"DİYALOG'A" ÇAĞIRMA, ESASINDA "VAHDET-İ VÜCUD'A / Varlık Birliği'ne" ÇAĞIRMANIN FRENKÇESİDİR.
   
  DİYALOG; dinleri KAVUŞTURMAK projesidir.....Dinlerin, AMENTULARINI aynı yapma projesidir.....BİR'de BİR'liği sağlama projesidir.....
   
ENEL-HAK "Ben Tanrının parçasıyım" felsefeleri etrafında geliştirdikleri,  FENAFİLLAH "Tanrıda kaybolmak / Tanrıya karışmak"  maskeleriyle süsledikleri  TANRIYI OLUŞTURMA projesinin, nihai adı olmalı VAHDET-İ VÜCUD. 

ŞEYTANIN; "BİR'lik olalım / BİR olalım / BİR Vücüd olalım" çağrısının maskelenmiş ismi olmalı VAHDET-İ VÜCUD. 
ŞEYTANIN; tüm umudunu bağladığı, var olan herşeyin TANRIDAN bir parça olma sanısı üzerine kurulmuş halin ismi olmalı VAHDET-İ VÜCUD. 
ŞEYTANIN;  HESAP GÜNÜNDEN kurtulabilme hayalinin çağrı ismi olmalı VAHDET-İ VÜCUD.
ŞEYTANIN; sonsuz hayatını  ATEŞ yerine, güç yetirilemez saltanata sahip olarak  sürdürebilme rüyasının ismi olmalı VAHDET-İ VÜCUD. (her benlik dirilecek ve sonsuz hayat sürecek. kimi yeşillikler içindeki vadilerde, kimi harareti yüksek olan yerlerde o yaşamı sürecek. Tek fark bu)
ŞEYTANIN; hayallerini gerçekleştirebilmesi için gereken TANRISAL güç sağlama / TANRI gibi olma / TANRI olma PLANININ ismi olmalı VAHDET-İ VÜCUD.
ŞEYTANIN; TANRI karşısına TANRIDAN bir parça olarak çıkabilme hayalinin SUNUM ismi olmalı VAHDET-İ VÜCUD.  
 
   
  BAŞLARKEN:
Kitaplarının kapaklarına; "ALLAH" tarafından Peygemberler vasıtası ile tebliğ edilmiş / indirilmiş İLAHİ VAHİY kitapları "TEVRAT" ve  "İNCİL'in" isimleri verilmiş diye; Eski ve Yeni Ahit metinler bloğunun  bir kısmı dahi "İLAHİ VAHİYLERLE" eşleştirilebilir mi? O kitaplar külliyesine /  Ahitleşmemizin belgesi diye diye sundukları Eski / Yeni Ahit  (veya kendilerinin koyduğu isimler dışında)  dışında İLAHİ DEĞER İFADE EDEN  bir isim verilebilir mi?

İlahi vahiyleri  iletmek, TEVHİD İMANINI tebliği etmek için gönderilen Peygamberlerin isimlerini kullanarak, oluşturulan  metinlerde; put yaptırdıkları, put suyunu içirdikleri, karılarını başkalarına peşkeş çektirdikleri, kızlarıyla yatırdıkları, torunlarına tecavüz ettirdikleri, tütsü ve buhur sundurdukları, cin çıkartdırdıkları, bilicilik yaptırdıkları, yalan söylettirdikleri, hile yaptırdıkları vs..vs şahsiyetlere, SIRF İSİMLERİ BENZER diye,  "HAZRET" gibi unvanlar verilebilir mi?  İsimlerinin önüne "Hz." ibaresi koyulabilir mi?

Tanrı kelimesi, Tevhid inancından uzakta gelişme sağlayan, "ALLAH", dışında kendilerine bir takım hayali olgular oluşturanların, KUTSAL olarak benimsediklerine verdikleri genel bir addır. Bu benimsemeler, taş-sopa, dağ-tepe olabileceği gibi, şeytani varlıklar, insanlar ve cinlerden edinilmiş "kutsal ilanlılarda" olabilir. Meleklerin onların ibadetine izin vermiyeceği, böyle bir şeyin imkansız olduğu Kur'an'ı Kerim'de bizlere bildiriliyor.

Melek sandıklarının da kesinlikle CİNLER olduğu, bu tür "ilahi varlıklar sanılanların" kesinlikle CİN olduğu, Kur'an'ı Kerim'de, BİZLERİ UYARMAK İÇİN bildiriliyor.Yanlış hayallere kapılmamız ve bilinmezlerin arkasına takılmamız için İKAZ EDİLİYORUZ.

ALLAH BU DURUMU BİZE ŞU AYETLE BİLDİRİYOR.
34 - SEBE.......... 40.Allah'ın, onları hep birden toplayacağı, sonra da meleklere, “Bunlar mı size ibadet ediyorlardı?” diyeceği günü bir hatırla!
34 - SEBE.......... 41.(Melekler) derler ki: “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar CİNLERE İBADET EDİYORLARDI . Onların çoğu CİNLERE İNANIYORDU.”

Bu nedenle yazı boyunca, Tanrı kelimesi onların anlayışını belirtmek için kullanılıyor. Pagan ve putpers dinlerde de, Tanrı kelimesi kullanılıyor. Asla ve asla Tanrı hitabının "ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH'la" bir ilgisi yoktur. "ALLAH", sadece kendisine özel olan isimlerle anılır.

ALLAH BU DURUMU BİZE ŞU AYETLE BİLDİRİYOR.
19 - MERYEM.....65. (O), göklerin, yerin ve bunlar arasında bulunan şeylerin Rabbidir. O'na kulluk et ve O'na kullukta sabret. Hiç O'nun ADIYLA ANILAN birini biliyor musun?

Aynı durum Peygamberler ve Cebrail içinde geçerlidir. Onların ismini verdikleri, peygamberi olarak ilan ettikler isimler, tamamen kendi oluşturdukları hatta kendilerine yakıştırdıkları, inanç sistemlerine uygun buldukları hayali karekterler. Bu uygulama ile kitaplarında bu isimlerin geçiyor olması nedeniyle de isimlerinin önüne, "Hz." gibi unvanlar koyulmamıştır.

Konu bizim inancımızda olan, bizlerin bildiği Peygamberlerden bahsetmeye geldiğinde, Önlerine Hz. unvanı koyulmuştur. Hz. Muhammed, HZ. İsa, Hz.Musa, Hz. Meryem..gibi..

Onlar peygamber dediklerinin, karılarını satmış olmasını, kardeşleri ile evlenmesini, kızlarının babalarından çocuk edinmesini, hile yapmasını, put imal etmesini, Putlara tapmasını, peygambere torunun tecavüz etmesini, yalan söylemesini kabullenmişler ve bunları da kitaplarında hiç sakınca görmeden yayınlıyorlar.

Karısını satan, puta tapan peygamber dediklerinin içinde bulunduğu sözleri yazarken ve o ifadeleri yorumlarken, nasıl olurda; onun isminin önüne Hz.gibi unvanlar koyabilirim. Nasıl olurda o çirkin eylemleri Peygamberlerime yapıştırabilirim?

Onların kitabındaki, İSA'nın "ben Tanrıyım / Rab'bım / Oğulum" dediği, ifadesinin önüne Hz.unvanını koyarak nasıl olurda onu, Hz.İsa ile özdeşleştirebilirim? Onların İSA'sı güvercin ve kumru sundu ifadesini Hz. İsa ismini kullanarak nasıl kurabilirim?

Onların kitabında kendilerine münasip görmüş oldukları İSA'larının Yahve'ye "BABAM" demesini, nasıl Hz. İsa söyledi diyebilirim?  İSA'ları "gökteki BABAM" sözleri sarfederken nasıl isminin önüne Hz. ibaresi koyarak Hz. İSA çağrışımı yaptırabilirim?

Onların inanç sistemleri haline getirdikleri, onların olmazsa olmaz derecede bağlandıkları şirklerinin yayılmasına, ilahi damgalar yemesine, kutsiyet kazanmasına nasıl aracılık edebilirim?

Onların Kutsal Ruh dedikleriyle Cebrail'in hiç alakası yoktur. Büyük ihtimalle kendilerine bağlı olan bir varlıktan bahsediyorlar. Hiç birşeyden haberi olmayan bir Kutdsal Ruh. (Ör: Kutsal Ruh seçiyor dedikleri Papalık seçiminde, Kutsal Ruh'un her üyeye başka isim vermesi ve seçimin oy çokluğu ile sonuçlanması gibi)
   
  ESKİ ve YENİ AHİT'te PEYGAMBERLERE BAKIŞ AÇILARINI ve ONLARA YAKIŞTIRILAN ENSEST İLİŞKİLERE AİT ÖRNEKLERE BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
   
  Vahdeti- Vücud Felsefi inancına  göre, Tanrıdan parça olan, yani ENEL-HAK'ım diyebilme bilincinde olan VARLIKLARIN, Tanrı içinde BİR'lik  sağlayarak TANRININ bir bölümünü meydana getirebilme düşüncesi.   (Enel-Hak bireysel bilincinden Vahdet-i Vücud ortak TEK benliğine / kollektif TEK benliğe geçiş)
Enel-Hak bireyselliğinden Vahdet-i Vücud birliğine geçebilme sanısı.
"TEK ve BİR'i" oluşturabilme düşleri.
Tanrıdan parçalar olarak / Tanrı parçaları olarak VARLIK BİRLİĞİ ittifakıyla, Tanrının BENLİĞİNİN / İRADESİNİN / BİLİNCİNİN  bir kısmına hükmedebilme  hayali.
(benlikleri / bilinçleri / iradeleri mevcut haliyle Tanrıda olmayacaksa Tanrıya karışmak, onda kaybolmak diye birşey sözkonusu olmazki. Eğer bölyle birşey söz konusu olsa Tanrıya karışmak / Tanrıda kaubolmak değimleri yerine, ölümle gelen yok olma kullanılırdı. Tanrı içinde benlikleriyle bir yaşam hedefleniyorki ENEL HAK "Tanrıdan parçayım kabulleri Tanrı içinde FENA FİLLAH Tanrıya karışma olarak tamamlanıyor)
.
Şeytanın; sağlanacak VARLIK BİRLİĞİNİN Tanrısal gücü sayesinde HESAP VERMEDEN yaşamına devam edebilme hayali..
"TEK" olanın karşına "BİR" (Varlık BİR'liği) olarak çıkabilme rüyaları.
   
   
  DİYALOG'A ÇAĞIRMA, ESASINDA VAHDET-İ VÜCUDA (Varlık Birliği) ÇAĞIRMANIN FRENKÇESİDİR. MAKROKOSMOS (Macrocosmos) içinde MİKROKOSMOS (Mİcrocosmos) "BİR'liği" oluşturma HAYALLERİDİR. Kabullerinde ki VAHDET-İ MEVCUD'da, VAHDET-İ VÜCUD oluşturabilme SANILARIDIR. "TEK BİR" (bir sadece sayısal olarak değil aynı zamanda eşsiz, eşibenzeri olmayan anlamında düşünülmelidir) olanın karşısına "BİR'lik" olarak çıkabilme RÜYALARIDIR. Kabullerinde, temellerinde olan "TEK BİR" olanı TEK ve BİR" haline getirebilme İÇGÜDÜSEL SAPKINLIKLARIDIR. Onları, onlar yapan SAPKINLIKLARIDIR
   
  Tanrı saygınlığını yok ederek, Tanrıyı yanılan, Tanrıyı bilmez ..vb.. ve Tanrıyı güçsüz göstererek, TANRIYI SIRADANLAŞTIRACAK her türlü ifadeye kitaplarında yer verenlerin TANRI inancını KAVRAMIŞ oldukları söylenebilir mi? Kitapları için HER HARFİ TANRIDAN'dır derlerken, söylemek istedikleri Tanrı adına atalarının kitapları yazdıkları, TANRININ esasında kendi zihniyetleri olduğudur.
   
  Hallacı Mansur'un, Enel Hak tezi için yola çıktığında, niyeti ne idi bilemem ama şimdiler de Enel Hak, fena-fillah, ışıklara gark olmak, Yaratan'da yok olmak bahane. Asıl amaç Tanrıyı oynamak, Tanrı gücüne sahip olabilmeyi zannetmek (aslında olabilceklerine zannediyorlar). Yani TEK olan Yaratan'ın Yanında gölgede olsalar (arzuları simetrik olamak) BİR olabilmek. O neden 1 vardır, 2 birin gölgesidir gibi tezler türetiyorlar
   
  En-el Hak'ı dile getirmeyi, onu hissetmeyi çok seviyorlar. Keza kozmik bilinç tezleride, metafizik görüşlerinin içinde yer alıyor. Evrende oluşan, ortak bilince sahip BİR'lik hayali. Bu oluşumla Vahdet-i Vücut'u tamamlamayı mı amaçlıyorlar. Öyle ya! Enel-Hak felsefesini kabul etmeden, Vahdet-i Vücut (Varlık Birliği) meydana getirilemez ki.

Enel-Hak kabulleri bunun için çok önemli.Evrende yaratılmış olan (ONLARA GÖRE VAR OLAN) Herşey (duyu ötemizde olanlarda dahil) Allah'ın parçası (ondan bir parça) olmalı ki, meydana getirilen birlik (BİR OLMA), Allah, karşısında onun kadar olmasa da sesi çıkabilir, gücü hissedilebilir olsun. Hayallerinde düşlerinde, şeyh uçuran hikayelerinde yaşattıkları, o kudretli yardımcılar olabilsinler.

Duyu ötemizde olan, onların rüyalarınndan hiç eksik olmayan, onlara yol gösteren, onlara kitaplar yazdıran, onlara makamlar ünvanlar veren alemlerde yer edinmiş, çeşitli isimler, unvanlar, maharetler verdikleri önderleri ile bu birlikteliği gerçekleştirebilsinler
   
  Oysa herşeyi Allah'ın, bir parçası olarak kabul etmek, imana en yakın yorumu ile (Vahdet-i vücut'un en yumuşatılmış tanımı ile) "Allah, herşeyi kendinden veriyor demek" Allah'ın sürekli Yaratıcı olduğunu red etmektir. Allah, "tüm evreni Yaratmamış kendinden vermiştir/veriyor" demek; "Allah, sürekli Yaratan değil, imal eden/yapandır" demektir.Bu da şirktir. Allah'ın Hallak/Halik sıfatını yok saymaktır. Dolayısı ile İman dışı bir inanç sistemidir. (Doğru ya günümüzde yaratma sıfatını genellikle sanatcılar kullanıyor. "yaptım/oluşturdum" demiyor, "yarattım diyor")
   
  Vahdet-i Vücut'un ve Kabalanın gerçek görüşüne göre; Evrende Tanrıdan başka hiç birşey yoktur.Yani herşey TEK'tir.Varolduğunu sandığımız herşey Tanrı'nın bir parçasıdır. Yani YARATAN ve YARATILAN yoktur. (Vahdeti vücudcular evreni Tanrı olarak değilde evreni çepecevre saran olarak görselerde sonuçta; her ikisinin anlayışlarına göre Yaratma yerine yapma, meydana getirme vardır.Hristiyan ve Yahudilere göre Adem / Adam Tanrının yeryüzüne gönderdiği ilk oğludur)

Sanılarını oluşturan düşünce İKLİMLERİNE göre; Mademki her şey Tanrının parçası o halde herşey, Tanrı ile birlikte VAR OLMUŞ olmalı. Daha sonradan Tanrı "OL" diyerek birşeyi yaratmış olmamalı.

Hep var olan Tanrı herşeyin BÜTÜNÜ / TAMI olmalı, BÜTÜNÜ bozacak hiçbirşey, TANRI tarafından "OL" diyerek yaratılmış olmamalı. Çünkü sonradan "OL" diyerek yaratılmalar olursa yada var kabul edilirse; bu durumda EVRENDEKİ HERŞEY TANRININ PARÇASI OLAMAKTAN ÇIKAR. YOKTAN VAR EDİLMİŞ SINIFINA GİRER.

Böyle bir kabulse elbette Kabalacıların Vahdet'i Vücud'cuların, Varlık BİRlik'cilerinin, "TEK ve BİR" özlemcilerinin HAYALLERİNİ yıkar ve UYKULARINI kaçırır. Onlara göre Tanrı; Ancak birşey isterse sistemi ve akışı bozmadan ve en önemlisi hiçbirşeyi yok etmeden İNŞAA ETMİŞ / İMAL ETMİŞ / YAPMIŞ olmalı. Yok ederse Tanrı kendinden birşeyleri tamamen yok etmiş olur.

Böyle bir durum, hep var olan ve olacak olan yani EZEL ve EBEDİ TANRI kavramına aykırı bir durum sergiler. Bu kabul, yok olabilen, yani ölen Tanrı kabullerine yol açar ki, bu durumda da Tanrıdan bir parça olmaları münasebetiyle, sonsuz yaşam SAHNELERİ DEKORLARIYLA birlikte daha provalara başlayamadan yıkılıverir.

Hatta, O herşeyi Tanrı'nın parçası görüp, Tapılmada ve uyulmada kendilerine bol bol adresler temin (Tanrının oğulları, Cinler, İkonlar, Kurtarıcılar, Kutsal Ruh'lar, Rab'ler, Putlar..vb.) eden, kitap yazma selahiyetleri veren KABULLERİNE göre, Tanrı imal etme dışında HİÇBİR ŞEYİ YARATAMAZ (yaratamaz değil, Yaratamaz) konumunda. Kendilerine kendi isteklerince kitap yaza yaza, Kafalarına uygun Tanrı profilinide KURTULUŞ REÇETELERİ olarak ortaya koyuvermişler.

Kabala XV. yüzyıl Avrupa'sında da son derece yaygınlaşmıştır. Kabala'nın genel doktrinini, Evrenin bir bütün olduğu, belli bir düzene göre hareket ettiği, evrende görülen her şeyin Tanrı'nın bir parçası ve yer yüzündeki yansıması olduğu, insanın da, evrenin ve dolayısıyla Tanrı'nın bir parçası olma sebebiyle adeta küçük evren sayılması gerektiği şeklinde özetlemek mümkündür (Vahdet-i Vücud, Vahdet-i Mevcud, Macrocosmos, Microcosmos).

Kabala ve benzeri akımlara göre; Tanrı evrendeki herşeyi kendinden bir parça olarak, belli görevler vererek serbest bırakmış.
Tanrı adına her ne kadar kitaplarında Yaratma kelimesi kullansalarda verdikleri secerelerde Adem Tanrının oğlu olarak gösterilmekte. Buradan da anlaşılıyor ki, onların yaratma kelimesi "müzisyenlerin yeni bir parça yarattım" demesi gibi birşey.

Meydana getirme / seçtim / atadım anlamında sarfedilen eylem bildirme işlevini yaratma olarak kullanıyorlar (sözler ve notalar var. 8. Notayıda bulabilen yok) Kitaplarında Tanrı adına yazdıkları "İnsanı kendime benzer yarattım / meydana getirdim" ifadesi onlara yeni ilhamlar kazandırmış. Yeni felsefi DİNLER /görüşler geliştirmişler.

Yaratılış.......5:1 Adem soyunun öyküsü: Tanrı insanı yarattığında onu kendine benzer kıldı.
Yaratılış.......1:26 Tanrı, ‹‹İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım›› dedi, .................
Yaratılış.......1:27 Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu.İNSANLARI ERKEK ve DİŞİ olarak YARATTI
Yaratılış.......5:2 Onları erkek ve dişi olarak yarattı ve kutsadı. Yaratıldıkları gün onlara ‹‹İnsan›› adını verdi.

Bu felsefi DİNLERİ; Tanrının kendine BENZER yarattığını söylediği yer yüzündeki TANRININ YANSIMASI olan insanın; evrenin ve evreni meydana getiren Tanrı'nın bir parçası olması sebebiyle, adeta KÜÇÜK EVREN sayılması gerektiği şeklinde özetlemek mümkündür (Vahdet-i Vücud, Vahdet-i Mevcud, Macrocosmos, Microcosmos).
   
   
  Bu inancı hayallerinin DİNAMOSU yapmış olanlara göre; Tanrı evrendeki herşeyi, kendinden bir parça olarak, belli görevler vererek serbest bırakmış. Tanrının İnsanı kendine benzer kıldığı kabul etmişler hatta tüm Tanrı nitelendirmelerini İNSAN SİLÜETİ formunda resmetmişler. Hem düşüncelerinde hem tablolarında ikonlarında.

