişi mi yazdı.? Kalemleri niye aynı idi? Neden karadan yazmıştı...

   
  ZARF PUL ADRES
   
  Cevaplarını kendileri vermişler.....
   
  ADALETİ AYAKTA TUTANLARDAN, GÖZETENLERDEN .....
4 - NİSA.......... 135.(y)- Ey iman edenler! Öz benliğiniz, anne-babanız, yakınlarınız aleyhine de olsa, zengin veya fakir de olsalar, adaleti dimdik ayakta tutarak Allah için tanıklık edenler olun. Allah, ikisine de sizden daha yakındır. O halde, nefsinizin arzusuna uyarak adaletten sapmayın. Eğer dilinizi eğip büker yahut çekimser kalırsanız, Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
82 - İNFİTÂR.........6.Ey insan! O sonsuz cömertliğin sahibi Kerîm Rabbine karşı seni aldatıp gururlu kılan nedir?!

UNUTMAYALIM...
10 - YUNUS........61.Hangi işi yaparsan yap, Kur'ân'dan ne okursan oku, ne işte çalışırsan çalış, unutmayın ki, siz ona dalıp gitmişken, biz sizin üzerinizde şahidiz. Ne yerde, ne de gökte zerre kadar hiç bir şey Rabbinin gözünden kaçmaz. Ne zerreden daha küçük, ne de ondan daha büyük! Ancak bunların hepsi apaçık bir kitaptadır.

YİNE BİZLERE...DOSTLAR KİM..
60 - MÜMTEHİNE...1. Ey iman sahipleri! Düşmanımı ve düşmanınızı dostlar yerine tutmayın! Onlar, size Hak'tan geleni inkâr ettikleri, Rabbiniz Allah'a inandığınız için Peygamber'i ve sizi yurdunuzdan çıkardıkları halde, siz onlara sevgi sunuyorsunuz Benim yolumda gayret sarf etmek, benim hoşnutluğumu kazanmak için seferber olduğunuz halde, içinizde onlara sevgi gizliyorsunuz. Sizin gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da en iyi ben bilirim. Sizden kim bunu yaparsa denge yolundan sapmış olur.

AYET-EL KÛRSİ
2 - BAKARA.....255. Allah'tan başka ilah yok. Hayy'dır O, sürekli diridir; Kayyûm'dur O, kudretin kaynağıdır. Ne gaflet yaklaşır O'na ne kendinden geçme ne de uyku. Göklerde ne var, yerde ne varsa yalnız O'nundur. O'nun huzurunda, bizzat O'nun izni olmadıkça, kim şefaat edebilir! O, insanların önden gönderdiklerini de bilir, arkada bıraktıklarını da!... İnsanlar O'nun bilgisinden, bizzat kendisinin dilediği dışında, hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, gökleri ve yeri çepeçevre kuşatmıştır. Göklerin ve yerin korunması O'na hiç de zor gelmez. Aliyy'dir O, yüceliği sınırsızdır; Azim'dir O, büyüklüğü sınırsızdır.