"EY İMAN EDENLER İMAN EDİN" (Nisa 136)
   
   
  .
   
  ALLAH; Allah'a iman ediyoruz, iman budur sananlara; "Ey iman edenler,İman edin" diye buyuruyor.

4 - NİSA.......... 136. Ey iman edenler! ALLAH'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim ALLAH'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.
   
   
  5 - MAİDE.......... 21. "Ey toplumum! Allah'ın sizin için yazdığı kutsal toprağa girin, arkanıza dönmeyin; yoksa hüsrana uğramışlar durumuna düşersiniz."
5 - MAİDE.......... 22. Şöyle dediler: "Ey Mûsa, orada zorbalardan oluşan bir toplum var. Onlar ordan çıkıncaya kadar biz oraya asla girmeyeceğiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz o zaman gireceğiz."
5 - MAİDE.......... 24. Dediler ki: "Ey Mûsa! Onlar orada oldukça biz oraya asla girmeyeceğiz. Hadi sen git, Rabbin'le birlikte savaşın. Biz şuracıkta oturacağız."

Herhalde hala oralarda oturuyorlar ki; Allah, daha sonra gelen nesle şöyle buyuruyor..
9 - TEVBE.......... 46. Sefere çıkmak isteselerdi elbette ki, bir
sefer hazırlığına girişirlerdi. Ama Allah, harekete geçmelerini istemedi de onları yerlerine çiviledi ve "oturun, oturanlarla beraber" denildi.
   
  Peygamberlerine itaat etmeyen, Allah'ın emirlerine karşı çıkan, Rab anlayışını atalarından öğrendikleri biçimde ortaya koymakta ısrar eden topluluğa, ALLAH, Hz. ADEM'İN İKİ OĞLUNUN HABERİNİN OKUNMASINI EMREDİYOR. Allah' a olan imanın Hz. Adem'in Katil oğlu tarafından da benzer bir şekilde algılandığını anlatan ayetlerin okunmasını emrediyor.Sonucunun ne olduğunu iyice bilinmesi için.
   
  5 - MAİDE.......... 27. Onlara Âdem'in iki oğlunun haberini de gerçek olarak oku. Hani, ikisi birer kurban sunmuşlardı da birinden kabul edilmişti, ötekinden kabul edilmemişti. "Seni mutlaka öldüreceğim." dedi. Öteki: "Allah sadece takva sahiplerinden kabul eder." dedi.

5 - MAİDE.......... 28. Beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatmayacağım. Şu bir gerçek ki, ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım."
5 - MAİDE.......... 29. "Ben istiyorum ki, sen benim günahımı da senin günahını da yüklenip ateş halkından olasın. İşte budur zalimlerin cezası!"

5 - MAİDE.......... 30. Nihayet nefsi onu kardeşini öldürmeye ısındırdı, o da onu öldürdü. Böylece hüsrana uğramışlardan oldu.

5 - MAİDE.......... 31. Derken, Allah, kardeşinin cesedini nasıl saklayacağını ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. O dedi ki: "Vay be! Şu karga kadar bile olamıyor muyum ki, kardeşimin cesedini saklayayım." Bu arada, pişmanlık duyanlardan olmuştu.
   
  Adağı, kabul olmayan oğul için iki seçenek vardı; Ya Allah'ın yolunda ilerleyerek, yani imanını artırarak yeryüzünde makbul ve muteber biri olarak, uyulan biri olacak yada adağı kabul edilen kardeşini öldürerek, yeryüzünde gerçek anlamda makbul, muteber biri kalmadığı için, makul ve muteber sayılarak uyulan biri olacak. O, ikinci yolu tercih etti böylece katil oldu.Katilliğin üstadı oldu.Katillik mesleğinin piri olarakta anılmaya devam ediliyor.

Artık çevresinde, imanı kendisinden daha üst olan kalmamıştı. Allah'a,gerçek anlamda imtihan için tekrar adak sunmasına da gerek kalmamıştı. Çünkü; herkesin de kabul ettiği gibi, yeryüzünde, kendisinden daha TAKVA'DA İLERİ OLAN biri kalmamıştı.

Artık örnek alınan, sayılan, bilge biri olmuştu.Meğer ne kadar da kolaymış, Karga kadar bilgiden nasiplenmediği halde, yeryüzün de İMAN ÇITASININ SEVİYE BELİRLEYİCİSİ olmak.

Özetle; imanı en kuvetlilerden olmak/iman belirleyicisi olmak' için, İmanı zayıflatır, yok eder kendi seviyenin altına getirebilirsen, bu işi kıvırmışsın demektir.

Karga kadar bilgiden nasiplenmemiş, OLMANIN EZİKLİĞİNİ, Hükmettiğin grubun üzerinde, gücünü yetirdiğin her şeyin üzerinde, baskı kurarak, ezerek giderebilirsin. Yetmedi, tatmin duyguların yatışmadı ise;KERAMET HİKAYELERİ, RÜYALARLA, RİVAYETLERLE, ATALARDAN KALAN "EFENDİ DEDİYDİ Kİ" MİSALLERİ İLE NASIL OLSA KAPATIRSIN. Artık sen imanlı olanlarla, kafir olanları tasnif etme yetkisini edinmiş itibar gören, İman çıtasını dilediğin gibi yerleştirebilen bir efendisin.

Piyasaya/vitrine arzı-endam edileceğin zamanda, boynu bükük, gözleri yerde, mütavazi tavırlar sergilersin.Masum, mazlum, madur ve mahsunu canlandırmayı, Efendilerini ilk seçtikleri andan itibaren, yaşamının bir parçası olarak benimsemiş değiller mi?

   
  Dini isimlerle, tesettür mağazaları açıp üstsüz sevgilerle yakalananlar gibi. Haber sipikeri kadın diye programa çıkmayıp, Jet-ski sefalarını, kadınlar içinde yapanlar gibi.Kimbilir yakanmayanlar daha neler,neler yapıyor. Allah'tan değil insanların şahidliğinden korkanlar, gözlerden uzak oldukların da kim bilir, fırınlara neler sürüyorlardır.İman cıtasını kendileri keyiflerince yerleştirenler, en imanlıyı oynamaya devam edeceklerdir. Hem, NİSA suresi 136. Ayetinin hatırlatmasını sık sık yapacaklar, hemde; iman çıtasını kendi gönüllerince yerleştireceklerdir.

Hatırlatmayı sık sık yapacaklar ki; biz o mertebelerdeyiz, sizlerde buralara gelmek için bizleri takip edin. Mürşitliğimizi kabul edin vurgulamasını iyice pekiştirebilsinler.Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır, diyerek kendilerinin Allah'ın Dostları olduklarını ilan edebilsinler.

Cennet vizelerinin, kendi uhdelerinde olduğunu, tariflerle, rüyalarla, tayyi-mekanlarla nasıl olsa duyuruyorlar. Cennete nasıl gidilebileceğini, sözlerinin, Allah katından geri dönmeyeceğini çeşitli vesileler ile anlatıyorlar.

İşi o kadar abartmışlar ki; Sırf kendi güçlerinin ne kadar büyük olduğunu anlatabilmek için, kendilerinin de şefaatci olduğunu sandırmak için (Şefaat yalnız ALLAH'ın ...2 - BAKARA......255.___34 - SEBE.......... 23. ) direk şefaatciyiz diyemedikleri için; Ahirete, SIRAT KÖPRÜSÜNÜ TAŞIYIP MONTE ETMEDİLER Mİ? "EN İMANLI BİZİZ DİYEBİLMEK", İMAN ÇITASINI GÖNÜLLERİNCE YERLEŞTİREBİLMEK İÇİN.
   
  ALLAH, bizlerin, "Ayetel Kürsi" diye bildiğimiz Ayet'te, Şefaati şöyle açıklıyor...
   
  2 - BAKARA......255. Allah'tan başka ilah yok. Hayy'dır O, sürekli diridir; Kayyûm'dur O, kudretin kaynağıdır. Ne gaflet yaklaşır O'na ne kendinden geçme ne de uyku. Göklerde ne var, yerde ne varsa yalnız O'nundur. O'nun huzurunda, bizzat O'nun izni olmadıkça, kim şefaat edebilir! O, insanların önden gönderdiklerini de bilir, arkada bıraktıklarını da!... İnsanlar O'nun bilgisinden, bizzat kendisinin dilediği dışında, hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, gökleri ve yeri çepeçevre kuşatmıştır. Göklerin ve yerin korunması O'na hiç de zor gelmez. Aliyy'dir O, yüceliği sınırsızdır; Azim'dir O, büyüklüğü sınırsızdır.

39 - ZÜMER........44. De ki: “Şefaat tümüyle Allah’a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Sonra yalnız O’na döndürüleceksiniz.”
34 - SEBE..........23. Allah katında, onun izin verdiği kimseden başkasının şefaati yarar sağlamaz. (Şefaat için izin verilip de) kalplerinden korku giderilince birbirlerine, “Rabbiniz ne söyledi?” diye sorarlar. Onlar da “Gerçeği” diye cevap verirler. O yücedir, büyüktür.
   
  Bize tabi olanları Sırat'tan kuş gibi uçurup geçireceğiz vaazları ile müridleri kendilerine bağlamadılar mı?.. Sırat-el Mustakim BU DÜNYADA ve TUTTURULAN DOSDOĞRU YOL DEMEK. Her namaz da mürşid edinilenler de dahil, sırattan geçirmeyi vaad edenlerde dahil, Fatiha Suresini okuyor. Fatiha Suresini okuduğumuzda, Allah'tan bizleri Dosdoğru yoluna iletmesi için yakarıyoruz.
   
  ALLAH, Kur'an'ı Kerim de.. ..
  1 - FATİHA........... 5. Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.
1 - FATİHA........... 6. Dosdoğru giden yola ilet bizi...
1 - FATİHA........... 7. Kendilerine nimet verdiklerinin, üzerlerine gazap dökülmemişlerin, karanlığa/şaşkınlığa saplanmamışların yoluna...

16 - NAHL............ 9. Doğru yolu göstermek Allah'a aittir. Onun eğrisi de vardır. Allah dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.

10 - YUNUS........30. Orada herkes daha önce yaptığı şeyleri yoklayacak (ve kendi akıbetini öğrenecek), hepsi de gerçek sahipleri olan Allah’a döndürülecekler ve (ilah diye) uydurdukları şeyler (onları yüzüstü bırakıp) kendilerinden kaybolup gidecektir.

42 - ŞURA........ 44. Allah'ın saptırdığına, O'ndan başka dost yoktur. Zalimlerin, azapla yüz yüze geldiklerinde, "Geri dönüşe bir yol yok mu?" diye söylendiklerini göreceksin.
   
   
  Tüm bu yapılanlar,Hz. Adem'in, imanı yetersiz olan oğulunun, imanını kuvvetlendirerek en imanlı olmak için gayret etmek yerine, kardeşini öldürerek en imanlı olma yolunu seçmesi gibi, gayretleri içermektedir. Artık, katil oğul en imanlı olmuştur. İman çıtasını istediği gibi yerleştirebilir.

Artık, toplum için en imanlı olan Katil evlattır. Örnek alınacak, hedef olarak alınacak imani değerler, önder ve lider olan katil evladın iman seviyesidir. Kim, ALLAH DOSTU, kim değil onun yerleştirdiği çıtanın seviyesine göre karar verilir. Birtakım ünvanlar ve makamlar o yerleştirilen çıtaya ve çıta sahibine bakılarak dağıtılır.

Dolaysıyla herkezde; belirlenen iman ölçüsüne dayanarak imanlı olmak yolunda ilerler. Hangi yolda ilerler? Efendileri tarafından kulvarlara bölünmüş menzili tayin edilmiş yolda BELİRLENEN İMAN ESASLARINA DOĞRU İLERLER. Artık o Efendisinin belirlediği şartlarda (hangi dinde olursa olsun) bir imanlı olarak adlandırılır ve kabul görür. Ta ki, yeni bir İman belirleyicisi edinene kadar/ortaya fırlayana kadar yada Allah bir Peygamber gönderene kadar bu böyle sürer.

Peygamberler, İman seviyesinin, keyiflerce belirlenen çıta yüksekliğine göre değilde, ALLAH'ın emirleri, ayetleri, kitabı doğrultusunda olduğunu bildirir. Kendilerini imanı bütün olarak kabul etmişlere, ALLAH DOSTU ilan edenlere, çeşitli unvanlar verilip makamlar layık görülenlere,"İman edenler, İman edin" diyor.(Nisa 136. Ayeti)

   
  ALLAH; Allah'a iman ediyoruz, iman budur sananlara; "Ey iman edenler,İman edin" diye buyuruyor.

4 - NİSA.......... 136. Ey iman edenler! ALLAH'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim ALLAH'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.
   
  Her grubun lideri; o grubun mensupları tarafından, yaşayan insanlar içindeki en imanlı/bu işi en iyi bilen olarak görülen zattır. Eğer aksi olursa, mürit başkalarına tabii olmanın yollarını arar. Başka liderleri taklit etmeye başlar. Bu taklit etmenin sonucunda da, iman çıtasını, kendine göre daha iyi yerleştirmiş, başka bir efendiyi kendine rehber edinir.

