........BAK! KUŞ UÇUYOR...
   
   
   
   
   
  ÇARMIH VE PARMAK BÖLÜMÜ;
   
  MİLLİYET GAZETESİ İLE PATRİK'İN RÖPORTAJI:
1.SAHNE...PATRİK'İN MAKAMI..PAPAĞANLI RÖPORTAJ....
   
  milliyet gazetesi
   
  MİZANSENİ ANLAYABİLMEK İÇİN..ODANIN GENEL GÖRÜNÜMÜNE BAKALIM ...
   
  Patrik Bartholomeos
   
  2. SAHNE......... PATRİK MAKAMIN DA DEĞİL BAŞKA KÖŞEDE..
   
  DERİN DEVLET
   
  FENER PATRİKHANESİ NOEL
   
  3. SAHNE PATRİK YİNE MEKAN DEĞİŞTİRMİŞ ....
KENDİLERİNİ ÇARMIHA GERİLMİŞ HİSSETTİKLERİNİ.....
BAKIŞLARINA KİN VE NEFRET EKLEYEREK (en içten duygularını takınarak) SABIRLARININ AZALDIĞINI???? İFADE EDİYOR..
KİN KAPISI SAHİPLİĞİNE, YARAŞIR BİR TUTUM İÇİNDE.
   
  ASLI AYDINTAŞBAŞ
   
  Patriğin, Fotoğraf karesinde parmaklarını, Atatürk Portresi üstüne öyle hizalayabilmesi/düşürebilmesi/resimlettirebilmesi (ağzıyla henüz söyleyemediği içindeki duygularını/derdini belgeli olarak iletebilmesi) için iki yol var. Ya! patriğin ayağa kalkması, yada! Fotoğrafcının iyice yere çöküp özenle o fotoğrafı çekmesi gerekiyor. Yani poz vermesi, ve özenle çekilmesi gerekiyor.
Ismarlama, özeni ile yapılmış olan röportaj, özenle yapılmış gazete köşesine yerleştirilir elbette. Konuyu özetleyen köşe yazısı ile birlikte. "Hükümet Patriği anlamak istemiyor". Röportajın "yayınlanma zamanının manidarlığını" açıklayan spot tanım ile.
   
 
   
  SATIR BAŞLARINI, ALT ALTA EKLİYELİM...

7 ay önce yapılan bir röportaj..Röportaj haberinin medyaya, röportaj sahipleri tarfından verilmesi verilmesi, yine röportaj sahipleri tarafından,"gündeme getirilmesi zamanlama açısından manidardır" açıklamasının yapılması.
Kuru imzalar..
Kafes operasyonu...
4. roma bayrağı..
Zaman gazetesi kafes röportajı..
FBI ziyareti..uçanların, kaçanların resimleri..
Oruçreis basın toplantısı..hemen ertesinde de tutuklanmak istenen yarbayın intiharı..
Her basın açıklamasından sonra böyle olmuştur..ama ıslak ama kuru..
Nefes filmini seyrettiklerini açıklayanlara, nefeslerini/seslerini kesecek karşılıklar vermişlerdir.
Sonra, Tokat Reşadi'yede 7 şehit..
Yönetenlerde derin bir üzüntü ya PKK'nın yaptığı anlaşılırsa diye....
Ve acı gerçek, suçlu katil PKK denildiğinde bile taşeron arayışlarına giren makamları dolduranlar.

Çarmıha gerilme..Patrik "çarmıha gerilmiş gibi hissediyorum" dedi
Dışişlerinin; deyimi fiziki çarmıha gerilme kast ediliyor (fiziki olarak algılamış) gibi yorumlaması..
Deyime açıklık getirilmesine rağmen, çarmıh konusunda günlerce ısrar edilmesi..(fiziki çarmıh ve deyim çarmıh)
K. Hatemi'nin, konunun gündeme, 'getirilme zamanında ki', manidarlık vurgulaması..
Açıklamalar yeterli görüldüğünde, sessizliğe bürünülmesi...

Röportajı yapan onlar, sözleri söyleyen onlar, yayınlama zamanını belirleyen onlar, manidar diyenler yine onlar..Zamana dikkat çekmelerinin nedeni; "Tam kıritik bir aşamadasınız sakın atlamayın, ihmal etmeyin, işte o zaman _ bu zaman,"kutsadım okudum, üfledim, takdis ettim, çarmıhta olanlar kımıldayamaz" vurgulamaları işin ciddiyetini ve tesadüfen edilmiş laflar olmadığını bir kez daha anlatmak için olabilir mi?.konunun önemini iyice pekiştirmek, miladı belirtmek için olabilir. Röportajın yayınlanma zamanın manidarlığını belirtenler/yayın tarihine dikkat çekenler, acaba yapılma zamanı gelenlere/gerçekleşmesi gerenlere mi dikkat çekmek istiyorlar?.

Sarfedilen, "kendimi çarmıhta gerilmiş hissediyorum" sözlerine, ilk tepki Dışişleri bakanından geldi. Bakanlıktan da değil, Bakan'dan geldi.
Fatih Kaymakamlığına bağlı olan Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına bağlı, Fener Patrikhanesinin başkanı/yöneticisi olan üstelik Türkiye Vatandaşı Patriğine cevap, direk olarak DIŞİŞLERİ BAKANIN'dan geldi. Dikkat edin Kaymakamlığın denetimindeki kuruma cevap, DIŞİŞLERİ BAKANLIĞIN'dan da değil bizzat Hükümetin Dış işlerine bakan/sorumlu olan üyesinden geldi.

Röportajın yayınlanma zamanını belirleyenlerin, aynı zamanda, "yayın zamanı" manidarlığını vurgulamasının altında; bir takım isteklerin yerine getirilmesi, bazı şeyler için harekete geçilmesi gerekliliğinin istemi yattığı aşikardır. Sabrın bir sınırı olduğunu belirten ifadeler ve sabrın mükafatının hazır olduğunu bildiren karşılamalar başka neleri anlatabilir ki.

Vatikan vari (Patrikhanenin cevresindeki, taşınmazları bir-bir aldıkları basında aşikarca yazılan) yapılanma isteğinde olan, bunu her platformda tekrarlayan, ekümenlik iddialarını dile getirmekten, bu edindiği (hayalindeki) ünvanı yazışmalarında kullanmaktan (ısrarla ve ego ile) kaçınmayan, yurt dışında devlet başkanı muamelesi gördüğünü sürekli vurgulattıran, adama DIŞİŞLERİ BAKANININ cevap vermesi, onun isteklerinin, kabul olacağına, yeşil ışık olmasa bile yeşilimsi ışık olur.

