KUTSALLIK MASKESİ ADI ALTINDA, YOK EDİLEN ÖRTÜLEN İLAHİ DEĞERLER. İMAL EDİLEN KUTSALLIKLAR.
   
   
   
  İSA'ya KUTSAL SOY BİÇEREK, ASIL KUTSALLIĞIN KENDİSİ OLAN; "İSA'nın BABA SOYU OLMAMA" MUCİZESİNİ YOK ETTİLER.

Kutsal Ruh aracılığıyla hamile kalan ve MUCİZESİ; "BABASIZ DOĞMASI" olan İSA'ya, "SOYU KUTSAL OLSUN" diye BABA MONTAJLAMAK (kendi yazdıklarıyla bile) OĞUL TANRIYA İNANÇSIZLIĞIN GÖSTERGESİ yani OĞUL TANRI KAVRAMININ içinin BOŞ OLDUĞUNU İTİRAF ETMEK değil midir?
   
  OĞUL TANRILIĞA YÜKSELTTİKLERİ ve "TANRIMIZ / KURTARICIMIZ / KUZUMUZ / MÜJDEMİZ" dedikleri, İSA'larının ÖLÜM TARİHİNİ BİLMEYENLERİN yazdıkları SECERELER ancak İSİM LİSTESİ / ALIŞVERİŞ LİSTESİ kıvamında olabilir.

İSA'larının YANINDA OLDUKLARINI iddia ettikleri halde yani "TANIĞIZ" dedikleri halde (Bırakın ölüm saatini, haçını kimin taşıdığını, ölürken ne diyip demediğini, göklerin kararıp kararmadığın..vb..) "TANRIMIZ" dediklerinin EN DEĞER verdikleri, yan yana olabilmenin BAHTİYARLIĞINI yaşamış olan ve tüm zamanların EN SEÇKİN 12 kişi (Havriler. Tanrı ile kolkola) arasına yükseltilmiş olanlar, TANRILIĞA yükselttiklerinin ÖLÜM TARİHİNİ bilmiyorlar.

KARGACA BİLİNSE ve durumu KARGALARA ANLATSANIZ, "BUNLAR; ne Hz. İSA'yı, ne KENDİ İSA'larını, ne ÖLÜMÜ ne DİRİMİ nede ÇARMIHI GÖRMEMİŞLER, KAFALARINA GÖRE DUYDUKLARINI SANAL İSA'larına MONTE etmiş" der. İSA'larının neredeyse ayakkabı numarasını yazacak kadar detay verenler, Akrabalarına, arkadaşlarına gönderdikleri selamları, sitemleri gelecek kuşaklara aktaranlar, TANRININ / TANRILARININ GÖKLERE ÇEKİLDİĞİ yılı bilmiyorlar.

Demek ki görmediler, birlikte yaşamadılar. Kulaktan duyduklarını kendilerine maledip "BİR ZAMANLAR TANRI denilen biri vardı" manzumesi içinde mektuplarını yazmışlar. Mektupları bulanlar da KUTSAL KİTAP haline getirip ortaya sürüvermişler. .

ÖLÜM TARİHİNİ BİLSELERDİ oradan (33 yaşında öldü, 30 yaşında göre başladı vb..) DOĞUM TARİHİNİ saptayabilecekler ve KİTAPLARINDAKİ İKİ İSA'lı doğum tarihi ve hikayesi yer almayacak PAPA'lıkta ARİTMETİK ORTALAM DOĞUM TARİHİ (ve elbette ÖLÜM tahinide) SAPTAYARAK KİTAPLARININ SALLAMALARINA 3. BİR SALLAMA ile katkıda bulunmamış olacaktı.

TANRILIK TAHTINA oturtmuş olduklarının, ÖLÜM TARİHİNİ yanında OLDUKLARI HALDE (kitap yazanlardan Markos, Matta, Yuhanna ve bunlarla görüşme halinde olan DİNİN mimarı PAVLUS ile yanından pek az ayırdığı LUKA) BİLMEDİKLERİ için DOĞRU YAZAMAYANLAR, KİTAPLARININ geri kalan kısmında neleri DOĞRU YAZMIŞ OLABİLİRLER ki?

KURTARIC VAADİNİN garantisi olur mu? ÖLÜM TARİHİNİ doğru yazsalardı, İKİ farklı, DOĞUM TARİHİ kitaplarında yer alır mıydı? İSA'nın kardeşi dedikleri YAKUP, Kitap yazarlarının bir kısmıyla görüştüğüne göre, ABİSİ İSA'nın ÖLÜM yılını neden sorup öğrenmemiş olabilirler.

EĞER, "TANIKLIK" ediyoruz dedikleri olayları,GEÇEKTEN OLAYLARI YAŞAMIŞ olsalardı, en azından kendi YAŞLARINI BAZ alarak (Tanrımız öldüğünde ben şu yaştaydım, şimdi ise yaşım bu yada Tanrımız öleli şu kadar sene geçti, yaşım şu olduğuna göre Oğul Tanrının ölüm yılı şu derler ve oradan doğru doğum yılına, HERBİRİ ulaşabilirdi) çok yakın TARİHLER ve birbirine çok benzer DOĞUM HİKAYELERİ yazabilirlerdi. Bir araya geldiklerinde de KONU mutlaka ve mutlaka TANRI olacağından (Tanrı yeryüzüne kaç defa gelmişte insanlarla birlikte yaşamış. Kaç kişi Tanrının ta kendisi denilenle yanyana gelebilmiş? Kaç kişi Rablerin Rabbi olanın elinden tutabilmiş..vb.. bu nedenlerden dolayı bir araya geldiklerinde bu muhteşem olayı konuşacaklardır) hatalarını ve yanlışlıklarını da düzeltirlerdi.
   
  HEM ŞİRK KOŞMAYI GÖZE ALARAK / ŞİRK KOŞARAK İSA'ya OĞULLUK VERİYORLAR, HEMDE ŞİRK KOŞARAK TANRI EDİNDİKLERİ İSA'ya ÖLÜMLÜ İNSAN SOYU YAZIYORLAR.

OĞUL TANRININ "SÖZ" OLMASI, İŞARET ETTİKLERİ SOYDAN DAHA MI AZ KUTSAL Kİ; YAHVE'ye "KUTSAL" DEDİRTİLEN SOYU, NE OLDUĞUNA BAKMADAN İSA'ya MONTELEMİŞLER?

EĞER, BABA KATKISI OLMADAN İSA'nın DOĞAMAYACAĞINA İNANIYORSANIZ, O HALDE NEDEN "ALLAH'a" ŞİRK KOŞUYORSUNUZ?

HEM BABASIZ, İNSAN SPERMSİZ, ÜSTÜNE ÜSTLÜK KUTSAL SOYSUZ TANRI DOĞUMU OLMAZ DİYORSUNUZ, HEMDE DOĞAN TANRIDIR DİYE "ALLAH'a" ŞİRK KOŞUYORSUNUZ.

YOKSA; ŞEYTANIN FISILTILARINA KANIP, "SIRF İMANİ DEĞERLER, İNANÇLAR YOK OLSUN, ZEDELENSİN" DİYEN, ŞEYTANIN REHBERLİĞİNDE İLERLEDİĞİNİZİ HALA ANLAMIYOR MUSUNUZ?

KUTSANMIŞ İNSAN SOYUNA İHTİYACI OLDUĞUNA İNANDIĞINIZ DOĞANI, ŞEYTANIN FISILTILARI UYARINCA, "ALLAH'a" OĞUL İSNAT EDEREK ŞİRK KOŞMUŞ OLUYORSUNUZ?

HEM GEVEZE, HEM KEKEME OLMAK KATLANILIR BİRŞEY DEĞİLDİR. HEM DİNLEYENLERİ İÇİN, HEM KONUŞMA SESLERİ ÇIKARAN İÇİN.
SABIRLA DİNLEYENLER ANLATILAN KISIMLARIN BİTMEMEZLİĞİNDEN, GEVEZE İSE ANLATACAĞI KISIMLARIN BİTMEYECEĞİNDEN MUZDARİPTİR..
DİNLEYENLER ANLAYAMAMAKTAN, KONUŞMACI İSE ANLATAMAMAKTAN KORKAR.
DİNLEYENLER NEZAKETEN "KRAL ÇIPLAK OLMAZ / hadi olmasın" kabulleri doğrultusunda "ANLADIM" derler. ANLATANSA "NE ANLATTIMDA, ANLADILAR BİRDE BEN ANLAYABİLSEM" DER.
   
  MUCİZESİ; "BABASIZ DOĞMASI" olan İSA'ya, İLLAKİ BABA SOYU UYDURMAYA KENDİLERİNİ ZORUNLU HİSSEDENLERİN, ASLINDA KUZU'nun TANRISAL KATLA HİÇBİR İLGİSİNİN OLMADIĞINI SÖYLÜYOR OLDUKLARI ortada değil mi?

İŞTE KİTAPLARINDA Kİ İFADE:
Romalılar.....1:2-4 Tanrı, öz Oğlu Rabbimiz İsa Mesih'le ilgili olan bu müjdeyi peygamberleri aracılığıyla Kutsal Yazılarda önceden vaat etti. BEDENCE DAVUT'un SOYUNDAN DOĞAN Rabbimiz İsa Mesih'in, kendi kutsal ruhu sayesinde ölümden dirilişiyle Tanrı'nın Oğlu olduğu kudretle ilan edildi.

Bakın; bedence DAVUT'un SOYUN'dan diyorlar. MERYEM, DAVUT SOYUNDAN değil ki; Amram / İmran ailesinden. Bu durumda İSA nasıl olurda BEDENCE DAVUT SOYUNDAN gelmiş olur. Luka ve Matta'nın secerelerinin her birinde, İSA'nın babası gösterilen MARANGOZ YUSUF'un ismi var. Birinde MERYEM ismi yani ANNE ismi yazmış olsaydı "hadi neyse" denilebilirdi.

İSA'ları Yusuf &Yusuf'tan olma mı da? secerelerden birine baba diğerine Anne soyu damgası vurarak yani kitaplarındaki sallamaların üzerini kapatarak, herşeye inanmaya hazır haldeki İNANANLILARINI KANDIRDIKLARI gibi, diğer insanlarıda mı aynı kategori içinde görmek istiyorlar?

İSA Yusuf'tan olma, Yusuf'tan doğma biri olmadığına göre; her iki SEREDE yazanda MARANGOZ YUSUF olur. Yani İSA'ları KUTSAL olsun diye, İSA'larına yamadıkları KUTSAL DAVUT SOYU, BABA MARANGOZ YUSUF'un soyu olur. Bu durumda KUTSAL SOYDAN OLAN YUSUF olur. İSA'la YUSUF'un kutsallığı arasında işilki kuranlar, İSA'larının kitaplarında yazdığı gibi, BABASIZ doğduğmasına ihtimal vermeyenlerdir. Hz. İsa'nın, Hz. Meryem'den BABASIZ doğmuş olabileceğine inanmayanlardır.

BABASIZ doğma MUCİZESİYLE Dünya'ya gelmiş olan İSA'nın SOYU, nasıl olurda DAVUT SOYUNA ENTEGRE EDİLİR?

Hz. İSA'nın SAHİP OLDUĞU EŞSİZ
(eşi olmayan, örneklenemeyen ORTAYA SÜRECEKLERİ İSA'larını YALANLAYACAK olan) GENLERİ YOK SAYARAK, (Atalarının Tanrısal yetkilerle saptadığı İNSANİ KUTSALLIK PEŞİNDE KOŞMALARI) İSA'larının KUTSALLIĞINDA YERİ OLMADIĞINI İLAN ETMELERİNDEN belli değil mi?

ORTAYA SÜRECEKLERİ KUZU'larını / İSA'larını yani; DÜNYA ÜZERİNDE VAR OLAN GENETİK ŞİFREYİ TAŞIYAN OĞUL TANRIYI PİYASAYA SÜRME AŞAMALARINDA sona YAKLAŞTIKLARINA inananların, HANGİ TANRI ve OĞUL TANRI İNANCINDAN BAHSEDİLEBİLİR?

ELLERİNDEKİ BEYAZ ATLI, KALÇASINDA KRALLAR KRALI yazacak olan KURTARICI KİMLİKLİNİN, MARANGOZ YUSUF gibi BİRİLERİNİN GEN KODLARINI TAŞIDIĞINI BİLENLER, İLAHİ anlamda TANRI İNANCINI mı YAYIYORDUR? yoksa; İTTİFAKLARI gereği TANRIYI mı OYNUYORDUR?

TANRININ OĞLUNU SEÇEBİLMEK, HER BABA TANRININ YAPABİLECEĞİ BİR ŞEY OLMASA GEREK.

ATAMA MESİH i
şiyle UĞRAŞMAK, İLAHİ ANLAMDA TANRILIĞI İNKAR ETMEKTE olduğu gibi; OĞUL TANRI / KURTARICI/ KUZU / MÜJDE diye takdim edilene karşı da İNANÇSIZLIĞI KABUL ETMİŞ OLMANIN GÖSTERGESİ değil midir?

TANRI'LIĞA SOYUNUP OĞULLAR İSNAT EDENLERİN ZİHNİYET TORUNLARI, OĞUL TANRILARINI PİYASAYA SÜRMEK ÇALIŞMALARIYLA TANRIYI OYNAMA GELENEĞİNİ DEVAM ETTİRMİŞ olmuyorlar mı?

"BABA TANRIDAN GELDİ" DENİLENE İMANSIZLIK değil midir?
KUTSAL RUH'a "HADİ SENDE KİM OLUYORSUN" demek değil midir?

AÇIK AÇIK "BİZLER ESASINDA "ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH'ın" MUCİZEVİ BİR DOĞUMLA GÖNDERDİĞİ Hz. İSA'ya değil,
KENDİMİZE TEMEL OLARAK ALDIĞIMIZ ESKİ AHİT'e UYGUN, KUTSAL METİN YAZARLARININ SAPTADIĞI, KİLİSE ÖNDERLERİMİZİN ARİTMETİK ORTALAMASINI ALARAK YORUMLADIĞI, OĞUL TANRIMIZA ve İSA'larımıza İNANIYORUZ demek değil midir?

"ADETTENDİR DİYE BİZ, "İSA'mıza "BABASIZ DOĞDU" DİYORUZ, ASLINDA "İSA'mız, EDİNDİĞİMİZ TANRININ KUTSAL KILMIŞ OLDUĞU DAVUT SOYUNDAN MARANGOZ YUSUF'un OĞLUDUR"
demiş olmuyorlar mı?

"İSA'mıza TANIKLIK EDEN KUTSAL METİN YAZARLARININ KİTAPLARINDA DA BELİRTTİĞİ gibi, "BİZİM / OWN İSA'mız, İLAHİ KATTAN SEÇİLMİŞ ve İLAHİ VAHİYLERLE DESTEKLENMİŞ Hz.İSA DEĞİLDİR" demiş olmuyorlar mı?

"
TANIKLIKLARINI DİN YAPTIĞIMIZ / DİN EDİNDİĞİMİZ, PAVLUS ve ARKADAŞLARININ YAZDIKLARINA GÖRE; İSA'mız İKİ HAYAT HİKAYESİNE VE SÜLALESİNE SAHİP MARANGOZ YUSUF'un OĞULLARI OLAN İSA'lardır" demiş olmuyorlar mı?
   
  İSA'ya yazdıkları Davut soyun, kutsal olup, olmamasının İSA'la ne ilgisi olabilir? O saydıkları isimlerden, İSA'ya bulaşan bir gen yok ki. O saydıkları isimlerden bulaşan bir gen varsa, kutsal metin yazarları tarafından İSA'nın babalığına tayin edilmiş bulunan, MARANGOZ Yusuf'adır

İSA'ya bulaşan gen MERYEM'e ait olandır.Ve secerede oradan gelmelidir. Luka'da dahil baba soyu yazarak SECERELERİNİ MARANGOZ YUSUF'la bitirmişlerdir. Meryem ve ailesinin adı hiç geçmemektedir. ("Luka Anne soyunu yazdı" denmesi yada Matta'nın Eski Ahitteki var olan SECEREYİ kafasına göre yeniden düzenlemesi, yazının ilerleyen kısımlarında görüleceği gibi, açıklarını yaldızlama amaçlıdır.) (İki İsa'ları oduğundan Luka'da ki yada Matta'da ki Yusuf'un mesleği marangozluk değildir)
   
  Onların kabulleri çerçevesinde değerlendirirsek
"YAKUP'tan DOĞMA YUSUF ile ELİ'den DOĞMA YUSUF'un oğlu İSA" tarifli bir tanımlama ortaya çıkıyor.(YUSUFTAN OLMA, YUSUFTAN DOĞMA, İSA OLARAKTA TANIMLANABİLİR.)
   
   
   
  BAŞLARKEN:

Tanrı kelimesi, Tevhid inancından uzakta gelişme sağlayan, "ALLAH", dışında kendilerine bir takım hayali olgular oluşturanların, KUTSAL olarak benimsediklerine verdikleri genel bir addır. Bu benimsemeler, taş-sopa, dağ-tepe olabileceği gibi, şeytani varlıklar, insanlar ve cinlerden edinilmiş "kutsal ilanlılarda" olabilir. Meleklerin onların ibadetine izin vermiyeceği, böyle bir şeyin imkansız olduğu Kur'an'ı Kerim'de bizlere bildiriliyor.

Melek sandıklarının da kesinlikle CİNLER olduğu, bu tür "ilahi varlıklar sanılanların" kesinlikle CİN olduğu, Kur'an'ı Kerim'de, BİZLERİ UYARMAK İÇİN bildiriliyor.Yanlış hayallere kapılmamız ve bilinmezlerin arkasına takılmamız için İKAZ EDİLİYORUZ.

ALLAH BU DURUMU BİZE ŞU AYETLE BİLDİRİYOR.
34 - SEBE.......... 40.Allah’ın, onları hep birden toplayacağı, sonra da meleklere, “Bunlar mı size ibadet ediyorlardı?” diyeceği günü bir hatırla!
34 - SEBE.......... 41.(Melekler) derler ki: “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar CİNLERE İBADET EDİYORLARDI . Onların çoğu CİNLERE İNANIYORDU.”

Bu nedenle yazı boyunca, Tanrı kelimesi onların anlayışını belirtmek için kullanılıyor. Pagan ve putpers dinlerde de, Tanrı kelimesi kullanılıyor. Asla ve asla Tanrı hitabının "ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH'la" bir ilgisi yoktur. "ALLAH", sadece kendisine özel olan isimlerle anılır.

ALLAH BU DURUMU BİZE ŞU AYETLE BİLDİRİYOR.
19 - MERYEM.....65. (O), göklerin, yerin ve bunlar arasında bulunan şeylerin Rabbidir. O'na kulluk et ve O'na kullukta sabret. Hiç O'nun ADIYLA ANILAN birini biliyor musun?

Aynı durum Peygamberler ve Cebrail içinde geçerlidir. Onların ismini verdikleri, peygamberi olarak ilan ettikler isimler, tamamen kendi oluşturdukları hatta kendilerine yakıştırdıkları, inanç sistemlerine uygun buldukları hayali karekterler. Bu uygulama ile kitaplarında bu isimlerin geçiyor olması nedeniyle de isimlerinin önüne, "Hz." gibi unvanlar koyulmamıştır.

Konu bizim inancımızda olan, bizlerin bildiği Peygamberlerden bahsetmeye geldiğinde, Önlerine Hz. unvanı koyulmuştur. Hz. Muhammed, HZ. İsa, Hz.Musa, Hz. Meryem..gibi..

Onlar peygamber dediklerinin, karılarını satmış olmasını, kardeşleri ile evlenmesini, kızlarının babalarından çocuk edinmesini, hille yapmasını, put imal etmesini, Putlara tapmasını, peygambere torunun tecavüz etmesini, yalan söylemesini kabullenmişler ve bunları da kitaplarında hiç sakınca görmeden yayınlıyorlar.

Karısını satan, puta tapan peygamber dediklerinin içinde bulunduğu sözleri yazarken ve o ifadeleri yorumlarken, nasıl olurda; onun isminin önüne Hz.gibi unvanlar koyabilirim. Nasıl olurda o çirkin eylemleri Peygamberlerime yapıştırabilirim? Onların kitabındaki, İSA'nın "ben Tanrıyım/Rab'bım/Oğulum" dediği, ifadesinin önüne Hz.unvanını koyarak nasıl olurda onu, Hz.İsa ile özdeşleştirebilirim?

Onların Kutsal Ruh dedikleriyle Cebrail'in hiç alakası yoktur. Büyük ihtimalle kendilerine bağlı olan bir varlıktan bahsediyorlar. Hiç birşeyden haberi olmayan bir Kutdsal Ruh. (Ör: Papalık seçiminde herkeze başka isim verilmesi)
   
  az ESKİ ve YENİ AHİT'te PEYGAMBERLERE BAKIŞ AÇILARINI ve ONLARA YAKIŞTIRILAN ENSEST İLİŞKİLERE AİT ÖRNEKLERE BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
 

Kutsamayla, ilahi kutsallık arasındaki farkı kavrayamayan, kutsal metin yazarları, ancak babasız doğum olsa olsa böyle olur demiş, yakıştırma damgalarını hemen vurmuşlar. Anlayamadıkları, kavrayamadıkları ilahi değerleri, algılayamadıkları "ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH" İMANINI anlatamayacaklarını bildikleri için, bildikleri yoldan gitmişlerdir. Din öğretilerinin, o dönemde okudukları Eski Ahit kitaplarından aldıkları için, elbetteki açılımları da ona göre yapacaklardı.

(Eski Ahit'e bağlı olduklarını kendileri söylüyor. Hatta "İsa kitap getirmedi Eski Ahit'le tebliğlerini yaptı" diyorlar. Gerçi; "hayır okumadı" deseler bu gün aynı kapak altında tuttukları, "her harfi Tanrıdan olan kutsallarımız" dedikleri "İsrail Tanrısı Musa'ya verdi" dedikleri Eski Ahit kitaplarını inkar etmeleri gerekir. Gerçi kitaplarını alıp Yahve'yi devre dışı bıraktılar ama olsun. Onlarda Deccaliyet maharetleri -- yaldızlama, örtme -- üstadlık seviyesinde. Muhakkak İPLER çekilmeden UNLAR serilmiş hazır bekliyordur.)

Eski Ahit kitaplarının verdiği örneklerle, İSRAİL TANRISININ öğretileriyle, TANRI OĞULLARINA ALIŞIK olan beyinleri, İNANÇLARI, kalpleri, GÖĞÜSLERİNDE BESLEDİKLERİ, en kolay anlatımın TANRININ OĞLU DİYE GEÇİŞTİRMEKLE mümkün olacağını düşünerek, TANRININ OĞLU cevabıyla ANLATIMI bitirivermişlerdir.

Kutsal metin yazarları, TANRININ OĞULLARININ KABUL EDİLDİĞİ bir dine mensup oldukları yukarıdaki satırda bildirildi. Evet Eski Ahitin sahipleri biziz diyen YAHUDİLER'de, KUTSAL METİN YAZARLARI da İSA'ları da TANRININ OĞULLARI olmasını kabul etmiş bir kitaba ve o kitabın etrafında oluşturulmuş YAHUDİLİK dinine mensuptular.

   
  Çok Tanrı inançlarını gösterebilmek için, İNGİLİZCE AHİT kitaplarına bakmak yeterli. Müslüman ülkelerde üzerini örttükleri, yaldızladıkları, bu çok Tanrılı inancı ifade eden deyimler, kendi ülkelerinde yani ÇOK TANRI İNANÇLARININ hüküm sürdüğü yerlerde, Deccaliyet örneği göstererek değiştirdikleri deyimleri olduğu gibi kullanmışlar. TANRININ OĞULLARI tanımını Türkiye'de basılan, dağıtılan ESKİ AHİT kitaplarında, Melekleri çağrıştıran "İLAHİ VARLIKLAR" (DIVINE ASSETS) tanımlamasıyla değiştirmişler. Tek Tanrılı din taklidi yapmak kolay değil. Bu örnekler her konuda her ifadede oldukca çok olmalı
 
İngilizce BASKILI Eski Ahit kitabında TANRININ OĞULLARI
Genesis/Yaratılış..6:2 that the SONS OF GOD saw the daughters of men that they were fair; and they took them wives, whomsoever they chose
Yaratılış/Genesis..6:2 TANRININ OĞULLARI, insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler.....
Türkçe yazılmış Eski Ahit kitabında İLAHİ VARLIKLAR
Yaratılış...............6:2 İLAHİ VARLIKLAR, insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler.

İngilizce BASKILI  Eski Ahit kitabında TANRININ OĞULLARI
Genesis/Yaratılış...6:4 The NEPHILIM were in the earth in those days, and also after that, when the SONS OF GOD came in unto the daughters of men, and they bore children to them; the same were the mighty men that were of old, the men of renown.
Yaratılış/Genesis...6:4 TANRININ OĞULLARI insan kızlarıyla evlenip çocuk sahibi oldukları günlerde ve daha sonra yeryüzünde NEFİLLER vardı. Bunlar eski çağ kahramanları..
Türkçe BASKILI  Eski Ahit kitabında İLAHİ VARLIKLAR
Yaratılış................6:4 İLAHİ VARLIKLARIN insan kızlarıyla evlenip çocuk sahibi oldukları günlerde ve daha sonra yeryüzünde NEFİLLER vardı.......

İngilizce BASKILI  Eski Ahit kitabında TANRININ OĞULLARI

Job / Eyüp...........1:6 Now it fell upon a day, that the SONS OF GOD came to present themselves before the LORD, and SATAN came also among them.
Eyüp / Job...........1:6  Bir gün TANRININ OĞULLARI RABbin HUZURUNA ÇIKMAK için geldiklerinde, ŞEYTAN da ONLARLA GELDİ.
Türkçe BASKILI  Eski Ahit kitabında İLAHİ VARLIKLAR
Eyüp...................1:6 Bir gün İLAHİ VARLIKLAR RABbin HUZURUNA ÇIKMAK için geldiklerinde, ŞEYTAN da ONLARLA GELDİ.

Müslüman mahallesinde Salyangoz satmayı bir kez kafaya koymuşlar. Ama ekmek içi protein deposu ama ekmek arası bol ketçaplı. Şifa niyetine ama şurup halinde ama draje halinde ama Dinlerin diyaloğuyla ama Amentü birlik çağrılarıyla, ama İsevi müslümanlık ilanlarıyla ama program önü-arası-arkası geçirilen jeneriklerde
   
  Daha da kötüsü, Yahudiler seçilmişliklerini büyük ihtimalle TANRININ OĞULLARI olmalarına bağlıyorlar. Neden derseniz? İngilizce metinlerde bu tür oğulluktan bahsedilmesinin yanısıra, kitaplarındaki tanımlamalardan da, Dünya üzerinde yapmaya çalıştıklarından da o sonuç çıkıyor.

Aşağıdaki örnekte olduğu gibi, "Hadi" diyorsunuz Onların dininde Oğul-Baba kavramı karışıyor OĞUL tanımlamalarıni içeren ifadeleri işlemekten kaçınıyorsunuz. Oğul kastı açık açık yapılmış olan ifadelerde bile "yok onda kasdedilen, biyolojik bağ olan bir oğulluk değildir, Baba oğul kavramları <işte şimdi ben senin baban, sende benim oğlum oldun, kıvamında söylenmiş takdir ve iltifat sözüdür> izahlarıyla kapatmaya getirebilirler diye örneklemeden kaçınıyorsunuz. Dedik ya, bahneleri hazır / yaldız fırçaları ellerinde / dolgu macunları yanlarında, unlar ipler gelmeden serilmiş halde bekliyor.

Zebur.......2:7 RABbin bildirisini ilan edeceğim: Bana, ‹‹Sen benim oğlumsun›› dedi, ‹‹Bugün ben sana baba oldum.

Ama bazı yerlerde oğlum yada ilk oğlum demekle yetinilmeyip, "DOĞAN OĞLUMDUR" tanımlamaları yapılıyor. Ülke olarak İsrail için bu DOĞMA tanımı, BENİM OĞLUM vurgulamasından hemen sonra kullanılıyor. Bu durumda İsrail'liler seçilmişliklerini Tanrısal yapılanma içinde değerlendiriyor, kendilerini TANRININ OĞULLARI konumunda görüyorlar demenin bir sakıncası olmamalı.

İsrail Tanrısının kendine ait gördüklerine türedikleri adresi bildirirken de, Efrayim için "İLK DOĞANIM" tanımı kullanılıyor. Oysa Mısır'da bulunan Yusuf'tan ilk doğanın yani Yusufun 1. çocuğunun MANAŞŞE, ikinci doğanın Efrayim olduğunu yine kendileri söylüyor. Her harfi Tanrıdan dedikleri, tüm kurtuluşlarıını içindeki Vaadlerine bağladıkları, Tapınmalarını tariflerine göre yaptıkları Kitapta / ESKİ AHİT'te öyle yazıyor. Bu durumda İLK BİRİNCİ çocuk MANAŞŞE Yusuf'tan, İKİNCİ İLK DOĞAN İsrail Tanrısından mı olmuş oluyor?

Yeremya.........31:9 ...... Düz bir yolda yürüteceğim onları. Çünkü BEN İSRAİLİN BABASIYIM, EFRAİM de İLK OĞLUMDUR
Jeremiah.........31:9 ...... wherein they shall not stumble: for I AM A FATHER TO ISRAEL, and EPHRAIM is MY FIRSTBORN

Yaratılış..........41:51 Yusuf İLK oğlunun adını MANAŞŞE koydu. ‹‹Tanrı bana bütün acılarımı ve babamın ailesini unutturdu›› dedi.
Yaratılış..........41:52 ‹‹Tanrı sıkıntı çektiğim ülkede beni verimli kıldı›› diyerek İKİNCİ oğlunun adını EFRAYİM koydu.

Tanrı olarak benimsediklerinin ağzından söyletilen, "oğlumdur, babayım" sözlerine alıştık ama İKİNCİ sırada doğmuş çocuğa, "BENİM İLK DOĞANIM'dır" demiş olması hiçte alışık olduğumuz bir ifade değil.

İkinci sırada aynı anadan aynı babadan doğupta yani İKİNCİ İLK DOĞAN olupta, İsrail Tanrısının "BENİM İLK DOĞANIM" demesi mutlaka derin manalar içermektedir.

Eğer ifade de kast edilen, alışkanlık yapmış baba, oğul kelimelerini kullanmak olsaydı; Türkçe Ahit versiyonunda kullandıkları manada, sadece BENİM İLK OĞLUM (my first son) tanımını kullanmaları yeterli olurdu. İLK OĞUL zaten İLK DOĞAN OĞUL anlamını içinde barındırır. "Çocuklarım" dersinde, diğer oğlan çocuklar arasındaki sıralamayı belirtmek içinde, "bu benim İLK DOĞAN OĞLUMDUR" diyebilirsin. Ama burada yapılansa tam tersi bir durum, İKİNCİ doğan çocuk İLK DOĞANIM diye takdim ediliyor.

Üstelik başka bir ifade de bu oğulluk ve "İLK DOĞANIM" ibaresini daha da fazla vurguluyorlar. Tükçesin de, Ahit tarzı alışkanlığı dedirten, (o tür düşünce intibaını bizlere edindirdikleri) " baba, oğul" sözcükleriyle durum geçiştirliken, İngilizce Eski Ahit versiyonunda durumun Türkçesinde gösterilenden çok farklı boyutta olduğu, adeta üzerine basıla basıla vurgulanıyor. İSRAİL BENİM OĞLUMDUR, (virgül) BENİM İLK DOĞANIMDIR

Mısırdan Çıkış...4:22 Sonra firavuna de ki, ‹RAB şöyle diyor: İSRAİL BENİM İLK OĞLUMDUR.
Exodus............4:22 And thou shalt say unto Pharaoh: Thus saith the LORD: ISRAEL is MY SON, MY FIRST BORN.

İngilizce ifadeyle Türkçe ifade arasında, çok büyük fark var. Saklanan tanımlama var. Türkçe ifade de, İsrail Tanrısı, "İSRAİL BENİM İLK OĞLUMDUR" derken, İngilizce ifade de adeta; "İSRAİL BENİM İLK DOĞAN OĞLUMDUR" diyor. Ortalıkta doğumla elde edilmiş bir OĞULLUK tanımı altında, bahşedilen bir TANRISALLIK YAKIŞTIRMASI var. Kendilerini Tanrısal ilan etmiş olup kendi aralarında bunu böylece kabul etmişler.

Türkçe ifadede benim İLK OĞLUM derken, İngilizcede benim "İSRAİL BENİM OĞLUMDUR, İLK DOĞANIMDIR " diyor.Neden DOĞUMLA gelen tanımı yapılmış olabilir. İsrail için BENİM OĞLUMDUR demekle yetinilmeyip, İLK DOĞANIMDIR" vurgulaması yapılıyor.
   
 

Ayrıca bu ifadelerde ilk tanımlaması ile yapılan vurgulamalardan birden fazla TANRI OĞLUNUN var kabul edildiğini de aşikardır. Eski Ahit'te, NEFİLİLER'den bahsedilirken altına düştükleri açıklama zaten, TANRISAL ANLAMDA OĞULLUĞU DİN İNANÇLARI içinde kabul ettikleri, böyle bir görüşün mensup oldukları DİNİN ESASLARINI TEŞKİL ETTİĞİNİ doğrulamış oluyorlar.

Eyüp kitabında bahsedilen, TANRININ OĞULLARI KAVRAMINDAN farklı bir kabülün, yapıldığını, ilahi dedikleri varlıkların İNSANLARI hamile bırakabildiği çok sıradan bir şeymiş gibi din kitaplarının içinde yer alıyor. Tıpkı bir zamanlar Diyanet'in KUR'AN'I KERİM MEALİNİN içinde bir takım notlar unuttuğu (sayfa 380 devamı) gibi. Ayet sıralarını karıştırdığı gibi.

   
  DİYANET'in, KUR'AN'I KERİM MEALİ'de UNUTTUĞU NOTLAR ve MADDESEL HATALARIN İŞLENDİĞİ "KUR'AN'a SAYGISIZLIK" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Medyatik olmuş birtakım MEDYUM lakaplı CİNCİLER kendilerinin CİNLERLE EVLİ olduklarını yıllarca Televizyon ekranlarından bağıra bağıra söylediler. Evlilikle yetinmeyip çocukları olduğunu söyleyenlerde azımsanmayacak sayıdaydı.Cinlerle ilişki kurmayı bir halt sanan, bunu bir üstünlük olarak gören, ilahi mertebeler edinmiş edalarıya ortalıkta görünenler aslında Eski Ahit'te normal karşılanan meslekleri eda ettikleri gibi, Ahit'te kabul edilen evlilikleride gerçekleştirdiklerini ballandırarak anlatıyorlardı.

Ama günahlarını almamak lazım, hiç biri "çocuklarımız Tanrı çocuklarıdır" demedi. Hele hele yanına fiziki yapıda birilerini alıp "işte bunlar bizim HAREMİMİZDEKİ CİN HATUNLARDAN / TANRIÇALARDAN olan çocuklarımız, BUNLARDA TANRI sayılır" gibi açıktan lafta etmediler ama GAYP HABERLERİ vermekten, İLAHİ ağızla bildirimlerde bulunmalardan, İlahi zırhlara sahip olup kurşun işlememe hikayeleri anlatmaktan ve gelecekler için kararlar veren İMAJ MAKER olduklarını ifade etmektende geri durmadılar (ah! Tezgahları Müslüman mahallesinde olmasa, imkanları olsa bilboardlara, göklere, yerlere resimlerini doldururlar)

Sadece, sanal ortamda yaşadıkları deneyimlerini tatlandırarak anlattılar. Cin çocuklarını da göstermeyeceklerinden lafta kalan sözlerle bol bol anlattılar. Anlattılar ki, FİYAT TARİFELERİNE zamlar yapabilsinler. (Onların yerinde ben olsam, senin çocukların diye gösterilen, kucağına tutuşturulan Cin çocuklarından DNA testi isterdim. Olurya babaları belki başka bir Cinlidir. Tufaya gelmemek lazım diyeceğim de, tufası-mufası kalmamış kalıbı teslim etmişler zaten, ortaçağ zihniyetli TEKNOLOJİK BÜYÜCÜLER)

Eski Ahit'te ise bu cinsel ilişkiler, sıradan normal bir şeymiş gibi karşılanmış olmalı. Hatta az gelmiş olmalı ki; doğum yapmalar fiziki boyutlarla ifade edilmiş. Hayali bir varlıkla cinsel temas sonucu ETİYLE KANIYLA CAPCANLI insanlar elde edildiğini kabul etmişler. Bu kabulleride "iyi saatlerde olsun" olarakta değerlendirmemişler ki, TANRI ÜRETME ZİHNİYETLERİNİ takipci torunlarına miras bırakmaktanda bir çekinti duymamışlar.

"Adamını biliyor" derler ya! Varislerinin "bizimkilerde amma uçmuşlar" demeyeceğini, bu saçmalıkların arkasına sığınarak, Din gününden kurtulabilme hayalleri kuracaklarını, Oğul Tanrılar atayabileceklerini, kurtarıcı SANILARINI sürekli canlı tutacaklarını ve hala AMALEK avcılığı yapacaklarını tahmin etmiş olmalılar ki, kutsal kitaplarına "işte biz böyle inanıyorduk" diye işlemişler.

Yaratılış.......6:2 İLAHİ VARLIKLAR, İNSAN kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler.

İfadesinin altında; İlahi Varlıklarla ilgili şu açıklamayı yapmışlar. (Meleklerin onların inanışında; Günahkar olabildiğini, hata yaptığını, Tanrının onlara güvenmediğini, Şeytana tek laf bile edemediğini..vb..göz önünde bulundurmak lazım)
"İLAHİ VARLIKLAR": İbranice "TANRI OĞULLARI".....Bunların MELEK yada ŞİT soyundan gelen İNSANLAR olduğu sanılıyor.

Yaratılış.......6:4 İLAHİ VARLIKLARIN insan kızlarıyla evlenip çocuk sahibi oldukları günlerde ve daha sonra yeryüzünde NEFİLLER vardı. Bunlar eski çağ kahramanları, ünlü kişilerdi.

Bu maddenin altına da Nefiller'le ilgili şu açıklamayı yapmışlar.("NE FİLLER di" der gibi bir şey. Elbetteki kelime İbranice olduğundan, ya! DÜŞMÜŞLER yada DEVLER manasına geliyordur)
"NEFİLLER": İbranice sözcük " DÜŞMÜŞ KİŞİLER" anlamına gelir. Septuaginta (Eski Ahit'in Yetmişler konseyince yapılmış düzenlemesinin Yunanca çevirisine verilen isim).bunu ‹‹DEVLER›› diye çevirir.
   
 
   
 

Burada ortaya çıkan soru şu neden ŞİT soyundan gelen insanlar olabilir deniliyor. Şit'in bir özelliği mi var? Neden Adem değil de, başka oğullar değil de? "Adem'in 3. oğlu" dedikleri ŞİT.

Neden illaki; "ŞİT'i İlahi varlıklarla cinsel ilişkiye girdi diyorlar? "İLAHİ VARLIKLAR" dedikleri, "TANRININ OĞULLARI "dedikleri VARLIKLARI neden illaki "ŞİT'e" bağlıyorlar? Neden başka biri yokmuş gibi "ŞİT SOYUNDAN geldiği SANILIYOR" diyorlar. İnsanların, duyu ötesi varlıklarla CİNSEL İLİŞKİYE GİRİP çocuk DOĞURTMA iddiası ancak PAGAN inançlarında olur.

Bu söylemi; kitaplarında barındıranların, TEK İLAH İNANCINDAN bahsedilebilir mi?
Bu söylemi; inançlarının, dinlerini parçası haline getirenlerin İLAHİ bir değerle ilişkisi olabilir mi?
Bu söylemi; kitaplarında tutanların, inançlarının esasları arasına katanların, HANGİ İŞLERLE MEŞGUL OLDUKLARI belli değil mi?
Bu söylemi; Dogma olarak kabul edenlerin DÜNYANIN BAŞINA ÖRDÜĞÜ ÇORAP meydanda değil mi?
Bu söylemi; kendilerine rehber edinenlerin görü ötemizdeki CİN denilen varlıklarla kol-kola hareket ettikleri aşikar değil mi?
Bu söylemi; KURTULUŞ VAADİNİN anahtarı olarak algılayanların, UMUTLARINI NELERE BAĞLADIKLARI anlaşılmıyor mu?
Bu söylemi; İnançlarının ana teması haline getirenlerin, "RAB" demekle NELERE seslenmiş olabileceği belli olmuyor mu?
Bu söylemi; kendilerine kabul edenlerin "İNANÇSIZLARA KARŞI kurduk" dedikleri İTTİFAKLARIN, kimlere karşı olduğu meydanda değil mi?

Bu söylemle; TANRI, TANRININ OĞLU, İLAHİ VARLIKLAR, dediklerinin CİN'ler olduğu açıkca ortada değil mi?
Bu söylemle; KİTAP VERDİ, ESİNLENDİRDİ, GÖRÜNTÜ VERDİ dedikleri varlıkların kimlikleri belli değil mi?
Bu söylemle; VAADLER ALDIKLARI, adresler ortada değil mi?

Ortaya çıkan durumda şu sorunun cevabının olması gerekir?
İnsanla CİNSEL İLİŞKİYE girdiği iddia edilen
İLAHİ VARLIKLAR,
ŞİT'in SOYUNDAN

NASIL MEYDANA GELMİŞ
olabilir?

O halde ŞİT SOYUNDAN olduğu söylenen İLAHİ VARLIKLAR, İLK DEFA nasıl meydana gelmiş olabilirler.
Şit soyundan gelen İLAHİ VARLIK dediklerini BİR İLKİ / BİR BAŞLANGICI olmalıI. KİM KİMİNLE YATTI da, İLAHİ VARLIKLAR meydana geldi. Durup dururken olmaz ki bu doğum. "Resme baktım hamile kaldım" ayaklarıyla da geçiştirlecek birşey değil. Hele hele! "Leylekler getirdi" hikayesiyle hiç mi hiç olmaz.
ŞİT soyundan türedilerse, BU İLK DOĞUM nasıl olduda, TANRI OĞULLARI oluştu.
Eğer yaratılmış denilerek için içinden çıkılacaksa o zaman neden ŞİT SOYUNDAN türemiş olabilirler deniliyor?

İLAHİ VARLIK dediklerinin GEN YAPISI nasıl oluştu.
Hayvanlarla İnsanlar ilişkiye girdiğinde bu durum yaşanmaz iken ŞİT SOYUNDAN gelenler bu işi nasıl başardı?
(Siz At yarışlarında Türübinlerden "hadi oğlum diye bağıranlara bakmayın. Hipodromda koşanlarla akrabalık bağları yok. Ahit yazarları gibi lafın gelişinden öyle diyorlar. Ama telefon çaldıranları varsa bu durumda eşler birbirlerini tufaya getiriyor demektir. Saç, kıl, tüy parfüm kontrolleri yapmak faydalı olur)

Daha ORTADA İLAHİ VARLIKLAR yok iken,
Daha henüz bir KADIN; İNSAN SPERMİ olmadan bir TANRI OĞLU DOĞURMAMIŞ iken
Daha birileri ona KUTSAL SOY YAZAMAMIŞ iken
Özetle: İLAHİ VARLIK henüz DOĞMAMIŞ iken, Nasıl oldu da bir sürü TANRI OĞULLARI oldu?
Ortada yaratılmış olan insanlar ve birde Hayvanlar var.
Birde "ben yarattım" diyen İsrail Tanrısı Yahve var.

Kromozom yapıları, genleri nasıl tuttuda, kim kiminle yattıda TANRININ OĞULLARI ortalığı doldurdu? Olurmu böyle saçma şey.Tanrının oğulları ZATEN VARDIDA öyle ortalıkta mı geziniyordu? Biri, bir kıza talip olduğunda O kız "ben zaten TANRININ OĞLUYLA evliyim mi diyordu? Kadın, İlahi varlıktan boşanıp başkasıyla evlendiğinde, Erkek, TANRI dediklerinin Annesiyle mi evlenmiş oluyordu?..vb..

Bu sayılanların hepsi, GÖK KRALİÇESİ denen, SEMİRAMİS ve Oğlu TANRI Marduk hikayesinde mevcut olan Pagan inançlarıyla şekillendirilmiş kabuller. Onlarda da Semiramis'in oğlu Babil Kralı Avil Marodak / Marduk, bildiğimiz 2012 yılına damgasını vuran Tanrı Marduk olarak ortalığa duyrulan olgu, dinlerinin bir parçası halinde imiş. Aynı durum Hıristiyanlar tarafından TANRI OĞLU denilerek, MERYEM ve İSA motifli olarak işlenmiş.

   
 
   
  HIRİSTİYANLARIN, MERYEM'İ GÖK TANRIÇASI HALİNE GETİRMELERİNİN İŞLENDİĞİ "GÖK KRALİÇESİ" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ
   
  Sananlar kim? Kitapları yazanlar. Her harfi Tanrıdan diye adres gösterdikleri, kitapları nasıl tamamladıklarını ifadelerinin arasına yazmaktan geri durmayan ATALARI. Şit yerine başka bir yaratılmış olamaz mı? İllaki ŞİT niye? Niye Kayin'in kardeşi. Bu soruların bir cevabı olmalı.

Görünürde, ŞİT hikayesinin İlahi bir tarafı yok ki, ŞİT ismi inandırıcı olsun. Tamamen sallama, efsanelerden, farklı inançlardan alınmış. Kendi üzerlerine biçilmiş, kendilerine adepte edilmiş. Ester'e ulaşan bir yönlendirme inancına benziyor. İnanç zihniyetlerini ortaya koyan, ittifaklarını adresleyen ifadeler.

İlahi olabilmesinin ilk şartı, Tanrı olarak benimsediklerinin, "her harfi bendendir ben verdim" dediği kitaplarında yazanlardan haberdar olması lazım. Daha da ötesi biraz zaman kavramına, mefhumuna da sahip olması lazım. Hiç olmazsa tarih hatalarını onlarla / yüzlerle ölçülebilecek seviyesinde yapacak kadar, zamana malik olması lazım.

Tanrı olarak profilini çizdiklerinin olayların oluş sırasından, vaktinden bi haberi yok ki. Hatta olan bir çok olaylardan da haberi yok. O'da kutsal metin yazarları gibi YARATILMIŞ bir ÖLÜMLÜ olamalı ki, neyin nezaman olduğunu bilmediği gibi, etrafında olup bitenden de haberi yok. Kutsal Metin yazarlarının Hafızası ve takdirleri edinilen Tanrının bildikleri denilebilir

Zaman kavramı onun için, gece gündüz ve güneş hareketleriyle ölçülen ve belirlenen bir şey olmaktan çok uzak. Ancak VAKİT tanımlı zaman aralıkları hakkında bilgili ki, verdiği yıllar tıpkı kutsal metin yazarlarının yazdığı tarihler gibi tutmuyor. Şeytan ve varlık kontrolü, takviyesi altında olan falcıların, büyücülerin "vakit" tanımıyla (3-5 vakte kadar, "üç vakit mi desem..." gibi) zaman bildirmeleri bu nedenle olabilir.

Tıpkı saatle işi olmayan insaların "akşam vakti, güz vakti gibi" tanımları kullanması gibi. Eğer yazılanlar ilahi olsa, zaman sapması, zaman bilmeme olabilir mi?
   
  Gaybı bilme "OL" demek değil mi?
Gayp "OL"'dan oluşmuyor mu?
Zaman KAVRAMINI bilmeyen, ZAMANLA HİÇ ALAKASI OLMAYAN Tanrı diye işaret ettikleri, NELERİ DOĞRU SÖYLEMİŞ OLABİLİR Kİ?
ZAMANI BİLMEYEN, ZAMANA HAKİM OLAMAYAN "OL" DİYEBİLİR Mİ?
ZAMANA HAKİM OLMAYAN,
"OL" DİYEMEYEN, VAADLERDE BULUNABİLİR Mİ?
"OL" DENEMEYEN VAADLER, LAF OLMAKTAN ÖTEYE GEÇEBİLİR Mİ?
"OL" OLMAYAN VAAD OLABİLİR Mİ?
   
  "ALLAH", SANMAZ, "ALLAH", YANILMAZ , "ALLAH", UNUTMAZ ÇÜNKÜ; SÖYLEDİKLERİ "OL" KONUMUNDADIR. GAYP "OL" DAN OLUŞMUŞTUR. GAYP "OL" DENİLENDİR.

"O" BİRŞEY SÖYLEDİ Mİ, O ZATEN "OLANDIR."
ARTIK O SÖZÜN UNUTULMASI, SANILMASI, BİLİNMESİ yada BİLİNMEMESİ, OLMASI yada OLMAMASI, ZAMANIN DEĞİŞMESİ / TUTMAMASI yada ZAMANI İSABET ETTİRMESİ, İSİMİN DEĞİŞMİŞ OLMASI SÖZ KONUSU DEĞİLDİR. ÇÜNKÜ "OL" DENİLMİŞTİR. NE İÇİN "OL" DENİLDİYSE, O ZATEN OLANDIR.

ALEMLERİN RABBİ OLAN "ALLAH'IN, DİLEDİĞİ" ZATEN OLANDIR.
   
  İşte; "neden ŞİT sanılan oldu" sorusu arkasından, "zaman kavramı olmayanlar, ilahi nelere sahip oldularda bu saptamayı yaptılar" demiş ve ilave etmiştik. Ellerinde bulunanın, İLAHİ bir bağı yok ki, doğruluğundan söz edilebilsin" demiştik. İşte kaynaklarının / ellerindekinin İlahi'likle alakasının olmadığını gösteren, örneklerden sadece biri.

Tanrı olarak işaretlenen olgu, "Dünya'daki ilk insanı yarattım" dediğinde, Yahudi kabullerine göre bu tarih M.Ö. 3761. Hıristiyanların Ahit mecburiyetiyle kabullenmek zorunda oldukları tarihle de M.Ö.4164. (kafadan kendi içinde bile hiçbir arkeolojik veriye bakmadan 200 yıllık sapma var. Yahudi kabulüyle Hırıstiyan ahit mecburiyetli kabulleri arasında tam 403 yıl var. Yani birleşmeleri için NEREDEYSE 404'e ihtiyaçları var),
   
  HIRİSTİYAN ve YAHUDİLERE GÖRE; E&Y.AHİT KAYNAKLI YARATILIŞ SECERESİNİN İŞLENDİĞİ "ADEM - MİLAD KRONOLOJİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Her harfi Tanrıdan dedikleri kitaba göre, İsrail Tanrısı Yahve "BEN ADEM'İ M.Ö 3761 yılında YARATTIM" diyor ve devam ediyor Adem'in 130 yaşındayken Habil ve Kabilden sonra ŞİT adında bir çocuğu" oldu diyor. Bu söylenenlerin hepsini onların Tanrı diye benimsedikleri söylüyor.

Yaratılış.......5:3 Adem 130 yaşındayken kendi suretinde, kendisine benzer bir oğlu oldu. Ona ŞİT adını verdi.

ŞİT Yahudi kabullerine göre, M.Ö 3631 yılında dünyaya gelmiş. 912 yaşında yani 3631-912= 2719 yılında da ölmüş. Daha dün gibi bir tarihte ölmüş. Horus memleketi, "RA" diyarı, Osis ve İsiris topraklarında Firavunlar, Piramitlerini yaparken ŞİT olarak isimlendirdikleri, İNGİLİZCE ismiyle SETH yaşıyormuş yada yaşatılır halde tutulmuş.

Ama ilk Piramitte / III. sülalenin kurucusu olan Kral ZOSER / DJOSER'in isteği ile yapılan piramitte; kapı geçişlerinin Djoser'in karşılama protokolünü tasvir eden figürlerin Osiris ve Isis’in isaretlerle çevrilmis olması, Horus, Osiris, İsiris ve Seth inancının öncesinin de olduğunu göstermektedir.Tek parça olarak yapılmış Droser'in heykelinin de, Osiris’in kefeni ile örtülmüs olamasıda bu fikri kuvvetlendiriyor. Horus inancının Kain'den gelmiş olması, SETH olarak düşman ilan edileninde, HABİL yolundan giden ve İMANA davet eden diğer kardeş olma ihtimalini güçlendiriyor.

İlginçlik 7 lanet ve 7 katlı ilk Piramit yapımıyla da sürmüş. Tanrı olarakta KAİN'in / KABİL'in HUZURUNA ÇIKMAYACAĞIM sözüne istinaten olsa gerek GÜNEŞ tanrısı inancı ön plana çıkarılmış. 7 basamakla çıkılan Güneş Tanrısının huzuru.
   
 
   
  M.Ö. 2780-2380 yıllarında saltanat süren Eski İmparatorluğun ilk yıllarında Kralın resmi protokol ismi, beş ayrı UNVANDAN oluşmaya başlamış. Bu unvanlar (Mısır uygarlığı uzmanları tarafından kartuş diye adlandırılan bu motif), yatay bir çubuk üstünde bulunan bir çeşit halkanın üstüne yazılıyormuş. Oval biçimde olan bu gösterim biçimi "Güneşin çevrelediği "herşeyi", bir başka deyişle evreni simgelemekteymiş. Yani bu gösterime göre; evrenin sahibinin vekili ve yer yüzü temsilcisi FİRAVUN oluyormuş.

Amon-Ra Aşağı yukarı her dönemde Tanrı görünümünde (Tanrıyı sakalsız ve ASA'sız düşünemeyen RA'hiplere göre Firavunlarıda aynı tipte olmalıydı. Bu nedenle Firavunlarında TANRI olmaları münasebetiyle, Tanrılar gibi bir tacı, sakalı ve asası var olarak figürlerde yerini almış) canlandırılan Firavun adı metinlerde "RA'nın oğlu" olarak, yani Mısır'ın İLK HÜKÜMDARI olan TANRI HORUS'un yeryüzü ve saltanat MİRASCISI olarak geçerlermiş.

XVIII. sülaleden sonra Firavunlar doğrudan doğruya TANRILAR KRALI AMON-RA'dan geldiklerini ilan etmişler. (M.Ö. 1580 - 1314 - Yahudilerin Mısırdan çıktıklarını ilan ettikleri tarih. Horus'a bağlılıklarını sürdürdüklerini ilan ettikleri tarih. FİRAVUN'ların Tanrılıklarının mirascılığından ayrıldıkları yani kendilerini TANRI soyundan ilan edip SEÇKİNLİKLERİNİ kesin çizgilerleortaya koydukları Tarih. Oysa Yusuf'ları / Haman'ları Horus'a bağlı olduklarını ilan eden, onun temsilcileri olan FİRAVUNLAR için bütün MISIR halkını köleleştirmekten kaçınmamıştı. Yusuf / Haman gerçekten başka bir ilah adına hareket ediyor olsalardı, BAĞLI OLDUKLARI ilahları KISKANIP huysuzluk ederdi. Senin zihniyet soyunu çoğaltacağım demezdi. Başka TANRININ temsilcisi FİRAVUNA hizmet etmesine ona çalışmasına müsaade eder miydi? Elbette etmezdi. Çünkü ilk Firavunlarda, Yahudilerin ve Hıristiyanların Yusuf'ları / Haman'ları da aynı Tanrıya, Kain'den türetilmiş yada ona monte edilmiş HORUS'a -Horus adı altında bir varlığı Tanrı edinmişlerdi- Tapıyorlardı. Firavunlar direk Tanrıdan geldiklerini yani başka Tanrı kökleri oluşturduklarını ilan etmeye başladıklarında, Yahudilerde o tarihi kendilerine Mısırdan çıkış tarihi olarak ilan etmişler olduğu anlaşılıyor. Bu bağlılıklarınıda, İSRAİL'in TANRISI sizi, MISIR'ı FİDYE vererek kurtardı diyede ilan ettiler.) Hatta kraliçe Haçepsut tahta çıkışını (M.Ö. 1505) yasal kılmak için, Deyr-ül-Bahri'de ki tapınağın bir duvarına, annesinin TANRI AMON-RA'yla cinsel ilişkisini canlandıran bir resim bile yaptırmış.
   
  DÜNYA KÖLELİĞİ için KÖYLEŞTİRME ve E.AHİT'ten YAHUDİLİK MANİFESTOSUNUN anlatımı olan "YUSUF& HAMAN & AÇLIK" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  İSRAİL TANRI'sını HARACA KESEN, FİDYE&RÜŞVET ALMADAN MISIR'daki İSRAİL'lileri, YAHVE'ye VERMEYEN "ÇÖLLÜ AZAZEL" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
     
  DİN İNANCINDAN YAHUDİLİK ZİHNİYETİNE GEÇİŞİN ÖZETLENDİĞİ, MAKASBAŞI HİKAYELERİNDEN "MUSA & SÜNNET" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
     
  FİRAVUN'un, HAMAN'a "BİR KULE yapta MUSA'nın İLAHINA erişebileyim" emriyle başlanan ve "HAMAN'ın TEKAMÜL KULESİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  "KİTABIMIZ YALAN DOLU" yerine, İNSANLARI CRO-MAGNON İLAN ETME'nin işlendiği "SEÇKİNLER & CRO-MAGNON ADAMI" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Tanrı olarak işaret ettikleri,"ADEM'İ YARATTIM" dediğinde ülkemizden örnek vermek gerekirse, Urfa Göbeklitepede İNSANLAR SOSYAL hayatın hüküm sürdüğü şehirlerde, yaşıyorlarmış.

Birtakım kendini bilmez, Ahit Adem'in oğlu olmayan Ademoğulları, Okulları, ibadethaneleri, yolları, kurumları olan şehri, İsrail Tanrısı Yahve'nin "Ademi yarattım" dediği tarihten 5.000 (en az BEŞ BİN) SENE önce haber vermeden kuruvermiş. Üstelik, hiçte utanmadan sıkılmadan, Ahit'te bildirilen Adem'e, İSRAİL TANRISI YAHVE'ye ayıp olur demeden yaşamların sürdürüyorlarmış.

İşte Adem'in (Ahit sözlerine göre) yaratılmasından 130 sene sonra Dünya'ya geldiği söylenen ŞİT / SETH gözünü açtığında, Babası Adem gibi, AKAD İMPARATORLUĞUNUN bir vatandaşı oluvermiş. Bahçeleri / Aden bahçeside hemen hemen oralarda oluyor. Dışarı çıkacak yaşa geldiğinde UR-URUK türü şehirlerle, MEZOPOTAMYA uygarlıklarıyla karşılaşmış. Devletler kurulmuş, uygarlıklar batmış.

Tekerlekte bulunmuş, metallerde işlenir olmuş. Ne yontulan neden cilalanan taşların hüküm sürdüğü devirler kalmış. Çömlekler yapılıp üzerleri motifleneli binlerce sene olmuş, Ateştede kebaplar boyunlarda takılar varmış. Gökleri delmesede evler SARAYLAR varmış..vb...

Ve aklı başına geldiğinde, Ahit'te "ilk insan olan baban" denilen, DOĞUM İNSANI ADEM'e sormuş "Baba, Ahit'e göre bunlar bizde türemiyecekler miydi? Oysa sen onlardan birinin çocuğu olmalısın. Bu nasıl iş? Hem sen "bunların ilk Atasıyım hepsi benden türedi" diyorsun, hem senden çok büyük insanlar var.

Bana "sen yeryüzünde doğan üçüncü çocuğumsun diyorsun ama Akad imparatorunun yüz binerce askeri var. Aynı durum Nuh tufanından kurtuldu denilen Sam, Yafet, Ham içinde geçerli. "Kurtulduk bizden başka hiç kimse kalmadı, tüm insanlık bizden türeyecek" dedikleri yıllarda Fİravunlar Piramitlerin de ON BİNERCE işçi çalıştrıp, ordularını alıp başka ülekelerin ordularıyla savaşmaya gidiyorlar.
     
  YARATILIŞINDAN, 300 milyon yıl önce yaşayan DİNOZORLARA ne oldu? TANRI KAÇ GÜN DİNLENDİ? KONULU "TORA SECERE" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Görüldüğü gibi SİT / seth ismini verenlerin KUTSAL dedikleri kaynak; daha başlangıcından itibaren zaman kavramını idrak edememiş, çevrede olup bitenden haberi olmayanlar tarafından kaleme alınmış, edinilen tarafından da "ben verdim" denilerek üstlenilmiş bir kaynak. İlahi hiç bir bağı olmayan, hiçbir İLAHİ esinti bulaşmamış olan bir kaynak.

Yarattığını bilmeyen TANRI OLUR MU? "Yarattım" dediğiyle, geçekten yaratılmış İLK YARATILAN HZ. ADEM arasında, onbinlerce / yüzbinlerce sene fark yiyen TANRI OLUR MU? O bildirimlerle başlayan kitap ilahi olabilir mi? Olsa olsa birilerinin ZİHNİYET KİTABI olabilir? Kutsal ilan edilmiş YOL HARİTALARINI gösteren EL KİTABI olabilir

Kaynakları İLAHİ olmayan, SAĞLAM olmayan, DOĞRU hiç olmayanların ŞİT / SETH ile işaret etmek istedikleri ne olabilir? "Öyle sanılıyor" dedikleri ne olabilir? Sandıkları şeyin, işaret ettikleri şeyin İLAHİ olmadığı kesin. İlahi olsaydı o kitapta yer almazdı. İlahi'liğe bu kadar önem verenler olsaydı, BİLDİKLERİ BU ve BUNUN gibi ÇELİŞKİLER nedeniyle KİTAPLARI terk eder, İMANINDAN mesul ( 1. vazifeleri KİTABI korumak olduğundan, İmanı korumak onların yetki ve görev alanları dışında kalıyor. Kendilerini takip edenler "denilenlere" inansınlar onlar için yeterli. İmani değerler onlara biraz fantezi gibi geliyor) oldukları TAKİPCİLERİNİ hemen uyarırlardı.

Kitapların, ilk veriliş tarihleri bile Mısır sürgününden sonrasına rastlıyor. İsrail Tanrısı, Moşe'ye kitabı Sina'da Mısırdan çıktıktan sonra veriyor ve ölümünden hemen öncede tamamlatmış oluyor. Moşe'nin, ölümünden sonraki sahneleri yazanlar, Yeşu veya 2. Moşe olarak isimlendirilen hayali / hayaliyle Yahudiliğe değer katan Esra, kitabın tamamını yazmadıysa kitabın veriliş izahatı böyle.

Musa'dan sonra kitabı tamamlayanlar, "HER HARFİ TANRIDAN" derlerken KENDİLERİNİ adres olarak göstermiş olmuyor mu?
O kitapları yazanlar MUSA'dan sonrasını yazdıklarını bilmiyecek kadar salak mıydılar?
Yeşu Yasa kitabını tamamladı diyecek kadar saf mıydılar?
Baruk'un ağzından, Yeremya'nın sözleri burada bitti diyip, yazıya devam edenler ve Baruk'u kullanarak "benzer birçok sözleri de ilave ettim" ifadesini yazacak kadar yaptıklarından habersiz miydiler?..vb..

Hayır yaptıklarını çok iyi bilenlerdi. Her bir notu ardından gelenlerine mesajlar halinde bırakmak için bu yolu denediler. Özetle HER HARFİ TANRIDAN" olduğuna kefil olanlar zaten zihniyetlerini TANRI olarak görenlerdi.
   
 
   
  Belirttikleri tarihte, "kutsal kitabımız öyle yazıyor" dedikleri tarihte, "Tanrı olarak kabul ettiğimiz öyle söyledi" dedikleri tarihte, ismini verdikleri, daha doğrusu sandırmak istedikleri, ŞİT (o tarihlerde) yaşamamış. İlahi emirlerle elçi olanların, Peygamberlerin isimleri arkasına sığınarak kendi zihniyetlerini gizledilerse, aynı şeyi ŞİT üzerinden de yapmışlar.

İsmini kullanarak kendilerininde, aynı yolda olduklarını zannettirmek istedikleri ŞİT Belki onların verdiği tarihten on binlerce sene önce yaşamış olabilir. Kur'an'ı Kerim'de Şit isminde bir peygamberin varlığından bahsedilmemektedir. Ama hepimiz tahmin ediyoruz ki / kabul ediyoruz ki; "ALLAH'ın" gönderdiği Peygamberler Kur'an'ı Kerim'de geçen isimlerle sınırlı olmayabilir.
   
 
   
  Ama o on binlerce sene yaşadı denilen / yaşamış olan / yaşadığına inanılan ŞİT, onların kast ettikleri ŞİT değil. Sandırmak istedikleri, Kutsallar arasına dahil ettikleri, İlahi bir kişilik kazandırmak istedikleri ŞİT / SETH soyu. Tıpkı AMALEK soyuna (kötü manada) yükledikleri karekter gibi. İlahi varlıklar statüsüne aldıkları SETH soyundan TÜREYEN TANRININ OĞULLARI. KİMLER OLABİLİR?

SETH eğer ilahi varlıklar statüsüne alınırsa, alındığı sandırılabilirse bu durumda ellerinde, bağıra bağıra kullanabilecekleri istenmedikleri kadar, ilahi damgalılar olacak. Şimdi yaptıkları gibi Semavi din olgusu / sınırları içinde kalma zorunluluklarıda kalkacak.

Neden SİT / SETH sorusunu yineleyip durduk? Mısırda aldıkları, üzerlerine yapıştırdıkları İNANÇLAR yüzünden o ismin ŞİT / SETH olma zorunluluğu vardı. Yıllardır, onların verileriyle DÖRTYÜZ OTUZ YIL yaşanılan bir MISIR kültür, inanç sistemi var?
   
  Eğer "hiç sapmadılar" deniliyorsa (onlara göre Samiri değil) Harun, onlara Buzağı yapma fikrine neden kapıldı? Onlar sapmamışlarsa birkaç gün içinde Tanrı inançlarını değiştirip buzağıya tapar hale geldiler.

Eğer sapmamışlarsa, yani bugünkü yapılanmalarının temelleri o zamanlarda atılmamışsa, İsrail Tanrısı dedikleri varlık, Harun'un yaptığı puttan sonra, Harun'u CEZALANDIRACAĞINA, NEDEN Harun ve Harun soyundan gelenleri BAŞ KAHİN olarak atadı? İsrail Tanrısı, esasında buzağıyı göğüslerde beslenmesini mi istedi? gönüllere mi içirilmesini emretti?
Mısırdan Çıkış......32:20 Yaptıkları BUZAĞIYI alıp YAKTI, toz haline gelinceye dek ezdi, sonra suya serperek İsraillilere içirdi.

Harun soyundan dışında sandığına dokunanı, bölmesine gireni yok eden neden bu müsamayı Harun'a gösterdi. Put yaptığı için başka Tanrılar icad ettiği için kendisne duyulan inancın azlığından dolayı onu hemen yok etmesi gerekmez miydi? Put yapma yüzünden, İsrail Tanrısının öfkesi dinsin diye, binlerce kişiyi öldüren ve "öldürdük diye de övünülen kitap, onların "her harfi Tanrıdan" dedikleri kitap değil mi?
   
  SİNA'da KİTAP VERİLMESİNİN HEMEN ARKASINDAN BAŞLATILAN, ÖLDÜR EMRİNİN ÖRNEKLENDİĞİ "AHİT'TE ÖLDÜR EMRİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Put yapıp taptıran ödül alıyor, putu belkide hiç görmemiş olanlar kılıçtan geçiriliyor. Bunda hiç mantıklı bir çıkarım var mı? Mantıklı tek çıkarım, Kendisi dışında yapılan, ikramları kıskanan ve aynı ritüelleri kendisi için yapılmasını isteyen bir Tanrı olarak benimsenen var. Kıskandığıyla benzer yapıda olan İsrail Tanrısı, sunum işini çok iyi yaptığını gördüğü Harun'u kendisine hizmet etmek için atıyor denilebilir. Bu saptama olayın sadece bir boyutunu görmemizi sağlar. Oysa bu anlatımda, ileriye yönelik, dinlerinin asıl köklerini bildiren, değişimin ne zaman yapıldığını bildiren iyi Yahudi inancı nasıl olmalı bildirimi var.Asla ve asla ilahi bir din olmadıklarının ilanı var.

Pagan inançlarına göre tapınmanın kendisine yapılmasını isteyen İsrail Tanrısı, bu nedenle Harun'u kendisine ayırıp ceza vermedi çerçevesi içinde anlatıyorlar ki, bugün yaptıkları Tapınmalarının temelinin, İsrail Tanrı'sının onayı ile Harun tarafından atılmış olduğu iyice anlaşılsın.
   
  GÖNÜLLERE İÇİRİLEN BUZAĞI, PUT'culuğu TEŞVİK EDEN TANRI MANİFESTOSU ve PUT'cu "HARUN & SAMİRİNİN BUZAĞISI" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Buradan anlaşılıyor ki, Mısır'da YETMİŞ kişiyle başlayıp, 1,5-2 milyona ulaşan Yakupoğulları, inanç sistemlerini Mısır Tanrılarından yana oldukca kaydırmışlar. İsrail'e dönüldüğünde egemen ve baskın gücün, Mısır göçmenleri olduğu göz önüne alındığında, Bugünkü inanç sistemlerinin bir ayağının nerelerden kaynaklanarak oluşturdukları da ortaya çıkıyor. Buhur, Tapınma çadırı gibi ritüeller Mısır Çıkışı / dönüşü bölümlerinde yer alıyor.

Bu durumda İsrail Tanrısı, sayıları neredeyse 1,5-2 milyon olan Yakup oğullarına,
Neden, Tapınma çadırı, tapınma ritüelleri tariflerini Mısır'dan çıktıktan sonra tarif etti.
Neden, Baş kahin olarak Harun soyunu Mısır'dan çıktıktan sonra tayin etti?
Neden, buhur sunu, yakmalık tütsü gibi hoşuna giden şeyleri Mısır'dan çıktıktan sonra sıraladı?
Neden, kitap verme gibi isteğe Mısır'dan çıktıktan sonra gerek gördü?

Oysa kitaplarına göre, İsrail Tanrısı onlarla birlikte Mısır'a GİTMİŞTİ. "Seninle MISIRA GELECEK, (VİRGÜL VAR) soyunu bu ülkeye geri getireceğim..." ("Sizinleyim" demiyor. "BENDE SİZİNLE GELECEĞİM" diyor."Ben Tanrıyım" diyenin "SİZİNLE GELİYORUM" demesi komik değil mi? Tanrı bir yere gitmez, O her yerde olamıyorsa o zaten TANRI değildir)

Yaratılış.......46:3 Tanrı, ‹‹Ben Tanrıyım, babanın Tanrısı›› dedi, ‹‹Mısıra gitmekten çekinme. Soyunu orada büyük bir ulus yapacağım.
Yaratılış.......46:4 Seninle birlikte MISIRA GELECEK, soyunu bu ülkeye geri getireceğim. Senin gözlerini Yusufun elleri kapayacak.››

Mısır'da onlarla olduğu sürece bu isteklerini bildirmedide, Mısırdan hemen çıkışta bu arzularını tek tek sıraladı. Yoksa Mısırda başka varlıkların etkisindeydi de (BAŞKA TANRI OĞULLARININ) onların, İsrail halkına verdikleri din öğretilerine ses çıkaramadı mı? Yoksa; kendiside orada diğer TANRI OĞULLARINDAN ders alıp pratik mi yapıyordu? Mısırdan çıkınca isteklerini kanun ve kural haline mi getiriverdi? Yoksa; Mısırdan çıktıktan çok sonraları, Mısır Tanrılarına yakınlık hissetmiş, Mısır inanç sistemiyle yoğrulmuş birileri, bu maceraları din kurallarını, ritüelleri yazıyım mı dedi? (ritüeller olmazsa, kurallar olmazsa RUHBAN SINIFI işsiz kalır. Nekadar anlaşılmazlık, nekadar detay, nekadar kural, nekadar merasim varsa RUHBAN SINIFININ geçerlilikleri, saygınlıkları, aranılırlıkları o derece fazla olur)

Yeşu kitabına bakıldığında o bölgeye, hatta VAADEDİLMİŞ bölgenin tamamına hangi vahşetlerle egemen olunduğu ayrıntılarıyla anlatılmaktadır. Zaten Eski Ahit kitabının Yeşu bölümüyle,1. Yahudi gelişim anlatımı bitirilip, Saul ve Davut'la kurulan İsrail devletinin anlatıldığı 2. etap başlatılmış. 3. etapla inanç sisteminin yine çok etkilendiği, hatta her şeyin elden geçirilip çeki düzen verildiği, (2. Musa dönemide denilebilecek hayali Yahudiliğe eş olan Ezra damgasını yemiş) Babil sürgün hazırlıklarını, Babil dönemini, Babil dönüşünü ve Yahudilik Manfestosunu anlatan kitaplar sıralamada yerini alıyor.
   
  Mısırdan etkilenmemiş olabilirler mi? Mümkün değil. Mısır'a Yetmiş kişiyle başladıkları ve 430 yıllık kaldıkları süre içinde, HORUS memleketinde onun öğretilerinden etkilenmemeleri mümkün mü? Hemde kendilerini Tanrı olarak gören, Tanrının yeryüzündeki oğulları olarak gören FİRAVUNLAR ülkesinde, Firavunların yönetiminde bunu yapmamaları mümkün mü? Ne kadar sağlam oldukları, Mısır'dan hemen çıkışında, Tapılacak TANRI istemelerinden belli değil mi?

Mısırdan Çıkış...32:1 Halk Musanın dağdan inmediğini, geciktiğini görünce, Harunun çevresine toplandı. Ona, ‹‹Kalk, bize ÖNCÜLÜK edecek BİR İLAH YAP›› dediler, ‹‹Bizi MISIRDAN ÇIKARAN ADAMA, Musaya ne oldu bilmiyoruz!››

Peygamber gelmiş, Onlar onu İLAH kabul edip yok olduğunda da boş kalmamak için İLAH istiyorlar. Musa'da onlar için birden bire ADAM konumuna düşveriyor. Kitaplarına göre; Musa'da zaten kendisine Babanın, Yakup'un Tanrısıyım diye seslenmiş olan Tanrısına, seni sorarlarsa KİM diyeyim" dememiş miydi? (Babasının Tanrısını bilmeyen, Tanrı ile ilişkisi olmayan Peygamber inancının işlendiği kitap) Gönüllerinde beslediklerini dışlasınlar, söküp atsınlar diye; inanılmaz mucizelerle Mısır'dan çıkarılmışlar ama onlar hala tapılacak PUT peşindeler.

Sapma dereceleri, Tanrı inançlarının ne olduğu, Puta dönmelerinden, gözlerini önünde imal edilen PUTA tapmalarından belli değil mi? Mısır'da edindikleri İNANCIN ne olduğu. İnançlarını hangi tapınmaların üzerine oturttukları. Osis, İsiris, Horus inancının hüküm sürdüğü topraklarda, nelere kapılmış oldukları / olabilecekleri ortada değil mi? Mısır Tanrılarından etkilenmedi denmesine, gülmeyi bilmeyenler bile kahkahalarıyla eşlik ederler. (Şunlar güler demiyorum, Hayvan ismi anmıyorum hakaret olur diye)
   
  DİN İNANCINDAN YAHUDİLİK ZİHNİYETİNE GEÇİŞİN ÖZETLENDİĞİ, MAKASBAŞI HİKAYELERİNDEN "MUSA & SÜNNET" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  "Mısır'da vezir oldu" dedikleri Yusuf'un ismi, hemen değiştirilmiş. İsimlerin değiştirildiğini bildirenler esasında daha birçok şeyinde KENDİLERİ TARAFINDAN değiştirildiğini haber vermiş oluyorlar. Artık anlatmış oldukları Yusuf, kendilerine ait olan Yusuf'tur. Her şeyiyle, kendilerine münasip kalıplar içine oturttukları Yusuf'u kaleme aldıklarını, uygun bir dille bildirmiş oluyorlar. Değiştirilen ismin ne olduğunu, değiştirilen ismin arkasında ne olduğu, yazının ilerleyen bölümünde ve Yusuf & Haman sayfasında işlenecek

Yaratılış..........41:45 Yusufun ADINI Safenat-Paneah KOYDU. On Kentinin KÂHİNİ Potiferanın kızı Asenatı da ona KARI OLARAK verdi. Yusuf ülkeyi boydan boya dolaştı.

Daha Mısır yaşamına 70 kişiyle başladıklarında, zaten MISIR DİNLERİYLE içi içe bir durum sergiliyorlar. Starları bile, Horus'lu, Osis'li, İsiris'li, Ra'lı..vb.. Bu düşünceye sevk eden ne? Elbette yine onlara ait kitaplarda geçen ifade, bu teze kaynaklık ediyor. Hem neden EFRAYİM benim BİRİNCİ DOĞANIM dediğinin de anlamı kendiliğinden ortaya çıkmış oluyor.

Hatırlayın! bu satırların yazılmasına sebep olan birkaç ifade vardı. O ifadeler de aynı zamanda yeni dinlerinin nasıl oluştuğunu ortaya koyan, Mısır'da yaşanılan değişikliğin temelini açıklayan anlatım vardı. 30 yaşında Mısır veziri olan Yusuf; 70 kişiyle girilen Mısır macerası başlamadan, Yusuf'u babası Yakup'la karşılaşmadan, kıtlık yılları başlamadan önce evlilik yapıyor.

(Mısır'a giren 70 kişi Yusuf ve iki oğluyla tamamlanıyor--esasında Altmış Dokuz oluyorlar ama onuda İsrail Tanrısının kafa karışıklığına verin.Sinirlenip öldürdüğü kişilerle, Yakup'u iki kez işlemesinde hata yapmış olmalı. İsrail Tanrısı, bir kişi hatayı sayma ve toplama işlemleri sırasında yapıyor, Luka ise "Her harfi Tanrıdan" denilen kitaptan / Eski Ahit'ten okuduğu, eski Tanrısının ifadesini, "her harfi Tanrıdan" dedikleri, yeni Tanrısı Oğul Tanrının özel meleklerinin yazdırdığı, Kutsal Ruh'un denetlediği Elçilerin işleri kitabına naklederken yapıyor. 70 kişi olan okuduğu sayıyı 75 yapıyor. Üstelik Yusuf ve oğulları hariç. Tanrıcılık oynamanın sonuçları. "Her yazdığımız Tanrı sözüdür, o halde biz Tanrıyız" diyenlerin, okuduklarını anlayamama durumu.
İşin İSRAİL yada OĞUL TANRI açısından en acı tarafı, bu yanlışlıkların hepsi, "HER HARFİ TANRIDAN'dır" damgasıyla, Tanrı verdi / onlar yazdırdı dedikleri kitaplara aktarılıyor. Yapılan tüm hatalar TANRILARI adına yapılmış oluyor. Tıpkı Put yapan peygamber olayında ortaya koydukları saçmalıklar gibi. O putu yapıyor ama putu görmeyenlerinde arasında bulunduğu binlerce kişi katlediliyor, Peygamberde BAŞ KAHİN oluyor. O dine mensup olanların da, "Put yapan Peygamberin bize öğrettikleri neler olabiliri" düşünmemesi de garip. Elbette onların bunu düşünmesi mümkün değil. Nasıl mümkün olsunki, Peygamberlerine Put yapıcı rolü verenlerin, prensiplerini koydukları DİNE tabiler.

Put yapan bir adamın YAHUDİLERİN MISIRDAN ÇIKIŞLARINA KILAVUZLUK ETMİŞ OLMASI, DİNLERİNİN NERELERE GELDİĞİNDEN BELLİ DEĞİL Mİ?..

Elçilerin İşleri....7:14 Yusuf haber yollayıp babası Yakup'u ve tüm akrabalarını, toplam
YETMİŞ BEŞ kişiyi çağırttı.
Yaratılış..............46:27 YUSUFUN Mısırda doğan İKİ OĞLUYLA BİRLİKTE Mısıra göçen Yakup ailesi toplam
YETMİŞ kişiydi
Mısırdan Çıkış..1:5 Yakupun soyundan gelenler toplam
YETMİŞ kişiydi. YUSUF zaten MISIRDAYDI
Yasa Kitabı.......10:22 Mısır'a giden atalarınız YETMİŞ kişiydi. Şimdiyse Tanrınız RAB sizi göklerdeki yıldızlar kadar çoğalttı.››
   
  Yusuf'un evlendiği kadının babası, ON kentinin BAŞ KAHİNİ. Sözde Tek ilahlı dinin temsilcisi YUSUF, MISIR TANRILARINA hizmet eden, dinin yayılması için çabalar sarfeden PAGAN BAŞ KAHİNİNİN kızıyla evlenip PUTPERES ÖNDERLERDEN kayınpeder sahibi oluyor. Savundukları tek ilahlı din hakkında bile yeteri bilgisi olmadığı belli olan Yusuf, Mısır Tanrılarına Hizmet eden BAŞ KAHİN damadı oluyor. Yakup bile; İsrail Tanrısının, "ben BABANIN tanrısıyım" demesiyle konuştuğunun, İsrail Tanrısı olduğunu anlıyor. Daha henüz İsrail'İN Tanrısı olmamış olmalı ki; Yakup güreşte yendiği Tanrıyı tanıyamıyor. Bu durumda Yusuf, DİNLERİ konusunda ne kadar bilgili olabilir ki? Dinlerinin gerektirdiği inançlara ne kadar sahip olmuş olabilir ki?

Yaratılış.......46:2 O gece Tanrı bir görümde İsraile, ‹‹Yakup, Yakup!›› diye seslendi. Yakup, ‹‹Buradayım›› diye yanıtladı.
Yaratılış.......46:3 Tanrı, ‹‹Ben Tanrıyım, babanın Tanrısı›› dedi, ‹‹Mısıra gitmekten çekinme. Soyunu orada büyük bir ulus yapacağım.

Profilini çizdikleri Yusuf öyle, Tanrı korkusu taşıyan bir yapıda olmaktan ziyade, emrinde olduğu FİRAVUNUNA hizmette kusur etmeme çabası içinde. Halkın zor durumda bırakıp FİRAVUNU için, toprakları ele geçiren fırsatları değerlendiren, portföy yöneticisi tarzından çok öte işler yapıyor.Tefecilik, bankerlik, simsarlık, tahsilatcılık gibi ne kadar parayla ilgili kötü şey varsa, hepsini gurur duyarak yapıyor.

Takipcileride bu davranışların kendilerine "cuk" oturduğunu düşünmüş olamalılar ki, Yusuf adı altında yapılan HALKI KÖLELEŞTİRME operasyonunu, "her harfi Tanrıdan" kitaplarında olmasını yadırgamayıp, "Tanrı ne kadar doğru söylemiş" tarzı yaklaşımlarla, kendilerine soygun, işgal şablonları oluşturuyorlar.

Din kitabında vahiylere göre hareket etmesi beklenen / gereken Yusuf, ÜSDAT TEFECİ tavrıyla gelecek nesillere, MANİFESTO kıvamında, İLK DUAYEN olarak YAHUDİLİK dersleri veriyor.

Burada tanımlanan Gösterilen rüyayı saklayan, halkını tuzağa düşüren, aç bıraktığı halkın elinden tüm hayvanları ve Toprakları alıp hepsini Firavuna köle yapan Yusuf'un, ilahi adaletle, vicdanla, halkı doğru yola sevk etmekle, dürüstlüğü aşılamakla bir ilgisi var mı?

Rüya halkı soysunlar KÖLE yapsınlar diye mi gösterildi.Yusuf kurtarıcı rolü üstlensinde, Mısır halkı ve Saray nezdinde itibar görsün, sevilsin diye mi gösterildi. Rüya anahtarları, efendisine hizmet etsin diye mi verildi? Yoksa; halkın gözünde kabul görsün DİN önderi olarak sözleride dinlenir olsun, iman halkın ve Sarayın içine zerk olsun diye mi verildi?

Dinimizin Peygamberi dedikleri Yusuf tarafından Firavunu, ilahi anlamda makbul biri olarak görmek, Mısır Tanrılarının içlerine ne kadar çok işlediğini göstermiyor mu? Burada anlatılan Mısır'da olanlar mı? Yoksa bir Yahudi'nin nasıl olması gerektiği mi? İyi bir YAHUDİ ZİHNİYETİ nasıl olunur mu? İyi bir YAHUDİ TARZI nasıl olmalı mı? Ester bölümünde ki, YAHUDİ SİYASİ MANİFESTOSUNUN TİCARİ VERSİYONU gibi.