Grubunun liderini yetersiz bulanlar, ayrılırlar ve içlerinden, imani seviyesini uygun buldukları birini, lider seçerek, yanlış/yetersiz buldukları eski liderlerinin yerine kendilerine göre, imanı daha kuvvetli birinin etrafında toplanırlar.Böylece kendilerini, şeytanın mürşitliğinden kortaracak bir lideri atamış/seçmiş olurlar. Artık, en imanlı o olduğu gibi, mal-mülk, saltanat, makam, post,emir-komuta, el verme, cennete kavuşturma gibi yetkiler, bu biat edilen efendinin egemenliğine verilmiştir.
   
  İman, çıtasını keyflerince, kendi iman ölçülerince yerleştirmek isteyenlerden, daha ileri getirenlerde var elbet.Örneğin; İlahi hiçbir kaynağı olmayan dinler.
O dinler nasıl ve neden ortaya çıkmış olabilir ki? Oluşumlarına, bol miktarda taraftarları, nasıl bulmuş olabilir ki?

Büyük ihtimalle, ilahi din icad edenlerin ya kendileri yada birkaç ata-efendi öncesi, Allah'ın emrettiği dine bağlı kişilerdi (yada öyle kabul görülmüşlerdi). İmani değerleri, Allah'ın, vahy ettiği kitaptaki çağrılarına veya esülünün, davet ettiklerine uygun olan kişilerdi. (yada münafık olan ama imanlıyı oynayan kişilerdi)

Zaman içinde, orasından, burasından, "o dediki", "falanca efendi buyurmuş ki", "Allah dosdu yazmış ki", onun rüyası , bunun ilhamı, bana göre böyle, efendiye göre şöyle, yorumlayınca bu çıkıyor, "esasında peygamberimiz buyurmuş ki", falancadan rivayetle, bunu söyleyen evliyadır, sözü, Allah katından, dönmeyen zatlar, yüksek ruhlar, melek geldi, melek gitti...vs söylemleri ile iman cıtasının seviyesi, muhteveyatı değiştirilmeye başlanır.Sonra oluşumlar ortaya çıkar. Sonra tabiyetler (tabi-olmalar), ders, grup, topluluk, cemaat, tarikat, mezhep derken, bol bol nur yüzlüler rüyaları işgal eder hale gelir.

   
  Karşı hamle gecikmez, kutsal ruhlar diğer tarafı desdekler. Bir türlü, fakir fukara dosdu denilen, zor durumda olanları kurtardığı kabul edilen, Hızır bunların rüyalarından boş vakit bulupta, zorda kalanın yardımına ulaşamaz. Mecburen zorda olanlarda "ya medet .falanca efendi" diye bunların kapısına yanaşır. Artık rüştlerini ispatlamışlar, medet umulan (azda olsa Tanrılık havasına girmişlerdir), gücü kabul edilen, kudret ve erg sahibi bir zat olmuştur.

Bu gidiş onları keser mi? Hayır. Artık rüyalara, Peygamberler girer olmuştur. (Peygamberler diyorum çünkü tüm dinlerde böyle. Hıristiyanlarda, kutsal kitaplarının mektup sahiplerine gelen esinlenme/ilham ile yazıldığını söylüyorlar).Peygamberler, her birinden yardımlar talebinde bulunarak yada en azından liderliği bırakmamasını, imanın geleceği için bunun gerekli olduğunu söyler olmuşlardır.(İnternet sitelerinde, liderlerinin/ tarikat piri olarak kabul edilenlerin kerametlerini okuyun, Rüyası yeterli olmayan, gerekli işareti alamamış olan zaten tarikat lideri olamaz. Kabul görebilmeleri için illaki ilahi bir onay olması gerekir.)

İşin garibi, bir yığın farklı grup, aynı peygamberin, Cebrail'in ve Hızır'ın kendi rüyalarına girip benzer şeyler söylediğini müritlerine dolaysı ile piyasaya duyururlar.Bu durumda; Hızır diye kabul ettikleri, her birine "aman sen bir tanesin mi" diyor. "Sadece sana, benim hakkımda konuşma yetkisi verdim" mi diyor. "Sadece sana söylüyorum mu diyor".Yoksa ;(en azından bir kısmı) yalan rüyalarla iman çıtasının yerini mi değiştirmiş oluyorlar.

Her birinin rüyasına, Peygamberler, melekler ve hızır girip, tam yetkiler veriyorlar ama burunlarının dibinde olanlardan haberleri yok veya engel olamıyorlar. (Engel olamadıkları herşey için mazeret hazır ilahi sınır var, ilahi izin çıkmadı). Adamlar; Irak'ı, Afganistan'ı, Filistin'i yok ettiler, gözlerini İran, Pakistan ve bize diktiler, GOP&BOP ile amaçlarını sağır sultanlara duyurdular, bizimkiler hala izin yok söylemleri ile saltanatlarını ayakta tutmaya çalışıyorlar.

Evreni; 3,4 bölerek yönettiklerini söyleyen, kınından çıkmış kılıç gibiyiz diyen, zatı muhteremler, "ne verirseniz elinizle o gider Cennete" (dikkat edrseniz cennet garanti) diye müritlerinden toplanan paraları sayıyorlar. Kitaplar yazıp "mutlaka bunları edinin diye kitap satışlarını artırmanın yollarını arıyorlar.Sonra o paraların az bir kısmı ile hayırseverliklerini göstermek için, hayrat çeşme gibi şeyler yapıp üzerlerine/kapılarına/duvarlarına isimlerini yazdırıyorlar. Sonra da gösterişli bir mezar, övücü bir yığın sözler yazılı kitabeler ile hayırseverlikleri defalarca beyinlere dikte ediliyor. Hatta dahada ileri gidip, Mermerleri taşıyan meleklerden bahsedilen masallar anlatıyorlar .Amaç müridlerin dağılmasını önlemek ama siyasi ama ekonomik rantı devam ettirebilmek.

Demiyorlar ki "BİZ KİM, İLAHİ KAT İLE İRTİBAT KİM? "Bizlerin ilişkide olduklarımız, falcıların işbirliği yaptıklarından pek farklı değil üstelik hepsi de Hıristiyan ve Kabala kontrollü" Kabala, Hıristiyan, budist kontrollü diyorum çünki; Allah korkusu olan, Mümin İnsan'lar gibi, Mümin Cin'ler de, bu ilişki içine zaten girmezler. Allah böyle bir ilişkiyi yasaklamıştır.

   
  ALLAH, KUR'AN'I KERİM'DE..
  6 - EN'AM......... 128. (Allah), onların hepsini topladığı gün, cinlere: "Ey cin topluluğu! İnsanların çoğunu yoldan çıkardınız" der. İnsanlardan cinlerin dostu olanlar da şöyle derler: "Rabbimiz! Biz birbirimizden faydalandık. Nihayet bize tayin ettiğin vademize ulaştık". Allah da:"Sizin durağınız cehennemdir. Orada, Allah'ın dilemesi müstesna, ebedi olarak kalacaksınız" der. Şüphesiz Rabbin hikmet sahibidir, her şeyi bilendir.
   
  Şimdi bu ayete rağmen, cennete gitmek isteyen, Allah'a İman eden, Allah'tan korkan,Hangi İnsan yada Cin birbiriyle ilişki kurup, sonu gelmez saltanat kandırmacasının peşine düşer.
   
  Melekler insanlarla direk ilişki kurara mı hayır kurmaz. İnsanlar meleği birkez görürler oda ölüm meleğidir. Peygamberler öyle rüyalara girer mi Hayır girmez. Bunları ben söylemiyorum. Bunların hepsi Kur'an'ı Kerim'de mevcut. Meleği, gerçek yapısında gördüğü açıkca bildirilen sadece HZ. Muhammed'dir.

(Belki Hz. Adem' de görmüş olabilir. Secde emrinin ve isimlerin karşılıklı okunması esnasında, kimin ismi kime ait olduğu bilindiğine göre gerçek Melek görünümleri olmalı. Ama Cennetten kovulmayı oluşturan sahne göz önüne getirildiğinde, Hz. Adem'in Meleklerle görüntü almadan da irtibat içinde olabildiği ortaya çıkar. Bu durumu da göz ardı etmemek lazım; Hz. Adem Melekleri sürekli gerçek yapısında görse idi, Şeytanın " Rabbiniz size bu ağacı melek olmayasınız diye yasakladı" sözüne (meleklerin nasıl birşey olduğunu bildiği için), şeytanın da "ben doğru sözlülerdenim SESLENİŞ sözüne" kanar mıydı?

(Bazı zatı-ı Muhteremlerin rüyalarına giren yada kulaklarına seslenelerin neler olabileceğini artık siz tahmin edin. Seslenenin "ALLAH" adını kullanarak Hz. Adem'i nasıl kandırdığını ballandırarak anlatanlar, söz konusu SESLERE MUHATAP olanlar kendileri olduğunda, ŞEYTAN aldatmasına maruz kalmadıklarından emin bir durum sergileyerek aldıkları destekleri ve haberleri sıralıyıveriyorlar. Adeta; "Hz. Adem aldatan bizi aldatamaz" diyerek, kendilerinin Hz. Adem'den bile üst olduklarını lafın arasından gedikler oturtuveriyorlar. Açıktan söyleyemedikleri rütbelerini, gönüllerine içirilmiş olanın yani göğüslerinde beslediklerinin sesini laflar arasında duyurmuş oluyorlar).
   
  Allah, Kur'an'ı Kerim'de bu durumu bizlere şöyle bildiriyor.
  20 - TAHA...........120. Nihayet şeytan ona vesvese verip şöyle dedi: “Ey Adem! Sana ebedilik ağacını ve yok olmayan bir saltanatı göstereyim mi?”
7 - A'RAF........... . 20. Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbiniz size bu ağacı ancak, melek olmayasınız, ya da (cennette) ebedi kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı.”
7 - A'RAF..............21. “Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim” diye de onlara yemin etti.
   
  Allah, Kur'an'ı Kerim'de şeytanın, Cinler'den olduğunu söylüyor.

15 - HİCR........... 27. Cinleri de daha önce dumansız ateşten yaratmıştık.
18 - KEHF.......... 50. Hani biz meleklere, “Adem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis'ten başka hepsi saygı ile eğilmişlerdi. İblis ise cinlerdendi de Rabbinin emri dışına çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da İblis'i ve neslini, kendinize dostlar mı ediniyorsunuz? Halbuki ONLAR sizin için birer düşmandırlar. Bu, zalimler için ne kötü bir bedeldir!
   
  "ALLAH'ın" bildirmesine göre; Cebrail, Hz Muhammed'e, iki kez gerçek yapısı ile gözükmüştür. Hz. İbrahim, Hz. Lut, Hz. Meryem örneklerine bakarsanız her üçüde, Melekleri insan sülietinde görme lutfuna erişmişlerdir.

Hz. Adem'in, Melekleri hangi boyutlarıyla gördüğüne dair bir bilgi yok. Yalnız, "ALLAH" tüm melekleri toplayıp, Hz, Adem'e "İSİMLERİ SAY" emrini verdiğine göre, Melekler gerçek görünümü ile sıralanmış olabilirler. Diğer tüm isimlerle birlikte Meleklerin de isimleri Hz. Adem'e öğretilmiş olduğuna göre, Meleklerin'de isimleri gerçek görünümleri gösterilerek öğretilmiş olabilir. Hz. Adem tarafından da "SAY" emri gereğince İSİMLER kolayca tekrarlandığına göre, Melekler H.z. Adem'e gerçek yapıları içinde gösterilmiş olmalı.

Bunun dışında, bir çok peygamber, Melekleri, bilinçli olarak / MELEK olduğunu bilerek, insan silüetinde dahi Melek gördüklerine dair Kur'an'ı Kerim'de delil yoktur. Hz. İbrahim bile, Melekleri insan sülietinde ilk gördüğü zaman 90 yaşlarında imiş.
   
  Allah, Kur'an'ı Kerim'de Meleklerin'de bu tür irtibatlardan nasıl kaçındıklarını söylüyor.

34 - SEBE.......... 40. Allah'ın, onları hep birden toplayacağı, sonra da meleklere, “Bunlar mı size ibadet ediyorlardı?” diyeceği günü bir hatırla!
34 - SEBE.......... 41. (Melekler) derler ki: “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar cinlere ibadet ediyorlardı. Onların çoğu cinlere inanıyordu.”
   
 

KUR'AN'ı KERİM; Meleklerin haberleri olmasa dahi kendilerini dost gösteren, "MELEKLERLE İRTİBATTAYIM" diyen İnsanların varlığından rahatsız oldukları ortaya koyuluyor. Meleklerin bu tür irtibat haberleriyle oluşacak intibalardan nasıl sakındıkları KUR'AN'ı KERİM ile bizlere böylece bizlere bildirilmiş oluyor.