Bu akımın İTTİFAK ortakları, Tanrının yer yüzünde YANSIMASININ İNSAN olduğunu HAYALLERİNİ güçlendirmek için görüşleri içine dahil etmişler. Elbette bu dahiyane kabullerinden de çok mutlu olmuşlar. Nasıl mutlu olmasınlar, nasıl BAL ve SÜT akan nehirleri VAAD etmesinler, hemde yanında SONSUZ YAŞAM promasyonuyla.

ATALARI Tanrı insanı kendine benzer kıldı diye kitaba yazmış, takipcileri ise; Tanrının kendine benzer kıldığı İNSAN yaratılmış değil, TANRIDAN BİR PARÇADIR saptamalarıyla bu kurtuluş hayallerini DORUK noktalarına taşıtmışlar. "Kendin pişir kendin ye" olayı söz konusu ama burada PİŞİRENLER PİŞİRENİ yiyecekler gibi gözüküyor. Oysa ortada pişen bir şey yok sadece yakılmış bir ateş var.

Neden mutlu oldukları ortada değil mi? Tanrı eğer Evren'i meydana getirense, yani EVRENİN TAMAMI ise yada Evren onun yansımasıysa o halde kendi silüetinde, kendine benzer ve kendinden bir parça olarak yarattığı İNSANDA, KÜÇÜK EVREN sayılır.

"Tanrıda var olan bütün unsurlar, yansıması olan İNSANDA DA olmak zorunda" çıkarımı, VAHDET-İ VUCUD'cuları, VAHDET-İ MEVCUD'un EVREN OLARAK VAR OLDUĞUNA ve insanlarında onun bir parçası durumunda olduğuna iyice inandırmış (VAHDET-İ MEVCUD: TANRI =EVREN özdeşliği çerçevesi içinde Meteryalist bir düşünce denilebilir. Evrenin tamamı için kullanılıyor). Tıpkı: MAKRO-KOSMOS'u (Macrocosmos) meydana getiren MİKRO-KOSMOS (Microcosmos) ilişkisi gibi.
   
  YARATILMA OLMADIĞI SÜRECE HER YENİ BİREY TANRIDAN GELDİĞİNE GÖRE TANRI SÜREKLİ KÜÇÜLMEKTE KARŞI TARAF İSE SÜREKLİ BÜYÜMEKTE. BU DURUMDA TANRI'DAN OLMAYANLARIN NE OLMASI GEREKİYOR. ELBETTE SAPKIN OLMASI GEREKİYOR.

İmanı olanların, İman ettiği kaynağa döneceği noktasından hareketle; İMANI YOK OLAN HER BİREY, ONLAR İÇİN ÇARESİZ KENDİLERİNE KATILACAK OLAN YENİ BİR MİKRO EVREN DURUMUNDADIR
   
  Tanrı içindeki, Tanrı'dan parça olan BİR'imlerin, BİR (birlik) olması sağlanabilirse, VAHDET-İ VÜCUT (Varlık Birliği) birliği de meydana gelmiş olacaktır. Böylece hayalleri olan, solagan hale getirdikleri TEK ve BİR'İ gerçekleştirmiş olacaklardır.

Önderleri ise, 'Vahdet-i Vücut'cu tüm varlıkların önderleri' tarafından kabul gören ATAMA MESİH olacaktır.BİR'temsil eden, BİR'liğin sözde/görünürdeki patronu, ittifakla karar verecekleri ATAMA MESİH olacaktır. Atama Mesih elbetteki Hıristiyan (Müslüman gruplar mesih onlara geleceğini zaten kabul etmiş durumda) olacaktır.
   
   
  DİYALOG; dinleri KAVUŞTURMAK projesidir.Dinlerin, Amentularını aynı yapma Projesidir. BİR'de BİR'liği sağlama projesidir.
   
  DİNLERİN DİYALOĞU yani BİR'liği;Farklı yapıda, farklı amaçlara hizmet etmesi için oluşturulmuş, birçok geminin biraraya gelerek konvoy oluşturması gibi yorumlanabilir
   
  Diyalog konvoyunun Amiral gemisi; Hıristiyan Katolikler ve Ortodokslar,
Diyalog konvoyunun kaptanları; Yahudi örgütleri (ve Yahudileşen) organazitörleri,..
Diyalog konvoyunun motoru ve dümeni; Dinlerin Teolog'ları (icad edilen meslek) ....
Diyalog konvoyunun yakıtı ; Siyasiler
Diyalog konvoyunun diğer gemi sorumluları; Dinlerin cemaatlarına hükmedenler, ...
Diyalog konvoyunun tayfaları; diyalog tellalliği yapanlar..
Diyalog konvoyunun yolcuları; tüm dinlerin diyalogcu kesimine bağlı olanlar. Bunların Diyalog gemisi aldatmacasına kanan / gözleri boyananlar...
   
  Kavuşturulan/kavuşulan yerin neresi olduğu Gemiden, kaptanlarından, yöneticilerinden ve tayfalarından belli değil mi?
  İnsanların, yaşamlarını sürdürdükleri toplumlar GEMİ/GEMİ İÇİNDE denilirse, geminin kah sakin, kah fırtınalı denizlerde yol alması gibi; toplumlarda çeşitli çalkantılar içinde farklı akımlara kapılarak, varlıklarını sürdürmeye / devam ettirmeye çalışıyor.

Kimi; akımlara kapılıp o akımların parçası haline geliyor,
Kimi; fırtınalara dayanamayıp batıyor,
Kimi; kılavuz kaptanı karga olduğundan mıdır nedir, bilinmez dümdüz yolda yolunu kaybediyor,
Kimi; sürekli çalkantılar içinde, motorları tükendiği için girdaplardan kurtulamıyor,
Kimi; oluşan sis perdesinden dolayı önünü gelen tehlikeleri göremiyor,
Kimi; çalkantısız bir koyda başına gelebilecek fırtınadan habersiz gününü gün ediyor,
Kimi; fırtanadan kurtulur kurtulmaz, tehlikeleri unutup, sen-ben mücadelesine giriyor,
Kimi; kendisini daha güçlü bir tekneye yedeğe aldırmış onların dümen suyunda idare ediyor.

Kimi; enerjisi bitmiş dolaşırken İstanbul'u sponsor tayin ediyor, soranlara da "enerjimiz İSTANBUL'DAN" diyor,
Kimi; bayrak çekip istanbul'a çakma olmak istiyor,
Kimi; yön duygusu kaybolmuş sersem sersem dolaşıyor.

Kimi; bayrağı yok liman liman dolaşıp her bayrak kabulümdür diyor,
Kimi; dünün fareleri, tırtıkcıları, korkakları, pisliklerine gemiyi ele geçirtmiş, kemirtip duruyor,....vs, vs..
   
  ALLAH KUR'AN'I KERİM'DE
  6 - EN'AM.......... 63. De ki: “Sizler, açıktan ve gizlice ona ‘Eğer bizi bundan kurtarırsa elbette şükredenlerden olacağız’ diye dua ederken, sizi karanın ve denizin karanlıklarından (tehlikelerinden) kim kurtarır?”
29 - ANKEBUT....65. Gemiye bindikleri zaman dini Allah’a has kılarak O’na dua ederler. Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman ise bir de bakarsın ki, Allah’a ortak koşuyorlar.
31 - LOKMAN......31. Görmedin mi ki, gemiler Allah’ın nimetiyle denizde akıp gitmektedir. Allah bunu âyetlerinden bir kısmını size göstermek için yapmaktadır. Şüphesiz ki bunda hakkıyla sabreden, hakkıyla şükreden herkes için ibretler vardır.
31 - LOKMAN......32. Onları (denizde,) bir dalga gölgelikler gibi kapladığında, dini Allah’a has kılarak ona yalvarırlar. Allah onları kurtarıp karaya çıkarınca, onlardan bir kısmı orta yolu tutar. Bizim âyetlerimizi ise ancak son derece kaypak, son derece nankör olanlar inkar eder.

42 - ŞURA........ 32. Denizde dağlar gibi yüzen gemiler, O’nun varlığının delillerindendir.
42 - ŞURA........ 33. O, dilerse rüzgârı durdurur da onlar denizin üstünde durakalırlar. Elbette bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
42 - ŞURA........ 34. Yahut (içlerindekilerin) yaptıklarından dolayı onları helak eder, birçoğunu da affeder.
42 - ŞURA........ 35. Allah böyle yapar ki, âyetlerimiz hakkında tartışanlar, kendileri için kaçacak bir yer olmadığını bilsinler.
   
  Şimdi bu ayetlerin ışığında, Hz. Musa'nın yanına gittiği, İlim sahibinin DELDİĞİ GEMİNİN ne olduğunu düşünün.GEMİYE BİNİYORLAR durumu kavrıyor ve sonrasında İÇİNDE KENDİLERİ ve İNSANLAR VAR İKEN GEMİYİ DELİYOR. Delinme sonucu hasar küçük ki hemen batmıyor (Çünkü Hz. Musa, gemiyi içindekileri boğmak için mi deldin" diyor demek ki gemi batma derinliğinde ama batmadan karaya ulaştığı da hasarın az olduğunu da ilim sahibinin, 'gemiyi delme sebebi' anlatımından anlıyoruz.) Fiziksel olarak delinmiş, bildiğimiz tekne hemen onarılır tekrar seferlerine başlar, Haydut kral da onları yakalar. Yahut oralara gelip savaşmaktan yoksun bu insanları, toplayıp götürür. O halde, delinen YOLCU-YÜK GEMİSİ o, toplumun derdine çare bir çözüm olarak gözükmüyor.
   
  ALLAH, KUR'AN'I KERİM'DE İLİM SAHİBİ İÇİN..
  18 - KEHF.......... 71. İkisi birlikte yola koyudular. Bir süre sonra gemiye bindiklerinde, tuttu gemiyi deliverdi. Mûsa dedi: "İçindekileri boğmak için mi deldin onu? Vallahi korkunç bir iş yaptın!"
18 - KEHF.......... 79. “O gemi, denizde çalışan bir takım yoksul kimselere ait idi. Onu yaralamak istedim, çünkü onların ilerisinde, her gemiyi zorla ele geçiren bir kral vardı.”
   
  İlim sahibi, (ALLAH'IN İLİM VERDİĞİ, ALLAH'IN EMRİ İLE HAREKET EDEN) günlük kurtarışlar yapmayacağına göre, ora halkını uzun vadeli hangi esaretten, katılımlardan kurtardı.Kurtarmak için yaşamlarına nasıl müdahale etmiş olabilir. Delinen gemi mi? Yoksa; toplumun yaşamına, kara kabus gibi çökmüş olan yapılanma mı?.SEFER HALİNDE İKEN, geminin delindiği belirtildiğine göre; Toplumu sevk etmeye çalıştıkları karanlık emellerin, geri dönüşü olmayan "sessiz gemileri mi"? O, TOPLUMUN İÇİNDE OLDUĞU GEMİ DELİNMESE İDİ toplum seferinden dönermiydi yoksa İLİM SAHİBİNİN UYARILARINI KULAK ARKASI MI EDERDİ?
   
  Böyle gemiler Dünya da mevcut mu?Açık denizler de av bekleyen Krallar var mı? Gemi isimleri ile amaçları örtüşüyor mu? Gemi vaat ettiği rotaya mı gidiyor. Geminin rotasını anlayabilir miyiz? Kaptanların,rota güvence sözlerine inanmalı mıyız? Geminin rotasını, ancak içine bindikten sonra mı anlayabiliriz? Geminin rotasını anlayamazsak biri gelipte bizi kurtarır mı? Birileri "bu gemi yanlış yolda" diye süreklide bağırsa (ben bildim bileli sürekli de bağıra bağıra ikazlar yapılıyor. Kur'an ayetleri bu rota yanlışlıklarını adeta haykırıyor) bizler MAKAM SAHİBİ, EFENDİ LAKAPLI, APOLETLİ, KAFTANLI, YALDIZLI, BABACAN YÜZLÜLER, KAPTANLAR DURUKEN; bizleri uyaran, sıradan insanların uyarılarını dikkate alırmıyız, o dini unvanları olmayanlara inanırmıyız.Bizlerin de yanlış yoldan çevirmek için; İLLAKİ, BİRİLERİNİN İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ GEMİYİ DELMESİ Mİ GEREKECEK?
   
  KONUMUZ, DİYALOG OLDUĞU İÇİN, Diyalog gemisi fiziki olarak mevcud olmuş mu.Böyle bir gemi olabilir mi var mı?
   
  ACABA DİYORUM; Mana olarak kasdetdiğim DİYALOG GEMİSİ fiziki anlamda. sembolikte olsa Diyalog GEMİSİ mizanseni HAYATA GEÇİRİLMİŞ Mİ? DİNLERİN TEMSİLCİLERİ bir araya toplanıpta hep birlikte Haçlı-Putlu ayin yapılmış mı? Tanrı edindiklerine delil olsun diye, Tüm din mensuplarıyla Küresel Kutsama yapılmış mı? Küresel barış, küresel yeşil adı altında, küresel dinin ilk yemeği yedirilmiş mi?
   
  Sorunun cevabı EVET. Diyalog filosunun AMİRAL GEMİLERİNDEN FENER PATRİĞİ Bartholomeus'un böyle bir seferi var. Green Patrik unvanı ile çıktığı bu sefer öncesinde bol miktarda el sallanmış ki; görevini yerine getirmenin mutluluğu içinde, amaçları doğrultusunda hala şevk ile çalışmakta.
   
 
  İŞTE DÜNYANIN ÇATISI ve HİZMETE GİRMESİNİ SABIRSIZLIKLA BEKLEYEN GREEN PATRİK.Kendi imzasını atan, kendine yakın olan varlıkları davet eden ayinin sahibi olan Patrik.Varlıklarının şahitliğinde dua eden DİN MENSUPLARI.
   
 
   
  HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ BÖYLE BİR GEMİ SEFERİ NİYE YAPILIR? Kutupları görmek amacı taşısaydı, atlardı özel uçağına DEVLET BAŞKANI GİBİ turalayıp gelirdi. Dünya barışı, Dünya kardeşliği ve sevgi gibi deyimler, sinsi savaşın sürdürüldüğü günümüzde sadece yüz jimlastiğine yararı olsun diye sarfedilen sözler. Dinlerin kardeşliği, ulusların kardeşiliği, Ülkelerin kardeşliği ise hep ensest tecavüzleri için oluşturdukları platformlar halinde seyrine devam ediyor.
 
  "Hepimiz İBRAHİM'İ DİNLERİZ / dinlerdeniz" diyerek, İbrahim'i dinler kandırmacasını "DİNLERİN DİYALOĞUNA" MASKE YAPIYORLAR. ALLAH, KUR'AN'ı KERİM'de; Hz. İBRAHİM'in, MÜSLÜMAN OLDUĞUNU BİLDİRİYOR..
  3 - ALİ İMRAN.....67. İbrahim ne Yahudi idi ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah'ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah'a ortak koşanlardan da değildi.
   
  "DİYALOG; dinleri KAVUŞTURMAK projesidir.Dinlerin, Amentularını aynı yapma Projesidir.BİR'de BİR'liği sağlama projesidir".dedik.Peki! Amentuları, aynı yapmak neden bu kadar önemli. Söylemlerinde dini inançlara müdaheleyi kınamıyorlar mı, Hiç kimse dini inançlarına göre değerlendirilemez, aşağılanamaz, dışlanamaz demiyorlar mı? İbadetler kişi ile inandığı arasındaki antlaşmadır, iletişimdir diye ahkamlar kesip, sempozyumlar, konferansalar düzenleyip ülke, ülke gezmiyorlar mı? Kitaplar yazdırıp, filimler, belgeseller yaptırmıyorlar mı?

O halde ne oluyor da evlerinde sıcacık otururlarken, birden bire celallenip, bütün dinler BİR olmalı DİNLERİN BİRLİĞİ ( birlik odaları gibi) olmalı diye orta yere fırlıyorlar. Neden bunca yıldır, ALLAH'ın indirdiklerinden uzak durup, ALLAH'ın "sizin için seçtim" dediği din olan İSLAM'DA, ata_atalarına da emredilmiş olan MÜSLÜMANLIKTA OLMA GAYRETİ İÇİNDE OLMADILAR DA, tüm davetleri, peygamberleri duymamazlığa geldilerde; ne oldu da birden bire tek bir dinde, BİR'lik olalım diye ortalık yerde dolaşır oldular. .

Elbette bu gayretler; ALLAH'IN İNDİRDİĞİNİN KARŞISINA YENİ BİR DİN ÇIKARMA arzularının bir parçası olarak binlerce yıldan beri sürdürdükleri çalışmalarının hamleleri. İletişim olanaklarının artması nedeniyle, Dünya'da olup biten herşey gözler önüne seriliyor.

Onlarda bu iletişimin bu olanaklarından yararlanarak her koldan çalışmalarını amaçları doğrultusunda sürdürüyorlar.Elektroniğin, imkanlarını kullanmakta olağan-üstü yetenekler sergileyen, BİR'likciler ttifak içindeki konumlarını güçlendirebilmek için yararlı gördükleri bu türlü organizasyonları yapıyorlar.Bilinç altı 25. Kare misyonerlik faaliyetlerine de ağırlık veren BİR'likciler elektroniğin ve görsel sanatın tüm imkanlarını kullanıyorlar.

Sanal misyonerlikte, kendi ve hedef imajları bilinç altlarına bıraktıkları gibi; düşünme mekanizmalarını bloke eden ne-idüğü belirsiz ucubeleri de beyinlere pompalıyorlar.Elbette, bu eylemleri gerçekleştirirlerken izlerini bazen bilinçli, bazen zorunlu, bazen istemeyerek, bazen de imza niyetine bırakıyorlar.(ABD doları üzerindeki izler, imzalar gibi)
   
  Edindikleri tanrılarının delillere işaretlere ve tütsülere ihtiyacı vardır.
Kendisine tabii olanların, olayları yönlendirmesine ihtiyacı vardır.
Kendisine tabii olanların, yeryüzünde fiziki güçlere sahip olmalarına ihtiyacı vardır.
Kendisine tabii olanların, ordularına ihtiyacı vardır.
Kendisine tabii olanların mutlak egemenliğe sahip kadrolardan olmasına ihtiyacı vardır.
Kendisine tabii olanların; sadık, işbilir, ortaya koyulan vaatlerin peşinden asla ayrılmayan, hedeflerin gerçekleşmesi için her yolu mubah gören emirleri kayıtsız şartsız yerine getiren (G.Bush "Tanrı bana bu işi hallet dedi" diye ayakkabı üstün hizmet ödülüne layık görüldüğü IRAK'A postalları girmesi gibi) müritlere ihtiyacı vardır...

Sabırlı, azimli, ihtiras dolu, müritlerinin vaatlerine sımsıkı sarılmasını ister.Vaatler o kadar çok ertelenir ki, binlerce yıl geçer ama bir türlü dünyaya egemen olma gerçekleşemez. Tekamül üçgeni tamamlanamaz / yerine oturamaz. Pir'leri, Horus'ları, Ra'ları, Kozmik bilinçleri, Yüce mimarları, isimleri "şu-bu" olan efendileri bir türlü egemenliğini kuramaz /saltanatı başlayamaz
   
  Her hizmetli nerede ise kendi yaşamı içinde (yada kendisinden hemen sonra) bu VAATLERİN GERÇEKLEŞECEĞİ hayali ile çalışır durur.Hedeflerin gerçekleştiğni göremediği gibi kendisinden sonrada gerçekleşmediğinin de farkında olamadan, VAAT'cinin vaatlerine kanarak/bakarak, mutluluk diyarı olarak benimsediği boyuta, törenlerle uğurlanır.

Bu tür kehanet dedikleri stratejileri ATA MİRASI olarak kabul edip o yolda sadakatle ilerleyenlerin durumu; tıpkı sürekli uzayan/uzatılan don lastiği üzerinde yol alan bir mikro boyutta ki varlığın/ organizmanın haline benzer. Sürekli ilerler ama yol bir türlü bitmez. Engeller aşılır, yollar saptanır, amaca uygun panlamalar yapılıp stratejiler saptanır ama hedefe bir türlü varılamaz.Hedef çok yakınlarda görünür gibi olursada, erişilemez, elde edilemez.Katedilen yol uzarda uzar.Oysa; mikro-organizma, don lastiğinin üzerine birakıldığında, lastiğin boyu sadece bir karıştı.