(Burada bahsedilenYAHUDİLİK ırktan ziyade, bel kemiğini Yahudilerin -ırk ve inanç olarak- oluşturduğu ama çoğunluğu başka dinlere mensup olan bir zihniyet.
İsraillilerin anma Irkları; Yahudi,
İsraillilerin anma Dinleri; Yahudi,
İsraillilerin anma ticari davranışları; Yahudi,
İsraillilerin anma Vaad ediilmiş topraklar için davranışları da; Yahudilik adına, olunca, anlatımlarda da Yahudi aşağıya Yahudi yukarıya anlamlar çıkıyor.
Elbette zihniyet babaları Yahudiler ve onların ataları. Yahudilerin, Tanrı adı kullanarak Eski Ahit'i meydana getirmiş olmaları, Yeni Ahitcilerin de, O KİTAPLARI KUTSALLARI olarak kabul etmeleri, zaten yeterince Yahudilik zihniyetine sahip olmaları için yetipte artmıştır bile.
Örneğin:
Her biri; Tanrı sözü diye Yahudilerin VAAD TOPRAKLARI için çalışmıyor mu?
Her biri; Eski Ahit kehaneti diye, "Tanrı öyle istedi" diye Yahudilerin arzuladığı Argemeddon'a ortam hazırlamıyor mu?
Her biri; Yahve için "İSRAİL'
İN TANRISI" demekle, Yahudilerin "ayrı, müstakil tanrılarının" var olduğunu vurgulamakla yetinmeyip, ona şükretmiyor mu?
Bizden birileri de; "Bugünkü diye başladığı söze, İsrail Tanrısının verdiği kitaplara uyanlar CENNETLİKTİR demekle, YAHUDİLERİ canı gönülden desteklemiş olmuyor mu?
Bizden birileri de; "Yahudi ADL örgütünün ısmarlamasıyla, Hoşgörü konulu kitaplar yazarak YAHUDİLİK zihniyetinin Müslümanlar arasında yayılmasına aracılık etmiş olmuyor mu?
Bizden birileri de; KUR'AN'I KERİM" mealinden, Eski Ahit'lerine yönlendirmeler yapmakla, onarın kitaplarına İlahilik izlenimi vermekle YAHUDİLİK zihniyetini normalleştirmiş olmuyor mu?
Bizden birileri de; Ametülarımız aynı çağrıları yaparak, Yahudi zihniyetine tabi olnmasını tavsiye etmiş olmuyor mu?
Bizden birileri de; Dolaylı da olsa, "Eski Ahit bizim kutsalımızdır" diyenlerin liderine yazdığı mektupta; "onlar için RAB'in ne manaya geldiğini bile bile, mektubu" RAB'bin aciz kulu" diye imzaladığında YAHUDİLİK zihniyetine bizler açığız / buyrun gelin biz hazırız demiş olmuyor mu?..vb...
   
  "BUGÜNKÜ" İLE KASTEDİLEN CENNETLİKLER KİMLER?....."BUGÜNKÜ CENNETLİKLER" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  HIRİSTİYANLARA GÖRE "RAB ve KUL NE DEMEK?" "RABBİMİZ" DENİLDİĞİN DE NE ANLARLAR? AYRINTILARI İÇİN BU BAĞLANTIYI KULLANABİLİRSİNİZ
   
  FETHULLAH GÜLEN'İN PAPA'YA SUNDUĞU MEKTUBUN TAM METNİNE ve HABERİNE; "PAPA'YA MEKTUP" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ
   
  F. GÜLEN'İN PAPA'YA YAZDIĞI MEKTUPTAKİ "YANLIŞ ANLAŞILAN MÜSLÜMANLAR" KONUSUNUN İŞLENDİĞİ SAYFAYA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ
   
  SUAT YILDIRIM'IN "ESKİ ve YENİ AHİT YÖNLENDİRMELİ KUR'AN MEALİ" İLE İLGİLİ ÖRNEKLİ YAZIYA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  Görüldüğü gibi Yahudilik kavramı, daha doğrusu o zihniyet Yahudi diniyle, ırkıyla alakalı değil. Yüzyıllardır Dünya'da bir davranış zihniyeti temsil eden / tarif eden bir tanım haline gelmiş durumda. Museviliğin, Musevilik tanımının, yada sadece din olaral Yahudiliği uygulayanların, bu zihniyeti paylaşmayan İsraillilerin, Yazı boyunca bahsedilen YAHUDİ kavramıyla bir alakası yok. Onlarda bizler gibi ibadet eden, iyileri ve kötüleri içinde barındıran topluluklar.

Yahudiliğin candan destekcileri Protestanlar. Kutsal kitaplarını bile Yahudilerin kabul ettiği biçimde düzenleyen Protestanlar Eski Ahit kurallarına normal bir Hıristiyandan daha fazla bağlı oldukları için doğal olarakta en büyük destek onlardan geliyor. Yahudileri seçilmiş üstün ırk olarak gören, Püritenler olarakta nitelendirilen Protestanlar, Yahudileri tam manasıyla destekliyorlar. ABD'nin kuruluş felsefesinin mimarları olan PÜRİTENLER, yoruma gerek bırakmayacak kadar açık bir şekilde, DÜNYADA yaptıklarından Yahudileri candan ve tüm varlıklarıyla desteklediklerini görüntüler eşliğinde sergiliyorlar.

Hıristiyanlığın Yahudi mezhebi olarak nitelendirilen, İngiliz kökenli Püritenler Hırıstiyanlığın Yahudi mezhebi olarak anılıyor. ABD kuruluşunda Yahudilerin oynadığı rol ortada. Parlarının üzerindeki işarelerden belli olmuyormu, Protestanların Yahudilik zihniyetini nasıl paylaştıkları.Hıristyanlığın, Yahudi mezhebi denilebilecek kadar, Eski Ahit'e ve Yahudilik zihniyet esaslarına bağlı olan Protestanlar Yahudilerin tüm hareketlerini destekliyor ve katılımda bulunuyor)
   
  HIRİSTİYAN YAHUDİLİĞİ; ABD'yi kuran YAHUDİLERİN partnerleri CALVANİST Protestanlar konusunun işlendiği "PÜRİTENLER" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Halkının elindeki malları, zorla gasp edip ele geçiren ve HALKINI zorla KÖLELİĞE İTEN PEYGAMBER olur mu? Gaspcı, simsar, entrika ve komplolar düzenleyen, durumdan çıkar sağlayan, doğru yola, dürüstlüğe davet etmek için gönderildiği halkını uyarmayanı, kendisine elçi olarak seçmiş olan, ancak kendileri gibi zihniyete sahip olan, kendinden başka hiçbir şeyin önemini kabul etmeyen İTTİFAK KURDUKLARI bir varlık olabilir.

Tüm halkını Köleleştirirken bu eylemi tek başına yapmadığına göre; gasbı, işgali, kötülüğü..vs.. normal olarak algılayan bir grup oluşturdu. Yani iyiliği yayıp kötülüğü men etmekle görevli olan Yusuf, kötülüğün her türlüsünü ülkenin her tarafına yaymış. Ve kötülük iman ve insanlık dışı yepılanmayı / piramitleşmeyi (kule ile kast edilen) yaparken hep üzerinde din kıyafetini giymiş. Tanrı elçisi gibi sıfatlarla, Yakupoğullarının kutsallığıyla işleri götürmüş bir Yusuf profili çizilmiş.

Hiç böyle bir profile sahip olan Yusuf; "ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH" tarafından ELÇİ olarak seçilmiş, övgülerine mahsar olmuş, Peygamber olarak gönderilmiş, vahiyler verilmiş Hz. YUSUF olabilir mi? Asla ve Asla olamaz. İsmi üzerinden, çıkarları doğrultusunda prim yapan insanların, attıkları çamurlarla oluşturdukları kendilerine ait Yusuf olabilir

Kur'an'ı Kerim'de Hz. Yusuf'un bolluk zamanı biriktirdiği / biriktirdiği ürünleri dağıtarak halkının sevgilisi durumuna geldiği anlatılıken, Ahit kitaplarında tüccar, tefeci, komplocu, durum istirmarcısı, vicdansız, simsar, karaborsacı, efendisine hizmet eden, kendiside oldukça nemalanan, makam mevki sahibi olmuş Haman yapısında bir YUSUF tiplemesi işleniyor.

Kur'an'ı Kerim'de Yusuf'un arkasından halk "bir daha onun gibisi gelmez" diye yas tutarken, Ahit kitabında, arkasından "ÖLDÜ" diye yas tutacak, özgür irade sahibi kimse bırakmayan, "halkın tümünü KÖLE yaptım" diye övünen YUSUF'un, "KÖLELİK MODELİ" bugünkü zihniyet uygulayıcılarına, TANRI İZİNLİ ALT YAPI OLUŞTURMA mesajları veriyor.
   
  YUSUF ADI: Din maskesi kullanarak yapılan komplolarla kontrol ve egemenlik Piramiti oluşturulmuş. Böylece kendinden sonra gelen tüm kuşaklara hangi konuda olursa olsun Piramit yapmayı öğretmiş. Konunun üstadı olarak kitaplarında yer almış (Cemaatlerin, Titan gibi saadet zincirlerinin, Envey gibi ticari kuruluşlarının "ÜÇLEME" zincirinin örneğini oluşturmuş olmalı. Kim ne olduğunu anlamadan, birbirlerini taşıyan ve taşıttıran küçük üçgenlerle ÜÇ BOYUTLU PİRAMİTLER teşkil edebilmenin fikir babalığı yapmış. Mısır içinde böylelikle herşeyi çok kolay bir şekilde kontro eder hale gelmiş. Sadece 1-3 kişiye verilen direktif, 1-3 kişiden alınan rapor ve KÖLE yapılan TÜM MISIR HALKI)

Haksızlığı yasal hale getiren, TİCARET olarak algılatan Yusuf, ateşi yakıp Tanrıya erişmek için inşaa ettiği KULEYİ bitirmek üzere olduğunu zannetmiş olmalı ki, yaptığı işlerde Tanrı adı pek anmaz, Tanrıdan çekinmez olmuş. Tanrıdan hiç görüntüde almamış. Ahit kitabında anlatılanlara göre, Yahudiliğin temellerini atan Yusuf esasında bir anlamda MISIR'ın HAMAN'I olmuş.Yada HAMAN'ın yaptıklarını Yusuf adı altında, iyi bir Yahudilik dersi olarak anlatıvermişler.

Hatırlayın Samirinin yaptığı PUT'u da, Samirinin Buzağısını'da, Peygamberleri Harun'a maletmişlerdi.Yok olmayan putperes yanlarını, göğüslerinde hep var olan buzağılarını Peygamberimiz dedikleri Harun İSMİNİ KULLANARAK duyurmuşlardı. Peygamberleri Harun, GÖNÜLLERİNDE yaşattıklarına, GÖNLÜNDE YAŞATTIĞINI şekillendirerek sunmamış mıydı?

Efendisinin" hadi ateşi yak" emriyle yapımına başladığı ama Tamamına erdiremediği Tanrı'ya erişme umutlarının, Tanrıyı oynama hayallerinin, kısaca TANRILAŞMA ARZULARININ temellerini atmış. Hani biri evlenince bekar olanlara "darısı başına" denir ya! KULEYİ tamamlamakta, TEKAMÜLE erdirmekte bugünkü zihniyet torunlarına kalmış. Hiç bir zaman "darısı olamayanların başına" temennilerinde bulunamayacakları sanıları için, nesillerdir çabalıyorlar. (sürekli uzayan don lastiği üzerindeki miklro-organizmanın hedefe koşması gibi. Koşuya başladığında lastiğin bitmesine bir karış varken, durumu değerlendirdiğinde gördü ki, daha hedefe varmasına 1 metre var)

Ahit maddelerindeki anlatımlara bakarsanız, Ester bölümündeki gibi bir MANİFESTO ilanı var. Yahudiliğin ekonomik/ finansal sistem anlayışını yansıtan, bir menifesto yayını var. Ester bölümündeki gibi gizli mesajlar, gizli tanımlamalar eşliğinde Yahudilik olgusunun, davranış şeklinin tarifi var.

Dünyayı köye çevirip "AĞA / DEREBEY" yetkisiyle,3-5 esasa bağlanmış ana kurallara göre yönetmek istiyorlar. TEK DÜNYA DEVLETİNİ bu anlayış içinde uygulamaya almak istiyorlar.

Kömün birim yönetimli, eyalet sistemli, konsil (Ahit esaslı konsey) yönetimli, tek patronlu / Firavunlu / İmparatorlu Altın Ahit esaslı (Altın çağda Altın Ahit olur herhalde. Yüce Pir'leriyle yapacakları antlaşmanın ismi, "En Son Ahit" olacak değil ya! ) HALKI KÖLELEŞTİRİLMİŞ, TEK DÜNYA DEVLETİ.

Yada Doların üzerinde yazdığı gibi, "NOVİS ORDO SECLORUM" / YENİ DÜNYA DÜZENİ. Tanrı olarak neleri benimsedikerini, Paralarının/ Dünya parasının üzerine işlemekten kaçınmayanlar, elbetteki ideallerinin, proje / paket isminide yazacaklardır. Fermanlarını paralarla bile yayınlayanlar / duyuranlar amaçlarını, hedeflerini de elbette bildireceklerdir.

MISIR TANRISI Horus'u, piramitini, gören gözünü, tekamül üçgenini bir köşeye koyupta; "BİZ TANRIYA İNANIYORUZ" sologanını da yanına yazarlarsa, HANGİ TANRIYA inandıklarını göstermiş oldukları gibi, hayallerindeki YENİ DÜNYA DÜZENİNDEKİ / DEVLETİNDEKİ, Tanrının KİMLİĞİNİ DE GÖSTERİR.

Yoksa boşuna mı yazdılar Horuslu paranın üzerine: "ANNUE CCEPTIS" sözünü? Boş yere mi yazdılar.Tanrı olarak işaret ettiklerine "TANRI VERDİĞİMİZ SÖZLERİ GERÇEKLEŞTİRDİ" diye yazdılar?

Çünkü Tanrı inançlarına göre; HER BİRİ TANRI. Onlar karar veriyor, Tanrı olarak işaret ettikleride, YOLLARINI açıyor. Piramitin altına da açılmasını umdukları yolun ETİKET / TABELA isminide yanlışlığa kurban gitmemek, yollarda kaybolmamak için yazmış olmalılar. "NOVİS ORDO SECLORUM" / ÇAĞLARIN YENİ DÜZENİ / YENİ DÜNYA DÜZENİ /YENİ DÜNYA DEVLETİ

Unutkan, şaşıran, yanılan, karıştıran, "evindekiler kim" diye soran, anımsayan, pişman olan, kulunun öldüğünden bile haberi olmayan Tanrıları, yapılacak iş listesini sürekli görsün, eğlencelere dalıp gülerken açılacak yolları karıştırıpta hedefi şaşırmasın diye yazmış olmalılar. Atalarının kutsal kitaplarımız diye yazdıklarını okuyunca pekte haksız sayılmazlar.

Özetle: BİZE AİT OLAN, sadece "SANA TAPINILAN ALTIN ÇAĞIMIZ olacak" dediler. Piramitin altına bunu yazdılar ki, "TANRIM yazdığımız bu ifade VERDİĞİMİZ SÖZLERİN TOPLAMI, gerçekleşmesini sağladığın SÖZLERİMİZİN DİP BİLANÇOSU, "YENİ DÜNYA DÜZENİ" tembih yapılmış olsun. Ataları, taş dikip, taşı Rab huzurunda tanık atıyorlardı, şimdiki torunlarıysa, en değer verdikleri şeyin üzerine bu sözleri yazıyorlar ki, verilen sözlerin onlar için ne kadar değer taşıdığı daha iyi anlaşılsın. Tanrıları durumun ciddiyetini kavrasın...
   
  DOLARDAKİ, HORUS, PİRAMİT, ADALET TERAZİSİ, ANAHTAR ve "BİZ TANRIYA İNANIRIZ" sözünün işlendiği "PARADAKİ TANRI" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Yitshak ve Oğulları……………...http://www.sevivon.com/index.php?mid=838

Büyük Tanah yorumcularından Raşi, peygamber Ovadıa'dan alıntı yaparak onların YENİDEN BİRLEŞECEKLERİNİ açıklar, günlerin sonunda. Yaakov MANEVİ gücü temsil ederek Esav'a büyük FİZİKSEL güce diyor ki: “ Ben sana izin veriyorum, önden git ve İNSANLIK TARİHİNE FİZİKSEL olarak HAKİM OL. Fakat günlerin sonunda, ASLAN KUZUYLA birlikte yaşadığında, biz biraraya geliriz. O zaman YAHUDİLER EN ÜSTTE OLACAK.”

(Not: Yaakov /Yakup ve Esav İbrahim oğlu, İshak'ın oğulları. Yakup İsrailoğullarının atası. Abisi Esav ise, soyundan İsmail oğullarıyla evlenerek Amalek üretenlerin ve bölge insanlarının atası)
 
   
  Yahudi tiplemesinin elindeki "GERÇEK FURKAN" adı altında basılmış olan, KAFALARINA GÖRE takıldıkları kitap. Ataları da kitaplar yazıp, "TANRIDAN" damgasıyla bu günkü torunlarına metinleri, miras bırakmamışlar mıydı? Atalarından edindikleri "TANRI ADINA KİTAP YAZMA" öğretisini zihniyet torunları hiç korku duymadan yerine getiriyor.

Yazma yetkisini de, ELBETTE "HER HARFİ TANRIDAN" dedikleri ellerindeki kitaplardan alıyorlar. ATALARINDAN aldıkları bu yetkiye dayanarak yazdıkları kitapları da, ZİHNİYET TORUNLARINA, "HER HARFİ TANRI" damgasıyla miras bırakacaklar. O kitapları miras olarak kabul edenlerde......bu şekilde bir "sür-git emri" olan bu alışkanlık, "damdan düşen kurbağanın mezar taşındaki, tekraralı hayat hikayesine" benziyor?

Suat Yıldırım'ın (Ahit Adreslemeli, Ahitlere ilahi kitaplarlar sınıfına sokma çalışması) Ahit yönlendirmeli, Tükce Kur'an'ı Kerim Meali yapmasına savunma olarak bahis konusu ettiği "benim kitabım B.O.P.'tan önce yayınlandı" diyerek dile getirdiği, Büyük Orta Doğu Projesinin (B.O.P.) bir parçası olarak, Gerçek Furkan adlı kitabı yayınladılar. Sunum adı ile "The True Furqan"..

ABD'nin Texsas eyaletinde Evangelist, Omega 2001 ve Wine Press yayınevleri tarafından "Gerçek Furkan" adıyla piyasaya sürülen kitap. Arapça ve İngilizce olarak basılan bu kitap 366 sayfa. 77 Sure'den oluşuyor. Üç dinin/İbrahimi dinlerin, 21.Yüzyılın din kitabı, olarak tanıtılıyor.

İçinde Hırıstiyan ve yahudi kitaplarından alıntılar yapılmış. Benzerlik olsun, tanıdık gelsin, yedirmesi / hazmettirmesi kolay olsun diye de Kuran'dan, bazı surelerin isimleri kullanılmış.

Birçok ülkelerin/toprakların, Yahudilere ve Hıristiyanlara ait olduğunun vurgusu unutulmamış. Büyük Ortadoğu Projesi"ne destek veren bir kitap. İslam dünyasını Hıristiyanlaştırma çabalarına katkı sağlayan bir ürün. The True Furqan
 

 

  GLOBALLEŞME HAVUCU KONUSUNA DÖNERSEK: Globalleşmeden anladıkları kontrol edebilmek. Onların Küreselleştirmekten kasteddikleri; Mutlu birbirlerinden haberdar olan, birbirleriyle yardımlaşan, sınırların azaldığı, mesafelerin minumuma indirildiği, özgürlükleri arttığı, paylaşımların yapıldığı, sorunların azaltıldığı, Kültürel alışverişlerin arttığı, bilgi paylaşımlarının yapıldığı bir KUCAKLAŞMA değil. Onarın kat ettikleri mefhum; kendi tatminleri, kendi istekleri, ŞEYTANIN ve Göğüslerde beslenenlerin mutluluğu.

İnsan mutluluğunu esas alan bir oluşum değil onların planlarında yer alan Küreselleşme, DÜNYA MUTLULUĞU ODAKLI değil, DÜNYANIN MUTLULUĞU onları ilgilendirmiyor. Onları ilgilendiren DÜNYANIN hangi şekilde olursa olsun KENDİLERİNE ait olması.Tüm Dünya Krallarının (Eyalet yöneticilerinin onların DİNİNDEN ve onlara ait olması) onlara tapar olması.Tüm Dünya zenginliklerinin onların kontrolünde ve onlara "GELİYOR" olması. Tüm DÜNYA HALKINI, HEDEFLEDİKLERİ GİBİ BARKODLU KÖLE HALİNE GETİRİLMESİ
   
 

Yusuf kıssası altında, Dünya'yı ele geçirmeye, Dünya insanlarını bir uçtan bir uca köleştirmeye Tanrısal izin var . Özetle: Ahit bağlamında, Atalarının yazdığı Tanrı müsadesiyle, ilk oğlu ve ilk doğanı İsrail gibi, ilk "TEK DÜNYA DEVLETİ" kurulabilir. Tek Dünya Devleti'nin de yöneten Firavunu (ismi, imparator, başkan, Pir..vs olabilir) elbette olacaktır.

Yaratılış..........47:19 Gözünün önünde ölelim mi? Toprağımız çöle mi dönsün? Canımıza ve toprağımıza karşılık bize yiyecek sat. Toprağımızla birlikte firavunun kölesi olalım. Bize tohum ver ki ölmeyelim, yaşayalım; toprak da çöle dönmesin.››
Yaratılış..........47:20 Böylece Yusuf MISIRDAKİ BÜTÜN TOPRAKLARI FİRAVUN için SATIN ALDI . Mısırlıların hepsi tarlalarını sattılar, çünkü kıtlık onları buna zorluyordu. TOPRAKLARIN TÜMÜ FİRAVUNUN oldu
Yaratılış..........47:21 Yusuf MISIRIN BİR UCUNDAN ÖBÜR UCUNA KADAR BÜTÜN HALKI KÖLELEŞTİRDİ.

Tanrı herşeyi yarttığına / herşeyin yaratanı olduğuna göre;
Tanrı sadece İSRAİLLİLERİN BABASIYIM, BENİM İLK DOĞANIM dediğine göre;
Tanrı bu sözlerini de "BEN VERDİM" dediği, "HER HARFİ TANRIDAN" denilen kitaplar külliyesinde kayıt altına aldırdığına göre; ONLARI KİM TUTABİLİR?

Yukarıda işlediğmiz örneklerle durum ortada değil mi? Bu durumda İLK BİRİNCİ çocuk MANAŞŞE Yusuf'tan, İKİNCİ İLK DOĞAN İsrail Tanrısından mı olmuş oluyor?
Yeremya..........31:9 ...... Düz bir yolda yürüteceğim onları. Çünkü BEN İSRAİLİN BABASIYIM, EFRAYİM de İLK OĞLUMDUR
Jeremiah..........31:9 ...... wherein they shall not stumble: for I AM A FATHER TO ISRAEL, and EPHRAIM is MY FIRSTBORN

Mısırdan Çıkış..4:22 Sonra firavuna de ki, ‹RAB şöyle diyor: İSRAİL BENİM İLK OĞLUMDUR.
Exodus...........4:22 And thou shalt say unto Pharaoh: Thus saith the LORD: ISRAEL is MY SON, MY FIRST BORN.

İngilizce Eski Ahit versiyonunda durumun Türkçesin de gösterilenden çok farklı boyutta olduğu, adeta üzerine basıla basıla vurgulanıyor. İSRAİL BENİM OĞLUMDUR, (virgül) BENİM İLK DOĞANIMDIR

"İlk oğlum" diyen elbetteki İSRAİL TANRISI. Çünkü, Efrayim Yusuf'un 2. oğlu olduğunu söyleyen yine İsrail Tanrısı. ( Efrayim'i, 2. sırada olduğunu bildiği halde Yakup'a kutsattıran ve durumuyazılı olarakta bildiren İsrail Tanrısı. Nerde bu bildirimini yapmış? Elbette İsrail Tanrı'sının "ben verdim" dediği, KULLARI KONUMUNDA olanlarında "İsrail Tanrısına ait" dedikleri "her harfi Tanrıdan" olan kitapta, bu günkü kuşaklar bilgisiz kalmasın diye yapmış).

Yaratılış..........41:52 ‹‹Tanrı sıkıntı çektiğim ülkede beni verimli kıldı›› diyerek İKİNCİ oğlunun adını EFRAYİM koydu.

İngilizce ifadeyle, Türkçe ifade arasında, çok büyük fark var. Saklanan tanımlama var. Türkçe ifade de, İsrail Tanrısı, "İSRAİL BENİM İLK OĞLUMDUR" derken, İngilizce ifade de; "İSRAİL BENİM İLK DOĞAN OĞLUMDUR" diyor. Ortalıkta doğumla elde edilmiş bir OĞULLUK tanımı altında, bahşedilen bir TANRISALLIK YAKIŞTIRMASI var. Kendilerini Tanrısal ilan etmiş olanlar, kendi aralarında bunu böylece kabul etmişler.

Seçilmişlik, Seçkinlik ve kendilerine ait Tanrı kabulleri, diğer insanların hayvan seviyesinde görmelerine sebep oluyor. Diğer insanlardan IRKLARINI üstün görmelerinin nedeni; kendilerinin M.Ö. 3761 yılında...............

(Adem gece yarısına birkaç dakikaka kala doğmuş olmalı. Neden derseniz? Yaratılışın 6. günün uzunluğu = bu günkü 1000 yıla denkmiş. "Gece yarısı olmalı ki, Adem yaşlanmadan Yaradılış günü bitsin ve ölmeden Tanrısıyla, Aden bahcesinde günün serinliğinde şöyle baş başa gezinsin" demek istiyorsunuz AMA diyemiyorsunuz. Çünkü yaratmaktan çok yorulduğu bildirilen İSRAİL TANRISI, ertesi gününü yani YARATILIŞIN 7. GÜNÜNÜ dinlenmeyle geçiriyor ve geri geldiğinde bir bakıyor ki, Adem öleli 40 seneden fazla olmuş. Çocukları ŞİT / SETH'te ölmüş olmalılar. SİT'in yaşayıp yaşamam durumu, Adem'lerinin gece yarısına kaç dakika kala olduğuna bağlı. Yaratılış safhasındaki 1 saat yaklaşık 41,666 yıla denk geliyor.

>>>Tanrısız olan yaşam elbette insanlarda yeni arayışlar peşine sürüklemiş olmalı ki, Elohim yerine Yahve gelivermiş. "SİT'in / SETH'in çocuklarını da, Tanrı olmadığından dolayı Tanrının Oğulları olarak ilan etmişler" tezi, elbette yenmeyecek kadar kötü. Ama TANRI OĞULLARI ilan edenlerin tezlerini kabul edipte, TANRININ OĞULLARI olduğuna / olabileceğine inananlar aslında bundan daha İYİ bir uydurmaya mı teslim olmuşlar? Hiç sorgulamadan bırakın yemeyi, yalayıp yutmuş olmuyorlar mı? Dinlerinde, din kitaplarında sürekli revizyonlar yapılıyor olması, esasında onların, "DAHA YOK MU?" davranışlarına sahip olmalarından kaynaklanmıyor mu? Yemeseler, "TERLİYİZ" deseler, "Çengelköy bademi olursa yağlayarak belki yeriz" deseler, kutsal metin yazarları da daha dikkatli eserler vermek zorunda kalırlardı.

"Elohim, Yahve geçişi için, "Tanrısız olmaz, bizlere bir Tanrı lazım" demiş olmalılar, dinlenmede olan Tanrıları yerine yeni bir tanrı tayin etmişler" diyesi geliyor insanın. Ama şu bir gerçek ki ELOHİM yerine ikincil güç olarak gördüklerini, Yahve adı altında, Tanrı ilan edip bu değişimi yapıp benimsemişler.<<<


Yaratılış etabındaki 1 saat, hani o çok sevdiğimiz deyim varya! onun isim babası sayılır. 41,5 yıl - 1000 / 24 = 41,66 Yıl. Hani birşey gördüğümüz de 41,5 kere "MAŞALLAH" (Her şey ALLAH'tan, Herşey "ALLAH'ın" deriz ya! --nazar değmesin anlamında kullananlara bakmayın-- Yahudi ve Hıristiyan din adamları da o rakkamı, 42 olarak kabul ederek --Ay takvimi, Güneş takvimi çevriminde o süre ZATEN 42 AY OLUYOR. Kabul edilmiş derken, inanç sistemlerinde bir takım peryotları, o kabule bağladıkları anlaşılmalıdır.-- bir takım kehanet ve dinsel oluşumlarda, mayalanmaya bıraktıkları eylemlerinde, peryot olarak benimsemişler.

...... meydana geldi ilanı yaptıkları Adem isimli bir insandan TÜREDİKLERİNİ ve onun kendilerini türeten ilk insan olduğuna inanmalarından kaynaklanıyor..

 


  TANRI 7. GÜN DİNLENİNCE DİNOZORLARA ne oldu? ADEM'İ GÖREBİLDİ Mİ? KONULU "YARATILIŞ ve DİNLENEN TANRI" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  YAHUDİ AY TAKVİMİ ve GÜNEŞ TAKVİMİNE UYARLANMASI, 19 YILLIK PERYOTLARIN İŞLENDİĞİ "YAHUDİ TAKVİMİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Kendilerine ait Tanrılarının, kendi ataları Adam'ı yaratma inancına kendilerini inandırmış olanlar; seçilmiş olmanın verdiği sorumlulukla "SEÇKİN SOYLARINI" korumak içinde dinlerini "IRKLAŞTIRMIŞ ve "DİN" tanımı içine dahil etmiş olmalılar. (Tanrı İsrail, Güreşte yenen İsrail, ırk İsrail, ilk doğan İsrail)

BU DURUMDA::Ya kitaplarını yakacaklar, Ya! -"ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH'a"- inanmıyoruz bizim Tanrı olarak benimsediğimiz de dolaysıyla ilk atamızda farklı. Bizler sadece isimlerini kullanıp, İnsanların bilinçlerine yer etmiş olan isimlerden yararlanarak buralara kadar geldik" diyecekler.

ONLARDA BİLİYORLAR Kİ; zaten onlardan önce kimsenin bilmesine imkanda yok. Nedeni gayet basit. Arkeoloji bilimi onlarla başladı, Müzeler onlarla vücud buldu, Dünyanın her yerinde Arkeolojik kazılar yapıp eserleri götüren onlar,Kolleksiyonculuğun duayenleri onlar, Tarih kronolojilerini listeleyenler onlar, Bilim merkezleri Üniversiteleri vakıflar idaresinde tutan onlar, Ansiklopedileri yazan onlar, Tarihsel oluşumla ilgili neredeyse butün bilim dallarının kurucusu ve kontrol edenleri onlar, Arkeolojik kazıları finanse edenler onlar, Sponsor olanlar onlar, Tarih araştırmalarını ama sanatsal ama meraktan ama kültür aşkından ama tarihe merakından destekleyen onlar, Üniversitelere, Fonlara, Vakıflara, Müzelere sahip olanlarda onlar..vb......

BU DURUMDA; "ADEM YARATILDI" DEDİKLERİ TARİHLERDE VAR OLAN,
Krallıklardan,
İmparatorluklardan,
Yıkılan, kurulan Devletlerden
Hanedanlıklardan,
Firavunlardan,
Sosyal hayat süren şehirlerden,
Toplumsal göçlerden,
Irksal hareketlerden,
Bulunan mezarlardan, iskeletlerden,
İnsan neslinin tarihi sürecinden,
İnsanların geçirmiş olduğu aşamalardan (araç gereç sahibi olma, maden işleme anlamında),
Dinozor kalıntılarından (Dinozorlarla insanlar aynı gün, yani 6. gün yaratıldı iddiası "her harfi Tanrı sözü" dedikleri kitaplarının ifadesi ve tüm hayvanlara ismlerinide Adem veriyor. Olaya şahit olan ve gözlemlerini kitaba aktaran da, "Kitapların sahibiyim" diyen İsrail Tanrısı. Onların Tanrı sözü dedikleri ifadelere göre Adem ve Dinozorlar nerede ise yaşıt),
İnsanların yapmış oldukları çömleklerden, kap-kacaktan
Taşları yontmalarından, taşları cilalamış olmalarından, metalleri işlemiş olmalarından,
Taştan sopadan silahlarından,
Avlandıkları hayvanların cinslerinden,
Süs eşyalarından
Tarıma başlamalarından,..vb..... İLK HABERDAR OLARAK ONLAR BİLMEYECEKTE, KİMLER BİLECEK?

ONLARIN DIŞINDA KALANLAR, BU TÜR BİLİMSEL BİLGİLERİ: onların makalelerinden, yayınlarından, konferanslarından, derslerinden, kitaplarından, belgesellerinden..vb.. öğreniyorlar.

BAL GİBİ BİLİYORLAR, BİLMEKLEDE KALMIYORLAR ADLARI GİBİ EMİNLER Kİ; Ellerindeki kitapların ve içinde yazılanların hiç birinin ilahi bir değeri, ilişkisi, esintisi yok,

YİNE BİLİYORLAR Kİ ve BİDİKLERİNDEN EMİNLERKİ; Eğer ellerindeki kitaplarda ilahi bir esinti olmaz, ATALARI mutlaka onları yok etmiş ve üzerini yaldızlamıştır.

YİNE BİLİYORLAR Kİ ve ÖZ OĞULLARINI TANIDIKLARI GİBİ BİLİYORLAR Kİ; Kitaplarının içinde ilahi esinti olsa, ne onlar nede ATALARI "kitaplara tabii olun, bizlere atılın" diye, insanları davet etmezlerdi. Çünkü; bu durum onların kendilerini var kabul etme prensiplerine ters, o DOGMALARI kabul ettirmelerine engel. Dünya'ya bakış felsefelerine ters.

YİNE BİLİYORLAR Kİ; Kitaplarında UNUTULMUŞ en ufak ilahi bir kırıntı bile, Yapmak istediklerine tam bir engel, İNANÇSIZLARINA karşı oluşturdukları İTTİFAKLARINA düşman olacatır..
   
  Siyonizmin en büyük savunucularından, Ahad Ha'am Nietzsche Hayvanları, KONUŞANLARI ve Yahudileri ayırıyormuş. Tanrı olarak atadıklarının ağzından kitaplarında açıktan açığa yazılmamış olan ama "seçildiniz, diğerleri tu-kaka, hepsinin soyunu kurutun, ben sadece size aitim, İsrail'in tanrısıyım (Hatta Hıristiyanlar bile tanrılarının İsrail için hişzmette bulunduğunu ve halkının İsrail olduğunu Yahudilerin / LEVİLİLERİN yazdığı kutsal kitaplarında okuyorlar ve tasdikliyorlar) gibi sözlerle geçiştirilen YARATILIŞ SINIFLANDIRMASINA açıklık getirerek şöyle diyor.

"Yaratılış merdiveninde farklı basamaklar olduğunu herkes doğal olarak kabul eder. Önce inorganik nesneler,bitkiler ve HAYVANLAR alemi, sonra KONUŞAN YARATIKLAR ve hepsinin üstünde YAHUDİLER."(Sources da la Pensee Juive Contemporaine, s/49)

Siyonizmin temel görüşlerinden olduğu için Siyonistlerden Ahad Ha'am, üstün insan savunucusu Alman filazof Friedrich  Wilhelm Nietzsche'ye (1844 - 1900, "Güç İstenci" , "Üstinsan", gibi Özgün fikirlerle tanınan varoluşçu Alman filozof) .nazire yaparcasına ÜSTÜN IRK saptamaları yapıyor. Alman Filazof; insanda var olan, yaşam biçimi, yetenek, bilgi, fiziki üstünlük, görünüm farklılığını öne sürerek ÜST'lüğü kastederken, Siyonist Yahudi Asher Zvi Hirsch Ginsberg (1856 - 1927), yada takma adıyla AHAD Ha'am, İsraillilerin / Yahudilerin IRK üstlüğünün değil TÜR üstünlüğünün söz konusu olduğunu söylüyor.

Yahudi üstünlüğünün yaratılış sırasından ve ayrıcalığından kaynaklandığını söyleyerek, IRKCILIĞIN çok ötesine KOCAMAN bir adım atıyor. Ahad Ha'am'a göre Yahudilerle diğer insanlar / KONUŞAN YARATILMIŞLAR arasında IRK farklılığı yada üstlüğü değil TÜR FARKLILIĞI var. Yaratılış kademesinin son halkasında ÜST olarak, KONUŞAN VARLIKLARDAN sonra ORTAYA çıkarıldıklarını saçmalıyor.

"YARATILIŞ MERDİVENİNDE farklı basamaklar olduğunu herkes doğal olarak kabul eder.Önce İNORGANİK nesneler, BİTKİLER ve HAYVANLAR alemi, sonra KONUŞAN YARATIKLAR (Kendileri içinde konuşanlar içine de "yaratılan" demiyorlar) ve HEPSİNİN ÜSTÜNDE YAHUDİLER." (1- Sources da la Pensee Juive Contemporaine, s/49... 2- Stefan Goranov, "Irkçılık: Siyonizmin Temel Bir İlkesi" Siyonizm ve ırkçılık, Ankara: AÜSBF Yayınları, 1982, s. 32-33) 
   
  Bu mantıktan hareketle; Yahudiler bizim Adem'imiz bize özel demiş olmuyorlar mı?
"Konuşan Yaratıkların Adem'i ile bizim Adem'imiz aynı olsaydı, BU DURUMDA BİZİM ÜST'lüğümüz" olur muydu" diyorlar.
"Konuşan Yaratıkların (Yaratılanda demiyorlar. Yaratık diyorlar) Adem' dedikleri ile bizim Adem'imiz aynı koşullar altında oluşsaydı, arada seçkinlik farkı kalır mıydı" diyorlar.

Hıristiyan din kurucuları vasıtasıyla; AYRI BİR TANRIYA sahip olduklarını, ADAM'larının bu OĞUL TANRININ OĞLU olduğunu TANRI sözü SECEREDE yazmışlar. Yahudilerin yazdığı bu kitaplarda İsrail halkı övülürken, OĞUL TANRILARININDA "halkım dediği" bol bol tekrarlanıyor. Yahudilerin kendi kitaplarının devamı olarak iç çekişmelerinde kullanmak için yazdıkları anlaşılan bu kitaplar, daha sonra kitaplarda "İMASI" dahi olmamasına rağmen HIRİSTİYANLIK dinini oluşmasına neden oluyor. İsrail Halkı içindeki Ruhban sınıfın "TANRI DEDİKİ" kavgalarının sonucu olan Hıristiyanlığın benimsediği kitaplara göre; ADAM, TANRI-OĞLUNUN OĞLU gözüküyor.

Yaratılışa yada Babasız doğuma inanmadıkları için, kutsal soylarını Yusuf'u Meryem'le evlendirerek çözenlerin, başka bir inanca sahip olmaları düşünülebilir mi?
İsa'ya atfettikleri Davut soyu ile en ilkel bile olsa "Tanrısal kutsallığı" hiçe saydıklarını gösterenlerin, inanç temelleri elbette kiliselerinin içlerine kadar girmiş olan PENİSLERİYLE temsil edilen Tanrılarda olmalı. Kusallığı Babasız olmasında olan İsa'ya, illaki İNSAN soyu içeren Secere yazarak KUTSALLIĞI yok edenlerin, kaleme aldıkları kitap elbetteki PENİS ZİHNİYETLİ inançların aynası olacaktır.

Hatta Yuhanna'ya atfedilen vahiy kitaplarında da kurtulanlar sadece Yahudiler. Oğul TANRILARI ile kimsenin bilmediği ve bilemiyeceği ÖZEL EZGİYİ söyleyebilecek olanlarda seçilmiş olan 144.000 YAHUDİ. Luka ile Şükür edip "halkını kurtardı" dedikleride İSRAİL'İN TANRISI. "Tanrımız" diye tapındıklarının da "İSRAİL'İN TEK HALKI olduğu AHİT ZAMANININ yaklaştığını belirten ifadelerini, Zihinlerine işleme projelerini kitaplara almışlar.

(144.000 Yahudi dışında Ezgiyi kimse bilmiyor ve bilmeyecekse, bu durumda ÖZEL EZGİYİ kimse duyamayacak demektir. Demek ki ÖZEL EZGİ söylenirken OĞUL TANRININ yanında HİÇ HIRİSTİYAN olmayacak demektir. Yanlarında olurlarsa öğrenirler ve söylemeye başlarlar. Sayısal olarakta Yahudilerden başkasının olmayacağı vurgulanan EZGİ SÖYLEME sırasında Hıristiyanlar olmayacağını, Oğul Tanrı+Kutsal Ruh+ Özel Melek destekli Hıristiyan kitaplarını yazanlar söylüyorlarsa ELLERİNDEKİ KİTAPLARI KİMLER YAZMIŞ olabilir?)

Ahit'te bol bol geçen başka ilah varlıklarını kabul ifadelerinin yanında, Tanrıoğullarının varlığıda vurgulanıyor. Tanrının oğullarının İNSAN / KONUŞAN YARATIKLARLA EVLENİP ÇOCUK SAHİBİ olduklarıda belirtiliyor. İşte bu anlayış içinde ADAM'larının TANRININ OĞULLARINDAN birinin katkısıyla KONUŞAN YARATIK KIZLARINDAN birinden olmuş olduğunu SECERELERİNDE yazmışlar. "Her harfi Tanrıdan" dedikleri kitaplarındaki secerede TANRI OĞLU ADAM konusunu açıkça yazmışlar. Elbette İNGİLİZCE, İBRANİCE..vb.. Orjinallerinde.
   
  yahudi yaratılışı
   
  az TAPILANIN "YARATAN" değil ÜREMEYLE anılan olduğunu işaret eden, dölleme uzvu PENİS sembollü PUT TANRI ikonları "Dikilitaş&Obelisk" sayfasına buradan ulaş.
   
  az TANRI SÖZÜ diye RUHSATLANDIRDIKLARI ama yapadıkları maddeler için UYGUN ORTAM peşinde olanların "613 ÖLDÜR ve TAPIN" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Adem / Adam zamanında var olan, çevrede gözüken, alet edavat kullanmayı bilen, o zamanının EGEMEN gücü olan, DEVLETLERİ kuran, ŞEHİR HAYATI süren insanları, CRO-MAGNON'ların olduğunu iddia eder bir yaklaşım sergiliyorlar. Alıştırma safhası havasında sergilenen bu tutumlarıyla, kendilerine ÜST YARATILMIŞLAR KATEGORİSİ oluşturma gayreti gösteriyorlar.

"M.Ö. 3761 yılında yaratıldı" dedikleri Homo-Sapiens, Dünya üzerindeki varlığı onbinlerce yıllarla ifade edilen İNSANLARIN SOY ATASI ama ilk Homo-Sapiens, onlara göre M.Ö 3761 yılında yaratıldı dedikleri ADAM / Adem.

Adam yaratıdı dedikleri tarihlerde, dünyada hüküm süren, uygarlıklar kurmuş, sosyal yaşam için şehirler kurmuş olan insanların tümünü CRO-MAGNON ilan etmelerinin nedeni ne olabilir?

Tanrı, CRO-MAGNON'lar varken, "Homo-Sapiens Adem'i kendi görüntüsünde yarattı" demekle, secerelerini bağladıkları M.Ö. 3761 doğumlu ADAM'la, var olan insanlar arasında TANRISAL BOYUTTA bir fark olduğunu ortaya koymuş oluyorlar / ortaya koymuş olmuyorlar mı?

ADAM'ın değilde, Homo-Sapiens'in TORUNLARINDAN biraz koca kafalıydılar dediklerine göre; CRO-MAGNON soyunun uzun yılar devam ettiğini laf arasında kabulleri arasına aldıklarını söylemiş olmuyorlar mı? Koca kafalı anlatımları ile kendileri dışında yayılmış üremiş insanların CRO- MANGON adamı olduğunu anlatmış olmuyorlar mı? Böylece, bu günkü soylarının seçkin olma nedenlerini de ortaya koymuş oluyorlar.
   
 
   
  "....CRO-MAGNON ADAMI (onlar ADAM'ı, ADEM manasında kullandıklarına göre; CRO-NAGNON için kullandıkları ADAM'da ADEM manasında olmalı CRO-MAGNON'ların ADEM'i gibi) Uzunca bir süre bir şey yapmadı dedikten sonra, HOMO-SAPİENS şaşırtıcı oldu, uzay gemisinden, nükleer güce, bilgisayara kadar inanılmaz teknolojik gelişmelere imza attı..." derseniz,

CRO-MAGNON Adamının, hala yaşadığını ama İNANAÇLARI ve Kafa yapıları nedeniyle de hiçbir ilerleme de katkısının (taş, sopa, metal bükme-işleme dışında) olmadığını (Teknolojik gelişmelere bakarsanız, Elektirik, motor bulunana kadar tüm teknoloji metal işleme ve bükmeden ibaretti denilebilir. Ne zaman ki Elektrik kullanılabilir hale geldi, metal bükmenin yanında elektronik, tıp, nükleer, uzay, GDO..vb dallarda inanılmaz ataklar yapıldı. ortalama 100 yıl civarında denilebilir.) Özel Tanrılarının, özel imalatı olduklarına inananların (ilk Homo-Sapiens''ler olduklarını inanılmayacağını bile bile sandırmaya çalışanlar) el atmasıyla bu günkü seviyelere gelindiğini de söylemiş olursunuz.

Bireysel kişilik bozukuluklarını tedavisi Tıp merkezlerinde tedavi ediliyor. Bütünlük içindeki, sapkınlığa, kitle kişilik bozukluğuna tedavide her halde ancak "ALLAH" tarafından yapılabilir.

Kendilerini GERÇEKTEN TANRI OLARAK, TANRININ OĞULLARI OLARAK görenlerin, TANRICILIK OYNAYANLARIN kamufle olabilmek içinde, çırpınışlara gark olanların durumu, başka türlü nasıl düzeltilebilir? Kişisel bir piskolojik bir sorun olsa, tutar elinden tıp merkezlerine götürüsün. Koskaca zihniyet topluluğunu, "SAPKINLIKLARINI DÜZELTSİNLER, KAFALARINI TOPLASINLAR" diye, elinden tutupta CAMİYE, "ALLAH'ın huzuruna getiremezsin ki.

Binlerce senedir, Peygamberlerin başaramadığını kim başarabilirde göğüslerinde beslediklerinden onları kurtarabilir? Tek yapı içinde olsalar durum yine kolay. İkinci sesleri onların tedavisini imkansız hale getiriyor. İçlerine yerleştirdiklerinin seslerine, dürtülerine uyarak kendilerine kalıp arayan, çok kişilik SAHİBİ insan davranışları sergiliyorlar.

On binlerce belki yüzbinlerce yıl önce yaratılmış olan HOMO-SAPİENS'lerin, M.Ö.3761 tarihinden ÖNCE DOĞMUŞ olanlarını, CRO-MAGNON ilan edip, kendilerini ilk HOMO-SAPİEN olarak ilan edenlerin, kişilik değiştirme girişimleri başka türlü nasıl izah edilebilir.

Diğer insanlar arasında kendi "IRK'larını" SİVRİLTMEK, kitaplarının YALANLARINI örtmek, Tanrı dediklerinin CAHİLLİĞİNİ gizlemek, Atalarının SALLAMALARINI yaldızlamak için kendilerine uygun karekterler uyduranlara "KİŞİLİK BÖLÜNMESİ yaşıyorlar, inançlarının İFLAS SENDROMUNU yaşıyorlar" denmezde, başka ne denir?

Okumuşlarıyla, Aydınlarıyla, Okuyananlarıyla, Okutanlarıyla, Düşünenleriyle, Düşündürenleriyle, Din Adamlarıyla, Dindar adamlarıyla, İlim - Bilim adamlarıyla, Üniversiteleriyle, Araştıranlarıyla, Bulanlarıyla, belgesel izleyenleriyle, Müzelere gidenleriyle, Kolleksiyon yapanlarıyla, Kronoloji düzenlenleriyle, Arkeolojik kazı yapanlarıyla, Kitap okuyanlarıyla ....vb.. komple hepsi birden itirazsız, ÜREME / TÜREME kişilik değişikliğini kabul ettilerse; karşımızda topluluklar halinde toplumsal paranoya (tıp terimi her neyse) içindeler denmezde ne denir?

YADA; kendilerini gerçekten ÖZEL TANRILARININ ÖZEL YARATILANLARI olduğuna inanan, ikinci kişilik geçişini / evresini tamamlamış bir ZİHNİYET BİRLİĞİ / İTTİFAKI var denilebilir.

YADA; iyi bir Yahudi "NASIL OLMALIDIR"I iyice bellemiş, kendilerine yöneltilebilecek sıkıcı / sıkıştırıcı soruların altından kalkabilmek için, KİTAP SAVUNMALARI hazırlayanların YAZILARINI BELLİYEREK, Yahudi ZİHNİYET SAVUNMASINI içine SİNDİRMİŞ, savunmayla BÜTÜNLEŞME evrimini YAŞAMAYA devam eden, KENDİLERİNİN, diğer insanlardan, topluluklardan ÇOK FARKLI OLMALARI GEREKTİĞİNE inanan, DÜZ bir ÇİZGİDE YÜRÜYEMEYEN bir topluluk var.

Savunmalarının SAÇMALIĞINI göre göre insanların O ZIRVALARA İNANACAĞINI "zannetmek düşüncesini" ciddiye alanın, TANRI, DİN, İNANÇ ve KİTAP kabullerinde ki ÖLÇÜDE aynı CIVIKLIKTA olmaz mı?
   
  Kitaplarını koruma adına, ortaya sürdükleri tüm anlatımlar, "iğneciye gidiyoruz" şablonu kalitesinde. "İğneciye gidiyoruz" şablonuyla büyüyen, sıpalık evresini çoktan geçirmiş, makam vekiler verilmiş olanların, çocuklara ugulanan şablonu, tutupta yaşıtlarına uyguaması BEYİN KABULLERİNİN hangi seviyeye kadar gerilediğini göstermiyor mu?

Kendilerini aynı sözlerle kandırılarak ZİHNİYET takipcileri olduysa, kendileriyle "İMANİ "aynı seviyede kabul ettikleri / sandıkları insanlarıda aynı KATEGORİ içinde görmek ÇARESİZLİKLERİNİ ortaya koymuyor mu?

Tevhid imanı peşinde olanların, sallamaların olduğu kitaba doğruluk damgası vurma gayeli, saçmalıklara sıcak bakması düşünülebilir mi? "ALLAH'a duyduğu imanla, "ALLAH" korkusuyla, yalan olduğunu bile bile birtakım saçmalıkları kabul edilmesinin İMAN sahiplerince mümkün olmadığını kavrayamayanlar, düşünmeden her söyleneni, her yazılmış olanı TANRI SÖZÜ diye kabul edenlerdir. Ataları, Tanrıdan demiş onlarda kendilerini teslim etmişler ve herkezinde kendileri gibi teslim olmasını bekliyorlar.

İşsiz güçsüz Mükremin Abili dizide: Laz bakkal amca, Tombalağın nereden geliyorsun sorusuna, "sorma uşağım, Antalyalı adamın biriyle karşılaştım Antalya'dan Anamı Babamı tanıyormuş gittiğim okulu bile söyledi, hatta akrabaymışız, Antalya'da ki tarlalarını satayım dedi bende ona olur" dedim der. Anatımdaki gariplikten dolayı Tombalak "senin Anan Baban Antalya'lı mı? Antalya'da arazin var mı?", Laz bakkal Amca "Yok uşağım, benim Antalyada tanıdığımda yok tarlamda yok, ilk okulada orada gitmedim ama adam ücrette almam dedi" diye açıklamasını yapar. Bunun üzerine Bakkal çırağı Tombalak "İnanmıyorum Laz Bakkal Amca, seni ANTALYALI zanneden dolandırıcıyada, dolandırılıyorsun ya! Antalya'da arazilerin olsaydı hepsini verecektin demek ki" der.


Dikkat edilirse, her iki durumda da İLAHİ değerleriin kabulü yerine, kendi uydurdukları DOLGU malzemeleri var.
Yanlışları düzeltmek yerine, doğruları aramak yerine, dosdoğru olmak yerine, yalan yanlış olanlara bilerek sarılmak, yanlışlıkların üzerlerini yaldızlayıp sunmak var.
Her iki durumda da, TANRISALLIĞI KABUL ETMİŞ BİR ZİHNİYET BİRLİĞİ var.
"TANRI OLSA OLSA BÖYLEDİR" sanılarına teslim olmuş ve aynı sanılara başkalarının da inanmasını bekleyenler var.
Atalarının saçmalıdıkları, Tanrı saygısının yok edildiği ATALARINDAN KALAN KİTABIN, KENDİLERİNİ KORUYACAĞINA inanlar var.

Yeni nesilleri ve bilmeyenleri nasıl eğittikleri ortada değil mi? Okuyanların çoğu ve YAZANLARIN TAMAMI bu tezlerin palavra olduğunu biliyorlar. Ama şimdi açıklayamadıkları, öyle olduğunu sandıkları "GİZ"leri için, bu tür sallamalarla SEGİLEDİKLERİ ESPRİ ANLAYIŞLARINI, ciddi tavırlı bakışlarıyla ortaya koyup vakit kazanıyorlar. Alanda biliyor sallama olduğunu, ortaya koyanda.

Doktorculuk oyunda öyle değil midir? İğnede yalancıktandır, ilaçta. Doktor doktor değil, hasta hasta değildir. Ama herkez sanki öyleymiş gibi hareket eder. Ortada; ilaç kabul edilen su şişesi, iğne olarak kullanılan annenin tokası, stetoskop yapılan Babanın gözlüğü ve iğneden korkan hastanın sesi vardır.

Her şey kabuller üzerine kurulmuştur. "Bu buyumuz olsun, şu şunumuz olsun, o şeyimiz olsun" çeçevesi içinde muayahane tesis ediliverir. Hastalık teşhisi yapılıp tedaviye de başlanılıverilir. Hiç birşeyin söyledikleriyle / tanımladıklarıyla alakalı olmadığını Dokorculuk oyanayanlar da biliyorlar ama OYUNDA CİDDİYETİN gerekli olduğunu da biliyorlar.

Görende biliyordu gördüğünün Tanrı olmadığını,
Yazanda biliyordu görünenin Tanrı olmadığını,
Görülmüşüm diyende biliyordu aslında kendisinin Tanrı olmadığını,
Okuyan da biliyor, sözlerini okuduğunun Tanrı olmadığını,
Yanlışıkları kapatan da biliyor, saçmalıklarını örttüğünün Tanrı olmadığını,
   
  İki deve kuşu ordusu çölde karşılaşmış niyetleri ciddi, kan gövdeyi götürecek. Dap-dazlak çölün ortasında kalan Devekuşu orduları, açıkta kalmanın zararlarını kestirdiklerinden, komutanlarının BAŞLAR KUMA emrini üzerine, hemencecik BAŞLARINI KUMA sokarlar. 1. DEVE KUŞU ordusunun komutanı, çevredeki yapılanmadan, düşman DEVEKUŞU ordusunun harekatından haberdar olabilmek için, gözcüsüne "dışarıya bak" emrini verir. Aynı sıkıntıları yaşayan ve bilgiye ihtiyacı olan 2. DEVEKUŞU ordusunu komutanı da bilgi vermesi için gözcüsünden rapor ister. Her iki gözcü başlarını kumdan dışarı çıkartır etrafa iyice göz atarlar. Her ikiside, komutanlarına etrafı gözetleyen BİR adet DEVEKUŞU gördüklerini rapor ederler.

Çevresinde olan bitenden haberi olmadan, kayıtsız şartsız herşeyi kabullenen, itaat eden, düşünceden yoksun, DOGMALARIN ESİRİ olmuş, DOGMALAR içinde yaşayan, ve yaşamak isteyen, neye ve neden hizmet ettiğinin farkında olmayan, DÜZELTMEYE katkıda bulunamayan tam bir "KRAL GİYİNİK ÇIĞITKANI".

Meraklısı sormuş Devekuşuna, "neden başınızı kuma gömüyorsunuz" diye soru yöneltilmiş, Deve kuşu, şaşırmış halde "ben, başını kuma gömen Devekuşu, hiç görmedim" diye cevap vermiş, İçinden de şöyle geçirmiş, "biz nasıl görürüz onlar, bizi görmez iken".....

Meğer çocuk yaşta öğretilirmiş bu bilgelik onlara, o itibar gören, büyükleri tarafından, efendileri tarafından.Varlık sebepleri olmuş bu öğreti."Başları kumda olanlar görülmez", bir atasözü, bir öğreti, kısaca yaşam biçimleri, olmuş nesillerden nesillere aktarılan.

   
 

..

   
  Şizofren, Kişilik parçalanaması, yada farklı kişilikleri aynı bedende barındırma problemleri yaşayanlarla, yaşamak üzere olanlar arasındaki, en önemli fark şuymuş. İlk aşamada olanlar yani Rûkü halde sallananlar, İKİ kere İKİNİN DÖRT ettiğini bilir ama İKİ kere İKİNİN BEŞ etmediği için ÜZÜLÜRMÜŞ. Üzüntüsünü giderebilmek içinde, KENDİSİNİ ÜZMEYECEK kabul edebileceği, sonucunu GERÇEK olarak kabul edebileceği yeni arayışlara girmekten kendisini ve sahip olduğu "ikinci zat-ı muhteremi" alıkoyamazmış.

İleri safhada olan ise; İKİ kere İKİNİN BEŞ ettiğini bilir ve bu bilgisinden dolayıda kendisiyle GURUR duyarmış Gurur duyarmış duymasına ama "SIRRINI" kimseciklerle de paylaşmazmış.

Nasıl paylaşsın ki karşısındakilerin, BU DEĞERLİ SIRRI ANLAYACAK zekası, IRKI, ismi, KİTABI, özel Tanrısı, EĞİTMENLERİ yok ki. Kendisiyle aynı olanlarda, aynı "SIRRA" vakıf olduklarından, onlara da bir bilidirim de bulunma gereği kendiliğinden kalkarmış. Birbirlerinin "SIR" sahibi olduklarını da, "SIR" sahibi nasıl olmalıdır öğretilerinden edindileri bilgilerden, takip ettikleri yazılardan, gittikleri yerlerden, olaylara yaklaşımlarından, anlattığı sallamalardan, sorulara verdiği şablon cevaplardan, paylaştıkları ideallerden, birbirlerini alkışlamalarından, katliamları seyretmelerinden, kendilerini (bir türlü) anlayamayanların ortak özelliklerinden, herkezden aldıkları "saçmalama, sallama, palavra, uydurma " temalı eleştirilerden ve kurdukları hayallerin eşgüdümlü olmasından anlarlarmış.
   
  Adam zamanında olan ama Adam ile hiçbir bağları olmayan, devletler, imparatorluklar var olduğuna göre sayıları milyonlarla ifade edilebilecek insanların hepsini, insan ölçüsünde alt sınıf olan, insanla alakası olmayan ve nesilleri o tarihten yaklaşık 30.000 yıl önce yok olmuş olan CRO-MAGNON ADAMI ilan etme çalışmalarında bulunmak, bugünkü insanların çoğunu hayvanlar sınıfında ilan etmek değil midir?

Adam yaratıldı dedikleri tarihten, on binlerce sene önce yok olan canlıları; kendi seçkinliklerini vurgulamak, her harfi Tanrı sözü dedikleri kitaplarının Yalanlarını örtmek için kullanıyorlar.

Tanrı olarak benimsediklerini aslında göğüslerinde yaşattıklarının zihniyet ikizi olan, hiç bir şeyden haberi olmayan, hiç bir şeyi bilmeyen, "kitaplarım" dediği metinlerin içeriğini dahi bilmeyenin (kitaplarda olan çelişkileri on atfetmek, yalancılığından dem vurmak, akıl vermek, dalga geçmek, hiçe saymak, saymamak küfür değil mi? İçeriği bilse ve yaptırım gücü olsa, kendisiyle dalga geçilmesine, aşağlanmasına müsaade eder miydi?) BİR YARATILMIŞ olduğunu gizlemek için kullanıyorlar.

Atalarından kalan bilgiler, veriler, sanılar, efsaneler ışığında meydana getirlmiş olan kitaplarına dayanan inanç sistemlerini, hedeflerine varasıya kadar ayakta tutma adına, insanlar tarafından pek bilinmeyen CRO-MAGNON adamı kullanıyorlar.

Dedik. Ya kitaplarını yakacaklar, Ya! -"ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH'a"- inanmıyoruz, bizim Tanrı olarak benimsediğimiz de, dolaysıyla ilk atamızda farklı. Bizler sadece isimlerini amaçlarımız için mecburiyetler karşısında kullandık. O isimleri kullanmasaydık, İlahi vahiyler üzerinde olan insanları, nasıl olurdu da buralara getirebilirdik? İnsanların bilinçlerine yer etmiş olan isimlerden yararlanarak buralara kadar geldik" diyecekler.

Tarihi yanılgılarını, Tanrı olarak benimsediklerinin bilmemezliğini, yaratılmışlığını gizleyebilmek için, imal ettikleri DOGMAYI kabul etmek zorunda kalmışlar. Hedeflerine varabilmek için gereken zamanı kazanabilmek, kitabı koruyabildikleri kadar koruyabilmek için. Kitabı korurlarsa kitapta onları koruyacak ya!.

Hayvansı yapıya sahip olan CRO-MAGNON ADAM'I yanında, TANRININ KENDİ GÖRÜNÜMÜNDE yarattığı, YAHUDİ İNSANI anlayışını işlemişler. Üstün, seçkin ve seçilmiş "IRK" tezlerine destek uydurmakla da, yaratılmışların içinde TANRININ OĞULLARI kıvamında yer açmışlar.
   
  SEÇKİN YARATILMIŞ OLANLARIN, SEÇİLMİŞLERE HAS OLARAK YAZILMIŞ, MÜSTAKİL İSRAİLİN TANRISI TARAFINDAN SAHİPLENİLMİŞ KİTAPLARINDA; BİR TANRI OĞLUNUN DOĞUMU ŞÖYLE BİLDİRİLİYOR.

Yeremya..........31:9 ...... Düz bir yolda yürüteceğim onları. Çünkü BEN İSRAİLİN BABASIYIM, EFRAYİM de İLK OĞLUMDUR
Jeremiah..........31:9 ...... wherein they shall not stumble: for I AM A FATHER TO ISRAEL, and EPHRAIM is MY FIRSTBORN
Mısırdan Çıkış..4:22 Sonra firavuna de ki, ‹RAB şöyle diyor: İSRAİL BENİM İLK OĞLUMDUR.
Exodus...........4:22 And thou shalt say unto Pharaoh: Thus saith the LORD: ISRAEL is MY SON, MY FIRST BORN.

TANRININ OĞULLARI İMAN ESASLARI İÇİNDE ESASLI BİR BİÇİMDE ZATEN YERİNİ ALMIŞ. GÖĞÜSLERE GİRMİŞ. GÖNÜLLERDE TAHT KURMUŞ. KİTAPLARINDA ARZ-I ENDAM EDER OLMUŞ. Sadece Müslüman ülkelerdeki yayınlarında "SONS OF GOD" / TANRININ OĞULLARI yerine İLAHİ VARLIKLAR aldatmacasıyla TEK İLAH inançlarına sahip rollerini devam ettiriyorlar. İnsanlardan doğan TANRININ OĞULLARI inancı??

Eyüp............1:6 Bir gün İLAHİ VARLIKLAR RABbin HUZURUNA ÇIKMAK için geldiklerinde, ŞEYTAN da ONLARLA GELDİ.
Job..............1:6 Now it fell upon a day, that the SONS OF GOD came to present themselves before the LORD, and SATAN came also among them.
Türkçe ifade de "benim İLK OĞLUM" derken, İngilizce'de benim "İSRAİL BENİM OĞLUMDUR, İLK DOĞANIMDIR " diyor. Neden DOĞUMLA gelen tanımı yapılmış olabilir? İsrail için BENİM OĞLUMDUR demekle yetinilmeyip, İLK DOĞANIMDIR" vurgulaması yapılıyor.

"YÜRÜ KİM TUTAR SENİ" çoşkusunu, Tanrı sanısı olarak ARKALARINA ALMIŞ OLANLARA, diğer KULLAR ancak ve ancak KÖLELİK yapabilirler. "Ancak KÖLELİK yapabilirler" kabulünü, dinlerinin HAVUCU yapmış olanların; Yusuf adı altında, Ester adı altında,; "İYİ YAHUDİ NASIL OLUNURU" ÖRNEKLEYEN, TANRI MASKELİ MANİFESTO yayınlarının yer alması mecburiyettir. Yoksa; yaptıkları KATLİAM / SOY KURUTMA günlerini, binlerce senedir, nasıl olurda BAYRAM ilan edebilirler? "Daha nice PURİMLERE" hazırlıklar yapabilirler?

Eyaletlerin olduğu, insanların barkodlandığı tüm mülkiyetin merkezi fon emrinde olduğu, Firavun / İmparator / Pir yönetiminde (4. Roma /Yeni Roma gibi) konsil devlet kurulabilir. Belki o zaman Amerikan Kongeresi önündeki dikili taşa yazıda yazılır. Dünyanın çatısında, 4. Roma imparatorluğu. Eyalet temsilcilerini oluşturduğu Ahit bağımlı Senatoya sahip bir imparatorluk. Eğer ilk doğanı İsrail ise, mutlaka ilkinci doğanı TEK DÜNYA DEVLETİ OLMALI / ABD olmalı. Eğer ilk doğan oğlu Efrayim'se, son doğan oğlu Efrayim soy damgalı, Yusuf maskeli HAMAN yapısında kim olabilir.
   
  ABD KONGRE ÖNÜNDEKİ HORUS PİRAMİTİNİN İŞLENDİĞİ "HORUS PİRAMİTİ GÖREN GÖZ & KONGRE ve DÜNYANIN ÇATISI"sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
     
  KENDİLERİNİ YENİ BİZANS ve TRABZON İMPARATORU ATAYANLAR İLE İLGİLİ "ÇAKMA PRENS ve İMP." sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
     
  4.ROMA / TEK DÜNYA DEVLETİ'NİN AŞAMASI OLAN, EYALET DEVLET KONUSUNUN İŞLENDİĞİ "2050 HARİTALARI" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz. .
     
  Paranoyak NEW BİZANS HORTLAKCISI SAHTEKARLARIN, ÇAMUR ATMA TEZGAHLARINI anlatan "ÇAKMA ZARFIN HİKAYESİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
 

 

  Şeytan rahatı, huzuru, mutluluğu, dürüslüğü, doğruluğu, rahat durmayı, sevgiyi, aşkı sevmez ki. Aksi halde adı ŞEYTAN olmaz, MELEK gibi bir tanım olurdu. ŞEYTANA çok bulaşanlar, artık her hareketleri ŞEYTANİ olanlar, ŞEYTANIN "yap" dediklerini yapanlar, ŞEYTANA papuçlarını ters girdirenler, ŞEYTAN TANRILIĞIN soyunanlar da baktılar işin içinden çıkılmıyor, Partnerleri de ŞEYTAN, "ESASINDA ŞEYTAN ÖNCELERİ BAŞ MELEKTİ" dediler demesine ama işin içinden çıkmadılar / işin içinden sıyrılıvermediler.Sadece ortaya çıkan hareketlerinden dolayı, VİCDANLARINDAKİ UYARI SESİNİ, bu kabulleriyle başka yerlere yönlendirdiler.

Böylece, "VİCDAN denilen" uyarı sistemine nasır bağlattılar. Vicdanlarını KARARTARAK kendi frekanslarından yayın yaptırdılar. Körleştirerek duyulmaz hale getiriverdiler. Ancak ve ancak tercüman aracılığyla anlaşılabilecek bir yapıya getirdiler. Tercuman olarak gönderilen peygamberleri, ilahi vahiylerinde üstlerini örtüp / yaldızlanıp kullanılmaz hale getirilince, kulaklar tıkandı ve kalpler kabuk bağladı. Kalpler katılaşınca da, Atalarının yazdıkları MANİFESTOLARI TANRI SÖZÜ kabul ettiler / ettirdiler.

İnananların huzurunda (açık alanlarda) "bizler de sizin gibi inanıyoruz" dediler. ŞEYTANLARIYLA baş başa kaldıklarında da "BİZ ESASINDA İNANALARLA DALGA GEÇENLERİZ" dediler. Ve uygulamalarına "TANRI DEDİ Kİ" solaganlarıyla maskelemiş olarak devam ettiler.

Göğüslerinden gelen fısıltıyı da, "HAYRA" YORARAK BU VİCDANIMIZIN sesi dediler.Yaptıklarının anlaşılmaması için, ŞEYTANLA ilişkilerini kapalı devreli inanç sistemlerinin parçası yaptılar. Vicdan sesini, VESVESE, KÖTÜ DÜRTÜ gibi isimler vererek KENDİLERİNİ KANDIRMAYA devam ettiler. Vicdan olgusu "İNSAN OL" emri / uyarısı verirken, göğüslerinde beslediklerinden gelen KÖTÜ DÜRTÜ dedikleri "CANİ OL" emrini / uyarısını veriyordu. "YAŞAMAN İÇİN İNSAN OLMAYI BECER" diyen SESE karşılık, "YAŞAMAK İÇİN İNSANLARI ÖLDÜR" diyen DÜRTÜYE uydular.

Böylece; İnsani duygulardan gelecek, İnsanı insan yapan oto-kontrol sistemlerinden gelecek tüm uyarıları YOK ediverdiler. Oto-kontrol bu. Mutlaka çalışacak. Akıl ve mantıklar oluşturulmuş düşüncelere yapısı gereği itiraz edecek, göğse bir sıkıntı, kalbe bir sızı gönderecek. İllaki uyarıda bulunacak.

Bu illakilik durumu yüzünden, "İllaki bir kötü dürtü olacaksa, illaki uyaracaksan bizi, AMALEK hakkında uyarman gerekir" diyerek, VİCDANLARINI AMALEK katlederek susturma yoluna gittiler.

Masum ve Mazlum ve Mahsun ve Maduru oynayarak, o gelen sesi "ama biz haklıyızla nötürlemeye çalıştılar." Yok etme işlemlerinden planlarından sonrada "İşte bak yok olmaktan kurtulduk, daha ne istiyorsun" yaklaşımıyla, oto-kontrolden gelen uyarı sesini, göğüslerinden gelen (beslediklerinin) öldür sesiyle karıştırıp YOK ETMELERİNE devam ettiler.

AMALEK'lerin soylarını kurutunca da, yeni AMALEKler icad ederek, KAPKARA hale getirdikleri OTO-KONTROL sitemlerine malzeme sağladılar. Yaptıkları ve yapacakları SOY kurutmalarına karşı çıkması gereken O GİZLİ SESİ, katliamlarına ORTAK EDİP birlikte SEVİNÇ YUMAĞI olup PURİM BAYRAMLARI ilan ettiler. Yoksa içlerinden gelecek olan uyarıyı nasıl duymamazlığa gelebilirlerdi.
   
  Ne kadar çok cana kıyarlarsa o kadar çok ölümden / öldürülmekten uzak kalınacağını söyleyen onların "her harfi Tanrıdan" dedikleri kitapları.Habil'i öldüren, Kabil'i öldürecek olana Lanet okuyan ifadeler onların kitaplarında. Ben daha çok cana kıydım ben daha çok korunmalıyım diye istekte bulunanlar onların kitabında. Hatta bu cana kıymalar katliam, soy kurutma bazında olursa, ogünleri özel ilan edip BAYRAM ŞENLİĞİNDE kutlanmasını emreden sözler, yine onların kitabında.

O kitap ki Dünya'da ki insanların yarısının, "her harfi tanrıdan" kabulüyle tapındığı kitap.
Hem Yahudilerin, hem Hıristiyanların (özellikle Protestanların Yahudilik seviyesine yakın benimsedikleri kitap.Calvanizm ve daha ilerisi Püritenlik) benimsediği, kurtuluş ümidini bağladıklar, her turlü çelişkilerini, saçmalıklarını gördükleri halde vaz geçmeyip, "demek ki Tanrıda yanılırmış, unuturmuş, yalan söylermiş, pişman olurmuş, uzak doğu Tanrıları gibi buhur istermiş..vs.. dedirten kitap.

Tanrıyı, Peygamberi, Kutsal Ruh'u, Melekleri hafife aldıran, onlara olan inancın seviyesini düşüren kitap.
Anlaşmaya muhtaç Tanrı imajıyla, "her ne yaparsak yapalım nasıl olsa Tanrı her seferinde yeni bir antlaşma yapmaya mecbur" dedirten kitap.
Hafife aldıra aldıra, sonuda "bizlerin de müstakil sadece bizi düşünen, sadece bizleri kurtaracak olan, sadece bizlere kitaplar yazdıran, sadece sözcülerini bizlerden seçen, sadece Kutsal Ruh'u bize veren BİR ADET TANRIMIZ olsun, bunun mutlaka bir yolu olmalı" arayışlarına iten bir kitap.
Kaç TANRIYI, kaç TANRI İSMİNİ, kaçTANRI İNANCINI, içinde BARINDIRDIĞINI saydırmayıp, herkezin TAPINDIĞI, KENDİSİNİN "TEKİL TANRISI" olsun önerisini, SEÇENEKLERİYLE birlikte TAPINANLARINA sunan kitap.

Sayılanların hepsi, elbette Hıristiyanlar içinde geçerli. Örneklemek gerekirse;
Hıristiyanlara, ENGİZASYON uygulamaları için, vize veren işte o kitaplar.
Tanrı olgusunu, Engizasyon kasaplarına hafife aldıran, Tanrıyı idare edebilme konumunda olduklarını hissettiren işte o kitaplar.
Engizasyon mahkeme cellatlarına, "biz Tanrının yeryüzü temsilcileriyiz, günah işlemeyiz" DOGMALARINA sarıltan işte o kitaplar.
Tanrı adına işgaller yapıp, Tanrı adına yok etme eylemlerini yapanlar hep o kitapları rehber almadılar mı?
Tanrı adına ateşlerde insanları yaktıranlar, hangi kitaplara bağlıydılar?
Onlar o kitaplara "her harfi Tanrı'dan" diye kefil olmasalardı, bugünkü Hırıstiyanlar o kitaplara "her harfi Tanrı'danmış" diye tapınacaklar mıydı?

Lanet konusuna dönersek: Kayin'in /Kabil'in cezası hiçte umurunda olmadığı Tanrı huzurundan ve topraklardan çıkarılması. Öldürülmemesi içinde, ölümsüz olması içinde, okunan Lanetin yanında TEPESİNE İŞARET koyulan Kabil böylece çok sevdiği yaşama devam edebiliyor. Ahit kitaplarında tek amaç sonsuz yaşam isteği değil mi? Arzuları, kurtarıcı hayal etmeleri, Kanıyla Canıyla Ölümün olmadığı, hasabın sorulmayacağı Dünya yaşamı değil mi? O halde bu Kayin için neden ceza olsun. Kayin için bu ceza olsaydı arkasından gelen Torunu Lamek ben ondan daha fazla cana kıydım o halde ben 7 değil 77 lanetle korunmalıyım der ve bu isteği kitaplarında yer alır mıydı? Üstelik ölüm yaşıda 777 olarak işlenmiş. 7 lanetlinin soyundan gelene 77 lanet daha eklenmiş ki ölüm yaşı 777 yazılmış.

Yaratılış.......5:31 Lemek toplam yedi yüz yetmiş yedi yıl yaşadıktan sonra öldü.

Yaratılış.......4:11 Artık döktüğün kardeş kanını içmek için ağzını açan TOPRAĞIN LANETİ altındasın.
Yaratılış.......4:12 İşlediğin TOPRAK bundan böyle sana ÜRÜN VERMEYECEK. Yeryüzünde aylak aylak DOLAŞACAKSIN.››
Yaratılış.......4:13 Kayin, ‹‹CEZAM KALDIRAMAYACAĞIM KADAR AĞIR›› diye karşılık verdi,
Yaratılış.......4:14 ‹‹Bugün BENİ BU TOPRAKLARDAN KOVDUN. Artık HUZURUNDAN UZAK KALACAK, Yeryüzünde aylak aylak dolaşacağım. KİM BULSA ÖLDÜRECEK BENİ.››

Cezalandırılmak, huzurda olmamak sadece, öldürülmek istemediği için önem arzediyor. Yoksa Tanrı olarak işaret edilenden ayrı kalmak onun pek umurunda olmadığı meydanda değil mi? Kulunun öldüğünden haberi olmayan, kulunun cinayet işlediğinden haberi olmayan, kulunun ecelini tayin etmeyen / edemeyen, kulunun can vermesi izni ve bilgisi dışında gelişen bir Tanrı inancında olması gereken cevabı (NE BİLEYİM BEN HABİL'İN BEKÇİSİMİYİM) pervasızca veren bir insansan, neden Tanrıdan ayrılmak zor gelsin?

Kayin'in kardeşini öldürme nedeni zaten inançsızlık olduğuna göre, neden Tanrı saygısı duyuyor olsun? Daha yaratılışın hemen başında ÜSTELİK Tanrı ile aynı bahçede gezinebildikleri ortamda, Tanrı kudretini algılayamayan, Tanrı olarak kendisini algılatamadığı kitaplarında sürekli işlenmiş olan TAPILANIN, yapabileceklerinin sınırını (hiç bir şey yapamayacağını) biliyor ki, konfor kaybı dışında hiç bir şeyden korku duymuyor.

BAHÇE SAHİBİNİNDE YAPTIĞI TEHDİTTE ZATEN, KONFORSUZ BİR YAŞAM.(o nasıl bir tanrı inancı ise, İSA'ya etfedilen TANRININ OĞLU yakıştımasıda öyle komik bir yakıştırma. Her nasıl Tanrı inancıysa, Tanrıyla GÜNÜN SERİNLİĞİNDE yürüyüşler yapanların hepsi her nasılsa SAĞ kalıyor. O günlerden tam 2500-2700 yıl sonra --Tanrı mı değişti / değiştirdiler bilinmez--, "yüzümü gören ölür" diyen Tanrı, o günlerde hiç böyle bir tehditte bulunmuyor)

Hesapsız bir yaşam için, pervasız bir yaşam için; kitaplarında bile Tanrı saygınlığını yok eden ifadeleri özellikle kullandıkları bilinenlerin "zihniyet atalarına da", Tanrısız, hesap vermeden sürülen yaşam fikri çok cazip gelmiş olmalı.

Nereden bu sonuca ulaşılıyor? Yine kendi kitaplarındaki ifadelerden bu öldürme işinin aslında korunma yöntemi olduğu ortaya çıkıyor. En azından düşmanlarına karşı bir çelik yelek, koruma kalkanı konumunda algılandığı ortaya çıkıyor. (SİYON YILDIZI GİBİ)

Yaratılış.......4:15 Bunun üzerine RAB, ‹‹SENİ KİM ÖLDÜRÜRSE, ondan YEDİ KEZ ÖÇ ALINACAK ›› dedi. Kimse BULUP ÖLDÜRMESİN diye KAYİNİN ÜZERİNE BİR NIŞAN koydu.

Yaratılış.......4:23 Lemek karılarına şöyle dedi: ‹‹Ey Âda ve Silla, beni dinleyin, Ey Lemekin karıları, sözlerime kulak verin. Beni YARALADIĞI için BİR ADAM ÖLDÜRDÜM öldürdüm, Beni HIRPALADIĞI için BİR GENCİ öldürdüm.

Yaratılış.......4:24 Kayinin YEDİ KEZ ÖCÜ alınacaksa, Lemekin YETMİŞ YEDİ KEZ ÖCÜ alınmalı.››

Tersi olsaydı, torunu Lamek; "Ben katilliğin daha alasını hemde suç olduğunu bile bile yaptım. Bir adam ve bir genci öldürdüm. O halde Kayin nasıl öldürülmekten korunduysa bende öyle korunmalıyım" dercesine. kendisinin de öldürülmemesi için, daha fazla lanet ister miydi? Lanetin kabul olduğunu vurgulamak içinde Lamek',n ölüm yaşı 777 olarak işlenmiş

Tersi olsaydı İsrail, suyumu (Kurt'un kuzu yeme bahanesi) bulandırdın diye, Ramazanda, bayramda en mubarek kabul edilen günlerde, Bombalama işlemine devam ederler miydi?
Hastahane, okul, kreş, Pazar yeri, sivil çoluk çocuk ayırmadan katliamlar yapabilir miydi?

NE YAZIK Kİ TERSİ DEĞİL. Çünkü kitapları diyor ki; ne kadar çok can alırsan, ne kadar az haklı nedenlerle (sebepsiz yere) CAN ALINIRSAN, öldürülmekten korunmak adına, İsrail'in Tanrısından (kendisine ve efradına) kurşun değmemesi için LANET isteyebilirsin. Kitaplarından açıkca ortaya koyulan bu.

Korunma tılsımı için, korunma kalkanı için, korunma büyüsü için haksız yere CAN ALACAKSIN, masum KANI dökeceksin. Günah keçisi ilanlarıyla, günahlarından kurtularak korunduklarına inanlar, elbette her türlü korunma reçetelerini de sanılarına ekleyecektir. Günahlarını kağıtlara yazarak keçi üzerine yükledikten sonra keçiyi kayalıktan aşağıya atarak GÜNAHLARINDAN kurtuluveriyorlarmış.

Hayvan derneklerinden, çevrecilerden çekindileri için, artık Keçilere günahlarını bağlayıp, uçurumdan atamıyor olmalılar. Adetlerine, geleneklerine, Dinsel ritüellerine çok bağlı olan, Yahudiler günahlarını neleri yok ederek gideriyor olabilirler?

Anlaşıldığı kadarıyla bu açıklarını, Hayvan seviyesinde gördükleri başka bir deyişle, kendi dışında olan SEÇİLMEMİŞLERİ (SEÇİLMİŞLİĞİN verdiği ayrıcılıkla), CRO-MAGNON ADAM'ları bombalayarak kapatıyorlar. Tıpkı içlerindeki kötü dürtüler yüzünden Amalek avcılığı yapmaları gibi. PURİM BAYRAMLARINA kavuşmalarını sağlayan SOY YOK etmeleri gibi.

   
  SUÇLARINI BAŞKALARINA YÜKLEYEREK HAFİFLEYENLERİN ve MASUMU OYNAYANLARIN ANLATILDIĞI "GÜNAH KEÇİSİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  SİNA'da KİTAP VERİLMESİNİN HEMEN ARKASINDAN BAŞLATILAN, ÖLDÜR EMRİNİN ÖRNEKLENDİĞİ "AHİT'TE ÖLDÜR EMRİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  TAŞTAN, İPTEN MEDET UMANLARIN TILSIMINA İNANDIKLARI "KABALA İPİNİN" HİKAYESİNİN ANLATILDIĞI SAYFAYA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  İSRAİL TANRI'sını HARACA KESEN, FİDYE&RÜŞVET ALMADAN MISIR'daki İSRAİL'lileri, YAHVE'ye VERMEYEN "ÇÖLLÜ AZAZEL" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Neden ŞİT'te başkası değil diye başladığımız yazımızı, kısa bir "zihniyet tanıtma" turu yaptırarak buraya getirdik. Oğul Tanrı inancını anlatabilmek için uğradığımız ŞİT / SETH ismi diğer konularıda değinmeyi gerektirdiğinden oldukca uzun bir yol katedildi. Oğul Tanrı anlayışını, yakıştırmasını ortaya koyabilmek için, Oğul Tanrı inancının arkasına saklanıp toplumları yönetenlerin / yönlendirmiş olanların zihniyetini ortaya koymadan anlatabilmek mümkün değil. Oğul Tanrı inancının kitabı olarak lanse edilen ve "her harfi Tanrıdan" denilen kitaplardaki çarpıklığı ortaya koymadan da, konuyu izah edebilmek mümkün değil.

NEDEN İLAHİ VARLIKLAR = TANRININ OĞULLARI NEDEN ŞİT SETH SOYUNDAN OLDUĞU SÖYLENİYOR? NEDEN BAŞKASI DEĞİLDE ŞİT / SETH SEÇİLDİ BAŞKASI OLMAZ MIYDI? SORUSUNA; ŞİMDİ CEVAP VERİLEBİLİR SANIRIM.

Neden Şit? Eğer siz dininizi Mısır Tanrılarından esinlenerek, Mısır inançlarının etkisinde yeniden düzenlerseniz, elbette Tanrıların Oğullarının ŞİT / SETH soyundan geldiğini söylersiniz, iddia edersiniz / sanırsınız, esasında sanırmış gibi yapar kutsal kitaba açıklama adı altında sokarsınız.