Bu görüşü yalanlamak, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde, Türkiye Cumhuriyetinin bakanının (2), ABD polisine avuçlarını açarak içini göstermelerine mazeret olarak söyledikleri "boş bulunduk açtık"bahanesine eşdeğer olur/saçmalığında olur. "Sen kimsin/kim oluyorsun" sertliğinde, ABD polisini kovmaları yerine, onların emirlerine itaat edip avuçlarını açanlardan başka türlü cevaplarda beklenemez. (anlaşıldığı gibi önce avuçlar sonra paketler açılmaya başlanmış)

Semih İdiz'in, adeta Patriğin sözlerini tamamlayıcı "Hükümet Patriği anlamak istemiyor" başlıklı makalesini kaleme alıyor. Semih İdiz yanılıyor, Hükümet Patriğ anlıyor/yada anladı ve gerekli karşılıkları, (Dışişlerinin muhatap kabul edip) yabancı devlet anlayışı içinde diplomatik yollarla verdi.Bir bakıyorsunuz, bir gün, (ters birşeyler olursa yada türetilirse) Patrik, Fatih Kaymakam'lığına çağrılıp 'soruşturmaya uğrayacağı' beklenirken, Patriğin atadığı görevli, Dışişlerine çağrılıp, Türkiye Cumhuriyeti adına protesto ediliyor.(nota alıyor / veriliyor).

İfadede yer alan, "ZAMAN'ın manidarlığı", kurulan İTTİFAKLARA atıflarda bulunmuş olabilir mi?

Bir zamanlar, Fethullah Gülen, ağlayarak ilan etmemiş miydi? KUR'AN yetim, KUR'AN öksüz, diye.Defalarca vurgulayarak dememiş miydi Kuran sahipsiz diye. Haşa; KUR'AN'ın babası mı var ki? yetim öksüz kalsın.KUR'AN' ın sahibi Alemlerin Rabbi olan ALLAH..Söylenmek istenen ne ? Ağızların da geveledikleri ne'ola ki..Bizler KUR'AN'a uymak zorundayız.Kuran, bizim rehberimiz.Korumak ALLAH'a ait..

15 - HİCR............. 9. Şüphesiz o zikri (Kur'an'ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.

İndirende Allah, koruyacak olanda Allah, bu güne kadar korumuş olanda Allah. Kur'an'ı korumak; Kur'an'ın yanına "bunlarda Allah'tandır" diye kitap yazanlara kalsaydı, şimdi benimsediğimiz gruba/fırkaya/hizbe ait bir kitabı okuyor olurduk.Tıpkı diğer dinlerde olduğu gibi...

"KUR'AN yetim, KUR'AN öksüz" demek, mümin olanın asla sarfetmiyeceği bir cümledir. Hele bu işi biliyorum diyenin, düşüncesine bile tahammül etmemesi gerekir.O lafın nereye gideceğini bilir..

Bizler de 'bunların özü ve sözü de bir' izlenimini bırakmak, sarf ettikleri sözlerini sorgusuz kabullenmemiz için; "Dervişin zikri ne ise fikride o" derler, (Oysa bunların zikirleri/söyledikleri asla kafalarının içinde dolaşan fikirleri aynı değil).Kur'an'ı Kerim'i anlamak için Risaleleri okumanız gerekir diyenler, esasında sadece Risalelerin kabulünü isteyenlerdir. Bütünen Kur'an'ı Kerim'i dışlamak, Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya benzer. Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz mı elbette satılır ama salyangoz olarak değilde, şifa diye satılır, ekmek arası kahvaltılık diye satılır.

Nereden mi bunları çıkarıyorum; Kur'an yetim, Kur'an'ın Babası öldü.....diyenlerle, Risalei Nur'ları Cennetin anahtarı olarak gösterenler, sadece Risale okuyanları imanlı/inançlı (inançsızlara karşı ittifak kurduklarını beyan ediyor) kabul edenler, tüm güçleri ile Nur talebesi yetiştirenler de aynı kişiler.

Bu düşüncelerin sahipleri, Kuran' Kerim'in duvara da asılı duran, musaf haline gelmesini canı gönülden istiyenlerdir. Kur'an'ı, ataların kutsal kitabı haline getirmek istiyenlerdir. Ayetlerin, bir kısmı o döneme aittir demiyorlar mı?. Kur'an, Hz. Muhammed'e verilen görevleri içerir demiyorlar mı? ("De'ki" diye başlayan Ayetlerin başlarına parantez içinde (Muhammed) ilavesi yapmıyorlar mı?) Bunları neden yapıyorlar? Rap edindiklerinin emirlerini yerine getirebilmek için yapıyorlar. Diledikleri gibi at koşturabilmeleri, Dinler arası diyalog çerçevesinde, öngördükleri kitapları ortaya sürebilmeleri için yapıyorlar.

Çarmıh, konusuna tekrar dönersek..
Biri, işlem tamam diye seslendi uzak diyarlardan. "Göklerle sorun yok, aramızda Kefil benim" dedi..
Bir diğer vatandaşımız ise..."benden bu kadar, sabrım azaldı, az kaldı şu kadarcık" dedi. Haydi davranın, yolunda olursanız, kutsallarım sizinle, galip gelecek olanlar bizleriz, bizler her halu'kar da birbirimizi, destekleyen koca bir topluluğuz" dedi..Sonunda iktidarları için insanlık suçuda olsa, ideallerinin bir kısmına ulaşmış olmanın hazzını yaşamak vardı önlerinde...

Üzerlerimize çöken bu kabus; geldi gelecek dedikleri, 'Schumann rezonansı'dır.İyi ve kötü kutupların yer değiştirmesidir. Negatif olan değerlerin pozitif hale getirilmesidir. İyi olarak kabul edilenlerin, kötü olarak kabul edilenlerle yer değiştirmesidir.Siyahın beyaz, beyazında siyah kabul edilmesi gibi..

Olumlama, kuantum, sayılar, renkler, taşlar.,NLP, içsel temizlik..gibi yöntemlerle, kurtulmayı önerme, bize katıl demektir .Üzerimize çöken bu kabus; hayallerindeki yöntemlerinin deneme jeneriğidir..

BU JENERİKTE BUNLAR OLUYORSA; 2012 Marduk, hedefinin boyutlarını düşünmek bile istemiyorum.(Marduk, gezegen ismi, Sümer tanrısı olduğu gibi..St.George'un (Aya Yorgi'nin); Kapadokya'da, sürdürdüğü hayata monte edilmiş bir efsanedir.Böylece Hırıstiyanların kurtarıcı olarak düşüncelerinde yaşattıkları, Azizleri olmuştur.)
(Hitit fırtına tanrısı, Tarhun'un dev yılan İlluyanka'yı öldürme efsanesi,Friglerde atlı tanrı Sabazios'un yeraltı dünyasından gelen yılanla savaş efsanesi, Yunan tanrısı Perseus'un yılan saçlı Medusa'yı öldürme, efsaneleri ile gelen zincirleme, bir mit'dir)

   
  St George - Aya Yorgi ve Marduk
   
  Hele, o faton kuşağı dedikleri, hani ışıklara karışılacak olan, hani, 12 sarmallı DNA'ya sahip olanların hüküm süreceği hayalini beyinlere yerleştirmeye çalıştıkları, o etabı uygulama gücüne ulaşırlarsa, o zaman toplumlar zombiler haline getirilmiş demektir.