Meleklerin, İNSANLARLA irtibat kurmalarını bir yana bırakın, asla böyle bir izlenime dahi izin vermedikleri / vermeyecekleri üzerine basa basa vurgulanıyor. Ayete dikkat ederseniz, Melekler bırakın birilerine gözükmeyi, birileriyle irtibat kurmayı (hangi görünümde olurlarsa olsunlar "meleğim" dahi dememişler) İSİMLERİNİN kullanılarak, kendilerine PAYELER edinmiş olanlardan bile son derece bir MUZDARİP oldukları Ayet içi anlatımla bildiriliyor.
ALLAH;“Bunlar mı size ibadet ediyorlardı?” diye soruyor

Melekler, bırakın onlarla irtibat kurmayı, onların (Meleklerin istemleri dışı) isimlerini kullanarak din içinde inançlar oluşturmuş olmalarından bile üzüntü duyuyorlar ki "ALLAH'tan" özür babında bildirimde ("Dostumuz sensin diyerek Onların gördükleri biz melekler değil, Cinler diyerek") bulunuyorlar. Destekleri olmasada kendilerine ibadet etmiş olmaları dahi büyük suç olarak görüyorlar. Karşı olmalarına ve itina etmelerine reğmen yapılan böyle bir eylemin bile (insanlar üzerinde böyle bir intibaa bırakmış olma korkuları yüzünden) "ALLAH'a" EKSİKLİK İSNAT etmek / "ALLAH'a" ŞİRK koşma / "ALLAH'ın" emrine sadakatsizlik görüntüsü içinde kalmak korkusu ile diyorlar ki;

"Seni eksikliklerden uzak tutarız."
"Onlar değil, sen bizim dostumuzsun"
Hayır, onlar cinlere ibadet ediyorlardı.
Onların çoğu cinlere inanıyordu.”

Demek ki; MELEKLER'DE, BIRAKIN İNSANLARLA BÖYLE BİR İRTİBATA GİRMEYİ, ÖYLE BİR İZLENİM VERMEKTEN, İNTİBA BIRAKMAKTAN BİLE KAÇINIYORLAR.

Hz. Meryem'de, Hz.Cebrail' i insan şeklinde görmüş, ve bir oğul (Hz. İsa) müjdesini almıştır.

   
  "ALLAH", Kur'an'ı Kerim de bu görüşmeyi bizlere şöyle bildiriyor..

19 - MERYEM.....17. Onlarla kendisi arasına bir perde çekmişti. Biz de ruhumuzu (Cebrâil'i) ona gönderdik. (O) ona düzgün bir insan şeklinde göründü.
19 - MERYEM.....18. (Meryem) dedi ki: "Ben senden, çok esirgeyen(Allâh)'a sığınırım. Eğer (Allah'tan) korkuyorsan (bana dokunma)."
19 - MERYEM.....19. (Ruh): "Ben, dedi, sadece Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir erkek çocuğu hediye edeyim diye (geldim)."
   
  Yine aynı sıralarda, Hz. Zekeriya'da Allah'tan Soyunu devam ettirecek bir evlat isteğinde bulunmuştur. Allah, ona evlat müjdesini vermiştir. Ama bu müjde; Hz. Meryemde olduğu gibi, Melekler'in görünerek bildirmesi ile değil, Meleklerin seslenmesi şeklinde olmuştur. Bu nedenle / Meleklerden direk haber alamadığı için, Hz. Zekeriyya bu haberin ilahi kaynaktan geldiğine şüphe duymuş olacak ki (Hz. Adem'in başına gelen akibete uğramaktan kaçındığı, O haberin şeytandan gelebilen fısıltıda olabileceğini düşündüğünden dolayı) Allah'tan açık delil istemiş olmalı. Allah'ta, işaret olarak insanlarla 3 gün konuşamayacağını bildirmiştir.
   
  ALLAH, Kur'an'ı Kerim de Hz. Zekeriya olayını bizlere şöyle bildiriyor..
  3 - ALİ İMRAN.....38. Orada Zekeriya Rabbine dua etti: “Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bahşet. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin” dedi.
3 - ALİ İMRAN.....39. Zekeriya mabedde namaz kılarken melekler ona, “Allah sana, kendisinden gelen bir kelimeyi (İsa’yı) doğrulayıcı, efendi, nefsine hakim ve salihlerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdeler” diye seslendiler.

3 - ALİ İMRAN.....40. Zekeriya, “Ey Rabbim! Bana ihtiyarlık gelip çatmış iken ve karım da kısır iken benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi. Allah, “Öyledir, ama Allah dilediğini yapar” dedi.
3 - ALİ İMRAN.....41. Zekeriya, “Rabbim! (çocuğum olacağına dair) bana bir alâmet ver” dedi. Allah da şöyle dedi: “Senin için alâmet, insanlarla üç gün konuşamaman, ancak işaretleşebilmendir. Ayrıca Rabbini çok an, sabah akşam tesbih et.”
  Burada bir peygamberin, Allah'a karşı, inançsızlığı söz konusu edilemez. Sadece, haberin kaynağının Allah'tan olup olmaması Hz. Zekeriya'yı rahatsız ediyor olsa gerek.Oysa 2-3 ay beklese, karısının hamileliği ortaya çıkacak, dolayısıyla haberin, "Allah'tan" olduğunu bilecekti. Anlaşılan, onu asıl rahatsız eden aradan geçecek 2-3 ay içinde düşebileceği, şeytanın tuzağı idi. Aradan geçecek olan 2-3 ay içinde belki, Allah'ın, berisinden birilerine, irtibat izin vermiş olacaktı.

Şeytana fırsat vermek, koz vermek ("işte bak Zekeriya bile bana inandı" dedirtmek) elbetteki onu rahatsız edecek belki de geri dönülmesi zor olan yerlere sürükleyecek idi. Allah'a Eksiklik isnat etmeme adına hassa ve tedbirli davranmalı idi.Tıpkı Meleklerin, "34 - SEBE.......... 41.(Melekler) derler ki: “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun...." diyerek hassas konuyu vurgulamaları gibi.

ALLAH; Hz. Zekeriya vasıtası ile (örneklemesi ile) böyle bir yanlış anlamanın, Allah'a, eksiklik isnat etmek olacağını, fısıltılara kanmamamız gerektiğini bizlere bildiriyor.Bizlerin delil etme imkanımız olmadığına göre bu tip rüyalarla haberlerle, şeytana ve sapkınlıklara pirim vermememiz gerektiği hususunda bizleri bir kez daha uyarıyor.
   
  Peki! nasıl oluyorda; bu konularda, Melekler, Peygamberler bu kadar hassa davranırken, iman belirleyicileri olarak piyasa yapmaya çalışanlar, pervasızca hareket edebiliyorlar. Onlar, nasıl oluyorda; Meleklerin, Peygamberlerin vızır, vızır kendilerine geldiklerini iddia edebiliyorlar.
   
  PEYGAMBERLERLE İRTİBAT KURULABİLİR Mİ?

ALLAH, Kur'an'ı Kerim'de Peygamberlerin bu tür irtibatlar kuramadığını söylüyor.Peygamber de, o sandırmayı ALLAH'A, "EKSİKLİK İSNAT ETMEK" OLDUĞUNU ve BÖYLE BİR ŞEY SÖYLEMENİN "HAKLARI OLMADIĞINI" BİLİYORLAR . Allah, bu hasasiyetlerini bize ayetler ile bildiriyor.Ne diyor Hz. İsa; "ONLARIN ARASINDA İKEN DİYOR" yani sağ iken diyor. Onlara "emrettiğinden başka bir şey söylemedim" diyor.
   
 

5 - MAİDE........ 116. Allah kıyamet günü şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Allah'ı bırakarak beni ve anamı iki ilah edinin dedin?” İsa da şöyle diyecek: “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin.”

5 - MAİDE........ 117. “Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin de rabbiniz olan Allah'a kulluk edin (dedim.) Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeye hakkıyla şahitsin.”

   
 

Ne diyor Hz. İsa; "ONLARIN ARASINDA İKEN ONLARA ŞAHİTTİM DİYOR" yani sağ iken onaların yaptıklarına şahitim diyor..
...."Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit idim.."

Onlara "emrettiğinden başka bir şey söylemedim" diyor.
.".. Ben
onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin de rabbiniz olan Allah'a kulluk edin (dedim.) "

Sonra şahitliğinin vayhi bildirmenin, uyarmanın, doğru yola çağırmanın sona erdiğini, uyaramamış olmanın çaresizliği içinde, "beni içlerinden aldığında" diye ifade ettiğini/edeceğini, Allah, bize, Kur'an'ı Kerim'de bildiriyor

   
  Demekki rüyalara girip, yanına gelip, esinlendirip kimseyi, uyaramamış, ayrıca olup bitenlerden de haberi yok. Şahitlik ve gözetleyicilik süresi vefatı ile sona ermiş. Kim artık gözetleyici Elbette sadece ALLAH.
...."Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit idim.."
"... Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeye hakkıyla şahitsin.”
   
  ALLAH, ŞEHİDLER/ŞAHİTLER DE BENZER DURUMDA OLDUKLARINI BİZE KUR'AN'I KERİM'DE ŞÖYLE BİLDİRİYOR.
   
  3 - ALİ İMRAN...169.- Allâh yolunda öldürülenleri ölüler sanma; hayır, (onlar) diridirler, Rableri katında rızıklanmaktadırlar.
3 - ALİ İMRAN...170.- Allâh'ın, keremiyle kendilerine verdiklerinden sevinçli olarak, arkalarından henüz kendilerine yetişemeyenlere de korku olmadığına, onların da üzüntüye uğramayacaklarına sevinirler.
3 - ALİ İMRAN...171.- Allâh'ın ni'metine, lutfuna ve Allâh'ın mü'minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler.
   
  ALLAH, hiç ayetlerde, "onlar bildirirler, söylerler, rüyalarına girerler..vs" diye bir tanımda, vurgulamada bulunulmuş mu? Allah, şahitlik ettikleri olaylar ve gördükleri hareketlerden ötürü sevinirler diyor Allah. Müjdelemek isterler ama müjdeleyemezler sadece sevinç duyarlar deniliyor. Şahitler olarak elbette Ahirette verilen görevlerini yapacaklardır. Çünkü onlar şahittirler.
   
  O halde bu zatı muhtermlerin rüyasına girenler kim? Televizyonda, programcı soruyor,"rüyanıza girenin Peygamber olduğunu nereden biliyorsunuz?".Zatı muhterem cevap veriyor "daha önceden de rüyama girmişti" ve kaynatma bir cevapla soru savuşturulmuş oluyor. Programcı demiyor ki "ilk rüyana girdiğinde, nasıl emin oldun, onun Peygamber olduğunu" Soruyu kaynatma cevapla atlatanın kendisinin DİN ŞARLATANI olduğundan şüphesi olmamalı. Olmayan bir görüşmeyi varmış gibi yalan senaryolarla ortaya sürmenin adı başka ne olabilir? Sahtekarlığını bilenin, İMANİ değerlere olan saygısının derecesi ne olabilir?
   
  ALLAH; şehit, şahit ve ölülenlerin durumunu bizlere şöyle bildiriyor.
   
  57 - HADÎD......... 19. Allah'a ve Peygamberlerine iman edenler var ya, işte onlar sıddîklar (sözü özü doğru kimseler) ve Allah katında şahitlerdir. Onların mükâfatları ve nurları vardır. İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince; işte onlar cehennemliklerdir.
35 - FATIR...........22. Diriler ile ölüler de bir olmaz. Allah dilediğine işittirir. Sen kabirde bulunanlara işittirecek değilsin.
35 - FATIR...........23. Sen ancak bir uyarıcısın.
   
  Kabirdekiler işitmiyorsa, kimler, kimlerle" istişareler yapıyor da , görüştük" diye bildiriler yayınlıyor. Nasıl olupta kendilerini İMAN BELİRLEYİCİLERİ OLARAK İLAN EDEBİLİYORLAR.
   
  ALLAH; Allah'a iman ediyoruz, iman budur sananlara; "Ey iman edenler,İman edin" diye buyuruyor.

4 - NİSA.......... 136. Ey iman edenler! ALLAH'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim ALLAH'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.
   
  BU DURUM HIRİSTİYANLIKTA DA AYNI
   
  Papa seçiminde, 80 yaşın altındaki Kardinaller oy kullanıyormuş. Bunlarında sayısı yaklaşık 130-150 civarında imiş. Bu kardinallerin iddiasına göre, seçimi Kutsal ruh yapıyormuş. Seçilmesi gereken ismi de, Kardinal efendilerin kalplerine bildiriyormuş. Bazılarının kalplerinin alış/inanç gücü az olsa gerek. Seçim bazen haftalarca sürebiliyor.İşin ilginci Papa, Oy çokluğu ile seçiliyor. Bu durumda, Kutsal Ruhları her birine farklı bir isim bildirmiş olmuyor mu?

Yoksa Kutsal ruh doğru sözlüde, Kardinaller mi söz dinlemez durumdalar. Sponsor, gelecek, cep, kefen arasındaki tercihlerinde, Tanrıyı "kâle" almaz bir tutum mu sergiliyorlar? Yoksa her biri doğru sözlüde, "asla ve asla" tanrı emri dışında hareket etmeye müsade etmeyen kişiliğe sahipte, Kutsal Ruhları mı farklı farklı. Her biri, kendine özgü Kutsal Ruhlara mı sahip?