Tanrı bildirimi Eski Ahit'e göre 430 yıllık, Yahudi kabullerine göre 210 yıllık MISIR yaşamına ait, YUSUF KÖLELİK MANİFESTOSU dışında bir bilgi kitaplarda yok ki. Mısır yaşamıyla ilgili, o kadar derme çatma, sallama bilgiler Ahit'te yer almış ki; Yahudiler bile Tanrı sözüyle, 400 ve 430 yıl olarak anılan bu süreyi, TANRI NEREDEN BİLECEK yaklaşımıyla 210 yıla indirivermişler.
   
  HIRİSTİYAN ve YAHUDİLERE GÖRE; E&Y.AHİT KAYNAKLI YARATILIŞ SECERESİNİN İŞLENDİĞİ "ADEM - MİLAD KRONOLOJİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  "Tanrı bilseydi Mısır'la ilgili konu başlıklarını, Sina'da Moşe'ye diğer kitaplarla birlikte verirdi" dercesine, Tanrı sözü süreyi yarı yarıya azaltıvermişler. Kitaplarına uymayan, M.Ö.3761 tarihli kronolojilerine sığdıramadıkları 220 yılı silivermişler. Mızrak hiçbir çuvala sığmayacak kadar büyük. Kitabı da zaten TANRI ADINA ataları yazmamışlar mıydı? O mızrakları bırakanlar ATALARI değil miydi?

"Torunları olarak bu kadarcıkta hakımız olmalı" diyerek bu iskontoyu yapıvermişler. Kitaplarıyla çelişmişler ama olsun, "zaten neresi düzgün ki bir şekilde yaldızlarız" diyerek (Ah! birde DEVE gibi, neremiz düzgünki? diyecek kadar dürüst olabilseler) yılları yok edivermişler. Zaten, hiç birşeyden habersiz Atalarının hatalarını, umursamaz Tanrı dediklerinin sallamalarını düzeltmek için, bu işlemleri yapmıyorlar mı?
   
  DÜNYA KÖLELİĞİ için KÖYLEŞTİRME ve E.AHİT'ten YAHUDİLİK MANİFESTOSUNUN anlatımı olan "YUSUF& HAMAN & AÇLIK" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  407 yıllık süreyi üç nesille parmakları uç uca gelecek şekilde geçiştirivermişler ama çokta hata yapmışlar. 164 yaşlarında evlendirdikleri (evlenme yaşı önemki değil. Önemli olan çcuk duğurma yaşındaki zorunluluk) YOKEVET HALAYI, 268 yaşındayken Harun'u, 271 yaşındayken de Musayı doğurmak zorunda bırakmışlar. Kadıncağız birde Musa'nın arkasından nehir boylarında yaşar olmuş. Oğluna süt annelik için o yaşlarda Saraya gider gelir olmuş
   
  407 YILA ÜÇ NESİL ve 160'lık HALASIYLA EVLENEN, 30'luk AMRAM KONUSUNUN İŞLENDİĞİ "407 LEVİ & YOKEVET" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Neden bunu yaparsınız?
Çünkü her herfi Tanrıdan denilen kitapta, "BENDEN BAŞKA TANRI VAR MI?" diye ara sıra laf dolaştıran AHİT KİTABININ SAHİBİ olarak gösterilen İsrail Tanrısı, TANRININ OĞULLARINDAN açıkca bahsetmekte.

Türkçe Ahit kitaplarında İLAHİ VARLIK olarak maskelenen, TANRILARIN OĞULLARI, Ahit ehlinin doğruyu bilmesi anlaması için (sadece Türkçe bilenler için Ahit ehli) İfade altına İbranice manası "Tanrıların Oğulları" anlamını içerir notuyla ASIL MANANIN İLAHİ VARLIKLAR değil, TANRILARIN OĞULLARI olduğunu İLAN EDİLİYOR.

Konunun ehillerince, Ahit bağlılarınca TANRININ OĞULLARI anlaşılması gerektiğinin, ASLA ve ASLA ilahi Varlıklar olarak ismi geçenlerin TANRININ OĞULLARI olduğu geçeğinin göz ardı edilmemesini VURGULUYORLAR. Özetle: İnancına zede vurdurmak istemeyenler buna dikkat etmeli diyorlar.

İbranice manası, orada elbette laf olsun diye verilmiyor. Türkçe bilen, Ahit ehlinin öyle OKUMASINI istedikleri için veriyorlar. "İbranice TANRININ OĞULLARI anlamına geliyor" derken, yapılan tarif TÜRKÇE KELİME hazinesinde mevcut ki, bizler İLAHİ VARLIK = OĞUL TANRI eşitlemesini anlıyabiliyoruz. Aynı mana İngilizcede de TANRININ OĞULLARI anlamına geliyormuş ki, İngilizce Ahit'te de hiç not düşmaden, TANRININ OĞULLARI olarak işlenmiş.

Ahit ehline diyorlar ki; "MÜSLÜMAN mahallesinde SALYANGOZ SATMA zorlukları nedeniyle, İLAHİ VARLIKLAR demek zorunda kaldığımız ifade, ALIŞIK OLDUĞUNUZ gibi TANRILARIN OĞULLARI anlamındadır" diyorlar..

" Sakın ha! TANRININ OĞULLARI yerine İLAHİ VARLIKLAR kabulünde bulunur - mulunursunuz, İNANCINIZ YOK OLUR GİDER" uyarısı için yazıldığı açıkca belli olan not; ANA İNANÇLARININ İÇİNDE, "TANRI OĞULLARININ" OLMASININ NE KADAR DOĞAL KARŞILANDIĞININ göstergesi değil midir?

MÜSLÜMAN MAHALLESİNDE "HADİ SALYANGOZCU GELDİ HANIM" diye bağıramazlardı ya!. Elbette usturubuyla, racona uygun hareket etmeliydiler.Salyangoz illaki satılacaksa, malda elde kalmayacağına göre, ya kıyma içinde, ya! pasta börek içinde, ama yağlayarak ama tuzlayarak yedirilerek satış gerçekleştirilecektir. İşte Müslüman mahallesinde, salyongoz satma teknikleri..

Yaratılış........6:2 İLAHİ VARLIKLAR, insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler.
Genesis........6:2 that the SONS OF GOD saw the daughters of men that they were fair; and they took them wives, whomsoever they chose.

Yaratılış........6:4 İLAHİ VARLIKLARIN insan kızlarıyla evlenip çocuk sahibi oldukları günlerde ve daha sonra yeryüzünde NEFİLLER vardı. .....
Genesis........6:4 The NEPHILIM were in the earth in those days, and also after that, when the SONS OF GOD came in unto the daughters of men, .....

Eyüp............1:6 Bir gün İLAHİ VARLIKLAR RABbin HUZURUNA ÇIKMAK için geldiklerinde, ŞEYTAN da ONLARLA GELDİ.
Job..............1:6 Now it fell upon a day, that the SONS OF GOD came to present themselves before the LORD, and SATAN came also among them.

Müslüman mahallesinde sattkları böreklerin içindekini ""ET" diye yemin edenler, kendi Ahit ehli yiyeceği zaman "sen bağırdığıma yemin ettiğime bakıpta, yediğini sakın "ET" sanma, O SALYANGOZDUR" diye başka bir yemin daha ediyorlar.

Tevhit inancı onları bozar. Onların dinine alerji yapar. Tanrı olarak benimsedikleri ÇOK TANRI İÇİNDEN SEÇİLMİŞ olmanın gururunu yaşayamaz. TANRININ OĞULLARI OLMASI ONLAR İÇİN OLMAZSA OLMAZLARDAN.

Eğer tek ilaha inanmış olurlarsa, işlerini nasıl yürütebilirler. Başka kuvvetler olmazsa, İttifaklar kurdukları, işbirliği yaptıkları Tanrısal değilse, TANRI KUVVETİNDE değilse halleri nice olur.

O görünümler verenler kendilerini tanıttıkları gibi Tanrı Oğulları değilde, sadece kendileri gibi yaratılmış CİNLERSE bütün hayaller yıkılmaz mı? Varlık birliğinden bu kadar umutlanmaları, onların Tanrısal kattaki "sözde yetkileri-etkileri" değil miydi? Onların Tanrısal vaadleri, onları bu sanılara sürüklememiş miydi?

O halde inançları gereği,
Kurtuluş senaryoları gereği,
Kitaplarını yazarlarken aldıkları görünümlerin ilahi kaynaktan olma zorunluluğu gereği, mutlaka ve mutlaka TANRININ OĞULLARI olmalı.

İnançlarının ilk temellerini Mısır dinleri üzerine kurduklarını, onlardan etkilenerek inançlarını yeniden düzenlediklerini söylemiştik
1. etap DİN düzenlemelerini Mısır yaşamların da yapmışlar.
2. etap DİN düzenlemelerini Babil sürgününde yapmışlar.
3. etap düzenlemelerini de ABD'de yapıyorlar. (daha İsrail 60 senelik bir ülke)

Ana tapınakları aşağıda görüldüğü gibi işlevini sürdürüyor. Tanrının Yasa kitabının yeni ilaveleri orada yapılıyor olmalı. PARALARININ ÜZERİNE bile; Tanrılarının ikonlarını basanlar, bağlılıklarını EN SEVDİKLERİ ŞEYİN ÜZERİNDEN bildirenler, elbette "ONUN GÖZÜ'nün" önünde yasalarını çıkarırlar. Adına da "TANRININ YASA KİTABI" derler olur biter. Sanki daha önce kitapları lanse etmede kullandıkları yöntem farklı mıydı?
   
  AHİT SANDIĞI'nı YAHUDİLER KABUL EDER Mİ? Tanrının, KİMSENİN BİLMEDİĞİ KİTABI BULUNUR MU? "KAYIP SANDIK&KİTAP" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Bu durumda, 3. Tapınak çoktan yapılmış ve inanılmaz mesafeler almış kat etmiş gözüküyor.. Kudüs'te ki tapınak kutsanma için, Ritüeller için, seronomiler için mutlaka olması gereken ama sadece formalite gibi gözüküyor. Ritüeller tamamlansın, tılsım bolzulmasın, kutsama devam etsin, semboller tamamlanmış olsun. Önemli olan adreslerin ve yol haritalarının ortaya koyulması değil mi?

Tapınak sahibi olmak, "YENİ DÜNYA DÜZENİNİN" yapılanmasıyla yakından ilgili olduğu aşikar. Elbette Tapınağı sembolikte olsa, Kudüse yapmak isteyeceklerdir. Eski tütsülü, buhurlu, Tanrılarıyla görüşmeli seansların olduğu şaşalı günlerine dönmek isteyeceklerdir. Kitapları da buna benzer şey söylüyor. Sadece "RAKIMLARI" farklı.

Yeşaya........2:3 Birçok halk gelecek, ‹‹Haydi, RABbin Dağına, Yakupun Tanrısının Tapınağına çıkalım›› diyecekler, ‹‹O bize kendi yolunu öğretsin, Biz de Onun yolundan gidelim.›› Çünkü YASA SİYONDAN, RABbin sözü YERUŞALİMDEN çıkacak.
   
 
   
  Mısır dinlerini, inançlarına temel yaparlarken birtakım ritüelleri benimsedikleri gibi, dinlerine inanaçsal yönden yeniden çeki düzen veriyorlar. İSRAİL TANRISI bile Mısır Tanrılarına boyun eğmiş olmalı ki, veya stajda olmalı ki; Mısır yaşamında İsrailere hiç müdahe edip, yol gösterdiğine dair en ufak bir emare yok. Bir kaç kutsama dışında. Yakup ve Yusuf kıssasının anlatılma sebebi, YAHUDİLİK MANİFESTOSUNU Tanrı sözü dedikleri kitaptan ileterek, uygulamada ortaya çıkması muhtemel, bazı VİCDANİ, İNSANİ duyguların önünü kesmek.

İYİ YAHUDİ NASIL OLUNUR? İYİ YAHUDİLİK ZİHNİYETİ NEDİRİ içeren YAHUDİLİK MANİFESTOSU başka türlü, Tanrı vizeli olarak nasıl iletilir?
Bir başka YAHUDİLİK MANİFESTOSUDA ESTER kitabıyla, kutsal metin OKURLARINA iletilmişti.

Tanrı, BÖYLE ŞEYLERE İZİN VERİR mi? düşüncesi yerine, vicdani, dini, ahlaki, insani hiç bir kıstasa baş vurmadan "Atalardan kalan kitapta yazdıysa, TANRI SÖYLEMİŞTİRİ" kabul edenlere, HİTAP EDEN MESAJLARI iletiyor.

Ester - Mordekay YAHUDİLİK MANİFESTOSU KATLİAM NASIL yapılır ve NASIL BAYRAM / PURİM İLAN ediliri; Yusuf'la iletilen YAHUDİLİK MANİFESTOSUYSA; İNSANLAR NASIL KÖLE yapılır ve nasıl HARACA BAĞLANIR konusunu işliyor.
   
  SOYKIRIM, YAHUDİLİK MANİFESTOSU, AMALEK AVCILIĞI ve MASKESİ PURİM BAYRAMININ İŞLENDİĞİ "ESTER & PURİM" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Yahudilere, yaşadıkları çöl maceralarını da içeren / "O ANLA" ilgili maceralarında yer aldığı kitaplar, hemen Mısır çıkışında verilmesine rağmen, daha önceden Mısırda yaşanmış olaylar hakkında pek bir şey yok.

(İsrail Tanrısı Mısır'dayken yanlarına yaklaşamadığı İsrail'lilerden, Mısır çıkışında tüm detaylarını verip tapınma çadırını istiyor. Tapınma şekillerini tarif ederek düzenlemeler yapıyor. 430 yıl süren Mısır yaşamında neden bu tarifler olmamıştı. Tam aksine, YUSUF / HAMAN, Mısır halkını köle yapıp her birinin mallarını aldığında, MISIR KAHİNLERİNE ve MISIR TANRILARININ TAPINMA YERİ OLAN yerlere yardımlar yapıyor ki; aç kalanların Kahinlere, Mısır Tanrılarına olan bağlılıkları artsın.)


İşte bu arada Mısır Tanrı inaçlarıda / Mısır Tanrılarıda esin kaynağı oluyor. Öyleki savaşta KUTSALLIK KATSIN DİYE ordularına bu Tanrıların ismini veriyor. Kadeş savaşına katıldığında da Ordularına bu ismi vermiş : Amon, Ptah, Ra, Seth. Firavun II. Ramses, elbetteki en seçkin olan Amon kıt'asını yönetmiş

Seth ismi Mısırda en önemli Tanrılar arasındaymış. Seth aynı zamanda HORUS tanrısının düşmanı amcası. Bu açıklamalar, TANRININ OĞULLARININ babaları için neden ŞİT / SETH soyunun seçilmiş olduğunu yeterince ortaya koymuyor mu? Horus'u TANRIYI oynayanlar için, düşman kim olabilir? İKONLARI, kendilerine TANRI kuvveti olarak kabul edenler için İYİ yada KÖTÜ deyimi birşey ifade eder mi? Hedefe varmak için, tüm İMANİ değerler yok edildiyse, İMANİ vahiylerin üzeri örtüldüyse, İMANİ hiç bir yol kullanılmıyorsa, İMANİ değerlerin kendi hedeflerine zarar vereceğine inanılmışsa Tanrı olarak birşeyle parlatarak / yaldızlanarak ortaya sürülmüşse, "ALLAH" korkusu kalmamışsa onlar için İYİ ve KÖTÜ kavramları yerine, TARAFIMIZDA olanlar ve TARAFIMIZDA olmayanlar kavramları kabullerindeki kanunları haline gelmiştir.

Kendi kitaplarında bile İYİLİKLE alakaları olmadığı, o günkü ATALARININ DA, O GÜNKÜ TANRI OLGUSUNDAN korkmadıkları yazımış. Derlerya Eski ahtte yok edilmesi amaçlanan İNANÇLARDAN biride TANRI KORKUSU. Kendi edindikleri, arzularına göre ZAMAN içinde karekterize ettikleri TANRILARINDAN korkmayanlar İYİ ve KÖTÜ kvaramları arasında ayrım yaparlar mı? Diğer insanları Hayvan sınıfında (en azından CRO-MAGNON adam ayarında- kro adam) görenler, İYİ-KÖTÜ kavramlarını evrensel anlayış içinde nasıl olurda değerlendirebilirler / değerlendirirler.

Yasa Kitabı ..5:29 Keşke BENDEN KORKSALARDI ve bütün buyruklarıma uymak için her zaman yürekten istekli olsalardı! O zaman kendilerine ve çocuklarına sürekli iyilik gelirdi.

İYİ ve KÖTÜ kavramlarının bir değer ifade etmediği günümüzden, İYİ ve KÖTÜ kavramlarının asla kullanılmayacağı bir DÜNYA DÜZENİNE GİDİŞTE, asıl olan o tarafta yada bu tarafta olmak değil. ASIL OLAN GALİPLERDEN OLABİLMEK.

İYİ-KÖTÜ kavramları insani ve ahlaki açıdan değerlendirildiğinde yada İYİ-KÖTÜ kavramlarının yaşamasına, değerlendirme aracı olmasına izin verilirse sistemleri olduğu gibi çöker. İYİ-KÖTÜ kavramlarının değer bulduğu, kıstas edildiği an; DOĞRU ve YANLIŞ yargıları başlar. DOĞRU bulunanlar, YANLIŞ olanlar yargıları ise; yapılan eylemleri OLMASI gerekenler, OLMAMASI gerekenler olarak kolayca TASNİF ETMEYE başlar.

İşte bu nokta YENİ DÜNYA DÜZENİNİN organizatörleri tarafından hiç istenmeyecek ve asla müsade edilmeyecek bir durumu / bil işlevi çalıştırmaya başlar. O işlev ise insanı insan yapan değerlerin bireysel ADALET mekanizması VİCDANDIR. ADALET terazisinin DARASIZ, tam dengede kalmasının tek sağlayıcısı VİCDAN devreye girer.

VİCDANIN devreye girmesi demek, YANİ DÜNYA DÜZENİNİ DE, yeni DİNLERİNİNDE, açlıkla KÖLELEŞTİRME operasyonlarınında, AMALEK sendromlarınında, kutlanan KATLİAMLAR şenliği PURİM BAYRAMLARININ da sonunu getirir.

Artık; İYİ-KÖTÜ ayrımı devreye girmiş, VİCDAN terazisi göreve başlamıştır.
Artık; aynaya baktığında "BEN İNSANMIYIM / BEN İNSANIM" yargıları başlamıştır.
Artık; gelişmelere izlediğinde "İNSANLIK BÖYLE Mİ" olmalı? süreci başlamış, "yapılanlar İNSANLIK OLAMAZ" boyutuna doğru yol almaya başlamıştır.
Artık; BEN, BENİM, BENDEN, BENİMKİLER, biz, bizden, bizimkiler, dönemi sona ermiştir.
Artık; Hakkımız, bizim, benim dönemi büyük darbeler yemiş, elde deilen yada edilmek istenen şeyin HAK ve ADALET sınıları içinde almasına dikat edilir olmuştur.
Artık; Hakkım demektense, HAK ettim, HAK ettik demektense, "HAK'ka" uygun olup olmadığı, "HAK'tan" olup olmadığı gözetilir olmuştur.
Artık; Arkadaşlıklar, dostluklar kurulurken, kuvvetli olan, çevresi olanlar deği eskisi gibi iyiler aranır olmuş, çocuklara kötü arkadaşlar edinme" tembihleri başlamıştır.
Artık; İYİ-KÖTÜ evrensel niteliğine geri dönmüş, "BİZDEN-ONLARDAN" kalıbı içinde kullanılmaktan / değerlendirilmekten kurtulmuştur.
Artık; İyiler, "İYİ" kavramıyla kast edilen, insanların ortak kabulleri çercevesi içinde yer alanlardan seçilmektedir
Artık; İyiler, sadece İYİLİK eden (ör: Kızılderilerin, Aborjinlerin kökünü kazıyarak elde edilen kanlı servetlerle yapılan yardımlar) sınıfında olanlardan değil, İnsani anlamda İYİ olanlardır.
Artık; "HAK'kın" HAK EDİLEN değil, "HAK'tan" GELEN olması gerektiği idrak edilmiş ve uygulamalarda HAKİM DURUMA gelmiştir.

Akıl+Mantık+İstek (hırs,ideal,hedef..vs) üçlemesinin üretimlerini İnsanı insan yapan değerler içinde tutabilmek / İnsanı insan yapan duygu süzgeçlerinden geçirebilmek VİCDAN olgusunun İŞLER duruma gelmesi için yeterlidir.
   
  MISIR'ın DİN SİSTEMİ İÇİNDE YER ALAN, İHTİYACA GÖRE GÖREV VERİLEN TANRILARIN LİSTELENDİĞİ "MISIR TANRILARI" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Seçilen taraflar, ittifaklar çıkarlar üzerine olduğu içinde, iyi taraf yada kötü taraf diye brşey yoktur. Sadece bizden olanlar ve bizden olmayanlar vardır. (Hani feminist esprisi vardır. Feministlere göre, Dünya'da iki cinsiyet vardır. kadınlar / dişiler ve kadınlara / dişilere muhtaç olanlar) Bizden olanlar birlikte İNANAÇLILAR İTTİFAKLARI kurulacak kadar inançlı, bizden olmayanlar kendilerine harşı İNANÇSIZLAR İTTİFAKLARI kurulacak kadar inançsızdırlar ayrımı vardır. Bizden olanlar bizlerin taşıdığı, insanın taşıması gereken tüm üst değerlere sahip olan, ideal insanlardır. Bizden olmayanlar ise, bizlerin sahip olduklarımızın çok uzağında, hiç bir değeri olmayan canlı birimlerdir.

Özetle; İyi - kötü taraf sizin bulunduğunuz yere göre değişmektedir. Bu nedenle iyi - kötü tarafın seçilmesi diye bir şey söz konusu değildir. Önemli olan bulunduğunuz tarafın çıkarlarınıza, hedeflerinize uygun olup olmasıdır.

İYİ-KÖTÜ ayrımı evrensel değerlerle, insanı insan yapan değerlerle, kendine yapılan kötülük tartılarıyla ölçülmediği sürece, hangi tarafta olduğunu bimene imkan yok.

Sizin bulunduğunuz taraf mutlaka kötülüklere maruz kalan, hakkı diğerlerinin elinde kalan madur duruma düşen olmalı ki, "oraları da bizimdi, şuraları da bizimdi, o'da bizim bu da bizim" feryatları içinde, doymak bilmez bir hırsla, çevresinde olanlara sahip olabilmenin yollarını, kapılarını kendisine açabilsin. Kendine VERDİĞİ HAK'larla, kendisine tanıdığı maduriyetlerle, kendisine tahsis ettiği hakkımdı payıyla,/ paylaşımıyla, yaptığı yapacağı HAKSIZLIĞI meşru hale getirebilsin.

Böylece; bu tür BİRİM zihniyeti taşıyanların, toplumsal / küresel bazda hakimiyetleri için kurdukları ittifaklarla, taraftarı olduklarının dünya egemenliği sağlanabilsin.Dünya'yı yenen, kontrol eden, hükümran olan, biçim veren, işgal edebilen konuma gelerek İYİNİN tanımlarını kesin cizgilerle ortaya koyabilsin

Örnek vermek gerekirse; BOK böcekleri vardır, BOK olmadan, BOKA bulanmadan yaşayamazlar. İllaki BOK olacak etrafları BOKLUK olacak. Eğer bu ortam sağlanamazsa asla yaşamlarını sürdüremezler. Tüm yaşam şartlanmaları BOK ve BOKLUK üzerine kurulmuş.. Atalarından hücrelerine nakşedilmiş olan bilgi aktarımları öyle.

Bok böceğini kendilerine Tanrı ismi yapacak kadar örneklemiş olanlar, kozmik evrende semboller yapacak kadar özümsemiş olanlar, Bok böceğinin MESLEKTAŞLARI olanlar, ZİHNİYETELERİ BOKLAMAK üzerine kurulmuş olanlar, birşeyi kaçırmışlar. Bok böceği asla ve asla etrafını diğer yaşam alanlarını BOKLAMIYOR çevre temizliğine katkıda buunuyordu.

Güzeli, güzellikleri yok etmeye değil, tam tersine güzelleşmesi doğal fanusun hayat bulması ve çeşitlenmesi için çalışıyordu. Özetle: etrafını BOKLAYIP bırakmak yerine, etrafındaki BOKLUĞU yok edip yaşama Karınca kararınca katkıda bulunuyordu.

Bok böceğinin MESLEĞİNİ almışlar, isminii tanrılaştırmış, yaptığı toplardan kozmoz teorileri türetmişler, Güneşler özdeşen düşüncelere çağrışım yapmışlar, Tılsımlara kalıp yapmışlar, uğurlu aksesuarlar şekilini çıkarmışlar ama BOK BÖCEĞİNİN varlık / var olma amacına dair PRENSİPLERİNİ almamışlar. Bok MESLEĞİNİN inceliklerini öğremeden kendilerini BOK ETMEYE adamışlar.
   
  BOKSUZ yaşayamayan, çevresini BOKLUK olsun isteyen BOK böceklerinin MESLEKLERİNİ işleyen "BOK BÖCEĞİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Örneğin: hırsız yaptığı işin toplum düzenine aykırı olduğunu bildiği halde yapar. Evde aiesine çocuklarına dürüstlüğün erdemini de anlatabilir? Ailesi yaptığı işi bilsede hırsızlıkla para getirenin aile içindeki itibarı, aile bireylerine davranışıyla birebir ilgili olduğundan, Aile içinde müşfik, dürüst, iyilik sever sözüne güvenilir olarak nitelendirilebilir.

Örneklemek gerekirse; kanalların birinde 5-6 sene önce, bir ekonomist ve iki tescilli dolandırıcı aynı programda ilgileri tam olmadığı halde (parayla uğraşmaları sayılmazsa. Ekonomist paraya yön vermeye çalışırken, mesleklerinin dolandırıcılık olduğunu ballandıra ballandıra, cümle aleme ilan eden iki sülük, herhald yönünü şaşıran paralara "amcana gel" yapıyorlardı) aynı masayı paylaştılar.

Dolandırıcılardan bir tanesi, Ülkeyi derinden sarsan icraatlara taşeronluk yapmış olan Parsadan, diğeri de dolandırıcılar kralı olmakla övünen Raki / Güney Zobu'ydu. Parsadan ve Raki maceralarını anlattılar. Aile içindeki şefkatli davranışlarınıda anlattılar. Parsadan ailesini nasıl luks içinde 1. sınıf yaşattığını, dolandırıcılıktan kazancını örnekleyebilmek için anlattı. (50-70 milyon gibi bir dolandırma rakkamını ifade etti.)

Dolandırıcılık maceralarını anlatan Parsadan, ailesi gözünde oldukca kıymetli, aile içinde dürüst, şefkat dolu, aile üyelerine ve çevresine yardım eden konumunda bir kimliğe sahipken, aile dışında herkezi çarpan dolandıran, kanunsuz işler yapan bir adam kimliğine sahipti.

Tezgahladığı işlerde, arkada canlar yakıp yakmadığına, yuvalar yıkıp yıkmadığına bakmadan, saçı bitmişin bitmemişin hakkına aldırmadan başarıdan başarıya koşan bir adam kimliğini profilinde taşıyordu

Toplumun parasını LÜPLETEN bir adam ve bu parayı lüks bir yaşam sergileyerek HİÇ BİR DEĞERE ALDIRMADAN HAK HUKUK dinlemeden yiyenler, evrensel İYİ'yi, insanı insan yapan İYİ'yi, sözlük karşılığı İYİ'yi tutupta, geçek İYİ taraftarı olur mu? Onların iyi tarafı, İNSANLIĞIN iyiliğine olabilir mi?

Onların ana felsefesi; Kargalar olduğu sürece o peynire talip olan işini bilir Tilki'ler de olmalıdır

Bu ve bunun gibi nedenlerden dolayı Horus taraftarı olanlar , Seth /Şit değilde Kain / Kabil yolundan gidenler için yaptıkları seçim gayet normal bir seçimdir.
O dolandırıcıların yada haramilerin yada rüşvetcilerin paraları çalınsa, çalana hırsız demiyecekler mi / demiyorlar mı? Para bölüştürürken biri haksızlık yapsa diğeri hırsız, dolandırıcı, şerefsiz, namussuz-namussuz kelimeleri sözlük manalarıyla sarfetmiyor mu? Haramilerin lideri de görüldüğü gibi dürüst olmalı, elbette kendi içinde.

"Bizim reis dürüsttür kimsenin parasını yemez, kimsenin hakkını yemez, kimseye kazık atmaz" dedirtmeli. Aksi durumda "REİS GÜVENİLMEZ bir adam, REİS adamı yolda bırakır, REİS adamı satar" derler.

Onlar için Kabil tarafında olmak yada olmamanın ne önemi olabilir? İlahi vahiylerin var olmuş yada herhangi bir inanç birliğinden olmuş yada olmamış o zihniyete sahip olanlar için ne farkeder. Onlara gerekli olan, içinde Tanrı ismi geçen, yanlış ve doğruluğunu asla sorgulamayacakları yazılı metinler. Ve metinleri yorumlayıp "doğru yol budur diye gönüllerine su serpen" yani yaptıkları işe icazet veren, vicdanlarında cılızda olsa varlığını hissedilmesi muhtemel sızıları yatıştıraca, Din önderlerinin bulunduğu bir inanç sistemi yeterlidir.

Onların Tanrı inançların da bir tutarlılık olabilir mi?
Onların Tanrı inançlarında var kabul ettikleri Tanrı dürüst olabilir mi?
Onların savundukları sistemde Tanrı kötülüğü cezalandıran, doğruluğa mükafat veren olabilir mi?
Onların inançlarında Tanrı kötü, yanlış davranışları engeller mi? ..vb..

Hayır asla engellemez. Eğer öyle birşey olsaydı Raki birkaç kez, Parsadan'a "ALLAH" işini RAST GETİRSİN demezdi / diyemezdi. "yolunu açık etsin" demezdi," tuttuğunu altın etsin" demezdi. "ALLAH'tan" bunları dileyenin, TANRI anlayış sistemi ne olabilir? Hangi ittifaklar onlar için muteberdir. Çok Tanrı olması rahatsız eder mi? Çok Tanrı çok görüş olması onları mutlu etmez mi? Hele oğulları olan bir Tanrı inancı arayıpta bulamadıkları din sistemleri olmalı.

HELE, HELE; OĞUL TANRI "BENİM İŞARETİMİ taşıyanları, benim arkama takılanları ve beyaz atımla geldiğimde arkamda saflar tutanları, kötülere karşı savaşımda tek yürek olarak beni destekliyenleri / destekliyecekelri sonsuz yaşama kavuşturacağım dediyse kim böyle Oğul Tanrının varlığından şikayet edebilir. GELMESİ için KAZANMASI gereken BİR'lik MÜCADELESİNDE, yüklenmesi gereken kuvvet için şimdiden kimler onu "geldi gelecek diyerek" desteklemiyor olabilir.

Kişi Hırıstiyan olmasada, hatta inancını terste bulsa, hatta "onlara putpereste" dese, bu dedikeriyle yetinmeyip "kitaplarıda uydurma" dese, Oğul Tanrının gelecek hayali bile işlerinde atılımlar yapmaya yani projeksiyonlar yeni açılımlar yapmaya itecek ivmeyi bu sanılardan elde edecektir. O elde edilen sanal ivmelerde gelecek jenerasyonlaraLokomotif olacaktır.

Böyle bir manzarayı, iyi kavramını taraftar olarak görenlerden kim görmemezliğe gelir yada kim o manzaranın kaybolmasını ister. Elbette kimse istemez. Aynı görüşü paylaşanlar hayallerinin gerçekleşmesi, zihniyetlerinin devamı için varlık BİR'iği için var güçleriyle çalışırlar. Gerekirse bu çalışmalarına engel teşkil edecek dinlerini de o hayale göre, Dinlerin arasında sağladıkları diyaloglarla düzenlerler. Bu görüşü savunanların bir araya gelip kurdukları ittifaklar, neleri Tanrıya atfederek yürütüyor olabilirler.
   
  DİNLERİN ARASI DİYALOG'la OLUŞTURULMAK İSTENEN MELEZLEŞMENİN İŞLENDİĞİ "DİNLERİN ARASI DİYALOG" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  Rüşvet alan, avantayla iş veren, ihalelerden sebeplenen, derya deniz demeden Homini gırtlak YUTAN, (Yahudier boşuna dememişler demek ki; "bizim Adam / Adem yatatıldığında çevrede dolaşan devet sahibi olanlar CRO-MAGNON ADAM'lar ve HOMİNİD'ler olabilir" diye.. "CRO" bildiğiniz "KRO", "MAGNON" bildiğiniz "maganda", ADAM'da "Adam / Adem"olmalı HOMİNİD ise "homini gırtlak" tanımlarının sahibi olmalı. --E.Ahit Yaratılış kitabında neden iki yaratılış hikayesi var. İki ayrı Yaratılış anlatımı yok. İKİ AYRI YARATILIŞ VAR--,
Onlara göre ADAM zamannda CRO ve MAGANDA olan ADAMLAR vardı. Hiç bir üreticiliği olmayan sadece gırtlak için yaşayan HOMİNİD'ler vardı. Tabii bu arada belirtmeden geçmeyelim zat'ıalleride çatal bıçak kullanmayıp onlara tuvalet temizliği, kölelik ve sakilik yapıyor olmalılar. Tufan uydurma çocukları Ham, Yafet ve Sam Dünya nufusunu nasıl çoğaltacağız, iş bize düştü diye karakara düşünürken, Firavun Piramitlerinde onbinlerce işçi çalıştırıyordu.
Kendilerini, kendilerine seçkin olduklarını sandırmak için, kendilerini kandırmak için, beyinlerindeki BİLİMSELLİĞİ ikna edebilmek için, " ÜST ZİHNİYET MENSUBU" olan BU ŞAHSİYETLER kendi DÜŞÜNCELERİNE, BİLGİLERİNE NASIL acımasız İŞKENCELERE tabii tutuyorlar. Hangi kalıpların içinde terbiye etmeye çalışıyorlar görüyorsunuz. Asla, "kitabımız yaratılış macerasında onbinlerce sene hatalı", demeyi bırakın, ima dahi edemezler.
O nedenle o yıllarda İmparatorluk kurmuş, o tarihlerden binlerce sene önce şehirler kuranları değişik adlar altında tasnif ediyorlar ki, "M.Ö. 3761 yılı yaratılış yılıdır" diyen Hahamlarının salladığı, kitaplarının ise yalan olduğu anlaşılmasın
Onlar için zor mu? Alıştıktan sonra zor gelmemeli. Sayılan şartları yerine getirdikten sonra, yani sorgusuz sualsiz kabulleri yaptılarsa / birçok DOGMA'yı, "TANRI BİZİMLE / TANRI BİZİZ", tanımlı TEK DOGMAYA indirgedikler ve tüm kanalları o DOGMAYA yönlendirdilerse zor olmamalı..)
KENDİSİNİN; insanı insan yapan değerlere göre; sözlük karşılığı kelime manalarına göre; imana göre; Dinlere göre; toplumun değer yargılarına göre; kanunlara göre; Annelik babalık kurallarına göre; Önderlik liderlik raconuna göre; ne kadar şerefsiz, hırsız, yalancı, sahtekar, namussuz, günahkar olduğunu bildiği halde, toplumun etik değerlerinden bahsederek, kendisinin ne kadar dürüst, ne ulaşılmaz, ahlaklı ..vs.. olduğunu dolaylı yollardan anlatıverir.
   
  HIRİSTİYAN ve YAHUDİLERE GÖRE; E&Y.AHİT KAYNAKLI YARATILIŞ SECERESİNİN İŞLENDİĞİ "ADEM - MİLAD KRONOLOJİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  "KİTABIMIZ YALAN DOLU" yerine, İNSANLARI CRO-MAGNON İLAN ETME'nin işlendiği "SEÇKİNLER & CRO-MAGNON ADAMI" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Şimdi bu kişilere göre, iyi-kötü tarafta olmak diye bir şey söz konusu olabilir mi? Doğal olarak kendileri zaten, iyi tarafın mümtaz bekçileri değiller mi? O halde; Lanetli tarafta olmak yada olmamak (to be not to be) önemli mi? Önemli olan kazanmak değil mi? Kazanacaklarsa Lanetin, kötü olmanın ne önemi olabilir? Zaten kuralları ve standartları saptayacak olanlar onlar değil mi?

Hele öğretileri herşeyi mübah kılıyor ve sadece kazanmayı, galip gelmeyi egemen olmayı esas alıyorsa. Hesap sorma yarine sonsuz yaşamı içeren BAL ve SÜT akan nehirli ülkeleri hemde bu Dünya üzerinde bizde veririz diye vaadlerde bulunuyorsa, kim tutar evrensel iyiliği.
   
 

"Her şeyi yapabilirsin sadece bana bağlı olduğunu belli et, benden yana tavır koy, ilahi vahiylerle bildirilen Cennet bahçelerinde ki, BAL ve SÜT AKAN nehirleri "ben de verebilirim, hem benimkisi bu Dünya'da olacak" diyenin arkasına kim takılmaz.

Taliplinin, Vaad'cinin peşine takılabilmesi için, Vaad'cinin şartlarının yanı sıra, kendisini insan yapan değerlerden biraz azaltmalar, daha doğrusu devre dışı bırakmalar gerekiyor. Önüne koyulan herşeyi sorgulamadan, mantıksal yargılamadan geçirmeden, düşünce mekanizmasını çalıştırmadan, vicdan süzgecini sokmdan, hayal dünyanı sınırlamadan, DOGMA bazında kabul edeceksin.

Yaptığın her eylemin, saptığın her yolun, yaydığın her yalanın, kandırdığın her duygunun, çeldiğim her aklın..vb..ne kadar doğru bir davranışı olduğunu düşüneceksin. Özetle sana ait olan sistem içinde hiç birşeyin yanlışlığını, imkansızlığını, saçmalığını düşünmeyeceksin. Senin içinde bulunmadığın sistemler içinde herşey yüzde-yüz doğruda olsa, vicdanın da emretse, yüreğinde kaysa hiçbir şeylerini tasdik etmeyip, yalanlayıp dalga geçeceksin

Bak bu reçeteyi uyguladığında yaptığın işlerden aldığın kararlardan, uyguladığın inançlardan / ibadetlerden dolayı vicdanında en ufak bir rahatsızlık kalıyor mu?
Bak bakalım;sistem içinde yerleştikce GÜNAH diye bir kavram bilincinde, kelime hazinende kalıyor mu?
Bak bakalım; ideallerinin içinde, CENNET mükafatı mı, yoksa, BAL ve SÜT akan nehirlerin olduğu ülke vaadimi yer almış?
Bak bakalım; bu vaadleri sallayana olan inancın, sende kaç Tanrının olması, Tanrının Oğlu var demeleri, Tanrısallık gibi kavramları bırakmış mı?
Bak bakalım; insan gibi iman edip Cennete kavuşma hedefi yerine, Beyaz Atıyla geleceği sandıralanın terkesine oturup, Altın Çağa ulaşma fotoğrafı başka ihtimallere yer bırakmış mı?

Sahi; İYİ KİM di? ATIN TERKESİNE OTURACAKLAR İYİ OLANLAR değil miydi? Onlar Megiddo'da kötülere karşı zafer kazananıp, ALTIN ÇAĞIN kapılarını açmayacaklar mıydı? BEN BİLMEM TELEVİZYON AYNASINI AÇIN BAKIN. Takılan gözlüklerden dolayı göremiyor yada düşünmek zor geliyorsa; İnternet / Bilgisayar / Dabbeye sorun? O cevaplasın. Hayal kurmayın, hayal etmeyin, hayale dalmayın. Düşünün sorgulayın, düşünün sorun, düşünün toplayın ve cevap artık sizde.

Vaad edilen hedeflerin ana teması olan Vaad edilmiş topraklar, atadıkları Tanrı'ya uymalarına, yani sisteme dahil olmalarına karşılık, Tanrı ağzıyla "bende size oraları verebilirim, bende oraları size garanti ediyorum, oraları size kazandıracağım" diye kaleme aldıkları ahit maddesidir.

Atalarına, "ALLAH'ın", "secde ederek girin, tövbe ederek girin, İman ederek arınarak girin" dediği, İman / Peygamberler bölgesine girmeyenler, İmanı kabul etmeyenler, İman halkasında yer almayanlar, İmani halkanın dışında kalanlar, yaptıklar ittifaklarla aynı topraklara, secde etmeden de / İman sahibi olmadan da / fiziksel edinimlerle de girilebileceğini vurgulayan tanımın, VAAD olarak anılmasıdır.

Girilecek olan kuru bir toprak değildir. İman bölgesine, inançsızlığı egemen kılmaktır. İmanın değil kendilerinin hüküman olacakları Dünya sistemine giriş hayalleridir. "ALLAH'ın" NURU'nu söndürme hayalleridir. Yosa putperes inancındaki Tanrı saygısına, Tanrı korkusuna sahip olamayanlar, ALTIN ÇAĞA ve SONSUZ YAŞAMA kavuşmayı nasıl hayal ediyor olabilirler..

   
  ENEL-HAK, TEK ve BİR, TEK ve BİRİCİK VARLIK BİRLİĞİ GÖRÜŞLERİNİN YER ALDIĞI "VAHDET-İ VUCUT" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  Sınırları, Tevhid imanının yani "ALLAH'IN" "TEK'liği", "BİR'liği" üzerine kurulmuş İLAH olarak "ALLAH'a" secde edilmiş olan, "ALLAH" imanın hüküm sürdüğü, bugünkü toprakları, ŞEHİRLERİN ANASI MEKKE, kutsal şehir Kudüs merkezli olarak hükümranlıkları atına alma hayallerini içermektedir.

"ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH'ın" davetcilerine uymayanlar, secde ederek girmedikleri için hiç bir zaman hükümran olamadıkları, "kovuldukları" (kitaplarında dolaylı da olsa itiraf ettikleri) toprakları "HUZURA ÇIKMADAN" elde etmeyi hayallerinin ana tablosu haline getirmişler. Kendi yaratılış hikayelerinde Atalarına sarfettirdikleri, "HUZURUNA ÇIKMAYACAĞIM" sözünü gerçekleştirmek için hayal dünyalarını geniş tutuyorlar.Özetle:" HUZURA" çıkmadan, "HUZURU" elde etmeyi hayal ediyorlar.

"Vaad" denilen "BİR'lik" çağrısı, o bölgelere hükümran olabilmek için, illaki,"ALLAH" imanının gerekli olmadığının bildirimi denilebilir. Oluşturdukları dinler, yazdıkları kitaplar, kurdukları ittifaklarla, inşaa ettikleri kulelerle, yaydıkları inançsızlıklarla İmanı yok ederek, Vaadciler olarako bölgede hükümran olmayı hedefliyorlar.

"ALLAH'a", İmana, secdeye meydan okumanın rest'in açılımıdır / manifestosudur. Kendi kitabımızı yazdık, kendi inanç sistemimizi kurduk, kendi Tanrımızı ATADIK, güç için senden bir parça olan (onlara göre yaratılan herşey ALLAH'tan eksilen bir parça -HAŞA-) varlıkları BİR araya getirdik, biz hazırız deme zamanının HAYALİYLE YANIP TUTUŞUYORLAR.

Kurdukları / oluşturduklarını ilan ettikleri VAAD birlik kuvvetiyle, "oralara iman olmadan da, kendi sistemimizle, kendi Tanrımızla, kendi kitabımızla gireriz" diyenlerin, "bunu gerçekleştirmeyecek ne-var?" yaklaşımıyla kitaplarına aldıkları, "bizler de sizleri o topraklara" sokacağız hayallerinin adamlarıdır. OĞUL TANRILAR, BABA TANRILAR, İSRAİL ÖZEL TANRISI, TANRININ OĞULLARI, İlahi Güç yüklenenler, EL SHADDAİ'ler boşuna mı ortalıkta cirit atıyor?

İmanlı olanlara mükafat olarak verileceği bilinen bal ve süt akan nehirli Cenneti, Takip edilirlerse / seçilirlerse hemde bu Dünyada vereceklerini vaad etti denilen, aslında gönüllerdeki BUZAĞININ sesidir.
   
  ATALARI KABİL / KAYİM TANRIYA "HUZURUNA GELMEYECEĞİM" dememiş miydi? Şimdi de zihniyet varisleri olan torunları, onun huzuruna gelmemek için / çıkmamak için elbette, Horus'un açtığı sembol-yolundan gidecekler. Mısır yaratılış hikayesini kendilerine şablon alanlar, ellerindeki vahiy kitaplarına da kullanılmış olan, kıssları (isim ve olaylar) elbtte Horus Tanrı motifine uygulamakta hiçte zorlanmadılar.
     
  DİN İNANCINDAN YAHUDİLİK ZİHNİYETİNE GEÇİŞİN ÖZETLENDİĞİ, MAKASBAŞI HİKAYELERİNDEN "MUSA & SÜNNET" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Yaratılış.......4:11 Artık döktüğün kardeş kanını içmek için ağzını açan TOPRAĞIN LANETİ altındasın.
Yaratılış.......4:12 İşlediğin TOPRAK bundan böyle sana ÜRÜN VERMEYECEK. Yeryüzünde aylak aylak DOLAŞACAKSIN.››
Yaratılış.......4:13 Kayin, ‹‹CEZAM KALDIRAMAYACAĞIM KADAR AĞIR›› diye karşılık verdi,

Yaratılış.......4:14 ‹‹Bugün BENİ BU TOPRAKLARDAN KOVDUN. Artık HUZURUNDAN UZAK KALACAK, Yeryüzünde aylak aylak dolaşacağım. KİM BULSA ÖLDÜRECEK BENİ.››

YERYÜZÜNDE BİR ORAYA BİR BURAYA ATILANLAR, TOPRAKTAN ve TOPRAĞIN ÜRÜNÜNÜNDEN DEĞİLDE, ancak FİNANSMANINDAN, KOMİSYONUNDAN (ŞİMDİDE TOHUMDAN, İLAÇTAN, GDO'dan) NEMALANABİLENLER KİMLER? TOPRAĞIN ONLARA BİRŞEY VERMEYECEĞİNİ BİLDİKLERİ İÇİN, YUSUF KÖLELİK MANİFESTOSUNDA 1/5 KOMİSYON / %20 KOMİSYON BİLDİRİMİ YAPANLAR KİMLER?
   
  DÜNYA KÖLELİĞİ için KÖYLEŞTİRME ve E.AHİT'ten YAHUDİLİK MANİFESTOSUNUN anlatımı olan "YUSUF& HAMAN & AÇLIK" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Nışanlanmış /işaretlenmiş / markalanmış olanın TEKAMÜL PİRAMİTLERİ, kimlerin bastığı paranın üzerinde baş köşeyi işgal etmiş?

Yaratılış.......4:15 Bunun üzerine RAB, ‹‹SENİ KİM ÖLDÜRÜRSE, ondan YEDİ KEZ ÖÇ ALINACAK ›› dedi. Kimse BULUP ÖLDÜRMESİN diye KAYİNİN ÜZERİNE BİR NIŞAN koydu.

Neden, insanların itikadi toplulukların işaretlere, sembollere ihtiyaç duyduğu bu ifadeden daha iyi anlaşılmıyor mu? Her biri ilahi kabul ettiği kuvvetlere, olgulara ben burdayım, biz burdayız, biziz göndermeleri yapıyor. Askerlik mi ki bu ? üniforma gibi elbiseleri, cübbeleri, kaftanları, sarıkları, sakalları, bıyıkları, tesbihleri, seyyar Put haçları, kendierine ait renkleri olsun. Bu sayılanların ibadete, imana katkısı olabilir mi? Eğer öyle olsaydı, İlahi emirlerde sadece temiz ve güzel kıyafet tanımı yerine, üniforma tarifleri olur ve "buyrun Cennete" denilirdi.
   
 
   
  Onlar hala Hz.Musa'nın büyücü olduğunu ve asasının sihirli olduğunu düşünüyorlar. Ellerindeki asaların da, o mahretleri göstermesini umuyorlar ve o, beklenti ile teselli buluyorlar. Her birinin asası, kendilerine özgü ki; kendilerine ait olanlar başkalarına gitmesin. (Pist ışığı gibi).

Elbette içimizden, alemler efsanelerine inanıpta, haçın altına sığınanlar da azımsanmayacak sayıda.
Papa, Peygamberine Hz.Muhammed'e, hakarette etse kişiliklerini ortaya koyamadan duramayan tipler var elbette. HAÇ'ın patronunu protesto etmesi gerekirken, birde ayağına kadar gidip hediye sunuyorlar. Papa her halde az yaptım diye düşünüyordur.
   
  Kabil / Kayin "Bahçenden uzak kalacağım" demiyor. ARTIK yani "BUNDAN SONRA HUZURUNDAN UZAK KALACAĞIM" diyor.
Konuştuğu Tanrıysa, bahçeden ayrılmakla, neden HUZURUNDAN uzak kalsın ki? Tanrı her yerde değil mi? Demek ki terkedilen "Tanrıya olan İNANCIN KENDİSİ".

Dilediği her yerde Tanrıya ibadet edip yalvarabilir. Kayin, Tanrı'ya "HUZURUNDAN UZAK KALACAĞIM" demekle, "SANA İNANMAKTAN VAZ GEÇTİM" diyor.

"ARTIK SANA İBADET ETMEYECEĞİM, sana tapmayacağım, SANA sunu SUNMAYACAĞIM ve seni umursamayacağım" diye de açık açık, üstüne üstlük TANRININ YÜZÜNE karşı bunları söylüyor. (Tüm olay onların kitap anlatımına göre, yüzü yüze gerçekleşiyor. Neden derseniz? Tanrı, Kayin'e, Habil nerede diye soruyor?, Kayin'in "nereden bileyim" bekcisi miyim? cevabının devamında lanet okumalar geliyor)

Bu durumda "ADAMDAKİ YÜREĞE Mİ BAK DERSİNİN" dersiniz? Yoksa; "BU NASIL TANRI MI" dersiniz?

CEHENNEMDEN KOVULAN / CEZA ALAN KİM? YILAN ve Adem ile Havva
HUZURDAN KOVULAN KİM? KAYİN
SAYILANLARIN DURUMUNDA OLMASI GEREKEN KİM? ŞEYTAN
TANRI İLE TANRININ OĞULLARIYLA BİRLİKTE TOPLANTILARA GİREN ve HİÇ AZARLANMAMIŞ OLAN KİM? ŞEYTAN
TANRILARI ve KİTAPLARI TARAFINDAN, İNANÇLARI İÇİNDE MUHAFAZA EDİLEN / KORUNAN KİM? ŞEYTAN

YADA "ŞEYTAN KİM? KAYİN KİM Mİ?" dersiniz.

(Eski Ahitte sadece 17 kez ismi geçiyor sadece bir yerde Süleyman'ı sayıma teşvik ettiği için eleştirisel olarak yaklaşıma maruz kalıyor. Diğer yerlerde iltifatlara mahsar oluyor. Şikayeti üzerine baş kahin bile TANRI HUZURUNDA cezalandırılıyor. >Görünümü gerçek olarak kabul edipte kitaplarına almış olmaları, zaten kitaplarının yapısını da, kitaplarını yazanların zihniyet yapısınıda ortaya koymuş olmuyor mu?< Zaten KİTAPLARI ALDIKLARI GÖRÜNÜMLERİN, RÜYALARIN, ESİNLENMELERİN ANLATIMINDAN OLUŞMAMIŞ MI?)


MISIR HORUS TANRISI HORUS'UN AMCASININ, TANRI SETH / ŞİT OLDUĞUNU HATIRLAYIN. Şit / Seth, Adem'in 3. oğlu. Kabil'in/ Kayın'ın küçüğü. Ve TANRININ OĞULARININ, (SONS OF GOD / SONS OF ELOHİM) ŞİT / SETH soyundan gelendiğini söyleyen onlar.
     
  DOLARDAKİ, HORUS, PİRAMİT, ADALET TERAZİSİ, ANAHTAR ve "BİZ TANRIYA İNANIRIZ" sözünün işlendiği "PARADAKİ TANRI" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  HORUS, Mısır mitolojisinde kalmş bir efsane dense de siz inanmayın. Günümüzde de "KUVVET TANRISI / KOALİSYON TANRISI olarak kabul gören bir BAĞLANMA / AİT OLMA / TABİİ OLMA olgusudur. Güç ve kuvvetlerin birleştirilmeye çalışıldığı "BİR'liğin İTTİFAKIN / KOALİSYONUN semboldür. Öyle olmasa Dolar üzerinde , kongre binasının önünde ne işi var. Yüksek mahkemenin çatısında ne işi var?

Tanrıya tapmanın değil, oluşturulmuş güce / kuvvete Tapmanın esas alındığı sistemde VARLIKLAR ARASI konsorsyumun sembol ismidir. Kendi evini kendin yap mantığında, kendi TANRISAL GÜCÜNÜ sen oluştur çalışması sonucu oluştuğunu sandıkları kuvvet dalgasının MASKOTU. Varlıklar arası oluşturdukları Piramitin gören göz maskesi.

Narsist inanç sistemi kuranlar, kendilerinden başka güçün egemen olmasını isterler mi? Eğer böyle bir kabulleri olacak olsaydı. Doların üzerinde ki "Biz Tanrı'ya inanıyoruz / IN GOD WE TRUST " solaganının yanına "TANRI SÖZÜMÜZÜ TUTMAMIZI SAĞLADI / "ANNUE CCEPTIS" " yerine "TANRIMIZ VAADLERİNİ YERİNE GETİRİYOR" yazarlardı. Piramitin altına YENİ DÜNYA DÜZENİ / "NOVİS ORDO SECLORUM" yazdıklarına göre herşey yeni olduğu gibi anlayışlarda yeni olacak demektir.

Tanrı kuvvetine tapmanın esas alındığı yeni Dünya Düzenin'de, atama Tanrı inançlarının idolü olan Horus; Güneş Tanrısı, Ra, Atum gibi unvanlara ve köklü bir geçmişe sahip olması nedeniyle ikon ilan edilmiş gözüküyor. Kutsal kitaplarında Tanrıyla Toplantıya girenleri TANRININ OĞLU olarak kabul edenler için. TANRI KUVVETİNDE İTTİFAKLAR oluşturmak ve takipcilerini o sisteme entegre etmek hiçte zor olmasa gerek

TANRININ HUZURUNDAKİ TOPLANTIYA, ŞEYTANLA GİDEN TANRI OĞULLARININ (SONS OF GOD) SİT / SETH SOYUNDAN GELDİĞİNİ, İNANÇLARININ PARÇASI OLDUĞUNU, DURUMUN ÖYLE KAVRANMASI GEREKTİĞİNİ, KUTSAL KİTAPLARINDA VURGULAYACAK KADAR ÖNEM VERENLER, "AHİT ZİHNİYETİNİN" TEMSİLCİLERİ. PARALARININ ÜZERİNE, HORUS PİRAMİTİNİ KOYUP, "BİZ TANRIYA İNANIRIZ" diyenlerde, O ZİHNİYETİN TORUNLARI.

Mitolojiye göre; İsis ve Osiris'in oğlu kabul edilirmiş. Şahin başlı olarak tasvir edilen Horus, aynı zamanda Güneş tanrısı olarakta gösteriliyormuş. Bunun gibi çeşitli versiyonları olan Horus; eğer İsis oğlu olarak anılırsa Osiris tarzı bir tanrı olarak kabul ediliyormuş. Yoksa; GÜNEŞ tanrısı tarzında / yapısında RA, Atum gibi TANRILARIN, OĞLU olarak anılıyormuş. Ne kadar tanıdık geliyor değil mi? TANRININ OĞLU tanımı.

Amca Set, Horus'un babası Osiris'i öldürmüş. Bu ölümden sonra hamile kalan İsis, Horus'u doğurmuş.Osiris'in parçalarını birleştirmiş. Osiris o zamandan sonra yer altı faaliyetlerine bakıyormuş. Babasının katili amcası, Seth'den intikam almaya kararlı olan Horus, Şahin kafalı olarak sembolize edilmiş. Horus böylece herşeyi gören hiç birşeyi gözünden kaçırmayan olarak vurgulanmış.

(Seth, Şit'in karşılığına denk geliyor. Hz. Adem'in oğlu olup olmadığını bilinmiyor. Peygamber olduğu Kur'an'ı Kerim'de belirtilmemiş. Konu Kur'an dışı inanç sistemleri olduğu için o pencereden bakılmalı. Habil ve Kabil isimleride Kur'an'ı Kerim'de geçmiyor. -Adem'in iki oğlu tanımlaması ile konu naklediliyor-, Kutsalımız dedikleri Eski Ahit, Hz. Adem'in oğlu olduğu ileri sürüyor.
Sakın bu durumda Horus ile temsil edilen zihniyet, katil evlat Kabil'in mirası olmasın? Kendinden olamayanların, kendinden imanda daha iyi olanların seviyesine gelmektense onları yok ederek her şeyin belirleyicisi olmayı, 1. tercih olarak kullanan Kabil'i, böylece yaşatıyorlar olmasınlar.
Binlerce yıldan beri, Seth ile mücadelesini sürdürdüğü söylenen Horus, esasında peygamber olan ve ALLAH'ın vahiylerini ileten Şit ve onun öğretileri ile savaşıyor olmasın. Şeytana kötülük MELEKLERDEN gelir, İMANLI olanlardan gelir.
Şeytanın düşmanları İMAN SAHİBİ OLANLARDIR. Bu noktadan hareketle de, Horus'un düşmanları elbette İMANDA İLERİ olanlar olacaktır ve öyledirde. Şahin ile sembolize edilmeside gayet normal. Katil evlattan daha bilgili olan kargayı sembol yapamayacaklarına göre, kendilerinden daha bilgili olduğuna inandıkları kuşlardan biri olan Şahini kendilerine ikon olarak seçmiş olmalılar.)


Keskin bakışları, yasalarını kıl kadar saptırmadan, gerekirse acımasızca uyguladığını ifade edermiş. Öte alemde de hükümran ilan edilen Horus, gece gündüz sürekli açık gözü ile herşeyi görür imiş. Üstelik, gözleri açık kalmakla kötü ilah, Seth ile de mücadelesini kötülük yapmasına engel olarak sürdürür olurmuş. Gözünün sürekli açık olması nedeni ile Ay ve Güneşe Horus'un gözleri olarakta bakılırmış. Böylece gece gündüz nöbetleşe de olsa insanları gözetlediğine, önce kendilerini, sonrasında da kendilerine kattıklarını inandırmışlar.

İSRAİL TANRISIDA HORUSTAN ETKİLENMİŞ OLMALI Kİ: Tanrıyı oluşturanlar, 7 kollu kandilleri onun adı her yerde kullanılsın diye, her tarafa dağıtıyorlar
Zekerya........4:10 ‹‹Küçük işleri yapma gününü kim küçümsüyor? İnsanlar Zerubbabilin elinde çekülü görünce sevinecekler. -‹‹Bu yedi kandil RABbin bütün yeryüzünde DOLAŞAN GÖZLERİDİR .››-

Mısırdan Çıkış....25/31 "Saf altından bir şamdan yap. Ayağı, gövdesi dövme altın olsun. Çanak, tomurcuk ve çiçek motifleri kendinden olsun.
   
  İSRAİL'in(Yakup'un) Tanrısı, İSRAİL Tanrısı RAB gibi tanımlarla, ÖZELLEŞTİĞİ vurgulanan "İSRAİL TANRISI KİM? AZAZEL'in nesi?" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Kitaplarındaki yaklaşımlarından örneklemek gerekirse; Onların Tanrı kavramından anladıkları / Tanrı kavramıyla kastettikleri esaslar çerçevesinde değerlendirdiğimizde;
Tanrının oğulları ancak, Tanrıyla güreş tutabilir.
Tanrının oğulları ancak, bir araya geldiklerinde yada gelecek oldukların da Tanrıyı korkuyor olabilirler
Tanrının oğulları ancak, Tanrı adına hareket edebilir.
Tanrının oğulları ancak, bu kadar pervasız olabilir.
Tanrının oğulları ancak, ne yaparlarsa yapsınlar kurtarılacaklar olabilir.
Tanrının oğulları ancak, Tanrılaşabilir.
Tanrının oğulları ancak, Tanrı olmadan da herşeyin Tanrısallık yetileriyle halledilebileceğini ilan edebilir,
Tanrının oğulları ancak, kuruttukları soyların ardından "TANRI KORKUSU" duymadan en neşeli BAYRAMLARI "PURİM'İ" ilan edebilir ve 2500 yıldır da kutluyor olabilir.
Tanrının oğulları ancak, Megiddo ovasındaki, ARGEMEDDON savaşına, büyük hesaplaşmaya / düelloya Tanrılıklarını ilan etmeye hazırlanabilir.
     
  SOYKIRIM, YAHUDİLİK MANİFESTOSU, AMALEK AVCILIĞI ve MASKESİ PURİM BAYRAMININ İŞLENDİĞİ "ESTER & PURİM" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
 

Bugün o kitaba tabi olanlar, Sayısını bilemeyeceğimiz kadar Tanrı olduğunu kabul etmiş durumdalar. TEK İLAH'lı din taklidi yapıyorlar. E.Ahitciler ve Y.Ahitciler mecburen, kendi özel Tanrılarını seçmişler diğer tarafı görmemezliğe geliyorlar. Bir taraf "Yahve" derken diğer taraf "Oğul Tanrı" diyor. Örneklemek gerekirse;

"...VATİKAN .Katolik kilisesi din ve ahlak ilkeleri .....................www.meryemana.net/meryem/tr/misc.php?id=20&par=9&td=11

446 Eski Ahit'te yer alan kitapların Yunanca çevirisinde Tanrı'nın Musa'ya açınladığı sözle ifade olunamaz adı YAHVE, Kyrios ("Rab") olarak çevrilmiştir. Rab sözcüğü o zamandan beri İSRAİL TANRISININ Tanrılığını ifade etmek için kullanılmaya başlandı. Yeni Ahit bu güçlü "Rab" adını hem BABA hem de TANRI'NIN KENDİSİ olarak kabul edilen İsa için kullanıyor, bu bir yeniliktir....."

Rab ismini, Eski Ahit ehlinden alıp kullananlar, Yahve için kullanılan Rab isminin gücünden yararlanmak isteyenler, İSMİYLE BİRLİKTE Yahve'yi yani İsrail Tanrısını, yani o güne kadar TAPTIKLARI TANRIYI almıyorlar. (Üstü kalsın gibi bir yaklaşım sergiliyorlar) İSA'nın Havralarda yalvardığı YAHVE'yi almıyorlar. "Her harfi Tanrıdan" dedikleri, Yahve'nin Kitaplarını alıyorlar ama YAHVE'yi almıyorlar. Yahve'nin kitapları Sina'da, Moşe'ye / Musa'ya verdiğine inanıyorlar ama Yahve'ye Baba Tanrı statüsüde vermiyorlar.

Yahve'yi kitapların sahibi Rab konumunda bırakıyorlar. Tıpkı Oğul Tanrı'ya Yahve'den alıp verdikleri yada Yahve'nin de kullandığı Rab mertebesi/ Rab unvanı gibi. Aynı kapak altında kaç Ana / kafa / baş tanrı oldu. Tanrının oğulları sınıfına girenleri saymazsanız, Elohim, Yahve, El-Shaddai, Baba Tanrı, Oğul Tanrı, Kutsal Ruh. Bakın herbiri bir diğerinden bağımsız haller sergiliyorlar.

El-Shaddai olarak gözüktüm demek bile, İbrahim, İshak isimlerini kullanarak, başka Tanrıların olduğunun ilanı yapılmış oluyor. Yahve, bir başkasının, İSMİNİ KULLANARAK "ben Tanrı El-Shaddai'yım" demesi, efsanelere dayalı bilgilere bağlı yaşayanlara "EL-SHADDAİ TANRI" ilanı yapmaktır. İbrahim'de El-Shaddai kim? demediğine göre, Atalarından bilgi almış. El-Shaddai, toplumuyla birlikte bildikleri tanrı kıvamında gördükleri bir isim olmalı ki, itirazsız kabul etmiş.

İbrahim'de, Atalarından gördüğü gibi kabulünü, toplumuna ve oğlu İshak'a "TANRI EL-SHADDAİ bana dedi ki" diye aktarmış ki İshak'ta El-Shaddai olarak gözükene "sen kimlerden oluyorsun" diye sormamış.

Mısırdan Çıkış.....3:13 Musa şöyle karşılık verdi: ‹‹İsraillilere gidip, ‹Beni size ATALARINIZIN TANRISI GÖNDERDİ› dersem, ‹ADI NEDİR?› diye sorabilirler. O zaman ne diyeyim?››
Mısırdan Çıkış.....3:15 ‹‹İsraillilere de ki, ‹Beni size ATALARINIZIN TANRISI, İbrahimin Tanrısı, İshakın Tanrısı ve Yakupun Tanrısı YAHVE gönderdi.› Sonsuza dek ADIM BU OLACAK . Kuşaklar boyunca BÖYLE ANILACAĞIM.

Babalarının Tanrılarını TEK OLAN İLAHI BİLMEYENLER, Yahve ismi ile onu nasıl tanıyacaklardı. Mecburen El-Shaddai'yi TANRI olarak kabul edeceklerdi ve öylede olmuş

Yahve, Yakup'a "ben BABANIN TANRISIYIM" dediğinde Yakup'ta doğal olarak EL-Shaddai ile görüştüğünü ve güreştiğini çocuklarına aktarmış olmalı ki, Mısır'a gitmeden "seninle Mısır'a geliyorum" diye seslenen sese / görünene hiç itiraz etmemiş.

Neden derseniz? Bu sorunun cevabını yine kendileri veriyor. Hani "ben önceleri, İbrahim'e Yahve olarak gözükmedim El-Shaddai olarak gözüktüm, şimdi ise sana Yahve olarak gözüktüm" demişti ya! Tanrı ağzından bu söz sarfedilmişti ya! Oysa, İbrahim'in Tanrı olarak kabul ettiğine ismi, ile hitap ettiğini söyleyenler yine kendileri.

İbrahim kendisne EL-SHADDAİ olarak gözüken, Yahveyi devre dışı bırakan, El-Shaddai'ye elbette "EL-SHADDAİ" diye seslendi. Çünkü "ADIYLA ÇAĞIRDI" diyorlar. Genel çağrı unvanlarıyla (Tanrı, Rab, İsrailin Tanrısı..gibi) çağrıda bulundu demiyorlar. ADIYLA yani "GÖZÜKTÜM dediği adıyla = EL-SHADDAİ" ismiyle çağrıda bulunduğunu söylüyorlar. Bu durumda Yahve yada yeni ismiyle" İsrail Tanrısı" derlerken neyi kast ettikleri ortada değil mi? İbrahim'in bilmediği bir adla çağırma imkanı var mı? Eğer ismi bilseydi ben tanrı El-Shaddai olarak kendini tanıtana itiraz eder, saygı göstermezdi.

Yaratılış............21:33 İBRAHİM Beer-Şevada bir ılgın ağacı dikti; orada RABbi, ÖLÜMSÜZ Tanrıyı ADIYLA çağırdı.

Mısırdan Çıkış ...6:3 “BEN YAHVE''yim. İbrahim'e, İshak'a ve Yakup'a EL SHADDAİ olarak göründüm, ama onlara kendimi YAHVE ADIYLA tanıtmadım.”

Bu durum'da İbrahim'in hiç itirazsız Rab olarak kabul ettiği kimdi. El-Shaddai olarak gözüküne, El-Shaddai'yim "BEN TANRINIM" diyene ismiyle hitap etmişti. Gölgede oturttuğu, ayaklarına su verdiği, yemek yedirdiği kendisine gözüken EL-Shaddai idi. "ben benim diyendi", ATALARININ RABBİ olarak kitaptaki satırlarla ortaya sürülen yeni Tanrıydı.

Yahudilerin başka yatay geçişlerine kadar kendilerine edindikleri, Hanok'un göğe yükseldi ifdelerine dayanarak yaparak edindikleri Tanrıları TANRININ OĞLU makamında oturttuklarıı EL-SHADDAİ idi.

Kutsal kitap yazarlarına göre İbrahim, Yahve diye ayrı bir Tanrı olduğunu bile bilmiyordu. Bilseydi itiraz ederdi. Musa gibi, "Sen KİMLERDEN oluyorsun" derdi.Torunlarına da "RAB'ı" anlatırken EL-SHADDAİ'yi kast ediyordu ve ona tapınılmasını istiyordu.

Özetlemek gerekirse, Kutsal metin yazarlarınca söylenen şu: "ATANIZ İBRAHİM'de RAB olarak EL-SHADDAİ'yi benimsemiş hiç itirazsız, "bildiğim tanrıya ne oldu, YAHVE nereye gitti sorusu sormadan yerlere kapanmış ve ona yemekler ikram etmiş, sunularını sunmuştur. O halde ATALARINIZIN tanrısına sizlerde aynı saygıyı ve tapınmalarınız yapmalısınız. Atalarınız da esasında farklı bir tapınış ve kabul içinde değildi."

EL-SHADDAİ "ben babanın TANRISIYIM" dediğinde Musa'nın ve diğerlerinin anladığı EL-SHADDAİ idi. Hıristiyanların da yaptığı gibi YAHVE'nin güçlü, imaj yapmış, alt yapı oluşturmuş "RAB" ismi alınarak kullanılmış. Böylece tanrılar arasında bir yatay geçiş daha yapılmış ve nasıl yapıldığıda bu şekilde gelecek nesillere aktarılmış. Genel yakarışla kim nereye neye kime yöneldiğini bilmeden, EL-SHADDAİ'ye nezdinde de onun ikinci izdüşümü olan EZRA'ya yalvarıyor olabilirler.

   
  GÖĞE YÜKSELEN HANOK , KUTSAL KİTAP DENETLEYİCİSİ KİTAP YAZMANI ve TANRININ OĞLU "EL SHADDAİ & EZRA" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Tanrı Yahve "BENİM İSMİM EL-SHADDAİ" diye kendisini tanıtmıyor.
"Benim adım EL-SHADDAİ" demiyor.
"Ben EL-SHADDAİ'yim diyor.
"Onlara kendimi EL-SHADDAİ olarak tanıttım" demiyor.
"Yahve olarak bir alt yapım varken, ben kendimi "EL-SHADDAİ'nin oluşmuş olan itibarını kullandım" diyor

Mısırdan Çıkış ...6:3 “BEN YAHVE''yim. İbrahim'e, İshak'a ve Yakup'a EL SHADDAİ olarak göründüm, ama onlara kendimi YAHVE ADIYLA tanıtmadım.”
Yaratılış............21:33 İBRAHİM Beer-Şevada bir ılgın ağacı dikti; orada RABbi, ÖLÜMSÜZ Tanrıyı ADIYLA çağırdı.

İBRAHİM'e, İSHAK'a, YAKUP'a EL-SHADDAİ olarak GÖZÜKTÜM" diyor.
Yani onların zaten Tanrı olarak / Tanrısal gördükleri "EL-SHADDAİ olarak GÖRÜNDÜM" diyor.
Demek ki El-Shaddai'nin toplum içinde bir tarifi, bir tanımı, bir adı, bir sanı varki; "EL-SHADDAİ olarak GÖZÜKTÜM" diyor.

Kitaplarında açıkca birden çok Tanrı inancına ruhsat bizzat Tanrı işaretli olan tarafından verilmiş oluyor. Kitaplarında çok Tanrıya inanma ruhsatı kutsal metin yazarları ve din önderleri tarafından kullanılabilir hale getirilmiş oluyor. Yalnız tek ricaları var. Özellikle bu konuda Yahve çok hassas kendisinden başka Tanrılara ibadet edilmesini istemiyorlar. Oğul Tanrı'da kayıt defteriyle tehdit ediyor.

Çok kıskanç olduklarını söyleyenler yine kendileri. Çok Tanrı var. Çok Tanrıya inanmakta hiç sakınca yok ama bir tanrıya ibadet etme şartı da var. Çok Tanrıya inanın ama sadece BİR TANRI'YA tapın ki, TEK TANRILI DİN SINIFINDA yer alabilelim.

Yahve, BABA TANRI olduğu için yada OĞUL TANRI olarak BENİMSEDİĞİMİZ İSA olduğundan dolayı, "RAB" İSMİNİ KULLANIYORUZ" demiyorlar. Yahve'yi TANRI olarak İŞARET EDEN "RAB" İSMİNİ, TANRI İSA için kullanıyoruz diyorlar. Bu durumda, AYNI KAPAK ALTINDA çok Tanrı inancı yanında birde, Rab KARGAŞASI çıkıyor. Hıristiyanlar Son kitabın yazarları olduğundan durumda galip gözüküyorlar. Hem Yahve'nin unvanını almışlar, hem onu (Oğul Tanrının, Tanrısı olmasına rağmen) görmemezliğe geliyorlar, hemde pasifize ediyorlar. İsa'ları, Yahve emri gereğince Sünnet olmuş ama "şimdi Oğul Tanrı zamanı" demişler, vermişler gazı kendi tanrılarına. Sünnet olayı mı? Pavlus'un bir görüntü almasıyla, kolayca kökten yok edilivermiş.

Hıristiyanların edindikleri Tanrıları, Yahve kitabına bağlı olarak yaşıyor ve ölüyor. Tanrıları, Yahve adına sünnet oluyor. Tanrıları, Yahve'ye Havralarda Tapıyor. Tanrılar,ı Yahve'ye "BABA" diyor. Tanrıları, Havralara "BABA'mın evi" diyor..vb.. Ama Pavlus ve ikinci nesil din kurucuları; elinden kitabını, ismini, unvanını alıp Yahve'yi kapı dışarı ediyor. Birinci nesil din kurucularının,Yahve'yi tapındıkları Tanrı olarak Baba Tanrı konumunda tutma fikirleri varken, Pavlus ve takipcileri; "olmuşken, yoldan çıkmışken tam olsun" yaklaşımıyla, Yahve'ye yaptıkları kalem darbesiyle, Oğul Tanrıyı Tahtın ortasına oturtuvermişler.

Aynı kapak altında; Yahve Rab, İsa'da Rab nasıl oluyor bu iş derseniz cevabı, "Yahve Rab ama İsa Rab'ler Rab'bi" oluyor. Neden İsa Rab'ler Rab'bi oluyor? ÇÜNKÜ, ONLARA GÖRE BİRDEN ÇOK RAB VAR. Herkez Rab ilan edince, MADEM Kİ TEK TANRI OLMALI o halde; RAB'lerinde Rab'bi olmalı olmalı ki, İBADETLERDEKİ TANRI SAYISI TEKE İNEBİLSİN.

Tıpkı, "TANRIM BENİ NEDEN TERKETTİN" diyen İSA gibi. Kutsal metin yazarıda, elbette kendi yazdıklarını da, kendi din sistemini de öne çıkartmak için Tanrı olarak işaret ettiğini de yüceltmek durumundaydı. "Bizim Rab'bimiz 2. sınıf Rab" diyebilir miydi? Elbette diyemezdi. Verebileceği tek unvan vardı O'da, "RAB'ler, RAB'bi". Yeni bir Ahit yani, Altın çağın Altın Ahiti'ni yaparlarsa, herhalde yani tanrılarına "RAB'ler RAB'binin RAB'bi derler. Yada kısaca HORUS.
   
  İSRAİL TANRI'sını HARACA KESEN, FİDYE&RÜŞVET ALMADAN MISIR'daki İSRAİL'lileri, YAHVE'ye VERMEYEN "ÇÖLLÜ AZAZEL" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  O nedenle, YAHUDİ ve HIRİSTİYANLAR ÇOK TANRILARIN olduğuna inanıyorlar ama içlerinden TANRI olarak (onlar öyle diyor. Taptıkları yaratılmış varlığa Tanrı yakıştırması yapan onlar) BENİMSEDİKLERİ sadece BİR TANESİNE tapıyorlar. Bu bir benimsenene tapılmayı TEK TANRILI inanç sistemi olarak gösteriyorlar. Çok tanrı içinden bir Tanrıya tapmış olmak onlar için tek Tanrılı din oluyor.

Eski Ahit kitaplarının verdiği örneklerle, İSRAİL TANRISININ öğretileriyle, TANRI OĞULLARINA ALIŞIK olan beyinleri, İNANÇLARI, kalpleri, GÖĞÜSLERİNDE BESLEDİKLERİ, en kolay anlatımın TANRININ OĞLU DİYE GEÇİŞTİRMEKLE mümkün olacağını düşünerek, TANRININ OĞLU cevabıyla ANLATIMI bitirivermişlerdir. O günkü toplumun alışık olduğu, bütün falcıların, büyücülerin, Cincilerin kutsal kabul edildiği dönemde bu söylenenler anlaşılmasa bile" adettendir" diyip, pekte ses çıkarılmamış. Ne kadar alışıklar işte yine kendilerinden bir cevap.

Kutsal metin yazarı Markos'a göre; İsa çarmıhta iken "Elohi, Elohi, lema şevaktani" diye selenmiş.
Bu çağırı Markos'un, beyninde oluşturduğu, göğsüne yerleştirdiği ve tazarak yaymaya çalıştığı inançtaki manaya göre; "İsa Tanrım, Tanrım beni niçin terk ettin" diye seslenmiş. Markos'un, İsa'ya biçtiği konum bu. "TANRIM" diye yalvaran bir yaratılmış BİR KUL.

"BABA, BABA" dememiş, "BABA TANRI" dememiş.
Tapınılan Tanrı inancının ötesinde, Yaratan anlamında "TANRIM" demiş.
Yaratılan olarak Tanrı'dan yardım istemiş.
Plan gereği, insan vucuduna bürünmüş Tanrı olarak değil, kul olarak bu yardım talebinde bulunmuş.
Plan gereği Tanrılığa ara verip Dünyalı olmamış. Eğer Plan gereği Dünya'ya gelmiş olsaydı, "TANRIM BENİ NİÇİN TERKETTİN" diye sitem dolu SORGULAMA ifadesini, kutsal metin yazarı kullandırır mıydı?
Kafasında "OĞUL TANRI" FİKRİ olsaydı, İSA'ya "neden beni terkettin" cümlesini kullandırır mıydı?
Plan gereği Dünya'ya gelen herşeye egemen Rab, plan gereği zamanının dolduğunu bilir, BABASININ YANINA DÖNECEĞİ içinde "BABA BENİ NİYE TERKETTİN" diye ağlayıp SIZLAMAZDI.

Ağlayıp sızlayacağına, "BABA PLANIMIZ TUTU, AÇ KOLLARINI BEN GELİYORUM, çarmıh işi buralarda ağır seyrediyor, akşama ancak orada olurum, TAHTIN benim olan tarafındaki minderlerin eskimiş yüzlerini değiştirip, iyice kabartsınlar derdi" (Çarmıh konusunu, uluslararası ünü olduğu bilinen, konunun uzmanı olarak gösterilen, Fatih Kaymakamlığı denetiminde faaliyetlerine devam eden Fener Patrikhanesinin TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI, Patrik Bartholomeus'a sormak gerekir. Gerilme nasıl oluyor diye?)

 

 

  PATRİĞİN MİLLİYET GAZETESİNE VERDİĞİ ÇARMIH ROPÖRTAJINI İŞLEYEN "PATRİK - ÇARMIH - PARMAK ve ATATÜRK" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  "Görevimi başardım,sana kavuşacağım içinde çok mutluyum, artık şu benim herşeye egemen Rab olma işinide konuşuruz" diyeceğine, TANRIM BENİ NİYE TERKETTİN diye feryadı figan ettiriyorlar.

Hiç "ben Tanrıyım" diyen, "Tanrım beni niye terkettin" der mi? Kendisi Tanrı değil mi?
Tanrılığa gidiyorum diyene, "Tanrım beni neden terkettin" diye lafları, OĞUL TANRILIĞA inanmış olan kutsal metin yazarı İsa'ya söylettirir mi?
İsa'ya bu lafları söyleten arkasından Oğul Tanrı herşeye egemen bizi kurtaracak demesi ne kadar inandırıcı olabilir?
TANRI İSA'yı terketmemiş miydi?
O halde Beyaz Atıyla gelmesini niye bekliyorlar?
Yahudi birinin Yuhanna ismini kulanarak yazdığı, esinlemeler adı altında yazdığı, "esinlendim" diyen sözlere mi güveniyorlar?
İSA tüm şahitlerin huzurunda, halkın ve havarilerin önünde, annesi Meryem ve diğer Meryem'lerin önünde "TANRIM BENİ NİYE TERKETTİN" diye bağırmadı mı?

İsa ve havari kutsal metin yazarlarının ölümünden sonra yazıldığı kesin olan ama kim tarafından yazıldığı belli olmayan, İSA'yı yeniden TANRISALLAŞTIRMA çalışmalarının ürünü mektuplara kapılıpta, "göksel egemenlik Oğul Tanrının, beyaz atı üzerinde gelecek kurtaracak" sözlerine inanmak, "pul kolleksiyonumu göstereceğim" diyen erkeğin peşine saf ayaklarına takılarak ilk deneyime balıklama atlamaya benzemiyor mu? Burada söz konusu olan ilk deneyimden sonra ikinci deneyimin olmaması.

Tanrının onu terkettiği şahitler önünde kendi ağzından duyrulmuşsa, daha artık "gelecek bizi kurtaracak" demenin, gönüllere su serpme amaçlı "İSA, Oğul Tanrıydı" demenin ne alemi var.

Bu sözlere, yani "TANRIM BENİ NEDEN TERKETTİN" sözlerine havarileri, annesi Meryem ve diğer Meryem"lerde doğru bulmuş ki, mezarının başında nöbet tutmamışlar / çevresinde gezinmemişler, "dirildi" sözlerine itibar etmemişler.

Terkedilmeyi, yani kulum sözlerine itibar etmeselerdi, mezarlık civarından ayrılmazlar, YAHUDİ DİNİNDEN OLMALARI NEDENİYLE UYDUKLARI SEPT gününün bitim saatinden önce mezarlık çevresine mevzilenirlerdi. Anında mezarlıkta olurlardı.

Neden mezarlık başında beklesinler ki, ölürken Annesini dönüşü olmayan yolculuğa çıkıyor olmasının verdiği bilinçle, "ANNEM SANA EMANET" diye Yuhanna'ya yapıştıran, "TANRIM BENİ NEDEN TERKETTİN" diye sızlanan biri, "HERŞEYE EGEMEN RAB" olabilir mi? Eğer, Annesini kula emanet eden gerçek anlamda TANRI ise, İNSANLAR / KULLAR KENDİLERİNİ KİME EMANET edecekler?

Annesini kuluna emanet edene verilen Tanrılık unvanıda, lafın gelişinden, "ha! bizim oralardada Tanrının oğlu vardı" türünden dil alışkanlıklarından olabilir. Yaratılmış ve Tanrılık unvanı verilmiş İlyas'ı çağıran, daha alt kategoride Tanrılık unvanı yoluna adımını atmış başka bir yaratılan tarzında.

En ilkel pagan dinlerinde bile, bu anlatımlara sahip birini, bırakın Tanrı Oğlu unvanıyla ödüllendirmeyi, bırakın tahtın ortasına oturtmayı, tahtın yanında Tanrının yelpazecisi bile yapmazlar.

Oysa Yahudi dininden olduğu kendi kitaplarında ifade edilen İSA'larına Sept gününün bitmesini bekletmeden, Tanrının dinlenme günü demeden, Tanrıyı meşgul etmeyi göze alarak, Tanrının çalıştırmayı göze alarak, Oğul Tanrıya kendi yasalarını çiğnettirerek Mezardan çıkartmışlardır.

Tanrı onu terkettiyse, yazarı kim olduğu belli olmayan bir mektup sözlerinin arkasına takılıpta "gökteki egemenlik Oğul Tanrıya verildi, Yahve diğerleri aşağıya atıldı"sözleri sapkınlığın vediği gönüllerdeki sızılara verilen tesellilerdir. Oğul Tanrı, "Rablerin Rabbi, Kralların Kralı" sologan sözlerinin arkasına takılmak, gönüllerdeki buzağıları besler.

Üçü-birlğin üçüncüsü olan Kutsal Ruh bu duruma müsade eder miydi?. Kutsal metin yazarını düzelmeyecek şekilde çarpmaz mıydı?

Yahve inancına rakip din çalışmalarının ürünü olarak, RAB'LERİN RABBİ OĞUL TANRI FİKRİ ortay atılmış bugünlere gelmiştir. Yahve nasıl ELOHİM adıyla yaratılışı yapan RAB TANRI yanına RAB oarak sıkıştırıldıysa, BABA TANRI olarak kabul edilen ELOHİM yanına YAHVE'nin de RAB'bi olarak / olsun diye, Rab'lerin Rab'bi unvanlı OĞUL TANRI inancı oturtulmuştur.