Benlikler ve kişilikleri alınmış düşünceden yoksun topluluklar. Reflekslerle, içgüdülerle, akıntıya göre hareket eden balık sürüleri gibi.Belli ellerden, belli öğretilerden çıkmış, birkaç tip imalat ürünü, androidler gibi.
Efendiye, kesin itaat ve sadakat,her halde ve şartta..
Barkodlanmış, verileni alan, duygusuz, standartlara uygun hareket eden, üremesi ve nesli kontrol altında tutulan kömünler..
Işıklara karıştıklarını ilan eden,(toplumları buna inandıran) seçilmiş elitler tarafından yönetilen, 'pir'leri' ile övünen ve onun yazdığı kitabı okuyan, ona tapan, düşünceden arındırılmış, kömünler.
Dünya'nın çatısında, altınçağı sürdüren, kendilerini efendi olarak atayan elitler, çakma mesih ve topluluk temsilcileri olan atama mehdiler..

Yol haritalarında ki düşleri bu..zor günler ve yıllar var önümüzde..Tek mücadele silahı ise düşünmek, çalışmak, sevmek, barışı ve adaleti ayakta tutmak..

   
  Sonra başka önemli makam sahibi tarafından,"hain demeyin, birileride görev edinir ,suikast yapar" denmesi, arkasından suikast göz altıları...
Bile bile yalan senaryolar, şaşal sular, ve nice şizofrenik senaryolar..
Kuşa bak operasyonları..Göstermelik, PKK sivil kanadına baskınlar gibi..Kamyon sallama gibi...
Ve kozmik odaya girme başarısı..Hürriyet gazetesinin künye değişimi..Hilton oteli rantıyla başlayan, Deniz Feneri ile karşılık verilen..
Halbuki o ne muhabbetti, P.ofisi, Star....ile A.Doğan, seçim öncesi Genç partiye bile sutunlarında yer vermişti, hemde o ezeli rakibine.
Barajı aştık geliyoruz spotları ile..amaç muhalefetin oyunu bölmek, AKP nin iktidarını sağlamlaştırmak..
Onlarda biliyorlardı Genç partinin barajı aşamıyacağını.. Öyle olsa ne işi vardı Uzan'ın Adapazarı yerine İzmir'de.Adaylığını nereden, koyarsa koysun seçilecek olan, İ.Tatlıses'in İstanbul'da, ne işi vardı ..Şimdi ise Uzan öldü yaşasın .....(kim denilecek?)..Ayrıca , 'one munıte İsrail var' kurtarıcı olarak..

Hakimle aynı güzergahta diye durdurulup aranan askerler.Artık askerler, ve onlardan olmayanlar tedirgin, eve işe giderken birilerinin arkasına düşer miyim diye...
Görev için gittiği bir yerde makam işgal eden biri var mı? diye..İhbar gelse acaba tuzak mı diye düşünüyorlardır herhalde.

Toplumsa, çoktan domuz bağında..işsizlik. kredi borçlar, taksitler, sigarasızlık..şimdi birde çarmıh..Aman bende onunla görülürsem, onlardan sanırlar diye, bir köşeden seyretmekte..
Herkez birbirinden huylanmakta, en harbi gördüğüne gidip bende sizdenim, sizinleyim demek istese nasıl güvenecek o en harbi gördüğüne..
Tıpkı uzaylı istila filmlerinde olduğu gibi. Hangi bedende insan var, hangi bedende uzaylı var, uzaylıların ele geçirdiği bedeni nasıl anlarım bilmecesi gibi. Kim? kimdir?, kiminledir?, kimdendir?.Ya o'da onlardansa..

Reşadi'ye 7 şehidinin PKK olduğuna üzülenler makamları ve köşeleri doldurmuş,

Her yer jurnalci dolu heryer tele kulak..Sahte evraklar, şizofrenik senaryolar, bebek katili gizli tanıklar, boş çıkan asit kuyuları, ölüm kuyuları..Mardin'deki gibi kendilerinin yok ettikleri faili meçhuller..Mezarlarını gösteremezler çünkü onlar, onların akrabaları, arkadaşları, tarikat'daşları, örgüt'daşları veya kanlıları çıkacaktır..Örgütün Hain diye nitelendiriği, casus damgası vurduğu ve infaz ettiği gençler çıkacaktır.Sorarlar adama mezarlarını gösterdiğin yerde bunların işi ne diye.. Faili meçhul'e gitti denilenleri ama husumetten ama kandan ama ihanet dedikleri şeyden ama tarikatsal nedenlerden ama örgütsel hesaplaşmalardan kendileri yok etti. Kendi elleri ile Kandile gönderdiler, kendileri uğurladı başka kimliklerle Avrupa'ya

Çarmıh diye boşuna mı söylendi?..boşuna mı? zaman bu zaman dendi..?

Abdülaziz devri gibi es-kaza elinde adresle yakalansan vay haline, bilgisayarın da isim geçse vay haline..Burun demek yasak çünkü padişahı kasdettin..Yıldız demek yasak sarayı kasdettin...İstihbarat değil ispiyonculuk yapılanlar.. Stalin'in KGB'li zamanı, USA'nın Sosyalist damgası ile sürek avı yapması, Çeveşesku gizli polis Romanya'sı, Şah'ın Savaklı İran'ı gibi

Toplum böylece domuz bağında karın üzeri dengede nefes almaya çalışıyor..
At izinin it izinden ayrılmasını..Sisin kalkıp önünü görebilmeyi bekliyor sabırla.

Şimdi sorun, kendi kendinize; kafes bir operasyonun kod ismi değilde nedir?
Kafese alınanlar kimler?
Çarmıh, bir operasyonun kod ismi değilde ne?
Çarmıha gerilip burnunu bile dışarı çıkartamayanlar kimler?.. Nefesleri kesilen kimler?

Bu nedenle operasyona bu isim verildi..Sembolik olarak ulusalcılık hapsedildi..
Türklük ismini yok etmek, Türküm demekten uzaklaştırmak için..
Türk'üm, Bayrağım, Vatanım diyene hemen, düğünçe faşistleri, düşmanları tarfından, faşist damgası vurmaları bundandır.. Hem karşı grubu aşağılayacak tanımlama getirmiş oluyorlar, hemde kendilerinin faşist olmadıklarını vurgulamış oluyorlar.

Tıpkı Silivri Ceza Evinin Ergenekon Havzasında / vadisinde yer alması gibi..Bu nedenle Silivri Ceza Evine mahkeme ilave edildi..Orta Asya'ya gidecek halleri yok ya..Zaten orası Herküle / Hercules'e emanet, içleri rahat..
Her yere her şeye işaret sembol belirledikleri gibi..(en tipik örnek, dolar üzerine işlenmiş olan semboller/işaretler..)

   
 

ERGENEKON ERGENE VADİSİ

   
  Hapishane işi tamamdı....Sıra senaryo da idi, onuda kolayca hallettiler..
Örnek'te vardı ellerinde..Saldırganları, yok etmeye, öldürmeye gelenleri, kahraman ilan etmemişmiydi.?
Örnek oğul'un, çevirdiği Çanakkale Savaşı filmi ile dolap gibi döndürmedi mi gerçeği?