İşte böyle bir yolda bir türlü gelmeyen ara duraklar ve gerçekleşmeyen vaatler beraberinde seri olarak üretilen sayısız mini hedefleri de yanında taşımaya başlar. Bu üretilen sayısız mini hedeflerin bazılarının gerçekleşmesi, uzun yolun yolcuları tarafından sevinçle karşılanır. İşte bu isabet eden hedefler, "Kitaptaki KEHANET çıktı, PİR'imin DEDİĞİ ÇIKTI..vb" yorumlarına sebep olur.

Yıllar içinde kanıksanan nesilden nesile sözlü yada yazılı olarak aktarılan, niyetler, tahminler ve amaçlar toplumların yaşamlarında (gelenek/adet/ibadet haline getirilmiş halde) sürekli gündemde tutulan hedefler olarak yer alır.O hedefler çok eskilerden gelen gerçekleşmemiş ve gerçekleşme ihtimali bilinmeyen ama gerçekleşmesi beklenen, gerçekleşmesine bel bağlanan, ata öğüdü tahminler olduğu içinde, bunlara kehanetler denmiştir..O anlatılanlardan gerçekleşen yada gerçekleşmiş izlenimi veren hedefler olduğunda da "bak kehanet gerçekleşti" denilir.
   
  (Eski Ahit'te Peygamberler ve din adamlarıda KAHİN OLARAK ANILIR. Kahinlerden kimini iyi, kimini kötü olarak değerlendirirler. İyi kahinler kendilerinden olan, tanrılarının seçtikleri, diğerleri ise kendi tanrılarına hizmet etmeyen tipler olarak resimlendirilir. Eski Ahit'te Peygamberler, Tanrı tarafından seçilmeyebilir. Hileye kanan peygamber istemediği birini peygamber atayabilir. Tanrı bu seçime itiraz edemez. Hile farkedilse bile kahinlik unvanı geri alınamaz. Kandırılan İsak'ın, Yakup'u peygamber olarak seçmesi gibi...Yaratılıs...27/1-36)

(Not:Dikkat ederseniz bu isimlerin önüne Hz. Gibi, üstlük/kutsallık veren, erişilmezliği, saygıyı ifade eden, ön takılar kullanmıyorum. Bu kitaplarda anlatılan, karakterlerin (karektirsizliklerin), tiplerin Kur'an'ı Kerim'de , Allah'ın elçilerim diyerek tanıttığı, peygemberlerle ancak isim benzerliği olabilir. O adresi verilen kitapların, nasıl ilahi orjinalleri ile isim dışında bir benzerlikleri yoksa, anlatılan kişilerinde, Peygamber'lerle isim dışında bir benzerlikleri olamaz)
   
  ESKİ VE YENİ AHİT'TE YER ALAN KİŞİSEL İSTEKLERİ, SELAMLARI, ÖFKELERİ, ENSEST İLİŞKİLERE AİT ÖRNEKLERE, BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  Anlaşıldığı gibi;Kehanet dedikleri şeyler esasında onların yol haritalarıdır. Yapacakları eylemlerin, gerçekleştirecekleri operasyonların raporlarıdır. Genellikle şöyle söylenir, "vay be! abi adamların her dedikleri çıkıyor", Adam ne yazmışsa aynen oluyor" Esasında, ortada adamların yazdıkları ve dedikleri oluyor diye birşey yok. Onlar dediler diye olan birşeyde yok.Hava tahmin raporu gibi birtakım fikirler beyan edebilirler. BU ONLARIN, GAYBI BİLDİKLERİ, GELECEĞİ TAYİN EDEBİLDİKLERİ SONUCUNU ÇIKARMAZ. Kahanet dedikleri şeyler, onların niyetlerinin, amaçlarının ortaya serilmesi, kağıda geçirilmesindir. Niyetleri ve amaçları aynı olan yada onların konvoyuna katılanlar, bu kehanet denilen izler üzerinde ittifaklar kurup, platformlar teşkil edip, stratejiler saptayıp BİR'likte hareket edebilirler. Konvoylar oluşturabilirler.
   
  Ortaya inançların olduğu bir din anlayışı çıkar. Hurafelerin, ritüellerin, şekilciliğin üst seviyede olduğu, adetlerin ibadetleştirildiği, ibadetlerinde adet haline getirildiği, batıl inanaçların, rivayetlerin hüküm sürdüğü, bir-şeylere inananmayı iman olarak kabul eden, dinler anlayışı ortaya çıkar.İçtenlik, iman kaybolmuş, eksiksiz, kusursuz yapılan tapınmalar ortaya çıkmıştır.

ALLAH KUR'AN'I KERİM'de ŞÖYLE BUYURUYOR..
34 - SEBE.......... 40.Allah’ın, onları hep birden toplayacağı, sonra da meleklere, “Bunlar mı size ibadet ediyorlardı?” diyeceği günü bir hatırla!
34 - SEBE.......... 41.(Melekler) derler ki: “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar cinlere ibadet ediyorlardı. Onların çoğu cinlere inanıyordu.”

Nemrut'un putperesliğini küfürle ananlar, farkına varmadan, eşyadan, taştan, sopadan, isimlerden, sayılardan, renklerden, medet umar bir hale getirilmiştir.İnsanlar, Allah'ın, vermediği (vemediğine/verilmediğine inandıkları) şeyleri, çalışmadan, çabalamadan elde edebileceklerine inandırılmıştır.Allah'ın, sadece gözetleyen konumunda (yaratan) olduğunun öne çıkarılmıştır. Bu kabulün yanında; belli şartlar yerine getirildiğinde, Allah'ın önceden vermediği (vermediğine/verilmediğine inandıkları) şeyleri/istekleri mecburen yerine getirdiği beyinlere yerleştirilmiş.

   
  Kozmik bilinç, Evrenden isteme, beyin olumlamaları, Kuantum, isim değiştirme, türbelere, kiliselere mum yakma, adaklar, taşlar, yüzükler, renk tercihleri, kabala ipleri, tılsımlı takılar, tütsüler, sayısınca dua okuma,..vs..gibi.Allah'tan istediği ama Allah'ın vermediğine inandığı, arabayı, kısmeti, evi, okulu, Falanca kiliseye ip çekmekle, falancı taşı takmakla, filancı evrenden istemekle elde edebileceğine inananlar ordusu ortaya çıkar.
   
  TAŞTAN, İPTEN MEDET UMANLARIN KULLANDIĞI, TILSIMLI DENİLEN KABALA İPİNİN HİKAYESİNİN ANLATILDIĞI SAYFAYA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  BULUŞMA ÇADIRI,YAHVE'NİN İSTEDİĞİ BUHUR-TÜTSÜ KONULARININ İŞLENDİĞİ "YAHVENİN ÇADIRI ve BUHURU" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  ALLAH, KUR'AN'I KERİM'DE...

7 - A'RAF........... 51. Onlar dinlerini oyun ve eğlence edinmişler ve dünya hayatı da kendilerini aldatmıştı. İşte onlar bu günlerine kavuşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi nasıl inkar edip durdularsa biz de onları bugün öyle unuturuz.
   
 
   
 

İnsanlık var olduğundan beri, (İlahi din, dışı kabulleri olan) hiç kimse; taşa, toprağa, ağaca tapmamıştır. Onların çevresinde var olduğuna inandığı güce aldığı pozitifliğe tapmıştır.Toplanma yerlerinin işareti olan İkon, Heykel, Haç gibi, nesnelerin etrafında tapınmıştır. Nemrut'ta, Taşlara değil, taşların etrafında yoğunlaşmış olan (ona ve gelenlere/kendisine gelenlere pozitiflik vererek, müşteri memnuniyeti peşinde koşan) Tanrıcılık oynayan, şeytani varlıklara tapınmıştır. O varlıklarda, bugünkü falcılara yaptıkları gibi bazı haberleri, pozitif enerji yaymayı kendi elemanları olarak gördüğü bu zatlara vererek, onları takip edilenlerden yapmıştır..On'larda Tanrıcılık oynamışlardır.

Allah'ın, vermediğine inandığı bir şeyi, Allah'a rağmen elde edebileceğine inananlar ancak cahillikte direnenlerdir. Tamamen Tanrı inancının hakim olduğu bir inanç şeklidir. İpi kopartmadan çekenlere "isteklerini yerine getirin" diye emreden, ipi, kopartanların ve konuşanların isteklerini geri çeviren, ilah inancı ancak; putperest inanca sahip olan dinlerde, atanmış/seçilmiş Tanrı inançlarında olur..

ONLARIN, DİYALOG ALTINDA İSTEDİKLERİ, İMANİ DEĞERLERİ KAYBETMİŞ, KENDİLERİNİN İŞARET ETTİĞİ, HERHANGİ BİRŞEYE İNANAN TOPLULUKLAR . Herhangi birşeye inanılmasını, istemelerinin nedeni; Tapındıklarını memnun edebilmek, toplumları, kontrol edebilmek, yönlendirebilmek ve elbette kurdukları din sanayisinin / imparatorluğunun getirisinden mahrum kalmamak. Firavun'da da bu kabul vardı. Yoksa durup dururken herhangi bir yerden esinlenmeden ben TANRI'yım, ben Tanrının vekiliyim nasıl der? Birtakım, sihirler göstermeden/gösterenlere hükmedemeden, nasıl toplumunu ikna edebilir.

Hz. Musa ile büyücüler arasında olan, mucize ve büyü karşılaşmasında yenilgiye uğrayıp, sıradan bir insan olduğu ortaya çıktıktan sonra, Ordusunun ve toplumunun üzerindeki otoriteisini kaybetmiştir. Hz. Musa ve topluluğunu izleyebilmek için toplayıcılar göndererek halktan destek dilenmiştir. Ordusunu/ Askerlerini arkasına takıp/alıp Hz. Musa'nın peşine takılamamıştır.

Olayı öyle boyutlara taşımıştır ki; Tanrısına o kadar inanmıştır ki, Tanrılığa o kadar alışmıştır ki; iki tarafında açılmış dev su kütlelerini gördüğü halde; kendisininde, Hz.Musa gibi (o küçümsediği, kibrine yediremeyip kabullenemediği) geçebileceğini sanıyordu. Oysa Hz. Musa, Alemlerin Rabbi olan ALLAH'a teslim olmuş ve Alemlerin Rabbin'den, Firavun'un ummayacağı şeyi umuyordu. Firavun ise hiç birşey ummuyordu, çünkü o, göğsünde büyüttüğü ölümlü bir tanrı idi.

   
  Eğer onların dedikleri hemen olsa idi, şimdi, Dünya; tek devlet halinde, tek dine sahip, yüce pir tarafından ve altındaki konsil tarafından yönetiliyor olurdu.Eyaletlere bölünmüş kömün devletlerin/bölgelerin olduğu, Vatandaşları, BARKODLANMIŞ, SINIFLANDIRILMIŞ, düşünmeden yoksun bırakılmış (zombileştirilmiş), 4.ROMA DEVLETİ (gibi adla anılan). Bakın 2050 tahmini Dünya haritalarına, bunları aynen göreceksiniz.
   
  2050 HARİTALARI İLE GENİŞ BİLGİYİ BU SAYFADA BULABİLİRSİNİZ
   
 
   
  KENDİLERİNİ YENİ BİZANS İMPARATORU ve TRABZON GENEL VALİSİ OLARAK ATAYANLARLA İLE İLGİLİ SAYFAYA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  BİR YANDA; DÜŞÜNMEYİ TEŞVİK EDEN, DÜŞÜNCE ÖNÜNDEKİ ENGELLERİ KALDIRMAYA İNSANLARI DAVET EDEN İSLAM, DİĞER YANDA; DÜŞÜNCEYİ YOK ETMEYE ÇALIŞAN, DÜŞÜNCEYİ YASAKLAYAN DİYALOGCULAR ve HAYALLERİNDEKİ DÜNYA.
   
  Kehanetlere bağlı alarak bu izleri takip ederler. Kehanetleri tutturmak, tuttuğunu göstermek, edindikleri / tabii olduklarını mutlu ettiği gibi, müridlerinide kendilerine daha sıkı bağlar. Kehanetler onların yol haritası gibidir.Medet umdukları, o edindikleri varlıkların vaatlerini içerir. ALTIN ÇAĞ'DA hüküm sürecek; Dünya'nın çatısındaki (ALTIN KITA'da) TEK DÜNYA DEVLETİ, TEK DİN, TEK BAŞKAN ve BİR.Vaadin gerçekleşmesi için yani TEKAMÜLÜN TAMAMLANMASI İÇİN, PİRAMİTİN KOPUK PARÇASI İLE BİRLEŞİMİ SAĞLANMALIDIR.

Vaat edilen; ANA HEDEFLERİNE (Dünya hakimiyeti gibi) ulaşabilmelerini sağlayacak yollar; Marduk, 2012, Maya takvimi, Argemeddon...vs gibi etap/öncü kehanetler ile bu etaplar için gerekli olan sayısız alt kehanetleri içerir.
   
  DÜNYANIN ÇATISI için AYİNİN / KUTSAMANIN yapıldığı bölgeyi gösteren HARİTAYA BAKMANIZ YETERLİ..Ayrıca konu ile ilgili detayları "Horus Piraniti ve Oluşumu " sayfasında görebilirsiniz.
     
  DÜNYANIN ÇATISI, TEK DÜNYA DEVLETİ ve YENİ KITALARII, 51. BÖLGE, HORUS, PİRAMİT OLUŞUMU SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  İŞTE DÜNYANIN ÇATISI Green Patriğin Hizmete girmesini sabırsızlıkla beklediği, ayin düzenleyip kutsadığı varlıklarını bıraktıkları yer.
 
   
  Kısacası; kehanetler, kıyamete kadar verilen süre içinde, şeytani plan sahiplerinin, kat edecekleri hedeflerine ulaşmak için geçecekleri yolları gösteren bir haritadır.Bu harita iman edenleri / edecekleri korumak için verilmiş bir lutuftur. Allah'ın; "gazaba uğramışların", değil "dosdoğru yolunda" mümin olarak kalmak isteyenlere verdiği, karanlık yolların mimarlarlığına soyunanların güzergahlarını, planlarını bildiren haberlerdir. Onların hedeflerini, yollarındaki amaçlarını, geçiş yerlerini bilirsek tuzaklarına engel olmamız, tuzaklarına düşersekte kurtulmamız daha kolay olacaktır.
   
  ALLAH KUR'AN'I KERİM'DE KENDİSİNE SIĞINARAK ŞÖYLE YARDIM İSTEMEMEZİ BİLDİRİYOR..
  1 - FATİHA........... 5.Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.
1 - FATİHA........... 6. Dosdoğru giden yola ilet bizi...
1 - FATİHA........... 7. Kendilerine nimet verdiklerinin, üzerlerine gazap dökülmemişlerin, karanlığa/şaşkınlığa saplanmamışların yoluna...
   
  İşte o isteklerimizi rahatca gerçekleştirebilmemiz içinde, onların yapacaklarından haberdar olabilmemiz içinde, süslendirilmiş emellerini ortaya koyan, kehanet denilen yol boyunca, eylemlerini açık bir biçimde yapıyorlar.
Kendilerine övünç çıkartmak için, kendilerine kutsallık kazandırmak için ortaya attıkları, (vay be! dedikleri çıkıyor dedittirmek makamlarını güçlendirebilmek için) karanlık planlarını, kehanet dedikleri hedeflerin belirlemiş olduğu, kulvarlı yollarında gerçekleştiriyorlar.Kabuklu hayvanlar gibi, geçtikleri yerlere izlerini bırakıyorlar.Bizlere düşense o izleri takip etmek ona göre tedbirlerimizi almak.
   
  BÖYLE BİR ÖRNEKTE, ALTIN ÇAĞA hazırlanan ALTIN NESİL'cilerde var; Efendilerinin GİRDİĞİ KULVARA gözü kapalı olarak giren, o kulvarın ayrılmaz bekcileri ve savunucuları olarak yetiştirilen, ALTIN NESLİN ilk temsilcilerininde, YOLLARININ FİNİŞİNİ GÖSTEREN YÖN LEVHALARI VAR.
   
  ŞÖYLE BİR AMBLEM OLARAK KULLANDIKLARI, BAZI CAMİLERDE, JENERİKLERDE DE KULLANILAN HAT YAZILARI VAR.Burada önemli olan sembol olarak kullanılan yazının nevi değili kullanma amacı ve ona yüklenilen mana önemli. Sembolün tanıtımda şöyle diyorlar;

This symetrical caligraphy by a Br. Robert Lentz, a Franciscan Monk adoms a wall at the Golden Generation worship and retreat center in Saylorsburg. The artwork says "The One and the Only" ..........- "The One and the Only" -TEK ve BİRİCİK demekmiş...
   
 
   
   
  "Tek ve Biricik" ismi verilmiş bilader, rahip tarafından.Derin bir anlam içeriyor olmalı, Dinlerin birleşmesi gibi. Ortada bir yer belirleyelim, orada buluşalım, 'Orjin Dini' oluşturalım, Orjin dinde bir olalım, sonra, Allah'a, biz bir olduk/gölgen olduk, hadi seninle de bir olalım/sana karışalım fenafillah/ ışık olalım/ışıklara gark olalım/simetrin olalım, manasına benzer manalar içeriyor olabilir.

İşte; sana geldik ama grup olarak/birlik olarak, ("...gücü adına" voltran gibi birleştik). İbrahimi dinler olarak olarak birleştik, senden gelen her şeyde birleştik, SİMETRİN OLDUK, adeta gölgen gibi olduk tekamülü (üçgeni) tamamladık. "Madem hepimiz senden bir parcayız (En-el hak), artık bilki biz bir bütünüz/BİR'iz" . Kısaca," '1' (bir) vardır, '2' (iki) diye birşey yoktur, aslında '2' (iki), '1'in (birin) gölgesidir" vurgusu var gibi.. "TEK" veya "BİR" yerine "TEK ve BİRİCİK" isminin verilmesinin nedeni ne olabilir?
   
  Tek ve biricik ne demek? Tek kendisinden başka olmayan, eşi olmayan demektir.Matamatiksel "BİR" olmanın yanında, eşi olmayan "BİR" anlamında, BİR" dir. Matamatiksel olarakta "BİR" dir, eşit olanını da arasanız "BİR"dir, "TEK"tir. Alemlerin Rabbi Allah 'BİR TEK''tir. -Bir ve tek- değil. -Bir ve Biricik- değil o Ambleme verilen 'Tek ve biricik' ismi ile kasdettikleri ne olabilir?
   
  ALLAH KURAN'I KERİM'DE ŞÖYLE BUYURUYOR..
  Dinayet meali;.........112 - İHLÂS..........1.(d)- De ki: “O, Allah'tır, bir tektir.”
Y.N.Öztürk meali;....112 - İHLÂS..........1.(y)- De ki: O, Allah'tır; Ahad'dır, tektir!
Elmalı meali;...........112 - İHLÂS..........1.(e)- De ki; O Allah bir tektir.
S.Ateş meali;..........112 - İHLÂS..........1.(s)- De ki: O Allâh birdir.
   
  Biricik ise insandan, insana değişir. İNSANLARIN BİRİCİK SEGİLİLERİ VARDIR AMA SADECE KENDİLERİNE AİTTİR. Herkesin/hergrubun Rab-Tanrısı kendilerinin tanrısı olması gibi. Allah'ın bir olduğunu kabul etmelerine rağmen kendilerine ait biricikleri vardır ve kendilerine aittir.(Yahudilerin 'Yahuvası', Hıristiyanların 'oğul rabbı' gibi...vs)
HERKESİN BİRİCİĞİ KENDİNEDİR. BİR KİŞİNİN BİRDEN FAZLA BİRİCİĞİ OLABİLİR. BİRİCİK SEVGİLİSİ, BİRİCİK KEDİSİ, BİRİCİK ARABASI GİBİ..

Her iş için belirlenmiş tanrılar gibi. Yunan tanrıları gibi. Ör; Zeus, Hekül, Heros, gibi..Uğurlar, şanslar gibi..Ya medet 'falanca' gibi...Kopmadan, konuşmadan çekilen ipler gibi.. Rüyalara giren aksakallı dedeler gibi..Değiştirilen isimler gibi..Giyilen renkler,Takılan taşlar gibi..Yakılan buhurlar gibi..
   
  The True Furqan, adı altında Müslüman ülkelerde dağıtılan Kitapta ki, surelerin isimleri genellikle, Kuran'dan seçilmiş ama içerikleri tamamen kendilerine ait. Doğal olarak Sure başlangıçlarındaki besmeleyi de tamamen değiştirmişler. Elbette "TEK ve BİR" tanımlaması kullanarak..
   