Şaka gibi ama değil.. Kilise önderleri/babaları, ölen Papa yerine seçilecek, yeni makam sahibini, kutsal ruhun seçtiğini söylerlermiş. Böyle söylemek zorundalar çünkü; seçilecek kişi aynı zamanda Tanrı'nın, yeryüzündeki temsilcisi konumuna atanmış olacak.

Artık o, günah işlemez, günah işletilemez, yanılmaz, özür dilemez biridir. Kısaca Tanrı vekilidir. Ağzından çıkan dini her söz Tanrı sözüdür.Şimdi böyle bir vekilin Tanrı onayı olmadan seçilmesi mümkün mü? Elbette değil.Sonra insanlara nasıl izah edecekler, Tanrı vekillini kafamıza göre seçtik, Siyasi güçlerin, sponsorların, dünyada söz sahibi kulüplerin isteklerine göre atadık nasıl diyecekler.Atadık diyemiyeceklerine göre, elbette Kutsal kıldıklarının isimlerini öne sürecekler.

Onların, Kutsal Ruh dedikleri, Ruhulkudüs/Cebrail değildir. Cebrail / Ruhulkudüs MELEKTİR ve Allah'ın, yarattığıdır.
Onların inançlarında ki; Kutsal Ruh ise Tanrının bir parçası olarak kabul edilir.Üçübirliğin sonuncusudur. Aynı zamanda Tanrıdır. Aynı zamanda Oğul Tanrıdır/Yahve'dir.

   
  Kendi kitaplarından, TANRI ADINA BİR SEÇİMİN, TANRI ADI kullanılarak nasıl yapıldığının hikayesi.Sonucun nasıl, Tanrıy'a BAĞLANDIĞININ hikayesi..

"Rab, hangisi bize göster" diye, seçime kutsallık yükleyen "dua" ile başlayan seçim, Tanrıya senin şeçimin bu olsun denilen KURA ile bitiyor.(kumarbazlara deler ya hani şeytanın bol olsun, kura çekenlere ne dediler acaba?)

Hem de; Tanrı esinlemesi dedikleri kitaba, şeçtikleri iki kişiden birini KURA ÇEKTİREREK (herhalde Tanrıdan esinlenmeyi alamayıca) KUTSAL KİTAPLARINDA, İLAHİLİK VERDİKLERİ KİTAPTA yer aldırıyorlar.

KURA ile TANRI adına yapılan seçim ve KURA ile TANRI esinlenmesine dahil olup, kutsal kitapta yer alma."Kendin pişir, kendin ye, yedir."

Eçilerin İşleri......1/21-22 «Buna göre, Yahya'nın vaftiz döneminden başlayarak Rab İsa'nın aramızdan yukarı alındığı güne değin bizimle birlikte geçirdiği bütün süre boyunca yanımızda bulunmuş olan adamlardan birinin, İsa'nın dirilişine tanıklık etmek üzere bize katılması gerekir.»
Eçilerin İşleri......1/23 Böylece iki kişiyi, Barsaba denilen ve Yustus olarak da bilinen Yusuf ile Matiya'yı önerdiler.

Eçilerin İşleri......1/24-25 Sonra şöyle dua ettiler: «Ya Rab, sen herkesin yüreğini bilirsin. Yahuda'nın, ait olduğu yere gitmek için bıraktığı bu hizmeti ve elçilik görevini üstlenmek üzere bu iki kişiden hangisini seçtiğini göster bize.»

Eçilerin İşleri......1/26 Ardından bu iki kişiye kura çektirdiler; kura Matiya'ya çıktı. Böylelikle Matiya on bir elçiye katıldı
   
  Öncelikle kendilerine inanacak bir topluluk gerekli, seçileni sayacak, uğruna yollara dökülecek İşte, Hz.İsa'nın tebliğ ettiği dinin, iman bölümü yıllar içinde yok edilerek, sadece ismini kullanıldığı bir inanç sistemi oluşturulmuştur.(Tüm putperes dinler, sadece imani derinliği olmayan, inanma üzerine kurulmuş sistemlerdir. Gerektiğinde ve gerekli gördüklerinde, Tanrı edindiklerinin şekillerini, konumlarını değiştirebilirler. İbadetlere yeni seronomiler ekleyebilir, Tanrı dediklerine kendi içlerindenermiş, aziz gibi sıfatlarla yardımcılar atayabilirler. Görev ve yetkilerini artırabilirler yada tırpanlayabilirler. Gerekirse cezalandırıp başka tanrılarla ilişkiye geçebilirler.)Geriye mizansenler kalmıştır. Kralın çıplak olduğunu görmemek için, senaryo gereği yapılan, kutsallaştırılmış işlemler, ritüeller devreye sokulmuştur.
   
  Konsillerinde TANRI adına kararlar alınmış, İmanın olmazsa olmazları olarak "dinin inançları" içine sokulmuştur. Artık bu beylerin aldığı kararlara uymayanlar sapkındır.
Dinin imanını belirleyen esasın, ALLAH'tan, değilde Konsil aracılığı ile nasıl kabulünün yapıldığını şöyle anlatıyorlar. Sonra ALLAH'A, şirk olan bu karara uymayanlarıda, sapkın ilan ediyorlar, İNANÇSIZ kabul ediyorlar.
   
  MERYEMANA.........Katolik kilisesi din ve ahlak ilkeleri .....................www.meryemana.net/meryem/tr/misc.php?id=20&par=9&td=11

Tanrı'nın
biricik Oğlu Mesih İsa'ya inanıyorum
İyi Haber: Tanrı Oğlunu gönderdi..........(suhik_not: AMENTULARIMIZ AYNI DİYENLERE DUYURULUR. AMENTUYA KEFİL OLUP CENNETLİK DİYENLERE DE DUYURULUR.)
   
  467 Monofisitler insan tabiatının Tanrı'nın Oğlunun Tanrısal kişiliği tarafından üzerine alınarak Mesih'te varlığını sürdürmeyi durduğunu iddia ediyorlardı. Bu dinsapkınlığı karşısında 451'de Kadıköy'de toplanan dördüncü ökümenik Konsil şöyle diyor:

Kutsal Kilise Babalarının görüşlerine uygun olarak, Rabbimiz Mesih İsa'nın tek ve aynı Oğul olduğunu, mükemmel Tanrılığa, mükemmel insanlığa sahip, gerçekten Tanrı ve gerçekten insan olduğunu, akıllı bir ruhtan ve bedenden oluştuğunu, Tanrılık açısından Baba ile aynı özde olduğunu, insanlık açısından da bizle aynı özde olduğunu, "günah dışında hepimize her şeyde benzer olduğunu" (İbr 4, 15); Tanrılık açısından yüzyıllar öncesinden Baba'dan doğan, bu son günlerde de, insanlık açısından bizim için ve bizim esenliğimiz için Tanrı'nın Annesi, Bakire Meryem'den doğduğunu oybirliğiyle kabul ettiğimizi resmen beyan ederiz.

468 Kadıköy Konsili'nden sonra, bazı kişiler Mesih'in insan doğasını bir tür kişi haline getirdiler. 553'te İstanbul'da toplanan beşinci ökümenik Konsil onlara karşı şu kararı aldı: "Üçlü-Birlik'in biri olan Rabbimiz Mesih İsa'da bir tek hypostaz [ya da kişi] vardır." (DS 424) Mesih'in insanlığındaki her şey sanki kendi kişisiymiş gibi Tanrısal kişiliğine mal edilmelidir, (Bkz. Efes Kon: DS 255) yalnızca mucizeleri değil, çektikleri (Bkz. DS 424) hatta ölümü de: "Bedeninde çarmıha gerilen Rabbimiz Mesih İsa gerçek Tanrı'dır, şanlı Rab'dir ve Kutsal Üçlü-Birlik'in Biri'dir." (DS 432)

   
  Artık o dinin İMANLILARI bu kurallara göre imanlarına çeki düzen vermek zorundadır.
İman çıtası,
Tanrıya isnat bir oğul, Tanrıya eş koşulan Oğul Tanrı kabulünü içermektedir.
İman çıtası,
Tanrı, Oğul Tanrı ve Kutsal Ruh'un meydana getirdiği "BİR'liğin" varlığına göre yerleştirilmiştir.
İman çıtası
, bu "BİR'liğin", BİR'i olarak seçilen, tekrar gelerek kendilerini kurtaracak olduğunu sandıkları/inanmak istedikleri Mesih'e göre yerleştirilmiştir.
İman çıtası, BİR olarak gösterilen Mesih'in, şanlı Rab ve GERÇEK TANRI olduğunun kabulü, imanı çıtasının seviyesini belirlemiştir.
   
  Dünyada zulmün sahibi olanlar, yaptıkları şeylerin asla ALLAH'tan kabul görmeyeceğini öz oğullarını bildikleri gibi biliyorlar.ALLAH'tan ümitlerini çoktan kesmiş olanlar, kendilerine kurtuluş tesellisi verecek, tezlerini, dinlerini tutturabilecek bir kulp olarak MESİH olgusunun peşine düştüler.Mesih olgusunu o kadar çok sahiplendirdiler ki, artık Mesih onlarla özdeş anılır hale gelmiş durumda.
   
  DÜNYA'DA İŞGAL EDİLİP DEĞİŞTİRİLEN DİNLER VE DİLLER İNCELEMESİNİN OLDUĞU "TEKRARI OLAN PİS OYUN" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ
   
  Dini ve inanç sistemlerini tamamen Mesih üzerine kurdular. Ona TANRISAL güçler verdiler. Tanrı ile eşitliğini sağladılar. Ceza ve Afetmeyi de tamamen ona devrettiler. Artık o Hırstiyanların ve Yahudilerin kurtarıcı tanrısı yapılmıştı.(putperes dediğimiz dinlerin hikayelerine bakın tanrı kabulleri nasıl yapılır. Bu imalat sadece putperes tanrıları için değil İlahi dinlerin içinde oluşturulan "dağlarız, tepeleriz" diyen güç odakları içinde geçerlidir.).

BABA TANRININ HİÇ BİR GÜCÜ KALMAMIŞTI.Tüm yetkiler kurdukları SANAL konseydeydi.Sanal konseyin lideri olarakta, hayallerinde yaşattıkları (sanal kahramanları) BİR'İ seçtiler ve onu lider atadılar ki; kendilerini ALLAH'tan kurtarsın. Kurtarıcı olarak gelsin ve kendine inanmış olanları kurtarsın.BİR'likte olan BİR onları kurtarmayacakta başka kim kurtaracaktı. Artık korkacak birşey kalmamıştı.Gönül rahatlığı ile uyabilirledi. ATA'ları da öyle yapmamış mıydı? Belirledikleri bu yeni esaslara göre, İmanı şekillendirebilirler, imanlı-imansız ayrımına girişebilirlerdi.
   
  MERYEMANA.........Katolik kilisesi din ve ahlak ilkeleri
446 Eski Ahit'te yer alan kitapların Yunanca çevirisinde Tanrı'nın Musa'ya açınladığı (Bkz. Çık 3, 14) sözle ifade olunamaz adı YAHVE, Kyrios ("Rab") olarak çevrilmiştir. Rab sözcüğü o zamandan beri İsrail Tanrısının Tanrılığını ifade etmek için kullanılmaya başlandı. Yeni Ahit bu güçlü "Rab" adını hem Baba hem de Tanrı'nın kendisi olarak kabul edilen İsa için kullanıyor, (Bkz. 1 Kor 2, 8) bu bir yeniliktir.

"Kral" kelimesi, genelde insanlara verilen bir ünvan olmasına rağmen, Yeni Antlaşma, Mesih'ten, Eski Antlaşma'da bahsedilen kral gibi değil, "Kralların Kralı" olarak bahseder. "Çünkü kuzu Rablerin Rabbi, Kralların Kralıdır" (Esinleme 17:14). Mesih'in ikinci gelişinde elbisesinin üzerinde "KRALLARIN KRALI VE RABLERİN RABBİ" yazılı olacak (Esinleme 19:10). Eski Antlaşma'da da, Yahve (Yehova) "Tanrıların Tanrısı" ve "Rablerin Rabbi" olarak anılır (Tesniye 10:17).
   
 

Bu kararlar alınırken, hiç ALLAH'tan gelmiş olan bir vahiyden bahseden var mı? Oğullar isnat edildi, Ortak Tanrılar atandı, Konseyler kuruldu, BİR'likler/ittifaklar oluşturuldu, lider olarak BİR seçildi ama ALLAH'TAN HİÇBİR SÖZ YOK....

İşte bu; Tanrı'nın sözcülüğüne soyunmanın, 'kendin pişir kendin ye' yöntemine tipik bir örnektir. Kitapları sen yazmışsındır, kuralları sen koymuşsundur,seçilen makam sahibini sen belirlemişsindir, makamın görevlerini ve kudretini sen saptamışsındır (makam yetkilerini belirleyenler, esasında tanrının yetkilerini tırpanlıyorlar. Tanrının bir takım yetkilerini yok ediyorlar- hayal fakirin ekmeği derler-)

Ellerinle kitaplar yazıp, Allah'a oğullar isnat etmekle kalmaz, ortaklar koşar ve de, "en imanlılar biz olmalıyız, bize uyanlar en imanlılar olabilir" dersen, bu isteğinde de ısrarlıysan, o zaman yapacağın tek şey,(sürekli yaptıkları gibi) gerçek imanlıları ve imanı tasfiye etme çalışmalarına ağırlık vermektir.Böylece; Allah'ın emrettiği, iman yok etmiş, öngördüğün (hayalindeki) inanç sistemini devreye almışsındır.