Mahkum işi de zor değildi,eşkiyayı getirenleri sorguluyanları, hoca efendiye dil uzatanları,
Patriğe yan bakanları, arazilere rantlara hükmedenleri, toplumda söz sahibi olanları, yeni köprünün altında gezinenleri,
Kardelen çiceklerinin hamilerini, kendilerine engel olacakları, toplumları etkileyebilecekleri toplarsın olur biter..

Milli duyguları kabartacak eşi görülmemiş proglamlar sunarsın,bunları yapar iken de, Milli duyguları rencide edici olaylara göz yumarsın. Milli duygular kabarır, ulusalcılar ortaya çıkar, dernekler, oluşumlar yerden fışkırır adeta, palamut akınına uğramış boğaz görünümündedir her boş ekran, köşe, alan...

Cumhuriyet mitingleri düzenlenir ülkeye sahip çıkalım diye, aralarına fikir hocaları salınmıştır. Derlerki, biz Ergenekon'dan geldik...Oluşum ismi bu olsun, oraya, Kurtlar Vadisi'nden gidiliyor, işte A'hana Kurtlar Vadisi...Kurtlar Vadisine girdik mi, Ergenekon'a da geldik sayılır...
Kurtlar Vadisinin, verdiği hayali güçle, sanal hükümranlıklar kurduk, onunla intikam aldık çuval geçiren Amerikalı'lardan.

"Biz ne i'mişiz? be!" dediler. işler nasıl olsa yolun da, rehaveti ile seyre daldılar manzarayı..O kadar manzaraya kapıldılar ki, Ergene Vadisine girdikleri halde, kıyıdan köşeden onu seyreder oldular, ne zaman bizi gelip kurtaracak diye..

Oysa Kurtlar Vadisi, her yere bayrak dikmek gibi topluluklara, herşey yolunda, korkmayın rahatlayın, manzaranın tadını çıkarın, relaks olun demekten başka amaç taşımıyordu. Benzerlerinin amacı gibi..Gaz verip, gaz almadır bu eylemlerin hepsi..Kamyonu sallamak gibi birşey..Kamyon ne kadar direnirse dirensin, sonunda yenilir, kendisini sallayanların karşısında..Yapabileceği bir şey yoktur...En güvendiği sırtını dayadığı takoz altından çekilmiş, vites boşa alınmış, el freni boşa çıkarılmıştır..Tek güvendiği önündeki, gözüne kestirdiği, şu küçüçük tümsekler..Onun için hız almadan gitmeli, direnmeli..

Sonra kalburu bir sallarsın,ne olacak memleketin hali ne yapalım diyenleri toplarsın, işte bunlar Ergene vadisine kon'acak olanlardır. kısaca Ergenekon'cu bunlar dersin....
Her kesimden aldılar sıra size de gelebilir düşüncesini hakim kılmak için.Yaşlı, hasta, makam mevki sahibi, ölümcül hastalıklı, kadın erkek, dinlemediler aldılar..Ne kadar kararlı oldukları anlaşılsın diye. her bir kişi, iyice sinsin, sıra size de gelir korkusu salınsın benliklere...Sizde demir kafesin ardına alınırsınız diye..
Diyalog, Y.dünya devlet karşıtlarını...Onu şöyle değilde böyle yapalım diyenleri..Apo'yu getirenleri, sorgulayanları, Patriğe rakip Kilise kuranları ...

   
  Armegeddon'a giden yolda toplumları sevk edecek bir lider gerekli.
Gerektiğinde tüm İslam Alemine Cihad-ekber'i ilan edecek (fetvası verecek) ve kabul görecek, onların Deccali olacak...
İslam Ordularının başında olan, işte Callut diyecekleri (onlara göre).
.Hileleri (strateji dedikleri) ile yok etmeyi planladıkları, bir ordu, Cihad-ekber ordusu..
Onlar maduru oynamayı artıracaklar, ezildik, horlanıyoruz, yahudi düşmanlığı artı nidaları ortalığa iyice yayacaklar..

Maduru eniyi oynadıkları örneklerden biride türban .
Asla ve asla, herşey dümdüz oluncaya, kadar türbanla ilgili düzenleme yapmayacaklar.
Maduru oynamada sığındıkları en büyük kale o.Kalelerini terk etmek elbetteki işlerine gelmez.

Düşünebiliyormusunuz?, Cumhurbaşkanın ve başbakanın eşleri bile, eşlerinin yönettikleri devletin, resmi resepsiyonlarına katılamıyorlar. Bundan daha büyük, madurluk/ boynu büküklük, kalesi olabilir mi?

Oysa, Türban yasağını kaldırmak, onlar için çok kolay. Her yere girip, tüm kurumları etkisiz hale getirenlere, kim karşı durabilir ki?. Baş örtüsünü, bayrak haline getirenler kimler?.Siyasal gelecekleri için kullanan kimler.?

Aynı madurluk, acındırma numarasını, tüm masumluklarını takınarak ALLAH'a da yapmaktalar, belki münafıklık işe yarar umuduyla, ALLAH bize Mesih, Mehdi verecek, bizi kurtaracak diye.
Zulmedenler kim, Nesilleri , düşünceleri, özgürlükleri yok edenler kim, tüm masumiyet maskelerini takıp kurtarıcı bekleyenler kim?
Mesihlerini ilan etmeden, haklı nedenler oluşturabilsinler ki, Firavun ve ordusu Armegeddon'da suda boğuldu kabulü görsün..
Tanrı bizi kurtardı, Mesih Deccali boğdu tezleri ile, (alemlere değil ama) dünyada ki üstünlüklerini ilan etsinler..

İsrail, Hz Yakup'un ALLAH tarafından lütfedilmiş, o isimle onurlandırılmış. Hz Muhammed'e Habibim demesi gibi..
İsrail; ALLAH'ın yolunda dosdoğru yürüyen, ALLAH'ın yolunda olan demek...
İsrailoğulları ise; 'ALLAH'ın yolunda dosdoğru yürüyenin oğulları' demek
Tabii ki eğer ALLAH'ın yolunda dosdoğru yürüyorlarsa..
Şimdi nasıl bazıları ALLAH'ın dostu tanımı ile işaret ediliyorsa,
İsrailoğulları ile işaret edileni de o mana altında ele almak gerekir..
Kureyş kabilesi ile Habibim farkı gibi...
İsrailoğulları ile İsrail, Yahudi farkı öyle..Toplulukların, alemlere imtiyazlı kılınması, topluluklara, Peygamberler ve Kitapların verilmesinden dolayıdır.
Irksal üstünlük, ayrıcalık nedeni ile değil.
ALLAH'ın yolunda dosdoğru yürüyen topluluklar içindir.
Pegamberleri öldüren, Kitapları yok eden topluluklar için değil..
İsrail, Yahudi tanımlamalarında, tanrının güreş yapıpta yenemediği kuvvetli adam manasındadır.
inançlarının parçasıdır.İsrail isminin, devlete verilmesinin nedenide budur..
Yenilmez, kuvvetli, tanrının bile yenemiyeceği...

   
  Oysa;Ergenekon bir yerden çıkış değildir..o konaklanılan yerin adıdır.
Güçlenmeleri ve çoğalmaları için muhafaza edildikleri yerin adıdır.
Kötülüklerden korunsundukları yerin adıdır.
Körükler koyulup gedik açılarak çıkılmıştır, oradan tekrardan, Dünya sahnesine..
   