  "Baba, Söz, Kutsal Ruh ve Tek ve Bir olan, Tanrının adıyla",manasına gelen, bu deyim ile başlıyor;"Bismi'l Eb el-Kelimetu'r Ruh el-İlahu'l Vahidu'l Uhed".
   
  "Bir" kelimesi matematiksel sayı olan 'bir' den gelmemektedir. "Bir olma" kelimesinden gelmektedir. "Haydi canlar bir olalım" gibi. Tek olan Allah'ın, yanına başka güçlerin varlığını anlatmak için kullanıyorlar. Amblemdeki simetri de, bu bir olanı simgeliyor olsa gerek.Tek ve Bir veya Tek ve Biricik demek Allah'ın yanında medet umdukları güçlerin olduğunun ifadesidir. Müslümanlıkta nasıl geçtiğini yukarıda, İHLAS SÜRESİNDE gördük. Eğer bir (tekliği ifade eden sayı olarak ) ile tek birlikte meal/anlatım/ifade içinde yer alacaksa, aralarında "ve" bağlacı kullanılmıyor
   
  Amblem, Bursa Ulu Camii duvarında bulunan, ya hat yazısından kopyalanmış, yada oraya da yapılmış. Camii'deki yazıya, başka anlam ve manalar yüklenmiş olabilir.Camiide bulunan, o yazı bir rahibin çok sevdiği simetrik yapıda yapılmış olmasına rağmen, kimse TEK ve BİRİCİK ismini de takmamış olabilir.Camii' de, var olan, bir yazının, amblem olarak kullanılması, ve bunun yeni bir şeymiş gibi, (pocono mesajları ile birlikte) üstelik bir rahibe maledilerek (birader Frankiscan Rahibi) duyurulması, derin manalar içeriyor gibi .

Amblem, röportajın ana konusu olduğu gibi, bazı TV belgesel jeneriklerinde yer almakta. Demek ki, bizlerin algılayamayacağı tasavvufi derin anlamlar içeriyor olsa gerek. Amblemin kendisinin manasından çok ona atfedilen isim ile ona ismi verenin Ortodoks esaslı rahip olması dikkati çekiyor.

Mesela diyelim ve düşünelim; Rahip, neden bu amblemi bu kadar seviyor. Neden ambleme, Tek ve Biricik adını takmış olabilir?. Amblemdeki Simetriklik neden vurgulanıyor. Simetri, aslı ile aynı olan demek -benzeşmenin ötesinde- DİKKAT EDİLMEZSE KOPYA, ASLI İLE /asıl olan ile KARIŞTIRILABİLİR.
   
  Altın nesil için bu simetrik grafiği yapan ve 'Tek ve Biricik' ismini veren, bir rahip demiştik.Kim bu rahip? Rus Ortodoks din görevlisi, Fransisken rahibi. Br. Robert Lentz, isminin başındaki -Br.-, birim anlamına gelmiyor, BROTHER'in kısaltılmış hali. Bilader, kardeş demek. Kendi sitesinde öyle yazıyor. Masonların bilader'leri gibi, Cemaatteki Abi'ler gibi.(Müslüman görünümlü, Sebataycılar gibi. Hırıstiyan görünümlü Yahudi oldukları, Baskılardan kurtulmak için bu yolu benimsedikleri, öne sürülüyor.)

Fransisken rahibi: Aziz Francesco’nun 1208-1210 tarihlerinde, Papa III. Innocentius’un izniyle kurulan tarikat. Fransiskenler tam bir yoksulluk içinde, dilenerek yaşarlar (mış demek gerekir bizimki saltnat sürüp yoksulluk , madurluk rolü yapan, kesimin temsilcisi) ve yoksul halk çevrelerinde İncil’in hükümlerini yayarlarmış. Sırtlarında kahverengı bir cüppe, bellerinde önden düğümlenen bir ip-kuşak, çıplak ayaklarında ise sandalet, başlarında bir kukuleta olur imiş. Bizim yoksulluk temsilcisi rahip, Dünyanın dört köşesindeki, diyalog kuruluşlarının herbirinde yönetici olarak bulunmakta. Emekli maaşımdan başka gelirim yok diyen Fethullah Gülen'e de böyleleri yaraşır.
   
  Kutsallarına bile komiklik katmaktan çekinmeyen, Fethullah Gülen'in Altın nesline kendisini bu kadar kabul ettiren/saydıran rahip bu Taktığı isimle neleri kasdetmiş olabilir?. Söz konusu bilader Rahip olunca, elbetteki Onların, diyalog adına, "Amentümüz bir" diyerek bizleri de davet ettikleri, Fethullah Gülen'in bizzat, "Bugünkü Tevrat ve İncil'e uyanlar cennetliktir" diye kefilliğini koyduğu kitaplarına bakmak gerekir. BİRİCİK, "TEK ve BİRİCİK", "TEK ve BİR" NE İMİŞ bakalım ve görelim.
   
  1 Yuhanna-1John..4/9 Tanrı, biricik Oğlunun aracılığıyla yaşayalım diye O'nu dünyaya gönderdi ve böylece bize olan sevgisini gösterdi.

Yuhanna..1/14 Söz insan olup aramızda yaşadı. Biz de O'nun yüceliğini, Baba'dan gelen, lütuf ve gerçekle dolu olan biricik Oğul'un yüceliğini gördük.

Yuhanna..1/18 Tanrı'yı hiçbir zaman hiç kimse görmemiştir. O'nu, Baba'nın bağrında bulunan ve Tanrı olan biricik Oğul tanıttı

Yuhanna..3/16 Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlunu verdi. Öyle ki, O'na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, ama hepsi sonsuz yaşama kavuşsun.

Yuhanna..3/18 O'na iman eden yargılanmaz, iman etmeyen ise zaten yargılanmıştır. Çünkü Tanrı'nın biricik Oğlunun adına iman etmemiştir.

Matta..........11/27 «Babam her şeyi bana emanet etti. Oğul'u, Baba'dan başka kimse tanımaz. Oğul'dan ve Oğul'un Baba'yı tanıtmayı dilediği kişilerden başkası da Baba'yı tanımaz.
   
  KATOLİK KİLİSESİNİN TANRI&OĞUL ANLAYIŞI NEDİR? Meryemana Katolik kilisesinin yayınlarına göre; KATOLİKLER, Hani!! "Rabbin aciz kulu" diye mektup yazılan ve elleri öpülen, elele vererek İNANÇSIZLARA KARŞI İTTİFAKLAR kurulan, Sultan Ahmet Camisin de zafer işareti yapan PAPA'YA BAĞLI VATİKAN merkezli kiliselerden bahsediyorum........................www.meryemana.net/meryem/tr/misc.php?id=20&par=9&td=11
   
 
   
  AMENTULARIMIZ AYNI ilanları yapılanlar, kendi ifadeleri ile İMAN KONUSUNAşöyle yaklaşıyorlar..
 

VATİKAN...Katolik kilisesi din ve ahlak ilkeleri sayfasında ....................www.meryemana.net/meryem/tr/misc.php?id=20&par=9&td=11

Tanrı’nın
biricik Oğlu Mesih İsa’ya inanıyorum......İyi Haber: Tanrı Oğlunu gönderdi.......... Diye başlayan inanç ilkelerinin, iman esaslarının maddeleri sıralanıyor.
(suhik_not: AMENTULARIMIZ AYNI DİYENLERE DUYURULUR. AMENTUYA KEFİL OLUP CENNETLİK DİYENLERE DE DUYURULUR.)

  III. Tanrı’nın biricik Oğlu

454 Tanrı'nın Oğlu adı, Mesih İsa'nın Babası Tanrı'ya olan biricik ve ebedi ilişkisi demektir: O Baba'nın ve Tanrı'nın Kendisinin biricik Oğludur. Hıristiyan olabilmek için Mesih İsa' nın Tanrı'nın Oğlu olduğuna inanmak şarttır. (Bkz. Hİ 8, 37, 1 Yu 2, 23)

"...Çünkü kuzu Rablerin Rabbi, Kralların Kralıdır" (Esinleme 17:14). Mesih'in ikinci gelişinde elbisesinin üzerinde "KRALLARIN KRALI VE RABLERİN RABBİ" yazılı olacak (Esinleme 19:10).

444 İnciller İsa’nın yaşamının iki önemli anında, Vaftizi ve Görünümünün Değişmesi olaylarında Baba’nın onu "sevgili Oğlum" (Bkz. Mt 3, 17, 17, 5) olarak belirten sesinin duyulduğunu aktarırlar.

İsa kendisini "Tanrı’nın biricik Oğlu" (Yu 3, 16) olarak nitelendirerek bu adla ezeldeki varlığını doğrular. ( Bkz. Yu 10, 36) İsa "Tanrı’nın biricik Oğlu adına" inanılmasını ister (Yu 3, 18). Bu Hıristiyanlık inancı, İsa daha Çarmıhta iken yüzbaşının haykırışında ortaya çıkar: "Bu adam gerçekten Tanrı’nın Oğluydu" (Mk 15, 39). İnanlı "Tanrı’nın Oğlu" ünvanına en yüksek önemi ancak Paskalya gizinde verebilir.

445 İsa’nın Tanrı’nın Oğlu olma niteliği dirilişinden sonra yüceltilmiş insanlığında ortaya çıkar: "Kutsallık Ruhu sayesinde ölüler arasından dirilerek kudretle Tanrı’nın Oğlu ilan edildi" (Bkz. Hİ 13, 33) (Rom 1, 4). Havariler, "Biz Onun yüceliğini, Baba’dan gelen, nur ve gerçekle dolu olan biricik Oğlunun yüceliğini gördük" (Yu 1, 14) diyebilirler.

446 Eski Ahit'te yer alan kitapların Yunanca çevirisinde Tanrı'nın Musa'ya açınladığı (Bkz. Çık 3, 14) sözle ifade olunamaz adı YAHVE, Kyrios ("Rab") olarak çevrilmiştir. Rab sözcüğü o zamandan beri İSRAİL TANRISININ Tanrılığını ifade etmek için kullanılmaya başlandı. Yeni Ahit bu güçlü "Rab" adını hem BABA hem de TANRI'NIN KENDİSİ olarak kabul edilen İsa için kullanıyor, (Bkz. 1 Kor 2, 8) bu bir yeniliktir.

449 İsa'ya Tanrısal Rab adını veren Kilise'nin ilk inanç ilkelerinde, başlangıçtan beri TANRI BABA'YA ait olan güç, şeref ve yücelik aynı zamanda İsa'ya da aittir, çünkü İsa "Tanrı özüne" sahiptir ve Baba İsa'nın bu üstünlüğünü Onu Ölüler arasından dirilterek ve Onu yüceliğine yükselterek gösterdi.
   
  KUTSAL KİTAP.ORG sitesinden TEK ve BİRİCİK izahatı.....http://kutsalkitap.org/index.php?option=com_flexicontent&view=items&cid=293&id=293&Itemid=424
  Kutsal Kitap'ın bakış açısına göre Tanrı, bu dünyaya inmekle kendisini aşağılamamış tam tersine yüceltmiştir. Yeryüzünü ziyaret etmekle yüceliğine gölge düşürmez, aksine, insanlık önünde daha da yücedir. Aramızdaki varlığı O'nu küçültmez, övgülerimizin artması için daha da büyür.."Allahımız Rab, bir olan Rab'dir."
(2. Yasa 6:4) ..........Tanrı Oğlu İsa'nın Kutsal Kitap'taki anlamını kısaca özetleyelim;

1) Tanrı'nın eşsiz Oğlu sonsuzluklar boyunca Baba'dandır; Tanrı, O'nun aracılığıyla evreni yarattı ve her şey varlığını O'nda sürdürmektedir. Tanrı'nın kendini ifadesi olarak O gerçek Tanrı'dır.
2) Tanrı bizi sevdiği için, Tanrı'nın biricik Oğlu zaman ve yer sınırları içine girmiş, Bakire Meryem'den doğmuş ve İsa Mesih olarak adlandırılmıştır. Yeryüzünde insan biçimindeki Tanrı'nın kendisini ifadesi olarak aynı zamanda gerçek insandır.
3) Oğul Baba'nın niteliklerini taşır. Kudretli işleri ve kendini sevgiyle feda edişi Baba'nınki gibidir.
4) Oğul Baba aracılığıyla Baba tarafından O'nun açıklama ve kurtuluş işini yerine getirmek için temsilcisi olarak gönderilmiştir.
5) Oğul Baba'nın kişisel çağrısıdır. Tanrı'nın kendisini ve sevgisini insanlığın görebileceği işitebileceği ve anlayabileceği biçimde ifade edişidir.
6) Oğul, Baba'ya kusursuz hizmet verir. Baba'da Oğul'un iradesine karşılık vermeye istekledir.
7) Baba ve Oğul Efendi ve Hizmetkar, Gönderen ve Gönderilen, Açıklanan ve Açıklayan arasındaki tam karşılıklı eşsiz bir ilişkide Bir'dirler.

   
  ...."Allahımız Rab, bir olan Rab'dir." (2. Yasa 6:4) 7. maddeden."..tam karşılıklı eşsiz bir ilişkide Bir'dirler." Tanrı olan RAB ile EŞSİZ İLİŞKİDE BİR olmaları. BİR'de BİR olmak.İşbirliğinde "BİR" olmak, BİR'likte olmak
   
  GÖRDÜĞÜNÜZ GİBİ VATİKAN'IN GÖRÜŞÜ DE AYNI..BABA TANRI ve BİRİCİK OĞLU....... "AMENTULARIMIZ AYNI" DİYENLERE, AMENTUYA KEFİL OLUP CENNETLİK DİYENLERE DE DUYURULUR.
   
  İMAN ÇITASI NEDİR? NİSA SURESİ 136. AYETTE Kİ;"Ey iman edenler,İman edin" ÇAĞRISI İLE İLGİLİ YAZIYI BU SAYFADA OKUYABİLİRSİNİZ..
   
  TEK olan Tanrı, BİRİCİK ise; 'Tanrının oğlu' olan, oğul Rab/Oğul tanrı. Bir rahip bunu diyebilir, aklımın ermediği kendilerini müslümanlığın sahibi olarak gösteren, Altın nesilciler nasıl oluyorda bu ablemden, özellikle ona takılan isimden övgü ile bahsedip, röportajın ana konularından biri haline getirebiliyorlar.

Yapılış ve teşhir amacı TEK ve BİRİCİK üzerine kurulmuş, simetrik kuvvetleri yansıtan bu amblemi (üzerinde yazan yazı amaç kamuflajından başka bir şey değil.Herhalde oraya Tanrı ve bircik oğul yazamazlardı. Müslüman mahallesinde salyangoz satma tekniği gereği -Cambaza bak gibi- ) ALTIN NESİL sembolü haline getirip hedef olarak benimseyebiliyorlar.

RAHİP İÇİN BİRİCİK demek TANRI İSA demek. Altın Nesil'de bu görüşü bile, bile övgü ile isim vererek öne çıkarıyorsa; bu apaçık HIRİSTİYANLIK PROPAGANDASIDIR.
   
  Aslın; Simetriği olan hangisi ? ... Hangisi Tanrı'yı, hangisi Oğul'u temsil ediyor? Yoksa birbirlerine eşitler mi?
   
  ÖNCE SİMETRİK OLANLARIN EŞİTLİK DURUMUNA BAKALIM; "TEK ve BİR'i" veya "TEK ve BİRİCİĞİ", HIRISTİYANLAR EŞİT GÖRÜYORLAR MI?
   
  Filipililer........2/6 Mesih, Tanrı özüne sahip olduğu halde, Tanrı'ya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı.
Filipililer........2/7-8 Ama yüceliğinden soyunarak kul özünü aldı ve insan benzeyişinde doğdu. İnsan biçimine bürünmüş olarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini alçalttı.
   
  BU YUKARIDA YAZDIĞIM BABA-OĞUL, TEK ve BİRİCİK eşitliğini açıklayan maddelerin yorumunu kendi kalemlerinden okuyun. BAB TANRI ve İSA'nın Eşitliğini
   
  Tanrı, İsa Mesih’te İnsan Oldu...................................http://www.hristiyan.net/isamesihtanri/bolum5.htm
 

   Kutsal Yazılar İsa'nın hem tam olarak insan, hem de tam olarak Tanrı olduğunu öğretirler.  Pavlus; "Çünkü Tanrılığın tüm doluluğu bedence Mesih'te bulunuyor" (Koloseliler 2:9) demiştir.  İsa, tamamen Tanrı ve insan olduğundan dolayı, Baba'yla ve Kutsal Ruh'la eşsiz bir ilişki içerisindedir.

         İsa, doğumunda gönüllü olarak Kendisini Baba'nın yetkisi altına koymayı seçmiştir.  İsa bu şekilde davranmıştır, çünkü Tanrı'nın planına göre böyle olması gerekiyordu.  Pavlus bunu Filipililer 2:5-8'de şöyle açıklamaktadır: (suhikayeleri ara notu:Demekki; İsa istese BABA TANRININ ALTINDA olmayacaktı. DİKKAT ederseniz "TANRININ PLANI" böyleydi diyorlar. BABA TANRININ PLANINDAN bahsetmiyorlar.)

            Mesih İsa'da olan düşünce sizde de olsun.  Mesih, Tanrı özüne sahip olduğu halde, Tanrı'ya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı.  Ama yüceliğinden soyunarak, kul özünü aldı ve insan benzeyişinde doğdu.  İnsan biçimine bürünmüş olarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini alçalttı.

İsa'nın Tanrı'ya eşitliğini bıraktığını belirten söz, O'nun başlangıçta Tanrı'ya eş olduğunu gösterir.  (Burada kullanılan Grekçe kelime "eşitlik" anlamına gelen "isos" kelimesidir.  "İsos” geometride eşit açılı üçgenleri tanımlamak için de kullanılır).

            Filipililer'de okumuş olduğumuz ayetler, İsa'nın iki şekilde varolduğunu öğretir:  Tanrı olarak (a. 6) ve kul özünde olarak (a. 7), "insan benzeyişinde" varolmuştur.  Pavlus'un, İsa'nın insan benzeyişinde kul özü almasından bahsetmesi, bunun beklenmeyen birşey olduğunu vurgular, çünkü Tanrı insan oldu.  İsa Tanrı'ya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak olarak görmedi. ......       

   
  YUKARIDAKİ ANLATIMA GÖRE; İsa esasında BABA TANRI ile EŞİT olan TANRI, Planı gereği mütevazilik gösterip, yeryüzüne EŞİTİNİN EMRİ altında Meryem'den doğarak gelmiştir .(Uzay filmlerin de olur. Uzaylı yaratık gelişebileceği bir rahim arar)Yukarıdaki anlatıma ve ayetlere göre; İSA istese gelmeyebilir, "TEK ve BİR" olarak "BABA TANRI" ile BİR'likte YARATTIKLARI evreni, BİR'likte idare edebilirlermiş.AMENTULARIMIZ BİR DİYENLERE DUYRULUR...
   
  İbraniler/Hebrews.1/2 Bu son çağda da her şeyin mirasçısı olarak belirlediği ve aracılığıyla evreni yarattığı kendi Oğluyla bize seslenmiştir.
   
  Gerçi eşitlikte-üstünlük ilkesine göre / eşitlikte-birincilik ilkesine göre, BABA TANRI, İSA TANRIDAN daha üst ve önce olduğu anlaşılıyor.
   
  Kloseliler......1/16 Nitekim gökte ve yeryüzünde, görünen ve görünmeyen şeyler, tahtlar, egemenlikler, yönetimler ve hükümranlıklar, her şey O'nda yaratıldı. Her şey O'nun aracılığıyla ve O'nun için yaratılmıştır.
   
  O HALDE, ŞU SORUYU KENDİNİZE SORABİLİRSİNİZ; geleceğini iddia ettikleri Mesih'i Tanrı aynı zaman da Tanrının kendisi mi? atanacak Mesih herhangi bir mucize gösteremeyeceğine göre onun,yine insan yapısına bürünmeyi seçtiğini mi söyleyecekler.?
   
  Peki SİMETRİK olandan hangisi BABA TANRI hangisi İSA TANRI olabilir demiştik.
   