Artık, Allah'a, karşı savunmanı da (züğürt tesellisi) hazırlamışsındır. Mazeretleri, Hz. Adem'in katil oğlundan bu yana hep aynı;"En imanlılar bizlerdik bizden daha imanlılarını göremedik.Atalarımızda kalan bu kitaplara da uyduk". Allah, onlar için sadece Yaratan Konumun da.(Herşeyi işitmez görmez -HAŞA- )Örnek;

   
  Tekvin/Yaradılıs...4/8 Kayin kardeşi Habil'e, "Haydi, tarlaya gidelim" dedi. Tarlada birlikteyken Kayin kardeşine saldırıp onu öldürdü.
Tekvin/Yaradılıs...4/9 RAB Kayin'e, "Kardeşin Habil nerede?" diye sordu. Kayin, "Bilmiyorum, kardeşimin bekçisi miyim ben?" diye karşılık verdi.
   
  Şimdi, İlahi olduklarını iddia eden bu yapılanmalar, Allah'tan verilmiş hiçbir delil olmadan, Allah'a şirk koşarak, onun adına kararlar vererek seviyesini saptadıkları, İman çıtasının, Allah nezdinde bir değeri olabilir mi? O, kabullere göre; yakıştırdıkları imani unvanların geçerliliği olabilir mi?

Seçtikleri liderlerini
en imanlı ALLAH DOSTU, imani önder olarak kabul ederek, liderin kulvarladığı yolda, "bizlerde Allah, imanlılarıyız, Allah'a, iman ediyoruz, iman budur diyenlere, ALLAH, "Ey iman edenler,İman edin" diye buyuruyor.

ALLAH; İmanın esaslarını, imanın niteliğini, Kur'an'ı Kerim de olduğunu, bizlere bildiriyor
   
  İşte; Allah'a, olan imanlarının, bütün olduğunu iddia eden bu durumdakilere...
  ALLAH; Allah'a iman ediyoruz, iman budur sananlara; "Ey iman edenler,İman edin" diye buyuruyor.

4 - NİSA.......... 136. Ey iman edenler! ALLAH'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim ALLAH'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.
   
  Rüyalara girenler, "ben şuyum, ben buyum" diye toplantılar düzenleyenler, Alemlerde ders verenler, Melekler, Peygamberler, Şehitler, Ölmüş olanlar olamadığına göre; EFENDİ, ÜSTAD, LİDER KABUL EDİLENLERE GAZ VERENLER NE OLABİLİR. Mümin olmayan, Allah'tan korkmayan, dini ve tarihi şahsiyetleri taklit eden CİN'LER ve İBLİS TAYFASI OLABİLİR.
(Sanılar olabilir, palavradan hikayeleri de yabana atmamak lazım) Bu nedenlerden dolayı gaz verenlerin YAHUDİ, HIRİSTİYAN, BUDİST, BAHAİ, ATAİST, MÜNAFIK YADA DEFORME EDİLMİŞ İSLAM ANLAYIŞINA SAHİP, KÖKENLİLER OLABİLECEĞİNİ SÖYLÜYORUM. DEFORME EDİLMİŞ DİNLERE SAHİP, ŞEYTAN DESDEKLİ,İNSANLAR VE CİNLER
   
  Üstünlük yarışı bu şekilde giderken gruplar birbirlerini sapkınlıkla, din dışılıkla, imansızlıkla itham eder.
   
  Örneğin, Fethullah Gülen, Dünya'da çok sayıda müritleri olan, Bahaullah, Alija Muhammed ve Gulam Ahmet için şöyle söylüyor. Çokta doğru söylüyor.Müslümanlığın nasıl saptırıldığını, imanın hangi boyutlara çekildiğini kendi sözleri ile ifade ediyor.(Fethullah Gülen, Ümit Burcu Dergisi)

"...Yakın tarihe doğru gelince, Somali Mehdî'sinden Sudan'da çıkan büyük Mehdî'ye –ki onu İngilizler öldürmüş, yakmış, külünü Nil'e savurmuşlardır ve Doktor İkbâl ondan çok dâsitânî bahseder– bir Mesîh-i Mev'ud olarak alkışlanan Bahâullah'tan, Hind Yogasıyla, meditasyonla meşgul olan, ruh gücünü ortaya çıkarmaya mâtuf bazı riyâzetlerle başı dönünce halüsinasyonlar görmeye başlayan, kendisine önce müceddid, sonra Mehdî-i Mev'ud, İmam-ı muntazar ve en sonunda Mesîh-i Mev'ud diyen Gulam Ahmed'e, ondan da kendisini peygamber ilan eden Alija Muhammed'e kadar pek çok insan mehdîlik mevzuunu suistimal etmiş ve fitnelere sebep olmuşlardır..."

   
  Şimdi o gruplara bağlı olanlara, o öğretilerle amel edenlere sorsak, muhakkak şöyle diyeceklerdir."kendi liderleri, imanı bütün olan ve imanı en iyi uygulayan biridir.

Ahirette kendilerini kurtaracak olan yegane tek insandır.
Falandır, filandır diye anlatacaklardır.

Kendilerine, diğer grupları örneğin,Fethullah Gülen Cemaatini sorduğumuzda ise; Fethullah Gülen'in, onlar için söylediğinden başka, bir şey söylemiyecekleri muhakkak. Sapkın, Müslümanlığa zarar veren bir oluşumu gibi birşeyler diyecekledir.

İMAN YOLUNU, KULVARLARA AYIRIP KENDİLERİNCE HEDEFLER BELİRLEYİP, MESAFELER SAPTAMIŞLAR

Peki hangisi doğru söylüyor, hangisi iman çıtasını doğru yerde konuşlandırmış nasıl bileceğiz. Elbetteki, ALLAH'IN, bizlere Rehber ve Rahmet olarak, Hz. Muhammed vasıtası ile vahiy ettiği KUR'AN'I KERİM'E bakarak, uyarak karar vereceğiz.

Her iki grupta kendisini, imanlı olduğunu kabul ediyor/görüyor. Her iki grupta, İmanın tarifini, kendi esasları doğrultusunda yapıyor.Yani sorulduğun da her iki grup bağlıları da, kendilerini Allah yolunda İmanlılar olarak adlandırıyor. Ama her ikisinin de imanlı olması mümkün değil. Fethullah Gülen'de, öyle söylüyor.Diğer gruplara sorsak, onların da benzer şeyler söyliyecekleri muhaakak.

HİÇ BİZLE BİR SAPIKLAR TOPLULUĞUZ DERLER Mİ? Böyle söyle miyeceklerine göre; diğer grubu, İMANSIZLIKLA SUÇLAYACAK ve UYULMASI GEREKEN TOPLULUĞUN KENDİLERİ OLDUĞUNU İDDİA EDECEKLERDİR.

İşte ALLAH, İmanı kendi esaslarına göre belirlemiş (hangi dinden olursa olsun kendilerine o imanlı unvanını takmış olanlara), iman çıtasını kendi kabullerince yerleştirmiş, Allah'a iman ediyoruz, iman budur diyenlere, ALLAH, "Ey iman edenler,İman edin" diye buyuruyor.İmanın esaslarını, imanın niteliğini, Kur'an'ı Kerim de olduğunu bizlere bildiriyor

   
  ALLAH; Allah'a iman ediyoruz, iman budur sananlara; "Ey iman edenler,İman edin" diye buyuruyor.

4 - NİSA.......... 136. Ey iman edenler! ALLAH'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim ALLAH'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.
   
  GULAM AHMET GİBİ BİNLERCE ÖRNEK VAR, İMAN ÇITALARINI KENDİLERİNE GÖRE BELİRLEYEN. Buna bir de diğer ilahi olduklarını iddia eden dinleri katar ve onların iman anlayışlarını nerelere getirdiklerine bakarsak; Nisa suresi 136. ayetini daha iyi anlayabiliriz. Çünkü hiç kimse; İlahi dinle içinde kalarak oluşturduğu toplulukları, "ben imansızım diye" meydana getiremez.
   
  GULAM AHMET KİM KISACA BAKALIM..
   
  Hazret-i İsa'nın Keşmir'de yaşadığını, öldüğünü ve “ruhunun kendine geçtiğini, dolayısıyla çocuklarınında İsa'nın çocukları olduğu" iddiasını yayan, Gulam Ahmed'in kurduğu, Kuzey Amerika, Güney Amerika, Asya, Avustralya ve Avrupa'nın 193 ülkesinde şubesi bulunan, yerleştiği her yerde sosyal projeler, eğitim enstitüleri, sağlık hizmetleri,yayınlar ve ibadethane yapımları ile büyüyen, Cihadı ve Hz. Muhammed'in son peygamber olduğunu reddeden dini bir cemaat. İngiliz işgali sırasında, İngiliz'lere biat ederek müslüman gruplara karşı cephe almışlar.ABD'de, sözde Cuma namazı ile kongreye biat ettikleri gibi.(Geniş bilgi -ABD Kongreye cuma namazı Biatı- sayfasında) En kuvvetli kollarından biri İngiltere Londra'dadır (Kaadiyaniler, Lahor grubu)
   
  ABD KONGRESİNE CUMA NAMAZI BAHANESİ İLE YAPILAN SECDENİN İŞLENDİĞİ "NAMAZ İLE KONGREYE BİAT" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  GULAM AHMET İNGİLTERE DE YAŞIYOR. ÇITAYI KENDİNE GÖRE YERLEŞTİRMİŞ
Cihada yeni yorum getirmiş, Afganistan ve Filistindeki savaşın anlamsız olduğunu hemde İSRAİL Televizyonundan ilan etmiş. Hz. Muhammed'in son Peygamber olduğunu kabul etmiyormuş. Mehdiliğini ilan etmiş....

Dinler arası diyaloğun mimarlarından, eski Bakan Prof. Mehmet Aydın'ın, “Efendim, diyalog ve hoşgörü devam edecekse, Hıristiyanlarla konuşurken sizin kitabınız bozulmuş, sonradan değiştirilmiş, demeyeceksiniz." beyanatı, Gulam Ahmet'in fetvalarına ne kadar da çok benziyor. Hangisi hangisinden etkilenmiş olabilir.Fethullah Gülen cemaatinin, Kelime-i Tevhidden Hz. Muhammed'in anılmasını çıkarttıkları da bu örnekler arasında gösterilebilir.
   
 
   
  Görüldüğü gibi Gulam Ahmed'te, Dünya'nın her tarafına ilim ve irfan yuvası olan okulları ile ahtabot gibi kol-bacak atmış, örümcek gibi ağını örmüş.
   
  FETHULLAH GÜLEN'de, ABD'de YAŞIYOR. ÇITAYI, KENDİ ANLAYIŞLARINA GÖRE YERLEŞTİRMİŞ
   
  Papa'ya "uzun mesafeler aldığınız yollarınıza katkı da bulunmaya, müsaade ederseniz katılmaya geldik" diye mektup yazmalar, Kur'an'ı Kerim'in, bazı ayetlerini geçersiz ilan etmesi. Bazı ayetleri, ALLAH adına, geçersiz ilan etmesi yetmiyormuş gibi, tahrif edildiğini kendisinin de kabul ettiği (O dinlere tabi olanlarında, kitaplarının esinlenme ve derleme olduğunu söylediği) Eski ve Yeni Ahip kitaplarının, yine Allah adına, ilahi olduğunu ilan edip;

"...Kur-an'ı Kerim'in bazı ayetleri ve bazı Hadis-i Şerifler tarihi sürecini doldurduğu için bunlarla amel edilemez. Kur'an-ı Kerim'in gelmesiyle yürürlükten kalkmış olan İncil ve Tevrat'ın hükümleri hâlâ geçerlidir. Bugünkü İnciller'e ve Tevrat'a inanan, Yahudi ve Hıristiyanlar da cennetliktir. Ehl-i Kitap ile ilgili ayetler, hadisler tarihseldir, dolayısıyla bugünkü Yahudi ve Hıristiyanlar'ı değil o dönemin insanlarını bağlar....” (Hoşgörü ve Diyalog İklimi, Sf.155–156 Fethullah GÜLEN)

...diye fetvalar vererek İman çıtasını, derleme ve tahrif edilmiş kitaplar seviyesine çekmesi .Harran konsilleri gibi konsiller düzenleyip Amentuda biriz ilanı, ADL Yahudi örgütünün isteği ile ısmarlaması ile Hoşgörü ve diyalog isimli kitabı kaleme alması, Suat Yıldırım'ı, Eski ve Yeni Ahit yönlendirmeli, Meal yapmaya teşvik etmesi gibi
  "BUGÜNKÜ" İLE KASTEDİLEN CENNETLİKLER KİMLER?....."BUGÜNKÜ CENNETLİKLER" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  SUAT YILDIRIM'IN "ESKİ ve YENİ AHİT YÖNLENDİRMELİ" KUR'AN KERİM, MEALİ İLE İLGİLİ YAZIYA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  Fethullah Gülen'nin de, Dünya'nın her tarafına ilim ve irfan yuvası olan okulları ile ahtabot gibi kol-bacak atmış, örümcek gibi ağını örmüş.
   