 

Birde ikinci manevi zırh vardır, tıpkı koruma kalkanı gibi, manyetik alan gibi..
Zurkaynen'in yaptığı set, korunsunlar diye, dünya sahnesinde yerlerini sağlamlaştırsınlar diye..
Yecüc ve Mecüc'den korunsunlar diye..
Hani din / ilim adamlarını ulemanın bir türlü bulamadığı karar veremediği set
Her mümin için tesis edilen yecüc ve mecüc'ü uzak tutan, dünyanın her yerinde olan set..
Önce demir kütleleri, sonra bakır ve en sonda izolasyon için katran..
Bu ne olabilir....Akşama, babanızın getirmesini umduğunuz değil elbette

( Sırası gelmişken, Ülker; Yahudilerce kutsal olduğu kabul edilen, Boğa takım yıldızın da (Taurus'da) bulunan, diğer isimleri Süreyya, M45, Yedi Kız Kardeş, Peren veya Pervin olarak da anılan ve -Ebru Şallı'nın spor olarak tanıttığı- Pleiades yıldızının bir diğer adıdır. )

Göğüslerden zırh kalktığına göre / aralandığına göre, göğüslerdeki gönüller körleştiğine göre, vakit yaklaştı demek ki..
Mehmet Akif Ersoy'un dediği gibi "imanlar göğüsleri doldudurduğunda sağlam serhad'ler" oluyor demek ki...

Bu nedenledir ki Ergenekon ismi yapılan operasyonların kod ismidir.
Kafes arkasına hapsedilenlerin (olmayan örgütün/var olduğu ispat edilemiyen) grup ismi değil

Kafese alınanlar kimler .?
Çarmıha gerilenler kimler .?
Nefes alamayanlar kimler .?
Domuz bağında olanlar kimler .?

Şimdi röportaja dönelim..
Anlaşılıyor ki röportaj patrikhanenin sorunları için değil verilmesi gereken mesajlar için yapılmış..Kafes, çarmıh, açılım gibi..

Mizansenler düzenlenmiş..gezi fotoğrafları gibi..Birde ağacın altında çek, arabamla da gözükmek istiyorum gibi..
Konulu manken çekimleri gibi, o taraftan degil profilden çek, ürünü kapatıyorsun gibi..
Manken mi? ürün mü? derken herşey ortaya koyulmuş Milliyet gazetesi röportajında
Zaten, patrtikhane fotoğrafcısı da 'illiyet' kodları vererek fotoğrafları sitesinde yayınlamış.....

Patrşk, içini mi dökmüş, yoksa içindekileri mi dışa vurmuş ?.
İstedikleri kadar resimleri, istedikleri yerde elbette çektirebilirler
Çarmıha germenin anlamı yok Patriği..

Ama birinin masasında, diğerinin ise fotoğrafta yer alsın diye koltukta yer açtığı
Bir zamanlar, dolmuşlarda "abla biraz sıkışırmısın" denildiğinde "gel tepeme çık diye", karşı çıkanlar ..
Gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım' söz konusu olunca, minder aralığına sıkışacak hale geliyorlar..

Tek kişilik koltuğu, iki kişilik hale getiren gazeteci olunca işler değişiyor.
Röportaj artık röportaj olmaktan çıkyor, mesaj bildirimi oluyor..
Kitabı kim kime verdi bilmem ama (her halde!) Kitabın konusu, yeni açılım pakeketinin ismi olacak nitelikte...
Kafes ve çarmıh gündemde iken..
Kayıt olunmamış soykırım..

Vasilis Kiratzopulos yazmış, 1955 olayları ile ilgili..
Mağdurluğu oynamak, iyi prim yapıyor ya!..
Bizlerin barbarlığımızı vurgulayarak..
Ne alaka diyebilirsiniz..
Patriğe ve gazeteciye sormak gerekir, ne alaka diye..hep ezilen, zulum gören, kullanılan bizleriz,sürekli mağduru oynayanlarda onlar..

   
  KAYIT OLUNMAMIŞ SOYKIRIM Vasilis Kiratzopulos
   
  KAYIT OLUNMAMIŞ SOYKIRIM Vasilis Kiratzopulos
 
   
  Sonra noel ağacı yanında resim çektirmeler..
Mutluluk tablosu içeren, mesajı kimbilir nedir.?.
Patrik hiç başa kürek çekmez..
Ciddi, ciddi röportaj yapanı (papağanı) bulmuş iken..

Gazetecinin patronu çarmıhta olabilir..
"Gözlerimi kaparım, noelide kutlar, vazifemi de yaparım", gereğince durumu idare ediyor olabilir ama Milletce önem verdiğimiz, önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, bu kadar ucuz mizansenlere kurban edilmemeli idi..

En kötüsü ise; Patriğin (mizansenleştirerek), Atatürk resminin önünde verdiği pozun/o resimli mesajın gazetede yayınlaması/yayınlanmasına izin verilmesi idi..
A.Doğan,bu kadar sıkı mı gerildi çarmıha , "o, ATA....." diyeni (haklı olarak) gazeteden kovan..
Sakık ifadesinde adları geçtiği için, en ünlü medya üstadlarını gözünü kırpmadan uzaklaştıran, gazetenin patronu, şimdi o resmi gazetesinde bastırıyor..
Rezervuar haberleri / Çöp haber yaptırdıklarının,yalan haberler düzdürdüklerinin, anında kovduklarının, elinden tutarak lider yaptıklarının, insafına bırakmış kendisini...
Eşofmanla, uğurladıkları ile birlikte bir köşeden bakmakta o kudret dolu günlerin özlemi içinde .
Fotoğraflara bakıp iç çekiyordur herhalde
-"Bir zamanlar rüzgara ve ateşe hükümran idik, Sanmayın ki Sultan Süleyman idik, Tersanede körükcü Süleyman idik" tarzında.

Gerçi daha öncede, bazı gazetelerini elinden almışlardı..
O zaman da Deniz mezubahisti
Amiral, Batı Çalışma grubu, 28 şubat, Güven Erkaya, Korkmaz Yiğit, banka pazarlıkları, derken gazetesini geri almıştı/verilmişti..
Yine Denizle ilgili başladı herşey, Deniz feneri, Amiral, Hilton rantı, ön planda olan Denizciler, tersane kazaları, 3.köprü, Dalan, yine çalışma grupları iddiaları...
Yine geri alırmı alır..

28 şubat ürünleri kime karşı idi? Yolu açmak için, Erbakan'ı tasfiye etmek içindi.
Yolu açma, işi için gereken ek kuvvet olarakta, Çiller seçildi..
Mesut Yılmaz bir telefonla engellendi..
Büyük ihtimalle operasyon, ona anlatıldı, yoksa erken kurban olursun, ballı börekten mahrum kalırsın diye kulakları büküldü.

Banka pazarlıkları için ihtiyaç vardı ona. "Kardeşimde olsa üzerine gidin" diye, Çiller'le olan savaşını dürüstlük muhabbetine oturtan, çemberin daraldığını görünce, Saadettin Tantan'ı tasfiye etmekten, geri durmayan adama kimin ihtiyacı olmaz ki?