  İbraniler........1/3 Oğul, Tanrı'nın yüceliğinin parıltısı ve O'nun varlığının öz görünümüdür. Kudretli sözüyle her şeyi devam ettirir. Günahlardan arınmayı sağladıktan sonra, yücelerde ulu Tanrı'nın sağında oturdu.

Markos........16/19 Rab İsa onlara bu sözleri söyledikten sonra göğe alındı ve Tanrı'nın sağında oturdu.
   
  Ambleme, bakıldığında (bakana göre) sağda olanın BABA TANRI olması gerekiyor. İsa, sağına oturduğuna göre.(elbetteki nitelendirdikleri Tanrı dediklerinin yüzlerinin bakana doğru dönük olduğunu abul ederek. AMENTULARIMIZ AYNI DİYENLERE DUYURULUR. Allah mekandan münezzeh ve tüm nitelendirmelerin ötesindedir.
   
  Anlaşıldığı gibi Ambleme rahibin TEK ve BİRİCİK demesi Hıristiyanlar için derin manalar içermekte.. Peki bizim tarafın diyalogcuları için derin manalar içeriyor olabilir mi?
   
  Kur'an yetim,Kur'an Öksüz, Kur'an sahipsiz, Kur'an'ın babası öldü diye ağlayarak, kaset yapanlar neyi kasdetmiş olabilir. Rahip tarafından, ambleme yapılan o nitelendirmeden, o takılan isimden habersiz olması beklenemez.Hele Altın Nesilciler tarafından benimsenmiş, övgü meselesi yapılmış, simetrili Tek ve Biricik isminden habersiz olması beklenemez.Etkinlik takvimlerinde, onu tanıtım ve duyurma sırası mı gelmişti?.(Eteklerdeki taşlar mı dökülüyor.Kelin ortaya çıkma vakti yaklaştı mı?)
   
   
  AMBLEMLERİ VE BURSA ULUCAMİİ
 
   
  Amblem için, ne anlatımda bulunursa, bulunsunlar doğrudur. Anlayamam, cahillikten olsa gerek. Soyut resmi, grafikleri, illüstrasyonu, sürrealist akımları, hiçbir zaman, anlayamadım .

Cahillik yaşamı sarınca, hayat 'tenekeden nesil' konumuna, mahkum olarak sürüyor. Gerçi ünlü düşünürümüz, H.Avşar,"Cahillik geçici, eşeklik ise bakidir" dedi. Tek tesellim, o bilgenin sözünün, bir gün gerçekleşmesi, bakarsınız cahillikten kurtulmuş, herşeyi anlar olmuşumdur.Cahillik geçici olduğuna göre; eşek'lik yapanlardan olmayayım, adam gibi, adam olabileyim yeterli.
   
  Simetrik olduğu, neden belirtilmiş (son yılların deyimi/modası olan A-simetrik değil). Simetrik olan; ikinci gücü vurgulamak için mi?. Asıl gücün de, gölgesi var vurgulaması için mi? Biz bir de, bir olduk demek için mi?.Tekamülü tamamlayınca/Fena fi-llah olunca, bir olacağız demek mi ?

Fena fi-llah ne demekmiş?; Fenafillah, "Ölmeden önce ölmek" anlamına geliyormuş. Görüşlerinin temel kavramları şöyle; Allah'ın varlığından başka ebedi olan gerçek varlık yoktur; varlıklar onu gösteren birer aynadır.

"Allah'ın" zatında, ruhun yok olması/bir olması gibi. Taoizm'de “hiçliğe erme”, Budizm'de “Nirvana'ya ulaşma”, Kabala'da “Yehova'yı bulma” gibi, inançlarla benzerlik taşıyan, bir görüş olarak özetlenebilir.
   
  YAKLAŞIK 10 ASIR ÖNCE; Hallacı Mansur'un, Enel Hak tezi için yola çıktığında, niyeti ne idi bilemem ama şimdiler de Enel Hak, fena-fillah, ışıklara gark olmak, Yaratan'da yok olmak bahane. Asıl amaç Tanrıyı oynamak, Tanrı gücüne sahip olabilmek. Yani TEK olan Yaratan'ın Yanında gölgede olsalar (arzuları simetrik olamak) BİR olabilmek. O neden 1 vardır, 2 birin gölgesidir gibi tezler türetiyorlar

En-el Hak'ı dile getirmeyi, onu hissetmeyi çok seviyorlar. Keza kozmik bilinç tezleride, metafizik görüşlerinin içinde yer alıyor. Evrende oluşan, ortak bilince sahip BİR'lik hayali. Bu oluşumla Vahdet-i Vücut'u tamamlamayı mı amaçlıyorlar. Öyle ya! Enel-Hak felsefesini kabul etmeden, Vahdet-i Vücut (Varlık Birliği) meydana getirilemez ki.

Enel-Hak kabulleri bunun için çok önemli.Evrende yaratılmış olan Herşey (duyu ötemizde olanlarda dahil) Allah'ın parçası (ondan bir parça) olmalı ki, meydana getirilen birlik (BİR OLMA), Allah, karşısında onun kadar olmasa da sesi çıkabilir, gücü hissedilebilir olsun.

Hayallerinde düşlerinde, şeyh uçuran hikayelerinde yaşattıkları, o kudretli yardımcılar olabilsinler. Duyu ötemizde olan, onların rüyalarından hiç eksik olmayan, onlara yol işaret eden, onlara kitaplar yazdıran, onlara makamlar ünvanlar veren, alemlerde yer edinmiş, mekanlar arası uçurdukları çeşitli isimler, unvanlar, maharetler verdikleri önderleri ile bu birlikteliği gerçekleştirebilsinler
   
  Hemde bu yolla bir taşla birkaç kuş vurmuş oluyorlar.Herşeyi "Allah'ın" parçası olarak görmek/ondan bir parça olarak görmek, ibadetlerinde yaptıkları her türlü sapkınlıkları da ortadan kaldırmış oluyor. İşaret olarak, kuvvet olarak gördükleri ve medet umdukları, biat ederek bağlandıkları herşeyi "Allah'ın" bir parçası olarak görmek iman yolundaki tüm kıstlamaları, kuralları MEKSİKA SINIRINA çeviriyor.

Unutmayın Meksika sınırını benimsemek/sahip olmak, güçlüye sığınmak yada zorunluluklardan kurtulmak istiyenler için vardır. Geçici meraklar, geziler için, tüm sınırlar aynıdır.Kuralları yerine getirirsin/Evraklarını tamamlarsın ve geçersin.Kısaca Meksika sınırı, kaçanlar, dönenler, sığınanlar için geçerlidir ve onlar için hep özlemdir.

Böylece, inaçlarında aracı olarak kabul ettikleri tüm hayali veya fiziki varlıklar ile peşlerinden gittikleri tüm varlıklarda Allah'ın bir parçası oluveriyor. Bakın ne kadar güzel bir şeymiş Meksika sınırına sahip olabilmek. Kah orda, kah burda.

   
  Diyalog'da, bir nevi inancın Meksika sınırı sayılır. Amaç cennete gitmekse; Fethullah Gülen de zaten "bugünkü Tevrata ve İncile inananlar Cennete gider" diyerek "fetva makamında" izin ve veriyor, o halde, kolayına gelen kitabı ve inancı seç, cennete git. Zanlarınca, Allah'a hiçbirşeyi ortak koşmuş olmadan, diledikleri gibi inanç sistemlerini oluşturmuş oluyorlar.
   
  ALLAH KUR'AN'I KERİM'de ŞÖYLE BUYURUYOR..
  34 - SEBE.......... 40.Allah'ın, onları hep birden toplayacağı, sonra da meleklere, “Bunlar mı size ibadet ediyorlardı?” diyeceği günü bir hatırla!
34 - SEBE.......... 41.(Melekler) derler ki: “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar cinlere ibadet ediyorlardı. Onların çoğu cinlere inanıyordu.”
   
  Sonuç olarak,Allah'tan bir şey isteme, ondan birşey umma zorunluluğu da böylece kalkmış oluyor. Efendi Hazretlerinden (ya! medet efendi demek), ruhlardan (serbestce dolaştıklarını, seslerini duyurduklarını varsaydıkları), renklerden, sayılardan, isimlerden, evrenden, olumlamalardan, kuantumculardan, kozmik bilinçten, simgelerden ve sembollerden direk olarak isteme imkanına da kavuşmuş oluyorlar.

Olmadı Havas'a müracaat ediyorlar, olmadı Vefk'ler yapıyorlar, daha da olmadı Kafaları değiştiremiyeceklerine göre, ya Anahtarı (inancı) değiştirip, kilidi açma yoluna gidiyorlar ya da; Kilidi (Rehberi/Hocayı) değiştirip anahtara uyduruyorlar.

   
  Oysa herşeyi Allah'ın, bir parçası olarak kabul etmek, imana en yakın yorumu ile (Vahdet-i vücut'un en yumuşatılmış tanımı ile) "Allah, herşeyi kendinden veriyor demek" Allah'ın sürekli Yaratıcı olduğunu red etmektir. Allah, "tüm evreni Yaratmamış kendinden vermiştir/veriyor" demek; "Allah, sürekli Yaratan değil, imal eden/yapandır" demektir.Bu da şirktir. Allah'ın Hallak/Halik sıfatını yok saymaktır. Dolayısı ile İman dışı bir inanç sistemidir. (Doğru ya günümüzde yaratma sıfatını genellikle sanatcılar kullanıyor. "yaptım/oluşturdum" demiyor, "yarattım diyor")

Vahdet-i Vücut'un ve Kabalanın gerçek görüşüne göre; Evrende Tanrıdan başka hiç birşey yoktur.Yani herşey TEK'tir.Varolduğunu sandığımız herşey Tanrı'nın bir parçasıdır. Yani YARATAN ve YARATILAN (mahluk) YOKTUR. Tanrı içinde, varlıklaşmalar (vucutlu veya vucutsuz olan herşey) vardır. Birey olarak Enel-Hak olma vardır.(Yahudi Kabala'sının Vahdet'i Vücut'un kurak koyucuları sayılan; Kabalacı Moşe Şem Tov de Leon ile Vahdet-i Vücut'un piri İbn Arabi çağdaşlar. İkisi de; Kurtubalı, tıp doktoru, filozof ve Aristotales'çi imiş.)

Tanrı içindeki, Tanrı'dan parça olan BİR'imlerin, BİR (birlik) olması sağlanabilirse, VAHDET-İ VÜCUT (Varlık Birliği) birliği de meydana gelmiş olacaktır. Böylece hayalleri olan, sologan hale getirdikleri TEK ve BİR'İ gerçekleştirmiş olacaklardır.

Önderleri ise, 'Vahdet-i Vücut'cu tüm varlıkların önderleri' tarafından kabul gören ATAMA MESİH olacaktır.BİR'temsil eden, BİR'liğin sözde/görünürdeki patronu, ittifakla karar verecekleri ATAMA MESİH olacaktır. Atama Mesih elbetteki Hıristiyan (Müslüman gruplar mesih onlara geleceğini zaten kabul etmiş durumda) olacak ve kitaplarında, ibadetlerinde göstermelik birkaç rutuş yapacaktır.
   
  Rutuşlar da eksiltme ve değiştirme şeklinde değilde, ilave halinde olacaktır. Örneğin, Çevşen okutturulacaktır. Böylece hıristiyanlar itiraz etmeyecek, diğer dinden olanların da gözleri boyanmış olacaktır. Ama asla ve asla Mesih elindeki Haçı bırakmayacaktır. Böyle olursa hıristiyanlık tamamen parçalanır. Papa gibi kanaat önderleri özür dilemek zorunda kalırlar ve afaroz edilirler.Yıllarca, Putpresliğe göz yumduklarından, inananlılarını kandırdıklarından dolayı.

Esas tahribat ve değişiklikler Müslümanlar için yapılacaktır.Rehber olarak Kuranı Kerim'in alınmayacağı belli, (Dinler arası diyoloğun, mimarları kurucuları, Kuran'ın Allah'tan indiğini inanmıyorlar. Müslümanlığı sapkın din olarak görüyorlar.) Fethullah Gülen ve cemaati, Kelime-i Tevhid'den Hz.Muhammed' çıkardıklarına göre de, Hz. Muhammed'i de rehber almayacaklar.

Gerçi;Müslüman Cemaat liderleri nasıl olsa bir yolunu bulur kendilerine tabii olanların gözlerini boyarlar."Mesih'in getirdiği ile amel etmek gerekir" denilerek, topluluklar Mesih'e uymaya çağıracaktır.Haç konusunda ise; Belki " Mesih haçı, o acı günün/o göğe yükseldiği günün hatırası olarak taşıyor" gibi laflarla, kapatırlar gibi geliyor. Amentülerimiz bir diye taraftarlarına bunu yutturanlar Haç konusunu da kolaylıkla aşacaklardır sanırım.

Böylelikle, insanların inanç/din algılamaları kendi isteklerine göre düzeltilerek, atama Mesih'in davet ettiği, hedef 'orjin dine' kavuşabilmesi sağlanacaktır."Mesih'in getirdiği ile amel etmek gerekir" denilerek, topluluklar Mesih'e uymaya çağıracaktır.

   
 

Mesih'in etrafında ve Haçın altında bütünen toplanmadan, o BİR'liğe hazırlık olsun diye ön çağrılar yapılmadı mı?
Aynı Amentüdeyiz, ana konularda biriz teferruat kısmı kaldı diye ilk çağrı yapılmadı mı?
Harran toplantılarında Tanrı ve vahiy konusunda kararlar alınacak tabular yıkılacak denmedi mi?
Kur'an mealini, Pavlusun mektupları ile benzerliklerini ortaya koyan kitabı yazmadılar mı?

"Uzun mesafeler aldığınız bu zorlu yolunuza katkıda bulunmaya, hatta müsade ederseniz katılmaya geldik diye mektup yazılmadı mı?.
Mektup sonrasında Vatikan (Haçın temsilcisi) patronunun elleri öpülmedi mi?.
"Bugünkü İncil ve Tevrat'a uyanlar Cennetliktir" diyerek ellerindeki mektuplardan müteşekkil zübürlerine, ilahi kitaplar izlenimi verilmedi mi?
Cennetlik tanımlamasıyla, O dinlerin de 'bu hali ile' (bugünkü hali ile) hiç bozulmamış olduğunun mesajları verilmedi mi?
Müslümanlara o dinlere de geçerek cennete gidebilisiniz vizesi olan fetva verilmedi mi?

   
  Ön çağrılar bunlar olursa gerçek tahribatın neler olacağını düşünmek bile istemiyorum
Herşey parça, parça olacağından, hiç kimse bütünü algılayamıyacak.
Kur'an'dan değilde Kanaat önderinin sözleri ie hareket eden, Kur'an değilde risale ve Cemaat efendilerinin önerdikleri kitapları okuyup, yorum yapanlar ne kadar saptıklarını bilemiyecekler.
Allah'ın, Rahmet ve Rehberiniz dediği Kur'an yerine, efendilerinin emrettiğini kılavuz edinenlerin varacakları yer/yerler hiçte iç açıcı değil.
   
  Edindikleri Rab'lerin, kurdukları ittifakların, isteklerini yerine getirebilsinler. Böylelikle, Vahdet-i Vücud hayallerine daha sıkı sarılabilsinler. Kavuşacaklarını sandıkları, TEK ve BİR özlemlerine bir adım daha yaklaşabilsinler diye tüm bu saptırmacalar, adres göstermeler..

Varlık birliği olmadan/oluşturulamadan, TEK ve BİR olamaz. TEK olan Tanrının karşısına ancak BİR'liği sağlayabilirlerse çıkabilirler. Kuantum'u ve onun felsefesini o yüzden çok seviyor olsalar gerek. "Olması imkansız olan şeylerin, olabilirliğine inanmak" teleffuzu bile insanı heyacanlandırıyor.

Kozmik bilinç gibi. Gün gelecek, kozmik oluşuma vucut veren mikro bazdaki bilinç, birlikte hareket etmeye karar vererek, makro bazdaki bilince dönüşecek.(yada o gücü bulacak).Ne kadar etkileyici değil mi?

Ana tez şu, madem herşey Allah'tan bir parça, o halde, tüm parçalar BİR araya gelirse, yani BİR'lik olurlarsa...yarı tanrı olurlar. (benim görüşüm değil, Enel-Hak felsefesi-Hallac-ı Mansur...Herşey için, Allah'tan parça demek, Allah'ın yaratıcılık vasfını yok saymak demektir. Kendisinden bir parça veriyor demek HAŞA Allah eksiliyor, bunun karşılığında kötülüğü temsil eden bütünü tamamlamak isteyen taraf -Ying_Yung- kuvvet kazanıyor demektir.Herşey, Allah'tan verilmiş (eksilen) bir parça demek neye taparsan tap demektir.)

BİR'in YERYÜZÜNDEKİ TEMSİLCİSİ OLARAKTA İSA İSMİ UYGUN GÖRÜLMÜŞ, İsa mesih gelecek diye de ortam oluşturulmaya çalışılarak, bilinçle ona hazırlanmaktadır. İsa diyerek ortaya sürecekleri, esasında VARLIK BİR'liğinin sembolü olan ATAMA bir zat olacaktır. Böylece TEK ve BİR oluşmuş olacaktır.

Yeryüzünde bunca! kan döken, zulüm sergileyen, işgaller yapan, fitne ve desise sahiplerine, Allah'ın, lutufta bulunup kurtarıcı göndermesi beklenemez.
Kim kimden kurtarılacaksa, Dünyayı ezenler kim?, kurtarılmayı bekleyenler kim?
Allah'ın, vahiylerini futursuzca tahrip edenlere, "Allah'ın indirdiği bunlardır, söyledikleri bunlardır " diyerek insanları çekinmeden ateşe götürenlere, adeta mümin olmayı yasaklayanlara, Allah'ın kurtarıcı, mesih, ilahi güç göndereceğini söylemek küfürdür.

Hz. Muhammed'i son peygamber, Kur'an'ı Kerim'i son kitap kabul etmeyen ve ona tabi olmayanlara Allah niçin ilahi bir güç göndersin.

Küfre alışanlar, yazdıkları metinlerde bunu açıkca işleyenler, konsillerinde, platformlarında, toplantılarında, Allah ve vahiy konusunda karar alarak, Allah'ın görev ve selahiyetlerine çeki düzen vermeye kalkanlar ve kendilerini bu konuda vekil tayin edenler zaten küfre alışkın olanlardır. Küfrü meslek haline getimiş olanlardır. Her fırsatta mesleklerini icra edebilmek, hünerlerini sergileyebilmek için fırsat kollayanlardır.

Amaçlarını zaman zaman dile getirmişlerdir..
Birinci bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırıldı, İkinci bin yılda ise Amerika ve Afrika,
Üçüncü bin yılda hedef Asya dır.” 24 Aralık 1999 Papa 2. John Paul, Milenyum mesajı.
“Kilisemiz bütün insanlığın mutluluğu içindir. Dinler arası diyalogun bizim için anlamı bütün insanları kiliseye ve İncile yani Hıristiyanlığa ulaştırma yoludur.” 6 Ağustos 1964'de Papa 6. Paul


Vahdet-i Vucut (varlık birliği) felsefesini, ortaya koyanlar, tepeye çıktıklarında neredeyse aya ulaşabileceklerini sanan zavallılardı.... Her biride, Yunan felsefelerine aşina olmuş, tanrılarından esinlenmiştir. Bu felsefenin, ürünleride, Ayı ve güneşi atlı arabaların çektiğini söyleyen, depremi öküzlerin sineklenmesine bağlayan, "Allah, gecenin üçte birlik diliminde dünya semasına iner" diyen, Ölülerden medet uman, bugün kendilerinden, Hazret / büyük ilim sahibi diye bahsedilen, din patronları ilan edilen din fabrikatörleridir / simsarlarıdır.
   
  Fethullah Gülen'de, o günkü kitaplarla bugünkü kitaplar tanımını kullanarak, kitaplar arasında benzerlik olmadığını söylemiş oluyor. Peki o halde, bizleri nereye çağırıyor.? TEK'in karşında BİR olmaya mı? Allah'ın Nur'unu söndürebilip, kendi NUR'larının (Nurculuk, Nur külliyatı) egemen olacağını mı?.

İnsanların hepsi IŞIK'ları görüpte EVLERİN'de (ışık evleri) toplandıklarında BİR'in gücünün, 'sözü dinlenecek' konuma mı geleceğini sanıyorlar. DİYALOG İLE ÖRÜMCEK ağının tamamlanacağını, metafizik öngörülerinin/arzularının, Allah'ın kudretine karşı koyabileceğinimi sanıyorlar. Bunlar, KARADULLARIN METAFİZİK HİKAYELERİDİR.