  ÖRNEKLERİ ÇOĞALTMAK MÜMKÜN. HELE "BİZ HIRİSTİYANIZ"..."BİZ YAHUDİYİZ" DİYENLERE BAKARSANIZ, ORADA İMAN ÇITASININ YERİNİ SADECE İNANÇ SİSTEMİNİN BELİRLEDİĞİ ESASLAR ALMIŞTIR. Onlarda iman, İsa mesih'e inanmak ve kiliseye bağlı olmaktan ibarettir.Önlerin de ki, perdeyi kaldırın bakın.Baba Tanrının gönderdiği, Oğul Tanrıya inanmak, Baba Tanrıya inanmaktır. İnanmalarının temelide/kuralları da esinlenme, mektuplar ve derlemeler ile meydana getirdiklerini söyledikleri kitaplar külliyesi vardır.Onlar için iman, Allah'tan, gelen imani olanlar değil, tarif ettikleri, saptadıkları, kurallarını tayin ettikleri şeye inanmaktır.
   
  Yuhanna (John)...14/9 İsa, «Filipus» dedi, «bunca zamandır sizinle birlikteyim. Beni daha tanımadın mı? Beni görmüş olan, Baba'yı görmüştür. Sen nasıl, `Bize Baba'yı göster' diyorsun?
Yuhanna (John)...14/10 Benim Baba'da, Baba'nın da bende olduğuna inanmıyor musun? Size söylediğim sözleri kendiliğimden söylemiyorum, ama bende yaşayan Baba kendi işlerini yapıyor.
Yuhanna (John)...14/11 Bana iman edin; ben Baba'dayım, Baba da bendedir. Hiç değilse bu işlerden dolayı iman edin.

İbraniler/Hebrews.1/2 Bu son çağda da her şeyin mirasçısı olarak belirlediği ve aracılığıyla evreni yarattığı kendi Oğluyla bize seslenmiştir.
   
  Yine dünyada milyonlarca taraftarı olan, Dünyanın her yerine el atmış olan, Dünyanın her yerinde ilim ve irfan yuvası okulları olan DARUL İSLAM
   
  Hani ABD kongresine, sözde Cuma Namazın ile (bir çoğu neye hizmet ettiğinden habersiz olabilir) müslümanları biat ettiren cemaat. Üstelik bunu, kıbleden ~40 derece farkla secde ettirerek yaptıran cemaat. Kongreye müslümanları biat ettirdiği, aşağılattığı yetmiyormuş gibi, ABD Kongresine yan durmayıp, (tam bağlılıklarını bildirebilmek için) Müslümanları Kabe'den ~40 derece saptırarak secde ettiren ve bunu Dünya'ya iyi birşey yapmış gibi ilan eden bir örgüt.
   
 
   
  Onlar ve onlara, tabii olan cemaat hiç sorgulamadan kayıtsız şartsız bu emre itaat etti. Belki birçoğu ne olup bittiğini bilmeden, emir gereği, secdelerini yerine getirdiler. İman önderlerinin seviyesini, belirledikleri imani çıtaya uydukları için çok mutlu olmuş olmalılar. İslamın, rüzgarını estirdikleri için cihat ordusunun neferleri gibi derin duygular yaşamış olabilirler.Allah yolunda yaptıklarını sandıkları bu cihadi görevle, Cennet kapılarını da arladıklarını zannetmişte olabilirler.

Yerine getirdikleri görevlerinin verdiği huşu ile evlerine savaş kazanmış komutan edası ile döndükleri muhakak. Çünkü onlar içinde, en imanlı olan kişi, imandan en iyi anlayan kişi kendi liderleri idi. Lidere uymamazlık diye bir şey olamaz.. Ona uymamak kesinlikle imansızlık olurdu. Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır diye bilinç altlarınıneden doldurdular. Elbette; efendisine itaatsizlik eden, dinden çıkar korkusunu pekiştirmek, cemaat-üye ilişkisini sağlamlaştırmak için.
   
 

İşte Allah bu konumdakilere "Ey iman edenler,İman edin" diye buyuruyor.İmanın esaslarını, imanın niteliğini, Kur'an'ı Kerim de olduğunu bizlere bildiriyor
ALLAH; Allah'a iman ediyoruz, iman budur sananlara; "Ey iman edenler,İman edin" diye buyuruyor.

4 - NİSA.......... 136. Ey iman edenler! ALLAH'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim ALLAH'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.

   
  ALLAH, KUR'AN'I KERİM'DE, KABE/KIBLE/MESCİD-İ HARAM KONUSUNDA HASSAS OLMAMIZI BİZLERE ŞÖYLE BİLDİRİYOR.
  2 - BAKARA......149. Hem her nereden yola çıkarsan (namazda) hemen Mescid-i Haram'a doğru yüzünü çevir. Bu emir şüphesiz hak, Rabbinden olduğu gerçektir. Allah yaptıklarınızdan habersiz de değildir.
2 - BAKARA......150. Her nereden yola çıkarsan yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir, ve her nerede olsanız yüzünüzü ona doğru çevirin ki insanlar için aleyhinizde bir delil olmasın. Ancak içlerinden haksızlık edenler başka. Siz de onlardan korkmayın, benden korkun. Hem üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım, hem gerek ki doğru yolu bulasınız.
   
  ALLAH, KUR'AN'I KERİM'DE, KABENİN NEDEN KIBLE YAPILDIĞINI BİZLERE ŞÖYLE BİLDİRİYOR..
  2 - BAKARA......143. Ve işte böyle, sizi ortada yürüyen bir ümmet kıldık ki, siz bütün insanlar üzerine adalet örneği ve hakkın şahitleri olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun. Daha önce içinde durduğun Kâ'be'yi kıble yapmamız da şunun içindir: Peygamber'in izince gidecekleri, iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayıralım. Bu iş elbette Allah'ın hidayet ettiği kimselerin dışındakilere çok ağır gelecekti. Allah imanınızı kaybedecek değildir. Hiç şüphesiz Allah, bütün insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir.
   
  Buradaki, ".. sizi ortada yürüyen bir ümmet kıldık ki,.." sözü, sizler zaten orta yolu izleyen, aşırılıkları olmayan bir dini anlayış çerçevesi içinde hareket eden bir ümmet haline getirdik. Siz, Muhammed'in ümmeti olanlar, PEYGAMBERİN VE KUR'AN'ın REHBERLİĞİNDEN AYRILMADIĞINIZ SÜRECE, İman yolunun denge noktasını / sınırını tutturmuş olanlarsınız. İfadelerden anlaşıldığı gibi burada bahsi geçen orta yol zaten saptanmış, her müslümanın uymak zorunda olduğu imani kurallar.

Yoksa; DİYALOGCULARIN kendilerine tutamak noktası olsun diye ortaya sürdükleri gibi, DİNLER ARASI ORTALAMA BİR YOL TUTTURUNDA, ORTAYA ÇIKAN ROTAYI TAKİP EDİN RUHSATI DEĞİL. Eğer öyle olsaydı, Allah, "... bir ümmet kıldık ki" demez, peygamber ve kitap göndermez, orta yolu bulun/kafanıza göre otalama bir yol tutturun derdi.
   
  KABE, YERİNE BAŞKA İŞARETLERİ, KENDİLERİNE KIBLE YAPANLAR; PEYGAMBERİN İZİNDEN GİDENLER DEĞİL, İSLAM ÖNCESİ DEĞERLERE DÖNENLERDİR . CAHİLİYE DÖNEMİNİ ARZULAYANLARDIR. Ayet bunu bizlere bildiriyor.
   
  5 - MAİDE.......... 50. Onlar hâlâ cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin hükmü Allah'ınkinden daha güzeldir?
   
  Tabii burada şöyle bir soru akla geliyor..Özellikle Türkiye'de dinin patronluğuna soyunan, İnançsızlara karşı ittifak kurduk diyen, Yahudi ve Hıristiyanlara Cennetin yolunu gösteren, Eski ve Yeni Ahit'e ilahilik kazandıran, Fethullah Gülen Cemaati, 40 derece farkla yapılan bu secdenin yanlışlıklarını anlatıp, Müslümanları bu tür oluşumlardan sakınmaya çağıramaz mıydı. Seslerini, tüm Dünya'ya, İslam alemine çok rahat duyurabilecekleri halde neden sessiz kaldılar.

Yoksa; Onların kapılarına gidip, "uzun mesafeler aldığınız yollarınıza katkı da bulunmaya, müsaade ederseniz katılmaya geldik" sözünde kasdettikleri yol Kongreye Biat'tan geçen yolmu idi.Tıpkı Kongrenin önündeki, caddelerden birinin, Horus Piramitini meydana getiren yollardan birinin Pensilvanya olması gibi.Her yol, ABD kongresinin önünden geçmek zorunda mı? Her yol Roma'dan geçer lafı hala geçerli.Unutmayın..1. Roma; İtalya....2. Roma; İstanbul....3.Roma; Rusya oldu. 4. Roma ise ABD Yeni Roma...
   
  KONGRE ÖNÜNDEKİ, GÖREN GÖZ İLE PİRAMİTİNİN ANLATILDIĞI, "HORUS VE PİRAMİTİNİN OLUŞUMU" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
     
  YENİ BİZANS İMPARATORU VE 4. ROMA HİKAYESİNİN ANLATILDIĞI, "YENİ BİZANS ve İMPARTORU" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ
   
  TİCANİ TARİKATI .... AHMED-İ TİCÂNÎ KİM? KENDİ ANLATIMLARINDAN ÖZET...
   
  Tîcâniyye tarîkatının (yolunun) kurucusu. İsmi, Ahmed bin Muhtâr, künyesi, Ebü'l-Abbâs'dır. 1737 (H.1150) senesinde Cezâyir'in güneyinde Ayn-ı Mâdî denilen yerde doğdu. Seyyiddir. Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem mübârek soyundandır....

Allahü teâlânın yedi ism-i şerîfini usûlüne göre söylemek, kalb temizliği, "La ilâhe illallah" sözünü dilden düşürmemek, devamlı Allahü teâlâyı hatırlamak, O'ndan başkasını gönlünden çıkarmak, bu tarikatın temel husûsiyetlerindendir.

......Gemiyle Mısır'a geldi. Gelir gelmez ilk işi o zâtı bulmak oldu. Şeyh Mahmûd-ı Kürdî onu görünce; "Sen Allahü teâlânın indinde sevilen birisin." buyurdu. Ahmed-i Ticânî; "Bunu nereden biliyorsun?" diye sordu. "Allahü teâlânın bildirmesi ile." cevâbını verdi.

.....Ebü'l-Abbas bin Ahmed bin Abdullah isimli mübârek bir zâtın varlığını öğrendi. Ancak bu zât mânevî bir işârete dayanarak kimse ile görüşmüyordu. Bu yüzden onunla bizzât görüşemedi. Kalben ona teveccüh edip (yönelip) mânen istifâde etti. Pek çok sırlara kavuştu.

.......Mânevî perdeler kalkıp, yüksek derecelere kavuştu. Mübârek ceddi (dedesi) Resûlullah'ı sallallahü aleyhi ve sellem uyanık iken, baş gözü ile gördü. Peygamber efendimiz ona görünüp çeşitli zikirler öğretti........... her an Allahü teâlâyı hatırlayıp, O'ndan başkasını unutup gönlünden çıkarma) demek olan fenâfillah mertebelerine kavuştu.

........Bundan dolayı Ahmed Ticânî hazretleri her ayın sonunda evin kirâsı kıymetinde ekmeği, fakirlere verirdi. Vefâtına kadar buna devâm etti.

........Ahmed Ticânî hazretleri yine Peygamber efendimizin işâreti ile bugün Fas'ta Büleyde diye bilinen Derdâs mıntıkasında bir yeri seçti ve burayı helâlinden kendi malı ile satın aldı. Bu arsa Akvemâ oğullarına ait harâbe bir yerdi. Kimse oraya yalnız giremezdi. Güvenilir kimselerden nakledildiğine göre, bâzan oradan bir kalabalığın zikir sesleri gelirdi.

Ahmed Ticânî hazretleri Halvetiyye tarîkatına göre insanları terbiye ve irşâd etti. Bu irşâd kendine mahsus olduğundan Halvetiyye'nin Ticânîye kolu ortaya çıktı ve bu tarîkatın Afrika'da İslâmiyet'in yayılmasına büyük hizmeti oldu.

1230 yılında 80 yaşındaydı. Bereketli ömrünün son anlarına gelmişti. Gece boyunca; "Allah Allah! Bir nûr kalbimi yaktı." sözünü tekrarladı. Sabaha yakın yanında bulunanlara dönüp; "İşte Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem halîfeleri ile beraber geldi, hepiniz kalkınız." buyurdu. Birkaç kişi hâriç diğerleri çıktılar. Bir müddet sonra rûhunu teslim etti.