Yeri gelmişken bir soru. Tanrılarını Rab'lerin Rab'bi gören ve bu uğurda unvanını ve kitaplarını aldıkları Yahve'yi bile harcayan, atanmış Tanrı sahibi Hıristiyanlığın patronuna, mektup yazıp, altına RAB'bin ACİZ kulu diye imza atarsan. PAPA BU TANIMDAN NE ANLAR? Onların RAB anlayışını bildiği halde bu tanımı kullanmakta bir sakınca görmeyen Fethullah Gülen PAPA'ya ne tür mesaj iletmiş olabilir.
   
  PAPA'ya YAZILAN MEKTUPTAKİ "YANLIŞ ANLAŞILAN MÜSLÜMANLAR" ve DALGAKIRAN KONUSUNUN İŞLENDİĞİ SAYFAYA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ
   
  FETHULLAH GÜLEN'İN PAPA'YA SUNDUĞU MEKTUBUN TAM METNİNE ve HABERİNE; "PAPA'YA MEKTUP" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ
     
  Fethullah Gülen ayrıca; "MÜSLÜMANLAR İÇİN NE YAPILABİLİR" başlığı altında, KURTULUŞ için 20 Müslümanın dua etmesini öneriyor. Yazısının bir kısmına ilham kaynağı olarak kullandığı, Avram - Yahve / El-Shaddai pazarlık sonucu ile ortaya çıkan, 20 inanlı sayısı üzerinde durmasıda, Yahudilere verilmiş olan bu tür mesaj mıydı?

ADL örgütü siparişi, olarak, onların adına Yahudilere CENNETLİK FETVASI veren herhalde bu tür mesajlarla da seyir defterine notlar iletiyor olmalı. ADL örgütü siparişi ile Ahit yönlendirmeli KUR'AN'I KERİM MEALLERİ yapanlarında, iman bozma yolundaki gayretleri unutulmamalı.
     
  FETHULLAH GÜLEN'İN DUASI ve ARANAN 20 KİŞİ KONULU "F. GÜLEN DUASI ve ARANAN 20 KİŞİ" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
     
  SUAT YILDIRIM'IN "ESKİ ve YENİ AHİT YÖNLENDİRMELİ KUR'AN MEALİ" İLE İLGİLİ ÖRNEKLİ YAZIYA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  Yahudilik içinden çıkan, Yahve karşıtı hareketin ürünü olan OĞUL TANRI. Sürgün dönüşü, Yeruşalimde yaşanan DİN İNANÇ kapışmasının RÖVANŞI denilebilir. Ezra'nın yazdıklarına karşılık, Ezranın yaşam verdiği RAB'be karşılık ortaya koyulan RAB'lerinde RAB'bi olan, OĞUL TANRI inancı.

Markos, "Elohi, Elohi, lema şevaktani" sözünün açıklamasını yaparak OĞUL TANRILIK GİBİ BİR DURUMUN SÖZ KONUSU OLMADIĞINI, kendi yorumunca bildiriyor.

GERÇEK ANLAMDA İSA'nın TANRININ OĞLU olmadığını ifade ediyor. Tanrının oğu Tanımının Pagan dinlerinde kullanılan, Eski Ahitte "SONS OF GOD / Tanrının oğulları olarak yer alan anlam içinde ele alınması gerektiğini, "Elohi, Elohi, lema şevaktani" sözüne verdiği "Tanrım beni neden terkettin" açıklamasıyla ortaya koyuyor.

Esasında; "Tanrının Oğlu kavramının" Ahit geleneğinde var olan örneğe dayanarak kullanıldığını söylüyor.
SİT / SETH soyundan geldiği kabul edilen insanlara verilen UNVAN ÇERÇEVESİ içinde kullanıldığını söylüyor.
Oğul Tanrıya atvedilen fazietlerin ilham kaynağınında, de ESKİ AHİT'te anlatılan PEYGAMBER HANOK yaşam öyküsü olduğunu üzerine basarak söylüyor.
ÖZETLE: Açın okuyun, araştırın, düşünün diyor. İlk değilki bu tanımlama, İSA TANRININ GERÇEK OĞLU (kelime anlamıyla) olabilsin diyor.
TANRININ OĞLU tanımlaması, LAFIN GELİŞİNDEN ortaya atılmış bir adreslemedir diyor.
Adres kaynağı da, "SONS OF GOD / Tanrının oğulları" tanımlamasıdır diyor.
Tüm bunları geçersiz kabul edip İSA'yı TANRI OĞLU kabul etmemiz mümkün mü diyor?
Bu durumda her harfi Tanrıdan denilen Eski Ahit'in ne önemi kalır diyor.
İSA'nın, OĞUL TANRI konumuna yükselltiğiniz insanın, TABİ OLDUĞU, uyguladığı, BABAMIN dediği, kitabı yalanlamak bizim haddimiz değil diyor.
Kitabı yalalamak, geçersiz kılmak, OĞUL TANRI UNVANI verdiğiniz İNSANIN BABASINI yalanlamak değil midir diyor?
OĞUL TANRILIĞA yükselttiğiniz, bu konuda en ufak düzeltme girişiminde bulunmamışken, bizler nasıl olurda, TANRI OĞULLARININ BOL miktarda olduğunu belirten ifadeleri yok sayabiliriz diyorlar.
BABA tanrıyı YALANLAYANLAR kimbilir başka neleride YALANLAMIŞ olmazlar mı diyor?
BABA TANRIYI yalanlayarak OĞUL TANRIYI one sürenlerin söyledikleri DOĞRU KABUL EDİLEBİLİR mi diyor?..vb..diyor da diyor.

İnanmazsanız "her harfi Tanrıdan dediğiniz kitaplarınızı açıp okuyun. Düşünün, tartışın, araştırın karar verin. Elinizdeki kitabın bir maddesini geçersiz kabul etmenin tümünü yok saymaya yol açacağını görün. Bugün orası yarın şurası.

Alemleri Yaratanın, O güce sahip olanın, "OL" dediğinde herşeyi olduranın, Oğul Tanrıya neden ihtiyacı olsun. O tanım biz zayıfların, kendimizi güçlü hissetmemiz için taktığımız, yapıştırdığımız, yakıştırdığımız unvanlardır" diyor. İlahi bir takım belirtiler var dediklerimize, ayrım olsun, farklı olduğu bilinsin diye astığımız etiketlerdir diyor.

Oğul Tanrı yapılanma örneklemesinin, EL-SHADDAİ / HANOK inancından alındığını dolaylı da olsa anlatıyor. Dine yön verenlerin, rant sağlayanların, Tanrıcılık oynayanların doğrudan söyleyemediği yaptırımları, oluşturduğu isimler üzerinden çözme ihtiyacının ürünüdür EL-Shaddai.

El-Shaddai'ye atfedilen, unu kutsallardan ilan edebilmek için yüklenilen misyona göre, El-Shaddai 300 yıl Tanrı yolunda büyük bir sadakatla yürümüş, Tanrıya hizmet etmiş ve Tanrı tarafından GÖĞE YÜKSELTİLMİŞ. Ve tüm bu bilgiler "her harfi Tanrıdan" denilen kitaplarda da yer alıyorsa; bu tanımlar içinde kalan birine atfedilen sözleri, o dine bağlı bir inananlı olarak dinlememezlik edebilir mi? 300 yıl Tanrı yolunda yürüyerek geçen Dünyasal yaşamdan sonra, göğe yükseltilmiş ve hala da Tanrı gözdesi olduğu vurgulanan "El-Shaddai'den" denilen sözleride itirazsız kabul eder..

Üstelik Hanok / E-Shaddai, göğe yükseltilmekle kalınmayıp Tanrıya İsmi ve görüntüsü kullandırılarak Tanrı olarak gösterilmiş (El, Shaddai olarak gözüktüm) Böylece o günkü yaşayanların olan bitenden haberi olmasa da, BUGÜNKÜ YAHUDİ ve HIRİSTİYANLAR ellerindeki MEVCUD AHİT KİTAPLARINDAN çok TANRININ olduğunu öğrenmiş oluyorlar.

Hanok / E-Shaddai, Tanrıya Melek yaptırılmış (Rab'bin meleği..Yakup'la güreş tutan da o olmalı. Oysa peygamberi Yakup Tanrıy'la güreştim zannediyor. Yakup'a göre TANRI KİM? elbetteki EL-SHADDAİ. Çünkü "El-Shaddai olarak gözüktüm" diyor." Bilinen bir Tanrı olarak gözüktüm" diyor. Yakup, İbrahim, İshak EL-Shaddai Tanrıya o kadar alışık ki? Musa gibi, "Hangi Tanrı diye sorarlarsa, ne diyeyim?" diye sormuyor. Görüneni itirazsız Tanrı olarak kabul ediveriyorlar.) Tanrı vekilliğine atanmış, Tanrı Yazmanlık görevi verilmiş (Hıristiyanlarda da kitap denetmeni Kutsal Ruh), Kutsal kitaplardan sorumlu patron olduğu ilan edilmiş. Yani TANRI yapılmış. Oğul Tanrı ele pek farkları var mı? Eski Ahit'te, Hıristiyanların "her harfi Tanrıdan" kitapları olduğuna göre, şimdi onların iki Tanrıları, İKİ oğul TANRILAR ve sayısız (ŞİT / SETH soyundan) "TANRI OĞULLARI / SONS OF GOD" mı oluyor? .
   
  DİN İNANCINDAN YAHUDİLİK ZİHNİYETİNE GEÇİŞİN ÖZETLENDİĞİ, MAKASBAŞI HİKAYELERİNDEN "MUSA & SÜNNET" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Mısırdan Çıkış ...6:3 “BEN YAHVE''yim. İbrahim'e, İshak'a ve Yakup'a EL SHADDAİ olarak göründüm, ama onlara kendimi YAHVE ADIYLA tanıtmadım.”
Yaratılış............5:24 Tanrı yolunda yürüdü, sonra ORTADAN KAYBOLDU; çünkü TANRI ONU YANINA ALMIŞTI.
Job...................1:6 Now it fell upon a day, that the SONS OF GOD came to present themselves before the LORD, and SATAN came also among them.
Genesis............6:2 that the SONS OF GOD saw the daughters of men that they were fair; and they took them wives, whomsoever they chose
   
  Markos,"Elohi, Elohi, lema şevaktani" sözüne verdiği "Tanrım, Tanrım beni neden terkettin" sözünü sarfettikten ve kendi yorumunu yaptıktan sonra, halkın duygularına değişik açıdan tercüman oluyor. Halkın "ELOHİM / TANRIM" sözünden ne anladığını ortaya koyuyor. Halkın inanç sisteminin, ilahi boyuttaki taşıdığı yorumunu / açılımını kutsal metin yazarlığının verdiği ustalıkla ifade ediyor. İsa'yı gençliğinden beri tanıyan biri olarak, Havari olarak İsa'nın üzerine yapıştırılan, Tanrı kavramına açıklık getiriyor. Daha doğrusu Tanrının Oğulluğuna giden yolun başlangıç sözlerini bildiriyor.

Markos, halkın duygularına "İsa'ya Tanrım, Tanrım beni neden terkettin" dedirterek tercüman oldu. Çünkü halkta İSA'nın TANRI OLMADIĞINI biliyordu. Neden denirse?
İSA'nın TANRI olduğunu hiç kimse duymamıştı.
İSA'nın ölüm fermanında TANRININ OĞLU iddiasında bulundu" ibaresi de yazmıyordu, yazsaydı, Tanrının Oğlu BABASINI çağırıyor derlerdi.
İlyası çağırıyor diyeceklerine, "BABASI İLYAS'ı çağırıyor" derlerdi.

Markos......15:34 Saat üçte İsa yüksek sesle, «Elohi, Elohi, lema şevaktani» yani, «Tanrım, Tanrım, beni niçin terk ettin?» diye bağırdı.
Markos......15:35 Orada duranlardan bazıları bunu işitince, «Bakın, İlyas'ı çağırıyor» dediler.
Markos......15:36 Aralarından BİRİ koşup bir süngeri ekşi şaraba batırdı, bir kamışın ucuna takarak İsa'ya içirdi. «Dur bakalım, İLYAS GELİP O'nu indirecek mi?» dedi.

Eğer, çarmıha gerilme suçları arasında TANRININ OĞLU olduğu çığırtkanlarca duyrulmuş, ilan edilmiş olsaydı İLYAS'a "TANRI" diyenler, "demek ki İLYAS'ın OĞLU VARMIŞ, İsa'da Oğluymuş" derlerdi.

öLÜM FERMANINDA TANRILIK İDDİASINDA BULUNDU yazıyor olsaydı, halk arasında yayılır ve herkez TANRI OĞLUNUN çarmıha gerilmesini seyre gelirdi."Tanrının Oğlu öldürülebilir mi?" iddiaları başlardı.

Halk kuru kuruya, İsa her "Tanrım" dediğinde, İlyas'ı çağırıyor demezler "Tanrı oğlu öldürülebilir mi?" derlerdi. İLYAS'ı ÇAĞIRIYOR diyeceklerine, "TANRI İLYAS, OĞLUNUN ÖLÜMÜNE göz yumar mı? derlerdi...vb.. Olayın şahidi Markos halkın böyle bir sözünü nakletmediğine göre, İSA'nın ölüm fermanında TANRININ OĞLU olma iddiası demek ki yer almamış. Zaten o devirde de Tanrı ve Tanrılık anlayışının ne olduğu, İLYAS'ın tanrı olarak beklenmesinden belli.

İlyas'ın Tanrı olduğunu onlara kim söyledide YAHUDİLER İLYAS'ı Tanrı olarak kabul eder duruma geldiler? Din önderi ilan edilmiş, inanç sistem kurucuları, birtakım anlatımlarla bunları halkın beyinlerine kazımış. Yaratan Tanrı inancı yerine, yaratılmış ölümlü Tanrı inancı Tapınmalarının bir yerlerini işgal etmiş. Onlara İlyas'ı kim Tanrı olduğuna ikna ettiyse, onların fikir mirascıları olan din önderleride, İSA'nın Tanrının Oğlu olduğuna halkı bir şekilde ikna etmişler.

Daha önce gelmiş ve Tanrı kabulü yapılmış İlyas daveti ile halk bu inancını ortaya koyuyorlar. İsa'yı Tanrı olarak duymamışlar, bilmiyorlar. Doğumunda ki mucizeyi, abartıp efsaneleştireceklerine unutmuşlar bile. Yoksa mucizevi doğumla dünyaya gelmiş biri, ülkenin öbür ucunda bile TANRININ oğlu olarak ilan edilmiş olsaydı, hak ona TANRININ OĞLU muamelesi YAPARDI.

Halk; "TANRI İLYAS, oğlu TANRI İSA'yı öldürüyor" derlerdi.
Halk; "TANRI İLYAS, oğlu TANRI İSA'nın ölümünü seyrediyor" derlerdi.
Halk; "TANRI İLYAS ile oğlu TANRI İSA arasında ne oldu da? BABA İLYAS, oğlu İSA'yı terketti" derlerdi.
Halk; "TANRI İLYAS ONU İNDİRECEK Mİ?" yerine "TANRI İLYAS, OĞLUNU İNDİRECEK Mİ?" derlerdi

Markos......15:36 Aralarından BİRİ koşup bir süngeri ekşi şaraba batırdı, bir kamışın ucuna takarak İsa'ya içirdi. «Dur bakalım, İLYAS GELİP O'nu indirecek mi?» dedi.

İsa mucizevi bir doğumla aleni olarak, herkezin bilgisi dahilinde Dünya'ya geldiği halde hiç kimse ona doğduğu günden itibaren TANRI OĞLU olarak bakmamış ki, halk İSA TANRIM dedikce İLYAS'ı çağırıyor diyor. Eğer, İsa doğduğu andan itibaren TANRININ OĞLU OLARAK tanıtılmış olsaydı, halk mutlaka onu bilir ve ona TANRI saygısı gösterirdi. Ve mutlaka İSA sayesinde, İLYAS'ın Tanrı olmadığını bilmiş olurdu.

İsa gençliğinde de Tanrılık, oğulluk iddiasında bulunmamış ki halk İsa'ya Tanrılık yakıştırması yapmıyor. Zaten tersi olsa YAHUDİLER İSA'yı, yani OĞUL TANRI İSA'yı çarmıha gerebilirler miydi?Halkın Tanrı olarak gördüğü İLYAS'ın oğlunu hangi cesaretle asabilirlerdi? Halk Tanrısının oğlunu kolayca astırır mıydı?

İLYAS'ı tanrı kabul etmiş bir toplumda TANRILIK iddiasında bulunmak, TANRININ OĞLU olmak neden suç olsun ki? Çok fazla Tanrı inancı, YAHUDİLER arasında yer bulmuş ki halkta bu isimleri rahatca telaffuz edebiliyor. Üstelik bu isim, yani TANRI İLYAS ismi ESKİ AHİT'te de hiç geçmiyor. (O gün ellerinde çok farklı kitaplarda olmuş olabilir. "BU-GUNKÜ" kitaplardan FARKLI OLAN, yani Fethullah Gülen'in CENNET vizesi olarak işaret etmediği "O-GÜNKÜ" kitaplarlarda İlyas mevzuu geçmiş olabilir)

Halkın ilyas'ı Tanrı kabul etmesi ve İsa Tanrım derken İlyası bu çağrıya muhatap kılmaları, O-GÜNKÜ TOPLUMDA TANRI KAVRAMININ hangi seviyede olduğunu göstermiyor mu? Tanrılıktan ne anladıkları ortada değil mi?

BirineTanrı unvanı vermek onlar için duyacakları bir iki hikayeye, abartıya bağlı. İlyas onlara Tanrısal bazda bir şeyler verdi de mi? ona tanrı uvanını yapıştırdılar. Hayır, birileri ŞEYH UÇURMA metodunu ÜSTADLAR olarak uygulamış, onlarda İLYAS'I uçurmuşlar. Hala da yanına başka isim ilavesiyle uçurmaya devam etmiyorlar mı? Hiç birşey bulamasalar birbirlerini, TANRISAL KATLARA / YETKİLERE uçuruyorlar.

Tanrı edinmeye daha çarpıcı bir örnekte bizden, içimizden verebiliriz. Tanrı ialan etmenin ilk şartı alt yapıyı oluşturmak, Tanrılar olabileceğinin yollarını yapmak, beyinleri alıştırmak, bilinç altlarına birtakım olabilirlik fikirlerini yerleştirmek. Daha sonrası ise işin kolay kısmı olmalı. Boyut algılama boyutunun ötesi varlıkların ilahiliğine inanan, inandırılmış olan insanlar zamanı geldiğinde işaret edilecek olan ölümlüyü Tanrı, Tanrı Oğlu, Tanrı temsilcisi olarak kabul ediverirler.

   
  Dini yayınlar yapan, din dostuyum diyen bir TV kanalında 3-4 sene önce, kendisini bir nevi yol mühendisi olarak tanıtan, topladığı öğrencilerine dersler veren bir zatı muhterem, progrlamlarının birinde (tarih?) yine öğrenci pozisyonunda bulunan kişilerin sorularını cevaplandırarak programına devam ediyor. Programın bir yerinde, katılımcılardan biri, birden bire "ALLAH, BAŞKA ALLAH YARATIR MI"diye soruyor.

Ben, kendilerini "ALLAH" DOSTU İLAN etmiş bir programda böyle bir sorunun hiçte hoş karşılanmayacağını düşünerek, kemik sesleri, havada uçuşan sandalyeler ve azarlar beklerken, "Yol mühendisiyim, bende İSLAMİ YOLLAR yapıyorum/gösteriyorum" diyen programcı, gayet sakin bir şekilde, (anlaşılan beklediği pası alarak)" EVET" dedi. "ALLAH, İSTERSE BAŞKA ALLAH YARATIR" dedi.Söylediği cümle bu. "ALLAH" Tanrısal gücü olan, İlahi bir takım meziyetleri olan kullar yaratır demiyor.

AÇIKCA ve NET olarak BİRDEN ÇOK "ALLAH" (haşa) vardır / var olabilir / ilerki günlerde ortaya çıkabilir diyor. İnanaç köklerinde yer alan TANRILAR PANTEONU benimsemesinin kendisine verdiği dürtü ile "EVET YARATIR" diyor.
İNANÇLARDA TANRILAR PANTEONU oluşturma çalışmalarının YOLLARINI yapmakla görevli olduğu anlaşılan bu zatı muhterem soruya üzerine basa basa "EVET" diyor.

Havada uçanlar, İHTİSAS sahibi ilan edilmiş "ya! medetciler", Peygamberleri sürekli rüyalarında misafir edenler, meleklerle irtibatlarını sürdürenler, evreni idare edenler, ilhamı vahiy olarak yorumlayanlar, ilahi izinlerle kitaplar yazanlar, cinciliklerini ilahi deyimlerle yaldızlayanlar, vs, vs..yetmezmiş gibi YAHUDİ İNANCININDA temelini oluşturan İLAHLAR KONSEYİ oluşturma yollarını açıyor.

Yahudilerde bol miktarda olan TANRI DEĞİŞTİRMELERİ, TANRININ OĞULLARI, Hristiyanlığın ana teması olan BABA TANRI, OĞUL TANRI, KUTSAL RUH, AZİZLER gibi "İHTİSAS TANRILIK" inancını, Müslümanlık içine yerleştirmenin ZİHİNLERDE temelini atıyor.

Mısır, Yunan, Mezopotamya, Roma, vb dinlerde BAŞ TANRI ve onun altında yer alan diğer tanrılar İNANÇLARINI süslemiyor mu? Onları ŞİRK konumunda tutan "İHTİSAS KONULARINA göre müracaatta bulundukları başka tanrısal güçlerin olduğuna inanmaları değil mi?

"ALLAH başka ALLAH yaratır"(HAŞA) demek İNANÇLARDA TANRILAR PANTEONU fikrini "İMAN" damgası ile DİN içinde temelini atmaktır.

Mesih adı altında piyasaya sürülecek olana ortam oluşturmak olabileceği gibi, dine yön verenlerin ben o yaratılmış olanlarla irtibattayım" deme olanağınıda vermiş olur.

O "EVET'e" inananlar, aynı kanaldan gelecek olan "O EVET ile İŞARETLENEN dediki" türünden her türlü yaklaşıma İNANÇLARINDA yer açmış, o tür yollara başvuracak olanlara da yeşil ışık yakmış olur.

Cemaat liderleri tarafından İSA TANRI dendiğinde, hiç itiraz eden olabilir mi? Yada bir başkası TANRININ YARATTIĞI, TANRI olarak işaret edildiğinde, "kurtulduk" nidalarıyla dört elle DECCALE sarılmayacaklar mı? Meğerse yol mühendisiyim derken, ŞEYTANİ yolları yapmayı kast ediyormuş.

"Ama" dedi "bu lokomotifle arkasından çektiği vagonun benzerliği gibidir, kendisi gibi olmaz" dedi (1 vardır, 2 diye birşey yoktur, -2- ,..-1- gölgesidir demek gibi.--SİMETRİK TEK ve BİRİCİK gibi-- "bir ben varım, birde O.O benim" demek gibi )

ALLAH asla başka bir ALLAH yaratmaz.Allah, kendisine eş olacak,delil teşkil edecek bir Tanrı yaratmaz.YARATACAĞINI SÖYLEYEN, YARATTIĞINI İDDİA EDEN ALLAH'IN BÖLÜNDÜĞÜNÜ KABUL ETMİŞ OLUR.Soru bile yaratma üzerine kurulu.Yaratılan hiç TANRI olabilir mi?

"OL" DİYEREK YARATTIĞI HERŞEY ONUN KULUDUR. "ALLAH" İHTİYAÇSIZDIR. YARATILAN İSE HERAN "ALLAH'A" MUHTAÇTIR. İhtiyacı olan TANRI olabilir mi? İhtiyacı olan TANRI inancına sahip olanlar YAHUDİ ve HIRİSTİYAN TANRI İNANCINDA işaret edilen İNSANLARDAN BUHUR, KONUT isteyen TANRILARININ dümen suyuna girmiş olanlardır.

Yaratılmış olduğu kesinlikle bilinen ama kendisi BİZZAT İNSANLAR TARAFINDAN GÖNÜLLERİNDEKİ BOŞLUKLARI doldurabilmek için, YÜREKLERİNDEKİ "ALLAH" korkusunu azaltabilmek için, "SEN TANRIMIZ OL" denilerek atanmış varlıklardır. Tanrılarının, yaratılmış olduğundan / olduklarından o kadar eminler ki; kitaplarını bile "sen Tanrımız ol" diyenler yazmış. Atadıkları Tanrının hafızası olmadığını bildikleri için de, "biz sendeniz" anlamına gelen işaretler ve semboller taşıyorlar. Bakrsın CİN-MİN çarpar ne olur ne olmaz.

YARATILMIŞ TANRILAR dedikleri; Hesap gününden kurtulabilme HAYALLERİNİ İNANILIR hale getirme İÇ GÜDÜLERİNİN ÜRÜNLERİDİR. Dirilme gününe kadar süre isteyen ve o gün yapacağı hareketle HESAP GÜNÜNDEN kurtulmayı hayal eden, ŞEYTANIN ELİNİ GÜÇLENDİRME çalışmalarıdır. ŞEYTAN birliklerine yaldızlanmış (Deccaliye) alt yapı oluşturma gayretleridir.

YARATILMIŞ VARLIKLARLA YAPILAN İTTİFAKLARIN ÜRÜNÜ OLAN ATANMIŞLARDIR. Özetle;; GÖNÜLLERE İÇİRİLMİŞ olan, GÖĞÜSLERDE BESLENEN BUZAĞILARDIR. Onun sözcülüğüne soyunanlar, çağrılarda bulunanlarda BUZAĞININ sesidir. BUZAĞININ TELLALLERİDİR.

Beyinlerine, görü ötesi denilen boyutta uçan ve kaçan varlıklar işlenmiş olanlar için, ilahi güçlere sahip olan ZAT-I MUHTEREMLER bol sayıda mevcut. Eğer öyle olmasa YA! MEDET..." diye feryadı figan edip, efendileri olarak bellediklerinin kendilerini kurtarmasını beklerler miydi?. Yaratılmış kuldan medet umanlar için zaten TANRISALLIK boyutunda sayısız varlık etrafta cirit atıyor.

Eğer "ALLAH" izni olmadan, hatta emri olmadan birşeylerin, tayin edilmeden önce, güçlendirilen, misyon sahibi yapılan, görevlendirilen bol unvanlar verilen YARATILMIŞLARIN birşeyleri yapabileceğine inanılıyorsa, zaten imani duygular eş koşma boyutunda seyrediyor demektir. Yok eğer yaldızlama olsun gönüllere teselli olsun diye, "onlar sadece vesile oluyorlar" deniliyorsa, o zamanda şirk yolları civarında işiniz ne? DOĞRUDAN DOĞRUYA HERŞEYİ İŞİTEN ve "OL" DİYENDEN isteyin. Yeni makamlar oluşturarak dolaylı güçler imal ederek kendinizi neden ateşli yolların kenarında tutuyorsunuz.

"ALLAH" kendisine ortak koşulmaya yol açacak en ufak bir delili var eder mi?
Öyle bir sanıya dahi ruhsat veriri mi?
Kitaplarında şirk koşmaya yol açacak en ufak bir "İMA" dahi geçebilir mi?

Anlatılan, hikaye edilen örneklerle makamlar verilen şahsiyetler, varlıklar bizlerin kabullerine göre, ne kadar üst olurlarsa olsunlar, inanılmaz mucizelerle donatılma hikayeleriyle donatılmışta olsalar, unutulmaması gereken husus, herşey "ALLAH'ın"belirlediği ölçüler içinde yarattıklarıdır.

Örneğin, Bizler, yapı ve yaratılış olarak çok üstün olduğumuz MİKRO ORGANİZMALARIN TANRISI konumunda mıyız ki? O gönüllerinde yatan YARATILAN DA YARDIMCI TANRI SAYILSIN. O gözle görülmeyen mikro organizma erişilmez gibi görülen o eşsiz vucuda girip onu devirebiliyor.Tıpkı eş tuttukları, yardımcı Tanrılarının Çarmıhta öldüğünü kabul etmeleri gibi..Tıpkı, ALLAH'ın NURU'NU SÖNDÜREBİLECEĞİNİ SANAN ve bunu bekleyen ZAVALLILAR GİBİ.

Lokomotif, vagon benzetmeleri ile, işaret ettiklerine TANRISAL güçler atfedebilmek gayesini güdüyorlar.Varlık birliğine giden yollarını oluşturan görüşlerine ait fikirlerine beyinleri alıştırmak gayesi ile bu soruları oluşturup, bu yorumları yapıyorlar. En azından soru işareti olarak beyinlerde yer edinmesi için. Parmak şıklatıldığında "işte bu o" denilebilmesi için.

Savunma daha doğrusu ortaya atıkları temel öğretiyi yenilir hale kabul edilebilir hale getirmek için törpüleme görüşleri, ŞİRKİ yaldızlama görüşleri şöyle; "Yaratır ama eşitlikten doğan 2. konumunda olabilirler, onun gölgesi olabilirler, simetriği olabilirler". Bu ve bunun gibi kamuflaj sözleriyle AÇTIKLARI ve İLERLEDİKLERİ YOLLARINI düzgün gösteriyorlar, kendilerini gizliyorlar.

Sorulan sorular ve yapılan yorumlar sonucu bu tür çıkarımlara veya saptamalara alıştırılan düşünmeyen beyinler, mankurtlaştırılmış beyinler, İSA TANRININ OĞLUDUR, BABA TANRININ BİRİCİK OĞLUDUR tezlerini duyduklarında hiçte yadırgamazlar. ZOMBİ bir yaşam süren, kendisine uzatılan her şeyi sorgusuz sualsiz kabul etmeden önce sadece gönderenin adresine bakan yapı içinde yetiştirilenler İŞARET EDİLENİ neden yadırgasınlar.

En iyi örneklerden biride İSA'yı TANRI olarak kabul ettirme aşamalarının zirvesi sayılabilen İSEVİ-MÜSLÜMAN DİN oluşumu. "ALLAH" başka "ALLAH" yaratır (HAŞA) felsefesinin ürünü olanların, ÇOK BÜYÜK BİR OLUŞUMA adım atmış, İMAN YOLUNDA BÜYÜK HİZMETLERE imza atmış edası içinde, ŞEYTANIN kucağına itildikleri adres İSEVİ-MÜSLÜMANLIK. İsevi-Müslümanlık adı altında "ALLAH" seçtiği ve kemale erdirdim dediği MÜSLÜMANLIĞI yıkmak için, uydurulmuş rakip bir unvan.
   
  "KUR'AN'I KERİM'İ" YOK SAYARAK VERİLEN CENNETLİKLER FETVASINA NAİL OLAN "BUGÜNKÜ CENNETLİKLER" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  İsevi-Müslümanlığı KABUL EDECEK, bir şahsiyet, sanki, Müslüman iken Hz.İsa'yı dışlıyormuşta, İsevi-Müslüman olduğunda kabullenmiş gibi. Hayır esas amaç İsa'nın TANRILIĞININ KABULÜNÜ yaptırarak, BİR'de BİR'liği kuvvetlendirebilmek. "Allah'ı" nitelenebilir, başedilebilir olduğunu sandırmak. Tıpkı Cennetlik fetvası verdikleri Ahit kitaplarında tasvir edilen benimsenmiş Tanrılar kıvamında. Görü ötesinde bir çok yaratılmış ama Tanrı kuvvetinde varlıkların hüküm sürüdğünü beyinlere işlemek.

"ALLAH'ın", yerine kendilerini karar mekanizması seviyesine atayıp ve bu Tanrısallık makamını, cemaatlerine de / çevrelerine de kabul ettirmiş olanların, saptadıkları kararlarla oluşturulmuş din sistemleri hangi yollara hizmet ediyor olabilir?

Aynı kanalın bir başka programında, Abilerinden biri, stüdyodaki kameraları işaret ederek "ALLAH'ın, da böyle kameraları var tabii daha gelişmiş" diyor. "ALLAH", kavramaları bu boyutta olanların,iman konusundaki vaazları ne kadar doğrular barındırabilir ki? "ALLAH", ZAMANDAN ve MEKANDAN MÜNEZZEHTİR dediklerinde, esasında bu söylediklerine hiçte inanmadıklarını ortaya koyuyorlar.
   
  Hıristiyanlıktaki TANRININ OĞLU konusuna dönersek: Eğer, kutsal metin yazarları, yazarların akıl hocası Pavlus, kilise babaları ve Hıristiyanlık denen din sisteminin kurucuları; gerçek anlamda, İsa'nın Tanrı'nın oğlu olduğuna (onların deyimiyle) Kutsal Ruh'tan, yani kutsal üçü-birliğin üçüncüsünden, insani baba müdahelesi olmadan hamile kalan bir anneden doğduğuna inansalardı, ÖLÜMLÜ İNSAN SOYUNA İsa'ya yapıştırabilirler miydi?

HATTA BU YAKIŞTIRMAYI, ERKEK SPERMİ OLMADAN İSA'NIN DOĞDUĞUNA İNANSALARDI YİNE YAPMAZLARDI.
Çünkü sıraladıkları soy, İSA'yla hiçbir BİYOLOJİK, GENETİK bağı olmayan MARANGOZ YUSUF'a ait olan bir secere.

Tanrıyı, daha sonra kitaplarını ve ismini alarak göz ardı ettikleri YEHVE isteği doğrultusunda sünnet ettirebilirler miydi? Sünnet olayının Yahve ve Yahudi geleneklerine göre yapıldığını YAZARLAR MIYDI? İsa'ya GÖREVE BAŞLADIKTAN SONRA bile; Havralar için BABAMIN EVİ dedirttiler miydi? ..vb..

Sıraladıkları soy kutsalsa, YUSUF'un SOYU KUTSALDIR.
İSA'nın, İNSANİ BAZDA tayin ettikleri KUTSAL SECEREDEN olabilmesi için MERYEM'in SOYU onların anlayışına göre, KUTSAL OLMALI.
Ama Luka'da, Matta'da MARANGOZ YUSUF'a KADAR OLAN ve hiç MERYEM ile AİLESİNE yer vermedikleri MARANGOZ YUSUF'un SOYUNU sıralamışlar.

TANRI'nın İNSANDAN KUTSAL SOYU OLABİLİR Mİ?
TANRIDAN DAHA KUTSAL NE OLABİLİR?
İSA'nın TANRI OLDUĞUNA İNANILSAYDI dışladıkları YAHVE'nin sözlerini gerçekleştireceğiz diye kutsal secerelerle uğraşmazlardı.
Çünkü; artık İSA'nın BULUNDUĞU SOY KUTSAL olurdu..MARANGOZ YUSUF'un soyu değil. Herkez kendi seceresini İSA'nın seceresine bağlamaya çalışırdı.
Kutsal metin yazarlarıda Meryem'in ve ailesinin yer aldığı secereler yazarlardı.

Hem; KUTSAL SECERELİ MARANGOZ YUSUF'un OĞLU,
Hem; TANRININ OĞLU,

Kutsal metin yazarlarına göre; Yaşayan ve göğe alınan, anası ve babası olan, Tanrı yolunda yürüyen, Tanrısal meziyetleri olan El-Shaddai tarzında / anlayışında TANRININ oğlu,
Sonradan gelenler DİN YAPIMCILARINA göreyse; insan soyuda kitaplara işlendiği için mecburan kabul edilen ama TANRI gibi TANRI. Gökleri yerlerin yaratılışında olan TANRI.

Yapıştırılan, kutsal damgalı insani genlere haiz, üstelik defalarca kesintiye uğramış, içinde babalarının kim olduğu (ırk, miilet ve din olarak) belli olmayan insanların bulunduğu isim listesini , baba tanrı ile aynı özden, babanın sağında oturan, herşeye egemen, kutsalların kutsalı, kralların kralı, Rablerin Rabbi dedikleri tanrının ta kendisi dedikleri kurtuluş ümitlerini bağladıkları Oğul Tanrıya, yaratılmış olan (belki de (oğul tanrı tarfından yaratılmış olan. yer ve göklerin yaratılışında isa vardı diyorlar) insani soyunu kutsallığı yok eder düşüncesiyle yakıştırabilirler miydi?

Eğer, kutsal metin yazarları, Tanrı oğlu dedikleri isa'nın, diğer güneşin oğlu gibi tanımlarla işaret edilenlerden olmadığını düşünselerdi; ona soy sop icad etmeye yeltenirler miydi?

Tanrının oğlu olup, baba tanrının "sözü" olanı, kutsal ilan etmek için yaratılmış insanların soylarını kutsamaya kalkarlar mıydı?

Kutsal ruh'tan hamile kaldığını söyleyenler hangi mantıksızlığa dayanarak İsa'ya kutsal soy adı altında marangoz Yusuf'un seceresini uyduruyorlar.
Kutsal soydan, babasız, insan spermi, spermin taşıdığı taransfer genleri olmadan doğdu denilenin, insani kutsal soyu olabilir mi?

On iki yıl arayla iki İsa'nın doğum hikayesini yazan kutsal metin yazarları, kulaktan dolma bilgilere ilave olsu diye Meryem'in nışanladığını da eklemişler.Çünkü, Kutsal metin yazarları efsanelerden halk konuşmalrından duydukları İSA'NIN babasız insan doğacağına inanmıyorlar / inanmamışlar. Babasız doğuma inanmayanlar, duydukları ve hangi yılda doğduğunu bile bilmedikleri, İSA'ya nasıl olurda TANRININ OĞLU tanımını bugünkü kullanıldığı halde yakıştırırlar. Tanrının oğlu geleneklerinde var olan bir deyim. Anlatamadıkları, saçmaladıklarında sığındıkları en iyi limanlardan biri Tanrının oğlu deyimi. Havada uçan va kaçanlar gibi.

Kendilerine duydukları hikayeler, rivayetler içinden karekterler benimseyen ve "işte ben oyum" diye kutsal metinleri yazanlar, İSA'nın hiçbir zaman BABASIZ doğduğuna inanmamışlar ki, ona gerçek anlamda tanrı gözüyle bakmış olsunlar da TANRININ OĞLU desinler.

Anlatılan hikayeler gereği, "kralda çıplak" dememişler ama İSA'YA BİÇTİKLERİ ve kutsal ilan ettikleri BABA MARANGOZ YUSUF seceresi yazmakla da, gerçek niyetlerini ŞERH OLARAK düşmeyi de ihmal etmemişler. Diğer kutsal Metin yazarlarıda aynı düşünceye sahip olduklarını, hepsi bir arada olmalarına rağmen ses çıkarmamakla göstermişler. Yani; ŞERH'e onay vermişler.

   
  MESİH'İ DAVUT SOYUNDAN BEKLİYORLAR ama İSA İÇİN VERDİKLERİ SECERE DAVUT'A ULAŞIYOR MU?
   
 
   
  Yahudilerin ve Hıristiyanların kutsal kitapları olarak ilan ettikleri, "her harfi Tanrıdan'dır" damgasını vurdukları, Eski Ahit'in yanlışlığını bulan LUKA, TANRI'nın Eski Ahit'te yaptığı hatayı düzeltmiş. Arpaksat'ın oğlunun, ŞELAH değil KENAN olduğunu kitabına işlemiş. Yani Şelah, Arpakşat'ın oğlu değil torunu imiş. Bu gerçeği açıklayan LUKA, esasında kitapların yanlışlarla dolu olduğunu da ilan etmiş.

Bir başka "her harfi Tanrıdan" denilen kitaplar külliyesi olan, Yeni Ahit'te, bu tespitinin kayıt altına alınmasıyla da, düzeltmenin bu günlere taşınmasına sebep olmuş. "Her harfi Tanrıdan" denilen kitapta, "her harfi Tanrıdan" denilecek kitabın yazalarından olan Luka, düzeltme yapıyor.Tanrı kim? Kutsal kitap ne? Luka kim? Tanrı sözü ne? Tanrı sözünü hiçe sayan, Tanrı sözü yazarı.

Bütün secereleri kökten YOK SAYDIRACAK olan bu farklılığa rağmen, hala soy secereleri yapıp bunlar "Tanrıdandır" diyorlar. 13 göbekteki bu değişiklik her secereyi altüst eder.

Ham'ın oğlunu, Ham'ın yeğeni Arpakşat'ın oğlu yapıvermişler. Başka bir deyişle; Kenan, kuzeni Arpakşat'ın oğlu oluvermiş.Böylece o kutsal dedikleri soy, lanetli KENAN SOYUNDAN meydana gelivermiş.

LUKA kitabında ismi geçen KENAN, Eski ahit'e göre, NUH'a tecavüz eden HAM'ın oğlu. Eski Ahitte böyle geçiyor. Kenan diyarının lanetlenmeside o nedendir. Tecavüz olayı hoşuna gitmiş olmalı ki, LUKA unutturulmak istenen tecavüzcü KENAN'I, OĞUL TANRININ çok-çok büyük dedesi konumuna getirmiş. Laneti Kenan'dan, secere alan Oğul Tanrı.
   
  Tekvin/Yaradılıs...9/18 Gemiden çıkan Nuh'un oğulları Sam, Ham ve Yafet idi. Ham KENAN'ın babasıydı.
Tekvin/Yaradılıs...9/19 Nuh'un üç oğlu bunlardı. Yeryüzüne yayılan bütün insanlar onlardan türedi.
Tekvin/Yaradılıs...9/20 Nuh çiftçiydi, ilk bağı o dikti.
Tekvin/Yaradılıs...9/21 Şarap içip sarhoş oldu, çadırının içinde çırılçıplak uzandı.
Tekvin/Yaradılıs...9/22 KENAN'ın babası olan Ham babasının çıplak olduğunu görünce dışarı çıkıp iki kardeşine anlattı.
Tekvin/Yaradılıs...9/23 Sam'la Yafet bir giysi alıp omuzlarına attılar, geri geri yürüyerek çıplak babalarını örttüler. Çıplak babalarını görmemek için yüzlerini öbür yana çevirdiler.
Tekvin/Yaradılıs...9/24 Nuh ayıldığında KÜÇÜK OĞLUNUN ne yaptığını anladı
Tekvin/Yaradılıs...9/25 ve şöyle dedi:"KENAN'a LANET olsun, Köleler kölesi olsun kardeşlerine.
   
  ESKİ ve YENİ AHİT'te PEYGAMBERLERE BAKIŞ AÇILARINI ve ONLARA YAKIŞTIRILAN ENSEST İLİŞKİLERE AİT ÖRNEKLERE BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  Her ikisi de kendilerinin kutsal kitapları olan, Tanrı sözü kitap dediklerini bir kitapla, diğer Tanrı sözü dedikleri kitabı yalanlıyorlar ve her ikisini de, "her harfine kadar Tarıdan gelmiştir" diye din sistemleri içinde kullanıyorlar. Üstelik orada yazanlardan kehanet çıkarmaya ve kurtuluşları için gün saymaya çalışıyorlar.

KUTSAL DEDİKLERİ KİTAPTA İKİ AYRI İFADE. Biri "yok" derse, diğeri "var" diyebiliyor. İkiside "bizim" dedikleri, "Tanrıdan geldi" dedikleri kitaplarda. Her ikisi Tanrıdansa ve her ikiside Tanrıdan dedikleri kitaplardaysa, Tanrı'da yanılmayacağına göre; bu durumda bunların şimdi birden fazla Tanrı diye edindikleri olguları mı oluyor?

Elçilerin İşleri.....26/16 `Haydi, ayağa kalk. Seni hizmetimde görevlendirmek için sana göründüm. Hem gördüklerine, hem de kendimle ilgili sana göstereceklerime tanıklık edeceksin.

Gördükleri ne idi? Ve neye tanıklık etme amacı ile bu metinleri kaleme aldıla? .Sürekli vaadler içeren metinlerle insanları peşlerine takıp nereye götürüyorlar?

2 Petrus(21 Peter).....3/15 Sevgili kardeşimiz Pavlus'un da kendisine verilmiş olan bilgelikle size yazdığı gibi, Rabbimizin sabrını kurtuluş fırsatı sayın.

Hayallerin elbette ispatı yok. Sadece "gördüm" diyenlerin sözlerine dayanan vaadlerle, insanları kendilerine bağlı hale getirdiler. İnsanları müjde, kurtuluş her günahın affı ve sonsuz yaşam vaadlerinin arkasına takarak karanlık bir meçhule doğru yol alıyorlar.

Eyüp....11:6 Bilgeliğin sırlarını bildirse! Çünkü bilgelik çok yönlüdür. Bil ki, Tanrı günahlarından bazılarını unuttu bile.

Affetmeye gerek kalmadan Günahları unutan Tanrı anlayışıda her ölümlünün arayıpta bulamadığı bir özellik olsa gerek. Kutsal metin yazarı, "Tanrı affeder" demiyor. Tanrı olarak benimsenenin unutkanlığından, hafızasının zayıflığından o kadar eminki, "TANRI UNUTTU BİLE" diyor. Sonra eli hiç titremeden, yüreği hiç ürpermeden "her sözü tanrıdandır" ismini verdikleri kitaplara bu ifadeleri yazabiliyor.

Secere, tarih, ifadeler arasındaki farklar ve toplamlarla ilgili çelişkiler, maddesel fark olduğu için, tespit edilebiliyor.Dolaysıyla ispatlanabiliyor. Ya! imanla ilgili maddelerdeki yanlışlıklar nasıl tespit edilebilir.
   
   
  ESKİ AHİT, YARATILIŞ KİTABINA GÖRE LİSTE ŞÖYLE:

Yaratılış..5/3 Adem yüz otuz yaşındayken kendi suretinde, kendisine benzer bir oğlu oldu. Ona Şit adını verdi.
Yaratılış..5/6 Şit yüz beş yaşındayken oğlu Enoş doğdu.
Yaratılış..5/9 Enoş doksan yaşındayken oğlu Kenan doğdu.
Yaratılış..5/12 Kenan yetmiş yaşındayken oğlu Mahalalel doğdu.
Yaratılış..5/15 Mahalalel altmış beş yaşındayken oğlu Yeret doğdu.
Yaratılış..5/18 Yeret yüz altmış iki yaşındayken oğlu Hanok doğdu.
Yaratılış..5/21 Hanok altmış beş yaşındayken oğlu Metuşelah doğdu.
Yaratılış..5/25 Metuşelah yüz seksen yedi yaşındayken oğlu Lemek doğdu.
Yaratılış..5/28 Lemek yüz seksen iki yaşındayken bir oğlu oldu.
Yaratılış..5/32 Nuh beş yüz yıl yaşadıktan sonra Sam, Ham ve Yafet adlı oğulları doğdu.
Yaratılış..11/10 Sam'ın soyunun öyküsü: Tufandan iki yıl sonra Sam yüz yaşındayken oğlu Arpakşat doğdu.
Yaratılış..11/12 Arpakşat otuz beş yaşındayken oğlu Şelah doğdu.
Yaratılış..11/14 Şelah otuz yaşındayken oğlu Ever doğdu.
Yaratılış..11/16 Ever otuz dört yaşındayken oğlu Peleg doğdu.
Yaratılış..11/18 Peleg otuz yaşındayken oğlu Reu doğdu.
Yaratılış..11/20 Reu otuz iki yaşındayken oğlu Serug doğdu.
Yaratılış..11/22 Serug otuz yaşındayken oğlu Nahor doğdu.
Yaratılış..11/24 Nahor yirmi dokuz yaşındayken oğlu Terah doğdu.
Yaratılış..11/26 Yetmiş yaşından sonra Terah'ın Avram, Nahor ve Haran adlı oğulları oldu.
   
  YENİ AHİT, LUKA KİTABINA GÖRE LİSTE ŞÖYLE: secere, her maddenin sağından başlayıp sola doğru gidiyor (secere, cümle sonundan başlayıp cümle başına doğru yazılmış)

Luka..3/38 Enoş oğlu, Şit oğlu, Âdem oğlu, Tanrı Oğluydu.
Luka..3/37 Metuşelah oğlu, Hanok oğlu, Yaret oğlu, Mahalalel oğlu, Kenan oğlu,
Luka..3/36 Kenan oğlu, Arfakşat oğlu, Sam oğlu, Nuh oğlu, Lamek oğlu,
Luka..3/35 Seruk oğlu, Reyu oğlu, Pelek oğlu, Eber oğlu, Şalah oğlu,
Luka..3/34 Yakup oğlu, İshak oğlu, İbrahim oğlu, Terah oğlu, Nahor oğlu,
   
  DİĞER KİTAPLAR BU SECERE İŞİNE PEK BULAŞMAMIŞ. "Bulaşmamış" diyorum çünkü, yazının ilerleyen bölümünde "bulaşmamış" sözüne hak vereceksiniz.Çok netameli bir iş. Çelişkilerle dolu ifadeler içinde çalışma gerekiyor ve elbette bazı dallar sonuçsuz / cevapsız kalıyor.Matta'da kitabında sadece ibrahimden sonrasını işlemiş

Eski Ahit kutsal metin yazarlarının bile karıştırdıkları secere işine bulaşırda, "esinlemelerde bulundum" diye ortaya çıkar. Nasıl olsa sonunda hata yapacağı kesin olan bir işe, insan bulaşır mı? Üzerinde çalıştığı kaynak çelişkiler içeriyorsa, belli noktalardan sonra takip edebileceği ifadeyi nasıl seçebilir? Seçiminin %100 doğru olduğunu nasıl iddia edebilir?
   
  İŞTE BİR ÇELİŞKİLİ DURUM DAHA. Tanrı sözü kitaplarda sürekli düzeltmeler yapıyorlar? Eski Ahitten akıllarında kalanlarla. O tarihte olan yazılara ve bilgilere dayanarak bu listeleri yağmış olabilirler. Sonrada "Tanrı bizi esinlendirdi" diye yayınlamış olabilirler.Hemde ne düzeltmeler. Başka ataları dolaşacaklar ama Oğul Tanrı İsa'da buluşacaklar.

Şu anda KENAN seçimi ile zaten aynı isimleri birlikte tekrarlamaları çok anlamsız.Çünkü "ata"/ kök karıştı bir-kere. Sonra gelecek nesiller aynı soya nasıl oturtulabilir. Ama onlar oturturlar onlar TANRI ADINA kitaplar yazdıklarına göre bunuda bir şekilde hallederler, üzerini örtebildikleri kadar örterler, müjdeler, kurtarıcılar ile de yaldızlayıp işlerini yürütürler.

"TANRIM" DEDİĞİNİ, TANRI OLARAK TAPTIĞINI, KALEMİ ELİNE ALIR ALMAZ YALANCI ÇIKARTAN, "BENİM SÖZLERİME GÜVENİN, BEN TANRIDAN ESİNLENİYORUM" DİYEN KUTSAL METİN YAZARININ, "TANRI OLARAK İŞARET ETTİKLERİNİ" YALANCI İLAN EDEN İFADELERİ..
   
 
   
  TANRI; "AMMİNADAV ve NAHŞON KARDEŞTİR" dedi.
MATTA; "HAYIR! AMMİNADAV BABA, NAHŞON'DA ONUN OĞLUDUR" dedi.

TANRI; "AMMİNADAV ve NAHŞON RAM'IN ÇOCUKLARIDIR" dedi.
MATTA; "HAYIR! AMMİNADAV RAM'IN ÇOCUĞUDUR ama NAHŞON'DA AMMİNADAV ÇOCUĞUDUR" dedi.

TANRI; "AMMİNADAV, SALMA'NIN AMCASIDIR" dedi.
MATTA; "HAYIR! AMMİNADAV SALMA'NIN DEDESİDİR" dedi.

TANRI; "NAHŞON'UN DEDESİ HESRON'DUR" dedi.
MATTA; "HAYIR! NAHŞON'UN DEDESİ RAM'DIR" dedi.

TANRI; BELKİ! "BEN TANRIYIM, BEN NE DERSEM O OLUR, BENİM DEDİĞİM DOĞRUDUR SEN SADECE BİR KULSUN" DEDİ ama TANRININ DEDİKLERİ HAVADA KALDI.
MATTA; "SEN TANRI İLAN EDİLMİŞ OLABİLİRSİN ama SANA KAREKTER VEREN, CANLILIK KAZANDIRAN BENİM, BENİM DEDİĞİM OLACAK" DEDİ ve MATTA'NIN YAZDIKLARI KİTAPLARDA "TANRI SÖZÜ" OLARAK KALDI.
   
  Görüldüğü gibi,"TANRIM" diyorlar, ama "TANRIM" dediklerinin SÖZLERİNİ DE SÜREKLİ YALANLIYORLAR.
"HER HARFİ TANRIDANDIR"diye TEMİNATLAR VERİYORLAR ama KİTAPLARI İLK FIRSATTA YALAN-YANLIŞ İFADELERLE DOLU OLDUĞUNU DA İLAN EDİVERİYORLAR.
KİTAPLARIN SAHİBİ OLARAK GÖSTERDİKLERİNE ve KİTAPLARA OLAN GÜVENİ AZALTAN BU DAVRANIŞLARIYLA İNANÇLARIN İÇİNİ BOŞALTARAK TOPLULUKLARI İSTEDİKLERİ GİBİ YÖNLENDİREBİLİYORLAR.

Her harfi tanrıdan dedikleri kitapları bile yalanlamaktan çekinmeyanler sayesinde, o kitaplara bağlı olanlar, içrahatlığı ile her iki akrabağlık bağları için yemin edebilirler. Yalan yere yemin etmeye ruhsat, kutsal metin yazarları tarafından TANRI adı kullanarak sağlanmış. Ruhsat kullanımı, din sistemi içinde kişilerin keyiflerine bırakımış halde.

Tanrıya davet eden bir kutsal metin yazarı düşünün ki;
Oğul Tanrı olarak nitelendirdiği için "kitap getirmedi, babasının VERDİĞİ ESKİ AHİT'E bağlı kalıp, BABA'SININ TAPINAĞI SİNAGOG'a / Havralara gitti oralarda dersler verdi" diyor.
Tapınaklarda, İsrail Tanrısına, yani "YAŞAYAN TANRIYA TAPTI"diyor.
Matta..........23:21 Tapınak üzerine ant içen de hem tapınak, hem de tapınakta yaşayan Tanrı üzerine ant içmiş olur.
Matta..........21:13 Onlara şöyle dedi: «`BENİM EVİME dua evi denecek' diye YAZILMIŞTIR. Ama siz burayı haydut inine çevirdiniz!»

Eski Ahiti'de Yahvenin Sina'da Moşe'ye verdiğini, her harfinin Baba Tanrı'dan yada İsrail tanrısından olduğunu kabul ediyor.
Yuhanna......2:16 Güvercin satanlara, «Bunları buradan kaldırın, BABAMIN EVİNİ pazar yerine çevirmeyin!» dedi.
   
  YAHVE KİM? İSA'NIN "BABAM" DEDİĞİ YAHVE'YE NE OLDU? KONULARININ İŞLENDİĞİ "İSA YAHVE Mİ? " SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  Sonra, "her harfi TANRI SÖZÜ" dediği kitapları yalanlayan ifadeleri yazıyor. Sıkılmadan "benim yazdıklarım Tanrı sözüdür" derken, "her harfi Tanrı'dandır dediği diğer kitabı yalanladığını görmemezliğe geliyor. Umursamıyor. Üstelik karşı fikirler içinde suçlamaları hazır. (Herhalde? kendi yazdığı bu ifade için, kendi başından, kendi davranışlarından pay biçmiş olmalı.) Matta'nın, karşı yalanlamalar için, doğruları gösterecek olanlar için, çelişkilerini yüzüne vuracaklar için savunma ifadesi şöyle.

Matta.............23:28 Dıştan insanlara doğru kişilermiş gibi görünürsünüz, ama içte ikiyüzlülük ve kötülükle dolusunuz.

Hatırlayın Petrus'ta şöyle demişti..
2 Petrus ........1:20 Öncelikle şunu bilin ki, KUTSAL YAZILARDA bulunan hiçbir peygamberlik sözü kimsenin özel yorumu değildir.
2 Petrus ........1:21 Çünkü hiçbir peygamberlik sözü İNSANIN İSTEĞİNDEN kaynaklanmadı. İnsanlar KUTSAL RUH tarafından yöneltilerek Tanrı'nın sözlerini ilettiler.

MATTA, BU DAVRANIŞI İLE ADETA:
"BEN TANRIDAN DAHA İYİ BİLİRİM" DİYOR.
"OĞUL TANRI SAĞLIĞINDA BİZE BU YANLIŞI SÖYLEDİ" DEMİYOR. "OĞUL TANRI, O KİTAPLARDA BULUNANI TEBLİĞ ETTİ" DİYOR.
"HER HARFİ TANRIDANDIR" DİYOR. AMA SONRA O İFADELERİ YALANLAYARAK, TANRI OLARAK BENİMSEDİĞİNİ BİLGİSİZ İLAN EDİP, KİTAPLAR HAKKINDA ŞÜPHE UYANDIRIYOR.

BABA TANRININ verdiği, OĞUL TANRI'nın tebiliğlerini yaptığı kitaba yanlış damagası vurmak, OĞUL TANRI sevgisinin, BABA TANRI saygısının neresi ile bağdaşır? Tanrı algısını, buhur yakılan, yakmalık sunular sunulan bir olgu olarak bilinçlerine yerleştirmiş olanların, düşüncelerinde Pagan Tanrılarını inançlarının izler taşıyanların, yazdıklarından daha ne beklenir.?

Onların mektuplar halinde "bende biliyorum" tarzında, vaaz kıvamında, haber niteliğinde yazdıkları, "mış ve miş" anlatımlarıyla dolu çelişkiler yumağı metinleri, sırf "atalarımız kutsal damgası vurmuş" diye, Ahiret yaşamlarına kurtuluş kapısı olarak görmelerine ne denir? Yazının ilerleyen kismında görüleceği gibi, maddesel hataları yapanların, hatalarıda TANRI'ya yükleyenlerin, hayalleri içeren vaadlerinden hangisi doğru olabilir?

TANRI HİÇ; HATA YAPAR MI?
TANRI HİÇ; YANILI MI?
TANRI HİÇ; UNUTUR MU?
TANRI HİÇ; SÖZLERİNİ YALANLAYANLARA VAHİY VERİR Mİ?
TANRI HİÇ; SÖZLERİNİN YANLIŞ KALMASINA İZİN VERİR Mİ?
TANRI HİÇ; SÖZLERİNİ YANLIŞ NAKLEDENLERİN YAZDIKLARINA KUTSAL KİTAP DAMGASI VURUR MU?
TANRI HİÇ; KANDİSİNE OLAN GÜVENİ SARSANLARIN ÜZERİNE KUTSAL RUH'U GÖNDERİRİ Mİ?
TANRI HİÇ KİTAPLARINA VE KENDİSİNE OLAN GÜVENİ SARSANLARI, KURTULUŞA GÖTÜRÜR MÜ?
ASLA GÖTÜRMEZ.

YOK HALA ELLERİNİZDEKİ METİNLERE DAYANARAK "GÖTÜRÜR" DİYORSANIZ, SÜREKLİ HATA YAPAN, HAFIZASI ZAYIF, UNUTAN TANRININ HANGİ SÖZÜNE GÜVENEREK, HAYALLER KURUYORSUNUZ.

O SÖZLERİ VERENİN, O SÖZLERİ SÖYLERKEN SALLAMADIĞINI, ATIP TUTMADIĞINI, 3300 senedir (Çöl macerası sırasında, şu dağın arkasında bal ve süt nehirli ülkeler var, önden Meleklerimi gönderdim dediği -vahiylerden aklında kalanı Dünya üzerine yorumlamış-) BULAMADIĞI BAL VE SÜT AKAN NEHİRLER KONUSUNDA YANILMADIĞINA NASIL EMİN OLABİLİYORSUNUZ?

"YOK CANIM SAMİMDİR" DESENİZ BİLE; SÖYLEDİĞİ SÖZLERİ UNUTMADIĞINI NEREDEN BİLİYORSUNUZ?
Kitaplarında işlendiği gibi; DEDİĞİNİ BİLMEYEN, SÜREKLİ YANILANIN SÖZLERİNE GÜVEN OLUR MU?
   
  ESKİ AHİT, YARATILIŞ KİTABINA GÖRE TABLODA VERİLEN SECERE DÖKÜMÜNÜ İÇEREN İFADELER ŞÖYLE:

1 Tarihler (Chronicles)...1/28 İbrahim'in oğulları: İshak, İsmail.
1 Tarihler (Chronicles)...1/34 İshak İbrahim'in oğluydu. İshak'ın oğulları: Esav, İsrail.
1 Tarihler (Chronicles)...2/1 İsrail'in oğulları şunlardır: Ruben, Şimon, Levi, Yahuda, İssakar, Zevulun,
1 Tarihler (Chronicles)...2/4 Yahuda'nın gelini Tamar ona Peres ve Zerah'ı doğurdu. Yahuda'nın toplam beş oğlu vardı.
1 Tarihler (Chronicles)...2/5 Peres'in oğulları: Hesron, Hamul.
1 Tarihler (Chronicles)...2/9 Hesron'un oğulları: Yerahmeel, Ram, Kalev.
1 Tarihler (Chronicles)...2/10 Amminadav Ram'ın oğluydu. Yahudalılar'ın önderi Nahşon Amminadav'ın oğluydu.
1 Tarihler (Chronicles)...2/11 Salma Nahşon'un oğluydu.Boaz Salma'nın,
1 Tarihler (Chronicles)...2/12 Ovet Boaz'ın, Yişay Ovet'in oğluydu.
1 Tarihler (Chronicles)...2/13 Yişay'ın yedi oğlu oldu: Birincisi Eliav, ikincisi Avinadav, üçüncüsü Şima,
1 Tarihler (Chronicles)...2/14 dördüncüsü Netanel, beşincisi Radday,
1 Tarihler (Chronicles)...2/15 altıncısı Osem, yedincisi DAVUT
   
  YENİ AHİT, LUKA KİTABINA GÖRE LİSTE ŞÖYLE: secere, her maddenin sağından başlayıp sola doğru gidiyor (secere, cümle sonundan başlayıp cümle başına doğru yazılmış)

Luka..3/34 Yakup oğlu, İshak oğlu, İbrahim oğlu, Terah oğlu, Nahor oğlu,
Luka..3/33 Aminadab oğlu, Ram oğlu, Hesron oğlu, Peres oğlu, Yahuda oğlu,
Luka..3/32 İşay oğlu, Obed oğlu, Boaz oğlu, Salmon oğlu, Nahşon oğlu,
Luka..3/31 Mala oğlu, Menna oğlu, Matata oğlu, Natan oğlu, DAVUT oğlu,
   
  YENİ AHİT, MATTA KİTABINA GÖRE LİSTE ŞÖYLE: Matta'da İbrahim ile başlıyor.

Matta..1/1-2 İbrahim oğlu, Davut oğlu İsa Mesih'in soyuyla ilgili kayıt şöyledir:İbrahim, İshak'ın babasıydı.İshak, Yakup'un babası;Yakup da Yahuda ve onun kardeşlerinin babasıydı.
Matta..1/3 Yahuda, Tamar'dan doğan Peres ve Zara'nın babasıydı.Peres, Hesron'un babası;Hesron da Ram'ın babasıydı.
Matta..1/4 Ram, Aminadab'ın babası;Aminadab, Nahşon'un babası;Nahşon ise Salmon'un babasıydı.
Matta..1/5 Salmon, Rahav'dan doğan Boaz'ın babasıydı.Boaz, Rut'tan doğan Obed'in babası;Obed de İşay'ın babası;
Matta..1/6 İşay da, kral Davut'un babasıydı.DAVUT, Uriya'nın karısından doğan Süleyman'ın babasıydı.
   
 

TANRI SÖZÜ ONLAR İÇİN NEYİ İFADE EDİYOR?
KENDİLERİNCE DOĞRULANMAYAN BİR SÖZÜ TANRI İFADE EDEBİLİR Mİ?
TANRI YANLIŞ YAPARSA, ONUN HATALARINI KİM DÜZELTİR?
TANRI ONLARIN YAPTIĞI YANLIŞI DÜZELTTİREBİLİR Mİ?
TANRI ADINA, DİREK TANRIYI İLGİLENDİREN SÖZLERDE BİLE BÖYLE DÜZELTTİRME YETKİSİ, KABİLİYETİ, KUDRETİ TANRI OLARAK İŞARET ETTİKLERİNDE YOK.

Kutsal Ruh'ta gelse, Oğul Tanrı meleklerini de gönderse, Baba Tanrı kükrese de, kitaplardaki hiçbir şeyi düzelttiremez. Kanıtı da kitaplarındaki, çelişkilerin tüm çıplaklığı ile duruyor olması.. Tanrı dedikleri olgunun, saygınlığını, güvenirliliğini yok eden ifadeler. Unutan, bilmeyen, yanılan, atıp tutan Tanrı ifadelerinin kitaplarında yer alması TANRI OLARAK İŞARET ETTİKLERİNİN, YAPTIKLARI HİÇBİR HATAYI DÜZELTTİREMEDİĞİNE KANIT DEĞİL Mİ?

   
 
   
  HIRİSTİYAN ve YAHUDİLERE GÖRE; E&Y.AHİT KAYNAKLI YARATILIŞ SECERESİNİN İŞLENDİĞİ "ADEM - MİLAD KRONOLOJİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Yukarıdaki tabloya bakarsak; Matta ve Yaratılış kitabındaki listeler arasında, inanılmaz kopuklukların olduğu görülecektir.Kutsal kitaplar içinde çelişkiler, kehanet zırvalarıyla ilgili açmazlar olduğunda, yanlışlıkları örtmek için; (yüzsüzlük edip) bunlar TANRININ mucizesi, TANRININ vaatleri, TANRININ sözleri, TANRININ işaretleri demişler.

Luka'da ise secere dökümü, Yaratılış kitabındaki kuşak sayısına bağlı kalımakla birlikte, farklı isimler secerede yerlerini almış. Anne tarafının soyu diye geçiştirilmeye çalışılan cevaplar hiçte inandırıcı değil.

UZİYA / AHAZYA'nın torun torunu olan YOTAM, Matta tarafından Uziya'nın oğulluğuna atanmış görünüyor. TANRI'YA OĞUL İSNAT ETMELERİ bu alışkanlıkları yüzünden mi oldu dersiniz? Tam yüz yıllık zaman dilimi içinde olan kuşaklar yok sayılıyor. 100 yıl içinde oluşan kuşaklar yok sayılabilir mi? Bu durumda secere nasıl doğru kabul edilebilir ki?

100 yıl içinde bu insanlar birilerinden türedi. Ağaçta yetişmediklerine göre bu insanların BİRER adet ANNE ve BABALARI olmalı. Tanrı olarak seçtiklerine nasıl, BABA TANRININ oğlu diyorlarsa, bu aradaki insanlarında BABA diyebileceği birtakım insanlar olmalı. Baba ve Ana olmalı ki, nesil devam etmeli.

Matta belki kendisini Leylekler getirdi lafına kanarak, bu birden bire oluşan nesli yazarken zorlanmamış olabilir. Ama okula gitmeyen çocuklar bile, Anne ve Baba olmadan çocuk olamadığını biliyor. (Tüpde olsa malzemeleri gerekiyor) Hz. Adem ve Hz.Havva bu nedenle Cennetten kovulmadı mı? Yasak olan ilişkiye girdikleri, yasak olan meyvayı yedikleri, üremeyi başlattıkları için.Şeytanın SONSUZ HAYAT vaadine kanarak.

Pagan, Yunan Tanrıları ile yoğrulmuş düşünceler, Tanrıya secere kabulüne yatkın olan yürekler, Tanrı'ya karşı, başka Tanrıcıklar oluşturma sistemine aşina olan inançlar, Tanrıya karekter biçmeye alışık olan eller, elbette kafalarına göre nitelendirme huylarından vazgeçmezler. Yeni bir din yazmaya başladılarmı, ancak bildiklerini okurlar. Huylu huyundan vazgeçer mi? Can çıkmayınca huy çıkar mı?

Davut'a kadar birkaç sıyrıkla gelen secere, Davut'tan sonra alabildiğine karışıyor. Luka'nın kitabındaki liste bir-iki isim dışında tamamen değişik isimlerden oluşuyor. Hıristiyanlar bu durumu "Luka, farklılık, zenginlik olsun diye İsa'nın Anne soyunu yazmış" diye açıklıyorlar. Yani, anne tarafının babalarını yazarak listeyi İsa'ya ulaştırdı diyorlar. Yani üzerini örtüyorlar. Zenginlik, farklılık gibi süslerle de yaldızlıyorlar.Yazının ilerleyen kısmında bu konuya yer verilecek.(Ör.Yusuf hem anne hem baba soyunu nasıl temsil edebilir? Aynı Şatiyel'in iki ayrı babası nasıl olabilir gibi)

Kutsal Ruh'ta gelse, Oğul Tanrı meleklerini de gönderse, Baba Tanrı kükrese de, kitaplardaki hiçbir şeyi düzelttiremez. Kanıtı da kitaplarındaki, çelişkilerin tüm çıplaklığı ile duruyor olması. Tanrı dedikleri olgunun, saygınlığını, güvenirliliğini yok eden ifadeler. Unutan, bilmeyen, yanılan, atıp tutan Tanrı ifadelerinin kitaplarında yer alması TANRI OLARAK İŞARET ETTİKLERİNİN, YAPTIKLARI HİÇBİR HATAYI DÜZELTTİREMEDİĞİNE KANIT DEĞİL Mİ?

HER FIRSATTA OYNANAN, KEYİFLERE GÖRE DÜZENLENEN SECEREDE KUTSAL SOYLUK MU KALIR? SECERELERLE İSTEDİĞİN GİBİ, TANRICILIĞA SOYUNARAK OYNA, SONRA "İŞTE YUSUF OĞLU İSA" DİYEREK İŞİN İÇİNDEN SIYRIL.

YAZDIKLARININ HER HARFİ İÇİNDE SAYGI DUYMADIĞIN, ÇEKİNMEDİĞİN, HİÇE SAYDIĞIN, SÖZLERİNİ SÜREKLİ YALANLADIĞIN, ACİZ, BİLMEZ KONUMUNDA TANITTIĞIN, "TANRIM" DEDİĞİN ADINA TEMİNATLAR VER YEMİNLER ET
   
  Görüldüğü gibi,"TANRIM" diyorlar, ama "TANRIM" dediklerinin SÖZLERİNİ DE YALANLIYORLAR.
"HER HARFİ TANRIDANDIR"diye TEMİNATLAR VERİYORLAR ama KİTAPLARI İLK FIRSATTA YALAN-YANLIŞ İFADELERLE DOLU OLDUĞUNU DA İLAN EDİVERİYORLAR.

KİTAPLARIN SAHİBİ OLARAK GÖSTERDİKLERİNE ve KİTAPLARA OLAN GÜVENİ AZALTAN BU DAVRANIŞLARIYLA İNANÇLARIN İÇİNİ BOŞALTARAK TOPLULUKLARI İSTEDİKLERİ GİBİ YÖNLENDİREBİLİYORLAR.

Her harfi tanrıdan dedikleri kitapları bile yalanlamaktan çekinmeyanler sayesinde, o kitaplara bağlı olanlar, içrahatlığı ile her iki akrabağlık bağları için yemin edebilirler. Yalan yere yemin etmeye ruhsat, kutsal metin yazarları tarafından TANRI adı kullanarak sağlanmış. Ruhsat kullanımı, din sistemi içinde kişilerin keyiflerine bırakımış halde.

Tanrıya davet eden bir kutsal metin yazarı düşünün ki;
Oğul Tanrı olarak nitelendirdiği için "kitap getirmedi, babasının VERDİĞİ ESKİ AHİT'E bağlı kalıp, BABA'SININ TAPINAĞI SİNAGOG'a / Havralara gitti oralarda dersler verdi" diyor.
Tapınaklarda, İsrail Tanrısına, yani "YAŞAYAN TANRIYA TAPTI"diyor.
Matta..........23:21 Tapınak üzerine ant içen de hem tapınak, hem de tapınakta yaşayan Tanrı üzerine ant içmiş olur.
Matta..........21:13 Onlara şöyle dedi: «`BENİM EVİME dua evi denecek' diye YAZILMIŞTIR. Ama siz burayı haydut inine çevirdiniz!»

Eski Ahiti'de Yahvenin Sina'da Moşe'ye verdiğini, her harfinin Baba Tanrı'dan yada İsrail tanrısından olduğunu kabul ediyor.
Yuhanna......2:16 Güvercin satanlara, «Bunları buradan kaldırın, BABAMIN EVİNİ pazar yerine çevirmeyin!» dedi.
   
  YAHVE KİM? İSA'nın "BABAM" DEDİĞİ YAHVE'YE NE OLDU? KONULARININ İŞLENDİĞİ "İSA YAHVE Mİ? " SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  Sonra, "her harfi TANRI SÖZÜ" dediği kitapları yalanlayan ifadeleri yazıyor. Sıkılmadan "benim yazdıklarım Tanrı sözüdür" deken, "her harfi Tanrı'dandır dediği diğer kitabı yalanladığını görmememzliğe geliyor.Umursamıyor. Üstelik karşı fikirler içinde suçlamaları hazır. (Her halde? kendi yazdığı bu ifade için, kendi başından, kendi davranışlarından pay biçimiş olmalı.) Matta'nın, karşı yalanlamalar için, doğruları gösterecek olanlar için, çelişkilerini yüzüne vuracaklar için savunma ifadesi şöyle.

Matta.............23:28 Dıştan insanlara doğru kişilermiş gibi görünürsünüz, ama içte ikiyüzlülük ve kötülükle dolusunuz.

Hatırlayın Petrus'ta şöyle demişti..
2 Petrus ........1:20 Öncelikle şunu bilin ki, KUTSAL YAZILARDA bulunan hiçbir peygamberlik sözü kimsenin özel yorumu değildir.
2 Petrus ........1:21 Çünkü hiçbir peygamberlik sözü İNSANIN İSTEĞİNDEN kaynaklanmadı. İnsanlar KUTSAL RUH tarafından yöneltilerek Tanrı'nın sözlerini ilettiler.

MATTA, BU DAVRANIŞI İLE ADETA:
"BEN TANRIDAN DAHA İYİ BİLİRİM" DİYOR.
"OĞUL TANRI SAĞLIĞINDA BİZE BU YANLIŞI SÖYLEDİ" DEMİYOR. "OĞUL TANRI O KİTAPLARDA BULUNANI TEBLĞİ ETTİ" DİYOR.
"HER HARFİ TANRIDANDIR" DİYOR. AMA SONRA O İFADELERİ YALANLAYARAK, TANRISINI BİLGİSİZ İLAN EDİP, KİTAPLAR HAKKINDA ŞÜPHE UYANDIRIYOR.

BABA TANRININ verdiği, OĞUL TANRI'nın tebiliğlerini yaptığı kitaba yanlış damagası vurmak, OĞUL TANRI sevgisinin, BABA TANRI saygısının neresi ile bağdaşır? Tanrı algısını, buhur yakılan, yakmalık sunular sunulan bir olgu olarak bilinçlerine yerleştirmiş olanların, düşüncelerinde Pagan Tanrılarını inançlarının izler taşıyanların, yazdıklarından daha ne beklenir.?

Onların mektuplar halinde "bende biliyorum" tarzında, vaaz kıvamında, haber niteliğinde yazdıkları, "mış ve miş" anlatımlarıyla dolu çelişkiler yumağı metinleri, sırf "atalarımız kutsal damgası vurmuş" diye, Ahiret yaşamlarına kurtuluş kapısı olarak görmelerine ne denir? Yazının ilerleyen kismında görüleceği gibi ,maddesel hataları yapanların, hatalarıda TANRI'ya yükleyenlerin, hayalleri içeren vaadlerinden hangisi doğru olabilir?

TANRI HİÇ; HATA YAPAR MI?
TANRI HİÇ; YANILI MI?
TANRI HİÇ; UNUTUR MU?
TANRI HİÇ; SÖZLERİNİ YALANLAYANLARA VAHİY VERİR Mİ?
TANRI HİÇ; SÖZLERİNİN YANLIŞ KALMASINA İZİN VERİR Mİ?
TANRI HİÇ; SÖZLERİNİ YANLIŞ NAKLEDENLERİN YAZDIKLARINA KUTSAL KİTAP DAMGASI VURUR MU?
TANRI HİÇ; KANDİSİNE OLAN GÜVENİ SARSANLARIN ÜZERİNE KUTSAL RUH'U GÖNDERİRİ Mİ?
TANRI HİÇ KİTAPLARINA VE KENDİSİNE OLAN GÜVENİ SARSANLARI, KURTULUŞA GÖTÜRÜR MÜ?
ASLA GÖTÜRMEZ.

YOK HALA ELLERİNİZDEKİ METİNLERE DAYANARAK "GÖTÜRÜR" DİYORSANIZ, SÜREKLİ HATA YAPAN, HAFIZASI ZAYIF, UNUTAN TANRININ HANGİ SÖZÜNE GÜVENEREK, HAYALLER KURUYORSUNUZ.

O SÖZLERİ VERENİN, O SÖZLERİ SÖYLERKEN SALLAMADIĞINI, ATIP TUTMADIĞINI, 3300 senedir (Çöl macerası sırasında, şu dağın arkasında bal ve süt nehirli ülkeler var, önden Meleklerimi gönderdim dediği -vahiylerden aklında kalanı Dünya üzerine yorumlamış-) BULAMADIĞI BAL VE SÜT AKAN NEHİRLER KONUSUNDA YANILMADIĞINA NASIL EMİN OLABİLİYORSUNUZ?

"YOK CANIM SAMİMDİR" DESENİZ BİLE; SÖYLEDİĞİ SÖZLERİ UNUTMADIĞINI NEREDEN BİLİYORSUNUZ?
Kitaplarında işlendiği gibi; DEDİĞİNİ BİLMEYEN, SÜREKLİ YANILANIN SÖZLERİNE GÜVEN OLUR MU?
TANRI SÖZLERİNİ YALANLAYANLARIN KİTAPLARI, "TANRI SÖZÜ" OLABİLİR Mİ?
  Matta kitabı, Yeni Ahit denilen, insanlara Tanrı ile yapılmış son mukavelenin maddeleri olarak sunulan, Tanrının özel melekleri ve Kutsal Ruh denetimi ile yazdırıldığı söylenen, metinler külliyesinin, 1. KİTABI.

OĞUL TANRI'nın, yeni kitap getirmeyip tebliğlerini yaptığı, "her harfi babamdandır" dediği Eski Ahit kitabına ilaveten yeni müjdelerini, vaadlerini işlettiği metinler bloğunun 1. KİTABI.

Kitapları kim yazdırmıştı? Oğul Tanrının özel melekleri.
2 Petrus ........1:21 Çünkü hiçbir peygamberlik sözü İNSANIN İSTEĞİNDEN kaynaklanmadı. İnsanlar KUTSAL RUH tarafından yöneltilerek Tanrı'nın sözlerini ilettiler.

TANRI DAHA 1. KİTABIN İLK 11. MADDESİNDE HATA YAPAR MI?
DAHA 1. KİTABIN, İLK MADDELERİNDE HATA YAPAN TANRI, KİTABIN SONUNU NASIL GETİREBİLİR?
DİĞER KUTSAL METİN YAZARLARINA MÜJDELİ VAADLERİNİ SAĞLIKLI OLARAK NASIL YAZDIRABİLİR?

DAHA 1. KİTABIN İLK MADDESİNDE DENETMEN KUTSAL RUH BU HATAYI GÖRMEZSE, GÖRMEDİĞİ HATALARIN HADDİ HESABI OLUR MU?
KUTSAL RUH, YİNE KENDİ DENETMENLİĞİ ALTINDA, BABA TANRI ZAMANINDA YAZILMIŞ OLAN MADDEYİ YALANLAYAN İFADEYİ NASIL GÖZDEN KAÇIRABİLİR?

ÖZEL MELEKLER DAHA 1. KİTABIN İLK MADDELERİNDE YANLIŞ BİLGİ VERMEYE BAŞLADILARSA; KİTABIN SONUNU NASIL GETİRDİKLERİNİ SİZ BİR TAHMİN EDİN.

Yanlışlıklar, hatalar, çelişkiler, TANRI İNANCININ ARKASINA SIĞINILARAK yapılmış olan sallamalar, aynı kapak altında muhafaza edilen, "HER HARFİ TANRIDAN" denilen kitaplar külliyesinde, yalanlanmadan, herhangi bir düzeltmeye uğramadan bugüne kadar, konumlarını bozmadan varlıklarını sürdürdüklerine göre; HİÇ BİR DENETLEMENİN YAPILMADIĞI AŞİKARDIR. ya'kitaplar tanrı dentimi dışındadır, yada tanrı kitaplarda ne yazıldığını bilmemektedir.

"TANRI YANILMAZ SÖZÜNÜ" DOĞRULATMAK AMACIYLA, YALAN-YANLIŞ ŞEYLERİ MUHAFAZA ETMEK / ETMEYE ÇALIŞMAK ZATEN YAZILANLARIN TANRISAL OLMADIĞININ, İLAHİ HİÇ BİR DEĞER İHTİVA ETMEDİĞİNİN İSPATI DEĞİL MİDİR?

"TANRI YANILMAZ SÖZÜNÜN" GEÇERLİLİĞİNİ KORUMAK AMACIYLA, YANLIŞ OLDUĞU İSPATLANMIŞ OLAN TANIMLARA DAHİ, "EVET BU TANIMLARDA HATA VAR" DEMEMEK BİLE; ELLERİNDEKİ METİNLER KÜLLİYESİNİN TANRI SÖZÜ İLE BİR İLGİSİNİN OLMADIĞININ İSPATI DEĞİL MİDİR?

TANRI YANILMAYACAĞINA GÖRE; TANRI SÖZÜNÜN YANLIŞLIĞININ SAKLANMAYA, ÜZERİ ÖRTÜLMEYE, YALDIZLANMAYA İHTİYACI OLUR MU?
EĞER BİR SÖZ YANLIŞSA, EĞER TANIMDA ÇELİŞKİ VARSA, O SÖZ ZATEN TANRI SÖZÜ DEĞİLDİR, KORUNMASININ DA HİÇ BİR ANLAMI YOKTUR.

TANRISAL OLMAYAN SÖZLERİ KORUMAK, PEŞİNE TAKILANLARA SAPKINLIKTAN BAŞKA HİÇ BİR ŞEY KAZANDIRMAZ.
SAPKIN SÖZLERİ KORUMAKTA, HİÇ BİR KULUN GÖREVİ OLAMAZ. ÇÜNKÜ SAPKIN SÖZLERİN ARKASINA TAKILMAK ZATEN İLAHİ EMİRLERLE YASAKLANMIŞTIR.

"ALLAH'TAN", GELEN VAHİYLERİN AMACIDA SAPKIN DAVRANIŞLARIN, İNANÇLARIN ÖNÜNE GEÇMEK DEĞİL MİDİR?
O HALDE SIRF TANRIDAN OLDUĞU SANILSIN DİYE, ÇELİŞKİLER YUMAĞI HALİNE GELMİŞ, SÖZLERİ KORUMANIN TANRI EMRİYLE NE İLGİSİ OLABİLİR?

TANRI SAPKINLIĞI ÖNLEMEK İÇİN PEYGAMBERLER GÖNDERİYOR, SAPKIN SÖZLERİ GEÇERSİZ KILMAK İÇİN VAHİYLER GÖNDERİYOR.
BUNLARSA ÇELİŞKİLER İÇEREN SÖZLERİ, SAPKINLIK İÇEREN İFADELERİ TANRI SÖZÜ İLAN EDİYORLAR

Bu güne kadar, hiç bir denetlemenin yapılmadığı açıkca belli olan, KAYNAĞI TANRI İLAN EDİLEN ama çelişkileri daha 1. KİTAPLARININ İLK MADDELERİNDE başlayan kitaplara ahiret yaşamı emanet edilir mi?

SORU ŞU: 1. KİTAPTA, YOŞİYA OĞLU YEHOYAKİM YERİNE, YOŞİYA OĞLU YEHOYAKİN YAZILMAKLA YETİNMEYİP, SÜRGÜNE KRAL OLARAK GİDEN ADAMI BABİL SÜRGÜNÜNDE DOĞMUŞ İLAN EDEN, KUTSAL METİN YAZARININ İLAHİ BİR DESTEĞİ OLABİLİR Mİ? TANRI SÖZLERİ DEDİĞİ KİTAPLARI YALANLAYAN İNSANIN İLAHİ BİR ESİNTİYE MARUZ KALMIŞ OLDUĞU DÜŞÜNÜLEBİLİR Mİ?

Sırf müjde olsun, yazdıkları Tanrısal sayılsın, seçilmişlik şareti olsun, sıraladığı isimlerde gerçekten kutsal sayılsın, 14'lü etaplara uygun düşsün diye secerelerle oynayan, yüz yıllık boşluklar oluşturmayı göze alarak, soyları yok eden ZAT-I MUHTEREM'İN YAZDIĞI metinler kutsal olabilir mi?