Tüm SİMYACILARIN YENİ BİR MADDE YARATABİLME özlemi ile yıllardır yanıp tutuşmaları gibi. Yeni bir madde yaratabilmek; "OL" demektir. Bu nedenle, bu tür çalışmalar,(Fransa'daki yer altı madde hızlandırıcıları gibi) onların tanrı ilanını, delillendireceğinden dolayı o grup için çok önemlidir. Newton'da yerçekiminin kurallarına vakıf olduğunda, yeni bir Tanrı/evrene hakim olan bir güç (ilahi emirleri olmayan) buldum diye çok sevinmiştir tüm masonik arkadaşları ile birlikte..

Yaratana karşılık yaratıcı olma çalışmaları; mc2 hayalleridir.
Evrenin hakimleri olarak çocukların bilinçlerinde yer açtıkları, He-men'le, Voltran'la, Avatarlar'la, Harry Potter'lerle, Yüzüklerin efendisi gibileriyle, ANCAK film ve çizgi romanlarda yaşatabilen, ya olursa diye, hayaller kurulan, ALLAH'ın NUR'unu söndürme çalışmalarıdır. Sapkın din oluşturma çalışmalarıdır. Sapkın inanç yollarını, düşünce mekanizmaları içine açma çalışmalarıdır. Bilinçlere sapkın inanç notları bırakma çalışmalarıdır.

GOD=mc2 peşinde koşuyorlar. Allah NUR yada IŞIK değildir. ALLAH'ın NURU BİLDİĞİMİZ BİLMEDİĞİMİZ, YARATILMIŞ OLAN HERŞEYİ KAPLAYAN BİR OLGUDUR/KAPLAMIŞTIR.
   
  Dinlerin Arasındaki Diyalog, "BİR'liği" sağlama aracıdır.. Amaç; VAHDET-İ VÜCUDU oluşturmaktır. Özetle; DİYALOG'A ÇAĞIRMA, esasında VAHDET-İ VÜCUDA (Varlık Birliği) ÇAĞIRMANIN FRENKÇESİDİR.
   
  ALAH'IN, karşısına var olduklarına inandıkları yada meydana getirebileceklerini sandıkları ve hedefleri olduğunu söylemekten grur duydukları "BİR'i", arzu ettikleri kuvvette oluşturabilmek. Tıpkı kozmiğin bilince kavuşma hayali gibi. (Onlara göre, esas Tanrı; TEK dedikleri BABA TANRI) Hayallerindeki hedefleri, ALLAH ile EŞİTLİK durumunu; BİR'liği temsil edecek olan BİR'İN lehine değiştirmek.

(http://www.hristiyan.net/isamesihtanri/bolum5.htm...sayfasında bu durum şöyle izah ediliyor."
İsa, doğumunda gönüllü olarak Kendisini Baba'nın yetkisi altına koymayı seçmiştir. İsa bu şekilde davranmıştır, çünkü Tanrı'nın planına göre böyle olması gerekiyordu. Pavlus bunu Filipililer 2:5-8'de şöyle açıklamaktadır: Mesih İsa'da olan düşünce sizde de olsun. Mesih, Tanrı özüne sahip olduğu halde, Tanrı'ya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı. Ama yüceliğinden soyunarak, kul özünü aldı ve insan benzeyişinde doğdu. İnsan biçimine bürünmüş olarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini alçalttı.)

Filipililer........2/6 Mesih, Tanrı özüne sahip olduğu halde, Tanrı'ya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı.
Filipililer........2/7-8 Ama yüceliğinden soyunarak kul özünü aldı ve insan benzeyişinde doğdu. İnsan biçimine bürünmüş olarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini alçalttı.

Eşitliği sağlayarak, "BULUŞMA ÇADIRLARINA", "BİR'de" "BİR" olarak girebilmeyi hayal ediyorlar.

Mısırdan Çıkış....33/7 Musa bir çadır alır, ordugahın dışına, biraz öteye kurardı. Ona 'Buluşma Çadırı' derdi. Kim RAB'be danışmak istese, ordugahın dışındaki Buluşma Çadırı'na giderdi.
Mısırdan Çıkış....33/10 Bulut sütununun çadırın girişinde durduğunu gören herkes kalkar, kendi çadırının giriş bölümünde tapınırdı.
Mısırdan Çıkış....33/11 RAB Musa'yla iki arkadaş gibi yüz yüze konuşurdu. Sonra Musa ordugaha dönerdi. Ama genç yardımcısı Nun oğlu Yeşu çadırdan çıkmazdı.

"BULUŞMA ÇADIRLARINA", "BİR'de" "BİR" olarak girebilmeyi hayal ediyorlar. Çünkü;YAPILAN ANTLAŞMAYA SADIK KALDIKLARINI göstererek TANRININ KENDİLERİNE VAAD ETTİKLERİNE sahip olmak istiyorlar. Toprak, sonu gelmez saltanat, ve sonsuz yaşam.

YAKUP'un TANRIYI YENDİĞİNİ kutsal kitaplarına yazanlar ve buna inanıp ona göre; TANRIYI DEĞERLENDİP, TANRI İLE OLAN İLİŞKİLERİNİ ONA GÖRE DÜZENLEYENLER, VARLIK BİR'liğini sağladıklarında, elbette TANRININ mecburen taviz vereceğine de inanırlar
 

 

  "BULUŞMA ÇADIRLARINA", "BİR'de" "BİR" olarak girebilmeyi hayal ediyorlar. Çünkü;YAPILAN ANTLAŞMAYA SADIK KALDIKLARINI göstererek BULUŞMA CADIRINDA Kİ TANRININ KENDİLERİNE VAAD ETTİKLERİNE sahip olmak istiyorlar. Toprak, sonu gelmez saltanat, ve sonsuz yaşam. Artık "BİR'de" BİR olduk. yani! "BİR'iz" kendimizi sana bağladık, BİR'liği sağladık, vaadlerini yerine getir.

madem ki; BABA TANRININ OĞLUSUN, madem ki; BABA TANRININ SAĞINDA OTURUYORSUN, madem ki; BABA TANRI İLE EŞİTSİN, madem ki; BU EŞİTLİĞİ PLANIN GEREĞİ BOZDUN, madem ki; BABA SENDE SEN BABADASIN, madem ki; EVRENİ SENİN ARACILIĞIN İLE YARATTIĞINI SÖYLÜYORSUN, madem ki; AFFETME YETKİSİ BENDE DİYORSUN, madem ki;, ......madem ki; DİYORSUN O HALDE Vaad ettiklerini yerine getir. Biz, bize "emrettiğin" gibi üstümüze düşeni yaptık.

Haydi, Allah'a, kafa tut, haydi krallığını ilan et, haydi tüm ulusları dize getir, ne emretiysen yaptık, sıra sende VARLIK BİR'liğide SAĞLADIK. Böylece istediğin gücüde sana organize etmiş olduk. En güçlü sen oldun, sıra sende. "SİZİ KURTARACAĞIM" dedin "HADİ BİZİ KURTAR".
   
   
  Sıraladığım yukarıdaki "madem ki" ile başlayan maddelerden sonra, cümlenin böyle bağlanması garip ve çelişkili gelebilir; ama değil.Çünkü, Yahudilerin buluşma çadırında buluştukları, Rab dedikleri YAHVE, İsa dediklerinin ta kendisi. Yani onlara göre; MUSA'nın YAHVESİ.Yani onlara göre; Musa, İsa'nın peygamberi konumunda BULUŞMA ÇADIRINDA, İsa ile görüşüyor.

YAHVE İSMİNİ, YAHUDİLER NEDEN TELAFFUZ ETMİYORLAR / ETMEKTEN KAÇINIYORLAR? Çünkü; TANRI DİYE TAPTIKLARI VARLIĞIN, Hıristiyanları, "TANRININ OĞLUYUM, Baba Bende Ben Babadayım" diye peşinden sürükleyenle, aynı varlık olduğunu biliyorlar. (Yezidi'lerin şeytan ismini teleffuz etmek istememeleri gibi)
   
  Teleffuz ederlerse tapındıkları Tanrının/edindikleri Tanrının, o varlık olduğu (kabul ettikleri) kendi ağızlarından ortaya çıkacak Adımı zikredin diyen Allah, neden adının anılmasını yasaklamış olsun ki? ALLAH'A, İMANLIYIZ GÖRÜNTÜSÜ ALTINDA, başka VARLIKLARI RAB EDİNENLER nasıl davranabilir ki;
   
  ALLAH KUR'AN'I KERİM'de Sakladıkları, Rab'lerini şöyle açıklıyor...
  2 - BAKARA........76. Onlar iman edenlerle karşılaşınca, “İman ettik” derler. Birbirleriyle baş başa kaldıklarında da şöyle derler: “Rabbinizin huzurunda delil olarak kullanıp sizi sustursunlar diye mi, Allah’ın (Tevrat’ta) size bildirdiklerini onlara söylüyorsunuz? (Bu kadarcık şeye) akıl erdiremiyor musunuz?”
   
  Ayetten de anlaşıldığı gibi; Allah'ın indirdiği Tevrat ve Kur'an'a uyanların, ALLAH'A iman'da fakları yok. Yahudiler'de bizlerde sizin gibi Allah'a iman ediyoruz diyorlar.Bunu nereden anlıyoruz? Yahudiler, sadece "İMAN ETTİK" demekle kalmıyor, ALLAH'ın TEVRAT'ta bidirdiklerinin aynı olduğunu, Müslümanlara örnekleri ile gösteriyorlar ki;." Allah'ın (Tevrat'ta) size bildirdiklerini onlara söylüyorsunuz? diyerek söyleyenleri kafalarını çalıştıramamakla suçluyorlar.

Burada soru şu; Eğer, HUZURDA DURACAKLARI RAB ile TEVRAT'ı ve İNDİREN ALLAH aynı ise; ALLAH'ın TEVRAT'ta onlara açıkladıklarının,Rabbimiz dediklerinin nezdinde aleyhlerine neden teşkil etsin ki; Allah zaten her iki tarafada her iki kitapta da kendisine iman edilmesini emretmemiş mi?

Eğer, HUZURDA DURACAKLARI RAB ile TEVRAT'ı ve İNDİREN ALLAH aynı ise;İMAN EMRİNİ YERİNE GETİRMENİN nesi suç olabilir ki?Eğer huzurda durulacak "RABBİMİZ" dedikleri ile TEVRAT'ı indiren ALLAH aynı değilse, yani ALLAH DIŞINDA RAB'LER EDİNİLDİ ise;huzurda durulacağı hayal edilen RAB, elbette, Allah'a iman edenleri cezalandıracaktır. Buluşma çadırında, görüşmeleri kabul edenin ve kutsallığı ilan edilenenin kim olduğu kendi ifadeleri ile ortada.
   
  VATİKAN, YAHVE ADININ TELAFFUZU YASAK olduğu için, MUSA zamanından beri YAHVE yerine RAB TANIMININ KULLANILDIĞINI SÖYLÜYOR..Yeni Ahitte, RAB adını Hem BABA TANRI hem de TANRININ kendisi olan İSA için kullanıldığını belirtiyorlar. Elbette," İLAHİ BİR DİNİ" DEFORME EDERKEN kavramların içiçe geçirilmesi özellikle YAPILAN BİR TAKTİK olsa gerek. Tanımlardan / kavramlardan, beyinler dolmuş, düşünceler karışmış,halde bir takım kabuller ekonomik, sosyal, sanatsal paketler eşliğinde kullanıma sürülmüştür.

"Ona da Rab, buna da Rab","Ama o BABA Rab, diğeri ise oğul Rab",
"Ona da Tanrı buna da Tanrı ama o BABA Tanrı, diğeri ise Oğul TANRI",
Baba Bende Ben Baba'dayım bana iman eden babaya iman etmiş olur.
ikiside özde eşit, ama Tanrı eşitliği planı gereği bıraktı. Önce söz vardı.Ben hep vardım...vs

Böylece, o isimle kasdedilen Tanrının hangisi olduğu, görevlerinin yetkilerinin birbirine geçmesinden dolayı içinden çıkılamaz olur.Hangisi, hangisiydi ya şaşkınlığına düşülmüşken/yaşanılırken Birden bire TEK TANRILI İLAN EDİLEN DİNDE 2 ADET TANRI OLUŞUVERİR.Amaç gerçekleşmiş, üye kabulleri başlamıştır.Derler ki, "bu söylediklerimiz yeni birşey değil, atalarınızda bu şekilde ibadet ediyordu, işte mektuplar, işte konsil kararları."
   
  Hz. İsa zamanında İncil'in yazılmış olmaması, Hz.İsa sonrası birtakım kişiler tarafından yazılan dini ve Hz. İsa'yı anlatan mektupların birleştirilerek KUTSAL KİTAP meydana getirilmesi ile bu tür kavram karmaşalarının ortaya çıkmasından daha doğal birşey olamaz.
   
  MERYEMANA KİLİSESİNİN AYNI YAZISINDAN...
  515 İnciller ilk inanan (Bkz. Mk 1, 1, Yu 21, 24) ve inandıklarını başkalarıyla paylaşmak isteyen insanlar tarafından yazıldı. İsa'nın kim olduğunu imanla tanıdıktan sonra, yeryüzünde sürdürdüğü yaşamındaki gizlerinin izlerini görmüş ve bunları göstermeye çalışmışlardır. ........
   
  VATİKAN, KENDİ İFADELERİ İLE YAHVE KONUSUNDA ŞÖYLE DİYOR;
Katolik kilisesi din ve ahlak ilkeleri sayfasında.......................www.meryemana.net/meryem/tr/misc.php?id=20&par=9&td=11

Tanrı’nın biricik Oğlu Mesih İsa’ya inanıyorum SPOT SLOGANI İLE................ (AMENTUMUZ BİRDİR DİYENLERE, KEFİL OLANLARA DUYURULUR)
İyi Haber: Tanrı Oğlunu gönderdi başlığı altında ki; III. Tanrı'nın biricik Oğlu maddesinde
   
  446 Eski Ahit'te yer alan kitapların Yunanca çevirisinde Tanrı'nın Musa'ya açınladığı (Bkz. Çık 3, 14) sözle ifade olunamaz adı YAHVE, Kyrios ("Rab") olarak çevrilmiştir. Rab sözcüğü o zamandan beri İsrail Tanrısının Tanrılığını ifade etmek için kullanılmaya başlandı. Yeni Ahit bu güçlü "Rab" adını hem Baba hem de Tanrı'nın kendisi olarak kabul edilen İsa için kullanıyor, (Bkz. 1 Kor 2, 8) bu bir yeniliktir.
   
  Mısırdan Çıkış/Exodus...33/19 RAB, "Bütün iyiliğimi önünden geçireceğim" diye karşılık verdi, "Adımı, Yahve adını senin önünde duyuracağım. Lütfetmek istediğim kişiye lütfedecek, acımak istediğim kişiye acıyacağım.
Mısırdan Çıkış....34/5 RAB bulutun içinde oraya inip onunla birlikte durdu ve adını Yahve olarak açıkladı.
Mısırdan Çıkış....34/6 Musa'nın önünden geçerek, "Ben Yahve'yim" dedi, "Yahve, acıyan, lütfeden, tez öfkelenmeyen, sevgisi engin ve sadık Tanrı.
   
  Yahudiler bir Tanrıya inanıyoruz diyorlar, hatta İsa Tanrı oğluyum dediği için İsa'yı taşlıyorlar, sonrada öldürüyorlar. Soru şu; eğer İsrail'in Tanrısı Yahve ise, buluşma çadırında konuştuklarıda, İsrai'in Tanrısı Yahve oluyorsa; Diğer yandan, İsa'da Yahve'yse, İsa'nın BABA dediği, Yahudilerin nesi oluyor.Yahudiler, onu (en uç yorumla)Tanrının oğlu mesih olarak değerlendiriyorlarsa, "Mesih gelecek" diyorlarsa; çadırda konuştukları, YAHVE kim? Gelecek dedikleri YAHVE kim? Gelecek olan kuzu kim? Beklenen Kral kim?
   
  VATİKAN KABULLERİNE DEVAM;
  "Kral" kelimesi, genelde insanlara verilen bir ünvan olmasına rağmen, Yeni Antlaşma, Mesih'ten, Eski Antlaşma'da bahsedilen kral gibi değil, "Kralların Kralı" olarak bahseder. "Çünkü kuzu Rablerin Rabbi, Kralların Kralıdır" (Esinleme 17:14). Mesih'in ikinci gelişinde elbisesinin üzerinde "KRALLARIN KRALI VE RABLERİN RABBİ" yazılı olacak (Esinleme 19:10). Eski Antlaşma'da da, Yahve (Yehova) "Tanrıların Tanrısı" ve "Rablerin Rabbi" olarak anılır (Tesniye 10:17).
   
  "TANRILARIN TANRISI KİM, RABLERİN RABBİ KİM?" Bu tanım bile onların, tapmasalar bile/bizim demeseler bile , BİRDEN ÇOK TANRIYA ve BİRDEN ÇOK RAB'BE İNANDIKLARINI/ ONLARIN VAR OLDUKLARINI KABUL ETTİKLERİNİ gösterir.
   
  Şimdi bu durumda; Musa ile insanlarla çadırda buluşan kim oluyor. İSRAİL'LİLERİN YAHVE'si KİM OLUYOR, Eğer, İsrail'in TANRISI YAHVE, İSA ise, ve İSA'nın birde BABA TANRISI varsa;İSRAİL'in 2. TANRISI KİM OLUYOR?

BU İNANÇ ÇERÇEVESİ İÇİNDE NASIL OLUYOR DA O DİNLER, TEK TANRILI DİNLER OLUYOR.
Nasıl oluyorda; o dinler ALLAH'tan gelmiş oluyor.
Nasıl oluyorda; o dinlere ait kitaplara göre amel edenlere (ALLAH'ın vaad ettiği) CENNET FETVASI verilebiliyor,
Nasıl oluyorda; dinlerin diyaloğuna bu şartlar altında MÜSLÜMANLIK SOKULUYOR/MÜSLÜMANLIK DAVET EDİLİYOR,
Nasıl oluyor da onların da kitapları ilahidir diye KUR'AN MEALİNDEN yönlendirmeler yapılarak BENZEŞİRLİĞİ İSPATA çalışılıyor.....vs
   
  VATİKAN .Katolik kilisesi din ve ahlak ilkeleri .....................www.meryemana.net/meryem/tr/misc.php?id=20&par=9&td=11

454 Tanrı'nın Oğlu adı, Mesih İsa'nın Babası Tanrı'ya olan biricik ve ebedi ilişkisi demektir: O Baba'nın (Bkz. Yu 1, 14, 18, 3; 16, 18) ve Tanrı'nın Kendisinin (Bkz. Yu 1, 1) biricik Oğludur. Hıristiyan olabilmek için Mesih İsa' nın Tanrı'nın Oğlu olduğuna inanmak şarttır. (Bkz. Hİ 8, 37, 1 Yu 2, 23)

"...Çünkü kuzu Rablerin Rabbi, Kralların Kralıdır" (Esinleme 17:14). Mesih'in ikinci gelişinde elbisesinin üzerinde "KRALLARIN KRALI VE RABLERİN RABBİ" yazılı olacak (Esinleme 19:10).
   
  HIRİSTİYANLIKTA, İSA'nın TANRI OLMADIĞINA İNANMAK, ZATEN DİNDEN ÇIKMAK DEMEK.

İsa'nın,
BABA TANRININ biricik oğlu olduğuna inanmamak Hıristiyan AMENTULARIN DA ASLA KABUL EDİLEMEZ.
İsa'nın TANRININ TA KENDİSİ OLDUĞUNU RED ETMEK, İMANDAN ÇIKMAK DEMEKTİR.
İsa'nın, TANRILIĞI üzerine kurulmuş bir din. TANRI ADINA KONSİLLERDE ALINAN KARARLAR sonucunda, dinden çıkma tehditleri ile yaptırılan kabullerle, Tanrının İsa olduğunu kabul eden bir din..
   
  Dinin imanını belirleyen esasın, ALLAH'tan, değilde Konsil aracılığı ile nasıl kabulünün yapıldığını şöyle anlatıyorlar. Sonra ALLAH'A, şirk olan bu karara uymayanlarıda, sapkın ilan ediyorlar, İNANÇSIZ kabul ediyorlar.
   