Bir taşla iki kuş vurulmalı idi..
Sonra R.Koç ortaya fırladı, bu adamın 1 milyar doları var dedi...
Bağırtılar çağırtılar, sessizlik ardından çıkan 'af'.....
Arkasından Avrupa liderleri ile seri görüşmeler, Kardeş, dost başbakanlar edinmeler ve Moskova'da market açmalar..vs...
İşaret edilenler iktidarda.
Demek ki; tüm bu hareketler onlar için (isimler değişebilir) yapılmış 'usuletle ve suhuletle'. ("Usuletle ve suhuletle" derdi Rahmetli Sadri Alışık, Kartallar Yüksek Uçar dizisinde.)

İşler bittiğinde, vazifesini yerine getirmenin, gönül rahatlığı ile yatıyla, denizleri fethetmeye çıktı. "Bu adamın 1 milyar doları var" diye ortaya fırlayan esaslı oğlan..
Evraka, evraka diye ortaya fırlayanlar, elbette suyun kaldırma kuvvetini deneysel olarak yerinde tesbit edebilmek için böyle bir yolculuğa ihtiyacı duyarlar. Buldum diye, ortaya fırlamadan önce; elde ettiği, sonuçlara, deneysel metodları kullanarak ulaşmıştı.(Kriz ortamında, Tofaş'ı ikide-bir kapatarak, Çiller, hükümetini dolayısıyla ülke ekonomisini, tehdit ede, ede)

Ne hikmettir hep deniz var bunların yol haritalarında.. 28 şubat koordinatörü Deniz Kuvvetleri, Deniz baykal, Deniz feneri, Deniz kuvvetleri ağırlıklı darbe iddiaları, tersanede arkası kesilmeyen ölümler.

Resme bir kez daha bakalım...
Podyum birkez daha değişmiş..Kitap resim karesi içnde yer almıyor.
Bu kez sağ eli ile 'o poz için asıldığı kesin olan' Atatürk resminin önünde poz veriyor..
Yine masası başında ama bu kez röportajcı gazetecinin yerinde, fotoğrafcı Bünyamin Aygün var.
Röportajcı, yanından ayıramadığı, kitap'ı da aldı mı dersiniz?.
Gazeteci, patrik'in baktığı yerde mi? Sanmam.Röportajcının yerinde artık dizlerinin üstüne çökmüş Fotoğrafcı var. (Resmi B. Aygün'mü çekti? Yoksa, hazır olarak verilen resmi mi bastılar?.)

Yüzlerdeki ifade değişmiş... Perde bağlama aparatının hemen üstüne, ATATÜRK resimi yerleştirilmiş..
Parmak yerini bulsun diye herhalde...Yoksa fotoğrafcının başını, nerde ise; yere koyması gerekir. O, açıdan ve O, mesafeden..Dikkat ederseniz Patrik ayağa kalkmamış koltuğunda oturuyor. Koltuğun, sırt yaslanma yeri resimde açıkca görülüyor. Patrik, makam masasının yine aynı tarafında oturuyor. Masa üzerindeki, matbuatın konumu ve açılma yönü bunu gösteriyor.

Resimlerde, perde bağlama aparatlarına, dikkat ederseniz, oturanların omuzlarından daha aşağıda tespit edilmiş olduğunu göreceksiniz.. Atatürk resmi de hemen aparat üstüne monte edildiğine göre bu durumda; mesajı iletebilmek için, poz açısını ayarlayabilmek/mizanseni tamamlayabilmek için, Atatürk resmi de röportaja dahil edilmiş oluyor.

Sağ elin, duruş açısına ve sağ el--fotoğraf makinası--resim arasındaki düzleme bakarsanız, (düzeneğin, düzlemi içinde bakarsanız) fotoğrafcı--Patrik-Atatürk resminin yer aldığı düzlemin (yerleşiminin), parmak mizanseni için ısmarlama olduğunu tespit edebilirsiniz.

Patrik; böylece söylemek istediği halde, henüz sesli olarak, söyleme imkanını elde edemediği düşüncelerini iletmiş oluyor.(sivrisinek,davulcu,anlayan, anlamayan hikayesi)

   
  ÇARMIH PARMAK PATRİK
   
  Az kaldı, dediği ne ..Atatürk'ü sileceğiz mi diyor? Canları azaldı çıkmak üzere mi? diyor..
Kurduğun Cumhuriyetin ömrü az kaldı demek istiyor..
Hiç de iyi şeyler demediği belli...
Atatürk nifak yuvası demiş..Ne kadarda haklı imiş..
Sırf mesajını iletebilmek için resim yerleştiriyor..Her zaman olduğu gibi mizansenler içeren, röportajlar yapıyorlar,metni yazdırılmış telgraf gibi röportaj...
   
  Murat Belge'de benzer şeyler söylüyor. Burnunu iyice yaklaştırmadığı zamanlarda yazdığı bir yazıda durumu şöyle anlatıyor.
  Bir milliyetçilik masalı Murat Belge 08/01/2002
Bugünlerde özel bir nedenle Bulgaristan tarihi üstüne bir şeyler okumaya başladım.....
....... Milli kimlikler sırf kendi içinde oluşturulmaz; daha çok, bir düşmana karşı oluşturulur. İşte, benim de yeni öğrendiğim konu bu. Bulgarlar, Osmanlı'yı baş düşman yapmadan önce, ayrı bir 'Bulgar kimliği'nin oluşma mücadelesini Yunanlara karşı yürütmüşler. Bulgar milliyetçiliğinin bu ilk aşamasında bizim esamemiz okunmuyormuş.
...... İlk 'uyandırıcı' Paiişi Hilendarski adında bir keşiş. Üstelik bu adam, Ortodoks dünyanın en kutsal yerlerinden olan Aynoroz'daki Hilendar Manastırı'nda yaşıyor ve düşüncelerini orada geliştiriyor.
Kilisede ayinin Bulgarca yapılması Hilendarski ve onu izleyenlerin en önemli konusu olmuş. Kilisede neyin nasıl yapılacağına karar veren, o dönemde tabii ki Fener Patrikhanesi. Osmanlı yönetimi bu işlere doğrudan karışmıyor. Bütün Ortodoks cemaatin yönetimini Fener'e bırakmış; çok önemli bir olay olmadıkça burnunu sokmuyor. Kendi vergisini topluyorsa, arada Fener'in de fazladan rüşvet almasına pek bakmıyor.Sanırım bu koşullarda Bulgarlar,.....kimliklerini Fener Patrikhanesi ile ve Yunanca ile dövüşerek oluşturmuşlar.
Balat'taki demirden yapılma Bulgar Kilisesi'nin Bulgar tarihinde çok önemli olduğunu bilirdim. Yapılmasının epey entrikaya mal olduğunu da sezerdim. Ama bu kadar can alıcı bir konu olduğunu anlamamıştım. Oysa şimdi, okuduklarımdan sonra anlıyorum ki, Bulgar milli-devlet projesinin oluşum sürecinin o aşamasında büyük 'meydan muharebesi' burada geçmiş; savaşın tarafları Bulgar milliyetçileri ve Fener. O aşamada biz sadece muharebe meydanıyız. Ve o kilisenin dikilmesi, aslında Bulgar milliyetçiliğinin, artık geri dönüşü olmayacak, kesin zaferi oluyor.
........
Meğer Balat'ta ne kadar kanlı bir savaş geçmiş de hiç haberimiz olmamış.
   