   
  Kendi anlatımları ile kısaca böyle biri Ahmet Ticani.. Peygamber efendimizi, fiziki göz ile görüp ondan öğütler alan, fenafillah makamlarına ulaşmış, Fransız Destekli, Fransa işgaline destek veren, Fransız Hıristiyan bir eşe sahip olan,rüyalarla, kalbi haberlerle İman saptaması yapıp müritlerine imanın ölçüsünü veren bir zatı muhterem. Eğer onun Hz. Muhammed ile görüştüğüne inanıyorsan, İMANINI DA ONU İSTEDİĞİ GİBİ ŞEKİLLENDİRMEK ZORUNDASIN. Cennete gitmek için, onun yerleştirdiği, İmani çıtasına göre amel etmelisin.

Birbirlerine düşman olan, birbirlerini, sapkılıkla suçlayan, birbirlerine katli vaciptir fetvaları verenlerin hepsi de "CENNETİ VAAD EDİYOR". Bu vaat sahiplarinin, vaatlerinin zerresi gerçekleşecek olsa, hatta bir tanesi bile, Cennet vaadini tutturmuş olsa CENNET; HİZİPLERİN, GRUPLARIN, TAPILAN EFENDİLERİN, SONSUZ SALTANAT PEŞİNDE OLANLARIN HÜKÜM SÜRDÜĞÜ YER HALİNE GELİR.
   
  ALLAH, KUR'AN'I KERİM'DE, KENDİSİNDEN BAŞKA SÖZ VERENLERİN DURUMUNU, BİZLERE ŞÖYLE BİLDİRİYOR..
  14 - İBRAHİM......22. İş bitirilince şeytan da diyecek ki: “Şüphesiz Allah size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.”
   
  Oysa; Cennette, sukunet, huzur, hak, adalet ve Allah'ın mutlak hakimiyeti var. Siz hiç duydunuz mu? Allah'ın, insanları Cennette; adaletli olun, hakkı gözetin, huzuru bozmayın diye bir vahiy gönderdiğini.Gönderilen bu tür emirler, imtihan yeri olan Dünya yaşamı için geçerli...
   
  Kalabalığın zikir seslerinin geldiği yerde ne olabilir. Meleklerin olmadığı kesin. Melekler, Allah'ı zikredenler başka birilerine niye zarar versin? Neden çarpsın. Demek ki orada av bekleyen Allah Korkus pek olmayan varlıklar varmış. Melekler, sürekli Allah'ı, zikretmiyor mu? Biz onların zikirlerini duyabiliyor muyuz? Neden inziva, yerleri kilise kalıntıları gibi yerlerden seçilir.Yeni Rab'lar edinmek, yeni irtibatlar, ittifaklar kurabilmek için mi?
   
 

İşte Allah bu konumdakilere "Ey iman edenler,İman edin" diye buyuruyor.İmanın esaslarını, imanın niteliğini, Kur'an'ı Kerim de olduğunu bizlere bildiriyor
ALLAH; Allah'a iman ediyoruz, iman budur sananlara; "Ey iman edenler,İman edin" diye buyuruyor.

4 - NİSA.......... 136. Ey iman edenler! ALLAH'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim ALLAH'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.

   
   
  "Üstünlük yarışı bu şekilde giderken gruplar birbirlerini sapkınlıkla, din dışılıkla, imansızlıkla itham eder" demiş Cemaatlerin, iman anlayışlarına örnekler vermiştik. Konuya bu noktadan devam edersek;
   
  Üstünlük yarışı bu şekilde giderken gruplar birbirlerini sapkınlıkla, din dışılıkla, imansızlıkla itham eder. Hatta dahada ileri giderek, birbirlerine katli vaciptir fetvaları verir veya engizasyonda yargılarlar, aforoz ederler.

Örnek; katolikler ile ortodoksların 1000 yıllık aforozları, birbirlerini sapkın din olmakla suçlamaları. Kitapları esinlemelerden ve derlemelerden yaparak, Allah'a olan iman anlayışını bambaşka boyutlara taşıyan, kendi dinlerinin en imanlıları/ imani önderleri, bu yaptıkları yetmezmiş gibi (birlikte çaldıkları, malı çalan iş arkadaşını hırsızlıkla suçlayan iş ortağı gibi. zaten mal çalıntı, zaten meslekleri hırsızlık) birbirlerini imansızlıkla suçlayıp afaroz etmişlerdir.

Dinlerin arası diyalog aşkına,
bu biraz hafifletilmiş birbirlerinin aslında o kadar da sapkın olmadıkları yönünde kararlar almaya başlamışlardır. Artık onlar; yeni aldıkları kararlara göre, İmanlı olacaklardır.Elbette, liderleri ise en imanlı olanlarıdır. Dinlerinin içerdiği İman seviyelerini belirleyen unvanları kendi aralarında paylaşacaklardır. Artık onlar, Allah'a, yeni kabullere göre de iman edebileceklerdir.
   
 
   
  BİR ÖRNEKTE İSLAM ALEMİNDEN.
   
  Buhari, İslam aleminin büyüklerinden kabul edilen, İMAMI AZAM'IN ölümünden, 44 sene sonra Dünya'ya gelen, Tarikat ehlinin, Kur'an'dan sonra en çok başvurdukları, İman anlayışlarını onunla pekiştirdikleri, Hatta dahada ileri giderek KUR'AN DOĞRULAMALARINI onunla yaptıkları, HADİS RİVAYETCİLERİNDEN biri.Yazdığı daha doğrusu rivayet ettiği, Hz. Muhammed'e isnat ettiği sözler ile meydana getirdiği, kitap Müslümanların bir çoğunun inançlarını ve yaşam biçimlerini etkilemiştir. "Bu sözler sahih Buhari'de yer alıyor" dendimi akan sular durur.

Kur'an'ı Kerim'den sonra, ilahi, ikinci kitap haline getirilmiştir. Etkilemek istedikleri, Müslümanlardan utanmasalar/çekinmeseler eş kitap/birinci kitap ilanında da bulunacaklardır. Uygulamalara, konuşmalara bakarsanız, zaten ilk baş vurulan, örneklenen, istedikleri ruhsatları kolayca bulabildikleri baş-kitap haline getirilmiş haldedir.

Kutsiyet kazandırabilmek için. Buhari'yi akıl ve hesap almaz şekilde abartmışlar, belkide hiç alakası olmadığı, ruhsatları da verdirir olmuşlardır.Örneğin;Buhari'nin 600 bin hadis biliyor iddiası ile her derde deva reçetelerin sağlanması gibi.
   
   
  Kur'an'ı Kerim'in yanına bunlarda Alllah'tandır diyerek milyonlarca kitaplar, hurafeler, rivayetler dolduranlar onlar. Risale-i Nur'un yazdırıldığını söyleyen onlar, İmam-ı Azam'ı din dışılıkla (kafirlikle), yalancılıkla suçlayan ve kitaplarında İmamı Azam'dan olan hiçbir şeyi "o yalancıdır" diye almayan, Buhari gibi insanları 600 bin hadis biliyor diye zirve yaptıran onlar.
   
  600 bin hadisin her biri için ,okumak, yanlışlığını ve doğruluğunu test etmek, ezberlemek, ve yazmak için 10 dakika zaman harcasa (sadece 10 dakika); günde 10 saatini (ibadet etmek, kuran okuyarak hatim indirmek, derlemek için -diyar diyar gezerek- yolculuk etmek, diğer kitaplarını yazmak, yaşamak için uyku, yemek, yıkanmak..vs dışında) sadece hadislere ayırsa hiç aralıksız,(600.000*10=6,000,000 dakika=100,000 saat/10=10,000gün/365=~30 yıl sürer. Düşünme ve hüküm çıkarma boyutu hariç..

Her hadis için abdest alıp namaz kıldığı, bu abartıya/kutsiyet kazandırmaya ekleniyor.Aynı işlemi birde 10 dakikalık namazlar için yapın, (600.000Ad* 10 dakika=30 yıl).Alın size bir 30 yıl daha. Ettimi 60 yıl. Her, 3 günde bir Kur'an Hatmettiği söyleniyor. Yolculuklar, diğer eserler, dersler, konuşmalar, vaazlar...vs cabası.

Karşısında 600.000 hadisi, sayabilecek ve denetleyebilecek hiç kimse olamaz. Eğer o hadisleri denetleyebilecek biri olursa o zaman Buharinin değeri sıradanlaşır.Buharinin eserlerine kutsiyet kazandırma için ortaya sürülen hikayeler boşa gider. Olsa bile işlem 10 yıllar sürecek boyutta.

Doğumu;Temmuz.- 810, ölümü; Agustos - 869. 59 yaşında vefat ediyor. 16-18 yaşında bu işlere başlandığı söyleniyor. 40 yıllık ilim hayatı ve bunun 30 yılı hadis'leri 1 kez sadece, 1 kez tekrar etmekle geçen yaşam. 2. kez tekrar etmesi mümkün olmayan bir hayat. (bir 30 yıl da bu hadis derlemeleri sırasında, aldığı abdestlere ve yerine getirdiği Namazlar için ihtiyacı var) Sadece hadisler için gerekli olan 60 yıl. Eser yazma yılları ise 40 yıl. isteyen abartı var diyebilir bu hesaplara. Eline kağıt kalem alır, Buhari'nin hayatınaı onun hakında söylenenlere göz gezdirir ve hesabı görür

Üstelik hadis kitabını, 16 senede yazdığı belirtiliyor. Daha da kötüsü, Mekke tarafına, birkaç kez gitti deniliyor. Peki bunca hadisi nasıl derleyip toparladı,Konu kısaca, kendin pişir, kendin ye hikayesi gibi birşey.

Kaç tane bildiği sadece abartmalara dayanan bir iddia. Buhari tüm eserlerini; yaklaşık 4000 adet; "hadis iddiasında bulunduğu", rivayetler ile yazmıştır. (Kitaplarında ki, tekrar kullanımları ile sayı iki katına çıkar imiş)
   
 
   
   
  Ebu HANİFE ise, Hicri, 80-150 yılları arasında yaşamış, Müslümanlardan itibar gören, Büyük imam olarak nitelendirilen, Ülkemizdeki müslümanların büyük çoğunluğunun, saptadığı kurallara, yorumlarına uyduğu HANEFİ MEZHEBİNİN önderi olarak kabul edilmiş (İMAM-I AZAM/Ebu hanife, MEZHEP KURMAMIŞTIR onun öğrencileri oluşturdukları öğretileri ile bu önderliği ona atfetmişlerdir. Esasında; adları ile anılan büyük mezheplerden hiçbiri,o isimlerin sahipleri tarafından kurulmamıştır.. Böyle bir oluşum içindede bulunmamışlardır.) İslam dünyasında birçok bağlısı olan, İslamın devi olarak kabul edilen bir din adamı.
   
 

İşte, bu iki şahsiyet arasında, daha doğrusu Buhari ile kendisi doğmadan, 44 yıl önce vefat etmiş olan Ebu Hanife'ye yönelik DİN DIŞI OLMA iddiası var. Buhari, birtakım konularda görüşüne katılmadığı İmam-ı Azam'ı, sapkınlıkla suçlamış din dışı ilan etmiş.Onların terimleri ile İmam-ı Azam'ı mürcii ilan ederek cerh etmiş.

Mürcii....; İnsanları günaha sapkınlığa ve küfüre götüren anlamı taşıyormuş.
Cerh......; Ortaya sürülen/konulan bir düşünce anlamına geliyormuş, Cerh etmek ise bir düşünce, inanç veya iddiayı çürütme, anlamına geliyormuş.

   
  Buhari yalancılık ve din dışılıkla suçladığı, Ebu Hanife'den kitabında hiç rivayette bulunmamış.Bulunmamakla kalmamış, üstelik sapkın, kafir olarak nitelendirmiş ve İmam Hanefi için şöyle demiş; "O İslâmı il­mek ilmek çözen birisiydi. İslamda ondan daha UĞURSUZ biri doğmamıştır" (Buhari, et-Tarihu's-Sagir, II, 100.)
   
 

Sorun şu; Aynı müslüman toplulukların, Buhariye göre, yaşamını düzenleyip, Hanefi mezhebine uyması/taklit etmesi... Aralarında ki (yaşamların da zaman farklılığı olsada) sorun ne olursa olsun, konuda hangisi haklı olursa olsun, DİNDIŞILIKLA SUÇLAMA OLDUĞUNDA İNSANLAR İKİSİ ARASINDA TERCİH YAPMAK ZORUNDADIR. Çünkü; her ikisinin, din dışılık söz konusu olduğunda haklı olabilmeleri imkansızdır. en azından birinden biri yanlış, İmanlıların imanını yok edecek bir karar vermiştir.Her iki alınan kararda yanlış olabilir amam her iki karar doğru olamaz.