Secerelerle fazla oynamasının cezasını, ondörde (yada üçe) bölünemeyen KIRKBİR KİŞİLİK soy yapısını, SÖZLERİM TANRI İŞARETİ sanılsın diye üç'e bölündüğünü ilan ederek gören kutsal metin yazarının, iddia ettiği gibi ilahi desteği olsaydı, ebediyete kadar sürecek bu yanlışlığı yapar mıydı? Ebediyete kadar sürecek yalancılık damgasını yiyen olarak kalmasına müsade edilir miydi?

Saymada yanlışlık yapacak kadar gözü dönmüş olanın, TANRI SÖZÜ OLMADIĞINI BİLE BİLE TANRI'YA YANLIŞLIKLAR YÜKLEYENİN, kutsal olan tüm değerlerden yoksun olanın yazdılarına güven olur mu?

Akrabalık bağlarını bir kenara bırakıp, sadece tarihsel olarak yazılanlara baktığımızda bile, ne kadar büyük sallamaların yapıldığını görebiliriz. Çelişkilerin yazıya dökülmüş ifadelerde nasıl sırttığını tespit edebiliriz.

Soylar arasındaki akrabalık bağlarında yaşanan "TANRI SÖZÜ" diye KAPATMAYA ÇALIŞTIKLARI karmaşayı, komediyi daha sonra işlemek üzere, şimdilik göz ardı edelim. Sadece arkeolojik kronolojilere dayanarak, sallamalarla oluşturdukları KUTSAL SOY adı altında, "TANRIDAN ESİNLENDİK" diyerek sergiledikleri pervasızlığaı bir örnek verelim.

İnançsızlığın göstergesi sayılabilecek, TANRI ANLAYIŞININ ALTINDA GİZLEDİKLERİ HİÇE SAYMANIN, SAYGISIZLIĞIN, İNANÇSIZLIĞIN yüzlerce yıl sonrasına aktarımı niteliğindeki bir örnek.

TANRI SÖZLERİNİ YALANLAYANLARIN KİTAPLARINI, TANRI SÖZÜ OLARAK KABUL ETMEK SAMİMİ BİR İNANÇLA BAĞDAŞIR MI?
TANRI SÖZLERİNİ YALANLAYANLARIN KİTAPLARINI, TANRI SÖZÜ OLARAK KABUL EDENLERİ ANLAYABİLMEK ELBETTE MÜMKÜN DEĞİL.
   
  ADEM'İN MEYVA, YILANIN YANILMAZLIĞI, TANRININ YALANCILIĞI KONULARININ İŞLENDİĞİ "TANRININ BAHÇESİ " SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ
   
  Matta..1/11 Yoşiya, Babil sürgünü SIRASINDA doğan Yekonya ve onun kardeşlerinin babasıydı.
Matta..1/12 Yekonya, Babil sürgününden SONRA doğan Şaltiyel'in babası;Şaltiyel ise Zerubabel'in babasıydı.

Nehemya.....12:1 Şealtiel oğlu Zerubbabil ve Yeşu ile birlikte sürgünden DÖNEN kâhinlerle Levililer şunlardır: Kâhinler: Seraya, Yeremya, Ezra,
 
   
 
   
  Matta, YehoyaKİN'in babası YehoyaKİM'i atlamakla yetinmeyip, YehoyaKİN'i BABİL DOĞUMLU ilan etmiştir.

YEHOYAKİN / YEKONYA SOYU NEDİR?
1 Tarihler......3:15 Yoşiyanın OĞULLARI : İlk oğlu Yohanan, İkincisi YehoyaKİM, Üçüncüsü Sidkiya, Dördüncüsü Şallum.
1 Tarihler......3:16 YehoyakiMİN OĞULLARI: YehoyaKİN ve Sidkiya.

YEKONYA'nın yani YehoyaKİN'in BABASI YehoyaKİM'e yani ELYAKİM NE OLMUŞTUR? 3 ay krallık yapabilen Yehoahaz'ın yerine, ismi değiştirilerek Kral olarak atanmıştır
2 Tarihler......36/3-4 Mısır Kralı Neko Yeruşalim'de onu tahttan indirerek ülke halkını yüz talant gümüş ve bir talant altın ödemekle yükümlü kıldı. Yehoahaz'ın ağabeyi Elyakim'i de Yahuda ve Yeruşalim Kralı yaptı ve adını değiştirip YehoyaKİM koydu. Sonra kardeşi Yehoahaz'I alıp Mısır'a döndü.

11 YIL KRALLIK YAPAN YEHOYAKİM'den sonra, TAHTA KİM GEÇMİŞTİR?
2 Krallar.......24:8 Yehoyakin on sekiz yaşında kral oldu ve Yeruşalimde üç ay krallık yaptı. Annesi Yeruşalimli Elnatanın kızı Nehuştaydı.

BABİL SÜRGÜNÜ NE ZAMAN OLMUŞTUR? Babil kralı Nebukadnessar'ın SEKİZİNCİ yılında olmuştur. Nebukadnessar tahta M.Ö.605 yılında geçmiştir. (M.Ö. 605-8 = M.Ö 597)
2 Krallar........24:12 Yahuda Kralı Yehoyakin, annesi, görevlileri, yöneticileri ve hadımlarıyla birlikte, Nebukadnessara teslim oldu. Babil Kralı KRALLIĞININ SEKİZİNCİ yılında
YEHOYAKİN'İ TUTSAK ETTİ.

YEHOYAKİN KİMİN OĞLU? Tanrı sözü diye sahiplendikleri kitapta, YehoyaKİM'in YERİNE TAHTA GEÇEN OĞUL KİM? Arkeolojik verilere görede ,YehoyaKİM'den sonra tahta oğlu YehoyaKİN geçiyor.
2 Tarihler.....36:8 YehoyaKİMin yaptığı öbür işler, iğrençlikleri, onunla ilgili açığa çıkan kötülükler İsrail ve Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. Yerine OĞLU YehoyaKİN kral oldu.
   
  .
   
  SIRF ONDÖRT PERYOTLARINI TUTTURABİLMEK İÇİN SECEREDEN İSİM ÇIKARTANLARA YEHOYAKİM'İN AHI TUTMUŞ OLMALI.

MATTA; TANRI OLDUĞUNA TANIKLIK ETTİĞİ OĞUL TANRININ DA TEBLİĞİLERİNİ YAPTIĞI KİTABI, YALANLANLAYAN AŞAĞIDAKİ SÖZLERİ YAZMAKLA HANGİ MUCİZELERİN GERÇEKLEŞMESİNE SEBEP OLMUŞTUR?. (YEKONYA = YEHOYAKİN... YEHOYAKİM = ELYAKİM.... SIDKİYA =ZEKERİA)

Matta..1/11 YOŞİYA, BABİL SÜRGÜNÜ SIRASINDA DOĞAN Yekonya ve onun kardeşlerinin babasıydı.
Matta..1/12 YEKONYA, BABİL SÜRGÜNÜNDEN SONRA DOĞAN ŞATİYEL'in babası; Şaltiyel ise ZERUBABEL'in babasıydı.

SÜRGÜNDEN EN AZ 11 SENE ÖNCE ÖLEN YOŞİYANIN, SIRF MATTANIN HATIRI İÇİN DİRİLTLEREK BABİL SÜRGÜNÜNE GÖNDERİLMESİ
BABİL'E GİTTİĞİN DE 18 YAŞINDA OLAN YehoyaKİN'in, SÜRGÜNE BERABER GİTTİĞİ ANNESİNİN, DİRİLTİLEN BABA TARAFINDAN HAMİLE BIRAKILARAK YENİDEN DOĞURULMASI. (Masalların başlangıç tekerlemesi "BEN ANAMIN BEŞİĞİNİ TINGIR-MINGIR SALLARKEN" tekerlemesinin esin kaynağıda, Matta'nın bu esinlenmesi olsa gerek.)

2 Krallar.........24:12 Yahuda Kralı YehoyaKİN, ANNESİ, görevlileri, yöneticileri ve hadımlarıyla birlikte, Nebukadnessara teslim oldu. Babil Kralı KRALLIĞININ SEKİZİNCİ yılında YehoyaKİN'İ TUTSAK ETTİ.

ŞATİYEL'İN DOĞUMUNUN, ONDÖRT ETAPLARINA SEKTE VURMAMASI İÇİN DOĞUMUNUN SÜRGÜN SONRASINA ERTELENMESİ.
YİNE 14 UĞRUNA SÜRGÜN SIRASINDA ZERUBBABİL'İN DOĞUMUNU SÜRGÜN SONRASI ERTELEME OPERASYONUNU YAPABİLMEK İÇİN, SÜRGÜN YILLARINDA DOĞAN ZERUBBABİL'İN DOĞUMUNUN İPTAL EDİLMESİ.

SÜRGÜN SONRASI DOĞUM İÇİN GÜN SAYAN ZERUBBABİL'İN DOĞUMUNUN, ŞATİYEL'İN EVLENEME YAŞINA KADAR BEKLETİLMESİ

EZRA'NIN SÜRGÜN DÖNÜŞÜNE ÖNDER YAPTIĞI, KÖLELERİ, EŞEKLERİYLE BİR ALAY HALİNDE KUDÜS'E GÖNDERDİĞİ ZERUBBABİL'İN; SÜRGÜNDEN EN AZ 20 YIL SONRA, TEKRAR DOĞMAK ÜZERE, GELDİĞİ YERE GÖNDERİLMESİ.

EZRA'NIN SÜRGÜN DÖNÜŞÜ KUDÜS'E VALİ YAPTIĞI ZERUBBABİL'İN, BU HİZMETLERİNİN TÜM KAYITLARDAN SİLİNMESİ.
SÜRGÜN DÖNÜŞÜ, EZRA'NIN MİMARLIĞINI YAPTIĞI DİNİN, DERLEMELERİNİ KABÜL ETTİRMEK İÇİN BAŞLADIĞI MÜCADELEYE HİÇ GİRMEMİŞ OLMASI.
EZRA'NIN İSTEĞİ İLE ZERUBBABİL'İN, TAPINAK İNŞAATINA DOĞMADAN BAŞLAMIŞ OLMASI.
YİNE KUTSAL METİN YAZARLARININ ZORUYLA, TAPINAĞIN AÇILIŞINI DOĞMASINA EN AZ İKİ SENE VARKEN YAPMIŞ OLMASI

TAHTA GEÇMESİNE EN AZ 5 SENESİ OLAN NEBUKADNESSAR'A DA KUDÜS'ÜN ALDIRILMASI ve BABİL SÜRGÜNÜN SANAL PROVASININ YAPILMASI
MISIRLI NEKO, HAYALİ YOŞİYO ÖLDÜKTEN SONRA TAHTA GEÇEN, HAYALİ OĞLU YOHANAN'I TAHTAN İNDİRİP, HAYALİ "ELYAKİM İSMİNİ" YİNE HAYALİ OLARAK "YEHOYAKİM" OLARAK DEĞİŞTİRİLMESİ

ÜÇ AY TAHTA KALAN VE MISIRLI NEKO TARFINDAN TAHTAN İNDİRİLEN YOHANAN'IN HAYALETLERDEN SAYILMASI,
MISRLI NEKO'NUN ESASINDA HİÇ İSRAİL'E GELMEDİĞİ ve YEHOYAKİM'İ TAHTA GEÇİRİLMEDİĞİNİN, HATTA ONLARIN HİÇ YAŞAMAMIŞ OLDUKLARININ SANDIRILMASI
EZRA...YEREMYA...DANİEL DAHA DOĞRUSU KİTABIN TORA GRUBU DIŞINDA YOK SAYILMASI
   
  MATTA'NIN "TANRI SÖZÜ" KİTAPLARI YALANLAMAK İÇİN KULLANDIĞI, YİNE "TANRI SÖZÜ" DEDİKLERİ İFADELERE GÖRE OLAYLAR BU ve BUNLARA BENZER TÜRETİLEBİLECEK MUCİZELERE NEDEN OLUYOR.

ÖZETLE OLAY ŞÖYLE GERÇEKLEŞMİŞ OLUYOR....
Hayalen YehoyaKİM 11 yıllık krallık yapıyor ve yine hayalen Babil sürgünü için dirilecek babası Yoşiya'nın yerine, YehoyaKİN'in babası olup, Yoşiya'nın 1. ölümünden sonra, YehoyaKİN'in 18 yaşında tahta geçmesini sağlıyor ki; Yoşiya'nın hayali ölümünden 4 yıl sonra tahta geçecek olan NEBUKADNESSAR, TAHTA GEÇİŞİNİN 8. yılında (yani Yoşiyanın 2. ölümünden 3 ay sonra) gelip, Babil'den Kudüs'e hayalen geçirilmiş henüz üç aylık kral olan YehoyaKİN'i, Babil'e annesi ve hadımlarıyla sürebilsin ki, Yoşiya'nın 2. hayatına kavuşarak YehoyaKİN, Şatiyel ve Zerubbabil'i tarih akışı yoluna girebilsin.Olay MATTA'YA göre böyle gerçekleşmiş oluyor. -Horus, İsis, Osiris, Seti hikayesinde olduğu gibi ölenler ve diriltienler-

Matta; esasında, "Eski Ahit'e vakıf değilim, pekte umurumda değil" havaları içinde, "Tanrı sözü-mözü anlamam, Tanrının ne söyemesi gerektiğine karar verende benim" diyor.

Hiristiyan din patronlarıda, kitaplarındaki "Tanrı sözü" olması imkansız, sayısız çelişkileri ortaya koymayarak, Matta'nın dediklerini de kabul etmiş oluyorlar. "Tanrı'da söylese söylese bunları söylerdi" tavırlarını sessiz kalmakla segilemiş oluyorlar.

Bu tavırları ile Tanrı denilen olgunun yanılabilir, unutabilir, bilmiyebilir, karıştırabilir olduğunu bilinçlere yerleştirmiş oluyorlar.
Tanrı olarak işaret ettiklerinin, baş edilebilir bir olgu olduğunu inançların içine atmış oluyorlar.
Tanrı olarak kabul edilenin, sürekli yeni antlaşmalarla ittifaklar kurma zorunda olduğunu, inanç sistemlerine iyice oturtmuş oluyorlar

"Tanrı sözü" denilen ifadelerin, kutsal kabul edilmiş / kutsal damgası vurulmuş, kul sözlerinden ibaret olduğunu tasdiklemiş oluyorlar. Dolaysıyla da kitaplarının bu çerçeve içinde derlemeler olduğunu onaylamış oluyorlar.

25 yıllık uzun ve titiz çalışmalar sonucu uzmanlarına hazırlattıkları, "The New American Bible" tefsir kitabı, örneğinde olduğu gibi, inananlılarının imanını korumak yerine, bu tür çelişkileri örterek, aslında Matta ve diğer kutsal metin yazarlarının ismini koruyorlar. Elbette edindikleri makamları siyasal güçleriyle birlikte muhafaz etmiş oluyorlar.

Yanlışlıkları, düzeltme adına çalışmalar yapacaklarına, çarpıklıkları örten maskeler hazırlayarak, kutsal ilan edilmiş kul sözlerini korumaya çalışıyorlar. Kendilerine dayanağıda, yine kendi inkarcılarından buluyorlar. (Oğul Tanrıyı üç kez inkar ettiği kutsallarında yazanın sözlerne güvenerek İMAN YOLUNDA ilerlediklerini sanıyorlar)

2 Petrus ........1:20 Öncelikle şunu bilin ki, KUTSAL YAZILARDA bulunan hiçbir peygamberlik sözü kimsenin özel yorumu değildir.
2 Petrus ........1:21 Çünkü hiçbir peygamberlik sözü İNSANIN İSTEĞİNDEN kaynaklanmadı. İnsanlar KUTSAL RUH tarafından yöneltilerek Tanrı'nın sözlerini ilettiler.

TANRI DENEN OLGUNUN SAYGINLIĞINI, GÜVENİLİRLİĞİNİ ARTIRMAK İÇİN, KİTAPTAKİ ÇELİŞKİLERİ "BUNLAR TANRI SÖZÜ OLAMAZ" SAPTAMASI İLE TEMİZLEMEK YERİNE, KUTSAL METİN YAZARLARININ SAÇMALIKLARINI "TANRI SÖZÜ" DİYE TANITMAYA DEVAM EDİYORLAR.

   
  Şatiyel'in hemen sürgün dönüşünde doğduğunu kabul etsek bile, Zerubbabil tapınak açıldıktan sonra doğmuş oluyor. (Sürgün dönüşü M.Ö. 538, Tapınak yapım başlangıcı M.Ö.521, Tapınak açılışı M.Ö. 516 yani sürgün dönüşünden 22 sene sonra açılıyor)

Matta..1/11 YOŞİYA, BABİL SÜRGÜNÜ SIRASINDA DOĞAN Yekonya ve onun kardeşlerinin babasıydı.
Matta..1/12 YEKONYA, BABİL SÜRGÜNÜNDEN SONRA DOĞAN ŞATİYEL'in babası; Şaltiyel ise ZERUBABEL'in babasıydı.

Oysa, "HER HARFİ TANRIDAN" dedikleri kitabın başka bir yerinde, "TANRI SÖZÜ" dedikleri şöyle bir ifade alıyor. Gerçi buradad Zerubbabil'in babsı birden bire PEDAYA oluyor ama olsun amaç bizlere çelişki örnekleri sunmak, yanlış yolda olanları uyarmak değil mi? Kitap esasında düşünenlere, "bana gelmeyin, ben Tanrı sözü değilim, bakın örneklere, bu kadar çelişkilerin kol gezdiği kitap TANRI SÖZÜ OLABİLİR Mİ? Bu kadar yalan-yanlış ifadelaerin bulunduğu KİTABIN VAADLERİNE inanılırda, AHİRET YAŞAMI kabus haline dönüştürülür mü?" diyor.

1 Tarihler......3/17 Sürgün edilen YEHOYAKİN'in torunları: ŞEATİEL,
1 Tarihler......3:18 Malkiram, PEDAYA, Şenassar, Yekamya, Hoşama, Nedavya.
1 Tarihler......3:19 PEDAYAnın oğulları: ZERUBBABİL, Şimi. Zerubbabilin çocukları: Meşullam, Hananya ve kızkardeşleri Şelomit.

Sürgün dönüşü Konvoya önderlik yaptığı Ezra tarafından bildirilen, sürgün dönüşü Kudüs'e Valilik yapan, Tapınağın yapılması için çalışmalar yapıp krallara mektuplar yazan, bugün ellerinde bulunan "her harfi tanrıdandır" denilen kitapların, Kudüste kabulü için mücadele eden adamı MATTA tapınağın açılışından sonra olacak doğumlar etabına ATIYOR

Hagay.........1:1 Kral DARİUSUN krallığının İKİNCİ yılında, altıncı ayın birinci günü RAB Peygamber Hagay aracılığıyla Şealtielin torunu Yahuda Valisi ZERUBBABİL ve...seslendi:

Zekerya.......4:9 ‹‹Bu tapınağın temelini ZERUBBABİL'in elleri attı, tapınağı tamamlayacak olan da onun elleridir. O zaman beni size Her Şeye Egemen RABbin gönderdiğini anlayacaksınız.
.......yani Darius'un Krallığının 2 yılının 9 ayının 24. günü TAPINAĞIN TEMELLERİ ATILIYOR. Ve Yeruşelim valisi olarakta Zerubbabil var. Yıl M.Ö.522-2=520 olmalı

Nehemya....12/1 ŞEATİEL oğlu ZERUBBABİL ve Yeşu ile birlikte sürgünden dönen kâhinlerle Levililer şunlardır: Kâhinler: Seraya, Yeremya, EZRA
Ezra...........2:65 Ayrıca 7 337 erkek ve kadın köle, kadınlı erkekli 200 ezgici, 736 at, 245 katır, 435 deve, 6 720 eşek vardı.

Ezra...........2:68 Bazı aile başları Yeruşalimdeki RAB Tanrının Tapınağına varınca, tapınağın bulunduğu yerde yeniden kurulması için gönülden armağanlar verdiler.
Ezra...........3:2 Yosadak oğlu Yeşu ve kâhin olan kardeşleri, ŞEATİEL oğlu ZERUBBABİL'le kardeşleri İsrailin Tanrısının sunağını yeniden kurdular. .......
Hagay........1:12 ŞEATİELin torunu ZERUBBABİL, Yehosadak oğlu Başkâhin Yeşu ve sürgünden dönen halkın tümü Tanrıları RABbin sözüne,.........

Tanrının seni seçtim seni DAVUT soyu yerine, Davut gibi güçlü yapacağım sözlerini HİÇE SAYARAK Zerubbabil'in doğumunu sürgün dönüşünden en az 20 yıl sonraya ATIYOR.
Darius'un krallığının 2. yılında yani M.Ö. 522 - 2 = M.Ö. 520 yılında TANRI'NIN ŞÖYLE SESLENDİĞİNİ, YİNE KENDİ KİTAPLARINDA YAZIYORLAR.Oysa Matta'ya göre, Tanrının seslendiği KUDÜS VALİSİ ZERUBBABİL'in doğmasına en az 5-6 sene var. (O'da sürgün dönüşü hemen Şatiyel'in doğduğunu, evlendiğini ve Zerubbabil'e sahip olduğu varsayarak ortaya koyulan süre)

KUTSAL KİTAPLARININ YAPISI GEREĞİ TANRI OLARAK İŞARET ETTİKLERİDE OĞUL ve TORUN KARIŞTIRMASI YAPIYOR. ZATEN ÇELİŞKİLER YUMAĞI BİR KİTAPLAR KÜLLİYESİNİ İNCELİYOR DEĞİL MİYİZ? Hangisini yanlış derlerse desinler, sonuçta kitaplarının TANRISAL HİÇ BİR DEĞERE SAHİP olmadığını kabul etmiş olurlar. Maddesel hataları bu derece bol kitapların, HANGİ HAYALİ VAADLERİDE MÜJDE ADI ALTINDA SIRALAMIŞ OLABİLECEĞİNİ tahmin etmeye çalışırlar.

Hagay........2:10 DARİUS krallığının İKİNCİ yılında, dokuzuncu ayın yirmi dördüncü günü RAB, Peygamber Hagaya seslendi:
Hagay........2:21 ‹‹Yahuda Valisi ZERUBBABİL'e de ki, ben yeri, göğü sarsmak üzereyim.
Hagay .......2:23 ‹‹Her Şeye Egemen RAB ‹O gün seni alacağım, ey ŞATİYEL'in TORUNU kulum ZERUBBABİL› diyor, ‹Ve seni MÜHÜR YÜZÜĞÜ gibi yapacağım. Çünkü ben seni seçtim.› Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB.››

Ve bu kabullerini de TANRI SÖZÜ OLARAK kutsal kabul ettikleri kurtuluş hayallerini o yazılanlara bağladıkları kitaba TANRI SÖZÜ OLARAK yazıyor. Ve inanlarıda 2000 yıldır o, sözleri TANRI SÖZLERİ OLARAK KABUL edip, seçilmişliğin hazzını doruk noktalarına kadar çıkarak tadıyorlar.

Özel TANRILARI olan, kurtuluşları için BABA TANRININ OĞLUNU tahsis ettiği, OĞUL TANRININ DA üçte-birleri olan, KUTSAL RUHU üzerlerine döktüğü, bir topluluktan olmak insana az mı haz verir?
   
 
   
  BABİL SÜRGÜNÜ SIRASINDA TAHTA KİM GEÇİRİLMİŞTİR? Yoşiyanın oğullarından, YehoyaKİM'in kardeşi, YehoyaKİN'in amcası olan Sidkiya, Nebukadnessar tarafından tahta geçirilmiş, Krallığının 11.yılında tahtan indirilip gözleri kör edilmiştir. (Tahta geçen Sidkiya'nın/Zekirah'ın YehoyaKİM'in oğlu Sidkiya ile bir bağı yoktur)
2 Tarihler...36/10 İlkbaharda Kral Nebukadnessar onu ve RAB'bin Tapınağı'ndaki bazı değerli eşyaları Babil'e getirtti. Yehoyakin'in yerine akrabası Sidkiya'yı Yahuda ve Yeruşalim Kralı yaptı.

BABİL SÜRGÜNÜNE 18 YAŞINDA ve HENÜZ 3 AYLIK KRAL İKEN GİDEN YAHAOYAKİN'e NE OLMUŞTUR?
2 Krallar.......25:27 Yahuda Kralı Yehoyakinin sürgündeki OTUZ YEDİNCİ yılı Evil-Merodak Babil Kralı oldu. Evil-Merodak o yılın on ikinci ayının yirmi yedinci günü, Yahuda Kralı Yehoyakini cezaevinden çıkardı.
2 Krallar.......25:29 Yehoyakin cezaevi giysilerini üstünden çıkardı. Yaşadığı sürece Babil Kralının sofrasında yer aldı.

YEKONYA'nın yani YEHOYAKİN'in ÇOCUKLARI OLMUŞ MU? HAYIR.
Çünkü ondan sonra gelen tüm nesiller için TANRI'nın; ya! YehoyaKİM'in torunu, ya! YehoyaKİN'in torunu seslenişleri vardır. Asla ve asla diğer soy sayımlarında olduğu gibi YEHOYAKİN'in oğlu tanımı yapılmamıştır. Bu hitap şekli bile soyun YehoyaKİN'ile bittiğinin işaretidir
   
  Elindeki somut belgelerden, doğru dürüst aktarımlar yapamayan, esinlendim dedikleri hayallerini, kimbilir nasıl KURTULUŞ VAADLERİ ile harmanlayıp anlatmışlardır.Taraftar toplayabilmek için hangi süslü laflarla, vaadlerle, müjdelerle metinlerini doldurup tamamlamışlardır. Bu konuda örnek Aynı konu ile ilgili ifadeleri ile Matta'dan. Secerede yaptığı inanılmaz hataları örtebilmek için, secere sonuna şu ifadeyi MUCİZE göstergesi olarak ilave ediyor.Saydığı secere sanki doğruymuş gibi birde o, listeye kutsallık katarak dikkatleri MÜJDE, KURTULUŞ, KEHANET, MUCİZE kavramları üzerine oturtuyor.

SECERE SIRALANDIKTAN SONRA 41 SAYISINI DA 3'E BÖLME MUCİZESİNİ GERÇEKLEŞTİREREK (Davut ve İsa dahil 41 isim veriliyor) ŞU MADDE MATTA TARAFINDAN yada ONUN ADINA BAŞKA TANRI SÖZCÜLERİ TARAFINDAN YAZILIYOR.

Matta..1/17 Buna göre, İbrahim'den DAVUT'a kadar toplam ON DÖRT kuşak, Davut'tan BABİL sürgününe kadar ON DÖRT kuşak ve BABİL sürgününden MESİH'e kadar da ON DÖRT kuşak geçti.

SIRALADIKLARI İSİMLERİ SAYMAKTAN ACİZ OLANLARIN (yazdıkları isimleri sayısı 41 iken;,1,2,3...41, 42 olarak sayanların) Yazdıkları hiç TANRI SÖZÜ OLABİLİR Mİ?
   
  NEDEN ONDÖRTLÜ ETAPLAR OLMALIYDI? Çünkü belirleyici olarak kullanılacak isimler, herkezin üzerinde mutabık kalacağı, kişiler ve olaylar olmalıydı. Aksi halde ortaya çıkan rakkamların ne öndemi olurdu. Her hangi bir sayıyı herhangi bir sayıya bölmek Tanrısal bir işaret olabilir mi? Olamaz. Kutsal / Tanrısal kabul edilebilmesi için, kullanılan sayının bir şeylere işaret ediyor olması gerekir.

İbrahim başlangıç olarak alındığına göre, etap sonuda veya başka bir değişle ikinci etabın başlangıcıda, kutsal soyun bağlandığı Davut olmalıydı. Tanrının senin soyunu sonsuza kadar yaşatacağım dediği isim olmalıydı. Bu iki isim arasında tespit edebildikleri yada kabul ettikleri kişi sayısı İbrahim ve Davut dahil 14'dü. En büyük hatayıda bence burada yaptılar. Çünkü iki etap başıda dahil edilerek 14 sayısı saptanmıştı. Artık kutsal devir sayısı ondört rakkamı ortaya çıkmıştı. Artık dönem sonları bu sayıya göre olmalıydı.

Esasında, İbrahim ile Davut arasında 13 kuşak fark vardı. Davuttan sonra, en önemli etap işareti olarak gördükleri Tanrı isteği olan (onlar öyle söylüyor.) Babil sürgünü. Davut ile Babil sürgünü arasını yanlış rakkamları 14'e tamamlamak için gerekli operasyonlar yapıldı ve soy ağacından bazı dallar, "TANRI SÖZÜ" olarak kitabın başka yerinde KABUL EDİLMİŞ OLMASINA rağmen, BUDANIVERDİ. Babalar yok edildi, doğumlar iptal edildi, Dünya'ya gelmeler ve terk etmeler ertelendi.

Sözlerini, Tanrı sözü olarak gören Matta, birazda Eski Ahit'ten esinlendiği belli olan (secerlerdeki) karışık düzen (yorumlamayı zorlaştıran) anlatımlarının ilk kurbanı oluvermiş. "Hem yazdım, hem yanlış saydım" diyemeden, etaplardan birini on üçte bıraktığının farkına varmadan, o müjdeli on-dörtlüler ifadesini, TANRI ADINA yazıvermiş. Arşimet'in bulma sevinci ile hamamdan çıplak fırlaması gibi, Matta'da ortalığa kutsal soyu uydurdum, "İSA'mı KUTSAL SOYA MONTE ETTİM" diye fırlamış olmalı. TANRI'YA RAĞMEN, TANRI ADINA, TANRIYA SOY OLUŞTURMAK KOLAY MI?
   
 
   
  HIRİSTİYAN ve YAHUDİLERE GÖRE; E&Y.AHİT KAYNAKLI YARATILIŞ SECERESİNİN İŞLENDİĞİ "ADEM - MİLAD KRONOLOJİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Havarilerden olduğu söylenen Matta, İsa'dan baba adını (sembolik baba) ve dede adını doğru öğrenmiş olduğu kabul edilerek Matta'ya uyulması gerekmez miydi?.Havarilikle bir alakası olmayan, Pavlus'un Doktor dediği Luka, İsa ie tanıştığını kabul ettiği, Matta'ya neden uymamış olabilir? Sürekli Pavlus çevresinde buluştukları, Matta'yı tanıyan Markos, bu konuda Luka'yı neden uyarmamış olabilir? Luka'ya göre, Yusuf'un babası Eli.Matta'ya görede; Yakup.

Bunların İsa diye duydukları farklı kişiler mi yoksa?. Baba soyunu yazdı denilen Matta ve ana soyunu yazdı denilen Luka; hem ana tarafının, hem baba tarafının babaları Yusuf dediklerine göre; iki kardeşte evlenmediğine göre (Meryem ile Yusuf); Yusuf'un baba adları da farklı olduğuna göre; iki ayrı İsa hayatı ortaya çıkıyor.

Ya! "Luka ve Matta iki ayrı İsa'nın hayatını anlatmış, her ikiside anlattığı İsa'ya halk arasındaki inanışa göre TANRININ OĞLU unvanını vermişler, bizler de bazen 1 numaralı İsa'ya, bazen 2 numaralı İsa'ya, bazen de Vatikan'ın bizler için Aritmetik ortalamasını aldığı ve ortak karakter kazandırdığı melez İsa'ya inanıyoruz" diyecekler yada kitapların her birini terk etmek gerekiyor. (Yazının ilerleyen bölümlerinde, Kutsal kitaplarındaki İKİ AYRI İSA ve ARİTMETİK ORTALAMALI İSA konusu işlenecek)

Luka, neden Matta'ya uymamışta, Yusuf'a başka bir baba yapıştırmış? İsa'nın büyük babasını (sembolik) bilemeyenler, diğer isimlerin doğru olduğunu nasıl, söyleyebilirler. "Esinlendik" dedikleri Oğul Tanrı ve özel melekleri her birine ayrı secere mi yazdırmış?

Somut yaşanmış, var olan şeyleri doğru dürüst yazamayanların, hayallerinin peşine takılmak hiçte anlaşılır birşey değil. İsimlerin yanlışlığı yada onları bilmemek cehaletten denilir geçilir. Ama imani anlamda yapılan yanlışlıklar, hiç birşey denilerek geçiştirilemez. Pişmanlığın faydası yok. Gidilen yerden dönüş yok.
   
  Birinde Hz. Davut ile Hz. İsa arasında 41 kuşak (babalar ve dedeler) var iken, bir diğeri daha tasarruflu davranıp bu sayıyı 27 kuşakta bırakmış. Olabilir bir diğeri, hepsini yazma gereği görmemiş diyebilirsiniz veya "öbürüde amma abartmış, ne bulduysa, ne duyduysa yazmış" diyebilirsiniz. Ben de aynen öyle diyorum. Kafalarına göre yazmışlar. İstedikleri , düşünceleri, sözleri "Tanrı sözü" diye ilave etmişler, işlerine gelmeyen, bir diğerinin yazdığını da "yok öyle birşey ben duymadım" dercesine yazmamışlar.

İsimler tutmadığı gibi, birinde torun olarak gösterilen diğerinde çok, çok büyük baba konumunda. Tanrı olarak benimsedikleri herbirine farklı esinlemelermi göndermiş.

Hadi Luka İSA'nın Anne tarafını yazmış ve başlangıç olarakta Davut oğlu NATAN'ı seçmiş.Hz. Süleyman'a hiç yer vermemiş. Matta'da Baba soyunun seceresini çıkarmış ve bu secerenin Hz. SÜLEYMAN'dan başladığını görmüş ve ona görede listeyi yapmış.

Daha sonra, her ikisinde de görüldüğü gibi Anne soyu ve baba soyu, Şatiyel' de birleşmişler ve ataları Şatiyel ile Zerubabel olmuş.Tamam, biri diğerine göre 6 kuşak fazla yol katetmiş olsun sonunda bir yerde buluşmuşlar. (6 kuşak demek; herbiri 20 yaşında doğsa, hemen hemen 100 yıl demek. Öyle kolay kolay yedirilebilecek bir yıl aralığı değil.

Bu durumda listede ana tarafıda olsa erkek isimleri yazıldığına göre; Matta'nın Şatiyel'i ile Luka'nın Şatiyel'inin BABALARINA AİT İSİM aynı olmalı değil miydi?
Matta ve Luka'da, Zerubabil'in baba ismi her ikisinde de aynı (Şatiyel) ise; her iki listedeki Şatiyel'in baba isimleri de aynı olmalı değil mi? Zerubbabil hem anne tarafının hemde baba tarafının ata-babası oluyor. Ayrıca Zerubbabil'in oğul isimleride kitaplar arasında farklı isimlere bağlanıyor.(Zerubbabil'in kendisi ile alakalı sorular yumağı yazının ilerleyen kısmında ayrıca incelenecek. DAVUT SOYUNUN bitişi ile birikte ele alınacak)

Oğul tanrının özel melekleri, herbirine farklı esinlemeler mi göndermiş. Ya vaadlerde ve kurtuluş şartlarında da yanılıp yanlış şeyler söyledi ise? Ya esinlendik dedikleri, kötü ruhlardan yada yalancı peygamberlerin sözcülerindense?

Eğer anne tarafı yazılmışsa ve anne tarafındaki erkeklerin ismi sıralanmışsa, (listedeki insanların hepsi erkek) Yusuf'un yerine, İmran ailesinin ismi olmalı değil miydi? Yusuf'la Meryem aynı ananın ve babanın çocuğu muydu da, hem İsa'nın baba soyunu, hemde anne soyunun temsil eden isim olarak Yusuf ismi geçiyor? Hatta Anne soyunda Yusuf yerine artık, "Meryem" ismi yazılmalı değil miydi? İsa'nın, annesinin ismi yazılmazsa, Yusuf'un ismi hiç yazılmamalı idi.Yusuf, İsa'yı doğurmadığına göre, orada Meryem adı yazılmalı değil miydi? Meryem imran ailesinden olduğuna göre; Anne tarafı dedikleri yerde, İmran (Amran) ismi olmalı değil miydi?

Yusufla Meryem kardeş değilse (öyle bile olsa secerede ne işi olabilir) annae soyunda ismi ne arıyor. Anne tarafında son noktada Meryem'den başka ismin işi ne? (Çocuğa "anne tarafının erkeklerini say" dense, dededen sonra babasının ismini mi verir? Luka'ya "secereni yaz" denseydi, son olarak anne yerine de babasının ismini mi yazardı? Babasını annesinin kardeşi yerine koyacak bir secere mi yapardı?)

Yusuf, İsa'nın hem anne hemde baba soyunu mu temsil ediyor? Eşeysel bölünme mi olmuş? Eğer; Yusuf ismi geçerli ise; son isim olması münasebeti ile Yusuf'un babası Yakup olmalı değil miydi? Yoksa Matta ve Luka başka başka Yusuf'lardan mı bahsediyor?
   
 
   
  Luka renk olsun, diğer kolda kitapta olsun diye, "anne tarafını yazmış" diyorlar. "Secerdeki isimler birbirini bu nedenden dolayı tutmaz" diyorlar. Peki!! buluştukları Şatiyel ve Zerubbabil'de, Şatiyel'lerin baba isimleri neden birbirlerinin aynısı değil? Her iki listede yazılan Şatiyel'in, baba ismi her iki secerede de aynı olmalı değil miydi? Zerubbabil'e yazılmış çocuklardan en az bir tanesinin, Eski Ahit'te verilen isimlerden biri ile aynı olması gerekmez miydi?

Biri anne tarafını, diğeri baba tarafını yazmış olsa bile; baba tarafına ait Zerubbabil oğlunun, Eski Ahit'te Zerubbabil'in çocukları diye gösterilen isimlerden biri ile aynı olması gerekmez miydi?

Luka ve Matta her harfi Tanrı sözü dedikleri kitapta yazanları yalanlıyorlar mı? Tanrı yanılır mı? Yoksa Tanrı sözü dedikleri kitaplarda, kendileri gibi kutsal metin yazarları tarafından kaleme alınmış ifadeler olduğundan şüpheleri yoktuda, korkusuzca bu tür yalanlamaları yapıp kitaplarında yer verdiler.

"Anne tarafındaki Şatiyel ve Zerubbabil ile baba tarafındaki Şatiyel ve Zerubbabil aynı kişiler değil sadece isim benzerliği var" dense bile; bu durumda da Zerubbabil'e yazılmış çocuklardan birinin, Eski Ahit'te geçen isimlerden biri ile aynı olması yada kitapların Tanrı sözü olmadığı için elden çıkarılması gerekir.

Hani! her harfi Tanrı sözü idi. Kutsal ruh denetiminde ve kontrolünde inmişti. Kutsal Ruh herkeze başka isimler mi verdi de bu çelişkiler yumağı ortaya çıktı. Herkez kendine göre, bir İsa tanımlaması yaptı demiyorlar da, yalanı sırıtan cevapların olduğu, süslü anlatımlarla olayı geçiştirmeye çalışıyorlar.

Kitaplarına ve ifadelerini dokunulmaz kılmak için kullandıkları "TANRI SÖZÜ" kalkanını, biraz araladığımızda, ortaya çıkan gerçek bu. PETRUS'ta AYNI DÜŞÜNCEDE OLMALI Kİ; şöyle söylüyor..

2 Petrus ........2:1 Ama İsrail halkı arasında SAHTE PEYGAMBERLER vardı, tıpkı sizin de aranızda YANLIŞ ÖĞRETİ YAYANLAR olacağı gibi. Bunlar kendilerini satın alan Efendi'yi bile inkâr ederek GİZLİCE aranıza YIKICI ÖĞRETİLER sokacaklar. Böyleleri ANİ BİR YIKIMA uğrayacaklar

Yazdıklarımız yüzde yüz kutsaldır. bizim dışımızdakiler yalandır amaçlı bu tür kalkanlarla, kendilerini ve kitaplarını yıllarca dokunulmaz yaptılar. Kehanet dedikleri çıkarımlarlada kitleleri felaketlere getirdiler ve en büyüğüne hazırlıyorlar.

ON İKİ YIL yaş farkıyla, iki ayrı İsa'nın, iki ayrı doğum hikayesini kendilerine göre anlatanlar, elbette SECEREYİ DE FARKLI KAYNAKLARDAN elde ederek, kitaplarına dahil etmiş olanlardır.

Kuzu, kuzu bir yere kadar Eski Ahite bağlı olanlar sonra birden bire eksik yazmaya, daha doğrusu işin içinden çıkamayacak duruma gelince, geçiştirmeye başvurmuşlar. Nasıl olsa "görülmüştür" damgası vurulmuş, bir kitap yazıyorlar. Kim nereden bilecek? demişler ve yazıp durmuşlar. (Onlarda okur yazarlığın alıp başını gideceğini, Bilgisayar denen bir aletin çıkacağını, heryerin kazılarak belgelere ulaşılacağını elbetteki tahmin edememişler)

Kitap yazanlar, hiç Hz.İSA'yı yaşamamışlar ki. Onunla ilgili şeylere sahip çıkmış olabilsinler. Onlar göğüslerine içirilmiş olan kendilerine ait İSA'yı kaleme almışlardır. Kendi İSA'larını efsanelerle, Pagan inançları ile yoğurarak kutsal metin yazarlığı görevlerini yerine getirmişlerdir.

   
  SECERELERİNİN SALLAMA OLDUKLARINI İSPATLARCASINA, LİSTELERİNDE ZERUBBABİL'İN ÇOCUKLARI OLARAK VERDİKLERİ İSİMLER, BİRBİRLERİNDEN FARKLI ANLAŞILAN, LUKA, MATTA ve ESKİ AHİT YAZARLARI FARKLI KUTSAL RUH'LARLA İLİŞKİ KURMUŞLAR. LUKA ve MATTA'nın BAŞKA BAŞKA İSA'ları mı var?

Yeni Ahit yazarlarını anlamaksa hiç mümkün değil. Aynı Oğul Tanrı'ya inanıyoruz diyorlar, aynı Kutsal Ruh geldi diyorar, O HALDE ESİNLENDİRENDE AYNI OMALI.Ama İsa'ya ulaştırılan "SOY YOLUNDA", Zerubbabil'in çocukları farklı.Sonra herşey doğruymuş havasında, kutsal ilan ettikleri soydan İSA'yı çıkarıveriyorlar. Hemde 12 yıl farkla doğurtularak, doğru soyda kalmayı başarıyorlar.

Havari unvanları takınarak, "TANRININ YAŞAMINA ŞAHİDİZ" diyenler daha, İSA'nın DOĞUMUNU BİLMİYOR Kİ. Nereden kalkıpta yüzlerce sene öncesine dayanan secereleri doğru yazmış olsunlar?

Kendi yaşamları içinde yer almış TANRI DEDİKLERİNİN DOĞUMUNU BİLMEYENLER, GELECEKLE İLGİLİ, KURTULUŞLA İLGİLİ SÖZLERİ NERELERİNDEN ATMIŞ OLABİLİRLER? BİR DÜŞÜNÜN.

1 Tarihler......3:19 PEDAYANIN oğulları: Zerubbabil, Şimi. Zerubbabilin çocukları: Meşullam, Hananya ve kızkardeşleri Şelomit.
1 Tarihler......3:20 Zerubbabilin beş oğlu DAHA vardı: Haşuva, Ohel, Berekya, Hasadya, Yuşav-Heset.

Hangisi doğru?. Her üçüde "HER HARFİ TANRIDAN" DİYE KEFİL OLDUKLARI KİTAPLARINDAN.

Matta..........1:13 Zerubabel, Abihud'un babası; Abihud, Elyakim'in babası; Elyakim de Azor'un babasıydı.
Luka............3:27 Yohanan oğlu, Reşa oğlu, Zerubabel oğlu, ŞATİYEL oğlu, Neri oğlu,

HER HARFİ TANRIDAN'DIR DEDİKLERİ VE KUTSALLARI OLARAK İLAN EDİP, AYNI KAPAK ALTINDA TUTTUKLARI ESKİ AHİT'TE; ZERUBBABİL'İN ÇOCUKLARININ İSMİNİ BÖYLE SIRALIYOR. (Zerubbabil'in daha arkada, Pedeya, Şatiel sahnesi var)


Esinleme ...22/18 Bu kitaptaki peygamberlik sözlerini duyan herkesi uyarıyorum! Eğer bir kimse bu sözlere bir şey katarsa, Tanrı da bu kitapta yazılı BELALARI ona katacaktır.

Esinleme ..22/19 Eğer bir kimse bu peygamberlik kitabının sözlerinden bir şey çıkarırsa, Tanrı da bu kitapta yazılı yaşam ağacından ve KUTSAL KENTTEN ona düşen payı çıkaracaktır.

Eski Ahit'te benzer şeyler söylüyor.
Yasa Kitabı .18/20 Ancak, kendisine buyurmadığım bir sözü BENİM ADIMA söylemeye kalkışan ya da PEYGAMBER ÖLDÜRÜLECEKTİR.'
   
 
   
  HER HARFİ TANRIDAN'DIR DEDİKLERİ VE KUTSALLARI OLARAK İLAN EDİP, AYNI KAPAK ALTINDA TUTTUKLARI ESKİ AHİT'TE; ZERUBBABİL'İN ÇOCUKLARININ İSMİ BÖYLE SIRALANIYOR. (Zerubbabil'in daha arkasında, Pedeya, Şatiel sahnesi var)

Somut yaşanmış, var olan şeyleri doğru dürüst yazamayanların, hayallerinin peşine takılmak hiçte anlaşılır birşey değil. İsimlerin yanlışlığı yada onları bilmemek cehaletten denilir geçilir. Ama imani anlamda yapılan yanlışlıklar, hiç birşey denilerek geçiştirilemez. Pişmanlığın faydası yok. Gidilen yerden dönüş yok.

Kitaplarının hepsine hem Yahudiler, hemde Hıristiyanlar, "Tanrı sözü" demiyorlar mı? Her ikisini de Tanrı yazdırdı demiyorlar mı? Yaratılış kitabı Moşe'ye Sina dağında TANRI tarafından, Hıristiyanlara göre; M.Ö. 1438, Yahudilere göre; M.Ö.1312 yılında verildi demiyorlar mı? Yeni Ahit, Tanrı tarafından, özel melekleri aracılığı ile yazdırıldı demiyorlar mı?

Hıristiyanların kabullerine göre;.......1438= 10 emir; 40 yıl sonra 1398'de Eski Ahit'in ilk 5 kitabı olan TORA MOŞE' ye verilmiş / tamamlanmış
Yahudi kabullerine göre;....................1312= 10 emir; 40 yıl sonra 1272'de Eski Ahit'in ilk 5 kitabı olan TORA MOŞE' ye verilmiş / tamamlanmış


Kitaplarında şu ifadeler yok mu?O halde hem kutsallarımız diyeceksin, hem her harfi Tanrı sözü diyeceksin Sonra, tehdit dolu yazılanlarıda kâle almadan, dilediğin gibi değişiklikler hatalar yapıp, suçuda Tanrı olarak işaret ettiğine atıp sıyrılacaksın. Herkezinde bu yazdıklarına, Tanrı sözü olarak saygı duymasını bekleyeceksin.Sen kutsal metinleri meslek icabı yazarken, böyle bir saygıyı kaleminle, ifadelerinde hissettirmedin ki.

Esinleme ....22/18 Bu kitaptaki peygamberlik sözlerini duyan herkesi uyarıyorum! Eğer bir kimse bu sözlere bir şey katarsa,Tanrı da bu kitapta yazılı belaları ona katacaktır.
Esinleme .. ..22/19 Eğer bir kimse bu peygamberlik kitabının sözlerinden bir şey çıkarırsa, Tanrı da bu kitapta yazılı yaşam ağacından ve kutsal kentten ona düşen payı çıkaracaktır.

Böyle yazarak kendi yazdıklarını, Tanrı sözü konumuna oturtuyorlar. "Bakın bu yazdıklarımız Tanrı sözüdür değiştirmeye kalkarsanız yandınız demektir. Bunları geçersiz kılarsanız, sonsuz yaşamı unutmanız gerekir. Yazılanların her harfinin Tanrıdan olduğuna süphe duyarsanız, yaşam ağacındaki meyva yerine kükürtlü sularda yüzenlerden olursunuz" demek istiyorlar. "Bizlerde bu sözleri Tanrı vekillerinden onun izni ile aldık hiç dokunmadan sizlere iletiyoruz bu böyle biline" diyorlar

Yasa Kitabı .18/20 Ancak, kendisine buyurmadığım bir sözü BENİM ADIMA söylemeye kalkışan ya da BAŞKA İLAHLAR adına konuşan PEYGAMBER ÖLDÜRÜLECEKTİR.'
   
 
   
  O halde secrede 100 yıllık kopukluk nereden geliyor. Yoksa edindikleri bir kaç Tanrı olarak kabul ettikleri varlıklar var da, birinin yazdığını diğeri geçersiz mi kılıyor? Aradaki nesilleri yok sayan ama 6-7 kuşak sonrasında aynı isimle devam eden secere, Tanrıdan gelmiş olabilir mi?

Birileri çıkıp Tanrıcılık oynamak isteyince elbette sonuç böyle olur. Tanrı algısını içinde bulunduğu Pagan dinlerinden alan, Pagan rahiplerinden özenerek Tanrı sözcülüğüne soyunanlar ne yaparlarsa yapsınlar hatalar yapacaklardır.Kutsal metin yazarlığına özenip, "bunlar Tanrı sözüdür" diye döktürülen metinlerin hali ortada.

Oğlunun seceresini unutan, karıştıran Tanrı? Yaratılış kitabında yazılanları (yazdı denilenleri) hatırlamayan Tanrı.

Kendi seceresini esinlendirdiği MATTA'ya, LUKA'ya DOĞRU BİÇİMDE YAZDIRAMAYAN OĞUL TANRI.

"BABA TANRI ile HER ŞEYİ BEN YARATTIM, evrenin Yaratılışında ben vardım" diyen ama seceresindeki, "Yarattım" dediği KULLARININ İSİMLERİNİ HATIRLAMAYAN TANRI.

Ve üçü-birliğin üçüncüsü denilen, HERŞEYE SEYİRCİ KALAN KUTSAL RUH. Papa seçimlerine bile katılan, her kilisede varlığını sürdüren ama kitapta olan eksikliklerden haberi olmayan KUTSAL RUH diye takdim ettikleri.

Elçilerin İşleri (Acts)....1/1-2 Ey Teofilos,İlk kitabımda İsa'nın yapıp öğretmeye başladığı her şeyi, seçmiş olduğu elçilere KUTSAL RUH aracılığıyla buyruklar verip yukarı alındığı güne dek olanları yazmıştım.

Papa seçimlerine bi-fiil olarak katıldığı hatta Papa'yı seçti denilen Kutsal Ruh, yaptığı hatalardan dolayı çok itibar kaybetmiş olmalıki; Papa'lar oy birliği ile değil ancak sponsor firmaların katkıları ile oy çokluğu ile çok uzun süren tartışmalar sonucu seçilebiliyor.

Ya! Kutsal Ruh olarak adlandırdıkları, her Kardinale farklı bir isim söylüyor,
ya! sesini Kardinallere duyuramıyor,
ya! Kardinaller Kutsal Ruh dediklerini ciddiye almıyorlar,
yada birden çok sayıda Kutsal Ruh mevcut.

Öyle değil mi? KUTSAL RUH SADECE KATOLİKLERE AİT mi de sürekli Papa'lık civarında kalsın. Birbirlerini SAPKIN DİN SAHİBİ sahibi olarak AFOROZ ETMİŞ, PROTESTANLAR ( 400-500 yıl) ve ORTODOKSLAR da (1000 yıldır) KUTSAL RUH'tan sürekli destek aldıklarını söylüyorlar. "Bizimle birlikte" diyorlar.

Bir tane olsa, BİRBİRLERİNİ SAPKIN ilan etmiş olanların herbirine aynı MESAFEDE DURABİLİR Mİ?
Herbirine göre / her nabza göre şerbet veren ilahi bir mekam olabilir mi? Kutsal Ruh olarak benimsedikleri herkeze Mavi boncuk dağıtıyorsa, bu işin ciddiyeti nerede kaldı? Birbirlerini sapkın ian eden tüm gruplara seninleyim diyen Kutsal ruh inancının olduğu sistemde, sapkın olmanın yada olmamanın manası ne?
Eğer sapkınlık bir ölçü değilse, o zaman KUTSAL RUH DESTEKLİ AFOROZLARI neden yapmışlar?
Nelerine güvenerek, Müjde bize ait, Mesih bize gelecek kurtulacağız diye hayal kurduruyorlar?
Üçübirliğin, bir bölümü ayrıldıkları tarafta kaldıysa, Mesih, bir parçasının olduğu yere gitmez mi?
Üçübirliğin parçası olan KUTSAL RUH, diğer parçalar olan, Baba Tanrı ve Oğul Tanrı onayı olmadan, taraf seçebilir mi?
Baba Tanrı ve Oğul Tanrı sapkın tarafta kalmasına izin verir mi?

Birbirlerinden ayrılmalarını, KUTSAL RUH onayı olmadan yapamayacak olan bu gruplara, "sizinleyim" diye destek veren KUTSAL RUH bir tane ise; her gruba "SİZİNLEYİM" sözünü vermesi, KUTSAL RUH'un güvenirliliği çerçevesi içinde mümkün olabilir mi?
Birbirlerini Kutsal Ruh onayı ile SAPKIN İLAN etmiş grupların herbirine sizinleyim diye söz veren KUTSAL RUH'un kefil olduğu kitaplardaki VAAD'lerin, Müjdelerin ne derece inanırlığı kalır?

Yok KUTSAL RUH ONAYLAMADAN gruplar birbirlerinden ayrılmışlarsa; bu durumda, en azından 2 GRUP KUTSAL RUH'suz kalmış olmuyor mu?
Sapkın olanlar hangileri ise, onların mekanlarından uzak durur onların üzerine dökülmezse, bazı grupların sonsuz yaşam umutları yok olmuyor mu?

Yoksa; mekanlarından uzak olmasın, kendilerine bağlı olanların isimleri, yaşam defterinden silinmesin, vaftizler kayda geçsin, haçı taşıdıklarına şahit olunsun diye, her ayrılan grup kendi KUTSAL RUH dediklerini yanına alıpta mı gidiyor? ..vs...

"Kutsal Ruh'diye isimlendirdikleri onların nezdinde bayağı itibar kaybetmiş olmalıki" demiş ve Papa seçimlerinde olan ,söz dinlememezliği yada söz geçirememezliği vurgulamıştık. İtibar kaybetmesine, kendisine duyulan güvenin azalmasına sebep olan en iyi örneklerden bir tanesi yine Papa seçimleri ile ilgili. Derler ki, "Papa'ları Kutsal ruh seçer". Kurallarına görede sadece erkekler Papa olabilirmiş.

Kadınlar asla Papa olamazlarmış.Yardılıştan itibaren kirli kabul edilen kadınların, bırakın Papa olmasını, 16 yy'a kadar, Kutsal kitapları olan Yeni Ahit'e el bile süremiyorlarmış. İngiltere Kralı VIII. Henry (1491 -1547) bu yasağı kaldırmış. Kral, Vatikan ile tüm bağlarını kopararak, İngiliz bağımsız Angalikan kilisesini de kurmuş.

(Anglikanizm,  İngiltere'ye has,  Hıristiyan mezhebi olmuş.  Katoliklik ile Protestanlık arasında sayılabilecek orta bir yolu izliyormuş. Angalikan kiliseleri kurulduğunda, Protestanlık mezhebi de kurulmuş yada kurulma üzere imiş. Protestanlığın kuruluşu 1529'da Martin Luther tarafından gerçekleştirilmiş).

Yine böyle KUTSAL RUH nezaretli bir Papa seçiminde, hiç kimsenin haberi olmadan bir kadın, 853 yılında Papa seçilivermiş. Üstüne üstlük iki-buçuk senede görevde kalmış. Çocukluğundan beri erkek kıyafetleri giyen bu kadın, kutsal kitaplara dokunmanın yasak olduğu dönemde, din eğitimi almayı başarmış.Bir şekilde kendisini, seçimin standartlarını koyan KUTSAL RUH gözetiminde, detiminde Papa seçtiriyor.

Kraliyet ailesinden biriyle, gayrı meşru ilişki içine de giren KADIN PAPA, bu ilişki sonrası hamile kalıyor. KUTSAL RUH'un da fark etmediği bu hamileliği, gizlemeyi başaran KADIN PAPA, protokol gereği katılma zorunda olduğu bir ayinde yol ortasında doğuruyor. Çevresinde bulunan Kardinaller, hemen oracıkta KADIN PAPA VIII JOAN'ı ve bebeğini taşlayarak öldürüveriyorlar.

KUTSAL RUH'a ve seçimine güvenen Kardinaller, o olaydan sonra bu işin güvenmekle olmayacağına kanaat getirmiş olmalılar ki; "SEÇİM gibi işlerin, KUTSAL RUH'a bırakılmayacak kadar önemli işler" yaklaşımı ile bir takım önlemler geliştirmişler. Bu tedbirlerden bir tanesi ve en dikkat çekeni de, seçilen Papa'nın göreve başlamadan önce, TESTİS kontrolünden geçirilmesi imiş. O gün bugündür seçilen Papa, el ile bu kontrolden geçiriliyormuş.

(Papa Joan'ın macerasını, 11.yy Martinus Scotus adında bir rahip, 12. yy kilise tarihçisi Gemiorslu Siegebert, 13. yy tarihçi Martinus Polonus da ‘Papaların ve İmparatorların Tarihi' isimli eserinde ayrıntıları anlatmış.)
   
  YUKARIDA TABLODA İŞLENEN İSİMLERİN, ESKİ AHİT-YARATILIŞ KİTABINA GÖRE SECERE LİSTESİ ŞÖYLE:

1 Tarihler ...2/15 altıncısı Osem, yedincisi DAVUT
1 Tarihler ...3/5 Davut'un Yeruşalim'de doğan oğulları: Şima, Şovav, Natan, Süleyman. Bu dördü Ammiel'in kızı Bat-Şeva'dan doğdular.
1 Tarihler ...3/10 Rehavam Süleyman'ın oğluydu. Aviya Rehavam'ın, Asa Aviya'nın,Yehoşafat Asa'nın,
1 Tarihler ...3/11 Yehoram Yehoşafat'ın, Ahazya Yehoram'ın, Yoaş Ahazya'nın,
1 Tarihler ...3/12 Amasya Yoaş'ın, Azarya Amasya'nın, Yotam Azarya'nın,
1 Tarihler ...3/13 Ahaz Yotam'ın, Hizkiya Ahaz'ın, Manaşşe Hizkiya'nın,
1 Tarihler ...3/14 Amon Manaşşe'nin, Yoşiya Amon'un oğluydu.
1 Tarihler ...3/15 Yoşiya'nın oğulları: İlk oğlu Yohanan, İkincisi Yehoyakim, Üçüncüsü Sidkiya, Dördüncüsü Şallum.
1 Tarihler ...3/16 Yehoyakim'in oğulları: Yehoyakin ve Sidkiya.
   
  YENİ AHİT, LUKA KİTABINA GÖRE LİSTE ŞÖYLE: secere, her maddenin sağından başlayıp sola doğru gidiyor (secere, cümle sonundan başlayıp cümle başına doğru yazılmış)

Luka..3/31 Mala oğlu, Menna oğlu, Matata oğlu, Natan oğlu, DAVUT oğlu,
Luka..3/30 Şimon oğlu, Yahuda oğlu, Yusuf oğlu, Yonam oğlu, Elyakim oğlu,
Luka..3/29 Yeşu oğlu, Eliyezer oğlu, Yorim oğlu, Matat oğlu, Levi oğlu,
Luka..3/28 Malki oğlu, Addi oğlu, Kosam oğlu, Elmadam oğlu, Er oğlu,
Luka..3/27 Yohanan oğlu, Reşa oğlu, Zerubabel oğlu, Şaltiyel oğlu, Neri oğlu,
   
  YENİ AHİT, MATTA KİTABINA GÖRE LİSTE ŞÖYLE: Matta'da İbrahim ile başlıyor.

Matta..1/6 İşay da, kral Davut'un babasıydı.DAVUT, Uriya'nın karısından doğan Süleyman'ın babasıydı.
Matta..1/7 Süleyman, Rehavam'ın babası;Rehavam, Abiya'nın babası;Abiya da Asa'nın babasıydı.
Matta..1/8 Asa, Yehoşafat'ın babası;Yehoşafat, Yoram'ın babası;Yoram, Uziya'nın babasıydı.
Matta..1/9 Uziya, Yotam'ın babası;Yotam, Ahaz'ın babası; Ahaz da Hizkiya'nın babasıydı.
Matta..1/10 Hizkiya, Manaşe'nin babası;Manaşe, Amon'un babası;Amon ise Yoşiya'nın babasıydı.
Matta..1/11 Yoşiya, Babil sürgünü sırasında doğan Yekonya ve onun kardeşlerinin babasıydı.
Matta..1/12 Yekonya, Babil sürgününden sonra doğan Şaltiyel'in babası;Şaltiyel ise Zerubabel'in babasıydı.
Matta..1/13 Zerubabel, Abihud'un babası;Abihud, Elyakim'in babası;Elyakim de Azor'un babasıydı.
   
  "İsa kitap getirmedi onun yerine bizler Kutsal metinleri oluşturduk" diyenler, usta esinleme / görünüm yalancıları oldukları gibi, aynı zamanda kötü birer kopyacılarmış. İsa onunla tebliğlerini yaptı dedikleri, ellerindeki Eski Ahiti okuyamayan, ondan iyi kopya çekemeyen insanların, VAR DEDİKLERİ VAADLER HAKKINDAKİ SÖZLERİ NASIL DOĞRU OLABİLİRKİ?

Luka..1/1-3 Sayın Teofilos, Birçok kişi aramızda olup bitenlerin tarihçesini yazmaya girişmiştir. Nitekim başlangıçtan beri bu olayların görgü tanığı ve Tanrı sözünün hizmetkârı olanlar bunları bize iletmişlerdir. Ben de tüm bu olayları ta başından özenle araştırmış biri olarak bunları sana sırasıyla yazmayı uygun gördüm.

Elindeki somut belgelerden, doğru dürüst aktarımlar yapamayan, esinlendim dedikleri hayallerini, kimbilir nasıl KURTULUŞ VAADLERİ ile harmanlayıp anlatmışlardır.Taraftar toplayabilmek için hangi süslü laflarla, vaadlerle, müjdelerle metinlerini doldurup tamamlamışlardır. Bu konuda örnek Aynı konu ile ilgili ifadeleri ile Matta'dan. Secerede yaptığı inanılmaz hataları örtebilmek için, secere sonuna şu ifadeyi MUCİZE göstergesi olarak ilave ediyor.Saydığı secere sanki doğruymuş gibi birde o, listeye kutsallık katarak dikkatleri MÜJDE, KURTULUŞ, KEHANET, MUCİZE kavramları üzerine oturtuyor.

SECERE SIRALANDIKTAN SONRA 41 SAYISINI DA 3'E BÖLME MUCİZESİNİ GERÇEKLEŞTİREREK (Davut ve İsa dahil 41 isim veriliyor) ŞU MADDE MATTA TARFINDAN yada ONUN ADINA BAŞKA TANRI SÖZCÜLERİ TARAFINDAN YAZILIYOR.

Matta..1/17 Buna göre, İbrahim'den DAVUT'a kadar toplam ON DÖRT kuşak, Davut'tan BABİL sürgününe kadar ON DÖRT kuşak ve BABİL sürgününden MESİH'e kadar da ON DÖRT kuşak geçti.
  SIRALADIKLARI İSİMLERİ SAYMAKTAN ACİZ OLANLARIN (yazdıları isimleri sayısını 42 olarak sayanların) Yazdıkları hiç TANRI SÖZÜ OLABİLİR Mİ?
   
 
   
  Elbetteki, "Her harfi Tanrı'dandır" denilip bol bol vaadlerle süslenerek sunulduğunda, çok az insan (oransal olarak), eline kağıt kalem alıp bu tür kıyaslamaları yapıyor. Onlara da kimse rağbet edip, ciddiyede almıyor. "Koca koca adamlar yanılır mı" diyorlar? "Onlar anlamadı da sen mi anlayıp buldun" diyorlar. Halbuki o koca koca adamlar dedikleri DAMDAKİ BACALAR.
   
 
   
  Özellikle Davut'tan sonra her biri bir başka tarafa çekerek listeler oluşturmuşlar. Bu nasıl olabilir? Bu kitaplar hani Tanrı esinlemesi idi. Bir harfi bile değişmemişti. Tüm bilgiler esinleme ile gelmişti. Oğul Tanrı bu iş için özel meleklerini ve kendisinin 1/3 ü olan Kutsal Ruh'u görevlendirmişti. Böyle farklılıklar olur mu?

Kutsal metin yazarlarının bugünkü temsilcileri atalarını, üstadlarını savunma adına, yaldızın sıyrılmaması adına, kutsallık makyajının bozulmaması adına, kelin gözükmemesi adına diyorlar ki; Matta, Davuttan sonra geleneği sürdürerek baba soyunu devam ettirmiş, Luka ise "bir de bu soy ağacının anne tarafı var" diyerek ona göre listesini hazırlamış. "Ne denir? binlerce yıl önce, yaşayıp yaşamadığı belli olmayan insanların isimleri hakkında iddialarda bulunmak mümkün değil.

Hıristiyanlık diye bir din kurulacağını tasavvur bile edemiyenler. İsa'nın mezarının yerini bilmeyenler, o tanrı diyerek taptıkları İsa öldükten sonra mezarına gidip "Rabbimi almışlar" dedirttikleri, Magdenalı Meryem'in, fahişe mi yoksa İsa'nın karısı olup olmadığına dolaysıyla İsa'nın evlenip evlenmediğine karar veremeyenler, İsa dirilidikten (onların iddiası) sonra kaç yıl yaşadığını yazamayanlar, İsa'nın çarmıhını ile mahkeme kayıtlarını bulamayanlar, Romalı yöneticilerin isimlerini karıştıranlar....vs birden bire hafızalarına kavuşuverip (ağ içindeki balık sayısını hatırladıkları gibi) İsa'nın hem anne hemde baba tarafının seceresini çıkartıveriyorlar. Hiçte inandırıcı değil elbette

İSA, Matta'ya göre; İmp. Augustos'un atamalı Yahudi Kral Hirodes'in zamanında, Luka'ya göre; yine, İmp. Augustos'un atadığı Vali Kirinius (Cyrenius) zamanında, Dünya'ya gelmiş.
   
  HIRİSTİYAN ve YAHUDİLERE GÖRE; E&Y.AHİT KAYNAKLI YARATILIŞ SECERESİNİN İŞLENDİĞİ "ADEM - MİLAD KRONOLOJİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
 
   
  MATTA'nın İSA'nın doğumu onun zamanında oldu dediği Hirodes, M.Ö.37 yılında Roma atamasıyla tahta oturmuş ve 34 yıl saltanat sürmüş.Kendilerinin İsa'nın doğumu nedeniyle kabul ettiği -0- miladdan yani; Hıristiyanların verdiği İSA'nın DOĞUM TARİHİNDEN 4 yıl önce / M.Ö. 4'de ölmüş.

Bu durumda İSA en geç olarak M.Ö. 4' de doğmuş olur. Hiroderes, ölmeden önce İKİ YAŞINDAKİ ERKEK ÇOCUKLARIN hepsini ördürttüğüne göre; İsa bu durumda, en geç M.Ö.6'da doğmuş olur.

"En geç M.Ö. 6'da" çünkü; Kral HİRODES, yıldızbilimcilerin kendisini kandırdıklarını anladıktan sonra İKİ YAŞINDAKİ çocukları öldürtüyor. (Kral eğer kandırıldığını 2 sene sonra anladı ise mesele yok.).Kahinlerden gelecek haberi beklese beklese 10-15 gün beklemiştir. Tahtını tehdit edecek tehlikeye karşı aylarca senelerce kayıtsız kalamazdı. Bu durumda da Kralın ve yıldızbilimcilerin, İSA'dan haberleri olduğunda İSA 2 YAŞINDA olur.

Ayrıca "yıldızın göründüğü ANI TAM OLARAK öğrendi" ifadesinin altında yatan vurgulamada; İSA'nın doğduğu tarihin (KRAL TARFINDAN yıldızbilimcilerin ağzından ustalıkla alındığını söyleyerek) kahinlerin gelişinden önce olduğunu belirtiyor. Kahinlerin kendisini kandırıldığı anladığı zaman; İKİ YAŞINDAKİ çocukları öldürme emrini vermesinden de, doğumun İKİ SENE ÖNCE olduğunu (veya bildiğini) anlıyoruz.

Şimdi Kral bu öldürme olayından sonra, kaçyıl daha yaşadı diyorsanız İSA'nın doğumundan o kadar daha eksilmeniz gerekecek. Kralın bu acıya dayanamayıp hemen ölmediğini düşünüyorsanız, M.Ö. 6 üzerine yıl ilave etmelisiniz. Anlaşıldığı gibi -0- tariinde İSA en az 6 yaşında. Mısır'da RAB'bi çağırana kadar kaldıklarına göre, Kral epey daha yaşamış olmalı.

KRALIN HER YAŞADIĞI YIL İSA'nın DOĞUM YILINI BİR YIL AŞAĞIYA ÇEKER. Saptanmış olan Milad başlangıcından uzaklaşır. Luka ve Papalığın saptadığı tarhlerlede arayı açar.Örneğin: Kral, İSA'yı 1 (BİR) yıl aradıktan sonra öldü ise; İSA bu durumda M.Ö. 7 yılında doğmuş olur.
   
 
   
  Yıldız öyle gökte duran bildiğimiz tipten değil, ejderhanın bir kuyruk darbesi ile 1/3'ünü yeryüzüne düşürdüğünü Vahiy bölümünde söyledikleri tipten olmalı. Tam evin üzerinde durduğuna görede gerektiğinde nokta atışıda yapabilen cinsten olmalı. Gökteki yıldızların 1/3'ünü Dünya üzerine düşürmeyi palanlayanların, NE KURTULUŞ REÇETELERİNDE, NE KURTARMA VAADLERİNDE akıla örtüşen bir şey vardır. Ne yollarına gidilir, nede sözlerine güvenilip yoldan dönülür? Dünya'dan ve evrenden haberi olmayan zavallıların yazdığı, sanılardan ibaret kitapların yazdıklarına bakılarak HAYALLER KURULUR MU? KİTABIN DAVETCİLERİ KILAVUZ YAPILIR MI?
   
  İŞTE LUKA'ya GÖRE İSA'nın DOĞUM DETAYLARI...

Eğer, Luka'nın dediği Vali Kirinius (Cyrenius) zamanı baz olarak alınırsa; o zamanda İSA M.S. 6 yılda doğmuş oluyor. Kirinius'un (Cyrenius) Suriye valiliği zamanında, Agusto'nun emriyle yapılan nufus sayımının tarihi, M.S. 6-7 yılı imiş.Kirinius'un (Cyrenius) atanma tarihi de, M.S. 6 yılı imiş. Daha Tanrı dediklerinin doğum yılını, kendilerine ait kitaplarda farklı yazanların verdikleri vaadlerde doğruluk payları ne olabilir?

Luka'da, kral Hirodes isminden bahsediyor. Ama onun bahsettiği Hirodes Antipa olmalı. Yahya'yı hapse atan ve öldürme emrini veren Hirodes Antipa ismi, Matta'da ve Luka'da, vaftiz konusunyla Yahya'nın öldürülme olayında geçmektedir.

Yoksa Matta'da Hirodes ölümünden sonra, Rab tarafından "MISIR'dan geri çağrıldı" denilen İSA, Yahyayı öldürten Antipa'nın ölümünü beklemiş olur. Bu bekleyişte onun 41 yaşında, (iki yaş çocukların öldürülmesi) Yahya öldükten sonra, yani Yahya'ya vaftiz olamadığını söylemiş olurki; "ortalıkta hiç birşey bırakmadan herşeyi geçersiz kılan", bir kabulü de ortaya koyar.
   
 
   
  Aşağıda da görüldüğü gibi; her iki yazarda "İSA tebliğlere başladığında / öğrenciler edindiği sıralarda bu kral yaşadı" diyorlar.. Hatta Luka İsa'nı yaşının 30 civarında olduğunu da belirtiyor.

Farklı Hirodesler olduğunu, birtakım olayları anlatırlarken yine kendileri açıklıyorlar. Zekeriya'ya çocuk müjdelenmesi yani Yahya'nın doğumundan 9-10 ay öncesi, Hirodes isminde bir yönetici olduğunu Luka'da kabul ediyor.

Zekeriya'ya çocuk müjdesi verildiğinde var dediği yönetici;BÜYÜK HİRODES'İ DEĞİL.
Lua'nın, Zekeriya döneminde, "YAHUDİYE bölgesinin Kralı" diye bahsettiği, Hirodes ARHELAS olmalı (M.S.4 - M.S. 6).
İsa'nın varlığını İKİ yaşında iken öğrenen Büyük Hirodes değil.

Luka......1:5 YAHUDİYE kralı Hirodes zamanında, Abiya bölüğünden Zekeriya adında bir kâhin vardı. Harun'un soyundan olan karısının adı ise Elizabet'ti.

Roma'nın görevden alıp, yerine NÜFUS sayımını yaptırdığı Vali Kirinius'u(Cyrenius) atadığı, görevden azledilen Hirodes ARHELAS olmalı.
Hemen VALİ atamasının arkasından (en fazla 15 ay. 9+6=16) LUKA'nın bahsettiği NÜFUS sayımı yapılmış olmalı. Yahya ve 6 ay sonrasında da İsa doğmuş olmalı.

Luka......1:80 Çocuk büyüyor, ruhsal yönden güçleniyordu. İsrail halkına GÖRÜNECEĞİ güne dek ISSIZ yerlerde yaşadı.
Luka......2:1 O günlerde Sezar Avgustus tüm Roma dünyasında bir NÜFUS sayımının yapılması için ferman çıkardı.
Luka......2:2 Bu İLK SAYIM, Kirinyus'un Suriye valiliği zamanında yapıldı.

Aynı zamanda, mucizevi şekilde, büyük övgüler düzülerek doğmuş olanlardan İSA için LUKA, duyurular içinde bir doğum ve çocukluk hayatını uygun görürken, Yahya için ıssızlık, saklanmalı bir yaşamı uygun görüyor.

Matta'da Kral İsa'yı öldürecek diye Mısırlara gönderirken, Aynı konumda olan Yahya memleketinde tehlikeden uzak yaşam sürüyor. (Bunlar birşeyleri hepten karıştırmışlar gibi. Havari olduklarını yada havarilere yakın olduklarını yazanlar yine kendileri.Birileri onların ismi ile birşeyleri yazarken karıştırmışta olabilir)

Luka'ya göre; Yahya ile İsa arasında 6 ay fark var. Yahya, İsa'dan altı ay büyük.

Luka......1:26-27 Elizabet'in hamileliğinin altıncı ayında Tanrı, melek Cebrail'i ....... ....Yusuf adındaki adama nişanlı olan bir kıza gönderdi. Kızın adı MERYEM'di
Luka......1:31 Bak, gebe kalıp bir oğul doğuracaksın, adını İsa koyacaksın.

Yahya'yı 30 yaşlarında öldürten Hirodes, H.ARHELAS olamaz. Olamayacağını söyleyenler yine onlar.

Luka......3:23 İSA görevine başladığı zaman OTUZ yaşlarındaydı. Yusuf'un oğlu olarak biliniyordu. Yusuf da Eli oğlu, ............
Matta.....14:12 Yahya'nın öğrencileri gelip cesedi aldılar ve gömdüler. Sonra gidip İsa'ya haber verdiler.

Yahya ve İsa'nın yaşları 30 c,varında olduğuna göre; Yahya'yı öldürten ve İsa'yı tutuklattıran da Hirodes ARHELAS olamaz. Ayrıca; H. ARHELAS, M.S. 6'da görevden alınıp, yerine Vali Kirinus atanmıştı ki; bu tarihte, Luka'ya göre İSA daha doğmamış. (Nüfüs sayımı yapılmamıştı.)

Bahsettiği HİRODES'in, Matta'nın İSA doğumunda, anlattığı / belirleyici olarak kullandığı Büyük Hirodes olamadığını aynı kadın ismi vererek noktalıyorlar. Bu farklılığıda, Hirodes Her ikiside, Hirodes ARHELAS'ın ilişkiye girdiği kardeşi, Hirodes FİLUPUS karısının ismini (Hirodiya) vererek pekiştiriyor.

Luka......3:19-20 Ne var ki bölgenin kralı Hirodes, kardeşinin karısı Hirodiya'yla ilgili olayı ve kendi yapmış.... Yahya'yı hapse attırarak tüm kötülüklerine bir yenisini ekledi.
Matta.....14:3 Hirodes, kardeşi Filipus'un karısı Hirodiya yüzünden Yahya'yı tutuklatmış, bağlatıp zindana attırmıştı.

Son Hiredos'ta hem Matta'nın hem Luka'nın mutabık alması gösteriyor ki; BİRDEN FAZLA HİRODES VAR. Yine gösteriyorki; Luka'da, Matta'da, Hirodes isimlerini verirlerken BİLİNÇLİ OLARAK hareket ediyorlar.

Luka, hangi Hirodes'ten bahsettiğini çok iyi biliyor.

Luka......3:1 Sezar Tiberyus'un egemenliğinin on beşinci yılıydı. Yahudiye'de Pontiyus Pilatus'un valiliği sürüyordu. Celile'de Hirodes, İtureya ve Trahonitis bölgesinde Hirodes'in kardeşi Filipus, Abilini'de de Lisanyas yönetimin başındaydı.

İşin ilginç tarafı; her ikiside, kocasını aldatan HİRODYA olayında ve akabinde, Yahya'nın tutuklanmasındaki tüm isimlerde mutabıklar. Yani aynı isimler arasında geçen olayı her ikiside baz alarak anlatımlarını sürdürmüşler.

İsa'nın doğumunda yapamadıkları, secerelerde yapamadıkları, İsa'nın doğum hikayesinde yapamadıkları mutabakatı, bu sahnede gerçekleştirmişler yada gerçekleştirmeyi başarmışlar. Luka kendisinden önce (ilk yazılan) Matta'dan burada kopya çekmiş olmalı..Kopya çekmeklede tarihi hatasını pekiştirmiş.Kendi içinde bile çelişkiye düşer ifadeleri Tanrı sözü diye okuyucularına sunmuş.

LUKA, ilk kitabı yazan Matta olduğu için, MATTA'dan KOPYA ÇEKMİŞ dedik. Peki! MATTA İSA'nın hayatını ve bu olayı KİMDEN KOPYA ÇEKMİŞ olabilir?.

   
  Luka ve Matta'nın üzerinde mutabık kaldıkları TIBERIUS ismi için, Luka'nın bildirdiği 15 yıl üzerinden gidersek.
Luka nufus sayımı ile İsa'nın doğum tarihini en erken .........................:M.S. 6 olarak vermişti.
Luka B. Hirodes çocuk katliamı ile İsa'nın doğum tarihini en geç.........: M.Ö. 6 olarak vermişti.

Luka......3:1 Sezar Tiberyus'un egemenliğinin on beşinci yılıydı. Yahudiye'de Pontiyus Pilatus'un valiliği sürüyordu. Celile'de Hirodes, İtureya ve Trahonitis bölgesinde Hirodes'in kardeşi Filipus, Abilini'de de Lisanyas yönetimin başındaydı.

TIBERIUS; M.S. 14 yılında tahta geçmiş. Tiberyus'un İmparatorluğunun 15 yılında M.S. 29 yılına denk gelir. Yani İsa ve Yahya o tarihlerde XIII.Gregory / milada / kiliselere/ İsa'nın doğum gününü kutlayanlara göre 29 yaşında oluyor. Ama Luka'ya ve Matta'ya göre İsa ve Yahya 29 yaşında olmuyor.
   
 
   
  Bu durumda, Aynı kraldan bahsedip aynı olayları anlatıyorlarsa, ortada bir tuhaflık yokmu. Nufus sayımında İsa'yı sevinçler içinde doğurtan Luka;

Luka...................3:23 İSA görevine başladığı zaman OTUZ yaşlarındaydı. Yusuf'un OĞLU olarak biliniyordu. Yusuf da Eli oğlu,

İSA'nın 30 yaşlarında göreve başladığını söylüyor. Luka'ya göre 30 yaşına gelen İSA, Matta'ya ve orta-yol bulucusu Papalığa göre;
   
 
   
  "Ağ"daki balık sayısına kadar detay sahibi olan kutsal metin yazarları, yan yana bulundukları havarileri, Rab'bimiz diyen öğrencileri, İSA'nın ne zaman öldüğü hakkında en ufak bir fikir sahibi değiller. Kral kızının raksından haberdar olanlar İsa'nın kaç yaşında ölmüş olduğunuda bilmiyorlar. Sonra kalkıp" İSA DEDİKİ" diyerek başladıkları sözlerle vaad ifadelerini sıralıyorlar.

Daha kendilerinin gerçekten "tanık olduklarını" ispatlayabilecek, çelişkisiz en ufak bir delili ortaya koyamamışlarken. Başkalarını çarmıhtaki İSA'nın tanıklığına çağırıyorlar.İSA'nı çarmıhtaki durumuna tanık olmayanını da sevmiyorlar ve kabulde etmiyorlar. Hvari denilenlerin kendi utopyaları olan İsa'larının çarmıhtaki durumuna tanıklıkları varmış gibi, başkaarınıda kendileri ile eş görüp sahte tanıklığa davet ediyorlar.

Matta'ya göre çarmıhı SİMON ADINDA birine taşıtıyorlar (Detayı görüyormusunuz. Ama aynı insanlar İsa'nın doğumunu ve dolaysıyla ölüm yaşını da bilimiyorlar. Hesapta yanyana yaşadık dedikleri ve maceralarını ağızlarını doldurarak anlattıkları Oğul tanrının, ÇARMIHA GERİLİŞ TARİHİNİ BİLMİYORLAR. Bu ismi geçen zat-ı muhteremlerin, gerçekten İsa diye birini tanıyor olsslar bile yakınlarında dolaştıklarına inanıyor musunuz?)

Matta........27:32 Dışarı çıktıklarında SİMUN adında KİRENELİ bir ADAMA rastladılar. İSA'nın ÇARMIHINI ONA ZORLA TAŞITTILAR.

Yuhannaya göre, çarmıhı İsa kendisi taşıyor. ( Yuhanna............19:26 İsa, annesiyle sevdiği öğrencinin yakınında durduğunu görünce annesine, «Anne, işte oğlun!» dedi ----.ifadesi ile kendisini İsa'nın en sevgili kulu ilan eden ve "beni annesi Meryem'e oğul yaptı" diyerek kendisine yerler edinen, Yuhanna'nın Çarmıhı kimin taşıdığından haberi olmadığı gibi, İsa'nın doğum ve ölüm yılları hakkında da en ufak bir fikri yok. Kayıt altına alınması gereken en önemli tarih hiçbirinde yazılı değil.)

Yuhanna.......9:17 Askerler İsa'yı alıp götürdüler. İSA ÇARMIHI KENDİSİ TAŞIYIP Kafatası İbranicede Golgota denilen yere çıktı.

Hıristiyanar tarafından, yaklaşık üç yıl görevde kaldığı yani 33 yaşlarında öldüğü kabul ediliyor. Bu veriden hareket edildiğinde (Kabul edilen yaşın 33 olması önemli değil, önemli olan yapılan yaldızlamanın boyutu) İsa'nın ölüm yaşı üç tarih belirleyicisine göre, nasıl bir tablo ortaya koyuyor.İşte cevabı.

   
 
   
  Vatika'nın şu anda elinde üç İsa'ya ait profil var. Üçü birbirinden farklı İsa. Eğer Luka, Matta'dan diğer ifadeleri kopyalamayıp, ilk başladığı gibi yazısına devam etseydi, hiç süpheniz olmasın bambaşka görüşler ortaya çıkardı. Secere ve doğum hikayesi ile de büyük ihtimalle amacı buydu. Ama sonra ne olduysa, Markos ile birlikte Matta'dan olayların gelişmesini anlatan ifadeleri esinlenmye ve kitabından nakletmeye başlamış.

Secerede ki farklılık anne tarafını yazdı demekle geçiştirilemez. İsa'nın doğduğu tarihi bilemeyen, 1000 yıl öncesinden başlayarak, doğru secereyi nereden öğrenipte yazabilecek.İsa'nın doğduğu tarihi değil ÖLDÜĞÜ TARİHİDE bilmedikleri DOĞUM TARİHİNİ tutturamamalarından belli. İSA'ları bir tane olsa ve ÖLÜM TARİHİNİDE bilmiş olsalar, DOĞUM TARİHLERİNİDE doğru yazmış olacaklardı.