  Ülkemiz için ön gördükleri neler olabilir..Bu entrikal hareketleri bu hızla giderse neler olabilir
  Federe olmuş, 2050 yılı için yapılanmış, bir konsil tarafından yönetilen blok devlet...
Sınırların değiştiği topraklar..Sınırlarda dolaşan black-water benzeri birlikler..
Birlik Bayrağı ve marşı, bu toprağın insanı olmayan yöneticiler ve onları yönettiği kurumlar..
Ortodoks olduğunu farketmeyen insanlar..
İsevi-müslüman olduğunu söyleyen topluluklar....
O da bizim peygamberimiz diyecekler..
Oysa onların işaret ettikleri sadece İsa,
ALLAH'ın (haşa) oğlu diye iddia ettikleri, Tanrı'dır dedikleri, İsa
Bizlerin inandığı ise ALLAH'ın resul olarak gönderdiği, kendisine kitap verilen, Peygamberlerimizden Hz. İsa
   
  Sizler şimdi bu anlatışanları, inandırıcı bulmuyor olabilirsniz. İsimler ve gelişen olaylar, onların göğüslemek zorunda kaldıkları, madur ve maduriyetlerini gidermek için can acısı ile seslerini yükselttiklerini sanabilirsiniz.Hayır tüm olayların, planlayıcısı ve isim babaları onlardır.

Hiç birşey tesadüfen gerçekleşmemiştir. Yer isimlerinin, olay isimlerinin, verilen pozların, yapılan röportajların ve olay tarihlerin de özel olarak, çok önceden saptandığına inanıyorum.

Sadece spot mesajlarla,(Demeçler, haberler, resimler ile) işlerin yürütüldüğüne inanıyorum.Geçtikleri her yerde izlerini bırakma gelenekleri var.(dolar üzerindeki sembolleri hatırlayın)Yapacakları herşeyi de sembolleştiriyorlar.

Tapındıkları / yardım umdukları varlıklara yollarını göstermek amacı ile bunları yaptıklarını sanıyorum. Ellerindeki sadece kendilerine has olan, haçlar ve asalar da öyle. Havalimanı pist ışıkları gibi. Herkez ait olduğu yere gider.
   
  İŞARETLEMELER İLE ÖRNEKLERİ DİĞER SAYFALARDA BULABİLİRSİNİZ. İşaretlemelere ve sembollerle durumu tespitlemelerine örnek; PAPAĞAN VE PAPA
   
  PAPAĞAN & PAPA SAYFASINA AŞAĞIDAKİ BAĞLANTIYI KULLANARAK ULAŞABİLİRSİNİZ.
 
   
  HRANT DİNK İLE YAPILAN BİLİNÇ ALTI ÇALIŞMALARI İÇİN BU BAĞLANTIYI KULLANABİLİRSİNİZ.
 
   
   
  ELLERİNDE GERÇEKTE OLANLARINA GELİNCE...
  Onlar hala Hz.Musa'nın büyücü olduğunu ve asasının sihirli olduğunu düşünüyorlar. Ellerindeki asaların da, o mahretleri göstermesini umuyorlar ve o, beklenti ile teselli buluyorlar. Her birinin asası, kendilerine özgü ki; kendilerine ait olanlar başkalarına gitmesin. (Pist ışığı gibi).

Oysa, Hz.Musa'nın asası sihirli değildi
(Allah, Resüllerinin sihirbaz olmadığını, defalarca belirtiyor.) Allah "ol" dedi ve oldu. Hz. Musa; toplumunda ki liderliğini pekiştirsin, saygı duyulan ve sözü dinlenen biri olsun diye, olaylara Hz. Musa vesile kılınmıştır. Allah'ın, "ol" emri dışında, onun dilemesi, dışında ne olabilir. Mucizeler Allah'ın izniyledir.
   
 
   
  Elbette içimizden, şehir efsanelerine inanıpta, haçın altına sığınanlar da azımsanmayacak sayıda. Papa Peygamberine Hz.Muhammed'e hakarette etse kişiliklerini ortaya koyamadan duramayan tipler elbette var .Protesto etmesi gereken, HAÇ'ın patronuna birde ayağına kadar gidip hediye sunuyorlar. Papa her halde az yaptım diye düşünüyordur.
Sultan Ahmet Camii'nde zafer işareti yapan, Papa 16. Benedict, "Hz.Muhammed dünyaya ne getirdi? Kötü ve insancıl olmayandan başka..."sözünü söyleyenin ta kendisi.Kaynak olarak, Bizans İmparatoru II Manuel Paleologos'un kitabını vermişti.(Allah'a, isnat ettikleri oğul içinde; atalarının yazdığı kitapları kaynak olarak göstermiyorlar mı?).
   
  ALLAH, O SIĞINANLAR İÇİN KUR'AN'I KERİM DE SÖYLE BUYURUYOR..
  47-Muhammed.26. Bu böyledir. çünkü onlar, ALLAH'ın indirdiğinden hoşlanmayanlara: bazı hususlarda size itâ'at edeceğiz dediler. Oysa ALLAH, onların gizlediklerini biliyor.
47-Muhammed 22. Demek işbaşına gelecek olursanız,yeryüzünde bozgunculuk yapacak, rahimleri koparacaksınız öyle mi?"
47-Muhammed 25. kendilerine doğru yol belli olduktan sonra arkalarına dönenlere,şeytân hatâlarını süslemiş ve kolaylaştırmış ve onları uzun emellere, umutlara düşürmüştür.
5 - Maide........ 52. Kalblerinde hastalık bulunanların:bize bir felâket gelmesinden korkuyoruz!.diyerek onların arasına koştuklarını görürsün.....
   
  Onlar da Firavun'un yolundan gidiyorlar. Firavun'un, aldığı derslere aldırmadan.( bir kısmı Firavun'laştıklarının farkında ki;"Firavun imanlı ölmüş olabilir mi? tartışmalarını başlattılar)

Onların; sığındıkları, medet umdukları, sihrini/mucizesini bekledikleri, güç umdukları ve dayanak yaptıkları şey , ellerinde sımsıkı tuttuları. Ve her geçen gün ebatlarını büyüttükleri.


Bizler ise onların, yok etmek istedikleri/ yüz çevirdikleri, dinin sahibi olan,
(din olarak bizlere islamı seçen) ve gücüne nihayet olmayan, Alemlerin Rabbi Allah'a sığınıyoruz.
   
  Hz. Musa; su'dan gelmişti Firavuna...
Sonra, birkez daha gelmişti..
ALLAH'ın ayetleri'ni göstermişti.
Ama o iman etmek yerine büyücülerini çağırdı..
Zamanın, üstadlar üstadı, bilginler bilgini olan, tüm teknolojik büyücülerini..
   