Henefi olan, EBU HANİFEYE BAĞLI OLAN BİR MÜSLÜMAN, İMAM OLARAK BENİMSEDİĞİ KİŞİYE KAFİR, DİN DIŞI DAMGASI VURAN, HADİS DERLEMECİSİ BUHARİNİN KİTAPLARINA NASIL UYABİLİR.
Buharinin dediği gibi İMAMI DİN DIŞI İSE İMAMINI TERKETMEK ZORUNDA yada BUHARİ'NİN YANILDIĞINI ZANNEDİYORSA, DİNİ YANLIŞ YORUMLADIĞINI ve BU YORUMUNU, KAFİRLİK SUÇLAMASINA KADAR GÖTÜRMEKLE YANLIŞ YAPTIĞINA İNANIYORSA, BUHARİ'NİN ESERLERİNDEN UZAK DURMAK ZORUNDA.

Hem "imamıma kafir diyenin kitabını okurum", ona göre kendime çeki düzen veririm, hemde "Onun din dışı dediğini İmamım olarak kabul" ettim denilemez. Bu bir insanın hem kafir hem de imanlıyım demesi gibi bir şeydir.

   
  Ahmet Hambeli de, Ebu Hanife hakkında benzer şeyler söylemiş ama onlar ayrı mezheplerin imamları. Birbirlerini eleştirmeleri normalmiş.
  BİRBİRLERİNİ LANETLEYEN ( birbirlerini putperes/kafir gibi gören) MÜSLÜMAN GRUPLAR
  Ebu Hanife için, Ahmed İbnu Hanbel şöyle demiş; "Biz ehl-i reyi, onlar da bizi durmadan lanetlerdik. Bu hal Şafii'nin gelmesine kadar devam etti. O gelince aramızı bulup bizi kaynaştırdı." (K. Sitte Tercüme ve Şerhi..... 1/193-194 İbrahim Canan)
   
  Hangisi doğru yola davet ediyor hangisi yanlış yollar tarif ediyor onu ancak ALLAH BİLİR. Müslümanlara iman önderliği yapmış, imanlarını görüşlerine göre yapılandırmış, saptadıkları değerlere göre, sizler imanlısınız, onlar imansızdır diye yaftalar vurmuşlar. İnsanlarda onların yerleştirdiği iman çıtalarına göre İman değerlendirmesi yapmışlar.
   
  Allah adına alınan bu kararlar altında, imanı kontrol etmek, seviyesini saptamak yatıyor olsa gerek. Tanrıcılık oynamak gibi. Bu etkinliklere, bu tür oluşumlara, mensubu bulunduğu toplumun inancı yüzünden, katılan/karışan biride aşağıda kalmamak için "bana bu kitap yazdırıldı" diyerek ortaya atılıverir. İman çıtası artık bu yazdırıldığı kabul edilen kitaba göre tayin edilecektir. O seviyeye göre, kendini düzenleyen mensuplar kendilerini imanlı olarak adledecek ve o kabul çerçevesinde imanın derecelerini belirleyen, unvanlara sahip olacaklardır.Artık onlar, Allah'a, yeni yazılan kitapta belirtilen, yeni kriterlere göre iman edenlerdir.
   
  ALLAH, İMANI SEVİYELERİNİ KENDİLERİ BELİRLEYİP, KENDİLERİNİ DİNİ ÖNDERLER, İMANI BÜTÜNLER İLAN EDENLERİ ŞÖYLE UYARIYOR..
   
  İşte bu konumdakilere, ALLAH, "Ey iman edenler, İman edin" diye buyuruyor.İmanın esaslarını, imanın niteliğini, Kur'an'ı Kerim de olduğunu bizlere bildiriyor
ALLAH; Allah'a iman ediyoruz, iman budur sananlara; "Ey iman edenler,İman edin" diye buyuruyor.

4 - NİSA.......... 136. Ey iman edenler! ALLAH'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim ALLAH'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.
   
   
   
  "Üstünlük yarışı bu şekilde giderken gruplar birbirlerini sapkınlıkla, din dışılıkla, imansızlıkla itham eder" Birileri birilerin şemsiyesi altında olmak ister. Birileri birileirnin nedense üstüğünü kabul etmek ister. Üstünlüğünü kabul ettiğinin, kendi İman seviyesinin belirleyicisi olması, kendilerini kandırma açısından önemli olsa gerek.
 

Yaratılış.......4:15 Bunun üzerine RAB, ‹‹SENİ KİM ÖLDÜRÜRSE, ondan YEDİ KEZ ÖÇ ALINACAK ›› dedi. Kimse BULUP ÖLDÜRMESİN diye KAYİNİN ÜZERİNE BİR NIŞAN koydu.

Neden, insanların itikadi toplulukların işaretlere, sembollere ihtiyaç duyduğu bu ifadeden daha iyi anlaşılmıyor mu? Her biri ilahi kabul ettiği kuvvetlere, olgulara ben burdayım, biz burdayız, biziz göndermeleri yapıyor. Askerlik mi ki bu ? üniforma gibi elbiseleri, cübbeleri, kaftanları, sarıkları, sakalları, bıyıkları, tesbihleri, seyyar Put haçları, kendierine ait renkleri olsun. Bu sayılanların ibadete, imana katkısı olabilir mi? Eğer öyle olsaydı, İlahi emirlerde sadece temiz ve güzel kıyafet tanımı yerine, üniforma tarifleri olur ve "buyrun Cennete" denilirdi.
   
 
   
  Onlar hala Hz.Musa'nın büyücü olduğunu ve asasının sihirli olduğunu düşünüyorlar. Ellerindeki asaların da, o mahretleri göstermesini umuyorlar ve o, beklenti ile teselli buluyorlar. Her birinin asası, kendilerine özgü ki; kendilerine ait olanlar başkalarına gitmesin. (Pist ışığı gibi).

Elbette içimizden, alemler efsanelerine inanıpta, haçın altına sığınanlar da azımsanmayacak sayıda.
Papa, Peygamberine Hz.Muhammed'e, hakarette etse kişiliklerini ortaya koyamadan duramayan tipler var elbette. HAÇ'ın patronunu protesto etmesi gerekirken, birde ayağına kadar gidip hediye sunuyorlar. Papa her halde az yaptım diye düşünüyordur.
   
  ONLARIN, DAVETİNDEN ÇIKAN SONUÇ GÖRÜNTÜ ŞÖYLE BİRŞEY
   
  Yitshak ve Oğulları……………...http://www.sevivon.com/index.php?mid=838

Büyük Tanah yorumcularından Raşi, peygamber Ovadıa'dan alıntı yaparak onların YENİDEN BİRLEŞECEKLERİNİ açıklar, günlerin sonunda. Yaakov MANEVİ gücü temsil ederek Esav'a büyük FİZİKSEL güce diyor ki: “ Ben sana izin veriyorum, önden git ve İNSANLIK TARİHİNE FİZİKSEL olarak HAKİM OL. Fakat günlerin sonunda, ASLAN KUZUYLA birlikte yaşadığında, biz biraraya geliriz. O zaman YAHUDİLER EN ÜSTTE OLACAK.”

(Not: Yaakov /Yakup ve Esav İbrahim oğlu, İshak'ın oğulları. Yakup İsrailoğullarının atası. Abisi Esav ise, soyundan İsmail oğullarıyla evlenerek Amalek üretenlerin ve bölge insanlarının atası)
   
 
   
  DİKKAT EDİN YAHUDİ'NİN AYAKLARI, HIRİSTİYANIN OMUZLARINA YÜK VERMEYECEK BİÇİMDE HAVADA . KİMSEYE İHTİYACI KALMAMIŞ, TANRIYA ULAŞMIŞ SANKİ TEKAMÜL ÜÇGENİNİN KOPUK PARÇASI KONUMUNDA. TANRISALLAŞMIŞ, EGEMEN DİN

Yahudi'nin, ayakları Hıristiyanın omuzlarına yük vermeyecek biçimde havada .Hıristiya'nın hiçbir şekilde ibadetine engel olmuyor. Müslüman'a ise tüm yükü, yüklenmiş ve başını kaldırıp ne olup bittiğini görmesi ve anlaması imkansız. Çünkü doğrulabilecek konumda değil.
   
  Yahudi tiplemesinin elindeki "GERÇEK FURKAN" adı altında basılmış olan, KAFALARINA GÖRE takıldıkları kitap. Ataları da kitaplar yazıp, "TANRIDAN" damgasıyla bu günkü torunlarına metinleri, miras bırakmamışlar mıydı? Atalarından edindikleri "TANRI ADINA KİTAP YAZMA" öğretisini zihniyet torunları hiç korku duymadan yerine getiriyor.

Yazma yetkisini de, ELBETTE "HER HARFİ TANRIDAN" dedikleri ellerindeki kitaplardan alıyorlar. ATALARINDAN aldıkları bu yetkiye dayanarak yazdıkları kitapları da, ZİHNİYET TORUNLARINA, "HER HARFİ TANRI" damgasıyla miras bırakacaklar. O kitapları miras olarak kabul edenlerde......bu şekilde bir "sür-git emri" olan bu alışkanlık, "damdan düşen kurbağanın mezar taşındaki, tekraralı hayat hikayesine" benziyor?

Suat Yıldırım'ın (Ahit Adreslemeli, Ahitlere ilahi kitaplarlar sınıfına sokma çalışması) Ahit yönlendirmeli, Tükce Kur'an'ı Kerim Meali yapmasına savunma olarak bahis konusu ettiği "benim kitabım B.O.P.'tan önce yayınlandı" diyerek dile getirdiği, Büyük Orta Doğu Projesinin (B.O.P.) bir parçası olarak, Gerçek Furkan adlı kitabı yayınladılar. Sunum adı ile "The True Furqan"..
   
  SUAT YILDIRIM'IN "ESKİ ve YENİ AHİT YÖNLENDİRMELİ KUR'AN MEALİ" İLE İLGİLİ ÖRNEKLİ YAZIYA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  ABD'nin Texsas eyaletinde Evangelist, Omega 2001 ve Wine Press yayınevleri tarafından "Gerçek Furkan" adıyla piyasaya sürülen kitap. Arapça ve İngilizce olarak basılan bu kitap 366 sayfa. 77 Sure'den oluşuyor. Üç dinin/İbrahimi dinlerin, 21.Yüzyılın din kitabı, olarak tanıtılıyor.

İçinde Hırıstiyan ve yahudi kitaplarından alıntılar yapılmış. Benzerlik olsun, tanıdık gelsin, yedirmesi / hazmettirmesi kolay olsun diye de Kuran'dan, bazı surelerin isimleri kullanılmış.

Birçok ülkelerin/toprakların, Yahudilere ve Hıristiyanlara ait olduğunun vurgusu unutulmamış. Büyük Ortadoğu Projesi"ne destek veren bir kitap. İslam dünyasını Hıristiyanlaştırma çabalarına katkı sağlayan bir ürün. The True Furqan
   
  DOLARDAKİ, HORUS, PİRAMİT, ADALET TERAZİSİ, ANAHTAR ve "BİZ TANRIYA İNANIRIZ" sözünün işlendiği "PARADAKİ TANRI" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Nışanlanmış /işaretlenmiş / markalanmış olanın TEKAMÜL PİRAMİTLERİ, kimlerin bastığı paranın üzerinde baş köşeyi işgal etmiş?
 
   
  Hıristiyan değerlere,(önündeki kitaba göre; İsevi-Müslüman adı altında belli süre protest ve ortodoks olarak) İmani olmayan inançlara secde etmiş olarak kalacak. Kendisinin iman ettiği, kitap değiştirilmiş, yerine başka kitaplar koyulmuş. O ise hala kendisinin, doğru bir secde yaptığının inancında.
   
  ABD KONGRESİNE CUMA NAMAZI BAHANESİ İLE YAPILAN SECDENİN İŞLENDİĞİ "NAMAZ İLE KONGREYE BİAT" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Efendisinin seçimi olan yolda, efendisine bağlı olarak, efendilerinin öğretilerinden kaynaklanan bir din anlayışı ile emredilenleri yapıyor. Çevresinde olup biteni göremiyor, görmesine de imkan verilmiyor. Sorgulamak, düşünmek, yanlış aramak öğretilenler arasında yok. Kendisine bu doğrudur denilenleri kayıtsız şartsız bir teslimiyetle yapıyor. İtaatsizlik ise; "İMANI KAYBETMEK" denmiş bir kere.
   
  TANRI DİYE KABULLENDİKLERİNİN SONSUZ SALTANAT ve SONU GELMEZ HAYAT VAADİNE kanmış olmaları, onları bu tür faaliyetlere itiyor olsa gerek...
   
  İSRAİL TANRI'sını HARACA KESEN, FİDYE&RÜŞVET ALMADAN MISIR'daki İSRAİL'lileri, YAHVE'ye VERMEYEN "ÇÖLLÜ AZAZEL" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  TANRI diye CİN'lerle kurdukları ittifaklara İNSANLARI taptıranların, TANRININ OĞLU inançları olabilir mi? "KUZU KİM & KÖPECİK KİM" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  İYİ - KÖTÜ TARAF HANGİSİ? BANA GÖRE İYİ ama ONLARA GÖRE KÖTÜ TARAF neden BEN oluyorum? "İYİ & KÖTÜ KİM" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  MÜSLÜMANLARA, "İLAHİ VARLIKLAR" olarak sundukları "SONS OF GOD" KABULLERİNİN İŞLENDİĞİ "TANRININ OĞULLARI"sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.