Yahya'yı öldüren oğlu Antipa Hirodes konusunda, Matta ile Ölüm hikayesini çekme kopya çekme zorunluluğu yüzünden mutabık kalan (12 yıl farklarına rağmen) ve bu mecburiyet yüzünden birden bire İSA'yı 12 yaş küçültüveren Luka; nereden neyi bulacakta, Anne soyunu doğru bir şekilde yazabilecek. Yazdığı isimlerin hiçbir dayanağı ve ispatı yok. Yada; Doğum tarihini ben şahidim diye kafadan sallayan ama diğer maceralada Luka'ya uymak zorunda kalmış olan Matta, neyi nerden bulupta, Eski ahitte yazan soyların yanlışlıklarını vurgulayan secereyi çıkarabilecek.

Kafalarındaki /kafasındaki İsa profiline, Matta'dan aldıkları ile devam ederek kitabını tamamlamıştır. Diğerleri gibi, eserlerini Matta'ya kopya bağlısı olarak tamamladıklarından, aralarındaki farklılılar pek belirgin değil. Ancak detaya girdiğinizde çelişkiler , farklı anlatımlar birbirlerini kovalıyor.

Hıristiyan önderlerde, lakayıtlık derecesinde yaklaşımla yazıldığı belli olan eserlerden (12 yıl farkla, hiç alakası olmayan doğum hikayeleri ile İSA oluşturulması, birinden birinin kutsal olması gereken işe inanılmaz bir vurdum duymazlıkla yaklaştığını gösterir) en azından biri için "ilahi değil" diyeceğine, işi örtme yoluna gitmiş ve ortaya melez bir İsa hayatı çıkartmışlardır.

Vatikan, hem M.Ö. 6'da, hem M.S. 6'da doğdu diyen Matta ve Luka'ya hak vermek zorunda kalmış ve İsa'nın doğum tarihini ikisinin ARİTMETİK ORTALAMASI olan -0- tarihini kabul ederek işi bitirmiştir.

Vatikana göre İSA: hiçbir korkunun olmadığı meleklerle çobanların sevinçten dans ettiği bir ortamda doğmuş olabileceği gibi,
tahtıma göz dikti diye peşine düşen, bulamayınca İKİ yaşındaki tüm çocukları ödüren, zalim kralın kovalaması altında doğmuş ve Mısır'a göç ederek saklı bir hayat yaşamışta olabilir.

Çocukluğu, annesinin ve babasının, 1 gün boyunca Kudüs'te unutabileceği kadar tüm özgürlüklerin hüküm sürdüğü ortam içinde olabileceği gibi, Rab'bi "tehlike geçti" demesine rağmen, oğul Hirodes korkusundan, Celile'de saklı hayatta sürmüş olabilir....vs..

Bu ve buna benzer farklılık içeren iki ayrı İSA çocukluğu için Vatikan ne diyebilir?.Doğum olayını nasıl anlatabilir. Birini tamamen öne çıkararak, diğer "her harfi Tanrıdan" dedikleri kitabı yalancı durumuna düşürebilir mi? Elbette hayır.Böyle birşey yaparsa, kitapların hepsi için yapmak zorunda kalır. O halde anlatımlarını harmanlayarak yapmak zorundadır.

Vaazlarında hem zulümden, hem sevinçten bahsederek, Asli 1. görevi olan kitapları koruma yolunda, gerekli yaldızlamayı yerine getirmiş olacaktır. İşte size, üç adet İsa profili. Luka'nın 2005 yaşındaki sevgi seli içinde doğmuş İsa'sı,
Matta'nın 2017 yaşındaki zulüm altında doğmuş İsa'sı
Vatika'nın sevincin ve zorlukların içiçe olduğu ortamda doğmuş 2011 yaşındaki İsa'sı.
Luka'nınki 27 yaşında, Matta'nınki 39 yaşında, Vatika'nınki 33 yaşında ölmüş olan üç İsa.
Üçüde "her harfi Tanrıdan" diye iddia ettikleri kutsalları olan kitaplarından.
   
  Elçilerin İşleri.....12:23 O ANDA Rab'bin bir MELEĞİ Hirodes'i vurdu. Çünkü Tanrı'ya ait olan yüceliği kendine mal etmişti. İçi kurtlarca kemirilerek CAN VERDİ
İfadesinden hareketle..
Hirodes Antipa'nın ölüm tarihi, M.S. 39 yılı. O halde Markos, Banaba ve Saul M.S. 39 yılında Kudüs'e yani İSA'nın çarmıha gerildiği şehre dönmüşler.
Kudüs'e dönüş İSA'nın ölümünden kaç sene sonra oldu diye sorarsanız, karşınıza ÜÇ ADET TANRI SÖZÜ dedikleri rakkam çıkar.

Kudüs'e dönüşleri Aritmetik Ortalama sahibi Papalığa göre; İsa'nın Çarmıha gerilmesinden 6 SENE sonra gerçekleşiyor.
Pavlus'un "Doktorum" dediği yanından pek ayırmadığı Luka'ya göreyse bu Kudüs'e geliş İsa'nın ÖLDÜĞÜ SENE oluyor.
Mattanın verdiği tarihlerle de Kudüs'e yani İsa'nın carmıha gerildiği şehre dönüşleri de İsa'nın ölümünden 12 SENE sonra oluyor.
   
 
   
 

UFAK TEFEK FARKLAR OLSADA; TAHTA YER ALAN KRAL İSİMLERİNİN HER BİRİ DELİL OLSUN, TARİH BELİRLESİN DİYE İŞARETLEME ADINA KULLANILAN İSİMLER.

ÜSTELİK MATTA VERGİ MEMURU. YANİ TÜM AYITLARI EN İYİ BİLEN BİRİ. TARİH, PARA, SECERE VE KAYIT HATASI YAPMAMASI GEREKEN BİRİ. Yoksa vergileri nasıl toplayacak, kimden ne zaman ne kadar topladığının hesabını nasıl verecek?

Bu durumda VERGİ MEMURU olan MATTA en azından VERGİYİ ADINA topladığı KRALININ İSMİNİ ve yılını ve diğer tarihe BAZ teşkil eden İŞARETLERİ biliyordur (tarihler nasıl kullanılıyorsa o kalıp içinde tutuyordur."Kral Xx'in tahta geçişi bilmem kaçıncı yılı, ayı, günü" gibi)

Matta....9:9 İsa oradan geçerken, VERGİ toplama kulübesinde oturan birini gördü. Adı MATTA olan bu adama, «Ardımdan gel» dedi. Adam da kalkıp İSA'nın ardından gitti.
Matta....9:10 Sonra İSA, MATTA'nın evinde sofrada otururken, birçok VERGİ görevlisi ve günahkâr birçok kişi gelip O'nunla ve öğrencileriyle birlikte oturdu.

Bu konuyu Markos'ta doğruluyor...Markos'un ve Luka'nın LEVİ diye bahsettiği MATTA imiş. ALFAY oğlu LEVİ yani ALFAY oğlu MATTA

Markos..........2:14 Yoldan geçerken, vergi toplama kulübesinde oturan ALFAY oğlu LEVİ'yi gördü. Ona, «Ardımdan gel» dedi. LEVİ de kalkıp İSA 'nın ardından gitti.
Markos..........2:15 Daha sonra İsa, LEVİ'nin evinde yemek yerken, birçok VERGİ görevlisi ve günahkâr birçok kişi O'nunla ve öğrencileriyle birlikte sofraya oturmuştu.......

Luka..............5:27 Bu olaydan sonra İSA dışarı çıktı, VERGİ toplama kulübesinde oturan LEVİ adında bir VERGİ görevlisini gördü. Adama, «Ardımdan gel» dedi.
Luka..............5:28 O da kalktı, her şeyi bırakıp İSA'nın ardından gitti.

İşin ilginç yanı LUKA'da, MATTA'nın VERGİ MEMURU olduğunu biliyor.
Matta'nın ve Luka'nın ANLATTIĞI İSA'lar arasında, 12 YIL FARK olmasına rağmen İSA'nın Matta'yı çağırmasını ve birlikte yemek yemelerini, AYNI SÖZLERLE iletiyor.
"Titiz iyi bir araştırmacıyım" diyor.
Bu sözleride "her harfi Tanrıdan" dedikleri kitaplarında, TANRI SÖZÜ olarak yer alıyor.

Elçilerin İşleri.....1:13 Kente girince kalmakta oldukları eve gidip üst kattaki odaya çıktılar. Petrus, Yuhanna, Yakup, Andreya, Filipus, Tomas, Bartalmay, MATTA, Alfay oğlu Yakup, Yurtsever Simun ve Yakup oğlu Yahuda oradaydı.
Elçilerin İşleri.....1:14 Bunların hepsi, İsa'nın ANNESİ MERYEM, diğer kadınlar ve İsa'nın kardeşleriyle tam bir birlik içinde sürekli dua ediyorlardı.

O halde İSA'nın kendisini çağırmasını ve birlikte yemek yemelerini yaşamış olan, İsa'nın ölümünden sonra bir araya gelip dua etmiş olan, yani İSA'NIN ÖLÜMÜNÜ ve sonrasını yaşamış olan, Markos şahitli Matta ile Markos arkadaşlı Luka arasında 12 yıl fark nasıl çıkıyor? Matta'nın gördüklerini Markos gördüğüne göre; Markos ile Luka Pavlus aracılığıyla buluştuğuna göre, Luka NASIL OLURDA İsa'nın doğumunda 12 YIL hata yapar. Markos hiç mi? gördüklerini "ben şu yaşlarda iken, İSA'nın başına bunlar geldi" diye anlatmadı da Luka 12 YIL hat yaptı. Luka'nın Tarihlemelerine göre bunlar sıcağı sıcağına olmuş olaylar. Olayları şahit olarak izleyende yanlarında. Kral'da tahtta o halde nasıl bu 12 yıl fark çıkıyor.

PAPA'lığın bütün bu sallamaların üzerini örtmek için, doğum tarihleri ve hikayeleri arasında KONSENSÜS sağlama adına Aritmetik ortalama almasına ne dedir? "İMAM OSURURSA CEMAATE ...... DÜŞER" denir. Kitaplarının kutsal metin yazarları aracılığı ile yazdırdı dedikleri OĞUL TANRILARI kendi doğum tarihini bilmiyorsa, farklı farklı veriyorsa OĞUL TANRI ipine sarılmış olanlara da SALLAMA düşer.

Kutsal kitaplar diye sürülenler bunlar olunca, o kitapları kabul ederek kurulmuş olan DİNLERİ, kendilerinin gelişme sahası haline getirmiş olanlarda, elbette TANRILIĞA SOYUNUP, kurtarıcı olarak kandırdıkları OĞUL TANRI sembolüne bir doğum tarihi oluşturuverirler. Bu durum da;

Ya! Matta yalan söylüyor,
Ya! Markos'la yanyana gemiş arkadaşlık kurmuş olan Luka yalan söylüyor,
Ya! Markos, Matta'ya tanıklık konusun da yalan söylüyor,
Ya! da Markos- Luka arkadaşlığını öne süren mektuplar yazan Pavlus yalan söylüyor.
Ya! İsa'yı yakından takip ettim, "Petrus'un arkadaşıyım" diyen Markos, kendi adına ve isimleri verdikleri adına yalan söylüyor.

Oğlu Tanrılarının doğduğu yılı bilmeyen ama onun Oğul Tanrılığına tanıklık eden kutsal metin yazarları.
Oğul Tanrının doğduğu yıldaki KRALIN ismini bilmeyen Esinlenenler.
Oğul Tanrılarının gerçek doğum hikayesini bilmediklerinden birbirne zıt ortamlar içinde hikaye eden HER HARFİ TANRIDAN olan KİTAPLARINI yazanlar.

İyi hoş güzelde bu kadar yalanın, bu kadar farklı anlatımların, HER HARFİ TANRIDAN diye tanıklık ettikleri, kefil oldukları kitaplarda işine?

"TANRININ TA KENDİSİ" dedikleri İSA, yazdırdığı kitaplarında neden bu hataları yapmış.Yoksa; HER HARFİ TANRIDAN dedikleri tanımla kast edilen adresler, KUTSAL METİN yazarları, DİNE YÖN VERENLER, bileği ve kılıcı güçlü olanlar mıydı? Öyle ya! yazarı bile bilinmeyen metinleri kitaplarının arasına alanlar, o metinlerin TANRISAL olduğuna nasıl karar vermiş ve kabul ettirmiş olabilirler? Elbette TANRI OLUP öyle karar vermişler kitaplarının Tanrısallığına. TANRININ KILICI durumları ilan edip kabul de ettirmişlerdir. (Avrupa'da yapılan katliamları bırakın; Afrika, Amerika ve Avustralya'da soylar kökler kurutulmuş)

Açıkca yapılan şey DÖRT BAKIŞ AÇILI KAMERADAN İSA'yı anlatmak değil. Vatika'nın verdiği destektende anlaşılıyor ki, geçmişi olmayan İSA'ları kulaktan dolma bilgilerin bir araya getildiği kitaplarında, TANRININ OĞLU ilan edilmiş. YÜZYILLAR SÜREN Musa'ya ve diğer Peygamberlere verilen VAHİY ÖRTME çalışmalarının, Hz. İsa ile bir çırpıda yok olmasına razı gelmesi mümkün olmayan / razı gelmeyen Yahudiler ÜSTATLAŞTIKLARI İLAHİ VAHİYLERİ karartma, değiştirme eylemlerine Yeni Ahit kitaplarına katkıda bulunarak girişmiş olmalı.

Belkide o yüzden Yeni Ahit'te hiç Hıristiyan veya öngörülen yeni bir Din ismi geçmezken herşey, Yahudilere yönelik VAADLER / Müjdeler halinde kitaplarında yerlerini görünümler eşliğinde alıyor. Olayın gelişimine ve kitaplarında yazılanlara bakılırsa; HIRİSTİYANLARIN, Yahudi tarzı İLAHİ VAHİY operasyonuna kurban gidip, KUDÜS'te asla barınamamış PAVLUS EKOLÜ bir din sahibi oldukları ortaya çıkıyor.

Zamanla başlangıçta övgüler düzülen, Yahve adıda, güçlü isim dedikleri (piyasası olan isim / reytingi yüksek isim) genel tanımlama "RAB" ile yer değiştirerek arada kaynatılıyor. Böylece HIRİSTİYANLAR; Yahudilere müjdelerde bulunan OĞUL TANRILI bir DİN sahibi olmuş oluyor.

DİN OLUŞUMUNU ÇOK İYİ BİLEN ÖNDERLERİDE KENDİLERİNİ, TANRI gibi hissetmekten, TANRI YERİNE KARARLAR almaktan, TANRI ADINA konuşmaktan kendilerini alamaz oluyorlar.

Din kitaplarında çelişkili durumlar oluşturarak aslında, İLAHİ BAĞLARININ olmadığının ilanını yapıp yeni Tanrı adreslerini bildiriyorlar.
Örneğin; Sorduğunuzda "TANRI ASLA HATA YAPMAZ" diyenler, hatalar ve çelişkilerle dolu kitaplarının "TANRIDAN GELMESİNİN İMKANSIZ OLDUĞUNU" neden kabul edipte DİNDAŞLARINI KORUMA yerine KİTAPLARINDA yer alan YALANLARIN ÜZERLERİNİ ÖRTECEĞİZ diye uğraşıyorlar?
Böylece; "HER HARFİ TANRIDAN" dedikleri bu kitaplarındaki hataları "TANRININ YAPABİLECEĞİNİ Mİ?" söylemiş oluyorlar?

Oysa; TANRI ASLA HATA YAPMAZ" demişlerdi ve halada bu konuda yeminler de ediyorlardır.
Tanrı hata yapmayacağına göre ELLERİNDEKİ KİTAPLARIN TANRI'dan OLMADIĞINI da OLAMAYACAĞINIDA biliyorlardır.

Yoksa;; TANRIMIZ, "ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH" değil. Eğer öyle olsaydı "ELBETTE KİTAPLARIMIZDA HATA OLMAZDININ" vurgulamasını iyice pekiştirmiş mi oluyorlar?
Böylece; kendilerinin edindikleri Tanrının, ALEMLERİ YARATAN OLMADIĞINI mı ilan etmiş oluyorlar?

Yoksa kendilerinin o bilinen hata yapması mümkün olmayan YARATANLA ASLA İLGİLERİNİN OLMADIĞINI BU KABULLERLE DUYURMUŞ mu oluyorlar?

   
 

Farklı kitapların KUTSANMIŞ kahramanları belli peryotlarda bir arayada gelmişler. Düşünebiliyor musunuz? İSA'nın OĞUL TANRILIĞINA gerçekten inanmış olsalar yani İSA kelime anlamındaki gibi TANRI olsa, onu tanıma bahtiyarlığına erişmiş olan MARKOS her buluşmasında Luka ve Pavlus'a TANRIYI bıkıp usanmadan anlatmış olmalılar.

Elbette İSA'ları gereçekten yaşamış BİRİ olsaydı bunu mutlaka yaparlardı.
Luka kalemiyle kitaplarında "Herkez herşeyi söylüyor ama ben iyi bir araştırmacı olarak bunları yazdım" diyor.
Yanında havarilerin olduğu, tanıkların olduğu bir adam İSA'yı ARAŞTIRARAK yazma yoluna gidiyor ve farklı sahnelere imza atıyor.
Üstelik KİTAPLARI OĞUL TANRININ özel melekleri, KUTSAL RUH denetiminde yazdırdı kalkanları kullanılırken "ARAŞTIRDIM" diyor.
Pavlus'a OĞUL TANRININ bizzat gözüktüğü ve görevlendirme hikayeleri arasında ARAŞTIRDIM" diyor.

Elçilerin İşleri.....9:4 Yere yıkılan Saul, bir sesin kendisine, «Saul, Saul, neden BANA ZULMEDİYORSUN?» dediğini işitti.
Elçilerin İşleri.....9:5 SAUL, «Ey efendim, sen kimsin?» dedi. «Ben, senin zulmettiğin İSA'yım» diye cevap geldi.
Elçilerin İşleri.....9:6 «Haydi kalk ve kente gir, ne yapman gerektiği SANA BİLDİRİLECEK.»

Ama yinde farklı hikayeler ortaya çıkıyor.
Birde bunlara Havari Barnana-Pavlus-Markos birliktelikleri eklendiğinde ortaya saat sektirmeyen yazılar çıkmalıydı. Eğer Matta yalan yazmışsa, Markos ve Luka onun kitabında yer alan sözleri bire bir tekrar edeceklerine ONU DELİLLERİNİ ORTAYA KOYARAK YALANCI ilan ederlerdi. Tıpkı Petrus'la ilgili maddeleri yazdıkları gibi.

Elçilerin İşleri.....12:25 Görevlerini tamamlayan Barnaba'yla Saul, Markos diye tanınan Yuhanna'yı yanlarına alarak Kudüs'ten döndüler.

Eğer yakın çevresindekiler, attıkları gibi gerçekten Hz. İSA'yı görmüş olsalardı, yani kafalarına göre kendi İSA'larını ortaya atmaya çalışmış olmasalardı zaten yazdıkları metinler İLAHİ VAHİYLERİ içeren onları anlatan DİNİ KİTAPLAR tarzında olurdu. Peygamberimiz dedikleri sonradan OĞUL TANRILIK unvanı verdikleri kitap getirmiyor ama onun DAHA DOĞUM YILINI ve serüvenini bilmeyen, İLAHİ inançtan / bilgiden yoksun, İLAHİ BİLGİ aktarımının ciddiyetinden habersiz, TANRI'yı algılayamaktan uzak ve araştırmaktan aciz, olanlar, "ONA AFTEN" kitaplar yazıp PİYASAYA sürüyorlar.

Tanrı kavramını Tapınakta BUHUR bekleyen, TÜTSÜ yakılan olarak algılamamış ve kabul etmemiş yani; TANRI kavramının içini boşatmış olmasalardı söylenenlerin ve anlatılanların İLAHİ VAHİYLERLE hiç bir ilişkisinin olmadığını bilirler ve büyük ihtimalle milyarlarca insanın Ahiret yaşamını da mahfetmemiş ve hararetli ortamlara taşıma yükümlülüğünü almamış olurlardı.

İsmi yayılan ve çarmıhta öldüğü sanılan Hz. İSA'nın şehri terkedişi sırasında (yerine ihbarcısı asıldığından, ortalık duruluncaya kadar bir yerde kalmış olmalı) görülmesiyle "DİRİLDİ" hikayeleri almış başını gitmiş olmalı. Annesi Hz. Meryem'in mucizevi hamileliği neticesinde Dünya'ya gelmiş olmasıyla Halkın gündeminde farklı yere sahip olan, bilinen insan olan Hz. İsa Çarmıh olayının hemen arkasından görülmüş olması "DİRİLDİ" efsanelerini türetmiş olmalı.

Gittiği yerlerdeki çağrılarıyla ÜNÜ HER YERE yayılan, Hz. İSA'yı sorup-soruşturup ARAŞTIRMIŞ olmalılar. Duydukları kulaktan dolma bilgilerle, sahip oldukları inançlarına ait kitaplardan esinlenmelerle her biri BİZDE ORDAYDIK diye, kendi İSA'larını kendilerince DİNİ BİLGİ olarak, meraklıların sorularına cevap olarak yazmışlar. Özellikle PAVLUS mektuplarını, KİŞİSEL istek ve taleplerini aralara sıkıştırdığı, nefer imajı altında kendini ön planda tuttuğu VAAZ formunda kaleme almış.

Yaniİ, onların hiç biri kitaplarını DİN KİTABI olarak kaleme almamışlar. Eğer o mantıkta yazsalardı birbirlerine selam içeren ifadeleri kitaba yazacak kadar SALAKLIK yapmazlardı. En azından ellerinde, "İSA'da o kitaplara bağlı kaldı" dedikleri ve kendilerininde tabii oldukları ve bazı maddelerini kullandıkları ESKİ AHİT'LERİ vardı. TANRININ YASA kitapları dedikleri vardı.

Onlara, İLAHİ VAHİYLER İÇERMEYEN kendi kurallarını "GÖRDÜM, GÖRDÜ, GÖRMÜŞLER" manzumesi içinde koyabilecekleri, sonrada "TANRI DEDİKİ" diye nakledebilecekleri BİR DİN gerekiyordu. Kitap yazanlara da görünülen, seslenilen kitaplar gerekiyordu. Bulunulan yerin UĞRAK YER OLDUĞU ifadelerinden belli.

Matta..........17:3 O anda MUSA'yla İLYAS ÖĞRENCİLERE GÖRÜNDÜ. İsa ile konuşuyorlardı.
Matta..........17:4 PETRUS İsa'ya, «Ya Rab» dedi, «BURADA BULUNMAMIZne iyi oldu! İstersen burada üç çardak kurayım: biri sana, biri MUSA'ya, biri de İLYAS'a.»
Matta..........17:5 PETRUS hâlâ konuşurken, parlak bir bulut birden onları gölgeledi. Buluttan gelen BİR SES, «Sevgili OĞLUM budur, O'ndan hoşnudum. O'nu DİNLEYİN!» dedi.

OĞLUMU DİNLEYİN" diye.Oğlunu anlatanlar kimle? Kitaplarında İSA'larının anlatımı var mı? Yok. Anlatanlar kimler? Kutsal metin yazarları sözleri sıralıyor. Bu durumda MATTA; (Yani kutsal metin yazarları) "BENİM SÖZLERİMİ" dinleyin DEMİŞ oluyor.

Böyle bir DİNE'de, Sonsuz yaşamın sürüleceği Kudüs'e, SECDE ETMEDEN girebilmenin mümkün olduğunu MÜJDELEYEN yani; İlahi VAHİYLERDEN UZAK TUTTAN KİTAPLAR gerekiyordu.
ÖLÜM sonrası YAŞAM KURALLARINI DAHİ koyabilecekleri KİTAPTA, ancak ELLERİNDEKİ gibi İLAHİ VAHİYLERİN ESİNTİLERİNDEN bile ARINDIRILMIŞ BİR KİTAP olabilirdi.

İLAHİ VAHİYELERİN kırıntısının dahi bırakılmadığı KİTAPTA da, PEYGAMBER olarak DİNLERİNE uyum SAĞLAYACAK, duymak istedikleri VAADLERİ peş peşe sıralıyacak kişide olsa-olsa PROFİLLLERİNİ çizdikleri İSA'ları gibi olabilirdi.

İSA'ları da, Peygamberlikten alınıp TANRI YAPILDIĞINA göre; artık (İLAHİ VAHİYLERDEN zaten uzaklaştırmak için meydana getirilmiş olan) TANRININ YASA'larını, YENİ YASA'larla değiştirebilirlerdi. Eski TANRI YASALARININ yerine yeni TANRI YASALARINI koyarlarken kullanacakları söz "TANRI EMRİ" olacağı için bir maniylede karşılaşacak değillerdi.

Çünkü daha önce Tanrıyı seçmiş ve profilini çizmişlerdi. O amaçlarına hizmet etsin diye de; aslıda PEYGAMBER olması gerekeni TANRININ OĞLU diye dayatmışlardı. Ve aynı amaca hizmet etsin diye, unvanlarına unvanlar eklenmiş "TANRININ TA KENDİSİ" ilan edilerek, DİN PATRONLARI olarak İCRAATLARINDA sorgusuz sualsiz uyguladıkları GÜCÜN sahibi oluvermişlerdi.

Eğer bunlar yapılmamış olsa SORULARIN ARDI ARKASI kesilir miydi?
Bu durumda; bu kadar KEYFİYET içinde TANRI YERİNE, TANRI KARARLARI alabilirler miydi?
TANRILARIN TANRISI edasıyla TANRI ATAYICISI konumunda kendilerini görebilirler miydi?
TANRILARIN TANRISI olma davranışlarını, mesleklerinin gereği gibi (olmazsa olmazı gibi) İÇGÜDÜSEL KAREKTERLERİ haline getirebilirler miydi?
İcad ettikleri TANRI dahi ATAYAN, TANRILARIN TANRISI mesleğini o-günlerden alıp BU-GÜNLERE taşıyabilirler miydi?
Ve hala TANRILARIN TANRISI mesleğinde pozisyonlarını koruyor olabilirler miydi?
Eğer, kitaplarında İSA'larını TANRININ OĞULLUĞUNA daha sonra kabullerinde / konsillerinde TANRININ TA KENDİSİ konumlarına oturtmuş olmasalardı, TANRI edasına sahip davranışları eşliğinde PERVASIZLIK SERGİLEYEREK HAREKET edebilirler miydi?
Bu duyguları, TANRILARIN TANRISI olma EGOSUNU DAMARLARINDA hissedebilirler miydi?

Nasıl olsa Peygamber olarak kabul ettikleri insanlarda; KİTAPLARINDAKİ STANDARTLARA uyan yapıda olacakları için, (veya kafalarına uyanlara Peygamber unvanları hemen yapıştıralacağı için) tüm Peygamberlerin İLAHİ VAHİYLERDEN uzak kalmış olan, onları örtmeye çalışan, yok kabul eden KAHİNLER MESLEĞİNDEN olmaları gerekiyordu.

İSA'ları peygamberlikten alınıp OĞUL TANRI ilan edildiğine göre; Peygamber açığıda kapatacak olanlarda elbette İLAHİ değeri olmayan, CİN'ciler olmalıydı. Eski Ahit geleneğinden haşır neşir konumunda oldukları Cin'lerle irtibatta olup BİLİCİ kabul edilenler bu iş için biçilmiş kaftandı.

İnsanların bilmediği ve duymak istedikleri şeyleri, garip ritüeller ve sesler arasında yapmıyorlar mıydı? O halde; Dinlerinin genelinde CİN çıkartmayı, MUCİZELER olarak kabul etmişler için bu kaçınılmaz bir seçimdi. Birkaç örnek...

Matta..........9:32 Adamlar çıkarken İsa'ya, CİNE TUTSAK dilsiz biri getirildi.
Matta..........9:33 CİN KOVULUNCA adamın dili çözüldü. Halk hayret içinde, «İSRAİL'de BÖYLESİ hiç GÖRÜLMEMİŞTİR» diyordu.
Matta..........9:34 Ferisiler ise, «CİNLERİ, CİNLERİN REİSİ GÜCÜYLE kovuyor» diyorlardı.

Matta..........8:28 İsa gölün... ...., CİNE TUTSAK iki kişi mezarlık mağaralardan çıkıp O'nu karşıladı. BUNLAR ÖYLE TEHLİKELİYDİ ki, O YOLDAN KİMSE GEÇEMİYORDU.
Matta..........8:16 Akşam olunca CİNE TUTSAK birçok kişiyi kendisine getirdiler. İsa ONLARDAKİ KÖTÜ RUHLARI bir sözle kovdu, hastaların hepsini İYİLEŞTİRDİi.

Matta..........8:32 İsa onlara, «GİDİN!» dedi. CİNLERDE adamlardan ÇIKIP DOMUZLARIN İÇİNE girdiler. O anda bütün sürü dik yamaçtan aşağı koşuşarak göle atlayıp boğuldu.

Domuzları kontrol edemeyen ama CİNLERE HÜKMEDEN İSA'larının, KÖY halkı tarafından SAKAR SÜNNETCİ muamelesi görüp kovulduğunu da kendileri yazmışlar...
Matta..........8:34 Bunun üzerine bütün kent halkı İSA'yı KARŞILAMAYA çıktı. O'nu görünce BÖLGELERİNDEN AYRILMASI için YALVARDILAR.

"OĞUL TANRI" dedikleri İSA'ları bile sürekli CİN'lerle uğraştığına göre, başka türlü PEYGAMBER seçimlerini hangi mesleği baz alarak yapabilirlerdi?
İlahi vahiylerle seçilmiş olanın, üstelik birde mucizelerle gönderilmiş olanın,
Yüzyıllardır üstlerini örtmeye çalıştıkları (unutturdukları) VAHİYLERİN üzerlerini açıp halka duyuranın,
"ALLAH'tan, başka İLAH yoktur" diye,"HAK YOLUNA" davet edenin,
ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH'tır diye, TEVHİD İNANCINA çağıranın,
"ALLAH'ın" RESÜL olarak seçip, MUCİZELERİYLE gönderdiği PEYGAMBERİNİN yaydıklarını örtmek, açılanları kapatmak, hatırlatılanları unutturmak için, ortaya AYNI İSİMDE TANRININ OĞLUNU sürenler, elbette mesleği CİNCİLİK BÜYÜCÜLÜK olan BİRİNİN hayatını, İSA'larının üzerine monte ederek, Hz. İSA'nın açtığı yolları, tebliğ ettiği vahiylerin üzerlerini elbette kapatacaklardı.

Onların nezdinde, gelecekle ilgili haberler yayan / laflar eden yani falcılık yapan (etkiliyici olsun diye Bilici / Kahin dedikleri) Cinciler Peygamber statüsünde kabul görüyor. Kendi lehlerine CİNLERLE konuşanı, iyilerin Peygamberi ilan ediyorlar. Aleyhlerine konuşanlar da (Onların SAPKIN inaçlarına göre; "ALLAH'ın", seçmiş olduğu TÜM RESÜLLER yani TÜM PEYGAMBERLER' de bu tür değerlendirmeleri içinde yani kötü tarafta) Aslında haklarını da yememk lazım. SAHTE PEYGAMBERİN olacağını bildirmekle kalmamışlar, onları nasıl TANINABİLECEĞİNİ DE bildirmişler. Yani kullanma kılavuzunu içine eklemişler.

2 Petrus ............2:1 Ama İsrail halkı arasında sahte peygamberler vardı, tıpkı sizin de aranızda yanlış öğreti yayanlar olacağı gibi. ... aranıza yıkıcı öğretiler sokacaklar. .....
Matta................24:11 Birçok sahte peygamber türeyecek ve bunlar birçok kişiyi saptıracak.
Matta................7:20 Böylece SAHTE PEYGAMBERLERİ MEYVALARİNDAN tanıyacaksınız.
1 Yuhanna........4:4 Yavrularım, siz Tanrı'dansınız ve SAHTE PEYGAMBERLERİ yendiniz. Çünkü içinizdeki Ruh dünyadakinden üstündür.
1 Yuhanna..........4:5 SAHTE PEYGAMBERLER dünyadandır. Bu nedenle söyledikleri sözler de dünyadandır ve DÜNYA ONLARI DİNLER.

1 Krallar............18:22 İlyas konuşmasını şöyle sürdürdü: ‹‹RABbin PEYGAMBERİ olarak sadece BEN KALDIM. Ama BAALIN DÖRT YÜZ ELLİ PEYGAMBERİ var.

Bu mesleklerin erbabı olmuşların KONUŞTUM dediklerine de, "RAB" yada "TANRI" diyorlar. Cincileri "RAB / TANRI" ile konuştuklarını TANRI SÖZÜ olarak TANRIDAN GELDİ dedikleri kitaplarında duyurarak, DİNİN ÖNDERİ konumunda olanlar İNANANLILARINI neye taptırmış oluyorlar?

Esinleme...........19:20 Canavar ve onun önünde MUCİZELER YAPAN SAHTE PEYGAMBER yakalandı. SAHTE PEYGAMBER, canavarın İŞARETİNİ alıp onun putuna tapanları bu mucizelerle saptırmıştı. Her ikisi de kükürtle yanan ateş gölüne diri diri atıldı
Esinleme...........20:10 Onları SAPTIRAN İBLİS ise, canavarla SAHTE PEYGAMBERİN de içinde bulunduğu ateş ve kükürt gölüne atıldı. Gece gündüz, sonsuzlara dek işkence göreceklerdir.

"Anlaşılmaz konuşmalar olursa, susun konuşmayın,PEYGAMBERİNİZ o esnada TANRI ile KONUŞUYOR" gib abuk-sabuk lafları, ABRA-KADABRA işlerini örtmek için kullanıyorlar. Sihirle, büyüle, Tılsımla uğraşanların semboller içeren bu tekerlemelerini İLAHİ SÖZLER diye duyurmak, ŞEYTANIN GİT dediği yolu, takipcilerine süsleyen yaldızlayanlara YAKIŞIR.

1 Korintliler........14:28 Çeviri yapacak biri yoksa, bilmediği dilde konuşan, toplulukta sessiz kalsın, KENDİ İÇİNDEN TANRIY'LA KONUŞSUN.
1 Korintliler........14:29 İki ya da üç peygamber konuşsun, diğerleri onların söylediklerini iyice tartsınlar.
1 Korintliler........14:30 Toplantıda oturanlardan birine TANRI'dan bir ESİN GELİRSE, konuşmakta olan sussun.
1 Korintliler........14:31 Herkesin bir şeyler öğrenmesi ve cesaret bulması için HEPİNİZ TEKER TEKER PEYGAMBERLİKTE bulunabilirsiniz.
1 Korintliler........14:32 Peygamberlerin ruhları peygamberlerin denetimi altındadır.
1 Korintliler........14:37 Bir kimse kendini peygamber ya da ruhça olgun biri sanıyorsa, bilsin ki, size yazdıklarım Rab'bin buyruğudur.
1 Korintliler........14:39-40 Özet olarak kardeşlerim, PEYGAMBERLİKTE BULUNMAYI gayretle isteyin, BİLİNMEYEN DİLLERDE KONUŞULMASINA engel olmayın, ama her şey uygun ve düzenli şekilde yapılsın.

ABRA KADABRA lafları bilinmeyenTANRISAL lisan diye insanlara yutturmaya çalışanlar, esasında ŞEYTANA HİZMET ettiklerini bilen, DİN ÖNDERLİĞİNE soyunmuş olanlardır. Peygamberlik anlayışları bu çerçeve içinde seyredincede Peygamberlik sorununu bir çırpıda zahmetsizce çözüvermişler. Kendileri ile işbirliği yapan, aynı yolun yolcusu olan Cin'cilik mesleğinin erbaplarını, TANRISALLIK MASKESİ altına alıp kitaplarından duyurmuşlar.

Elçilerin İşleri.....11:27 O günlerde KUDÜS'ten Antakya'ya BAZI PEYGAMBERLER geldi.
Luka..................2:36-37 Aşer oymağından Fanuel'in kızı Anna adında çok yaşlı bir kadın peygamber vardı. .......
Elçilerin İşleri.....19:6 Pavlus ellerini onların üzerine koyunca Kutsal Ruh üzerlerine indi ve bilmedikleri dillerde konuşup peygamberlik etmeye başladılar.
Elçilerin İşleri.....21:9 Bu adamın peygamberlik eden, evlenmemiş dört kızı vardı.
Elçilerin İşleri.....21:10 Oraya varışımızdan birkaç gün sonra Yahudiye'den Agabus adlı bir peygamber geldi.

Eski Ahit'ten..
2 Tarihler...........18:22 "İşte RAB bu peygamberlerinin ağzına aldatıcı bir ruh koydu. Çünkü sana kötülük etmeye karar verdi."
1 Krallar............1:23 Krala, ‹‹Peygamber Natan geldi›› dediler. Natan kralın huzuruna çıkıp yüzüstü yere kapandı.
2 Tarihler ..........18/5 İsrail Kralı Ahav DÖRT YÜZ peygamber toplayıp, "Ramot-Gilat'a karşı savaşalım mı, yoksa vaz mı geçeyim?" diye sordu. .......
2 Tarihler ..........18/6 Ama Yehoşafat, "Burada danışabileceğimiz RAB'bin başka peygamberi yok mu?" diye sordu

Peygamberleri böyle olmalıydı ki, SÖYLEDİKLERİ SÖZLER GÜME gitmesin, salladıkları anlaşılmasın, SÖYLEDİKLERİNE bol bol TANRISALLIK verilmiş TANIKLIKLAR gösterilmiş olsun ki, onlarda gerine gerine bol destekli sallamalarına devam edebilsinler. Ve su sözleri kendilerine dahada itimat temin etmesi için sarfedebilsinler.

2 Petrus ........1:20 Öncelikle şunu bilin ki, KUTSAL YAZILARDA bulunan hiçbir peygamberlik sözü kimsenin özel yorumu değildir.
2 Petrus ........1:21 Çünkü hiçbir peygamberlik sözü İNSANIN İSTEĞİNDEN kaynaklanmadı. İnsanlar KUTSAL RUH tarafından yöneltilerek Tanrı'nın sözlerini ilettiler.

Esinleme.........22:18 Bu kitaptaki peygamberlik sözlerini duyan herkesi uyarıyorum! Eğer bir kimse bu sözlere bir şey katarsa, Tanrı da bu kitapta yazılı belaları ona katacaktır.
Esinleme........22:19 Eğer bir kimse bu peygamberlik kitabının sözlerinden bir şey çıkarırsa, Tanrı da bu kitapta yazılı yaşam ağacından ve kutsal kentten ona düşen payı çıkaracaktır.

DİN sistemleri öyle olmalıydı ki, herşeyi DİLEDİKLERİ gibi yazabilmeliydiler. TANRININ GÖREV ve SELAHİYETLERİNİ bile belirleyebilmeliydiler.
VE onlarda ÖYLE YAPTILAR. İSA kimliği altında o güne kadar duyulmamış bir TANRIYI öne sürüverdiler. Yahudilerin kurtarıcı, gözetmenleri EZRA kıvamından, El-Shaddai / Hanok ayarından daha üst imtiyazlarla donattıkları, EL-Shaddai olarak göründüm diyen YAHVE'nin de papucunu dama atan OĞUL TANRIYI inançlarının içine dahil ediverdiler.

ORTAYA ÇIKAN DURUMA GÖRE, TANRIYI OYNAYIP;
TANRI ADINA; "TANRIDAN" DEDİKLERİ kitapları yazdılar
TANRI ADINA; TANRIYI ŞAHİT TUTARAK, TANIKLIK yeminleri ettiler.
TANRILARINI seçtiler,
TANRILARINI değiştirdiler,
EDİNMİŞ İLK TANRILARINI 3'e BÖLDÜLER BABA TANRI, KUTSAL RUH ve ÖZGÜN OĞUL TANRIYI elde ettiler.

Tüm bunları TANRI OLUP, TANRI adına TANRIYI TANIK GÖSTEREREK yaptılar.
DİNİ ANLATMAK adına yazılmış, "DİNİ KİTAP" statüsünde olan kitapları, "DİN" KİTAPLARI olarak kabul etmiş olanlarda "KİTAPLARI YAZAN TANRIMIZDIR, HER HARFİ ONDANDIR" diyerek TANRININ YOLUNDA YÜRÜMEYE devam ediyorlar.

Ellerindeki "KUTSALLARIMIZ" diye benimsedikleri kitapları yazanlar bile, ANLATTIKLARI İSA hayatına dair yazıların bir araya getirilerek, bu boyutlara ulaşacağını yani bir din kurulacağını ummadıkları YAZDIKLARI konulardan belli oluyor. Yahudilik dışında (ekol, franksiyon, mezhep, yeni akım, güç odağı olma dışında) bir din de öngörmedikleri her iyi şeyi ve her sonu YAHUDİLERE bağlamalarından belli. Eğer yeni bir din anlayışını bireysel olarak (Sünnet gibi bir-kaç YASA'ya ait kuralları kaldırmak istemesiyle sınırlı olan istekleriyle birazcık Pavlus. O isteklerde kural değişikliklerini içeriyor. Asla yeni din telaffuzu dahi yok. Senin Tanrın Benim Tanrımı dövemez muhabbeti kıvamında bir takım faaliyetler.) bire bir düşünenler olsaydı, İSA'larının hayatlarını değil tasarladıkları DİNİN ESASLARINI konu edinirledi

Böylece İZNİK KONSİLEDE Eski Ahit kitabını Kutsalları arasına GEÇMİŞİMİZ BU olsun, TANRI bizleri böyle yaratmış olsun, DİNİN TEMELİ bunda yazılanlar olsun mantığıyla almak zorunda kalmaz, kutsal metin yazarlarının İSA'larının ağzından naklettiği esaslar çerçevesinde, DİN SİSTEMLERİNİ sıfırdan oluşturulardı.

Ellerindeki kitaplar kurulacak yada var olan Hıristiyanlığı bırakın, İSA'larının tebliğlerini bile yazmıyor. İSA'larının hayatını yazarların / başkasının bakış açısından naklediyor. Ellerinde kutsallarımız diye tapınmalarında kullandıkları KİTAPLAR esasında Hırıstiyanlar yada başka bir inanç sistemi için hatta başka bir IRK için bile yazılmış değil. Oğul Tanrı'ya can verenler için bile varsa yoksa Yohudiler / İsrail'liler var.

Özetle o kitaplar sadece Yahudiliğe ait olacak bir biçimde, onlara kurtuluşlar müjdeleyen yapıda Yahudiler için yazılmış. Hıristiyanlığı değil, İSRAİL halkını övenlerin OĞUL TANRILARINI onlara adayanların yeni bir din kurma amaçları olmadığı ortada. Öyle bir amaçları olmadığı ifadelerinden belli. Olsa olsa; Yahudilik dini içinde yer edinme çalışması olabilir.

   
 

Özellikle Vahiy kitabına bakın, herşeyin Yahudiler için olduğu görülecektir.
DÜNYA ÜZERİNDE CENNET YERİNE ŞEHİR KURULMASI,
O ŞEHRİN tüm özelliklerinin YAHUDİLERİ ve YAHUDİLİĞİ ÇAĞRIŞTIRIYOR olması,
O ŞEHREkabul edilmesi KESİN olan 144.000 kişinin YAHUDİ olması,
ve EN ÖNEMLİSİ sadece o 144.000 kişinin bileceği ve hiç kimsenin öğrenemeyeceği, haliyle duyamayacağı ÖZEL EZGİYİ OĞUL TANRININ / KUZU'larının sadece YAHUDİLERLE BİRLİKTE SÖYLEYECEK olması,

Görüldüğü gibi, Hırıstiyanlık gibi bir dinin esamesi bile okunmuyor. Sadece YAHUDİLERİN yazılanları kabul edip kendi arkalarından geleceği ZANNEDİLEREK varsa yoksa YAHUDİLER İŞLENMİŞ ve YAHUDİLER SONSUZ HAYAT elde etmekle kalmamış ayrıca ÖDÜLLERE de BOĞULMUŞ.

YENİ DİN yada HIRİSTİYANLIK ihtimali dahi olsaydı; HERŞEYE EGEMEN olan, YARATILIŞIN BAŞINDAN BERİ var denilen OĞUL TANRI yıllar sonrada olsa "HIRİSTİYANLIK diye bir DİN KURULACAK onların içlerinden de beni izleyenler çıkacak, sayıları (siz şimdi kavrayamasanız bile) MİLYARLARLA ifade edilecek, AZİZLERİ, AZİZELERİ, ERENLERİ, KUTSALLARI olacak. Kuracağımız şehir dar gelecek şehrin ebatlarını büyütelim ve şehirde ONLARADA, "şu kadarlık" YER AYIRALIM ve onlardan "şu kadar" kişiyede ÖZEL EZGİ KOROSUNDA kontenjan verelim" demez, Yuhanna'ya LÜTFEDİLEN GELECEKLE ilgili bildirimler HIRİSTİYANLARIDA içine alacak şekilde gösterilirdi.

Yani; Yuhanna GELECEKTE OLACAK OLAYLAR hakkında ESİNLENDİRİLİRKEN bu MÜJDELER İLETİLİRDİ. Oysa gelecekteki olayları ADI ALTINDA GÖSTERİLEN FİLMDE böyle bir sahne yer almıyor. GELECEKTE OLACAK OLAYLARIN içinde, asla yer verilmemiş HIRİSTİYANLAR neye dayanarak KURTULUŞ HAYALLERİ kuruyor olabilirler?

GELECEĞİ VAHİY KİTABINIZDA ANLATAN TANRINIZA İNANMIYOR MUSUNUZ? KURTULUŞU BEYAZ ATIYLA GELİP SAĞLAYACAK OLAN OĞUL TANRI BU, YANILIR yada UNUTUR mu? Geleceği BİLEMEMEZ olabilir mi?

Eğer BİLEMEMZLİK söz konusuysa; KURTARIŞIDA yanlış anlatmış olabilir mi? Sayıları ve rakkamları karıştımış olabileceğine inanıyorsanı, VAADLERDE neden hiç yanılmamış olacağını kabul edip HAYALLERE gark olyorsunuz?

Eğer BİLEMEMEZLİK söz konusu olursa; KURTARICILIK SÖZLERİNİN geçerliliği kalır mı? Ya! O VAADLERİDE birileri çekicilik artsın, müşteriler çoğalsın, ne aranırsa bulunsun, ambalajımız güzelleşsin, "onlar ne veriyorsa biz bir fazlasını veriyoruz" mantığıyla BİRİLERİ o ifadeleri ARALARA sıkıştırıverdiyse?

Görüldüğü gibi yeni bir din oluşturmanın zerresi kutsal metin yazarlarının düşüncelerinin içinde bile yok. Onlar ve onun gibiler duyduklarını, bildiklerini ve TAHRİF etmek istediklerin yazmışlar. Birleri de bu yazılanlara tabii olarak inançlarını yönlendirmişler. Yıllar sonrasında KONSİL denilen dayatma merkezlerinde, sayıları yüzlerle ifade edilen metin blokları arasında seçilenler (yazarları bilinmeyen metinlerde dahil) BUGÜN ELLERDE KUTSAL KİTAPLAR OLARAK bulunmakta.

BU DURUMDA ELLERİNDE BULUNDURDUKLARI, YAZANLARIN MEKTUP NİYETİNE YAZDIKLARI METİNLER BLOĞU, NASIL DİN KİTABI OLABİLİR? Olsa olsa DİNİ KİTAPLAR KÜLLİYESİ olarak adlandırılabilir. BİRLİKTE olan insanların, bir etapta yazılmış yazılarını, önünü ve sonrasını bilmeden, (sanki) o insanların elinden sadece kutsal kitaplarına aldıkları metinler çıkmış gibi, her yazılanı doğru kabul ettirmek insanları ATEŞE hazırlamaktır.

O mektupları yazan insanlar belki daha sonra; " Sayın Teofilos, Birçok kişi aramızda olup bitenlerin tarihçesini yazmaya girişmiştir. Nitekim başlangıçtan beri bu olayların görgü tanığı ve Tanrı sözünün HİZMETARI OLANLAR bunları bize İLETMİŞLERDİR. Ben de tüm bu olayları ta başından özenle araştırmış biri olarak bunları sana sırasıyla yazmayı uygun gördüm."
ifadesi yerine;"bizlere geli görgü tanığıyım diyenler esasında duyduklarını anlatanlarmış, seni yanılttığım için özür dilerim" demiştir.

   
  İSA'LARININ DOĞUM TARİHİNİ EN-AZ / MİNUMUM ON İKİ YIL FARKLA ve TABAN TABANA ZIT İKİ HİKAYEYLE ANLATANLAR ZAMAN ZAMAN BİR ARAYA GELEN İNSANLAR. Örneğin; LUKA; PAVLUS EKİBİNDE KENDİSİ İLE BİRLİKTE YER ALAN, HOCASI KONUMUNDAKİ MARKOS, MATTA ile AYNI TOPLANTILARA KATILMIŞ.

Elçilerin İşleri...12:12 Petrus olanların farkına varınca MARKOS diye tanınan YUHANNA'nın annesi Meryem'in evine gitti. Orada birçok kişi toplanmış dua ediyordu.
Elçilerin İşleri...1:13 Kente girince kalmakta oldukları eve gidip üst kattaki odaya çıktılar. Petrus, YUHANNA, Yakup, Andreya, Filipus, Tomas, Bartalmay, MATTA Alfay oğlu Yakup, Yurtsever Simun ve Yakup oğlu Yahuda oradaydı.

İSA'nın, Matta'yı "peşimden gel" diye götürdüğü evde büyük ihtimalle Markos'un annesi Meryem'in evi. Luka ile Matta birbirleri ile karşılıklı görüşmemiş olsalar bile, birbirlerinden haberdarlar. O kanaldan haberleşebildikleri gibi; Pavlus ekibi olmalarından ötürü zaten sürekli Markos, Luka, Pavlus birlikteliği var.

2 Timoteyus.....1:11 Yanımda yalnız LUKA var. MARKOS'u alıp beraberinde getir. O, yapacağım hizmette bana yardımcı olur.
Filimun............1:23-24 Mesih İsa uğruna kendisiyle birlikte tutuklu bulunduğum Epafra, emektaşlarım MARKOS, Aristarkus, Dimas ve LUKA sana selam ederler.

MATTA'da, İSA'nın doğumunu duyup, yıldızbilimciler olarak arayarak bulmadığına göre; İSA'nın DOĞUM SERÜVENİNİ;
İSA'dan duymuş olamazlar,
Kutsal Ruh dedikleri varlıktanda duymuş olamazlar.
Oğul Tanrının esinlendirmelerinden de duymuş olamazlar.
Oğul Tanrının, özel Meleklerinden de duymuş olamazlar.
2.defa geldi, dirildi gördük dedikleri görüntü duymuş olamazlar,
Pavlus'a "seni seçtim" diyenden de Pavlus kanalı ile duymuş olamazlar
Yuhanna'yı meleklerle alıp tahtlarını, saltanatını hatta geleceği göstermiş olanlardan da duymuş olamazlar, (kutsal metin yazarlarının yazdığı geçmişi söylemiş olamazlar)

Eğer bu sayılanlardan bir tanesi "hayır duymuş olabilirler" diye cevaplanırsa;,
O zaman iki yazarın anlattığı doğum hikayesi anlatım olarakta, (giriş, gelişme, sonuç) Tarihler olarakta neden farklı sorusunun cevabı bulunmalı.

Kitaplar, Oğul Tanrının Özel melekleri ile Kutsal Ruh denetiminde Kutsal metin yazarlarına gözükerek yazdırmadılar mı?
Yazdıranlar kendilerini yaratmış olan ve Kıyamet sonrasında hesaba çekecek olan, Oğul Tanrının insan bedenli DOĞUM SERÜVENİNİ bilmiyorlar mıydı?
Meryem'e, gelerek ve çocuk müjdeleyen, sürekli koruması altında yalan Melekte mi doğum tarihini unutup, Kralları karıştırdı?
"Yusuf'la evlen, Yusuf'la Mısır'a git, Yusuf'la Mısır'dan dön" diyen, ikide birde rüyalara girenlerdemi uyarma, düzeltme ihtiyacı duymadılar?

Olayları karıştırıp izah edemez hale geliyorlarsa yada olaylara hele hele milyarca insanın inancını etkileyecek olan, kendilerini yaratmış olan BABA ve OĞUL TANRI'nın sözlerinden oluştuğu söylenen kitaplara bu derece lakayıt, umursamaz davranan "ilahi" denilen varlıklar, insanlara karşı nasıl olurda ciddi davranırlar.

İlahi olarak nitelendirdiklerinin, söylediği sözlere neden güvenilsin? İşte aracılıkları ile yazdırıldı denilen kitaplar ortada. Yaratılıştan, Tufandan, İsa'nın doğumuna kadar her türlü bigi, yanlışlıklar ve tutarsızlılar içeriyor. Kitapları gerçekten birtakım varlıkların yazdırmış olduğu kabul edilse bile; sürekli bilgi, isim, tarih hatası yapan, bu "ilahi" (onlar elbette öyle diyecekler) dedikleri varlıkların sözlerinden ne çıkar?

Karşılıklı kulllanma ve hayallerini güçlendirme temennilerinden, başka birşey ifade etmeyen sözler nasıl olurda, vaad olarak kabul edilie ve ciddiye alınabilir. 2000 senedir, sürekli kurtarıcı beklemeleri bu sözleri ciddiye almalarından dolayı değil mi?

Hz. İsa, "iman tebliği" ile geliyor, gerçek "kutuluşa" çağırıyor, o açıkca yapılan davetleri görmemezliğe gelenler, davetlerin üstünü örtenler, sürekli "HOHLAYARAK" parlattıkları kurtuluş

Hz. İsa, "iman tebliği" ile geliyor, gerçek "kutuluşa" çağırıyor, o açıkca yapılan davetleri görmüyorlar, hayali İSA'lara söylettikleri ifadelere inanıp, 2000 senedir atalarının sarfettiği sözlerin içinde geçen, "KURTARICIYI" hayal ediyorlar.

İman davetlerini, anlamamazlığa gelenler, Hz. İsa'nın gösterdiği yolların üstünü örtenler, Hz. İsa'nın izlerini silenler, sürekli "HOHLAYARAK" parlattıkları KURTULUŞ ikonunun arkasına takılmış, 2000 senedir vaadcilerinin vaad ettiği, "ALLAH'IN", HESAP GÜNÜNDEN KURTARILMAYI bekliyorlar.

"Rakkamlar, isimler, olaylar, nedenler, sebepler yanlış ama vaadler doğru" olmaz. Somut olan, bilinen, yaşanan metaryeller de bu kadar hata yapanlar, Hayallere dayalı vaadlerde zaten uçmuşlardır. Onlar doğru söylemiştirde, dinleyenler yanlış anlamıştır denilirsede, Esinlenme sahiplerinin Müjdeleri doğru anladılar diye bir süzgeçte yok.

2000 SENEDİR BU KUŞAK İÇİNDE KURTARICI GELECEK DENİLEREK, HALA KURTARICI BEKLENİYOR OLMASI, MÜJDELERİN YANLIŞLIĞINA EN BÜYÜK İŞARET DEĞİL Mİ?

2500 YILDIR KEHANETLER PEŞİNDE KOŞTUKTAN SONRA, "BU İŞLER TANRIYA BIRAKILMAYACAK KADAR ÖNEMLİ" DİYEREK, DÜNYA'NIN HER YANINA SALDIRIP SAVAŞ HAZIRLIKLARI YAPMALARINDAN BELLİ DEĞİL Mİ?

ZORLA, YIKIMLA, ÖLÜMLE, YOK ETMEYLE, İMHA EDEREK ALACAKLAR, SONRA "İŞTE TANRI VAADİ GERÇEKLEŞTİ, KUTSANDIK" DİYECEKLER.

BABA ve OĞUL TANRIYAve ONLARIN NEZDİNDE KUTSAL RUH'A KARŞI BU KADAR UMURSAMAZ OLANLAR, İNSANLAR İÇİN NEDEN ÜZÜLSÜN?

KUTSAL KİTAP YAZMA MERTEBESİNE LAYIK GÖRÜLEREK, TANRI ile GÖRÜŞME PAYESİ VERİLMİŞ, TANRI BİLGİSİNİ ELDE ETME İMKANI SAĞLANMIŞ, BU SEÇKİN İNSANLARA; İLAHİ VARLIKLAR, İYİ RUHLAR GELEREK NEDEN UYARMADILAR? "NEDEN SAÇMALIYORSUNUZ" DEMEDİLER?
   
  Oysa, Petrus tam tersini söylüyor.Kutsal yazıların ve bildirimlerin, KUTSAL RUH'un kontrolü altında olduğunu ifade ediyor. Hemde "her harfi Tanrı sözü" dedikleri kitaplarında.

2 Petrus ........1:20 Öncelikle şunu bilin ki, KUTSAL YAZILARDA bulunan hiçbir peygamberlik sözü kimsenin özel yorumu değildir.
2 Petrus ........1:21 Çünkü hiçbir peygamberlik sözü İNSANIN İSTEĞİNDEN kaynaklanmadı. İnsanlar KUTSAL RUH tarafından yöneltilerek Tanrı'nın sözlerini ilettiler.

Ortaya çıkan çelişkiler, Tanrı veya onun vekillerinden kaynaklanan hatalardansa, o zamanda sizleri, birileri peşine takmış götürüyor demektir. "KORKMAYIN TÜM YAZILANLAR KUTSAL RUH DENETİMİNDE" diyenlerde YALAN SÖYLEYEN ÇIĞIRTKANLARDIR.

Kitaplarına ve ifadelerini dokunulmaz kılmak için kullandıkları "TANRI SÖZÜ" kalkanını, biraz araladığımızda, ortaya çıkan gerçek bu. PETRUS'ta AYNI DÜŞÜNCEDE OLMALI Kİ; şöyle söylüyor..

2 Petrus ........2:1 Ama İsrail halkı arasında SAHTE PEYGAMBERLER vardı, tıpkı sizin de aranızda YANLIŞ ÖĞRETİ YAYANLAR olacağı gibi. Bunlar kendilerini satın alan Efendi'yi bile inkâr ederek GİZLİCE aranıza YIKICI ÖĞRETİLER sokacaklar. Böyleleri ANİ BİR YIKIMA uğrayacaklar

"Yazdıklarımız yüzde yüz kutsaldır. bizim dışımızdakiler yalandır" amaçlı bu tür kalkanlarla, kendilerini ve kitaplarını yıllarca dokunulmaz yaptılar. Kehanet dedikleri çıkarımlarlada kitleleri felaketlere getirdiler ve en büyüğüne hazırlıyorlar.
   
  İSA'nı doğmadan önce, gerekli kişilerin rüyalarına girerek uyarılarda ve müjdelerde bulunan Melekler, bu işe neden müdahele etmedi?,
Yoksa onlarda mı unuttular?
Yıldızbilimcilere SEVİNDİREN IŞIK olarak kılavuzluk eden ve İsa'nın doğumunu müjdeleyip evini gösteren ışıkta mı, bu konuda bir işaret çakmadı? bildirimde bulunmadı?
   
  ORİON İSA, ÜÇ KRAL SİRUS
   
  orion, zaman, ansof tree kings
   
 

SİRUS...Sirus, Mısır dinlerinde İSİS: Yunan dinine göre ORİON, Poseidon'un oğlu ve her zaman KÖPEĞİ ile gezen BÜYÜK bir AVCIDIR.
İşte bu ORİON'un KÖPEĞİ göklerde SİRUS yıldızı olarak yer bulmuş. Sirius'un aynı zamanda KÖPEK Yıldızı olarak da anılmasının sebebide bu imiş.
Hem Orion'un koruyucu KÖPEĞİ, (Firavunların, Piramitlerin ki Sfenks) hem ayrı bir takım yıldızı olması nedeniyle HRİSTİYANLIK ve diğer inançlar içindeki varlığı çok önemli.
OPUS-DIE'nin, ABD 51. bölgede ortaya çıkarmayı planladığı MESİH'i / KURTARICIYI SİRUS KÖPEKLERİNE bekletmiş olması, DİNLERİNDE SİRUS tapınmasına verdikleri önemi göstermiyor mu?

   
  OPUS DIE, 51. BÖLGE, MESİH
   
 

ORİON...Orion, Mısır dinlerinde OSİRİS: Roma ve Yunan mitolojisinde Nimrot / Nemrut gibi bir AVCIDIR. Yunan mitolojisine göre, Pleiades’i / Ülker'i / 7 kollu kandil'i oluşturan yedi kız kardeşden Merope’ye aşık olan Orion, Merope aşkı yüzünden kıskanan Tanrıça Hera tarafından Akrepe (Scorpius) topuğundan ısırtırılarak öldürülür. BABA TANRI ZEUS tarafından göklere yerleştirilir.

ÜÇ KRAL: Antik , Mısır dinlerinde olduğu gibi diğer dinlerde de kabul görmüş. Mısır dininde, Samanyolu çevresindeki belli bir gökyüzü DUAT / “tanrıların mekanı" olarak kabul edilmiş.
Tanrılar bölgesinin yeryüzündeki kopyası da, Nil’in batısına denk getirilerek piramitler inşaa edilmiş. Bu kabül Mısır dinlerinin hayat verdiği DİNLERDE de yerini almış gözüküyor.

Keops, Kefren ve Mikerinos Firavun piramitlerinin, izdüşümleri olarak yapılmasına ilham veren AVCI ORİON grubundaki Alnilam, Alnitak ve Mintaka yıldızları 3 KRAL olarak adlandırılmış. Tanrının oğlunun doğumunu işaret eden SİRUS'u / İSİS'i (hangi devirde, hangi dine aitse o dinin TANRININ ANNESİNİ / THEOTOKOS) işaret ederlermiş

Hristiyanlığın kurucusu Yahudi KUTSAL METİN YAZARLARIDA bu ÜÇ KRAL hikayesini, YENİ ANTLAŞMA / AHİTLEŞME adı altında OĞUL TANRININ doğumuna ekliyivermişler

   
  İsimlerini verdikleri, daha İsa küçükken Kral olacağını söyleyen, Kahinlerde mi bu konuda bilgisiz kaldı?
Çobanlara gözükerek, samanlıkta doğan kral müjdelerini veren Meleklerde mi tarihleri karıştırdılar?
Kral doğduktan sonra, sevinen sürekli izleyen Meleklerde mi, Kutsal metin yazarlarına hiç gözükmediler?

" Kitaplarımızın her harfi Tanrıdandır" dediklerine göre; Farklı anlatımların hatta farklı İSA'larının olmasının farklı Tanrısal varlıklara bağlı olduklarının işareti değil mi?
Kitapları aynı tanrı olarak benimsediklerinden kaynaklanmış olsaydı; EN AZINDAN aynı tarihte doğumuş, aynı doğum hikayesi olan İSA'ları kitaplarında yer almaz mıydı?

Bu farklılıkların, çelişkilerin, sallamaların birçok sebebi olabilir..Birkaçı
Haberleştikleri herbirine farklı şeyler mi söylemiş?
Yoksa her birinin haberleştikleri farklı mı?
Göksel egemenlik peşinde olanlar farklı ittifakların üyeleriyle mi haberleşiyorlar?
Tanrı diye benimsedikleri, Kutsal Ruh diye niteledikleri birden çok mu?
Her biri farklı bir varlıktan mı duyum alıyor?
Birden çok mu Tanrıya inanıyorlar? (Düalist din)
   
  VATİKANA GÖRE; E&Y AHİTLERDEKİ TANRI İŞARETLERİ ve TUTARSIZLIKLARIN İŞLENLENDİĞİ "DÜALİST DİNLER" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  ANLAŞILDIĞI KADARI İLE KEHANETLERE, DUYMALARA DAYANAN, okuduklarını anlamayanlar, başka bir deyişle, İsa'nın doğum tarihini dahi bilmeyenler tarafından kaleme alınmış iki ayrı İSA seceresi. İKİ AYRI İSA DOĞUM HİKAYESİ.

Tanrıyı konuşturup seslendirenler, kendilerini iyice kaptırmışlar ki, birbirlerini yalanladıklarının hiç farkına varmamışlar. Okuyanlarda, "sizin Tanrılarınız farklı mı ki; herbirinizin "Tanrı sözü dediği ifadeler, çelişkiler yumağı halinde" dememiş.

Hz. İSA'yı anlamayanlar, indirilenlere göre yaptığı tebliğileri kabul etmeyenler, sözlü anlatımların geçerli olduğu devirde, gerçekleri örtmek için, kendilerine ait İsa hikayelerini piyasaya sürmüşler.Hz. İSA'dan İmani hiç bir şey elde edememiş olanlar, İmani anlatacak birşeyleri olmayanlar, anlattıklarını çekici kılmak, yaldızlamak adına süslü detaylar kullanmışlar.

Hz.İsa'nın, tebliğ ettilerini değilde, kafalarındaki hayali İsa'nın önder yapıldığı İNANÇ SİSTEMİNİN yayılması, kabul görmesi, başkalarınında haberdar olması için; selamlarla (genellikle) başlayan (hatta kişisel istek selamlarla biten Filimun) mektuplarda daha sonradan derlenerek, "bizim kutsal kitabımız bu olmalı" diyerek ortaya sürülmüştür.
   
  Oğul Tanrı dediklerinin doğum tarihini bilmeyenler kundağa nasıl sarıldığını tarif ediyorlar.Yıldızların yol göstermesini, çobanların melekleri nasıl gördüklerini, alınan hediyeleri, rüyalara giren melekleri en ince detayına kadar tafsilatlı olarak anlatıyorlar.

Mucizelerle gelen ve uzun yıllar yaşayan, Hz. İsa isminin arkasına sığınarak yaptıkları süslemeler ile Pagan esaslı inanç sistemlerini yaymışlar. Din kurmak içinmi bu mektupları yazmışlar hiç sanmıyorum. Zaten sahip oldukları Mithra dini esasları üzerine kurulmuş bir sistemleri vardı. Sadece başkalarını da haberdar edebilmek adına, duyduklarını bildiklerini başkalarına nakletme adına, madde madde değil bildiğimiz, mektup şeklinde yazılmış metinler.

(Yeni Ahit'in Latince çevirisi Canterbury Başpiskoposu Stephen Langton bölümlere ayırmış. 1551 yılında Robert Estienne yayınladığı baskısında ise; bölümler maddeli hale getirilmiş.)


Eğer;din adına bu mektupar yazılmış olsaydı en azından yazılarda selamlar verip kişisel isteklerde bulunmazlardı.İsteklerini ve selamarını ayrı bir yazı halinde oluşturur, din ksımını isa vurgulayarak müstakil halde kaleme alırlardı.

Örneğin; dua eden biri, yada kutsal kitabı ibadet amacıyla okuyan biri, benzerleri çok olan aşağıdaki ifadeleride okumak zorunda.Birde bunu sadece okumasını öğrendiği dil ile okuduğunu düşünsenize. Belki de bu ifadeyi okuduktan sonra birde "amin" diyecek.

KUTSAL YAZI.
2 Timoteyus/Timothy..1/13 Geldiğin zaman Troas'ta Karp'ın yanında bıraktığım abayı, kitapları ve özellikle yazı derilerini beraberinde getir.
2 Timoteyus/Timothy..1/14 Bakırcı İskender bana çok kötülük etti. Rab ona, yaptıklarının karşılığını verecektir.
2 Timoteyus/Timothy..1/15 Sen de ondan sakın. Çünkü söylediklerimize şiddetle karşı koydu.
2 Timoteyus/Timothy..1/19 Priska, Akvila ve Onesifor'un ev halkına selam söyle.
2 Timoteyus/Timothy..1/20 Erastus, Korint'te kaldı. Trofimus'u da Milet'te hasta bıraktım.
2 Timoteyus/Timothy..1/21 Kış bastırmadan gelmeye gayret et. Evulus, Pudens, Linus, Klavdiya ve bütün kardeşler sana selam ederler.
   
 
Y.AHİT'te yer alan KİŞİSEL İSTEKLERİ ve SELAMLARI İÇEREN. 1 sayfalık "TANRI ESİNLEMESİ" DEDİKLERİ "SELAM FİLİMUN" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  ESKİ ve YENİ AHİT'TE YER ALAN KİŞİSEL İSTEKLERİ, SELAMLARI, ÖFKELERİ, ENSEST İLİŞKİLERE AİT ÖRNEKLERE, BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
 

Din adına, din kitapları olarak yazılsalardı, en azından Luka mektubuna "Sayın Teofilos" diye başlamaz, inananlara yönelik bir hitap ile başlardı.

Luka......1:1-3 Sayın Teofilos, Birçok kişi aramızda olup bitenlerin tarihçesini yazmaya girişmiştir. Nitekim başlangıçtan beri bu olayların görgü tanığı ve Tanrı sözünün HİZMETARI OLANLAR bunları bize İLETMİŞLERDİR. Ben de tüm bu olayları ta başından özenle araştırmış biri olarak bunları sana sırasıyla yazmayı uygun gördüm.

Görüldüğü gibi sadece, Teofilos isimli kişiye bilgi vermek, yeni akımdan haberdar etmek adına yazılmış bir mektup.Hz. İsa'dan haberi olan, Teofilos denen kişinin isteği üzerine topladığı bilgileri iletmiş olabilir.Hz. İsa'dan, etrafa yayılmış olan bilgileri, (Pavlus ve arkadaşları olarak) kendi isteklerince yönlendirmek adına yazılmış olabilir.

Daha sonra Luka neler öğrendi neler ilave yada eksiltti belli değil. O metinde "selam" sözü geçtiyse, o söz "Tanrıdandır" denmiş ve hala ibadetlerde kullanılıyor. Anlatım yada anlama hatası varsa sonuç değişmiyor "Tanrı sözü" denmiş bir defa. KONSİL KARAR VERMİŞ.

Kendi bidiklerinden başka bilgilere karşıt görüş olarak yazıldığı belli olan mektup, daha sonra konsillerde Din inanç kitabı olarak kabul edilmiş.Bugünkü zihniyet temsilcileride, Hz. İsa!nın ismini kullanarak, dinlerini Hz. İsa'dan almışlar gibi davranıyorlar.

Onun isminin arkasına sığınarak, sahip oldukları inanç sistemlerini yaldızlıyorlar. Hz. İsa'yı ve Hz. Meryem'i (Hz. Ademden bu güne kadar olan Peygamberleri), dini motifler halinde kullanarak, kendilerinin de semavi bir dine sahip olduklarını zannettiriyorlar.

Tüm tarihi gerçekleri bilerek iki yazarın iki ayrı doğum macerasını, çok farklı tarihlerden alarak işlemesi, anlaşılır gibi değil. Bu derece kopuk doğum anlatımı, ancak Hz. İsa'yı işittikten çok sonraları araştırmaya girenler yapabilir.

Bir de Tanrı sözü diyorlar.Onların Tanrı diye benimsedikleri varlık bile, bu kadar farklı hikaye anlatmaz. Tanrıcılık oyunu gereği, "bende Tanrıyı gördüm" diyen iki yazarın, birbirinden farklı tarihler vermesi bile gördüklerinin birer hayal olduğunu ve kitapların sadece sanılar içerdiğini ortaya koyar.

   
 
   
 

Miladı saptayanlar onlar olduğuna göre;
Matta anlatamadı mı? Yoksa onlar, Matta''yı mı anlamadılar?
Luka anlatamadı mı? Yoksa onlar, Luka'yı mı anlamadılar?

Bence ikisinide anlattı onlarda anladılar. Ama ezber bozulmamalı idi. Yapacak bir şey yoktu. Bir defa kutsal metinler olarak her nasıl olduysa İznik konseyinde, Matta'nın anlatımıda, Luka'nın anlatımıda çeşitli dengeler göz önüne alınarak kabul edilmişti.

O çağın yapısına ve bilgi akışına göre bunları kim inceleyecekte, yanlışlıkları bulacak yaklaşımıyla bu çelişkiler yedirilebilir boyutta bulunmuş olmalı ki; Tanrı sözü diye kitaplara alınmasında bir sakınca görülmemiş . O yıllarda nereden bilsinler, matbaa bulunacak, bilgisayar denen alet çıkacak, okur yazar oranları artık birçok ülkede anılmaz hale gelecek. Bu kadar gelişmelerin olacağını doğal olarak kestiremeyen Kutsal metin derlemecileri, nasıl olurda, içlerinden sadece birinin TANRI SÖZÜ olduğunu ilan ederlerdi.

Bu durum, hangisinin Tanrı sözü olmadığına karar verme zorluğunu ortaya çıkarttığı gibi, tarafların oluşmasına ve bölünmelere neden olurdu. Hem, bir kere kulaklara kar suyu kaçtı mı? iş biter, uydurdukları, üzerine oturdukları, onunla yükseldikleri tüm sistem çöküverirdi. Onun üzerine inşaa ettikleri hayalleri de, gelecekteki planları da unutmak gerekirdi.

Hem "her harfi Tanrıdan" diyerek koruma kalkanı aldıkları metinler birkez sorgulanmaya başlandı mı? ardı arkası kesilmezdi.Yaldız dökülünce alttan çıkanın talipliside olmayınca ortada iktidar ve Tanrı sözcülüğü diye bir meslekte kalmazdı.

Bu nedenle" ne kebap yansın ne siş" sözü uyarınca orta yol izlenmesi, her iki kutsal metin yazarlarına eşit mesafe olsun, haklar yenilmesin, savunucularının hatırları kırılmasın diye, iki doğum tarihinin aritmetik ortalamasını alarak işi çözdüler. Böylece MİLAD OLARAK BU GÜNKÜ -0- KABUL edilen tarihi saptamış oldular.

   
  1.Esasında ya göre; o tarih gerçekte Matta'nın saptadığı tarihten 6 sene SONRASINI gösteriyordu.Yani İSA DOĞDU denilen o tarihte İSA; 6 yaşında idi...Yani İSA doğalı 6 sene olmuştu. Bu aynanın 1. yüzünde görünen gerçek.

2.Esasında ya göre; o tarih gerçekte Luka'nın saptadığı tarihten 6 sene ÖNCESİNİ gösteriyordu.Yani İSA DOĞDU denilen, o tarihte İSA -6 yaşında idi. Yani İSA'nın doğmasına daha 6 sene vardı. Bu da aynanın 2. yüzünde görünen gerçek.

3.Esasında ya göre; o tarih gerçekte: Yaldızcıların saptadğı tarihten hiç öncesini ve sonrasını göstermiyordu. Çünkü;
Luka'nın tarihi 6 sene ÖNCESİNİ gösteriyordu.Matta'nın tarihi 6 sene SONRASINI gösteriyordu. O halde "İSA DOĞDU DENİLEN tarih -0- olmalı" dediler. Bu da ayna örttükleri örtüde yazan yalandı

İtalyan doktor A. Lilius (1510 – 1576) tarafından hazırlanan ve Papa XIII. Gregory tarafından yürürlüğe konulan Gregoryen Takvimi'ne göre milat, 1 Ocak -0- olarak kabul edilmiş.

Kullandığımız takvimin, başlangıç zamanını yani, MİLADINI KİM SAPTAMIŞ. Ete-süte dokunmadan bu işi halletmesi gereken makamı işgal eden zat saptamış. Bugü; ya! Luka'nın miladına göre: tarihler 6 sene öncesini yada MATTA'ya göre de 6 yıl sonrasını göstermesi gerekirken, varılan -İÇ- uzlaşma ile kullandığımız tarihin -0-'ı milad kabul edilmiş.

BÜGÜNKÜ tarih kronolijimize şablon oluşturan, M.Ö..-0- ..M.S böyle saptanmış. TANRI İSA'nın doğumunu da; yüklendikleri "TANRININ SÖZCÜSÜ" sıfatlarına dayanarak, " (saptadıkları) -0- TARİHİNE" taşımışlar.

Papa seçimine katılan, hatta seçilenin Tanrı vekilliğini vurgulamak için, Papa'yı seçtiği söylenen Kutsal Ruh bu duruma "ne demiştir "diye merak etmemek elde değil. Öyle ya kendisinin de ait olduğu, Üçlü-birliğin, bir parçasının doğum yılı kitaplarda, başka başka yazıldığı yetmiyormuş gibi, birde tarhsel olarak kaydırılıyor. Ama Kutsal Ru hiçbirley demiyor.Kutsal Ruh, inananlıları korumak için onların üzerine dökülmemiş miydi?

Kitapları doğru çıkarmak adına saptanan aritmetik ortalamaya göre; Hıristiyanlar bırakın ayı, günü yıl hesabı ile İSA'nı yaş dönümlerini, her harfi Tanrı sözü diyerek sımsıkı sarıldıkları kitaplardan birine göre 6 sene eksik, diğer her harfi Tanrı sözü diye sarıldıkları kitaba görede 6 sene fazladan yaş vererek kutluyorlar. (Kutlama tarihleri şekilleri zaten Pagan Mithra dinine ait.)
   
 

Oysa Luka 30 yaşlarında dediğinde; bugünkü kabul edilen, Milada/ -0-'a göre; 36, Mattaya göre;24 oluyordu. Matta'nın ifadelerinden en iyi ihtimaller kabulü ile hesapladığımız tarih (M.Ö.6), doğum tarihi / milad olarak alınırsa;

Matta'ya göre 42 olan yaş: Luka'ya göre 30, Vatikan'a göre ise 36 oluyor.
Matta'ya göre 30 olan yaş: Luka'ya göre 18, Vatikan'a göre ise 24 oluyor.
Papa'ya göre: 30 olan yaş: Matta'ya göre 36, Luka'ya göre 24 oluyor.

Bu sonuçlara göre, 33 yaşında öldü denilen İSA;
Matta'ya göre 33 olan yaş: Luka'ya göre 21, Vatikan'a göre ise 27 oluyor.
Luka'ya göre 33 olan yaş: Matta'ya göre 45, Vatikan'a göre ise 39 oluyor.
Papa'ya göre: 33 olan yaş: Matta'ya göre 39, Luka'ya göre 27 oluyor.

Bunlar en iyi ihtimaller. Birde Matta sözlerinde belirtilen MISIR'A GİDİŞ ve orada kalış süresini bunların üzerine eklerseniz nerede ise İSA'ya biçtikleri ömrün yarısı yok olup gider.Melek Yusuf'un rüyasına girerek, "HİRODES SİZİ ÖLDÜRECEK, MISIR'A KAÇIN HABER VERENE KADAR DA GELMEYİN" demiyor mu?

Matta....2:13 Yıldızbilimciler yola çıktıktan sonra Rab'bin bir meleği Yusuf'a rüyada göründü. Ona, «Kalk!» dedi. «Çocuğu ve annesini al ve MISIR'a kaç. Ben sana haber verinceye dek orada kal. Çünkü Hirodes çocuğu ÖLDÜRMEK amacıyla ONU arayacak.»

Demekki; İKİ YAŞIN üzerine eklenecek bir başka zaman dilimi daha var. MISIR SÜRECİ.

Ne kadar kalmışlar? RAB çağırana kadar kalmışlar.

Matta...2:15 Hirodes'in ölümüne dek ORADA kaldı.Bu, Rab'bin peygamber aracılığıyla bildirdiği şu sözün yerine gelmesi için oldu:«Oğlumu MISIR'dan GERİ ÇAĞIRDIM»

Öyle birkaç ay olmamalı o devirde çölde Mısır'a gitmek zaten çok zaman alıyor olmalı.Hem kısa süreli olsa "Mısır'a gir" denmez başka şehir ismi verilirdi. Nasıl olsa HİRODES sadece Beytülhalim ve çevresinde bulunan İKİ yaşındaki çocukları öldürmedi mi? Bu olaydan kısa süre sonra ölecek olsaydı aramalardan kurtulabilirlerdi. Ama uzun sürecek aramalar sonucu yaşam sorunlu hale gelmesin diye bu yol seçilmiş olmalı.

Matta..........2:19-20 Hirodes öldükten sonra, Rab'bin bir meleği MISIR'da Yusuf'a rüyada görünerek, «Kalk!» dedi. «Çocuğu ve annesini al, İsrail diyarına dön. Çünkü çocuğu öldürmek isteyenler öldü.»

Ne kadar sürgünde kaldıklarını yazar nedense belirtmemiş.Sadece ısrarla Hirodes soyunun devamını vurguk-layarak MISIR'da kalma süeresini takdirlere bırakmış. O süreyi öğrenememiş. Rüyalara giren Meleğin ve Rabbin seslenişini bile duyan kulaklar, görüntüleri gören gözler bu sahnede "sağır ve kör modunda" kalmış

Matta.....2:22 Ama YAHUDİYE'de Hirodes'in yerine oğlu Arhelas'ın tahta geçtiğini duyunca oraya gitmekten korktu. Rüyada aldığı buyruğa uyarak Celile bölgesine gitti.
Luka......1:5 YAHUDİYE kralı Hirodes zamanında, ABİYA bölüğünden Zekeriya adında bir kâhin vardı. Harun'un soyundan olan karısının adı ise Elizabet'ti.

Kral Hirodes öldükten sonra oğlu, ARHELAS tahta üç kardeşi ile birlikte, üç bölge taliplileri olarak gözüküyorlar. Roma ihtilafları arasında M.Ö.4 ile M.S. 6 arasında Yahudiye ve Samiriye bölgelerinden sorumlu oluyor. Bu bilgilere göre; Yusuf'un, Kral değişimini duymasına ve "melek tehlike geçti dön" demesine bakılırsa, Kral Hirodes'in ölümünün hemen arkasından dönmüş olmalılar. Tedbir olarakta Yahudiye'ye değil Celileye bölgesinde NASIRA'ya yerleşmişler.

Matta..........2:23 Oraya varınca Nasıra denen kente yerleşti. Bu, peygamberler aracılığıyla bildirilen, «O'na Nasıralı denecektir» sözünün yerine gelmesi için oldu.

   
 

Yusuf'un korkularını bilen, hissettiklerini yaşayan yazar, birtakım sakıncalar hissetti ki en kolay olan süre miktarını yazmıyor. Bu kadar dönüş hikayesinin detayı neden anlatılıyor gibi bir soru akla gelebilir. Nedeni gayet basit. İkisde Tanrı sözü dedikleri, her harfi Tanrıdan dedikleri, Kutsal Ruh kontrolünde yazdırdı dedikleri, Oğul Tanrının özel Melekleri esinlendirdi dedikleri, İki kitap arasındaki farkı gösterebilmek için.

Matta, Despot krallar tehlikeler içinde yolcukluklar, Mısır saklanması, tehditlerden korunabilmek için şehir değiştirmelerini anlatırken, Luka hiç bir tehlikeli ortam olmadığını, huşu ve huzur dolu bir sevgi çemberi içinde olan bir yolculuktan bahsediyor.

Luka......2:15 Melekler yanlarından ayrılıp göğe çekildikten sonra çobanlar birbirlerine, «Haydi, Beytlehem'e gidelim, Rab'bin bize bildirdiği bu olayı görelim» dediler.
Luka......2:20 Çobanlar, işitip gördüklerinin tümü için Tanrı'yı yüceltip överek geri döndüler. Her şeyi, kendilerine anlatıldığı gibi bulmuşlardı.


8. günde yerine getirilen sünnetten,
Luka......2:21 Sekizinci gün, çocuğu sünnet etme zamanı gelince, kendisine İsa adı verildi. Bu, O'nun ana rahmine düşmesinden önce meleğin O'na vermiş olduğu isimdi.
Levililer......12:3 Çocuk sekizinci gün sünnet edilmeli.

Arınma için geçen 40 gün sonunda sunulan yakmalıklar. Kutsal olduğuna bir türlü inanamayan kutsal metin yazarları TANRININ OĞLU dediklerini, BABA TANRIYA adamaya götürtüyorlar.
Luka......2:22 Musa'nın Yasasına göre arınma günlerinin bitiminde Yusuf'la MERYEM çocuğu RAB'be ADAMAK için Kudüs'e götürdüler.

Levililer......12:2 ‹‹İsrail halkına de ki, ‹Bir kadın hamile kalıp erkek çocuk doğurursa, ..... yedi gün kirli sayılacaktır.
Levililer......12:4 Kadın kanamasından paklanmak için
otuz üç gün bekleyecek. .....................................

Luka......2:24 Ayrıca Rab'bin Yasasında buyrulduğu gibi, kurban olarak «bir çift kumru ya da iki güvercin yavrusu» sunacaklardı.

Kutsayanlardan, her şehre rahatca gidip gelmekten bahsediyor.