  NE YAPMIŞTI FİRAVUN
  Firavun tüm bilginlerini, büyücülerini çağırmış, onlara makamlar ve servetler vaat etmişti..
Büyücülerde emindi kendilerinden, bir takım tanrı olarak kabul ettikleri ile ilişki içinde idiler, onlardan söz de almışlardı..
Firavu'nun onuru aşkına galip bizleriz dediler..
Edindikleri rableri de onlar gibi yaratılmıştıı, yaptıkları sadece büyü idi...
Süs günü hünerlerini ortaya koydular, işin sonunda ölümü kabul ederek, Alemlerin Rabbi'ne secde ettiler, dönüşümüz zaten alemlerin Rabbine,dediler..
Firavun'sa, ortaya koyduklarının, sadece büyü olduğunu bildiği halde kibrini yenemedi...
Hz.Musa'yı ve toplumuna rahat vermedi, uyarıyı aldığı halde..
Kibrine yediremiyordu,üstünlüğünü ispat etmeli idi..
Ve topladığı insanlarla peşine düştü, kovalamaya başladı, suda kıstırırım onları diyordu..
Hz Musa önlerinde deniz engeli olduğunu, biliyordu ve suya doğru gidiyordu...
Firavun'da, onların önünde deniz engeli olduğunu biliyordu ve onları suya doğru kovalıyordu...
Hz.Musa biliyordu ki; Alemlerin Rabbi olan ALLAH onlarla birlikte idi.
Firavun övünüyorduki; her hal ve şartta birbirlerini destekleyen yenilmez koskoca bir ordu onlarla birlikte idi..

6 - Şuara.. 53. Bunun üzerine firavun, kentlere toplayıcılar gönderdi:
26 - Şuara.. 54. "Kuşkusuz bunlar, küçücük bir topluluktur."
26 - Şuara.. 55. "Fakat bize gerçekten öfke püskürüyolar."
26 - Şuara.. 56. "Biz ise dikkatli davranan koca bir kitleyiz."
54 - Kamer..44. Yoksa, "biz, yardımlaşan/yenilmez bir topluluğuz" mu diyorlar?
12 - Yusuf.. 8. ............ama biz de birbirini her hal ve şartta destekleyen bir ekibiz....

Hz Musa, onların ummayacağı şeyi Alemlerin Rabbi olan ALLAH'tan umuyordu..
Firavun ise kendisini çoktan tanrı olarak ilan etmişti..
Hiç birşey ummuyordu..
Asa yere vuruldu, ALLAH "ol" dedi ve deniz açıldı...
Hz.Musa ve toplumu suyu geçti..
Firavun:"o zavallı biçare olan, o sıradan olan geçtiğine göre, ben haydi, haydi geçerim" dedi..
Çünkü o, "ben tanrıyım." dedi ve göğsünde taşıdığı kibrine bir kez daha uydu...

40 - Mü'min. 56.Kendilerine gelmiş hiçbir delil olmadan ALLAH'ın âyetleri hakkında tartışanlar var ya, onların göğüslerinde, (hiçbir zaman) erişemeyecekleri bir büyüklük taslamaktan başka bir şey yoktur. Sen ALLAH'a sığın, çünkü işiten, gören o'dur.

Asa birkez daha yere vuruldu, ALLAH "ol" dedi ve firavun ile orduları boğuldu...
Hz. Musa su'dan gelmişti firavuna...
Sonra birkez daha gelmiş..
ALLAH'ın ayetleri'ni göstermişti.
Ama o iman etmek yerine büyücülerini çağırdı..Tüm üstad, bilgin büyücülerini..
Mesleği büyücülük olanlar, büyücülüğün pir'i olanlar bile anladı, "bunlar ne insan, nede cin işidir" dediler, ve...

6 - Şuara........ 46.- Derhal büyücüler secdeye kapandılar:
26 - Şuara...... 47.- Dediler: "Alemlerin Rabbine inandık."
....dediler ve secde ettiler..Af dilediler Alemlerin Rabbi olan ALLAH'tan.

Firavun ise anlamadı, kabul etmedi, Alemlerin Rabbin'den gelen uyarıları...
Sonunda gitti Hz.Musa'nın su yolunda...Sudan aldı ,suda boğuldu..
Özetle... su'ya gidiyor bu yol.. Mücahitleri, çocukları, askerleri hikayesi değil bu..O isimler cahillik yakıştırmasından başka bir şey değil..

4 - Nisa........135. Ey iman edenler! Öz benliğiniz, anne-babanız, yakınlarınız aleyhine de olsa, zengin veya fakir de olsalar, adaleti dimdik ayakta tutarak Allah için tanıklık edenler olun. Allah, ikisine de sizden daha yakındır. O halde, nefsinizin arzusuna uyarak adaletten sapmayın. Eğer dilinizi eğip büker yahut çekimser kalırsanız, Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
82 - İnfitar.........6. Ey insan! O sonsuz cömertliğin sahibi Kerîm Rabbine karşı seni aldatıp gururlu kılan nedir?!

UNUTMAYALIM...
10 - Yunus........61.Hangi işi yaparsan yap, Kur'ân'dan ne okursan oku, ne işte çalışırsan çalış, unutmayın ki, siz ona dalıp gitmişken, biz sizin üzerinizde şahidiz. Ne yerde, ne de gökte zerre kadar hiç bir şey Rabbinin gözünden kaçmaz. Ne zerreden daha küçük, ne de ondan daha büyük! Ancak bunların hepsi apaçık bir kitaptadır.

VE BİZLERE...DOSTLAR KİM..
60 - Mümtehine...1. Ey iman sahipleri! Düşmanımı ve düşmanınızı dostlar yerine tutmayın! Onlar, size Hak'tan geleni inkâr ettikleri, Rabbiniz Allah'a inandığınız için Peygamber'i ve sizi yurdunuzdan çıkardıkları halde, siz onlara sevgi sunuyorsunuz Benim yolumda gayret sarf etmek, benim hoşnutluğumu kazanmak için seferber olduğunuz halde, içinizde onlara sevgi gizliyorsunuz. Sizin gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da en iyi ben bilirim. Sizden kim bunu yaparsa denge yolundan sapmış olur.

AYET-EL KÛRSİ
2 - Bakara.......255. Allah'tan başka ilah yok. Hayy'dır O, sürekli diridir; Kayyûm'dur O, kudretin kaynağıdır. Ne gaflet yaklaşır O'na ne kendinden geçme ne de uyku. Göklerde ne var, yerde ne varsa yalnız O'nundur. O'nun huzurunda, bizzat O'nun izni olmadıkça, kim şefaat edebilir! O, insanların önden gönderdiklerini de bilir, arkada bıraktıklarını da!... İnsanlar O'nun bilgisinden, bizzat kendisinin dilediği dışında, hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, gökleri ve yeri çepeçevre kuşatmıştır. Göklerin ve yerin korunması O'na hiç de zor gelmez. Aliyy'dir O, yüceliği sınırsızdır; Azim'dir O, büyüklüğü sınırsızdır.