 

MERYEMANA.........Katolik kilisesi din ve ahlak ilkeleri .....................www.meryemana.net/meryem/tr/misc.php?id=20&par=9&td=11

Tanrı'nın
biricik Oğlu Mesih İsa'ya inanıyorum
İyi Haber: Tanrı Oğlunu gönderdi..........(suhik_not: AMENTULARIMIZ AYNI DİYENLERE DUYURULUR. AMENTUYA KEFİL OLUP CENNETLİK DİYENLERE DE DUYURULUR.)

   
  467 Monofisitler insan tabiatının Tanrı'nın Oğlunun Tanrısal kişiliği tarafından üzerine alınarak Mesih'te varlığını sürdürmeyi durduğunu iddia ediyorlardı. Bu dinsapkınlığı karşısında 451'de Kadıköy'de toplanan dördüncü ökümenik Konsil şöyle diyor:

Kutsal Kilise Babalarının görüşlerine uygun olarak, Rabbimiz Mesih İsa'nın tek ve aynı Oğul olduğunu, mükemmel Tanrılığa, mükemmel insanlığa sahip, gerçekten Tanrı ve gerçekten insan olduğunu, akıllı bir ruhtan ve bedenden oluştuğunu, Tanrılık açısından Baba ile aynı özde olduğunu, insanlık açısından da bizle aynı özde olduğunu, "günah dışında hepimize her şeyde benzer olduğunu" (İbr 4, 15); Tanrılık açısından yüzyıllar öncesinden Baba'dan doğan, bu son günlerde de, insanlık açısından bizim için ve bizim esenliğimiz için Tanrı'nın Annesi, Bakire Meryem'den doğduğunu oybirliğiyle kabul ettiğimizi resmen beyan ederiz.

468 Kadıköy Konsili'nden sonra, bazı kişiler Mesih'in insan doğasını bir tür kişi haline getirdiler. 553'te İstanbul'da toplanan beşinci ökümenik Konsil onlara karşı şu kararı aldı: "Üçlü-Birlik'in biri olan Rabbimiz Mesih İsa'da bir tek hypostaz [ya da kişi] vardır." (DS 424) Mesih'in insanlığındaki her şey sanki kendi kişisiymiş gibi Tanrısal kişiliğine mal edilmelidir, (Bkz. Efes Kon: DS 255) yalnızca mucizeleri değil, çektikleri (Bkz. DS 424) hatta ölümü de: "Bedeninde çarmıha gerilen Rabbimiz Mesih İsa gerçek Tanrı'dır, şanlı Rab'dir ve Kutsal Üçlü-Birlik'in Biri'dir." (DS 432)

   
  İşte tüm amaçları, konsillerde aldıkları ve imanın esası olarak kabul ettikleri, BİR'liğin üç ayağından, BİR olanının elini kuvvetlendirmek ve üstünlüğünü sağlamak.
   
  O HALDE; İLK YARATILAN OLDUĞU İÇİN,
TANRI OLDUĞU İÇİN,
BABA TANRININ SAĞINDA OTURDUĞU İÇİN,
YERYÜZÜNE İNSAN BEDENİ İLE GELDİĞİ İÇİN,
BABA ADINA HAREKET ETTİĞİ İÇİN,
HERŞEYİN YARATILMASINDA ARACI OLDUĞU İÇİN,
Matta..........11/27 «Babam her şeyi bana emanet etti. Oğul'u, Baba'dan başka kimse tanımaz. Oğul'dan ve Oğul'un Baba'yı tanıtmayı dilediği kişilerden başkası da Baba'yı tanımaz.

ONLARIN DÜŞÜNCESİNE
GÖRE; ÇADIRDA BULUŞTUĞU MUSA'DA, KAHİN DEDİKLERİ KİTAPLARINA ALDIKLARI, TÜM PEYGAMBERLER'de ESASINDA ONUN (İsa'nın) PEYGAMBERİ OLUYOR
   
  BURADA MERAK KONUSU OLAN BİR BAŞKA KONUDA;YAKUP'LA GÜREŞEN, YAHVE/BABA TANRININ BİRİCİK OĞLU NEDEN YAKUP'U GÜREŞTE YENEMEDİ? Yoksa O, BABA TANRI MI İDİ? İŞİN GERÇEĞİ İSE; SADECE YENİLMEZ İSRAİL, İMAJI İÇİN KİTABA KOYULAN BİR MİZANSEN'den başka birşey değil.
   
  İsa'yı, Tanrı diye kabul edenler, Hz. Muhammed'i peygamber olarak kabul ederler mi/ edebilirler mi? Bu kabulde, öyle iddia ettikleri gibi;son peygamber ilk peygamber sıralaması hiçte etken değil.Yahudilerle,Hıristiyanlar arasında böyle bir sorun yaşanmadığına ve sıralama tamamen kabul edildiğine göre Hz. Muhammed'i kabul etmelerinde başka sorunları var demektir. En büyük neden Hz.Muhammed'in benimsedikleri/ edindikleri, RABBİMİZ DEDİKLERİ TARAFINDAN SEÇİLMEMİŞ OLDUĞUNU biliyorlar.
(diğer peygamberlerinde Allah'ın resülu olduğunu biliyorlar ama nasıl olsa onların getirdiklerini RAB'lerinin İSTEDİKLERİ ŞEKİLDE DEFORME ettiklerinden, gerçekleri yok ettiklerinden,
"işte onlar böyle idi" diyerek geçiştiriyorlar.).

Çünkü Hz. Muhammed, onların benimsediklerinin yanlışlığını göstermek, ALEMLERİN RABBİ OLAN, ALLAH'A DAVET için gönderildi.
Onlar rab edindiklerine davet ederlerken, Hz. Muhammed ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH'a davet ediyor.Bu nedenle de,onlar Hz. MUHAMMED'İ KABUL EDEMEZLER / ETMEZLER.Hz. Muhammed'e, ALLAH'ın vahiy ettiği, KUR'AN'ı KERİM'i de kabul edemezler.Ederlerse tüm inanç sistemleri/sanayileri yıkılır. Ortada elle tutulur hiç bir şey kalmaz. Kendileri de bu kabulün nasıl olabileceğini belirtirlerken, benzer tezler öne sürüyorlar...
   
  Adana kilisesi açıklaması:"Hz. Muhammed ancak Kutsal Kitabın İsa Mesih ile ilgili tanıklığını kabul ettiği ölçüde Hıristiyanlar tarafından kabul görecektir. Aynı şekilde yine ancak Hz.Muhammet'in yaşamı ve öğretileri İsa Mesih'in çarmıhtaki kurtarışına tanıklık ettiği ölçüde Hıristiyanlar kendisini benimseyecektir".diyor.
   
 
   
  Hayal kuralım.Hz. Muhammed, Onların bahsettiği benimsemeye nasıl sahip olabilir.Bu benimsemeyi Hz. Muhammed adına beyleri memnun etmek için nasıl sağlayabiliriz. Mesela; yeni bir din oluşturulur, orada efendilerin arzularını tatmin edecek kurallar konur ve kabuller yapılır. Yani, Hz. Muhammed'in ağzından "Hz.Muhammet, İsa Mesih'in çarmıhtaki kurtarışına" tanıklık ettiği yazılır.

TANRININ sağında oturduğu söylenen, TANRI İSA'ya bağlılığını belirtmek içinde; Hz. Muhammed'in, Allah ile birlikte resullüğü vurgulanarak anıldığı
Kelime-i Tevhid'den ismi çıkarılır. Artık Hz. Muhammed'in öğretileri efendilerin arzularına göre yeni biçimine bürünmeye başlamıştır.
   
  Görüldüğü gibi dinler arası diyalog çağrsı, Hz. Muhammed'in ve Kur'an'ı Kerim'in tamamen devre dışı bırakıldığı bir anlayışa davet ediyor.

Diyalog için;ALLAH'ın, YANINDA BAŞKA TANRILARIN KABULUNUN yapıldığı, bir din anlayışına tellallik yapılıyor.
Yahve dedikleri rablerinin emredildiklerinin yapıldığı ve ona tapılan bir din anlayışına yönlendirmeler yapılıyor.
KURTARICI MESİH'in beklendiği, KURTULABİLMELERİ İÇİN KRAL'IN GELMESİNİN ZORUNLU OLDUĞU BİR din anlayışına alıştırmalar yapılıyor.
KURTULMAK İÇİN, Allah'ın RAHMETİN'den ve YARDIMIN'dan tamamen ümidin kesilmiş olduğu bir din anlayışına zemin hazırlanıyor.
Allah'tan, yardım umudun olmadığı, KUZU'nun gelipte kurtaracağı, Kuzu, Kral, Mesih hayalinin ön planda tutulduğu bir din anlayışına insanlar sokulmak isteniyor

Peki Dünya'da eşi benzeri olmamış zulmü sergilerlerken ALLAH'tan, korkmayanlar elbetteki, ALLAH'tan, kendilerine kurtarıcı gelmeyeceğini de biliyorlar. O halde hayallerindeki varsaydıkları, olmasını umut ettikleri, o vaadlerin sahibi, zulum ve kan sahiplerini neden kurtarması bekleniyor? ELBETTE, KENDİLERİNİ ALLAH'IN CEZALANDIRMASINDAN KURTARMASINI BEKLİYORLAR/KURTARABİLECEĞİNİ SANIYORLAR.
   
  ALLAH KUR'AN'I KERİM DE BU DURUMU BİZE ŞÖYLE BİLDİRİYOR..
  7 - A'RAF........... 37. Kim, Allah'a karşı yalan uyduran veya onun âyetlerini yalanlayanlardan daha zalimdir? İşte onlara kitaptan (kendileri için yazılmış ömür ve rızıklardan) payları erişir. Sonunda kendilerine melek elçilerimiz, canlarını almak için geldiğinde, “Hani Allah'ı bırakıp tapınmakta olduğunuz şeyler nerede?” derler. Onlar da, “Bizi yüzüstü bırakıp kayboldular” derler ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler.
   
  46 - AHKAF..........4. De ki: “Allah'ı bırakıp da taptıklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin, yeryüzünden neyi yaratmışlardır? Yoksa göklerin yaratılışında onların bir ortaklığı mı var? Eğer doğru söyleyenler iseniz bundan önceki bir kitap, yahut bir bilgi kalıntısı olsun getirin bana!”
22 - HAC........... 73. Ey insanlar! Size bir örnek verildi. Şimdi ona iyi kulak verin. Sizin Allah'tan başka taptıklarınız bir sinek dahi yaratamazlar, hepsi bunun için toplansalar bile. Eğer sinek onlardan bir şey kapsa bunu ondan kurtaramazlar. İsteyen de âciz, istenen de.

22 - HAC........... 74. Allâh'ı layikıyle gereği gibi bilemediler Allâh kuvvetlidir, üstündür.
39 - ZÜMER........67.Allah'ı hakkıyla takdir edemediler. Halbuki bütün yer kıyamet günü O'nun avucundadır. Gökler de kudretiyle dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından münezzeh ve çok yüksektir.
   
   
  Dini yayınlar yapan, din dostuyum diyen bir TV kanalında 2-3 sene önce,kendisini bir nevi yol mühendisi olarak tanıtan, topadığı öğrencilerine dersler veren bir zatı muhterem, progrlamlarının birinde (tarih?) yine öğrenci pozisyonunda bulunan kişilerin sorularını cevaplandırarak programına devam ediyor. Programın bir yerinde, katılımcılardan biri, birden bire "ALLAH BAŞKA ALLAH YARATIR MI"diye soruyor.

Ben, kendilerini ALLAH DOSTU İLAN etmiş bir programda böyle bir sorunun hiçte hoş karşılanmayacağını düşünerek, kemik sesleri, havada uçuşan sandalyeler ve azarlar beklerken, "Yol mühendisiyim, bende İSLAMİ YOLLAR yapıyorum/gösteriyorum" diyen programcı, gayet sakin bir şekilde, (anlaşılan beklediği pası alarak)" EVET" dedi. "ALLAH, İSTERSE BAŞKA ALLAH YARATIR" dedi. "Ama" dedi "bu lokomotifle arkasından çektiği vagonun benzerliği gibidir, kendisi gibi olmaz" dedi (1 vardır, 2 diye birşey yoktur, -2- ,..-1- gölgesidir demek gibi.--SİMETRİK TEK ve BİRİCİK gibi-- "bir ben varım, birde O.O benim" demek gibi )
  -
  ALLAH asla başka bir ALLAH yaratmaz.Allah, kendisine eş olacak,delil teşkil edecek bir Tanrı yaratmaz.YARATACAĞINI SÖYLEYEN, YARATTIĞINI İDDİA EDEN ALLAH'IN BÖLÜNDÜĞÜNÜ KABUL ETMİŞ OLUR.Soru bile yaratma üzerine kurulu.Yaratılan hiç TANRI olabilir mi?

"OL" DİYEREK YARATTIĞI HERŞEY ONUN KULUDUR. ALLAH İHTİYAÇSIZDIR AMA YARATILAN ALLAH'A MUHTAÇTIR. Bizlere göre ne kadar üst olurlarsa olsunlar, inanılmaz mucizelerlede donatılmış olsalar, sonuçta ALLAH'ın yarattığı kullardır.
   
  BİZLER, yapı, bilgi olarak çok üstün olduğumuz MİKRO ORGANİZMALARIN TANRISI MIYIZ Kİ; O YARATILAN DA YARDIMCI TANRI SAYILSIN . O gözle görülmeyen mikro organizma, erişilmez gibi görülen o eşsiz vucuda girip onu devirebiliyor.Tıpkı eş tuttukları, yardımcı Tanrılarının Çarmıhta öldüğünü kabul etmeleri gibi.Tıpkı, ALLAH'ın NURU'NU SÖNDÜREBİLECEĞİNİ SANAN ve bunu bekleyen ZAVALLILAR GİBİ.
   
  Lokomotif, vagon benzetmeleri ile, işaret ettiklerine TANRISAL güçler atfedebilmek gayesini güdüyorlar.

" Yaratır ama eşitlikten doğan 2. konumunda olabilirler, onun gölgesi olabilirler, simetriği olabilirler fikirlerine beyinleri alıştırmak gayesi ile bu soruları oluşturup, bu yorumları yapıyorlar.En azından soru işareti olarak beyinlerde yer edinmesi için.

Sorulan sorular ve yapılan yorumlar sonucu bu tür çıkarımlara veya saptamalara alıştırılmış beyinler, İSA TANRININ OĞLUDUR, BABA TANRININ BİRİCİK OĞLUDUR tezlerini duyduklarında hiçte yadırgamaz tutum sergileyebilirler. İşte alın size kendisini İSEVİ-MÜSLÜMAN OLARAK KABUL EDECEK, bir şahsiyet.

Sanki, Müslüman iken Hz.İsa'yı dışlıyormuşta, İsevi-Müslüman olduğunda kabullenmiş gibi.Hayır esas amaç İsa'nın TANRILIĞININ KABULÜNÜ yaptırarark, BİR'de BİR'liği kuvvetlendirebilmek. Allah'ı nitelenebilir, başedilebilir olduğunu sandırmak.

Aynı kanalın bir başka programında, Abilerinden biri, stüdyodaki kameraları işaret ederek "Allah'ın da böyle kameraları var tabii daha gelişmiş" diyor. Allah, kavramaları bu boyutta olanların,iman konusundaki vaazları ne kadar doğrular barındırabilir ki? ALLAH, ZAMANDAN ve MEKANDAN MÜNEZZEHTİR dediklerinde, esasında bu söylediklerine hiçte inanmadıklarını ortaya koyuyorlar.
   
  Bu tür vaazlar ile büyüyen bir insan;
Romalılar (Romans)....8/34 Kim suçlu çıkaracak? Ölmüş, üstelik dirilmiş olan Mesih İsa, Tanrı'nın sağındadır ve bizim için aracılık etmektedir.
İbraniler/Hebrews.......1/2 Bu son çağda da her şeyin mirasçısı olarak belirlediği ve aracılığıyla evreni yarattığı kendi Oğluyla bize seslenmiştir.
Elçilerin işleri.............2/34-35 Davut, kendisi göklere çıkmadığı halde şöyle der:`Rab Rabbime dedi ki,Ben düşmanlarını senin ayaklarının altına serinceye dek, sağımda otur.'
İbraniler.....................8/1-2 Söylediklerimizin özü şudur: göklerde, yüce Olan'ın tahtının sağında oturan, kutsal yerde, insanın değil, ........
Markos (Mark)...........16/19 Rab İsa onlara bu sözleri söyledikten sonra göğe alındı ve Tanrı'nın sağında oturdu.

Yukarıda yazılanları, okuduğunda ne anlar; Tanrının , sağında İsa'yı alarak ,oturduğu bir taht ve birlikte yarttıklarını seyrettikleri kameralar..
   
  BUNLARI NEDEN YAPTIKLARINI / STRATEJİLERİNİ NASIL AÇIKLIYORLAR...
  İbraniler.........8/10 `O günlerden sonra' diyor Rab, `İsrail halkıyla yapacağım antlaşma şudur: yasalarımı onların zihnine işleyeceğim, yüreklerine yazacağım. Ben onların Tanrısı olacağım, onlar da benim halkım olacaklar.
İbraniler.........8/11 Hiç kimse kendi yurttaşına, kendi kardeşine, Rab'bi tanıyın diye akıl öğretmeyecek. Çünkü küçüğünden büyüğüne kadar, onların hepsi beni tanıyacak.
   
  ASIL AMAÇ BİR'de BİR'liği, VARLIKLARIN BİR'liğini SAĞLAYARAK ,ALTIN ÇAĞI BAŞLATABİLMEK.
   
  Şeytanın, Kıyamet'e kadar verilen süresini (onlara göre; sürecek hükümranlığını) sonsuz hale getirebilmek.Şeytanın kendisine göre; insanların ve herşeyin yeniden diriltileceği gün olan, din gününe / hesap gününe kadar süresi var. Böylece, ölmeden, tekrar dirilmeden hesap günü ile başlayan ahiretteki yaşamına geçiş yapabilecek. Bu onun ölümsüzlüğünü kanıtlayan, Tanrılık iddiasında bulunabileceği/bulunduğu en büyük aşama. Hele birde, "BİR" olmayı başarabilirse, Varlık birliğini oluşturabilirse, Ahiret onun için GERÇEKTEN ALTIN ÇAĞ'A GEÇİŞ olacaktır.Demeyin, o zaman keyfine. Hz. Adem'e, vaad ettiği SONU GELMEZ YAŞAM ve GÜCÜNE NİHAYET OLMAYAN SALTANATIN hükümranlığına, kendisine inananlar ile birlikte sahibi olacaktır. Hayal fakirin ekmeği demişler. Firavun'lar da Altın içinde sürecek saltanat dolu sonsuz yaşam vaadine, kanarak altınları ve altından tabutları ile ANIT MEZARLARINA girdiler. Firavun'a ve onun gibi olanlara, Vaad'de bulunanın iki şartı vardı;
1- Altınları yani Serveti ile gelecek
2- Vücudu bozulmadan bütün olarak gelecekti. Canlandırma işi sonra halledilecek bir işti.

Simyacılar, kloncular, tohumlamacılar, gen bilimcileri ne güne duruyordu.Çalışmalar son hızla ilerledi, büyük bütceler ve tanıtımlarla desdeklendi, sponsorlar bulundu, üniversiteler kuruldu, bilimsel ödüller vaad edildi ama bir arpa boyu yol bile gidilmedi. Vampirlerle, hortaklarla, zombilerle, Doly'lerle, boyut değiştirenlerle..vs. bir süre oyaladılar/oyalandılar ama nafile bir türlü olmadı.

Seneye inşallah dediler ama yine olmadı. Kafalarını değiştiremiyeceklerine göre tütsücülerini, büyücülerini ve teknilerini de değiştirdiler yine de olmadı. Oysa ne güzelde alıştırıp beklentiye sokmuşlardı beyinleri, süpermenlerle, uzaylılarla, voltranlarla, HE-MEN'lerle, uçan kaçanlarla, tayyi mekan yapanlarla.