Luka......2:25 O sırada Kudüs'te Şimon adında bir adam vardı. ............ İsrail'in teselli edileceği zamanı özlemle bekliyordu. Kutsal Ruh onun üzerindeydi.
Luka......2:27-28 Böylece Şimon, Ruh'un yönlendirmesiyle tapınağa geldi. ........O'nu içeri getirdiklerinde, Şimon O'nu kucağına aldı ve Tanrı'yı överek şöyle dedi:
Luka......2:29 «Ey Rabbim, vermiş olduğun sözü tuttun; kulun olan ben artık huzur içinde ölebilirim.

Luka'da, Yusuf ile Meryem'in, olanlardan öyle kopuk bir hayatları var ki, doğurdukları çocuk onlar için o kadar sıradan ki, İSA hakkında söylenen övücü sözlere şaşırıp kalıyorlar. Zannedersinizki, Kutsal Ruh'tan hamile kaldığını söyledikleri Meryem değil, başka sıradan, normal yollarla çocuk doğurmuş, bir kadın var karşınızda.

Babasız çocuk doğurma mucizesini hiç yaşamamış bir anne var. Kutsal bakire unvanı verilen sanki o değil. Rüyasına Melekler girip uyarılan, mucize haberi verilen sanki Yusuf değil.

İSA İÇİN YAPILAN ÖVGÜLERE ŞAŞIRIYORLAR.MUCİZE OLARAK DOĞMASI ZATEN SEÇİLMİŞLİĞİN İŞARETİ DEĞİL Mİ?. Zannedersiniz, Yusuf ve Meryem'in etrafında herkez babasız çocuk sahibi olmuşta, durum kanıksanmış

Luka......2:33 İsa'nın annesiyle babası, O'nun hakkında söylenenlere şaştılar.

Matta'da, Kral tarafından İsrail Tahtına talip olacak diye öldürülmek istenen İSA, Luka'da, İsrail Tahtına talip olacak çocuk bu diye MELEKLERİN KATILIMLARI ile "İSRAİL KRALI DOĞDU" DİYE DUYURULAR YAPILAN İSA.

Luka......1:32 O büyük olacak, kendisine `en yüce Olan'ın Oğlu' denecek. Rab Tanrı O'na, atası Davut'un tahtını verecek.
Luka......1:33 O da sonsuza dek Yakup'un soyu üzerinde egemenlik sürecek, ve egemenliğinin sonu gelmeyecektir.»
Luka......2:34 Şimon onları kutsayıp çocuğun annesi Meryem'e şöyle dedi: «Bu çocuk, İsrail'de birçok kişinin düşmesine ya da yükselmesine yol açmak ve aleyhinde konuşulacak bir belirti olmak üzere belirlenmiştir.

Matta'da yaşam korkularından Mısıra giden dönüşlerinde ise şehir değiştirip gizlenerek sürdürülen bir yaşam zorluklarından bahsedilirken, Lukada tam aksine güven dolu bir yaşam sürdürüldüğünü söylüyor. Gizlenmek, korkmak şöyle dursun MUCİZEVİ ÇOCUK ilanları yapılıyor.

.
Luka......2:36-37 Aşer oymağından Fanuel'in kızı Anna adında çok yaşlı bir kadın peygamber vardı. Genç kız olarak evlenip kocasıyla yedi yıl yaşadıktan sonra dul kalmıştı. Şimdi seksen dört yaşındaydı. Tapınaktan ayrılmıyor, oruç tutup dua ederek gece gündüz Tanrı'ya tapınıyordu.

Luka......2:38 Tam o sırada ortaya çıkan Anna, Tanrı'ya şükretti ve Kudüs'ün kurtuluşunu bekleyen herkese bu çocuktan söz etmeye başladı.

MUTLULUK İÇİNDE ŞEHİRLERİ NASIRA'YA DÖNÜYORLAR.

Luka......2:39 Yusuf'la Meryem, Rab'bin Yasasında öngörülen her şeyi yerine getirdikten sonra Celile'ye, kendi kentleri olan Nasıra'ya döndüler.

Matta'da en azından, Yusuf'un ve ailesinin korktukları için Nasıra'ya yerleştikleri, Kral ARHELAS M.S. 6 ölene kadar tehdit altında yaşadıklarını üzerine basarak söylüyor. M.S. 6 yılı demek Matta'nın verdiği doğum blgikerine göre asgari 12 yaş demek. Kral ARHELAS M.S. 6 öldüğünde, M.Ö. 6 yılında doğmuş olan İsa 12 yaşında oluyor.Oysa: Luka, 12 yaşında olan İsa'yı nasıl anlatıyor?

Luka......2:41 İsa'nın annesi babası her yıl Fısıh bayramında Kudüs'e giderlerdi.
Luka......2:42 İSA on iki yaşına gelince, bayram geleneğine uyarak yine gittiler.

Hatta o kadar rahatlarki, Kudüs dönüşü TAM BİR GÜNLÜK YOL GİTTİKTEN SONRA İSA'yıI KUDÜS'TE UNUTTUKLARINI ANLIYORLAR.Tehlike altında olsalar bir an olsun gözlerini İSA'dan ayırırla mıydı?

Luka......2:43-44 Bayramdan sonra eve dönerlerken küçük İsa Kudüs'te kaldı. Bunu farketmeyen annesi babası, çocuğun yol arkadaşlarıyla birlikte olduğunu sanarak bir günlük yol gittiler. Sonra O'nu akrabalar ve dostlar arasında aramaya başladılar.

 


 

NEDEN RESMİ TARİHLERDEN KORKTUKLARI DAHA İYİ ANLAŞILIYOR.Neden bazı gerçeklerin araştırılmasını istemeyip, kanunlarla yasaklar getirip, işlerine gelen dayatmaları "doğru budur" diye KABULETTİRİYORLARN çok daha iyi belli oluyor.

Soykrım iddialarıda öyle. "Soykırım olmuşmuy ki?" demenin, "araştıralım" demenin, "şüphelerim var belgelere başvuralım" demenin bile KANUNARLA YASAKLANMASININ NEDENİ, KRONİKLEŞMİŞ GERÇEK TARİHİ BELGELERLE YÜZLEŞME KORKULARI.

Arkeolojik tüm araştırmaların, tarihi eser pazarının ve tarihsel belgelerin kontrolleri onlarda olduğu halde, ARAŞTIRMAKTAN KAÇIYORLAR.Gerçeklerden korkuyorlar. Bu derece GERÇEK BELGELERDEN korkar hale gelmişler. Örneğin Nuh tufanı, M.Ö. 10000'li yıllarda olduğu belgeleri ile açıklansa; ellerindeki kitabın ne değeri kalır. Yahudi takvimine göre, örtmelerin inanılır ne yanı kalır.

Yaratılıştan, 6-10 bin sene önce olan NUH TUFANI. Ortada ne Yafes, Ham ve Sam kalır, nede onardan türedik dedikleri secere. Hele NUH'un gemisinin karaya çıktığı yer, AĞRI dağından başka yerde olduğu ispat edilirse; ne ARARAT'ın KUTSALLIĞI kalır, nede SAM soyundan türemişlikle kendilerine buldukları geçmiş.

.Dinde çöker, geçmişte gelecekteki karanlıkların miamarı olarak toplumları yer bitirir. Ne sonsuz hayat kalmıştır, ne kurtuluş, nede meyvasından yenilecek yaşam ağacı. Ne isimleri aydedildiği defter vardır ortada nede kurtarıcı sandıkları Oğul TANRI.

GERÇEK BELGELERDEN KORKMA NEDENLERİNİN ALTINDA YATAN SEBEPLER NE OLABİLİR? Yüzleşmek istemedikleri,üzerlerini örtüp izlerini sildikleri, o sürekli yaldızladıkları, geçmişlerinde olan ve onları korkutan gerçekler. Karşılaşmak istemedikleri, sakladıkları kendilerine ait diğer yüzleri olmasın.

Değilse neden belgelerden kaçıyorlar. Belge ve Arkeolojik kazı planlamaları onlara ait fonların yönetiminde.Eğer lehlerine belgeler elde etmiş olsalar yada edebileceklerine inansalar, bu yolla terör odağı olarak görmek istedikleri, MÜSLÜMAN ÜLKELERİ BELGELERLE REZİL RÜSVA EDEBİLİRLER.

Müslümanları hepten içe kapanık, kendinden utanır hale getirebilirler. O halde neden gerçekleri araştırmaktam kaçıyorlar.Kaçmakla da kalmayıp üstüne üstlük KANUNLARLADA YASAKLIYORLAR.

Türkiye'de ve çokta az olsa bazı ülkelede, SOYKIRIM HAKKINDA KONUŞMAK serbest. Peki bu ülkede "SOYKIRIM OLMAMIŞTIR" diyenin yurt dışından destek alıp itibar göreceğine inanıyor musunuz. Hele en az 1.500.000 rakkamını teleffuz etmeyene, ülkede taraflar OLUŞTURTMA amacı olmadan, NOBEL ÖDÜLÜ vereceklerine ihtimal veriyor musunuz?

Görüldüğü gibi çıkardıkları kanunlarla, sadece kendi insanlarına, kendi ükelerine değil, araştırma taraflısı olan Türkiye gibi ülkelere de, bu konuda yasaklar getirmiş oluyorlar. Kaç Akademisyen, DIŞLANMAYI GÖZE ALIPTA araştırma işine girer.Fon desteğini nereden bulabilir?

   
  4. Esas olmayan gerçeğe göre; iki ayrı kitapta, İKİ AYRI İSA HAYATI işlenmiş, kitapların birleştirilmesi ile de 3. MELEZ İSA PROFİLİ ortaya çıkmış. Luka, olsun Matta olsun, doğum konusunun oluşumu konusunda çok iddialılar ve inanılmaz detaylar vererek İSA'nın doğum yıllarını derledikleri bilgilere dayanarak veriyorlar.

Biri, Tanrının ve Meleğinin tanıklığını da ortaya koyarak doğum içini detaylandırıken, diğeri hanın odalarının dolu olduğunu bilecek kadar ayrıntıyı işlerken, meleker eşliğindeki çobanların olaya katkılarını da unutmuyor.

Bu tür süslemeler elbetteki dikati müjde noktasında tutabilmek için. Kurtulanlardan olabilmek için, birşey yapmanın gerekli olmadığı, sadece inanmanın yeterli gösterildiği bir anlatım. Dünya yıkılmış, İnsanlık yok olacakmış kimin umurunda. Kurtuluş için olduğuna göre; "hepsi Tanrı'dandır" çıkarımlarının beyinlere yerleştiren BİR YAKLAŞIMI KABUL ETMEYENİN ASLA TABİ OLMAYACAĞI KİTAPLAR SİNSELESİ.

Bir doğum sonrası takılan hediyeleri, altınları sıralarken, diğeri oda olmadığı için İsa'nın yemlikte yattığını belirterek, olaya ne kadar vakıf olduğunu gösteriyor. Dışarıdaki meleklerin, yıldızların Müjde için duydukları sevinçleride işlemeyi ihmal etmeyen KUTSAL METİN YAZARLARI, doğumların ne zaman olduğunu bilmiyorlar.

Yoldaki taştan, havadaki buluttan, yemlikteki samandan detaylar vererek Kurtuluş vaadinin gerçek olduğunu zannettirmeye çalışan KUTSAL METİN YAZARLARI, doğumun şartlarını bilmiyorlar.

Rüyalara giren, çobanlara gözüken meleklerin söylediklerini, kahinlerin kaç yıllık evli kaldığını, oruç tutanları, dul kalanları bilerek okuyanları ayrıntılarla boğan, "Bu kadar ayrıntıyı bilen hata yapmaz, Müjdeci zaten müsade etmez" dedirten iki kutsal kitap yazarı, doğumlar arasında (en az) 12 yıl hata yapıyor.

İnandırıcılığı artırmak için; öyle tanıklar kullanıyorlar ki; BABA TANRI , melek, peygamber dedikleri YILDIZBİLİMCİLER, Kral, Vali, resmi kayıtları çok seven VERGİ memurları (Matta), Nufus sayımları gibi olgular şahid gibi / senet gibi kullanılıyor. Kitabı özel meleklerini kullanarak yazdırdığı ilan edilen, OĞUL TANRI İSA ile gözetmen KUTSAL RUH'ta yazımların garantörleri olarak ifadelerin arasında yerlerini alıyor.

Özetle: Kitabı yazdırdı dedikleri Üçü-birliğin, hepsi bu olaya tanık olarak ilan edilmiş durumda. Ama kişiler, olayların gelişimi, tarihler, belgeler, Arkeolojik kazılarla elde edilen bulgular, yaptıkları secereler, bu yazılanların hiç birine tanıklık etmemeye karar vermiş durumdalar.
   
 
   
 

"Görünen Oğul"; doğum tarihlerini, nasıl farklı verebilir? Bu farklılık bile onların Tanrı sözü olmadığının ispatıdır. Herkez keyfiyet ölçüsünde birşeyleri uygun görerek, kendi doğrularına göre kitabında işlemiştir. "Bana göre bu böyledir" diye bir yaklaşım, Tanrı sözü denilen kitaplarda olabilir mi? Hemde 12 yıl farkla.Tanrı olarak benimsedikleri, yada "Tanrı adına yazıyoruz" diyenler, ya! "vaad denilen şeyleri" de sırf müşteri toplamak için, ortalığa sürdülerse?

Bu bilgilerden sonra NEDEN RESMİ TARİH DÜŞMANLARI oldukları, neden hiç RESMİ BELGELERDEN HOŞLANMADIKLARI daha iyi anlaşılıyor.Çünkü örttükleri gerçekler o belgelerde yatıyor. Gerçekleri çıkardıkları kanunlarla örtenler, masum, madur, mahsun, mazlum tavırları ile ÇUL KUŞANMA adetlerini yerine getiriyorlar. Tanrı edindiklerini nasıl kandırıyorlarsa, insanlarıda o yolla kandırma yollarını, kendilerine yöntem edinmişler.

Numaradan da olsa acizlenme olarak izah edilebilecek olan, ÇUL KUŞANMA ile alakalı ifadeler. Masum ve maduru oynamaya ÇOK ÖNCEDEN alışmışlar anlaşılan. Dua etmeye üzer-baş düzeltilip, en iyi elbiseler kuşanıp gidilecekken, onlar elbiselerini yırtıp acizlik pozları içinde durumu idare etmeye çalışıyorlar.

2 Krallar....19:1 Kral Hizkiya olanları duyunca
giysilerini yırttı, ÇUL kuşanıp RABbin Tapınağına girdi.
Yoel..........1:13 Ey kâhinler,
ÇUL kuşanıp yas tutun.Ey sunakta hizmet edenler, ağıt yakın, Ey Tanrımın hizmetkârları, tapınağa gelin, ÇUL içinde geceleyin. Çünkü Tanrınızın Tapınağı için Tahıl ve şarap sunusu kalmadı

Neden kül derseniz, insanların içinden çıkartılartak İsa tarafından domuzlara gönderilerek uçurumdan aşağı atılan, KÖTÜ RUH dediklerinin en çok barındıkları yerlermiş.
Luka........10:13 «.......Sizlerde yapılan mucizeler Sur ve Sayda'da yapılmış olsaydı, onlar çoktan ÇULla örtünüp KÜL içinde oturarak tövbe etmiş olurlardı.
Matta.......11:20-21 Sonra İsa, mucizelerinin çoğunu yapmış olduğu kentleri, tövbe etmedikleri için şöyle azarlamaya başladı: .. onlar çoktan ÇULla örtünüp KÜL içinde oturarak tövbe etmiş olurlardı.


Soykırım iddialarında, "bu böyle olmamıştır işte belgesi" diyemezsiniz. Belge bulsanız bile bu belgeyi yayınlayıp, bilime, doğruluğa, hak ve adalete katkıda bulunamazsınız. Düşünce de dahil herşey kanunen yasaktır.

KANUNLARLA "BU BÖYLE OLMUŞTUR" DENİLİYOR. TANRI ADINA KİTAPLAR YAZANLARDAN BAŞKA TÜRLÜ DAVRANIŞ BEKLENİR Mİ? TANRININ GÖREVLERİNİ ve YETKİLERİNİ, hatta İLK İNSANIN YARATILMA TARİHİNİ SAPTAYANLAR ELBETTE TARİHE DE, YAŞAMADA KURAL KOYMA HAKKINI KENDİLERİNDE GÖRÜRLER.

Dünya'nın (Güneşin ve ekseni etrafında) etrafında döndüğünü kanunlarla yasaklayıp Galileo'ya tehditle "dönmüyor" dedirtenlerin, zihniyet torunları, yine KEYFİYET ve İHTİYAÇ KANUNLARI ile gerçeğin araştırılmasına engel oluyorlar. Yine Galileo'yu, yazdığı kitap yüzünden, Kutsal Engizisyon'ca müebbet hapse mahkûm edenler, bu zihniyetin ata-babaları değil mi?

GERÇEĞİN KABULÜ DEĞİL, GERÇEĞİN ARAŞTIRILMASINA KARŞI KANUNLAR ÇIKARTIYORLAR. DEMEK Kİ; GERÇEK HAKİKATEN KAPORTAYI ÇİZDİRECEK DERECEDE ACIKİ; HER ZAMANKİ "BİZ NE DERSEK O ÖYLEDİR" YÖNTEMİNE BAŞVURUYORLAR.

Oysa tüm arkeolojik kazılar, onların kontrollerinde. Tüm belgeler onların arşivlerinde. O HALDE NEDEN YASAK GETİRİYORLAR. KANLI GEÇMİŞLERİYLE KARŞILAŞMAK MI ONLARI KORKUTUYOR? Tersi olsaydı belgeleri ortaya koyar hergün temcid pilavı gibi ortaya sürelerdi.

Onlara düşen yaldızı sıyırtmamak. Yaldızı sıyırtmamak lazım.Yaldız sıyrılırsa alttan gözüken kaportanın hali, kendi toplumlarının bile miğdesini bulandırır. Makyajlanmamış geçmişlerini görenler, aynanın öbür yüzüne acıda olsa bakmak isterler.

Pavlus'un boş laflarına bakarak kurtulacaklarını sanıyorlarsa aldanıyorlar. 2000 SENEDİR ATALARI BEKLEDİ, BEKLEDİ..ve ZAMANI GELENLERİ, GEMİDE YERLERİNİ ALIP SESSZİCE SON YOLCULUKLARINA ÇIKTILAR. Üç kırık lafla düştükleri yolun, dönüşü olmadığını anlamış olmalılar ki; İYİ RUHLAR OLARAK ETRAFTA CİRİT ATIP, ARKALARINDAN GELENLERE MORAL VEREMİYORLAR.

Özgülük, düşünce, hak ve adalet düşkünü, Dinler arası diyolog gönülleri, hoşgörü tutkunları, İNANÇSIZLARA KARŞI İTTİFAKLAR KURMUŞ olan, bu ZAT-I MUHTEREMLER yakında; ESKİ ve YENİ AHİT'le ilgili İNCELEMELERİ, ELEŞTİRMELERİ TANRI ADINA ÇIKARACAKLARI KANUNLARLA YASAKLARLAR.

SECERE ÇIKARTIK DİYORLAR AMA KOPYALARKEN BİLE HATALAR YAPIYORLAR. Kutsal metin yazarlarının dini ne kadar ciddiye aldıklarının bir örneği bu listeler.Bugünkülerin de artık her tarafından dökülen bir sistemi ayakta tutmaya çalıştıkları belli. Her tarafı yamanarak örtülerek kamufle edilmeye çalışılmış.

Kitaplarına bakıldığında bu maddesel hatalar hemen bulunuyor.Üzerini örtmeye çalıştıkları çamurda elbette fazla dayanıklı olmuyor.Ama onlar hemen başka bir çamur tabakası ile çatlağı, "kurtuluşumuz yakın, Mesih geldi gelecek" sözleri eşliğinde sıvıyorlar.

Güneşi balçıkla sıvamak gibi bir işe girişmişler. KUTSALLIK, TANRI SÖZÜ GİBİ KORUMA KALKANLARI İLE DURUMU SÜRDÜRMEYE ÇALIŞIYORLAR. Taki, Güneş çamuru çatlatıp dökene kadar sürecek bir çaba. Tüm çabalar o sessiz gemiye kadar sürüyor. Ne hayal etmiş olursa olsun, ne ummuş olursa olsun orada sadece ne varsa onunla yüzyüze gelecek. Hayalindeki tatile gidilmiyor. Zorunlu davete icabet ediliyor. Ne umduğun değil ne bulacağın önemli.

   
  KUTSAL METİN YAZARLARI DAHA KENDİ ARALARINDA KİŞİLERİN ANA BABALARINI KARIŞTIRIYORLAR.
HATALARININ İNCELENMEMESİ İÇİNDE "HER HARFİ TANRIDANDIR" KORUMA KALKANINI KULLANIP, VAADLERLE DE ARALARI DOLDURUYORLAR.
KURTARICININ OLMAZSA OLMAZI OLARAK GÖSTERİLEN DAVUT SOYUNUN
   
 
   
  YANLIŞLAR ÜZERİNE KURULAN SECERENİN, NE ANLAMI KALIR. BÖYLE BİR SECERE OLUŞUMU SADECE, BİRŞEYLERİN ÖRTÜLMEK İSTEDİĞİNİ GÖSTERİR.
BÖYLE BİR SECEREDEN HAREKETLE KEHANET AVCILIĞI YAPANLAR PEYNİR EKMEĞE KATIK OLMASIN DİYE AKILLARINI YİTİRMİŞ OLANLARDIR.
GÖZLERİNİ KAPAMIŞ, KULAKLARINI TIKAMIŞ, DÜŞÜNCE MEKANİZMALARINI DONDURMUŞ OLANLARDIR.
BÖYLE BİR SECERENİN OLDUĞU KİTABA "HER HARFİ TANRIDANDIR" DİYE BAĞLANANLAR, BİR TANRIYA DEĞİL TILSIMA İNANANLARDIR.
SAYISIZ HATALARIN OLDUĞU KİTABIN TANRIDAN OLMASINI TEMENNİ EDENLER ESASINDA, HAYALLERİNİN BOZULMAMASINI İSTEYENLERDİR.
   
 

Havuzdaki süs sayısından, çadırdaki kopçadan, tütsüdeki dumandan, eşeklerin sayısından, masraflardan, bağlanan zincirin tunç olmasından, çalgıcıların isimlerinden bahsedenler, YehoyaKİN'in oğlundan needen bahsetmezler?

Ezra...........2:65 Ayrıca 7 337 erkek ve kadın köle, kadınlı erkekli 200 ezgici, 736 at, 245 katır, 435 deve, 6 720 eşek vardı.

Herşeyi en ince detayına kadar veren ve sayfaları bunlarla dolduranlar, neden ŞATİYEL ve PEDAYA kardeşlerin baba isimlerini yazmamış olabilirler? Neden sürgünden önder olarak döndürülen, sürgün sonrası Valilik, Tapınak yapma gibi görevlere getirilen Şenassar'ın babasının ismi verilmemiştir?

YehoyaKİN'in, sürgüne giderken oğul isimleri verilmemiştir. Neden verilmemiş olabilir? Yok olduğundan dolayı verilmemmiş olabilir.Eğer çocukları olsaydı; sıralarlardı.Secerenin kopukluğu olmasın, KUTSAL DAVUT SOYUNUN AKIŞI belli olsun diye.

Sırf detay olsun, bilgi dolsun diye, hadımlarından bahsedenler, DAVUT SOYUNDAN olan YehoyaKİN'in çocuklarının isimlerini elbette yazarlardı. Sürgüne gittiğinde 3 aylık kral olan YehoyaKİN daha 18 yaşında imiş. Babil sürgününe 37 yıl HAPİSTE DEMİR PARMAKLIKLAR, altında, hapisane elbiseleri ile yaşamış.

2 Krallar.........24:8 Yehoyakin on sekiz yaşında kral oldu ve Yeruşalimde üç ay krallık yaptı. Annesi Yeruşalimli Elnatanın kızı Nehuştaydı.
2 Krallar.........24:12 Yahuda Kralı Yehoyakin, annesi, görevlileri, yöneticileri ve hadımlarıyla birlikte, Nebukadnessara teslim oldu. Babil Kralı krallığının sekizinci yılında Yehoyakini tutsak etti.

2 Krallar......25:27 Yahuda Kralı Yehoyakinin sürgündeki OTUZ YEDİNCİ yılı Evil-Merodak Babil Kralı oldu. Evil-Merodak o yılın on ikinci ayının yirmi yedinci günü, Yahuda Kralı Yehoyakini cezaevinden çıkardı.

2 Krallar......25:29 Yehoyakin cezaevi giysilerini üstünden çıkardı. Yaşadığı sürece Babil Kralının sofrasında yer aldı.

   
 
   
  MARDUK/ EVİL MERADOK / NİMROD kısmı, yani YehoyaKİN'i hapisten çıkarılmasını anlatan ifadeler çelişkilerle, sallamalarla dolu. Kısaca yine çok karışık. Her harfi Tanrıdan dedikleri metinlerde yine tarih, isim ve hesap hataları var. Maddesel olmayan hataları siz tahmin edin ve birde bu sözleri ciddiye alıp kurtulacalarını sanan, insanları düşünün.

ÖNCE MARDUK'U BABİL TARZI İLE GÖRELİM.
   
  BABİL KRALI EVİL MARODAK / NİMROD / MARDUK, GÖK KRALİÇESİ SEMİRAMİS'İN OĞLU....Marduk adı, Babil kentini kuran Nimrod'dan gelmiş olabilirmiş. Babil kralları aynı zamanda kendileri de bir Tanrı olarak görülür ve tanrılarının adlarını taşırlarmış. Baal, Babil'de, Babil'in baş tanrısı olan Marduk olarak ortaya çıkmış. Baal adı aynı zamanda Merodak / Nimrod / Marduk'muş. Tanrılaştırılmış Nimrod olan Marduk, Gök Kraliçesi olarak kabul edilen Semiramis'in oğlu olarak kabul edilmiş.

Baal'in sembolü AY -Hilal- imiş. Babil tanrıçalarından Tammuz'un simgesi ise GÜNEŞ imiş. ("GÜNEŞE SARILMIŞ "AY'ı" -Hilal- AYAKLARININ ALTINA ALAN, BİR KADIN GÖRDÜM" DİYENİN, Marduk, İnanna, Gök Kraliçesi esinlemeleri yaptığı daha iyi anlaşılıyor)

Esinleme / Vahiy.....12:1 Gökte olağanüstü bir belirti, güneşe sarınmış bir kadın göründü. Ay ayaklarının altındaydı ve başında on iki yıldızdan oluşmuş bir taç vardı.--

Atalarını yalancı çıkartmamaya çalışanlar, oniki yıldızlı kadın tasvirini kendilerine ait bulanlar, "AY" (Hilal) olarak, "AY'ı"temsil eden olarak gördükleri İSLAM ÜLKELERİNİ AYAKLAR ALTINA ALMIŞ EZİYORLAR.

Marduk ölümünün ardından (Horus gibi yada beklenen İsa'nın dirilmesi gibi ve tekrar diri olarak gelmesinin beklenmesi gibi) tekrar Dünya'ya geldiğinde, annesiyle evlenerek, oğul Marduk / Baal yerine, koca BAAL olmuş. Annesinin adı da İştar olarak değişmiş.Ve böylece Marduk (Nimrod), BAAL ve İnanna/ İştar / Tammuz / Babil Fahişesi olarak varlıklarını isimsel olarak farklı inançlarda sürdürür olmuşlar.

Semiramis'in GÖK KRALİÇELİK yakıştırması ile (kucağındaki Nimrod/ Marduk) KUTSAL ANNE kabulü daha sonraları, Hıristiyanlar tarafından Meryem' e (kucakta İsa) yorumlanmış ve ibadetlerde yerini almış. (İsis, Osiris ve Horus gibi)
   
  HIRİSTİYANLARIN, MERYEM'İ GÖK TANRIÇASI HALİNE GETİRMELERİNİN İŞLENDİĞİ "GÖK KRALİÇESİ" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ
   
  Evil MERADOK / MARDUK'un, Tahta olduğu yıllar M.Ö.562 - 560, YehoyaKİN'i Hapisten çıktığı yıl ise; sürgüne gittiği zamandan, 37 yıl sonra oluyor. Sürgüne gidiş yılı M.Ö.588. O halde 558 + 37= M.Ö 551 yılında hapisten çıkmış ve yaşıda 18+37=55 olmuş gözüküyor. Demekki tahta Marduk'tan başkası vardı yada YehoyaKİN 37 yıldan fazla hapiste yattı.

2 Krallar......25:30 Yaşamı boyunca kral tarafından günlük yiyeceği sürekli karşılandı.

Belkide, hapisten hiç çıkamadan neslini kuruttuğunu resmileştirerek öldü. Belkide, o nedenle yazının en altına "hapisten çıktı Kralın sofrasında yer buldu" diye eklediler. (Yaşayıp gitti izlenimini edindirmek)

"Garibim Kutsal metin yazarı, YehoyaKİN'i, YehoyaKİM ile karıştırdığı için bu 10 yıllık hatayı yapmış, bulduğu tarihin karşılığına gelen Babil kralı Marduk'u da ifadeye yazmış" diyemiyeceğim. Tam tersine arada yedirilmesi gereken en azından bir 10 yılları olmalı ki; KİN ve KİM karıştırması yaparak M.Ö.562 tarihini bulmuş olmalılar.

Zaten Elyakim ismini durduk yerde Mısır'lıya, YehoyaKİM olarak değiştirmelerinin altında da buna benzer bir sebep olmalı. (Mısırlı Neko, değiştirdiği isim yerine yine Yahudi ismi niye koysun?). Y.Ahit yazarları da bu ve buna karıştırmaların kurbanı olmuşlar ve secereyi hepten karıştırmışlar.

Açıkca "YehoyaKİN'in, Hadımları vardı saydık, çocukları olsa onuda sayardık" diyemeyenler,
" ÇOCUĞU OLMADAN ÖLDÜ" diyemeyenler,
"Davut'un (kendilerinin uygun gördüğü) yazdığımız seceresi burada bitti" diyemeyenler,

..vs...tarih ve isim karıştırarak puslu yollarda inandırdıkları toplumları, yollarında ilerletmek istiyorlar.(Özellikle KİN ve KİM hecelerinin büyük yazılmasının sebebi bu. Karıştırmamak ve dikkati o hecelere çekebilmek)

Binlerce yıldır aksatmadan sürdürülen saptırmalara ve örtmelerle elde ettikleri kollara, soylarını oturtmaya atalarından kalan alışkanlıklarla günümüzde de devam ediyorlar. Bunun en iyi örneklerinden biride ÇAKMA BİZANS İMPARATORU ve PRENSİ. Söz bu kadar soy'su bulmaya dayanmışken, hatırını sormadan geçmek yakışık almaz.
   
  KENDİLERİNİ YENİ BİZANS ve TRABZON İMPARATORU ATANANLAR İLE İLGİLİ "ÇAKMA PRENS ve İMP." SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  Tarih oynamaları ile değişen belki çok şey vardır. Sürgünde dönenlerin yaşları birden bire küçülüverecektir. Mesala, "şu YehoyaKİN'den doğmuş olabilir miyki? denilemiyecektir. Yaşayarak Kral sofralarında bırakılan Kraldan da birşeyler olmuş olabilir denilebilecektir. Oysa sofrasına ortak oldukları Kral, YehoyaKİN'i hapiste tutarken, sofrasında başkaları ile gününü gün ediyordu. O günkü şartlarda bir insanın 37 yıl hapiste kalıpta sağ çıkması imkansız olsa gerek.

Hapisten sonra bir çocuğu olmakla kalmayıp onunda bir torunu olacak, (yani TORUN- çocuğu sahibi olacak) o çocukta sürgün (M.Ö. 538) dönüşü, Kudüs'e vali olacak. Miladi Takvimle, İbrami takvim arasındaki yaklaşık 250 yıllık zaman farkınıda bu yollarla kapatmaya çalışmıyorlar mı?

Her Kralın, Rab'lerinin nefret ettiği Kralların ölümlerini yazanlar YehoyaKİN'in ölüm tarihini yazmamışlar. Davut soyundan gelen, son Kraliyet üyesinin ölüm tarihini yazmaktan kaçınmışlar.Yiyeceğinin karşılandığını bildirecek kadar detay verenler, ölüm tarihini yazmamışlar. Oysa; kimse onun yiyeceğinin karşılanıp karşılanmadığını, hangi sofralara oturduğunu merak etmiyor. Kaç yıl daha yaşadı onu merak ediyor.

KUTSAL KILINAN SECEREDEKİ ÇOCUK İSİMLERİNİ görüp, SOY YAZMA yolunda devam edebilmek istiyor. Çıkarımlar ve sonuçlar içinde YehoyaKİN'in ölüm tarihini merak ediyor. Kitaplarında yüzlerce hiçbir yere ulaşmayan isimler gibi, Davut soyuda Babil sürgününde noktalanmış gözüküyor. YehoyaKİN'in hapiste ölümü yada öldürülmesi ile.

Çocukları olmadığı kesin olan YehoyaKİN acaba kaç yaşında öldü. Bu sorunun cevabını da elbette yazamazlardı. Yaşıyor gibi bırakmak en iyisi idi. Bu durumda soyun bittiğinide yazılı olarak, resmen ve Rab onaylı olarak bildirmemiş olacaklardı. Hemde her harfi Tanrı sözü dedikleri kitaplarında. Daha sonradan "buraları yanlış olmuş" diyemiyecekleri ve diyemedikleri kitaplarında.

Sonra nasıl derlerdi, "Kurtarıcı DAVUT SOYUNDAN ve BU SECEREDEN GELECEK" diye. Bir kere kurtarıcının Davut soyundan geleceği ilan edilmiş. Sürgün çağrısını Rab adına yapan Yeramya üstelik bu sözüde, RAB'ın ağzından TEMİNAT OLARAK vermiş.Hem sürgüne katılanlara, hemde katılmayanlara.

Yeremya.......33/17 RAB şöyle diyor/ ‹İsrail tahtı üzerinde oturan Davut soyunun ardı arkası kesilmeyecek.

Sürgüne katılmayanlarda kendilerini kurtaracak kişinin DAVUT SOYUNDAN geleceğine çok öncelerden inandırılmış. Sonra nasıl derlerdi arkalarından gelen kutsal metin yazarları Yeni Ahitte, "İŞTE İSA'nın DAVUT'tan GELEN KUTSAL SECERESİ" diye.
   
 
   
  Davut soyu, daha doğrusu secerede takip ettikleri SOY, BABİL'de son bulmuştur. Neden bu kadar kesin olduğu yukarıdaki secere tablosundan da belli. YehoyaKİN'in torunu diyebiliyorlar, ama çocuğunun ismini veremiyorlar. Bu durumdada çocuğa Baba ismide veremiyorlar.

SORUN SADECE YehoyaKİN'in ÇOCUĞU YADA TORUNU MUHABBETİ OLSA YİNE İYİ. Karıştırma sadece yukarıda sayılanlarla sınırlı değil ki. SOY SOP OUŞTURMA İŞİ ELBETTE ÇOK ZOR OLMALI. BİRDE ÇOK KUVVET DENGELERİNİN KONUŞTUĞU, TANRI SÖZCÜLÜĞÜNE SOYUNMUŞ BİR YIĞIN "RAB BANA DEDİKİ" DİYEN VAR İSE.

1. Dolaysıyla; YehoyaKİN'in torunu olarak nitelendirdikleri ŞATİYEL ile secereye devam etmek istiyorlar.

2. Dolaysıyla; YehoyaKİN'in torunu olarak nitelendirdikleri PEDAYA ile secereye devam etmek istiyorlar.

Büyük misyonlar yükleyecekleri, Zerubbabil'in kimin torunu olduğunuda karıştırıverirler.Babaları belli olmayanların çocukları nasıl bilinebilir? Gelin şimdi işin içinden çıkın. Davut soyu Babil'de bitti derken, ortaya birde Zerubbabil'e yapıştırılan birbirleri ile kardeş olan iki baba birden çıktı.

Babalar her biri içinse hem yeğen hemde çocuk konumunda kalıyor. Bu durumda anne kaç tane olabilir. Kitaplarında ensest ilişkiyi sürekli işleyenler bu durumuda normal karşılamış olabilirler.
   
  ESKİ ve YENİ AHİT'te PEYGAMBERLERE BAKIŞ AÇILARINI ve ONLARA YAKIŞTIRILAN ENSEST İLİŞKİLERE AİT ÖRNEKLERE BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  ZERUBBABİL birinin yeğeni, diğerinin çocuğu konumunu çaprazlama ile sürekli koruyor. Sadece babanın birine göre, öbür babanın yeğeni olma sıfatını taşıyarak bu zor görevide yerine getiriyor. Her harfi Tanrıdan denilen kitapta öyle yazılmışsa o ne yapabilir?

"Ben babamı biliyorum, burada yazılanların hepsi yalan" diyemezdi ki. Hele kendisine satırlar arasında yüklenilen, "DAVUT SOYU GİBİ makbul olacaksın" ifadelerini gördükten sonra.

Şeçilmiş, mesh edilmiş biri olarak, "her harfi Tanrıdan" denilen kitapta yer almak yerine, doğruyu söyleyip, İYOT gibi ortada kalmayı kim ister? Eğer birde Ezra'nın yada ona eş birinin çocuğu ise; seçim yapma ihtimali hiç yok. Levi soyunu Tapınak görevinden "RAB İSTEDİ" diye alarak, yerine Sadok'ları atayanlar, yine "RAB, Zerubbabil'i seçti" diye ifadeyi kutsal yazıların arasına almışlar. Kalem onların elinde değil mi? Tanrı adına yeryüzünde sözcülük yapan, karar veren onlar değil mi?

Hezekiel (Ezekiel)...47/11 Bu bölge Sadok soyundan gelen kutsanmış kâhinler için olacak. Onlar bana bağlılıkla hizmet ettiler, İsrail halkı yoldan saptığında Levililer de yoldan saptı, ama onlar sapmadı.
   
 
   
  Rab "ŞATİYEL'in torunu Zerubbabil" derken, araya baba olarak, 3. bir zatı muhteremi mi eklemiş oldu?
Rab'ın bildiği adamı kimse görmüyor mu?
O -2.X- adam Zerubbabil'in babası olduğuna göre Zerubbabil'de mi görmemiş?
Zerubbabil -2.X- adam'a "hiç babam" demediği için mi kimse onun babası olduğunu bilmiyor?

Şatiyel ve Pedaya kardeşler Zerubbabil'i oğlum diye severlerken, kim olduğu belli olmayan, Şatiyelin oğlu olması yanısıra Pedaya'nında yeğeni olan bu meçhul görünmez zat, onları uzaktan mı seyrediyormuş?

Sürgünde herşeyi en ince ayrıntısına kadar kontrol altında tutan önderleri bu konuya hiç müdahele etmemişler mi?
Zerubbabil, "BEN HANGİNİZE BABA DİYECEĞİM" diye babalarına da mı sormamış? Annesine senin kocan hangisi diyede mi sormamış?
"Zerubbabil, hakikaten Şatiyel'in mi, Pedaya'nın mı? Yoksa Şatiyel oğlu olan, bir zatın çocuğumu?" diye sürgünde bulunanlar niye merak etmemiş?

Sürgünde, herkeze görünümler veren Rab olarak benimsedikleri, "beni neden yalanlıyorsunuz ben yarattığımı, ruhumdan parça verdiğimi bilmezmiyim" dememiş mi?
Kitabında inandırıcılığını gideriyorsunuz düzeltin bunları neden dememiş?
Rab' mı yanılan, yoksa "Rab bize söyledi öyle yazıyoruz" diyenler mi?

Rab, eğer doğru söyledi ise; "oğul olduğunu" söyleyenlerin 1. kısmı; hangi cesaretle "hayır!, Zerubbabil, ŞATİYEL'in oğlu" diyebilir.
Rab, eğer doğru söyledi ise; "oğul olduğunu" söyleyenlerin 2. kısmı; hangi cesaretle "hayır!, Zerubbabil, PEDAYA'nın oğlu" diyebilir.

Bu kadar yalanı, Rab adına rahatca sarfedenlerin güvenirliliği kalır mı? Ya işlerine geleni söylemişlerse?
YA! "RAB DEDİKİ" BİR ANLATIMA GİRİŞ SÖZLERİNDEN İBARETSE?
YA! "RAB DEDİKİ" GİRİŞİNİ, SÖZLERİNE TANRISALLIK KATMAK İÇİN KULLANMIŞSA?
YA! "RAB DEDİKİ" DERKEN KASTETTİĞİ KENDİ DÜŞÜNCELERİ İSE?

İşte Tanrı adına söyletilmiş, bu konuyla ilgili bir ifade. Mutlaka bu sözüde içinde ifade edildiği gibi "Rab dediki "diye nakletmişlerdir.

Hagay.......2:23 ‹‹Her Şeye Egemen RAB ‹O gün seni alacağım, ey ŞATİYEL'in TORUNU kulum ZERUBBABİL› diyor, ‹Ve seni MÜHÜR YÜZÜĞÜ gibi yapacağım. Çünkü ben seni seçtim.› Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB.››

Burada kutsal metin yazarlarından biri "RAB dediki" diye başlayan ifadesinde, Zerubbabil'in ŞATİYEL'İN TORUNU OLDUĞUNU söylüyor. Diğerleri yine, Rab adına yazdıkları kitaplarda Zerubbabil'in, ŞATİYEL'İN OĞLU olduğunu söylerlerken; o "RAB dediki" diye başladığı ifadesinde TORUNU olduğunu, RAB'be söyletmiş oluyor.

Elerindeki kitap için, "HER HARFİ İLE TANRIDAN" demiyorlar mıydı? O halde bu farklılık niye? Harfi bırakın ifadelerin her biri, bir başka ağızdan çıkmış.

Rab yarattığını bilmez mi? Kul yanılır, Rab yanılmaz AMA KUTSAL METİNLERİ "RAB BANA DEDİKİ" diye birileri yazmamışsa.

Yukarıdaki soruların (daha nicelerinin) havada uçuştuğu bir ortamın yaşanmış olabileceğini düşünebiliyor musunuz?
Böyle ortamda süren dini inançların varlığını kabul edebiliyor musunuz?.

Sürgün dönüşünde lider konumuna gelebilecek önder seviyesindeki bir kişiye, birileri PEDAYA'nın OĞLU, başka birileri ŞATİYEL'in OĞLU derken, "gökten geldi" denilen ifadede "ŞATİYEL'in TORUNU" denilecek. Hangi toplum bu durumu kabul eder? Birde Şatiyel, Pedaya öncesi bilinmeyen bir baba daha varken.

SECEREDE SON DURUM ÖZET OLARAK, TABLODA GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ.
   
 
   
  Mutlaka o gün sürgünde olanlar Zerubbabil'in babasını da biliyordu, annesini de. EĞER BABASI BELLİ OLMASAYDI, YASALARINA GÖRE "RECMLER" OLURDU. (Aynı durum Magdelalı Meryem içinde geçerli. Ona fahişe yakıştırması yapılıyor. İsa ile evlenmedi deniliyor. Böyle bir ilişkiyi o günkü Yahudi toplumu yasaları uygulamakla bitirirdi. Yine aydı durum Meryem'in Yusuf ile nışanlı iken doğurması gibi. Yahudi yasaları bu duruma müsade etmezdi. Mucize çocuk olduğunda kabul etmiş olslardı İsa'ya bağlanırlardı.)

Çevresinde onu bilen herkez elbette Zerubbabil'e, tek babaya bağlı isimle hitap ediyordu. Herhalde "Pedayanın mı?, Şatiyelin mi? Oğlumusun nesin? baksana" demiyorlardı. "Ya! arkadaşlar, Pedeya oğlu mu? yoksa Şatiyel oğlu mu? hitabında zorlanırken, şimdi nereden çıktı bu Şatiyel'in torunu diyen Tanrı genelgesi" dememişlerdir.

ANASI VE BABASI BELLİ OLARAK DAHA DOĞRUSU BİLİNEN OLARAK SÜRGÜNDEKİ YAHUDİLER İÇİNDE VARLIĞINI SÜRDÜRMÜŞ OLAMALI Kİ; DÖNÜŞ YOLUNUN ÖNDERİ ve YERUŞALİM'e VALİ OLMUŞ OLABİLSİN.

Yukarıda ki saçmalıklar TANRICILIK OYNAMAK İSTEYENLERİN olayları istedikleri biçime sokma çalışmalarından başka birşey değil. Sürgünde varlığı biten Davut soyuna sahip olmak, oraya istediklerini atama çalışmalarından başka birşey değil. Soya çok talipler oluncada ortaya birçok isimler atılmış olmalı.

Herkeze göre seçimde, ancak bu ifadelerle mümkün olabilirdi. Onlar da ifade çeşitliliğini artırarak öyle yapmışlar. Birde bunun sürgüne katılmayıp, Yeruşalim'de kalanlara kabul ettirme safhası vardı. İşte işin en zor kısmıda oydu.

Tanrı onlara Davut soyunu devam ettireceğini ve o soydan hükümranlığı devam ettireceğine dair söz vermemiş miydi?
Hatta Yahuda soyunu yok etmemesinin sebebi olarak, Davut soyununun devamlılığındaki zorunluluktan olduğunu AÇIKCA İTİRAF etmemiş miydi?
Eğer başka bir yoldan Davut soyunu devam ettirebilecek olsaydı, "Yahuda soyunu yok ederdim" manasını taşıyan bu ifadeyi, İsrail Tanrısı sarfedip kitaplara alınmasına müsade eder miydi?

2 Krallar........8:19 Ama RAB kulu Davut'un hatırı için YAHUDA'yı YOK ETMEK İSTEMEDİ. Çünkü Davut'a SOYUNU korumak için sonsuza dek BİR IŞIK bırakacağına SÖZ VERMİŞTİ.

Yeremya.......33:17 RAB şöyle diyor/ ‹İsrail tahtı üzerinde oturan Davut soyunun ardı arkası kesilmeyecek.

Şimdi ne oluyorduda birileri onlarca yıl sonra, Marduk, Baal, İnanna diyarlarından gelipte, "Sizlere tanıttığımız ZERUBBABİL, sizin eski kralınızın, hani tunca bağlanarak Annesi ve hadımlarıyla birlikte Babil'e götürülen, YehoyaKİN'in torudur" diye ortaya sürüyorlardı.

Babasının ismini bilmedikleri, YehoyaKİN'in torunu olduğunu ispatlayamadıkları Zerubbabil'i, "Davut soyundan" diye ortaya sürüyorlardı. İsrail Tanrısının sözlerini de delil olarak gösteriyorlardı. Ama bir başka Tanrı sözü belgede de, Tanrı sözü olarak " ŞATİYEL'İN TORUNU diye bir ifade de mevcuttu.

Durum karışıktı. Zaten İsrail Tanrısına güvenmeyip sürgüne gönüllü olamayanlar, bu işte bir bit yeniği sezmiş olmalılar. Oysa sürgünden gelenler aynı yöntemle kendilerini ispatlayamayanları kahinlikten uzaklaştırmışlardı.Yabancı kadınlarla evlenenleri de dışlamışlardı.

Onların ellerinde olan kitaplar başka, sürgünde olanların ellerinde olan kitaplar başka idi. Geride kalanlara ellerindeki kral adayını kabul ettirebilmeleri imkansız hale gelmişti. Tapınak yapılması sırasında alevlenen bu tartışmanın, zorlu anlarında yardımlarına yine Pers kralları iemirlerini içeren mektubuyla geldi.

Pers imparatorlarının torpilini kullandılar. Tapınak çatışmasının altında İnanç sisteminin kabulünün yanısıra, DAVUT SOYUNDAN OLMAYAN BİRİLERİNİN ortalığa salınmak istenmesi, sürgüden dönenlerle sürgüne gitmeyenler arasında ciddi ihtilaflara ve çekişmelere neden olduğu, kendi ifadelerinde de mevcut.

(Ezra, Daniel, Hezekiel gibi isimlerin yanında sürgün taraftarı olan ama sürgüne katılmayan Yeramya gibi isimlerin kitapları, sürgüne katılmayarak Kudüste kalanların ellerinde yoktu. Onlar halâ sürgün öncesi ellerinde mevcut olan kitaplara göre tapınmalarını sürdürüyorlardı. Zaten ayrılığın en büyük sebebi dinsel inanç farklılığı değil miydi? Elohimci İsrail ile Yahveci Yahuda arasındaki ayrımlar değil miydi? Beliki o nedenle bazıları Yahve adı yerine RAB telaffuzunu ,yumuşak geçişi sağlayabilme adına daha fazla kullanır hale gelmişlerdir.Elbette bu kadar farklı kitabı, geride kalanlara dönüşte kabul ettirme zorluğunu yaşamışlardır.)
   
 
   
  Tapınağı kimler yaptı kimler yaptırdı konusundada ihtilaf halindeler. Diğer muhalifleri bırakın Ezra ile Nehemya arasında bile Tapınak konusunda ve liderlik anlayışlarında farklılıklar var. Çekişmelerini hiç çekinmeden, kutsal kitaparında çarpıklıklara neden olmasını da göze alarak, "Her Harfi Tanrıdan" dedikleri kitaplarına taşımaktan geri durmamışlar.
   
  EZRA ve NEHAMYA'nın, YERUŞALİM'E DÖNÜŞ HİKAYESİNİN İŞLENDİĞİ "EZRA MI, NEHEMYA MI, YANILIYOR?" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ
   
 

İlk en büyük ihtilafları tapınak yapımında oluyor.Çünkü, Davut soyundan olmayan biri Tapınağı yapmaya ve Davut soyuna talip olmaya kalkıyor.Oysa Tapınağı Davut soyundan gelen biri onarmalı ve Rab'bin söz verdiği gibi de (babası belli olan) Davut soyundan biri oturmalıydı. Eğer bunlar olmazsa, Tanrı sözü denilen kitaplarda yazılanların ne önemi kalırdı. Tanrı sözleri yerine gelmiyorsa, tutulmuyorsa kurtuluşla ilgili sözlerde unutulabilir yerine gelmeyebilir hatta söyleyenin kurtarılmaya ihtiyacıda olabilir.

RAB "Davut soyu sonsuza kadar egemen olacak" derken şimdi ne oluyorda, ne-idüğü belirsiz, ispat edilemeyen bir soy tahta devam ettirilmek için, saltanata oturtulmak isteniyor. Ana adı belli değil, baba adı belli değil, kimin çocuğu olduğu belli degil (Şatiyel veya Pedaya) bu durumda, nasıl Davut soyundan bahsedilebilir?

Ezra...........5:2 Bunun üzerine Şealtiel oğlu Zerubbabil ile Yosadak oğlu Yeşu Tanrının Yeruşalimdeki Tapınağını yeniden kurmaya giriştiler. .....
Ezra...........5:3 Fıratın batı yakasındaki bölgenin valisi Tattenay, Şetar-Bozenay ve çalışma arkadaşları onlara gidip,.......
Ezra...........5:4 Yapıyı kuranların ADLARINI da sordular.
Ezra...........5:10 Bilgine sunmak üzere önderlerinin kim olduklarını sana yazabilmek için adlarını da sorduk.
Ezra...........5:11‹‹İşte bize verdikleri yanıt:‹‹ ‹Biz yerin ve göğün Tanrısının kullarıyız. Uzun yıllar önce İsrailin büyük bir kralının kurup yapımını tamamladığı tapınağı ...kuruyoruz.

Elbette kim oldukları Yeruşalim'liler tarafıdan merak ediliyor. Onlarda isimlerini bidiremiyorlar. Nasıl bildirsinler? Yeruşalim'den saplanabilecekleri bir soya ait değilleri ki. Aitseler bile açıklayamıyorlar. Yeruşalimde kalanlarda elbette sürgünde olanlardan haberdardılar. Onlarda eski alışkanlıklarına bağlı olarak secere tutuyorlardı.

Sürgünden gelenler secerelerini açıkladıkları zaman tüm beklentileri suyada düşebilirdi. Şimdilik en azından YaehoyaKİM'in torunu diye durumu idare etmeleri, hepten işi açığa vurmaktan elbette daha iyiydi. Zerubbabil için, YehoyaKİN'in torunluğu kabul olamazsa, Pedaya ve Şatiyel'in çocuğu ilan etme seçenekleride kitaplara yazılmış halde mevcuttu yada hemen mevcut hale getirilebilirdi.(Bu kadar çelişknin olduğu ifadelerde, ancak böyle siparişele meydana gelebilir.)..Hiç biri olmazsa; Tanrının Şatiyel'in Torunu Zerubbabil seçeneğini de hazır edilmiş yada ortaya sürülmüş olabilir.

Durum o günlerde insanlara bu kadar karışık geliyor muydu bilemem. Bütün olarak tüm yazılanlar, gözler önüne koyulmadığı için çelişkiler yumağı bir arada görülmemiş olabilir. Okuma yazma oranlarının tek haneli olduğu, kağıdın daha icad edilmediği, papirus ve Parşomen (inceltilmiş deri) ile kitapların oluşturulduğu dönemde elbette, bütünen alınıp okunması mükün olmaz. Okuma ve karşılaştırma yine belli kişilerin tekelinde olacağı için, söylenti olarak kulaklarına gelenleri çelişki olarak değil, "yalan, iftira" cinsinden tanımlarla karşılamış olmalılar.

.Oysa bugün kitaba baktığımızda durum o kadar karışık ki; seçmeli Baba olarak gösterilen, ŞATİYEL ve PEDAYA'nın baba isimleri de belli değil. YehoyaKİN'le aralarında kimliği açıklanmayan BAY 1.X var. Baba belli değil, dede belli değil.

O halde kim bu adam diye merak ederlerken, gökten gelen "görünüme ait ses" bu seferde, baba adaylarından birini dede (ŞATİYEL'i) olarak ilan ederek BAY 2.X'i ortaya atıveriyor. Bu durumda anlaşılan tek şey birileri Davut soyunun yerine hiç alakası olmayan bir çocuğu tahta soy başlangıcı olarak geçirmek istiyor. (mesala Ezra'nın çocuğunu.Kitapları yazan Tanrı adına kuralları koyan o olduğuna göre, Hangi soyun devam edeceğine karar verende olabilir. Tanrının neler söyleyip neler söylemediğini bilende o, şunları söyledi diyende o.)

Tapınak yapmak istemeleri çevreden duyulunca;

Ezra...........4:2 Zerubbabilin ve boy başlarının yanına vardılar. ‹‹Tapınağı sizinle birlikte kuralım›› dediler, ‹‹Çünkü biz de, sizin gibi Tanrınıza tapıyoruz;.....
Ezra...........4:3 Ne var ki Zerubbabil, Yeşu ve İsrailin öteki boy başları, ‹‹Tanrımıza bir tapınak kurmak size düşmez›› diye karşılık verdiler, ..........
Ezra...........4:4 Bunun üzerine çevre halkı Yahudalıları tapınağın yapımından caydırmak için korkutmaya, cesaretlerini kırmaya girişti.

Kalan gelenekciler ile gelen yenilikciler arasında böyle tartışmalar Tapınağı siz yaparsınız yapamazsınız tartışması ile iyiden iyiye açığa çıkmış. Birleri gelip tapınağını yapıyor ama gelenekciler o yapıma karşı çıkıyor neden acaba. Yapılan herhangi bir yerde herhangi bir tapınanak olsaydı karşı çıkarlar mıydı? Sanmam. Onları ilgilendirmez. Aynı sınırlar içinde hem işgal ülkelerinden , hemde kendi içlerindeki inanç çeşitliliğinden dolayı, benzer bir yığın tapınak yapılmış ve kullanımda olmalı.

Ezra..............7/15 Benim ve danışmanlarımın Yeruşalim'de konut kuran İsrail'in Tanrısı'na gönülden verdiğimiz altını, gümüşü birlikte götürmelisin.

Burada söz konusu olan Rab'be ait olan, onun konutu dedikleri, sunak ve buhurun sunulduğu, perdelerinin renginden kopçalarına kadar İsrail tanrısı tarafından en ince detayına kadar tarif edilmiş olan, ANA TAPINAK.Tapınağa kimler görevli kılınmıştı Harunoğulları yani Leviler. Tapınak yapma, buhur sunma, tapınağa bakma görevleri onlara İsrail Tanrısı tarafından verilmişti.

Mısırdan Çıkış...30/22 RAB Musaya şöyle dedi/
Mısırdan Çıkış...30/23 ‹‹Şu nadide baharatı al/ 500 şekel sıvı mür, yarısı kadar, yani 250şer şekel güzel kokulu tarçın ve kamış,
Mısırdan Çıkış...30/30 ‹‹Bana kâhin olmaları için Harunla oğullarını MESH edip kutsal kıl.
Yeşu................13:33 Ama Levi oymağına topraktan pay vermedi. Söz verdiği gibi, onların mirası İsrail'in Tanrısı RAB'bin kendisidir.

Şimdi birileri kalmış hem kahinlerin bir kısmını uzaklaştırmış, hem işi Sadok soyundan olanlara kısmende olsa aktarmış, bu yaptıkları yetmiyormuş gibi birde, Tapınağa hepten hükümran olmak istenmesi, elbette geride kalanlar için kolayca kabul edilebilir birşey olamazdı. Sürgünden dönenlerde öyle yaptılar ve Pers imparatorunun, "hamili kart yakınımdır" torplini / seçeneğini kullandılar.

Oysa Sürgün dönüşü ortaya sürdükleri inanç sistemi, gitmeden önce Tanrıdan geldiğini kabul ederek tapındıkları emirlerle aynı olsaydı; ne? Yeruşalim'de kalanlar itiraz ederdi nede? Sürgünden dönenler Pers İmparatorundan torpil peşinde koşarlardı.

Ufak tefek adet ve ibadet farklılığı ile iş hallolur giderdi. Yeruşalim'de kalanlar "biz sizin zamanınızdan beri İsrail tanrısına tapıyoruz" dedikleri halde, onları kabul etmiyorlar. Demek ki kendilerine ait olmak üzere köklü değişiklikler yaparak, yeni bir inanç sistemi sahibi olmuş durumdalar. Döndüklerinde de, köklü değişimleri yapmayı kafaya koymuşlar.

Sürgün yıllarında herşeyi yazıp biçmiş omalılar. Tanrı nasıl olsa onlarla çadır çadır gezmiyor mu? En ufak ihtiyaçlarında görünüm vererek soruna çözüm getiren ifadeyi nasıl olsa bildirivermiştir.

1 Tarihler....17/5 İsrail halkını Mısır'dan çıkardığım günden bu yana tapınakta oturmadım. Bir çadırdan öbür çadıra, orada burada konaklayarak dolaştım.

Babil Talmut'unun, Kudüs Talmut'u yerine kabul ettirilmek istenmesi ve daha detaylandırılmış olması, inanç yönünden sürgünün ne kadar verimli geçmiş olduğunun delili değil mi?
(Babil Yahudiler için sürgün yeri olmasının dışında, ikinci Talmut kitabının meydana getirildiği yermiş.. Babil Talmud'u, Kudüs Talmud'undan üç misli daha uzunmuş. Ve Yahudiler için Babil Talmud'u daha makbulmüş)

Oysa geride kalanlar dine sahip çıkar. Gidenlerin dinsel yada töresel yanlış yada farklı inançlardan etkilenebileceklerini düşünerek onlara karşı sınayıcı olarak yaklaşır. Anavatan anlamıda bu olsa gerek. İsrail Tanrısı "ben sizinle geliyorum" demediğine göre İsrail'de de kalmış olabilir. Babil'de Marduk, İnanna varken oralarda nasıl rahat edebilir diyeceğim ama bu durumda, orada "Tanrı bana dediki" diyenler başka birşeylerle görüşmüş durumuna düşüyor. Pers kralı aynı zamanda, İsrail Tanrısına Buhur iznide mi vermiş oluyor?

Konu çok önemliydi TAPINAĞA SAHİP OLAN "TANRI İLE HABERLEŞTİM" DİYEBİLEN TEK GÜÇ OLACAKTI.Tapınağa sahip olanı önünde hiçbir engel kalmayacak, istediği kuralları istediği biçimde koyabilecekti. İNANCIN ÇITASININ SEVİYESİNİ ARTIK O BELİRLEYEBİLECEK, "TANRI SÖZÜ OLANLARA" O KARAR VEREBİLECEKTİ.

Onun onayı olmadan hiç birşey tapınmada kullanılmadığı gibi, hiç bir söz Tanrı sözü olarak yürülüğe girmeyecekti. Kim peygamber? kim değil? neler kutsal, neler kutsal değil, o saptayacaktı.

İnancın tanımını o yapacak, gerektiğinde İNANÇSIZLARA KARŞI İTTİFAK KURMA ORGANİZASYONLARINI DA O DÜZENLEYECEKTİ. İnsanlar artık onlar ne derse onu kabul etmek zorunda idi.Yoksa Tanrı onları cezalandırıdı. Bu gelişen olayların arasında, İsrail Tanrısına gelince o herhalde yeniden buhurlu günlerine kavuşacağı için sevinç içindeydi.

Yeşaya (Isaiah)............66/1 RAB diyor ki: "Gökler tahtım, Yer ayaklarımın taburesidir.Nerede benim için yapacağınız ev, Neresi dinleneceğim yer?
Yeramya.....................6/20 Neden bana Sabadan günnük, Uzak bir ülkeden güzel kokulu kamış getiriliyor? Yakmalık sunularınızı kabul etmiyorum, Kurbanlarınızdan hoşnut değilim.››

   
  BULUŞMA ÇADIRI, YAHVE'NİN İSTEDİĞİ BUHUR-TÜTSÜ KONULARININ İŞLENDİĞİ "YAHVENİN ÇADIRI ve BUHURU" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  ADEM'İN MEYVA, YILANIN YANILMAZLIĞI, TANRININ YALANCILIĞI KONULARININ İŞLENDİĞİ "TANRININ BAHÇESİ " SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ
   
  İsrail Tanrısının; heyacandan, "Şatiyel'in yada Pedaya'nın oğlu Zerubbabil" yerine, "Şatiyel'in torunu" demesinin de sebebi bu olmalı. "Pedaya yada Şatiyel oğlu" demelerine aldırmayan, hatta karışıklığın farkında bile olmayan, (farkında olsa müdahele eder "prestijimi iki paralık ediyorsunuz" diye), "her harfi bendendir" dediği kitaplara, isteyenin istediğini yazmasına müsade edenin; TAPINAĞINA SAHİP OLMAK DEMEK, "TANRI SÖZÜNÜN SAHİBİ" DEMEKLE aynı şey olduğunu bilenler, Tapınak konusunda sonucu Krallara varacak olan sürtüşmelere elbette girerler.

(Tarihleri birbirine geçmiş, krallar arası uzamış bir mektup serüveni sonucu Tapınak yapma izni çıkar. Artahşasta'nın ismini veriyorlar ama Darius'un 6. yılında (M.Ö. 516) tapınak açıyorlar. Artahşasta M.Ö. 465'de tahta geçmiş..Darius ise M.Ö. 522 yılında tahta geçmiş. M.Ö. 522 + 6= 516 yılı yapar. 516-465=51 -enaz- yıl fark yapar. Gördüğünüz gibi tutulacak yeri olmayan, metinleri ahiret yaşamları için kılavuz yapmışlar ve bu metinlerde yazılmış ifadelere dayanarak 2500 yıldır kurtulmayı ümit edyorlar. Kimden kurtulmak istiyorlar dersiniz. Böyle bir kitapla yola çıkanlar kimin / kimlerin arabasına binmiş olabilir? Tufandan türedik derken tufaya gelmiş oldukları muhakkak.)


Ezra...........6:1 Kral Dariusun buyruğu uyarınca, Babilde kayıtların saklandığı odada araştırma yapıldı.
Ezra...........6:12 Yeruşalimi adına konut seçen Tanrı, bu kararı değiştirmeye, oradaki Tanrı Tapınağını yıkmaya kalkışan her kralı ve ulusu yok etsin. .........
Ezra...........6:14 Peygamber Hagay ile İddo oğlu Zekeriyanın yaptıkları peygamberlik sayesinde Yahudi ileri gelenleri yapım işlerini başarıyla ilerlettiler. İsrail Tanrısının buyruğu ve Pers kralları Koreşin, Dariusun, ARTAHŞASTA'nın buyrukları uyarınca tapınağın yapımını bitirdiler.

Ezra...........6/15 Tapınak Kral Dariusun krallığının altıncı yılı, Adar ayının üçüncü günü tamamlandı.

Krallığının 1. yılında (M.Ö. 558) "Yahudileri kurtarmam ve tapınak yaptırmam için İsrail tanrısı bana emretti" diyen, Pers Kralı Koreş, EMİR UYARINCA o kadar hızlı hareket ediyor ki; Yahudileri esaretten 21 yıl (M.Ö. 538) sonra kurtarıyor. Herşeye egemen İsrail Tanrısının emrini derhal yerine getiren Koreş, tapınak yapma görevini de aynı hızla Darius'a devrediyor. Tapınakta İsrail Tanrısının emrinden 43 yıl (M.Ö.516) sonra açılıyor. Hep aynı vurgulama, herşeye egemen Rab. Her ne olursa olsun, "kontrol onda" İZLENİMİNİ EDİNDİRMEK için yapılan mizansen ifadeler.Her tarafı hedefle dolduruyorlar. Ara boşluklar olursa da, hedef tahtasını okun önüne taşıyorlar.
   
 

DAVUT SOYUNUN SÜRGÜN ESNASINDA BİTTİĞİ, ŞATİYEL'in, PEDAYA'nın dolaysıyla ZERUBBABİL'in Davut soyundan olmadığı yukarıdaki ifadelerden ve tablolardan anlaşıldığı gibi bu konudaki en büyük delilerden bir tanesi;

2 Krallar........8:19 Ama RAB kulu DAVUT'un HATIRI için YAHUDA'yı YOK ETMEK İSTEMEDİ. Çünkü DAVUT'a SOYUNU korumak için sonsuza dek BİR IŞIK bırakacağına SÖZ VERMİŞTİ.

Halbuki aşağıda ZERUBBABİL SEÇİMİNİ bildiren ifade sarfedilmeden 50-60 yıl önce RAB, Yeramya'ya aşağıdaki sözü vermemiş miydi? 50-60 yıl içinde verilen sözler unutuldu mu? Her 50-60 yılda verilen sözler unutuluyorsa, binlerce sene önce kitaplara girmiş olan vaadler zaten küflenmiştir.

Yeremya.......33:17 RAB şöyle diyor/ ‹İsrail tahtı üzerinde oturan DAVUT soyunun ardı arkası kesilmeyecek.

Yoksa birileri "Rab dedi"ki" diye işi kotarmaya mı çalışıyor? Her önüne gelen BİLEĞİ KUVVETLİ "Rab dedi ki" diye başladığı sözleri kitaba aldırabiliyorsa; vaadlerde işlerini gördüresiye kadar kullanılan, bedelini başkaları ödeyecek sözlere dönmüştür. İhtiyaca göre yazılan sözleri, vaad sanarak peşlerine düşmenin ne anlamı var.

..gibi benzeri bir yığın sözleri söyleyen İsrail Tanrısının herşeyi unutarak ZERUBBABİL'i seçilmiş, mesh edilmiş olarak ilan eden "seni MÜHÜR YÜZÜĞÜ GİBİ yapacağım ifadesindeki benzetme ile verdiği adrestir.Yeruşalim'in değil artık tüm Yahuda bölgesinin valiliğine Rab tarafından atanmıştır.

(2500 yıl önce öyle diyor İsrail Tanrısı. "ben yeri, göğü SARSMAK ÜZEREYİM". Tam 2500 yıl önce dediklerini, şimdi gerçekleştimek için kolları sıvamış görünüyorlar.Tanrı dedikleri olgunun yeri ve göğü sarsmasının 2500 yıldır bekleyenler "bu işler Tanrıya bırakılmayacak kadar önemlidir" sologanları eşliğinde, ulusların krallarını değiştirip, yeri ve göğü karanlık hale getirmeye hazırlanıyorlar)

Hagay........2:10 DARİUS krallığının İKİNCİ yılında, dokuzuncu ayın yirmi dördüncü günü RAB, Peygamber Hagaya seslendi:
Hagay........2:21 ‹‹Yahuda Valisi ZERUBBABİL'e de ki, ben yeri, göğü sarsmak üzereyim.

Hagay........2:22 KRALLARIN TAHTLARINI devireceğim, yabancı ULUSLARIN GÜCÜNÜ yok edeceğim. Savaş arabalarıyla sürücülerini de devireceğim; atlarla binicileri düşecek, hepsi kardeşinin kılıcıyla öldürülecek.

Hagay........2:23 ‹‹Her Şeye Egemen RAB ‹O gün seni alacağım, ey ŞATİYEL'in torunu kulum ZERUBBABİL› diyor, ‹Ve seni MÜHÜR YÜZÜĞÜ gibi yapacağım. Çünkü ben seni seçtim.› Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB.››

Sanki, Y.Ahit vahiy bölümünden bir sahne okuyorsunuz. Ama değil Sürgün dönüşü Zerubbabil için yazılmış satırlara ait. 36 maddelik Hagay kitabında 7 kez ismi geçiyor Zerubbabil'in ve Şatiyel torunluğu ve YAHUDA valiliği vurgulanıyor. (Pers imparatorluğunun işgali altında olduklarından krallık yapmaları mümkün değil. Bu işgal penceresinden bakıldığında Zerubbabil'in Valilik yapmasıda mümkün değil. Sürgün öncesi Pers İmparatoru tarafından Şeşbassar'a verilen bu görev daha sonra birden bire yeğeni yada kardeşinin torunu olan Zerubbabil'in olmuş olduğu görülüyor)

Kronik, kurtuluş bekleme (neden kurtulmak istiyorlarsa?) yapısına sahip olarak yapılandırılmış Yahudi toplumuna belli aralıklara yeteri dozda vaadlerin tekrarlanması gerekiyor. Kendi ifadelerinden anlaşıldığı kadarı ile; sürgün öncesi, Yeramya ve arkadaşlarıda aynı amaçla SÜRGÜNÜN İSRAİL TANRISININ EMRİ olduğunu, yaptıkları propagandalar ile toplumlarına duyurmuşlar. Nihai kurtuluşa kavuşabilmeleri için katlanılması gereken bir görev olarak sürgünü takdim etmişler.

Burada asıl amaç "ben İsrail halkı için varım" diyenin / dedittirilenin başarısızlığını örtmekte olsa, insanlar yeniden dirilme hakkından, mahrum edilmekle tehdit edilmişler. Sürgüne katılanlarda, Tanrılarına daha doğrusu önderlerine, daha da sıkı sarılarak sürgün gönüllüsü olmuşlardır.

Bu nedenle, kurtuluş modunda yaşatılan, kurtuluşu bir yaşam biçimi olarak benimsemişYahudi halkına , sürekli yapıldığı gibi coşturacak, ideallere daha sıkı bağlanmalarını sağlayacak vaadler veriliyor. Yüzde yüz kurtarılma garantisi içeren vaadler olmadan, ayakta durması mümkün olmayan inanç sisteminde, toplumun duymak istediği sözler tekrarlanırken, araya toplumun yapması gerekenlerde sıkıştırılıveriyor.

Zerubbabil konusuda aynı bu tür yaklaşımla, işgal altında olan kurtuluşu bekleyen topluma sunuluyor. Onun valiliği ve Şatiyel torunluğu (neden oğlu demkten vaz geçip torunu diyor olabilirler?) Sonsuz Dünya yaşamından başka birşey düşünmeyen ve sırf bu vaad için yaydıkları inanç sistemi içinde kalanlara uygun bir dille kutsallık atılarak iletiliyor.Tanrının yanlarında olduğunu sanmaları ve vaktin yaklaştığını bildiren ifadeler elbette işgal altında olan, tapınakları yıkılmış topluluk için etkileyici sözler.

Asıl amacın Zerubbabil'i kabul ettirmek, TANRI SÖZCÜLÜĞÜNÜ ELE GEÇİRMEK olan bu sözlerde, kayıtsız şartsız insanları kabul etmesini sağlamak yada itirazları asgari seviyeye getirebilmek için, vakit çok az tutulmuş. Vaktin azaldığını, kaybedecek zamanın kalmadığını vurgulamak için, ifadede "yeri ve göğü sarsmak üzereyim" diye vurgulama yapıyorlar.

"Ya! bizden yani İsaril Tanrısından yana olur kurtulursunuz yada o titreyen göklerin altında kalırsınız" tehditini içeren ifade ile üstünlük kurmak istiyorlar. Bu nedenle, kurtuluş için YAHUDA VALİSİ ZERUBBABİL'in, bir an önce kabul etme zorunluluğu ortaya koyuluyor.

Geri döndüklerinde karşılaştıkları engellemenin önüne geçebilme adına, toplulukları ikna edebilme adına, ortaya atılan yönlendirici sözlerle TAPINAĞIN dolaysıyla YAHUDA'nın ve DİNİN tek hakimi olabilmeyi amaçlayanlar kutsallık kattıkları sözlerini krallardan aldıkları desteklerle kuvvetlendirmişler.

Kitaplarında sürgün öncesinde Davut soyu için verilmiş olan, Tanrıdan denilen sözler unutulmuş, yerine yine Tanrısal dedikleri ifadelerle bir soy monte edilme gayreti içine girilmiş. Ve elbette, her zaman olduğu gibi toplumun hassas olduğu kutsal değerleri kullanarak bu işler halledilmeye çalışılmış. Öyle ya! Tanrıyı "gördük diyenler" onlar, kalemi kağıtı alıp yazan onlar.

" Davut soyu bitti" diyemiyorlar. Zerubbabil'in soyunuda, Yahuda önderlerini ikna edici bir şekilde ortaya koyamıyorlar. "Pers Kralı vali olarak atadı" sözüde geçerli olmayınca tek seçenek kalıyor o'da, göklerden gelen sesi duyurmak. Onlarda öyle yapıp "Rab dedi ki" diye sözlerine başlayıp yıkıcı darbeyi, tercih kullanılamayacak olan darbeyi indiriveriyorlar.

Kalıcı öyle bir darbe indiriyorlar ki, kendilerinden 500 yıl sonra "Oğul Tanrıyım" diye geldiği söylenen ve onun özel Melekleri de, bu darbenin etkisinde kalıyorlar. Kutsal Ruh tanımı ile sadece kendilerine ait olanda bu ifadeler karşısında birşey yapamıyor. Oğul Tanrı olsun, özel melekleri olsun Kutsal Ruh olsun bu atamaların doğrusunu çıkartamıyorlar ki esinemede bulundukları, Yeni Ahit'in kutsal metin yazarlarıda, Zerubbabil için Şatiyel'in oğlu diyorlar.

Üstelik bu oğulluğu araya BAY X'ler katmadan, Davut soyunun devamı olarak onaylıyorlar ve her harfi Tanrıdan dedikleri kitaplarına övünerek (14'lü evreler halinde işte mucize diyerek) alıyorlar. Matta, YehoyaKİN/Yekonya oğlu Şatiyel oğlu Zerubbabil, Luka'da Neri oğlu Şatiyel oğlu Zerubbabil olarak tescilliyor.. Öyle Rab TORUN demiş, dememiş hiç umursamadan. Tanrı adına söz sarfedenler onlar değil mi? Tanrıcılık oyunu söz söylenmezse nasıl oynanır. Tanrısal hükümler olarak, çıkarımlarını kutsal ilan ettikleri kitaplarında kayıt altına alıyorlar.

ŞATİYEL ve ZERUBBABİL CEPHESİNDEKİ TABLONUN SON DURUMU BU.
5 AYRI DOĞRU AYNI KAPAK ALTINDA HER HARFİ TANRIDANDIR DİYE MUHAFAZA EDİLİYOR VE İBADETLERDE KULLANILIYOR.
iÇİNDEKİ SÖZLER GERÇEK ZANNEDİLİP MÜJDE OLARAK ALGILANIYOR VE 2500 SENEDİR GÖZLER UFUKTAN GELECEK IŞIĞI TARIYOR.

   
 
   
  ŞİMDİ SOMUT OLAN, TABLODA YAZILANLARA MI İNANIRSINIZ? YOKSA AYNI KAPAK ALTINDA KUTSAL SÖZ KAPSAMINA SOKULMUŞ ŞU İFEDELERE Mİ İNANIRSINIZ?

2 Petrus ........1:20 Öncelikle şunu bilin ki, KUTSAL YAZILARDA bulunan hiçbir peygamberlik sözü kimsenin özel yorumu değildir.
2 Petrus ........1:21 Çünkü hiçbir peygamberlik sözü İNSANIN İSTEĞİNDEN kaynaklanmadı. İnsanlar KUTSAL RUH tarafından yöneltilerek Tanrı'nın sözlerini ilettiler.

Yukarıdaki tablodaki çıkarımlar, Tanrı veya onun vekillerinden kaynaklanan hatalardansa, o zamanda sizleri birileri peşine takmış götürüyor demektir. "KORMAYIN TÜM YAZILANLAR KUTSAL RUH DENETİMİNDE" diyenlerde, YALAN SÖYLEYEN ÇIĞIRTKANLARDIR.

Meslekleri, VAADCİNİN TELLALLİĞİNİ YAPMAK olan bu zatı muhteremler, Tanrıcılık oynamayı ve KUTSAL METİN YAZARLIĞI yapmayı oldukca seven, o sayede post, taç, kavuk, koltuk, asa, tarikat, mal mülk, iktidar, cemaat, ekümenlik ve devlet edinmiş veya edinme gayreti içinde olanlardır.

Bu sözleri, ben söylemiyorum.Sadece onlar tarafından söylenmiş, kitaplarına ve ifadelerine koruma kalkanı olarak kullandıkları, sözleri biraz açıyorum.

2 Petrus ........2:1 Ama İsrail halkı arasında SAHTE PEYGAMBERLER vardı, tıpkı sizin de aranızda YANLIŞ ÖĞRETİ YAYANLAR olacağı gibi. Bunlar kendilerini satın alan Efendi'yi bile inkâr ederek GİZLİCE aranıza YIKICI ÖĞRETİLER sokacaklar.Böyleleri ANİ BİR YIKIMA uğrayacaklar

"Yazdıklarımız yüzde yüz kutsaldır. bizim dışımızdakiler yalandır" amaçlı bu tür kalkanlarla, kendilerini ve kitaplarını yıllarca dokunulmaz yaptılar. Kehanet dedikleri çıkarımlarlada kitleleri felaketlere getirdiler ve en büyüğüne hazırlıyorlar.
   
  YİNE KENDİ YAZDIKLARI İFADELER İLE NE KADAR KÖTÜ BİRŞEY YAPTIKLARINA GÖZ ATALIM.

Esinleme ...22/18 Bu kitaptaki peygamberlik sözlerini duyan herkesi uyarıyorum! Eğer bir kimse bu sözlere bir şey katarsa, Tanrı da bu kitapta yazılı BELALARI ona katacaktır.
Esinleme ..22/19 Eğer bir kimse bu peygamberlik kitabının sözlerinden bir şey çıkarırsa, Tanrı da bu kitapta yazılı yaşam ağacından ve KUTSAL KENTTEN ona düşen payı çıkaracaktır.
Eski Ahit'te benzer şeyler söylüyor.
Yasa Kitabı .18/20 Ancak, kendisine buyurmadığım bir sözü BENİM ADIMA söylemeye kalkışan ya da PEYGAMBER ÖLDÜRÜLECEKTİR.'

Sadece Şatiyel ve Zerubbabil ile de yetinmeyip, devamlılığını yitirdiği ellerindeki kitaplarında da (E.Ahit) açıkca belli olan, BAY X'lerden türetilmiş secereden, "Davut soyundan geliyor" diye, İSA'yı ve Meryem'i çıkartıyorlar. Onların inanç takipcileri olan bugünküler, işi daha da ileri getirerek, 2000 yıl geçmesine rağmen Davut soyundan gelecek olan, kendilerini kurtaracağını sandıkları Kralı bekliyorlar. (Etinden, suyundan, iliğinden ne istiyorlarsa çıkartıyorlar)

Bu bekleyişi de; ellerinin altında tüm arkeolojik, bilisel belgeler varken yapıyorlar. Bigisayar denen araştırma ve tespit etme araçları varken, hala o, her tarafı çelişkiler yumağı olan kitaplardaki sözlere inanarak, Davut soyundan kurtarıcı beklemek sözlerle ifade edilemez.
   
 
   
  Başlar kumdan çıkarılmalı, gözlerden perdeler açılmalı, kulaklardan tıkaçlar atılmalı, bilinç altlarına yerleştirilen şartlanmalar yok edilmeli, düşünme mekanizması çalıştırılmalı NEDEN KURTULUŞ diye.KURTARMASINI UMDUĞUMUZ nedir diye. PEYGAMBERLER geliyor KURTARICI VAAD ediyor. KİTAPLAR veriliyor KURTARICIYI bekleyin diyor. OĞUL TANRI geliyor KURTARMAYA geleceğim diyor. TANRI HABER gönderiyor KURTULUŞUNUZ yakın diye.

Mutlaka fiziki bir kurtarıcı mı olması gerekiyor. Esas olan İMANİ KURTULUŞ değil mi? Peygamberlere onların getirdiği tebliğilere kitaplara uyarsın İMANİ KURTULUŞUNU sağlam yolunda ilerlersin. İMANİ KURTULUŞ İÇİN FİZİKİ KAHRAMANLARA NEDEN İHTİYAÇ OLSUN Kİ? Oğul Tanrı çarmıhta insanlar günahı için can verdiği halde biz hala neden 2000 yıldır (her kuşak içinde) gelecek diye KURTARICI bekliyoruz.

Peygamberleri, Kitapları hatta müstakil Tanrıları olan bir din hala kurtarıcı ile kurtaracağım diye 2000-3000 senedir vaadde bulunuyor ve hiç birşey olmuyorsa bu işte bir bit yeniği var denmeli, düşüncelerdeki AT GÖZLÜKLERİ ÇIKARILMALI.

Artık herşey belgeli, evraklı. Üstelik bır "TIK" uzaklığında. Unutmayın KURTARICI sadece İNANÇLILARI kurtaracaksa ve sizde "inançlıyım" diyorsanız, neden kurtarıcıya ihtiyacınız olsun ki? Bu durumda toplumları peşine takan, inananlılarını olmadık yerlere sürüklemiş olmalı ki; kendisininde, sizinde fiziki müdahale ile kurtarılmaya ihtiyacınız olduğunu vurguluyor. Kitapları ile İmani kurtuluşu gerçekleştiremeyen vaadci, fiziki olarak bu kurtuluşu nasıl gerçekleştirebilir. Bu durumda kurtulunması gereken ne oluyor? Bu sorunun cevabından belli değil mi? Sizleri nerelere sürüklediği.

KURTARICI sadece İNANÇLILARI kurtaracaksa ve sizde "inançlıyım" diyorsanız, o halde sizi peşine takan, sizleri hangi BATAKLARA GÖTÜRDÜ Kİ; içine soktuğu çıkmazlardan KURTARMA vaadlerinde bulunuyor. Müjdenin özeti: "BEKLEYİN"

PEYGAMBERLERE UYUYORSUN, KİTAPLARA UYUYORSUN, TANRININ OĞLU DİYE TAKDİM ETTİKLERİNE UYUYORSUN ama yine, KURTARICININ KURTARABİLECEĞİ KUL DURUMUNA geliyorsun. Bir yerlerde yanlışlık yok mu?

Manevi yönden neden kurtuluş istenir bu tür sorularla cevap bulabilir..Fiziki yönden, yine aynı tarafın kurtarıcı istemesinin bir nedeni olabilir mi? Bakalım.
   
  Dünyanın her yerine ve herşeyine sahip olanlar; hala neden kurtuluş istiyorlar?
Dünyanın her yerine ve herşeyine sahip olanlar; hala kimden kurtulmayı istiyorlar?
Dünyanın her yerine ve herşeyine sahip olanlar; hala nelerden kurtulmayı istiyorlar?
Dünyanın her yerine ve herşeyine sahip olanlardan kurtulmayı istemesi gerekenler bu işin, patronları / organizatörleri dışında kalanların olması gerekmez miydi?
   
  Kutsal metin yazarları "Mühür yüzüğü gibi yapacağım" demekle neyi kast etmiş olabilirler. Yüzükle anılan, yüzükle özdeşen, yüzük dendiği vakit akla gelen tek isim var o'da DAVUT.Devam etmesi gereken, devamı için söz verilen soyda, DAVUT soyu idi.

Rab'leri de, kahinleride, kutsal metin yazarlarıda öyle yazmışlar, "DAVUT soyu sonsuza kadar sürecek" diye, "DAVUT soyundan kral gelecek" diye, "tahta DAVUT soyundan başkası oturamaz" diye.