Vaad'cinin arkasına takılanlar, hiç sormadı ki; "bu nasıl Tanrı; Dirilteceğini söylüyor, ama altın istiyor, diri bir vucud istiyor. Bu dediklerini yerine getiremeyen nasıl Tanrı olabilir?" Hiç demedi ki; "Ne işim var bunun gibi boş vaadlerinin peşinde" Vaad'ci de biliyor kendisinin yaratılmış olduğunu.Kendisinin de hesaba çekileceğini, Cezalanacağını. Ama kibri yüzünden kurtuluşu için sığınabileceği, umut edebileceği bu hayal var. Kibrine yenik düştü, secdesini yapmadı birkere.pişmanda olsa isyan etti, yolunu seçti. bu nedenle ALLAH'a iman etmeyen, secde etmeyen, teslim olmayan herkez onun müttefiki sayılır. Onun için insanların ölüp ölmemesi önemli değil, ölüme/ öldürmeye önem verenler insanlar. Şeytan için, İNSANLARIN ve CİNLERİN İMANINI KAYBEDİP KAYBETMEMESİ ÖNEMLİ. İman yolundan çıkan herkez onun için inançlıdır. (kendisine inanandır) Kendilerine inanmayanlara karşı ittifak kurmaya adaydır.

Nasrettin Hoca gibi ya tutarsa diye, sürekli ekibini güçlendirmeye çalışıyor. Tezine kendisi gibi düşünen taraftarlar topluyor. Dikkat edin bu teze sımsıkı sarılanlar, Dünya da işgal etmedikleri, doğal, kültürel, ekonomik olarak ne varsa talan etmedikleri yer bırakmayanlar. Özgürlükleri alıp, dillerini ,dinlerini değiştirmedik toplum bırakmayan, talanı; doğasını, vahşi yaşamı içine alacak şekilde genişleterek sürdürenler, Dünya'da kan ve zülümu ırkları yok edecek şekilde acımasızca uygulayanlar. (bu tanım planlamacılar için- Tabii olanların bir kısmı, ne olduğunun farkında değil, doğru diye bu oluşumun içinde yer alıyor. En büyük kusurları ise; para veya mal söz konusu olduğunda kefiller deliller arayıp senetler alırlarken, bu konuda, inanmaya hazır oldukları iki hikayeye teslim ediveriyorlar)
   
  ALLAH KUR'AN'I KERİM'DE ŞEYTANIN VE KENDİLERİNİ ÖNDER İLAN EDENLERİN DURUMUNU ŞÖYLE BİLDİRİYOR..
  14 - İBRAHİM......22. İş bitirilince şeytan da diyecek ki: “Şüphesiz Allah size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah'a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.”

14 - İBRAHİM......21. İnsanların hepsi Allah'ın huzuruna çıkacak ve güçsüzler büyüklük taslayanlara diyecek ki: “Şüphesiz bizler size uymuştuk, şimdi siz az bir şey olsun Allah'ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?” Onlar da, “Eğer Allah bizi doğru yola eriştirseydi biz de sizi doğru yola eriştirirdik. Şimdi sızlansak da, sabretsek de bizim için birdir. Artık bizim için hiçbir kurtuluş yoktur” derler.
   
  Maya çaldıkları göl köpüklendiğinde, tutuyor zannediyorlar ama bir türlü tam olarak beyazlaşmıyor.Köpüklerden cesaret bulup, Ahirette yoğurt olmuş göl hayali ile yaşıyorlar.Bulundukları yerler de öyle güzel ki; hiçte bırakamak içlerinden gelmiyor.Kulelerden bakmak, herkezden ayrıcalıklı olmak elbette güzel olmalı
   
  Altın ÇAğ denilen esasında, hesap günü olarak bilinen din gününde herhangi bir hasaba çekilmeden, "BİR" ile BİR'likte CEHENNEMSİZ ortamda, yaşamlarını ve sonu gelmeyecek saltanatlarını sürdürebilmek.
   
  İşte bu nedenle; "BUGÜNKÜ TEVRAT ve İNCİLE uyan, Yahudi ve Hıristiyanlar Cennetliktir diyerek" cennet vizeleri veriliyor.
İşte bu nedenle; "Hz. Muhammed zamanında, Yahudi ve Hıristiyan'ları kasteden ayetler o günkü Yahudi ve Hıristiyanları bağlar" diye fetvalar veriliyor.
İşte bu nedenle; "Kur'an Ayet'lerinin bir bölümü tarihseldir, onlarla emel edilemez" diyerek, YAPTIKLARI NESHLERİ ilan ediliyor.
İşte bu nedenle; Kur'an'ın gelmesi ile hükümleri kalmayan Tevrat ve İncil'in tekrar hüküme kavuşturduklarını, Tevrat ve İncili hükümsüz kılan Kur'an'ı Kerim ayetlerinin de bu nedenle Hükümsüz kaldığını duyuruyorlar..
   
  TEK ve BİR'e inanalar varlık "BİR"liği hayalini yaşatmak zorundadırlar
  Burada Enel-Hak derkenHallac-ı Mansur' sürekli afişe ediyoruz, esasında İncil yazarları bu olguyu çok önceden işlemişler. Böylelikle, İLAHİ BİR ANALAYIŞ olarak kabul görmeyen, Mısır, Yunan, Hint felsefelerinden esinlenen bu görüş, ALLAH'tan geldiği iddia edilen bir kitapla, İmani görüş olarak bir çok kişiye öncülük eder hale gelmiş.

Yuhanna....14/11 Bana iman edin; ben Baba'dayım, Baba da bendedir. Hiç değilse bu işlerden dolayı iman edin.
Yuhanna....10/38 Ama yapıyorsam, bana iman etmeseniz bile, yaptığım işlere iman edin. Öyle ki, Baba'nın bende, benim de Baba'da olduğumu bilesiniz ve anlayasınız.»
   
  Eğer varlık birliğini sağlayamazlarsa fenafilleh olmaları, hiç bir işe yaramaz.Birşeylere karışıp fenafillah olduklarını zannedebilirler. Neye karıştıklarını anladıklarında ise iş,işten geçmiştir.Geleceğini iddia ettikleri, ortaya çıkaracakları mesih üzerinde mucizevi güçleri toplayamazlarsa; durumları Hz. Musa'nın karşısındaki Firavun'un büyücülerine benzer. Tosya'ya / Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan da olup, hem hüsrana uğrarlar, hemde taraftar kaybederler.
   
  Kimbilir belki ipler, sihir takımları yere atılmış, Hz. Musa'nın asası onları yutmuş, DENİZİN AÇILMA ZAMANI GELMİŞTİR.
   
  Kitaplarında, tanıtımlarında, vaazların da, İSA tanrı değil, Tanrı İSA' idi diye anlatımlar yapan, BABA TANRI İLE TANRI aynı özdendi Tanrı Planı gereği insan vucudu ile yeryüzünde bulundu diyenlerin atayacakları Mesih'te TANRISAL GÜÇLERE SAHİP BİR ŞAHSİYET OLMALIDIR.
   
  ALLAH'ın engelleyemeyeceği, yaptıklarını çaresizce kabul edeceği (tanrının sözcüsü olarak kendilerini nasıl ilan ediyorlar ve ceza görmüyorlarsa bunun güç yetirilemez olduklarını sanmalarındandır.), Görevlerinin bir kısmını devredeceği varlık BİR'liğini temsil eden ama ALLAH'a kafa tutan bir yaratılmış.Devredeceği ve hükmünü bırakacağı görevler arasında hesap gününde affetmek ve Cezalandırma da var.İstediğini affedecek istediğini cezalandıracak.

Siz bunları şaka gibi görebilirsiniz ama bu dedikleri zaten "Allah izin verirse" etiketi/maskesi/kamuflajı altında yapılıyor. Fazla uçarlarsa da keramet diyorlar. Evliyalık, azizlik .... Evrenin yönetimi verilmiş ve İDARE EDEN kutuplar..... hidayete erdiren, şefaat edecek olan şeyhler, kınından çıkacak olan efendiler, cennet vizesi veren ve kur'an ayetlerini hükümsüz kılan hoca efendiler, şeytandan koruyan mürşitler, Allah'tan aldıklarını yazıya geçiren biçareler
   
  Elbetteki MESİH ile olan HAYALLERİNE göre; kendine bağlı olanları, Vahdedi Vucuda vucut vermiş olanları affedecek, Allah'tan korkan ve Allah'a iman edenleri cezalandırma kuvvetini üzerine almış olacak.Allah'tan korkmayan, Allah'ı saymayan, Allah'ın NURUNU söndürebileceğini sananlar hayal bu ya! ATAMA MESİH TARAFINDAN ÖDÜLLENDİRİLECEKTİR.
   
  Bu nedenle; "İSA'YA İMAN EDENLER, BABA'YA İMAN ETMİŞLERDİR" diye yapılan bir özdeşlikle insanları kendi taraflarına sevk etmek istiyorlar.
  Yuhanna (John)...14/9 İsa, «Filipus» dedi, «bunca zamandır sizinle birlikteyim. Beni daha tanımadın mı? Beni görmüş olan, Baba'yı görmüştür. Sen nasıl, `Bize Baba'yı göster' diyorsun?
Yuhanna (John)...14/10 Benim Baba'da, Baba'nın da bende olduğuna inanmıyor musun? Size söylediğim sözleri kendiliğimden söylemiyorum, ama bende yaşayan Baba kendi işlerini yapıyor.
Yuhanna (John)...14/11 Bana iman edin; ben Baba'dayım, Baba da bendedir. Hiç değilse bu işlerden dolayı iman edin.
   
  İşte bu nedenden dolayı inançsızlara karşı ittifak kurduk diyorlar. Çünkü esas olan İSA'ya İNANMAK, İsaya inanılmasını istiyorlar ona inanmayanlar inançsızdırlar.Onlara göre iman İSA inanlısı olmak
   
  İşte bu nedenden dolayı Müslüman'lığın sahibi rolünü oynayanaların, gelecekteki müslümanların, altın nesli olarak yetiştirildiği izlenimi verilen, taze soğanları ellerinden o abmlemi düşmüyor ve rahibin TEK ve BİRİCİK" sözü eşliğinde piyasaya sunuyorlar.

Sizden bir şey olmaz Hüriyet gazetesi 29-11-2009
Kampta yaşları 25-35 arası, ilahiyat mezunu, 5 de öğrenci var. Gülen, bu öğrencilere yakın zamana kadar düzenli ders veriyormuş. Çalışanlardan biri, “Son 1-2 yıldır artık ders vermiyor” dedi. Niye, dedim. Sinirlenmiş çünkü. “Hocaefendi tanımadıklarına bir şey demez ama sevdiği insanlara kızabilir. Onlara da kızdı.
Sizden bir şey olmaz deyip, azarladı” dedi. Etrafındakilerle ilişkisi çok mesafeli. Kimse soru soramıyor. Konuşabilmek için de ancak onun bir şey demesini bekliyorlar. Hiç yakınlık kurmaz mı, dedim birine. Çocuklar nasıl diye sorduğu oluyormuş arada. Saygı mı, korku mu, bilmiyorum.
   
  TEK ve BİR tanımı, KUR'an Meal'lerine kadar sokulmuş halde;Örnek olarak, Ali Bulaç'ın, Harun Yahya sitesinde yayınlanan meali ile (ayetin meali birbirlerinin nerdeyse aynısı olan) Gültekin Onan ve Mevdudi'ye ait Isra...46 Ayetinin mealini örnek verebiliriz.Dikkat ederseniz zaten, 3'üde aynı kalemden çıkmış. Aynı zihniyetin ürünlri olduğu belli.
   
 

Ali Bulaç;
17- ISRA.......46. Ve onların kalbleri üzerine, onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Sen Kur'an'da sadece Rabbini "bir ve tek" (ilah olarak) andığın zaman, 'nefretle kaçar vaziyette' gerisin geriye giderler.

Gültekin Onan;
17- ISRA.......46. Ve onların kalpleri üzerine, onu kavramalarını (yefkahuhü) engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Sen Kuran'da sadece rabbini 'bir ve tek' (tanrı olarak) andığın zaman, 'nefretle kaçar vaziyette' gerisin geriye giderler.

Mevdudi..Tefhim-ul Kuran
17- ISRA.......46. Ve onların kalbleri üzerine, onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Sen Kur'an'da sadece Rabbini «bir ve tek» (ilah olarak) andığın zaman, 'nefretle kaçar vaziyette' gerisin geriye giderler.

   
  Diğer meallerde Ayetin meali nasıl birde onlara bakalım.. Örnekler birbirlerinin kopyası sayılabilecek meallerden başka "BİR ve TEK" Tanımını kullanan yok
   
  Ali Bulaç.....................17 İSRA....46. ..... Sen Kur'an'da sadece Rabbini "bir ve tek" (ilah olarak) andığın zaman, 'nefretle kaçar vaziyette' gerisin geriye giderler.
Gültekin Onan.............17 İSRA....46. ..... Sen Kuran'da sadece rabbini ' bir ve tek' (tanrı olarak) andığın zaman, 'nefretle kaçar vaziyette' gerisin geriye giderler.
Mevdudi......................17 İSRA....46. ..... Sen Kuran'da sadece Rabbini «bir ve tek» (ilah olarak) andığın zaman, 'nefretle kaçar vaziyette' gerisin geriye giderler.

Diyanet İşleri (eski)......17 İSRA....46. ..... Kuran'da Rabbini bir tek olarak andığın zaman, onlar ürkerek ardlarına dönerler.
Diyanet İşleri...............17 İSRA....46. ......Kur’an’da (ibadete lâyık ilâh olarak) sadece Rabbini andığın zaman arkalarına dönüp kaçarlar.
Elmalılı Hamdi Yazır.....17 İSRA....46. ......Rabbını Kur'anda vâhid olarak andığın vakıt da ürkerek arkalarına döner giderler
Yaşar Nuri Öztürk........17 İSRA....46. ......Rabbini yalnız Kur'an'da andığın zaman, nefretle geriye dönüp kaçarlar.
Süleyman Ateş............17 İSRA....46. ......Kur'ân'da yalnız Rabbini andığın zaman (tek Tanrı inancından hoşlanmadıkları için) arkalarına dönüp kaçarlar.
Hasan Basri Çantay.....17 İSRA....46. ..... Sen Kur'anda Rabbini bir tek olarak andığın vakit onlar ürkek ürkek arkalarını çevirirler.
Celal Yıldırım...............17 İSRA....46. ......Kur'ân'da Rabbini, «Bir» olarak andığın zaman nefretle arkalarını dönüp giderler.
Suat Yıldırım................17 İSRA....46. .....Sen Kur’ân’da Rabbini tek olarak andığın zaman, nefretle arkalarını dönüp giderler.
   
  SUAT YILDIRIM'IN ESKİ ve YENİ AHİT YÖNLENDİRMELİ KUR'AN MEALİ İLE İLGİLİ YAZIYA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  İşte bu nedenle; Suat Yıldırım mealinde, Eski ve Yeni Ahit'in seçilmiş adreslerine yönlendirmeler var
 
   
  İşte bu nedenle;ADL Örgütü siparişi, Hoşgörü ve Diyalog İklimi isimli kitaplar yazılıyor.
 
   
  İşte bu nedenle; mektuplar yazılıyor, eller öpülüyor, "Rabbin aciz kulu" ilanları yapılıyor. Onlara göre, "Rabbin aciz kulunun" ne anlama geldiğini bile bile..
   
  VATİKAN .Katolik kilisesi din ve ahlak ilkeleri .....................www.meryemana.net/meryem/tr/misc.php?id=20&par=9&td=11

454 Tanrı'nın Oğlu adı, Mesih İsa'nın Babası Tanrı'ya olan biricik ve ebedi ilişkisi demektir: O Baba'nın (Bkz. Yu 1, 14, 18, 3; 16, 18) ve Tanrı'nın Kendisinin (Bkz. Yu 1,1)  biricik Oğludur. Hıristiyan olabilmek için Mesih İsa' nın Tanrı'nın Oğlu olduğuna inanmak şarttır. (Bkz. Hİ 8, 37, 1 Yu 2, 23)

"...Çünkü kuzu Rablerin Rabbi, Kralların Kralıdır" (Esinleme 17:14). Mesih'in ikinci gelişinde elbisesinin üzerinde "KRALLARIN KRALI VE RABLERİN RABBİ" yazılı olacak (Esinleme 19:10).
   
  İşte bu nedenle; AMENTÜDA BİRİZ duyuruları yapılıyor TANRININ OĞLU OLDUĞUNA, İNANMANIN ŞART OLDUĞU DİNİN AMENTUSUNDA BİRİZ DİYORLAR...
İşte bu nedenle; İNANÇSIZLARA KARŞI İTTİFAKLAR kuruluyor
 
   
   
  İİşte bu nedenle; haç camiiye sokuluyor ve zafer işareti yaptırılıyor.
 
   
  FENER PATRİĞİNİN PAPA-PAPAĞAN BENZETMESİNİ RESİMLİ OLARAK İŞLEYEN "PAPA&PAPAĞAN" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ
   
  MÜSLÜMANLARA, "İLAHİ VARLIKLAR" olarak sundukları "SONS OF GOD" KABULLERİNİN İŞLENDİĞİ "TANRININ OĞULLARI"sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  İşte bu nedenle; haber jeneriklerine DOMUZ FİGÜRLERİ YERLEŞTİRİYORLAR
 
   
  İşte bu nedenle; Kelime-i Tevhid'de Hz. Muhammed'i anmaz oldular
   
  İşte bu nedenle;;Kur'an'ın bazı ayetlerini hükümsüz kıldılar. “Kur-an'ı Kerim'in bazı ayetleri ve bazı Hadis-i Şerifler tarihi sürecini doldurduğu için bunlarla amel edilemez. (Hoşgörü ve Diyalog İklimi, Sf.155–156 Fethullah GÜLEN)
   
  İşte bu nedenle; Kur'an'ın Hükümsüz kıldığı Kitaplara tekrar hükümlüdür ilanı yaptılar.. Kur'an-ı Kerim'in gelmesiyle yürürlükten kalkmış olan İncil ve Tevrat'ın hükümleri hâlâ geçerlidir. (Hoşgörü ve Diyalog İklimi, Sf.155–156 Fethullah GÜLEN)
   
  İşte bu nedenle; Eski Ahit ve Yeni Ahite hükümlü kararı vererek Kur'an'ın bir kısmını hükümsüz ilan ettiler (Hoşgörü ve Diyalog İklimi, Sf.155–156 Fethullah GÜLEN)
   
  İşte bu nedenle; Allah'a eş koşmalarına, kitaplarında ve ibadetlerinde İSA'ya, Tanrının, BİRİCİK TANRI OĞLU yakıştırmasını yapanlara, CENNETLİK vizesi verdiler.
Bugünkü
İnciller'e ve Tevrat'a inanan, Yahudi ve Hıristiyanlar da cennetliktir. Ehl-i Kitap ile ilgili ayetler, hadisler tarihseldir, dolayısıyla bugünkü Yahudi ve Hıristiyanlar'ı değil o dönemin insanlarını bağlar.” (Hoşgörü ve Diyalog İklimi, Sf.155–156 Fethullah GÜLEN)
     
  "BUGÜNKÜ" İLE KASTEDİLEN CENNETLİKLER KİMLER?....."BUGÜNKÜ CENNETLİKLER" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  İşte o nedenle;mardin toplantılarında Tanrı, Vahiy gibi Tabuları yıkacağız mesajları verdiler.
Kültürler arası Diyalog Platformu Genel Koordinatörü; Prof. Dr. Niyazi Öktem, toplantı sonrası, dinler arası görüşmeler ile ilgili bilgi verdikten sonra, " II. Harran toplantısını da, Mardin'de yapacağız. Vayh, Tanrı, gibi konular gündeme getirilerek tartışılacak; tabular yıkılacak.” diyor.
   
  İşte bu nedenle;Mardin Diyalog platformlarında, sırat köprülerinden ALLAH'a oğul isnat etmekle kalmayıp ONU TANRI İLAN edenleri geçiriyorlar.
  İşte bu nedenle;;Diyalog haberleri abartılarak ortalam din varmış gibi veriliyor. İkili nikahlar özendiriliyor..
 
   
  DOLARDAKİ, HORUS, PİRAMİT, ADALET TERAZİSİ, ANAHTAR ve "BİZ TANRIYA İNANIRIZ" sözünün işlendiği "PARADAKİ TANRI" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  İşte bu nedenle;Müslümanları ABD Kongresine, sözde Cuma Namazı adı altında ~40dercelik sapma ile BİAT ettirdiler.
 
   
  ABD KONGRESİNE CUMA NAMAZI BAHANESİ İLE YAPILAN SECDENİN İŞLENDİĞİ "NAMAZ İLE KONGREYE BİAT "sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.