Yazmışlar ama onlar yazdılar diye olaylar öyle gelişmiyor. Sürgünü "ben emrettim" sözleri ile ceza moduna sokan böylece, "koruyamama" sıfatından sıyrılan taptıkları varlık, bu kez "soyu ben kuruttum" diye görünümler veremezdi (yada verdirilmezdi). Sürgünden dönenler, yapılmak istenen değişikliklere "seçilen nasıl olsa bizden" diye rıza göstermiş olsalar da, bu atamayı sürgüne katılmayanlara anlatmak çok zordu.

Daha önce, "sonsuza kadar sürecek" diye, Davut' soyu için söz verildiğine göre, bir şeyler yapılarak yumuşak geçiş yapılmalıydı. ÖZETLE DURUM KONTROL ALTINA ALINMALI, GEREKEN YERLER ÖRTÜLMELİ, YAPILAN SUNUMLAR DA BOLCA YALDIZLANMALIYDI. Davut soyu, daha doğrusu onların takip ettiği, Krallara ait Davut soyu BABİL SÜRGÜNÜNDE SONLANINCA yerine devamlılığı sağlayacak biri gerekiyordu. Eğr Davut soyu devam etse idi böyle bir yola başvurmyacaklae nesil devam edip gidecekti.

Hagay........2:23 ‹‹Her Şeye Egemen RAB ‹O gün seni alacağım, ey ŞATİYEL'in torunu kulum ZERUBBABİL› diyor, ‹Ve seni MÜHÜR YÜZÜĞÜ gibi yapacağım. Çünkü ben seni seçtim.› Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB.››

Devamlılığı sağlamak içinde Ezra'ya çok yakın olması gereken Zerubbabil, kralın seçtiği Şenbassar'ı da ekarte ederek öne çıkarılıyor.. Göksel destek sağlama işi zaten kendilerinde olan bu grup, Zerubbabil'i TANRI TARAFINDAN SEÇİLMİŞ kişi ilan ederek destekliyorlar.
   
  Rab'be öyle laf söylettiriliyor ki, belirlenen gün yaklaşmış, o gün için seçilmesi gereken biri var o'da Zerubbabil.
 


"O gün seni alacağım" diyor. Ne zaman alacağım diyor? Gökleri ve yeri titreteceği yakın zaman içinde "alacağım" diyor.. çok yaklaşmış bir zaman dilimi içinde olacağı hisstttirilen, olaylar başladığında, kim Zerubbabil'in tarafında olamak istemez? Adeta kurtuluşun anahtarı sunuluyor. Kim almam der? Teklif oldukca cazip hale sokulmuş.

SEÇİLMİŞLİK var, TANRININ YANINDA olmak var, DAVUT'UN YERİNE "SOY ATALIĞI" yapmak var.

Doğal olarak herkez böyle bir seçilmişliğe sahip olanın yanında olmak ister. Tanrının kurtarışına erişebilmek için, başka seçeneklerle uğraşmanın alemi yok. O müthiş gün için göklerin ve yerin sarsılacağı, o kıyameti andıran günde, seçilmiş olanın koruyucu kanatlarının altında olmak, ibadetlerin ana amacını oluşturmuyor mu?

Rab'de, Davut soyunun tükendiğinin farkına varmış olmalı ki, "Davutoğullarından Zerubbabil" yerine "Şatiyelin torunu" diye hitap ettiği Zerubbabil'i, "DAVUT GİBİ HÜKÜMRAN YAPMAYA" söz veriyor. Dvaut gibi yapmayı vaad etmesi "MÜHÜR YÜZÜĞÜ" yapacağım demesi ile soyun bittiğini Zerubbabil'in Davut yüzüğü gibi kullanacağı, o konumda tutacağı anlaşılıyor.

"Davutu nasıl yüzük ile ölümsüzleştirdiysem, onu nasıl hükümran kıldıysam, senide onun gibi yapacağım" diyor.Bunları neden diyor? Çünkü Ezra dini liderliğin yanında tahtıda istiyor. Davut soyundan en son kalanlardan Sidkiya tüm ailesi gözlerinin önünde katledildikten sonra kör edilerek hapse atılıyor. YehoyaKİN ise, en iyi tahminle ölmeyip sağ kaldıysa, 37 yıl hapis yatıyor.

Ezra, sürgün liderleri ve İsrail Tanrısı dahil, hiç kimseyi YehoyaKİN yada Sidkiya çocuğu olarak ortaya çıkaramıyor. Oysa çocukları olsaydı bunca süslü laflara, gökten geldi denilen öksürmelere gerek kalmadan, saltanat sürgünde de olsa devam ederdi.Sürgün sonrasında kim hayatta kaldıysa, Davut soyunun devamı olarak secerede yerini alır, hükümdarlığa devam ederdi. Yorgan olmayınca kavgada olmazdı. İsrail Tanrısı tapınak işlerini Levilere (Harun soyuna), Tahtıda Davut soyuna verdiğinden kimsenin gıkı çıkamazdı.

İsmi verilen bir babanın çocuğu olmayı bırakın, Zerubbabilde dahil hiç kimse için Davut soyundandır diyemiyorlar. Sadece babasının ismini veremedikleri, Şatiel ve Pedaya kardeşler ortaya sürülüyor. Davut soyu ile hiç bağlantısı olmadığı kendi ifadelerinden de anlaşılan, Şatiyel ve Pedaya kardeşlerin çocukları (artık hangisininse) Zerubbabil, Davut gibi güçlü olacak izlenimi verilerek tahta oturtulmak isteniyor. Ezra hem dini önderliğe, hemde tahtaki bu boşluğu değerlendirerek Zerubabil'in tahta oturmasını istiyor.


Biten DAVUT SOYU YERİNE, onun gibi ayrıcalıklarala TECHİZEDİLMİŞ İZLENİMİ verilen Zerubbabil'in, babasının hatta dedesinin ismini bile veremeyenler, soy boşluğunun ortaya çıkardığı olanaktan, "Rab sözü" diye birtakım ifadeleri de ortaya sürerek faydalanmak istiyorlar.

Kimbilir aynı sahnede kaç "Rab dediki" adayı mücadele etmiştir.Nasıl mücadeleler olduğunu bilmemiz elbette imkansız. Ezra sürgünde elde ettiği ve dönüşünde de kaybetmek istemediği dinin patronu olarak, herşeye egemen kahin olarak bu maceralarını yazmamış olsaydı bu çıkarımlarıda yapamazdıkki.

Nereden bilirdik, kim, kimin oğlu torunu?
Nereden bilirdik İsrail Tanrısının olaya nasıl müdahil olduğunu?
Nereden bilebilirdik DAVUT soyunun Babil sürgünü ile bittiğini?

Ne verirlerse doğrudur diye bakardık. Zaten en büyük avantajlarıda çok isim, lakap ve detay kullanmaları değil mi? Sayılan isimlerin çokluğundan, benzerliğinden, tekrarlarından ve araya sokulan ifadelerden dolayı, daha okunduğu anda doğruluklarını sınamaktan vaz geçiyor insan.

İnsan eli le yazıldığı için, farklı kuvvet dengeleri gözetildiği için, farklı devirlerde yazıldığı için çelişkilerin mutlaka oalcağını tahmin etsenizde, yine o isimlerin sayılışı, insanı incelemekten uzak tutuyor. Sürekli parçalar halinde tekrarlanan isimler ve lakaplar, algılama karışıklıkları oluşturuyor. Değişik yerlerde, aynı konuda da olsa, farklı ifadelerle karşılaşmaktan doğan bıkkınlık, vaz geçirici etken olarak ortaya çıkıyor.

Neden bazı şeyler bu kadar açık anlatılmış derseniz, bu ifadeler bizler için değil ogünkü Yahudi topluluklarını ikna etme aracı olarak mecburen kitaplarına işlendiği için, kutsal metinler arasında yerini almış bulunuyor.

Kitaplarındaki bu ifadelerle, DAVUT SOYUNUN BİTTİĞİNİ kutsal saydıkları kitaplarında ilan ederek kabul etmiş oluyorlar..Bu durumda, ZERUBBABİL'in seceresinden, DAVUT SOYU diyerek, hem BABA hemde ANA tarafına ulaşmayı başarıyorlar. Bu derece becerikliliği ANLAMAK mümkün değil. TEK İZAHATI VAR ATIYORLAR. Nasıl olsa kutsal mühürü yemiş bir kitap yazıyorlar.

   
  Sürgünde olanlar, gelişen olaylar, Matta içinde bir muamma olmalı ki; ne YehoyaKİN'in babası, YehoyaKİM ile uğraşıyor, nede sürgünde olan olayların çözümüne kafa yoruyor. YehoyaKİN'den, direk Şatiyele geçerek işi bitiriyor. Tanrının oğlundan esinleniyoruz diye ortaya çıkanlar, sürgünü yorumlayabilecekler olanlar orada yaşanan olayların üzerini örtüyorlar. Belki aynı şey Tahta geçen Ahazya'nın annesi ATALYA zamanındada aynı şeyler olmuştur.
   
  2 Krallar....8:26 Ahazya yirmi iki yaşında kral oldu ve Yeruşalimde bir yıl krallık yaptı. Annesi İsrail Kralı Omrinin torunu Atalyaydı.
2 Krallar....11:1 Ahazyanın annesi Atalya, oğlunun öldürüldüğünü duyunca, kral soyunun bütün bireylerini yok etmeye çalıştı.
2 Krallar....11:2 .......Yehoşeva, Ahazya oğlu Yoaşı kralın öldürülmek istenen öteki oğullarının arasından alıp kaçırdı ve dadısıyla birlikte yatak odasına gizledi.........
2 Krallar....11:3 Atalya ülkeyi yönetirken, çocuk altı yıl boyunca RABbin Tapınağında dadısıyla birlikte gizlendi.
2 Krallar....11:12 Yehoyada kralın oğlu Yoaşı dışarı çıkarıp başına taç koydu. Tanrının Yasasını da ona verip krallığını ilan ettiler. Onu meshedip alkışlayarak,.....
2 Krallar....11:16 Atalya yakalandı ve sarayın At Kapısına götürülüp öldürüldü.


2 Krallar....12:1 İsrail Kralı Yehunun krallığının YEDİNCİ yılında Yoaş Yahuda Kralı oldu. YEDİ YAŞINDA kral oldu ve Yeruşalimde KIRK yıl krallık yaptı. Annesi Beer-Şevalı Sivyaydı.
   
 

Kralın öldürülmeyen çocuğu diye başka birini ortaya sürmüş olabilirler. "Tüm çocuklarını değil sadece 1 yaşındaki çocuğu kurtardık" diyorlar. Kurtardık dedikleri çocukta 1 YAŞINDA olduğundan, hiç birşeyi hatırlayamıyor. Eğer Büyük Anne Atalya, kendi oğlunun soyunu kurutmaya karar verdiyse, TORUNLARININ SAYISINI bilir ve arayışını devam ettirrdi. Çocuk ağlama sesinden sarayda saklandığı yeri bulabilirlerdi. Çocuğa bakması gerenlerin yok olmasından yine bulabilirlerdi.

"Tapınakta gizlendi" diyerek, korunduğunu belirtmelerindeki en önemli kaynak, kutsal metin yazarlarının insan sözünü, TANRI SÖZÜ ile eş tutmaları.TANRI'DAN HİÇ BİR VAHİY GELMEDİĞİNİ KABUL EDEREK, ÖNE SÜRDÜKLERİ SOY DEVAMINI SAĞLAYAN ÇOCUĞUN DOĞRULUĞUNA NASIL GÜVENİLEBİLİR? Araya sokuşturulan, Davut soyunu devam ettirdikleri çocuğun, TANRI BİLDİRİMİYLE BİR İLGİSİ VAR MI?

Dadıya emanet edilen çocuğu gözü dönmüş Ana kraliçenin elinden kim kurtarabilir? Ortaya koyulan yeni kral olacak çocuğu, "saklayarak yetiştirdik" dediklerine göre kimsede, tanıyıpta "bu, o değil" diyemez. Çocukta kimseyi tanıyamaz. Kutsal kitap yazarlarıda, TANRI SÖZÜ OLMAYAN bir komutanın, kefilliğiyle TANRI SÖZÜ dedikleri kitapta, KUTSAL KILINMIŞ SOYU devam ettirivermişler.

Bu tür olaylardan kafası karıştığı anlaşılan Matta, sürgünde takındığı tavrı, bu etaptada takınıyor. Atalya ve daha sonraki 4 kişiyi atlayarak secereye devam ediyor. Böylece Matta, o kuşaklarda olmuş olan olayları, geçiştirerek yok kabul etmiştir.O yılları yaşanmamış kabul etmiş olmalı ki; 5 göbek aşağıdan torun olan YOTAM'ı, UZİYA'nın oğlu ilan ederek bu işi çözüvermiştir.

Arada dört kuşak ve 100 yıllık zaman dilimi atlanmıştır ne farkeder? Önemli olan, Davut yolunda İsa'nın seceresine HELAK getirmemektir. Yoksa nasıl ilan edecekti, "İSA secilmiş DAVUT SOYUNDAN" diye.

Kutsal soyun, helak olduğu yerler varsa da, hasarlı yerleri örtmek, gerekirse tamamen atlamak, KUTSAL METİN YAZARININ görevleri arasındadır. Atlanabilir veya örtülebilir. Herşey TANRI ADINA, TANRI İÇİN yapılmıyor mu? Zamanını ve bilgisini TANRI İÇİN harcamıyor mu? Tüm bilgisini ortaya koyarak TANRI SÖZÜ KİTAP yazmıyor mu? Kim Tanrı sözünden şüphe edip araştıracak, araştırıpta yanlışını arayacak? Kimin haddine Tanrı sözünü araştırmak?

Araştırsa araştırsa bu dinin yayıcıları, sistem içinde kuvvet sahibi olanları, patronları araştırır. Onların görevi TANRI SÖZÜNÜ KORUMAK değil mi? Her ne olursa olsun KURTULUŞA KADAR sözleri geçerli tutmak için, gerekirse bu tür yanlışlıkların üzerini örtmek yaldızlamak değil mi? Onların ana görevi sözcülüğünü yaptıkları, TANRININ SÖZÜNE SAHİP ÇIKMAK değil mi?

Binlerce yıldır, görevlerini o kadar iyi yerine getiriyorlar ki; milyarlarca insan, yazılanların Tanrı sözü olduğuna ikna olmuş durumda. Örtme ve yaldızlama becerileri o kadar üst seviyede ki; hemen hemen hiç kimse incelemeden, araştırmadan, etliye sütlüye dokunmadan KURTARICI bekliyor. Müjdelerin gerçekleşeceği zamanın, hep "şimdi geldiğini" düşünüyor.

Araştırma yapılmamasının, fazla karıştırmamasının bir nedeni de, kurdurulan kurtarıcı hayalleri, müjdeler değil mi? "Kurtarıcının şartları bu, yoksa Aforoz yersin" yaklaşımı sonucu kimse örtüyü kaldırıp altında ne var bakmak istemiyor. Kimse hayallerinin bozulmasını, "kelin" görülmesini istemiyor.

Elimdeki kitaplar maden kurtarıcı vaad ediyor, madem müjdeler veriyor, madem kurtarıcının şartlarıda bu o halde, içinde olanlarda ona göredir. Ben "oturur kurtarıcımı beklerim gerisine karışmam" diyor.

Bu kitaplara ve sahibi gösterilenin kurtacağına inanılmışsa, hayallerde onun üzerine kurulmuşsa, kim ilgilenir kitabın içinde yazanlarla. İlacın terkibine kim bakar. En fazla sorsa sorsa "dozu nedir? yemekten önce mi, sonra mı?" diye sorar.Hayalleree dalanın, vaadlere bağlanmaktan, müjdeleri beklemekten başka çaresi yokki.Kitabın her yerini didik didik etse, kitabın dediğini harfiyende yerine getirse; yine de KURTARICIYI BEKLEMEK ZORUNDA.

Çünkü elindeki kitaplar kurtarmak için değil KURTARICIYI BEKLETTİRMEK için var.Vaadciye tabi oldurmak için var. Vahdet-i Vücudu meydana getirebilmek için var. Varlık birliğinde BİR'liği sağlayabilmek için var..

   
  ENEL-HAK, TEK ve BİR, TEK ve BİRİCİK VARLIK BİRLİĞİ GÖRÜŞLERİNİN YER ALDIĞI "VAHDET-İ VUCUT" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
 

Çünkü elindeki kitap kurtarmak için değil KURTARICIYA UMUDUNA bağlatmaya yarıyor.İmani kurtuluşun yollarından alıp, hayali kurtarıcılar dünyasına getirip bırakıveriyor. Artık tek yapacağın, binlerce senedir atalarının yaptığı gibi KURTARICI HAYALİ ile ömrü tamamlamak.

   
  "HER HARFİ TANRIDAN" DEDİKLERİ KİTAPTA, ZERUBBABİL İÇİN VERDİKLERİ SECERE BÖYLE.
AYNI KAPAK ALTINDA, "HER HARFİ TANRIDAN" DEDİKLERİ KİTAPLARINDA İSA'ya ULAŞMAK İÇİN ÇİZDİKLERİ GÜZERGAHLAR TABLODA GÖSTERİDİĞİ GİBİ.
   
 
   
  YOK ARTIK DEDİRTECEK CİNSTEN YAPILMIŞ SECERE HATASI VAR. Hem 100 yıl atlayacaksın hem sonra, babası belli olmayan Şatiyel soyuna, DAVUT SOYU vurgulaması ile isabet sağlayacaksın. İnanın hedef tahtasını okun önüne elinizle taşısanız bile, bu kadar merkezden isbet sağlatamazsınız.

Sonra Davut soyundan olmayan, babasının ismi bilinmeyen, tarifi çok karışık olan 3 baba adaylı Zerubbabil'den, ismi Eski Ahit'te geçmeyen bir oğul icad edeceksin, sonrada bu uydurma isimlerden (Ya! Ezra, ya! Hagay, ya! Tarihler, ya! Luka, ya! Matta kaynaklarından en azından dördü yalan söylüyor. Uydurulmuş secere yayınlıyor.) DAVUT SOYUNDANDIR diye İSA'yı çıkartacaksın. Yok artık daha neler?

Bu "olmazların, olabilirliği kabulünün" de dışında bir olay olur. Kuantum kabulleriyle bile, çıkılmaz bu işin içinden. Kozmik bilinç ise daha kendine bakacak güdüye ulaşabilmiş değil. Emekleme safhasında bile değil. Sürekli dönüyor.

Şu anda, "Gel-Git" dalgasının, git safhasında. Sürekli gidip duruyor."Gel" denilesiye kadar "tüm yapabileceği de" bundan ibaret.. "Gel" denildiğinde de, Gel safhasını aynı döngü içinde tamamlayacak. Belki bir dahaki, "OL" değişe kadar, "yok-OL" denilirse yok olacak. "Yok etmek" yaratıcılığın bir etabı / parçası değil mi? Yarattığını yok edemeyen "yarattım" derken yalan söylüyordur. O zaten hiçbir şeyi yaratamamıştır.

Bu zorunlulular nedeni ile maddenin sakınımı kanununu, insanlar mecburen boynu bükük olarak kabul etmişlerdir. Yok olan var, var olanda yok edilemez. Newton yerçekimini anladığında, karşıt bir güç bulduğu için çok sevindi ama o da simyacılar gibi, modern kopyalamacılar gibi, bulduğu kuvvetin "ol demekle" meydana gelmiş, yaratılma kuralları dışında, kullanabileceği hiç bir yetisinin olmadığını anladığında çok üzülmüş olmalı.

Fiziğin kurallarını bu sayede öğrenen ve bizler için bilimsel açıklamalarını yapan Newton, yerçekim kuvvetinin "OL DEMEKTEN" kaynaklanan enerji dönüşümleri olduğunu böylece anlamış.(Enerji sadece kendi içinde dönüştürülebilir kinetik-Potansiyel gibi.) Yaratmakta, yok etmekte sadece "ALEMLERİN RABBİ ALLAH'a" mahsustur.
   
  Matta bu yaptığı nesil atlama yada yok sayma sonucu ortaya koyduğu secerede, yaptığı atlamaları, örtmeleri, ana-baba nakillerini gizlemek içinde ("haydi hep beraber ilahi söyleyelim" tarzı yaklaşımla) 14'lü etaplar misalini vererek dikkatleri kutsiyete, seçilmişliğe çekerek yaptıkları gafları süsülüyorlar. Yazılanların, Tanrısal olduğuna ve oluşturduğu daha doğrusu mucize sanılmasını istediği, (Matta'nın oluşturduğu, daha doğrusu oluşturduğunu sandığı) ifadeye dikkatleri toplayarak "yaptığı örtpas-işini", yaldızlamıştır.

Zerubbail'i, sürgün sonrası doğurtarak /Zerubbabil'in doğumunu sürgün sonrasına erteleyerek, zaten konuyla hiç ilgisinin olmadığını, pekte umursamadığını ortaya koymuş oluyor. Sadece Zerubbabail ismine dikket etseydi veya "Tanrım" dediği İsa'nın, tebliğ ettiği Eski Ahiti iyi okusaydı, Yada sürgün "70" yıl sürmüş olabilir mi? diye biraz araştırsaydı, Kutsal metin yazarlığında daha başarılı eserler ortaya çıkarabilir, 2000 sene sonra bile gülünecek ortamları o günlerden oluşturmamış olurdu. Hem de tabi olduğu kitaptaki "70" yıl kehaneti denilen safsatayı yalanlayan, o kitaba bağlı nadir insanlar arasında yerini almazdı.Tanrı sözü olarak inançlara sundukları kitaba da biraz ciddiyet gelmiş olurdu.

Açıkları örteceğiz. kitapları koruyacağız diye uğraşan ve kitap korumayı kendilerine bağlı olanların imanlarının önünde tutup, 1. asli görevleri olarak gören, Yaldızcıları da bu kadar zorlamazlardı. Çuvalda belli olacak olsada, hiç olmazsa Dünya ölçeğinde var olması mümkün olan çuvala gireblecek botutta olanlarla, uğraşmak bu boyutta olanlardan elbette çok daha kolay olacaktı. Hiç olmazsa ÇUVALLADIK ama bir şeylerde yaptık diye sevineceklerdi.

Zerubbabel'in (Zeru Babel veya Ziri Babel) isminin Babilce olduğu ve “Babil'in zürriyetine” ait olduğunu vurgularmış, yani “Babil'de doğan” anlamına gelirmiş. İsimlerinin Babil'ce olmasının nedenide Zerubbabil'in sarayda önemli bir görev sahibi olmasından kaynaklanıyormuş. (Hatırlanırsa, Babil Kralı Nabukadnessar, Yerşualim'i işgal ettiğinde tahta geçirdiği kralında Matanya olan ismini Sidkiya -Tsedekia- olarak değiştirmişti. Mısır'lı Neko'da Elyakim ismini YehoyaKİM olarak değiştirmişti)

Bu durumda, Babil sarayında görev alacak yaşta olan Zerubbabil'i, MATTA Babil sürgününden sonra doğurttuğu Şatiyel'in Oğulluğuna ATAMIŞ oluyor.Ve bunların hepsinide, HER HARFİ TANRIDAN" dedikleri kitaplarda, KUTSAL RUH denetiminde, TANRI ADINA yapmış oluyor.

ÖZETLE:ÖNCE ÖRTMÜŞ, SONRA DOLDURMUŞ, EN SONDA CİLASI OLSUN DİYE YALDIZLAMIŞTIR En ufak korku duymadan, yaptığı işi Tanrısal ilan edenin yazdıklarına nasıl güvenilir?Herşeyi Matta'nın yazdığı isimler çerçevesinde olduğunu kabul etseniz bile; 41 sayısını üçe bölerek 14'lü gruplar oluşturmanız imkansız.
   
 
   
  Matta'nın seceresinde Babil sürgünündeki etap başlangıcı olarak, liste başına yazılabilecek iki isim var. Bir tanesi, Yekonya, diğeri Yoşiya.

Matta..1/6 İşay da, kral Davut'un babasıydı.DAVUT, Uriya'nın karısından doğan Süleyman'ın babasıydı.
Matta..1/7 Süleyman, Rehavam'ın babası;Rehavam, Abiya'nın babası;Abiya da Asa'nın babasıydı.
Matta..1/8 Asa, Yehoşafat'ın babası;Yehoşafat, Yoram'ın babası;Yoram, Uziya'nın babasıydı.
Matta..1/9 Uziya, Yotam'ın babası;Yotam, Ahaz'ın babası; Ahaz da Hizkiya'nın babasıydı.
Matta..1/10 Hizkiya, Manaşe'nin babası;Manaşe, Amon'un babası;Amon ise Yoşiya'nın babasıydı.
Matta..1/11 Yoşiya, Babil sürgünü sırasında doğan Yekonya ve onun kardeşlerinin babasıydı.
Matta..1/12 Yekonya, Babil sürgününden sonra doğan Şaltiyel'in babası;Şaltiyel ise Zerubabel'in babasıydı.
Matta..1/13 Zerubabel, Abihud'un babası; Abihud, Elyakim'in babası;Elyakim de Azor'un babasıydı.
   
 
   
  Dikkat edilirse; yukarıdaki tabloda österildiği gibi, "Her harfi Tanrıdan" denilen kitaptaki hatayı düzeltmenin dışında, Eski Ahitt'e yazılan nesil sayısına, birebir riayet ederek isimler yazılmış. Yani, arada geçen kuşak sayıılarının aynı adette olmasına, özen gösterek seceresini tamamlamış. Eski ahitte yazan her ismin karşılığına kendisinin uygun gördüğü ismi yazmış.
   
 
   
  Belkide yukarıdaki KENAN ilavesini, yazım hatası sonucu mükerrer olarak kaydetmiş olabilir.Eski Ahit, o zamanlar madde madde değil. SOKAK BAŞLARINDA DA DAĞITILMIYOR. Bilgisayarda da incelenemiyor. Gözler bozulduysa, gözlük seçenekleride mevcut değil. Tek avantajları var, hiç elektrikleri kesilmiyor .

Elbette bu durumda Luka, hata yapmış olabilir. Hatanın kim tarafından yapılmış olması hiç önemli değil, Her harfi Tanrıdan denilen kitapların buna benzer sayısız hatayı barındırıyor olması önemli."Her harfi Tanrı sözü" dedikleri kitaplarının hiçte "İLAHİ BİR BAĞININ" olmadığını göstermesi önemli. Ha! Ali, Veli diye çağırmışsınız, ha! Veli, Ali diye çağırmışsınız ne farkeder, hangisinin önce geleceği yakınlıklarına, duymalarına ve reflekslerine ve sizi umursamalarına bağlı.

Her harfi Tanrıdan denilen kitaplarının hiçte öyle yaldızlamalarla iddia ettikleri gibi; "ilahi" bir değere sahip olmadığının, kendi elleri ile yazdıkları ifadeler ile ortalığa serilmiş olması önemli.

Üstelik Kutsal metin yazarlarıda birbirleri ile irtibat halinde. İsa gibi mucizelerle gelen bir kişinin hizmetlisi olmak demek inanılmaz saygı duyulan, büyük onur veren ulaşılmaz birşey olsa gerek.

Tanrının Oğlu olduğunu, ilan ettiğiniz bir kişinin tanıtımını yapıyorsunuz.
Sonsuz yaşamı var yada yok edecek, herşeyin Yaratılışında var olmuş olanı anlatıyorsunuz.
Yargılamada son kararı verecek, tüm ulusları yargılayacak, yaşam ağacından kim yiyecek kimler yemiyecek kararını verecek olanı duyuruyorsunuz.
Kendi kuşağınız yok olmadan,ışıklar içinde gelerek, kendisine bağlı olanları kurtaracağını söylediğinizin hayatını yazıyorsunuz.

Sonra kalkıp onun doğum yıllarını, doğumunu atarak "işte TANRI İSA böyle doğdu" diye, kutsal damgalı olarak ortalığa sürüyorsunuz.Bu payelere eriştirilmiş olan kişilerinde, ona karşı olan hizmetlerinde kusur etmemeleri, İsa'nın adını yüceltmeleri yolunda, 1. şart olsa gerek.

"Bu amaçla her bir araya gelişlerinde İSA konuşulmalı, onun hakkında elde olan bilgiler ortaya koyulmalı, yanlışlar düzeltilmeli, eksiklikler giderilmeliydi", çıkarımı sadece temennide kalmış gözüküyor. Öyle olmasa bu kadar çelişkili mektupları yazabilirler miydi? Birbirleri ile dolaylıda olsalar ilişki içinde olanlar bir araya geldiklerinde birbirlerinden bilgimi sakladılarda 12 yıl fakla İKİ İSA portresi ortaya çıktı. Kitaplarda iptaller ve ilaveler yapıldı.

Peki! hiç mi bir araya gelip SECERE KONUSUNU tartışmadılar?
Birbirlerini yanlışları hakında neden uyarmadılar.
Yoksa o zamanda kafalarında farklı İSA'lar vardı da, tartışmalardan bir sonuç elde edemiyorlar mıydı?
Matta'nın vergi memuru oduğunu bilen Luka, neden 12 yıl farkında direndi?
Ustası Markos, Luka'ya başka bir İsa'yı anlattıda, Luka onu mu yazdı?
Matta'da, Markos'un evinde İSA ile toplantılara katıldığına göre, nasıl oluyorda farklı İsa hayatları ortaya çıkıyor...vb..?

İşte LUKA, MATTA, MARKOS, PAVLUS irtibatlarını ortaya koyan kendi ifadeleri.

Matta...9:9 İsa oradan geçerken, VERGİ toplama kulübesinde oturan birini gördü. Adı MATTA olan bu adama, «Ardımdan gel» dedi. Adam da kalkıp İSA'nın ardından gitti.
Matta...9:10 Sonra İSA, MATTA'nın evinde sofrada otururken, birçok VERGİ görevlisi ve günahkâr birçok kişi gelip O'nunla ve öğrencileriyle birlikte oturdu.

Bu konuyu Markos'ta doğruluyor...Markos'un ve Luka'nın LEVİ diye bahsettiği MATTA imiş. ALFAY oğlu LEVİ yani ALFAY oğlu MATTA

Markos.........2:14 Yoldan geçerken, vergi toplama kulübesinde oturan ALFAY oğlu LEVİ'yi gördü. Ona, «Ardımdan gel» dedi. LEVİ de kalkıp İSA 'nın ardından gitti.
Markos.........2:15 Daha sonra İsa, LEVİ'nin evinde yemek yerken, birçok VERGİ görevlisi ve günahkâr birçok kişi O'nunla ve öğrencileriyle birlikte sofraya oturmuştu.......

LUKA'da MATTA'nın VERGİ MEMURU OLDUĞUNU BİLİYOR. İKİSİNİN ANLATTIĞI İSA'lar ARASINDA, 12 YIL FARK OLMASINA RAĞMEN AYNI OLAYI AYNI,

Luka..............5:27 Bu olaydan sonra İSA dışarı çıktı, VERGİ toplama kulübesinde oturan LEVİ adında bir VERGİ görevlisini gördü. Adama, «Ardımdan gel» dedi.
Luka..............5:28 O da kalktı, her şeyi bırakıp İSA'nın ardından gitti.

ÜSTELİK PETRUS ve LUKA'nın HOCASI MARKOS'ta, MATTA ile AYNI TOPLANTILARA KATILMIŞ. (Elçilerin İşlerinin yazarıda LUKA imiş)

Elçilerin İşleri..12:12 Petrus olanların farkına varınca MARKOS diye tanınan YUHANNA'nın annesi Meryem'in evine gitti. Orada birçok kişi toplanmış dua ediyordu.
Elçilerin İşleri..1:13 ..... Petrus, YUHANNA, Yakup, Andreya, Filipus, Tomas, Bartalmay, MATTA Alfay oğlu Yakup, Yurtsever Simun ve Yakup oğlu Yahuda oradaydı.

İSA'nın, Matta'yı "peşimden gel" diye götürdüğü evde Markos'un annesi Meryem'in evi. Luka ile Matta birbirleri ile karşılıklı görüşmemiş olsalar bile, birbirlerinden haberdarlar. O kanaldan haberleşebildikleri gibi; Pavlus ekibi olmalarından ötürü zaten sürekli Markos, Luka, Pavlus birlikteliği var.

2 Timoteyus....1/11 Yanımda yalnız LUKA var. MARKOS'u alıp beraberinde getir. O, yapacağım hizmette bana yardımcı olur.
Filimun...........1/23-24 Mesih İsa uğruna kendisiyle birlikte tutuklu bulunduğum Epafra, emektaşlarım MARKOS, Aristarkus, Dimas ve LUKA sana selam ederler.
Koloseliler......4/14 Sevgili hekim Luka ve Dimas da size selam ederler.

YUHANNA PETRUS İRTİBATI
Yuhanna ......21/23 ......Ama İsa PETRUS'a, «O ölmeyecek» dememişti. Sadece, «Ben gelinceye dek ONUN YAŞAMASINI istiyorsam, bundan SANA ne?» demişti.
Yuhanna ......21/24 Bütün BUNLARA TANIKLIK EDEN ve BUNLARI YAZAN ÖĞRENCİ budur. ONUN tanıklığının doğru olduğunu biliyoruz

PETRUS PAVLUS ve PETRUS MARKOS İRTİBATI
2 Petrus .......3:15 Sevgili kardeşimiz Pavlus'un da kendisine verilmiş olan bilgelikle size yazdığı gibi, Rabbimizin sabrını kurtuluş fırsatı sayın.
1 Petrus .......5/13 Sizinle birlikte seçilmiş olup Babil'de bulunan inanlılar topluluğu ve oğlum Markos size selam ederler.
   
 
   
  Sadece "isimleri" iyi bir araştırmacı. (kendisi kendisini öyle nitelendiriyor). "Araştırarak yazdım" diyor. "Tanrı sözlerini çok iyi bir inceleme sonucu bularak, onlara ulaşarak yazdım" diyor. "Tanrı bana gözüktü" yazdım demiyor. "KUTSAL RUH dedi ki" demiyor. Zaten Luka gerçeği söylüyor.İsa'yı görmemiş, İlahi hiçbir varlık görmemiş, herhangi bir şekilde esinlenmemiş, bir yerlerden ilhamda almamış sadece araştırmış ve yazmış.O kadar iyi araştırmış ki; İSA'nın doğumunu 12 yıl farkla işlemiş. Kral Hirodesleri karıştırmış.

Pavlus ve Yuhanna, bir takım ilahi olarak nitelendirdikleri, varlıklarla irtibatta olduklarını söylüyorlar ama diğerleri böyle bir vurgulamada bulunmamış. Pavlus'a, İsa'nın gözükmesi Yuhannanın, melekler tarafından alınıp Tanrı tahtına getirilimesi dışında esinlendim diyende yok.

Lıka'da "Rab dediki, aldılar götürdüler" demiyor. "Titiz araştırmalar sonucunda elde ettiğim bilgileri sırasına göre yazdım" diyor. Tefilos denilen bir kişiyi, İsa'dan haberdar etmek için yazıldığı anlaşılan bir metni, bugünün Hıristiyanları Kutsal kitap olarak benimsemiş durumda. Oysa, Luka daha İSA'nın ne zaman doğduğunu bile doğru araştırıp yazamamış.

12 yıl farkla başka bir İSA'yı anlatıyor. İsa'nın doğduğu zamandaki Kralı bilemeyen, İSA konusunda nasıl doğru fikir sahibi olmuş olabilir? Yaptığı nasıl bir araştırmaymış ki Hirodes'i atlamış. Oğul III Hirodes'le karıştırmış. Yahya'nın ve İsa'nın öldürülme olayında, Matta gibi, Luka'da III Hirodes'in isminden bahsetmiş. Ama III Hirodes'ten bahsetmekle; Yahya'yı ve İsa'yı 12 yaş küçültmüş. Elbette titiz bir araştırmacı olması nedeni ile bu yaptığının farkına varamamış.

Luka'ya göre: 2011yılbaşında, İsa'nın 2005. doğum günü kutlanması gerekiyordu. Matta' ta sağ olsaydı, o'da İsa'nın 2017. doğum gününü kutlardı. Matta ve Luka kitaplara bağlı olan, "her harfi Tanrıdan diyerek" o kitaplara bağlı olan, Vatikan'sa 2011. doğum gününü kutladı. Elbette tüm Protestan, Ortodoks ve diğer hıristiyan din önderlerine bağlı kurumlarla birlikte.

Ya! birde araştırmayıp, hep Pavlus'la oturarak yazmış olsaydı, vay haline Hıristiyanların. Ya İsa vergi memuru Matta'yı görüpte çağırmasaydı, Luka nereden esinlenerek incelemesini tamamlayabilecekti.

Luka..1/1-3 Sayın Teofilos, Birçok kişi aramızda olup bitenlerin tarihçesini yazmaya girişmiştir. Nitekim başlangıçtan beri bu olayların görgü tanığı ve Tanrı sözünün hizmetkârı olanlar bunları bize iletmişlerdir. Ben de tüm bu olayları ta başından özenle araştırmış biri olarak bunları sana sırasıyla yazmayı uygun gördüm.
   
 
   
  İçinde olan yanlışlıklara çelişkileri göz aradı ederek, sadece vaadlere inanmak pek akıl karı birşey değil. Hiç kimse "çelişkilerden bana ne, beni vaadler kısmı ilgilendiriyor yaklaşımı ile ahiret yaşamını tehlikeye atmak istemez. Yaşadıkları fiziki olayları karıştıran, yanlış isim ve tarihler verenlerin, vaadleri doğru bir şekilde verme ihtimali var mı?

Yazmış oldukları metinlerin, ilahi bir bağı olmadığı zaten açıkca belli, bu durumda kurtarıcı, müjde gibi albenili sözlerin ne geçerliliği olabilir? O sözler yaldızlama sözleridir. Hz. İsa'dan gelen, onu tarafından tebliği edilen İNCİL'İN izlerini silmek, imani tüm davetlerin üzerlerini örtme gayretinde olanların, kullandıkları maskeleme yöntemleridir.

Kendileride biliyorlar kurtarıcı vaadi olmadan böyle bir kitabın insanları imani açıdan kurtaramayacağını. ALLAH'ın hesap gününden kurtulabilmeleri için mutlaka bir kurtarıcıya ihtiyaçlarının olduğunu. Kendi kendisini İmani hiçbir değeri olmadığını söyleyen, kurtulmak için kurtarıcı öneren tek (gelmiş geçmiş hertürlü inançlar) dini kitap belkide budur.

Tanrının Oğluna sahip olan ama kurtulmak için ufku tarattıran inanç sistemi. Tanrının Oğlu geliyor ama kitaplarını, hayatını, görüşlerini ve müjdelerini yazmayı içinde yaşadığı yılları bilmeyenlerle, eski din düşmanı Fersi'ye ve isimleri bilinmeyen ama mektupları kutsalların arasına dahil edilmiş olan, meçhullere bırakıyor. Hemde her birine birer parça ısmarlayarak yapıyor bu işi.

Hiç kabul edilebilir bir yanı var mı bu durumun? Oğul Tanrı kitap yazdırmak isteyecek, bula bula eski inanç düşmanı, kendisinin de defalarca lanet okuduğu, Pavlus'a özel meleklerini gönderek, ona buna selamlarla dolu kitaplar yazdıracak. Yazdırdığı metinleride mektuplar halinde oraya buraya göndermesini isteyecek (içeriğinde kişilere özel mesajlarından anlaşılıyor) Ordan-burdan, oraya-buraya yazılan sitem dolu metinleri de "her şeyide tanrı sözüdür" diye onaylayacak.

Yolda kaybolan, zayi olan, imha edilen, saklanan, konsillerde göz ardı edilen metinler, KUTSAL KİTABA GİRME haklarını kaybeder şartı ile Pavlus ve arkadaşlarına bu işi havale ediyor. Yazdırdıklarının içine, münasip lisanla bir takım görüşlerin de yazılmasını uygun buluyor.

Yazdırılmışların yanına ilave edilen, sahipsiz metinlerinde, kutsallar olarak onanma sözüde Oğul Tanrı tarafından veriliyor. Butür sözlerden sonra, "KUTSAL METİN YAZMA İŞİ" metin yazarlarınca kabul ediliyor. Yeni Ahit'in içeriğine, çelişkilerine, yazılış hikayesine ve derlenme macerasına bakıldığında, ancak yukarıdaki esaslar çerçevesi içinde, meydana getirebilmiş olabileceğini düşünüyorsunuz.

İçerikteki, tüm hataları, tuttarsızlıkları görmemezliğe gelip, sadece güzel hayaller kurduran sözlerle kurtarıcı beklemekte pek anlaşılır birşey değil. Hayaller için bir şeylere bağlanmak, doğru lamasını temenni etmek, yanlışları örmemek için gözleri kapamak, gerçekleri değiştirmiyor. Herşey, gözler kapatılmadan önce nasıl bırakıldıysa aynen öyle duruyor. Geçen sadece zaman oluyor. Görmek için gözleri açmak gerekiyor.

İleriye yönelik vaadlere / sözlere dayanan ifadelerin doğruluğundan emin olabilmek için o kitap içinde hiç çelişki ve tutarsızlık bulunmaması gerekir. Bu ilahi kitapların olmazsa olmazıdır. Çelişki o kitabın sağlamlığını gösterir.

ALLAH, içinde hiç çelişkisi olmayan kitap indirmekten aciz mi?
ALLAH, hiç içinde çelişki bulunan bir kitap indirir mi?
"ALLAH, çelişkili kitap indirdi" demek, kusur / eksiklik isnat etmek olmaz mı?

Düşünsek; Çelişili kitap indirilmiş olsa; hangi esslara daynarak kullar sorgulanabilir?
Ellerde, çelişkiler yumağı kitaplar olsa; kimleri hangi kuralları çiğneme yada yerine getirme yüzünden cezalandırabilr yada mükafatlandırabilir?
Hangi kuluna"BEN SİZE DEMEDİM Mİ" diye sorabilir.
Elinizdeki gönderdiğim itaba neden uymadınız diye sorabilir mi?

Bu ve buna benzer nedenlerden dolayı İLAHİ KİTAP ÇELİŞKİSİZ olur.
ALLAH, gönderirse; KİTAP ANLAŞILIR olur.
ALLAH, gönderirse; KİTAP KURTARICI olur,
ALLAH, gönderirse; KİTAP REHBER olur,
ALLAH, gönderirse; KİTAP RAHMET olur.
ALLAH, gönderirse; KİTAP SIĞINAK olur,
ALLAH, gönderirse; KİTAP ÖĞÜT olur,
ALLAH, gönderirse; KİTAP ÇELİŞKİSİZ olur,

Ayrıca bir kurtarıcı bekletmez. Çünkü; kitap verilmesinin ve kitabın kemale erdirilmesinin manası budur. Rehberdir, Rahmettir, Öğüttür. Kurtuluş için tüm imani değerleri içinde barındırır.
   
  Kitabın güvenirli olabilmesi için çelişkisiz olması gerekiyor. Ahiretle ilgili, hesap günü ile ilgili, sevap, günahla ilgili farklılıkları ortaya koyarak kitabın yada kitapların güvenirliliği ile ilgili bir sonuca varılabilir mi? Hayır. Her din kendi kitabının doğruluğuna inanmasa, o dinde işi ne? Dini, İMAN boyutunda değilde İNANMA olarak alındığı sürece, kimse "yoğurtum ekşi" demez.

"Sizde öyle olabilir ama bizde böyle" denilerek, tartışmalar bitiriliverilir. Bu yöntem sadece dinler arası değil, Mezhepler, cemaatler, topluluklar hatta kişiler arasında da böyledir. Esasında, dinlerin en zayıf olduğu yerlerde bu tür imani değerler içeren ifadelerdir. Çok yorum yapılabilir, dolaysıyla çokta hata yapılabilir. Ama her hata mana boyutunda olduğundan, en fazla "bizim inancımız bunu emrediyor" tarzında kestirimlerle konu kapatılıverilir.

Oysa, ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH" imanına sahip olanlarda böyle bir kaçış kapısı asla olamaz.
Çünkü o, doğruyu bulmak, doğru yolun denge noktasından sapmamak zorundadır.
Çünkü o, kurtuşun ancak rehber olarak verileni takip etmekle, ALLAH'ın Rahmetine nail olabileceğinin farkındadır.
Çünkü o, bölünmelerle, konu kapatmalarla, olay saptırmalarla, zorla kabul ettirmelerle, mezhep, cemaat değiştirmelerle, dinler arası transferlerle, sadece bizimki doğru olsun demelerle, ALLAH'IN, LÜTFUNA NAİL olamayacağını bilir.
Çünkü o, hesap gününde hesap vereceğini, yanlş yolda olursa kimsenin kendisini kurtaramayacağını da bilir.
Çünkü o, davetcinin çağrısını işitmiş, ALLAH'ın mesajını (Kur'an'ı Kerim) almış / okumuş ve mesaj gereği davete icabet etmiştir.
   
  Kitabın en zayıf yerinin İmani ifadeler olduğunu söylemiştik. Peki! en kuvvetli en sağlam yeri neresidir. Elbetteki, tarihi olaylar, isimler, coğrafi bilgiler ve secerelerin oduğu ifadelerdir. -0- (sıfır) hatanın olması gereken konular bu ve buna benzer konulardır. Çünkü orada verilen isimler, tarihler zaten yaşanmış olaylardır. Gayp haberleri değildir. Bilinen olaylardır.

İçinde bulundukları yada atalarından duydukları olaylardır.Efsanelerle, belgelerle, kalıntılarla, törelerle, kültür aktarımlarıyla yaşanılan zaman içinde haberdar olunabilen olaylardır. Sanal hiç birşey yoktur. Herşey somuttur. Bu nedenden dolayı, kitapların en sağlam yerleri bu ifadelerin buunduğu yerlerdir.

Birlikte yaşadıkları, aynı zaman dilimi içinde bulundukları kişilerin isimleri yanlış yazılıyor, tarhler karıştırılıyor, olaylar unutuluyorsa o kitabın ne inandırıcığı kalır nede güvenilirliği. O kitap somut şeylerde, bu hataları defalarca ve futursuzca yapıyorsa, vaadler, mükafatlar, müjdeler, kurtuluşlar zaten YALANDIR.

Kapaklar arasında bulunanlar, İlahi hiçbir değeri olmayan metinler topluluğundan öte birşey değildir. "DİN" kitabı olamaz, ancak "DİNİ" bir kitap olabilirler. O'da zararlı dini kitaplar kategorisine alınmaları şartı ile. Hiç bilgi olmaması, yanlış bilgi olmasından çok daha iyidir. Hiç olmazsa, insan düşünür arayış içene girerde, iyi niyetine göre, ALLAH'ın, yardımına nail olabilir? Yanlış şeylerin peşine takılıp hepten sapkınlık içinde kaybolmaktansa, olduğu yerde kalması onu için daha hayırlı olur.
   
  Babasının dedesinin ismini veremeyenler, 500-600 yıllık dilim içinde nasıl oluyorda yollarını bulup, İsa'ya ulaşmış olabilirler? TANRI, Kutsal Ruh , özel melek, ilahi görünümlerle demesinler yada YALANCI OLAN "KUTSAL RUH" dediklerini bulup, onu ve yazdırdıklarını kitaplarından silsinler.
   
 
   
  Matta görüldüğü gibi, elini yine sıkı tutup 600 yıllık mesafeyi 12 nesille geçivermiş. Bu duruma göre her nesil, 50 YAŞINDA nesli devam ettiren çocuğun sahibi olmuş oluyor. (Eğer biri erken yaşta çocuk sahibi olrsa diğerleri daha geç yaşta çocuk sahibi olmak zorunda) Buna rağmen "o anne tarıfını yazmış olabilir dedileri Luka ise elinin korkaklığını giderip aynı süreyi 21 nesille tamamlamış. (Her erkek, ortalama 28 yaşlarında nesli devam ettirecek, çocuğun sahibi olmuşlar)

Davut'tan, 20-21 nesil sonra ŞATİYEL'i, "şıp diye" bulan LUKA, başka soylardan dolaşarak yine "şıp diye" 20-21 nesil sonra Yusuf'u buluvermiş.Bulmuş bulmasına da, vergi memuru Matta'nın yazdığı Yusuf'u bulamamış anlaşılan. Çünkü Yusuf'ların baba isimleri aynı değil. Zaten Luka için anne tarafını yazmış demiyorlar mıydı? O halde isimlerin benzememesi kadar doğal birşey olamaz. Buda doğru.

Herşey doğruda oradaki Yusuf, anne soyunu temsil ediyorsa, bu durumda da "YUSUF" İSA'nın dedesi, MERYEM'in de babsı konumunda olmuyor mu? Secerede baba ismi var, anne tarafında ise dede ismi var iddiasında bulunsalar bile, o secerede MERYEM ismi mutlaka olmalı. İSA'nın biyolojik bağı olmamasına rağmen, İSA'nın doğması için Babaya da ihtiyacı yokken, baba ismi secereye yazılıyorsa, KUTSAL BAKİRE unvanlı, MUCİZEVİ DOĞUMUN sahibi MERYEM, ANNE olarak mutlaka yazılmalıydı.

İSA, baba Yusuf ve dede Yusuf'tan mı olma? Luka'da baba soyunu yazmış ama başka bir koldan. Babil sürgününde Davut soyunu da, işledikleri Süleyman dalının tükendiğini gördüğü için bu secereyi ortaya atmış olabilir.

OYSA; MATTA'da, LUKA'da, onlara ses çıkarmayanlar da, desteklerini bizden esirgemedi dedikleri "Kutsal Ruh'ları" da, esinlendirici özel melekleride, biliyorlar ki yazmaya çalıştıkları MARANGOZ YUSUF'un SECERESİ

MARANGOZ YUSUF'un SECERESİNİ YAZDIKLARINI BİLİYORLARSA, BU SECERENİN İSA'yla da, BİR İLGİSİNİN OLMADIĞINI BİLMELERİ LAZIM. Yazdıkları soyun kutsal olup, olmamasının İSA'la ne ilgisi olabilir? O saydıkları isimlerden, İSA'ya bulaşan bir gen yok ki. O saydıkları isimlerden bulaşan bir gen varsa, kutsal metin yazarları tarafından İSA'nın babalığına tayin edilmiş bulunan, Yusuf'adır.

Luka......1:30 Ama melek ona, «Korkma Meryem» dedi, «sen Tanrı'nın lütfuna eriştin.
Luka......1:31 Bak, gebe kalıp bir oğul doğuracaksın, adını İsa koyacaksın.
Luka......1:32 O büyük olacak, kendisine `en yüce Olan'ın Oğlu' denecek. Rab Tanrı O'na, ATASI DAVUT'un tahtını verecek.

....DİYORLAR ama DAVUT saydıkları secereye göre nasıl İSA'nın ATASI olabilir? Babasız doğması, mucize hamilelik sonucu doğması, İSA'nın genlerini eşsiz ve tek olduğunu gösterir. Sayılan her iki secerde de, MARANGOZ YUSUF son isim. Hani MERYEM'le bitse, yine "Davut soyundadır diye yutturmaya çalışıyorlar" denilebilir ama saydıkları secerede ne MERYEM'in, ne AİLESİNİN ismi var. Bu durumda İSA'ya, DAVUT'un atalığı NEREDEN BULAŞMIŞ olabilir?

Meydanı boş bulmuşken sallayıp durmuşlar. Devekuşu beslemişler ki, attıklarıda yenmiş yada yenir gibi yapılıp kabalığa kaçılmamış, nezaketsizlik olur diyede yüzlerine fazla vurulmamış. Onlar öyle diyorsa öyle inansınlar denilip geçiştirilmiş. Ama bu tür hoşgörüyü, bilançolarının kar hanesine yazanlar, adım adım ilerleyerek, DİNLERİN DİYALOĞU diyerek, deplasman yapmaya, Hz. Muhammd'e, KUR'AN'I KERİM'E karşı kurdukarı cümlelerinde, Müslümanlığı hakirlik seviyesinde eleştirmelere başladılar. Müslüman mahallesinde satılmayacak ne varsa, davetlerine çağrılarına ek paketler olarak ilave ettiler.

Saydıkları soyun, isimlerle gösterdikleri "dal" iki kez zaten yok oluyor. Biri Kraliçe Atalya zamanında, diğeri Babil sürgünün de YehoyaKİN ile. Üstüne üstlük, soyun yok olduğu konusunda ki itiraflar üst düzeyden. Zerubbabil'in kimin çocuğu olduğu konusunda, Ahit yazarları, Peygamberleri yanı sıra, Tanrı olarak işaret etiklerinin bile ihtiafları var.
Davut soyu onların kutsal metinlerine göre zaten bitiyor. İsrail Tanrısı bile umutsuz olamalı ki Zerubbabil'e "seni seçtim, seni mesh ettim, seni Mühür yüzüğü yapacağım (Davut yüzüğüne rakip), sana ve soyuna tahtları vereceğim ..vb"..diyor.
   
  BABİL SÜRGÜNÜNDE BİTEN KUTSAL DAVUT SOYUNUN İŞLENDİĞİ "ZERUBBABİL ve DAVUT SOYU" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  İsa'larının Babasız olduğunu söyleyenler kendileri. Kendileri söylüyorlar ama kendi söylediklerine kendileri inanmayıp yalanlıyorlar. Hem babasız diyorlar, Hemde "Kutsal Bakire" dedikleri Meryem'i, Marangoz Yusuf'la evlendiriyorlar. Meryem'in ilişkiye girmeden hamile kalmış olacağına inanmasalar bile, hikayenin devam etmesi için de Melekle, Yusuf'u tembihliyorlar.

Matta.......1:18 İsa Mesih'in doğumu da şöyle oldu: annesi Meryem, Yusuf'la nişanlanmıştı. Ama evlenip birleşmelerinden önce Meryem'in Kutsal Ruh'tan gebe kaldığı anlaşıldı.
Matta.......1:19 Meryem'in nişanlısı Yusuf, doğru bir adam olduğu ve onu herkesin önünde utandırmak istemediği için ondan gizlice ayrılmak niyetindeydi.
Matta.......1:20 Ama böyle düşünmesi üzerine Rab'bin bir meleği ona rüyada görünerek şöyle dedi: «Davut oğlu Yusuf, Meryem'i kendine eş olarak almaktan korkma. Çünkü onun rahminde oluşan, KUTSAL RUH'tandır.

Luka......1:26-27 Elizabet'in hamileliğinin altıncı ayında Tanrı, melek Cebrail'i Celile'de bulunan Nasıra adlı kente, Davut'un soyundan Yusuf adındaki adama nişanlı olan bir kıza gönderdi. Kızın adı Meryem'di.

Hiç Kutsal Bakire ilan edilen, o şerefe nail olan biri, bir başkasıyla ÜSTELİK ÇOCUĞU DOĞURMADAN nişan, flört, birlikte olmak, düğün, yatak faslı yapabilir mi? İftiraya kurban gitmesin diye, hiç bir erkekle yan yana gelebilir mi? Aksi durumda kimse inanmaz. "Benim hanımda öyle doğum yapmıştı" diyerek ne kadar inandığını ortaya koyar.
   
  Doğumun MUCİZE OLDUĞU anlaşılmalı ki, bağlılıklar artsın. Yapılmak istenen şey yerine gelsin. Burada amaç Hz. Meryem'den HZ. İSA'nın doğması değil ki. Buradaki amaç MUCİZEVİ BİR DOĞUMLA insanların TANRI anlayışını, İLAH anlayışını biçimlendirerek kuvvetlendirmek. İnançları "ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH'a" yöneltmek.

Hiç birşeyi yapamayan, yaratılmış olmakla birlikte, toplumların inançlarını işgal etmiş İKON TANRILAR yerine, herşeye muktedir olan "ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH'a" İMAN etmelerini sağlamak. Hz. İSA'nın Dünya'ya gelişindeki daha doğrusu geliş şeklindeki amaç buydu. Hz. Meryem'in, mucizevi hamile kalmasını ve Hz. İsa'nın babasız doğduğunu ilan etmenin de amacı buydu. Doğumunun hemen arkasından, mucizevi oduğunu gösteren işlevleri yerine getirmesinin de, ilahi bildirimler de bulunmasının da amacı buydu. (tersi olsaydı Hz. Meryem recm edilebilirdi?) Yoksa Hz. İSA'da yaratılmış bir insan. Hz. İsa'yı mucievi yapan, Annesi Hz. Meryem'in hamile kalması ve Hz. İsa'nın doğumu. Doğumunu da körletilirse geriye kutsal metin yazarlarının, yıldızbilimcileri, kahinleri, çobanları, Cincileri kalır.

Davetlerin, çağrıların, "ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH' tarfından geldiği iyice bellensin diye, Mucizelerle donatılan Hz. İsa, mucizevi bir oluşumdan sonra ortaya çıkarıldı. Mucize doğum, mucizeleriyle gelenle pekişebilirdi. Doğan doğduğu gün mucizelerini göstermeye başladı ki, doğumun İLAHİ olduğu toplumların bilinçlerinde yer etsin
   
  Yoksa kim inanır, doğuranın mucizevi hamile kalışına. Kim inanır doğanın mucize bir olay sonucunda, GÖREV İÇİN dünyaya geldiğine. Kutsallığa inanmaları için, hamilelik döneminden başlayan farklılıklar olmalı / işaretler olmalı.

Yoksa; o devirde sıkca örnekleri görülen, Tanrılık iddiaları olarak geçiştirirler. Hıristiyanların çok sevdiği Gök kraliçesi, Kutsal Anne Semiramis'in oğluda Tanrı Marduk'muş. Firavunlar gibi..

Tanrısal olmadığına inanmamış olmalılar ki, biri "Tanrının Oğlu" ismini koyarken, diğeri "Tanrı bizimle" isminin koyulduğunu söylüyor. Bu isimleri de "koyulmuş olsun" diye yazdıkları muhakkak. Yukarıda da gördüğünüz gibi birbirleriyle alakasız İKİ İSA profili var.

Matta.......1:22-23 Bütün bunlar, Rab'bin peygamber aracılığıyla bildirdiği şu sözün yerine gelmesi için oldu: «İşte, kız gebe kalıp bir oğul doğuracak. O'nun adını İmanuel koyacaklar.» İmanuel, `Tanrı bizimle' demektir.
Luka........1:35 Melek ona şöyle cevap verdi: «Kutsal Ruh senin üzerine gelecek, en yüce Olan'ın gücü senin üstüne gölge salacak. Bunun için doğacak olana kutsal, Tanrı Oğlu denecek.

Kendi devirlerinde yaşamış, MUCİZEVİ DOĞUM yapmış, doğduğu günden beri MUCİZELER sergileyen, Annesi Kutsal bakire olan, TANRI dedikleri İSA'nın doğumunu ve doğum tarihini bilmeyen, kutsal metin yazar statüsündeki, İNANÇ satıcıları, DİN kurucuları.

Kurmak istedikleri din içinde, OĞUL TANRI unvanı verdikleri, TANRI konumunda gördükleri İSA'yı bilmiyorlar. Tanrı ilan ettikerine SOY-SOP isnat ediyorlar. İsnat ettikeri soyda, gen olarak, kalıtım olarak, kan olarak İSA'yla hiç ilintisi olmayan MARANGOZ YUSUF'a ait.

Annesi Meryem'i yazsalar, doğru olmasa da kimsenin gıkı çıkmaz (Olur mu? olur denilebilir). Ama yazdıkları her iki secerede, YUSUF'la bitiyor. Sonra yaldızcılar çıkıp, Luka ANNE soyunu yazmış olmalı diyorlar.

Ve HER İKİSİDE YUSUF'la bitiyor ama YUSUF'ların BABA isimleri de farklı. İSA'nın sembolik babasının ismi Matta'ya göre MARANGOZ YUSUF, Luka'ya göre de (mesleğini söylemiyor.Ama Matta'dan aynı sözlerini alıp kullanmış)YUSUF.

Matta'ya göre YUSUF'UN BABASI.....iken AYNI YUSUF'un BABASI Luka'ya göre.....Matt'nın MARANGOZ YUSUF'U en az M.Ö. 6 yılında çocuk sahibi olmuşken, Luka'nın YUSUF'U en erken M.S. 6 yılında çocuk sahibi oluyor. Tam 12 yıl fark var. Bu farkta minumum ölçüdeki fark. bunun üstüne ilave yapılabilir ama asla eksiltilemez. Kiliselerin İSA'sıda daha önce değindiğimiz gibi Matta ve Luka'nın yıl olarak Aritmetik ortalaması oan Milad -0- doğumlu olan İSA.
   
 
   
  Onların İSA, TANRI, BABA kabulleri çerçevesinde değerlendirirsek
"YAKUP'tan DOĞMA YUSUF ile ELİ'den DOĞMA YUSUF'un oğlu İSA" tarifli bir tanımlama ortaya çıkıyor.

Oysa kitaplarında sembolik babasıyla, biyolojik Annesi arasındaki tanımlama şu şekilde..
"YAKUP'tan DOĞMA YUSUF ile xx!den doğma MERYEM oğlu (Kusal Ruh ilintili) İSA" .Böyle bir tanımlama üzerine kurulmuş Tanrının oğlu tezi var.

Bu tarifte, Meryem tarafında YUSUF'A ihtiyaç olmadığı gibi, BABA tarafında da YUSUF'a ihtiyaç yok.
Kutsal Ruh aracılığıyla hamile kalan ve MUCİZESİ; "BABASIZ DOĞMASI" olan İSA'ya BABA isnat etmek (kendi yazdıklarıyla bile) İNANÇSIZLIĞIN GÖSTERGESİ olarak ifade edilebilir.

Mitra gibi, Yunan tanrıları gibi PAGAN inançları içinde, İNANMA SİSTEMLERİNİ geliştirmiş olan yazarlar,
Kitaplarında, ilahi maskeli dini söylemlerde, ilahi damgalı bildirimlerde, Tanrı dediklerinin adına yapılan bu tür sallamalara alışık olanlar,
Tanrı olarak benimsediklerinin, söylediği bir çok şeyi (esasında hiç bir şeyi) gerçekleştiremediğini ve o kudretten yoksun olduğunu bilenler,
İSA ile duydukları, TANRI OLGUSUNUN / TANRI İNANCININ da böyle bir şeyi yapamayacağını zannetmiş olmalılar ki; BABA soyu ilan etmeye, secere yazmaya karar vermiş olmalılar.

Bu durumda, elbette seçilecek soy kutsal bir secereye bağlanmalı ve kutsal damgası yemiş isimler içermeliydi. Eski Ahit kitaplarındaki, İsrail Tanrısını kutsal soy olarak nitelendirdiği DAVUT seceresi, İSA için tamda biçilmiş kaftandı. Arkasında yazan, gizlediğine bakmadan üzerine atladılar. Amaçları Yahve'ye, İsrail tanrısına hizmet etmek olan, Yeni Ahit yazarları böylece yazdıklarına, birde geçmiş elde etme olanağını bulmuşlardı.

İsrail Tanrısı, "Davut soyunun" sonsuza kadar saltanat süreceğini ve kurtarıcının da o sinsile içinden çıkacağını defalarca belirtmemiş miydi? Yada İsrail Tanrısına belirttirilmemiş miydi?

Kutsal Yüzük sahibi Davut'tan daha başka bir soy düşünmek, Ahit'in ruhuna tersti (her ne kadar Babil sürgünü sırasında İsrail Tanrısı yeni aday olarak Zerubbail'i seçmiş olsada daha önce kutsal ilan edilmiş bir soy verilmiş sözler vardı ) Böylece İSA'yı, en kutsal soydan olduğunu göstermek için, İSA'yı oraya oturtuvermişler.

Oysa; İSA'ya kutsal soy biçerlerken, ASIL KUTSALLIĞIN KENDİSİ OLAN; "İSA'nın BABA SOYU OLMAMA" KUTSİYETİNİ / İMANINI / MUCİZESİNİ YOK ETTİLER.

KUTSAL RUH'tan, KUTSAL BAKİREDEN gelen, KUTSAL İNSAN İSA'yı, YARATILMIŞ bir soya monte ederek, Böyle bir oluşuma inanmadıkların en başından ilan edivermiş oldular.

İLAHİ OLAN "KUTSALLIK MÜHRÜNÜ"; İNSANİ İLANLARLA KUTSAL KABUL EDİLEN, İÇİNDE İNANILMAZ SAYIDA SAPKINLIKLARI ve SAPKINLARI BARINDIRAN SECEREYLE YOK ETMİŞLER

ÖZETLE: İLAHİ KUTSALLIĞI, İNSANİ KUTSALLIK KABULÜYLE DEĞİŞTİRMİŞLER. VE ORTAYA.....
"GERÇEK KUTSALLIĞI" YOK EDİLMİŞ, UYDURMA BİR SOYALA KUTSAL İLAN EDİLME YOLUNA GİDİLEN İSA..
UYDURMA DİNLERİNE TEMEL TAŞI YAPILAN İSA,
KUTSALLIĞI ARTSIN DİYE TANRININ OĞLU İLAN EDİLEN İSA.
İNSANLARIN BAĞILIĞI ARTSIN DİYE, KURTARICI İLAN EDİLEN İSA,
BİLMEDİKLERİ, GÖRMEDİKLERİ, ALGILAYAMADIKLARI KAFALARINA GÖRE, SÖZLER İSNAT ETTİKLERİ, KİTAP GETİRMEMİŞ İSA
PAGAN DİNLERİNDEN ALINMIŞ DOĞUM SAHNELERİ İÇİNDE DÜNYAYA "MERHABA" DİYEN, AYNI KUTSAL KİTAP İÇİNDE İKİ AYRI İSA...vb...ÇIKMIŞ.

Markos.........6:3 Meryem'in oğlu, Yakup, Yose, Yahuda ve Simun'un kardeşi olan marangoz değil mi bu? Kızkardeşleri burada, aramızda yaşamıyor mu?» Ve gücenip O'nu reddettiler.
Matta........13:55 «Marangozun oğlu değil mi bu? Annesinin adı Meryem değil mi? Yakup, Yusuf, Simun ve Yahuda O'nun kardeşleri değil mi?
Luka...........4:22 Herkes İsa'yı övüyor, ağzından çıkan lütufkâr sözlere hayran kalıyordu. «Yusuf'un oğlu değil mi bu?» diyorlardı.
Luka, "Yusuf kızı Meryem'in oğlu İSA" demiyor. Luka'da diğerleri gibi "Yusuf oğlu İSA" diyor. Luka, "Yusuf torunu İSA'da" demiyor, direk olarak "YUSUF OĞLU İSA" diyor

Ortada Anne soyunu yazan yok. Anne kimin umurunda?
Hangisi Meryem'i görmüş ona bir sayfa ayırmış?
Hangisi; İsa (onlara göre öldükten sonra) sonrası Meryem'le görüşmüş,
Hangisi; birde Meryem'in ağzından İSA'yı işlemiş.

Annesini, Yuhanna'ya emanet eden "TANRI inancı" içinde, Tanrıyı algılama derecesinde kalmış.
Annesini bir kula emanet eden, herşeye MUKTEDİR olması gereken TANRI inancıyla kitaplarını yazmışlar. Adınıda, herşeye egemen OĞUL TANRI koymuşlar...

Üstelik Tanrı olarak ilan ettikleri, "tekrar dirilip geleceğim" dediği halde, Annesini bir kula emanet ediyor. Yazarların ufkunda olan, dağarcıklarında olan, göğüslerine içirilmiş olan, gönüllerinde besledikleri, İnanç dünyalarını üzerine kurdukları, Tapınmalarını yaptıkları "TANRI İMANI", bu inanmalarla, böye kıt kabullerle sınırlıyken onlardan başka türlü eserler beklemek, elbette imkansız olurdu.

Her biri şimdi abartıldığı gibi, İSA'nın Tanrı oğuluğuna inanmamış, öyle bir tezi işlememiş.İSA, kendisini dinleyip hor görenlere, kendisini peygamber olduğunu şöyle ifade ediyor.

Markos......6:3 Meryem'in oğlu, Yakup, Yose, Yahuda ve Simun'un kardeşi olan marangoz değil mi bu? Kızkardeşleri burada, aramızda yaşamıyor mu?» Ve gücenip O'nu reddettiler.
Markos......6:4 İsa da onlara, «Bir peygamber, kendi memleketinden, akraba çevresinden ve kendi evinden başka yerde hor görülmez» dedi.
Luka......4:24 «Size doğrusunu söyleyeyim» diye devam etti İsa, «hiçbir peygamber kendi memleketinde iyi karşılanmaz.

İSA'yı en fazla Firavun Tanrılığı seviyesinde, "Tanrı denilen biri" anlayışla işlemişler. Bu inançla da her (ölümlü) tanrı olarak benimsenen de olduğu gibi, mutlaka bir babası olması gerektiğinden (bu işin babasız olmaması gerektiğinden), hareketle MUCİZEYİ KÖRELTEN (hiç gereği yokken) Davut soyuna giden bir secere uydurmuşlar. Ve yüzlerine gözlerine de bulaştırmışlar. Bulaştıracaklar ki, foyalar kolayca ortaya çıksın.

Kutsal Ruh'un Hamile bıraktığı ve hiçbir Dünyalı erkekle ilişkiye girmemiş olan, KUTSAL BAKİRE unvanlı bir kadından doğan çocuğun, Dünyasal bir BABA soyu olabilir mi?
   
 
Luka, Anne soyu yazdıysa, YUSUF'un o secerede işi ne. Luka'da "Yusuf oğlu İSA" diyor. Eğer gerçekten, İSA'nın Anne tarafını, yani Meryem ve ailesini yazsaydı, (Doğrusuda oydu çünkü biyolojik kalıtımlar Meryem'den olacak) YUSUF'un yerine MERYEM'in ve Meryem'in BABASININ ismini ve onun ardından da, Meryem'in BÜYÜK BABALARINA doğru devam ederdi. İSA'da hem anne tarafından hem baba tarafından YUSUF oğlu olmazdı. Meryem oğlu olurdu. Çünkü o özel bir insan değil mi?

Daha "Tanrı" dediğinin, "Tanrının oğlu" dediğinin hangi yılda, kimin zamanında, ne şartlar içinde doğduğunu ve nasıl bir ortamda büyüdüğünü bilmeyen kutsal metin yazarı, İSA'nın Davut'a varan seceresini hangi bilgiyle yazacak. TANRI KAVRAMINI algılayamamış olan bir insan kutsal metin yazarsa böyle yazar.Araştırmaları sonucu önce Tanrı kavramanın ihtivasını tam öğrenemmişki hata yapmaktan korkmadan sarılmış kaleme.

Kendisinin araştırmalar sonucunda yazdığını söyleyen Luka, daha İSA zamanıyla ilgili bilgilerde böyle çuvallamışsa, yüz yıllarca önceki bilgilerde, hepten batmıştır. Yaşadığı zaman diliminde olanları doğru düzgün kavrayamamış olan, insanın kurtuluşla ilgili sözleri nasıl ciddiye alınabilir?


Sonuçta dolaylı da olsa, "ben Havariy'dim, o Havariy'di, biz Havariy'dik" diyenlerle bir ortamı zaman zaman paylaşmış olmalılar. Bunlardan biride Havari denilen Markos. Pavlus'un mektuplarında birbirleriyle birlikte oldukları biliniyor. Markos'tan dolayı, vergi memuru olarak Havarilere takılan, İSA'yı gördüm diyen Levi / Matta da bu gurubun içine alınabilir.8işlerine gelen sözleri alıp kullanmışlar ama saygıda kusur etmemelri gerek İSA hakkında ortak çalışma yada fikir paylaşımı yapmamışlar.

Söylentileri paylaşmışlar ama her biri benimsediği İSA'yı kendine göre işlemiş. Kendi duyduğu İLAHİ kahramanı, derlediği bilgiler çerçevesinde kağıda dökmüş. Kahramanlarının isimleri aynı olmakla birlikte, faklı insanlar olduğu ortada. Farklı olmasalar, İsay'la aynı yıllarda yaşamış, İSA öldükten 40-50 yıl sonra kaleme alınan yazılarda bu kadar farklı, doğum ve çocukluk profiline sahip İKİ İSA nasıl ortaya çıkabilir?

Yazarlar bir araya geldiklerinde, birbirlerine yazdıklarında; "etiyle, kanıyla gördük, birlikte yaşadık, aynı sofrayı paylaştık" dedikleri İSA HAKKINDA birbirlerini hiç mi bilgilendirmediler de bu yanlışlıkları yaptılar?
Hiç mi? birbirlerini "en azından Tanrı korkusu yüzünden" uyarmadılar,
Tanrı hakkında yalan yazmaktan kaçınıp, birbirlerine doğruyu da mı sormadılar?
Hiç mi? birbirlerine İSA ile YAŞADIKLARINI anlatmadılar,
Dirilip geldiğinde Havarilere görüntü verdiğine göre, havarilerini bu konuda uyarmadı mı? Havari Markos'a anlattıklarını, Markos diğerlerine anlatmadı mı?
Hiç mi, İsa hakkında yazanlar, bazı konuarı danışmak için Annesi Meryem, arkadaşı Meryem'le ve kardeşleriyle görüşmedi.
Hiç mi ölüm yılların da yada belli peryotlarda bir araya gelip, İSA hakkında konuşmadılar?
Luka araştırmalarını, Markos'a göstermeden mi yaptı?
Ondan esinledikleri ve derledikleriyle "bende en az onun kadar yazabilirim" edasıyla mı kaleme sarıldı?....vb.??..

ÖZETLE ŞÖYLE DENİLEBİLİR, YOKSA BUNLARIN HİÇ BİR İSA'YI GÖRMEDİ Mİ? (Konu secere olduğu için, secerede sadece bu iki kitapta olduğu için Matta ve Luka kitaplarından bahsediliyor. Diğer kitapardaki tüm konularda bu durumdan farklı değil)

Sadece toplum arasındaki efsaneleşmiş şeyleri, kafalarına göre yorumlayıp yazıya mı geçirdiler?
Yazılarının, yıllar sonra Kutsal metinler haline geleceğini bilselerdi, daha dikkatli olurlar mıydı?

Yazdıkları mektuplar vaaz niteliğinde olup, "bende biliyorum" demek için yazılmış derleme bilgilerden, duyumlardan ibaret.

"TANRI" DEDİĞİYLE YANYANA OLABİLEN BİR İNSAN, YANINDA OLMAKTAN PAYELERİN EN BÜYÜĞÜNE KAVUŞTUĞU İNSAN HAKKINDA BU KADAR AZ, BU KADAR TUTARSIZ BİLGİ SAHİBİ OLMAKLA YETİNİR Mİ?
ONU HAKKINDA YAPACAĞI EN KÜÇÜK HATANIN, SAYGISIZLIĞIN VAHAMETİNİ BİLEN İNSAN,"TANRIM" DEDİĞİNE BUKADAR İLGİSİZ, VURDUM DUYMAZ YAKLAŞABİLİR Mİ?

TANRIM dediğiyle, TANRI olarak tanıttığına bu derce UMURSAMAZ YAKLAŞANIN YAZDIKLARINA İTİBAR EDİLİR Mİ?

"TANRIM" dediğini pek ciddiye almadıkları, "tekrar dirileceğim" sözünü ciddiye almamalarından belli değil mi? Kendi ifadeleriyle, dirilme haberi geldiğinde, mezarına koşarak ulaştıklarında, dirildiğini anlıyorlar.
Onlar o sözünü ettikleri, "gök açıldı, baba dedi ki" gibi olaylara şahit olsalardı, gözlerini kırpmadan tek ayak üzeri mezarlıkta bekliyor olurlardı.
Haçı taşımaya söz verenler, Haçı taşıyacak olanlar Petrus örneği uyuya kalmışlar.

Onlar gerçek anlamda, Tanrı ismini tam anlamıyla kullansalardı,
Tanrı olgusunu YUNAN tanrıları seviyesinde algılamamış olsalardı,
Tanrı sözünü Pagan inançlarından dolayı, birçok şey için kullanmamış olsalardı,
Ölümlü herşeyini de Tanrı kabulü içinde görüp, cin çıkartma, kahinlik içinde değerlendirmeselerdi,
Tanrının dirileceğim dediği zaman zaten diri olacağüını düşünür ve mezar başında (sapkınlıkta olsa. Onlar inanıyoruz dediklerine göre bekleyeceklerdi. İnanan bekler) dirilmesini beklerlerdi. (İnsanın Tanrı olduğuna inan, onun ölüp dirileceğine de inanır / inanması gerekir. Kazan doğurdu inan, Kazan öldü inanma. Olma zöyle şey).
Firavunlar gibi, Tanrı ismi verdikleri İSA'larının (görmedikleri) "DİRİLECEĞİM dediği zaman" ölüler diyarında dirileceğini orada yaşam süreceğini sanmış olmalılar. (Bakın kitaplarında hala ölüler diyarları mevcut.)
   
  Secereyi farklı veren LUKA, elbette görmediği ama duyduğu başka bir İsa'yı anlatıyor. Doğum tarihleri arasında 12 yıl fark olan başka bir İsa'yı anlattığı yukarıda detaylandırıldı. Yaptkları secerede, iki yazarın iki ayrı İsa'yı anlattığını kesinleştiriyor. Matta, kraldan kaçan yıllarca MISIRDA SAKLANAN İSA'yı anlatırken, Luka, Nüfus sayımı sırasında, handa doğan ve büyük çoşku ile karşılanan İSA'yı anlatmıştı. Aralarında en az 12 yıl fark olan, iki İSA doğumu anlatılmıştı, kutsal metin yazarları tarafından. Bu durumda, aynı İsa'yı anlatmış olabilme ihtimalleri var mı?
   
 

"Kutsal Ruh söyledi, Kutsal Ruh seçti, Kutsal Ruh denetledi, ..vb.." diyerek, birçok işin içinden çıkıveriyorlar. Bu Kutsal Ruh dedikleri, herkeze başka birşey mi söylüyor? Adam gibi bir kişiye tüm söylenmesi gerekenleri iletseydi daha iyi değil miydi? İsa, üçü-birlikten dolayı Kutsal Ruh'la gerektiğinde tek vucut olmuyor mu? Hani! hepsi birdi, ayrı ayrı değillerdi. O halde, neden hayatı ile ilgili saçmalıkların yazılmasına göz yummuş olabilir? Bu durumda İsa ve Kutsal Ruh birlikteliği bu çelişkilere müdahele etmez miydi? Mutlaka hayatı yazılacaksa, doğru düzgün gerçek hikayesini yazdırırdı. Yanlış yazılana da müdahele ederdi. İsa Tanrım beni niye terkettin diye feryadı figan ederken, İsa'nın Tanrısal boyutu, Tanrım dediğinin 1/3'ü değil miydi? Neden kendi boyutuna döneceğine sevinmedi de feryat etti. O tanrı değil miydi? Üç'ü esasında ayrı değil de, bir değil miydi? Aynı olupta tahtın sağında oturmakta nasıl oluyor o da işin cabası tabii ki.

Meryem'i hamile bırakan Kutsal Ruh değil miydi?
Kitapların yazımına nezaret edende, denetleyen de Kutsal Ruh değil miydi?
Bu durumda Kutsal Ruh Meryem'lerini ne zaman hamile bıraktığını, Üçü-birlikten bir parçası olduğu İsa'larının ne zaman doğduğunu bilmiyor muydu?

Biliyorsa Kutsal metin yazarlarını uyarsaydı;
Kutsal metin yazarları ile işbirliği yapmış olsaydı, denetlemiş olsaydı uyarırdı. Yanlışlık yapmaya devam edenlerlerle de bir daha irtibat kurmazdı.
Kutsal metinleri denetleyip uyarsaydı;
Kutsal metinleride, ilahi denilen çıkarımlarıda denetlemiş olsaydı uyarırdı. Yazılanlardan haberi olsaydı yada umurunda olsaydı da uyarırdı.
Kutsal yazılar, "Kutsal Ruh denetiminde" denildiği halde bu yanlışlıklar nasıl olabilir. Kutsal Ruh yanılır mı? İşaret ettikleri, irtibat kurdukları Kutsal Ruh değilse elbette yanlışlık yaparlar.

Bırakın kişilerin sağlamlığını, sahibi belli olmayan metinler bile, kutsal kitaba dahil edilmiş. Kim karar vermiş o yazıların kutsal olduğuna? Bileği kim güçlüyse elbette o, karar vemiş. Sonra bakmışlarki metnin yazarı bile bilinmiyor ama iş işten geçmiş kutsal damgası yemiş bir kere.

Tanrı sözü yazıyoruz diye ortaya çıkıp kopya çekmesini bile bilmeyenlerin yazdıkları kitaplarda ne doğru olabilir? Yıllar içinde konsillerle, komitelerle, Kutsal Ruh'laryla konuşanlarıyla, Kutsal Ruh'un seçtikleri; bunları okuyup, "doğrudur" onayı verenlerin sözlerine güven olur mu? Din patronlarının daha neleri sakladıkları, nelerin üzerlerini örttüklerini sadece Allah bilir. Listeleri bu kadar karıştıranların ne listeleri doğru olabilir, nede Tanrı sözü diye yazdıkları.

Yaptıkları antlaşmalar gereği, kurdukları ittifaklar sonucu, onların görevi ellerindeki kitabı her harfine kadar korumak, Yeni Ahit'in onlara göre yeni kalbilmesi için tek çare bu. Her kuşak için "şimdi geleceğim" diyenle, sürekli yenilenerek yapılan antlaşma sonucu, kitapta ne olursa olsun korumak onların başlıca görevi. Ya! "BİR'likte" olurlar, yada "BİR'lik" dışında kalıp, ALLAH'ın, emrettikleri ile başbaşa kalırlar. Onlara göre; Ya! "TEK" tarafında olup, imani değerleri artırarak kurtuluşa eremeyenlere katılacak yada "BİR'lik" içinde kalarak sonsuz yaşam hayali ile yollarına devam edecekler.

Müslüman olmayı becermeyenler elbette doğrusu budur, atalarımızda aynı seçimi yapmıştı diyerek "BİR"lik taraftarı olup, kendisini kurtaracağına dair söz aldığı, o vaadciyi gözlerini ufka dikmiş bir vaziyette beklemeye başlar.Çünkü o vaadci yaptığı her yeni antlaşmada şunu söylemiştir. "BEKLEYİN ŞİMDİ GELİYORUM"

Hıristiyan din önderlerinin birinci görevi, ibı korumaktır. Kitaplara bağlanaların sayısını artırmaktır. İnanalarının birlikte aynı amaçla kurtarıcı beklemesini sağlamaktır. Kitapta bulunan çelişkileri, hataları bulup çıkarmak onun birinci görevi değildir.Onun birinci görevi var olan tüm çelişki ve hataların üzerini örtmek ve yaldızlamaktır.

Din önderinin, kendilerine bağlı olanların imanını artırmak diye bir görevi yoktur. Zaten elindeki kitaplarla bunun olmayacağını bilirler. Öyle olsa, (ölmüşleride dahil) KURTULMAK için, kurtarıcı bekme yerine imanlarını artırarak kurtulabilirlerdi. Önderlerin görevleri arasında, KURTARICIYA olan inancı artırmakta yok. Önderlerin görevi, KURTARICININ GELECEĞİNE İNANMAYI güçlendirmektir, KURTARICI İNANCINI YAYMAKTIR.

Kurtarmak için değil KURTARICI BEKLETMEK için yazılmış olan kitaplarındaki metinlerden bazılarının, kaynağının dahi belli olmadığını onlarda biliyorlar. 25 yıllık çalışma sonucu Vatikan'ın yayınladığı The New America Catholic Bible tefsir kitabında, Y.Ahit'i meydana getiren bazı metinleri yazanların bilinmediği resmen kabul edilmiş. Diğer Y. Ahit analizcileride, Vatikan benzeri şeyler söylüyorlar. (Yazarlarının meçhul olduğu kesin ispatlanmış olanların kaynakları belirtilmiştir. Yazarları tartışma halinde olanların ise, yazar kimlikleri yada kimliksizlikleri resmiyet kazanmadığı için kaynak verilmedi.)

   
 
   
  Varsayımsal olarak Kutsal metin yazarlarının, Semavi dinler çerçevesi içinde yada ona yakın tek ilah inancına sahip olduklarını düşünelim.
Diyelim ki, bu çerceve içinde de Tanrıyı anlatmaya başladı.
Yani Tanrı inancını, sunu sunulan, tütsü yakılan, tılsımlı güçlerine ihtiyaç duyulan, kehaneterine inanılan bir olgudan, herşeyi yaratan, herşeye muktedir olan, ihtiyaçsız, nitelenemez, dilemesi "ol" olan, söylediği şeyler zaten olan, Tanrı inancına taşıdığını varsayalım.

Bu durumda; Havari, TANRININ OĞLU / TANRI olarak gördüğüne, evreni yarattı dediğine, yanyanayken ihanet edebilir mi?
Herşeyi yaratan ve Tüm zenginliğin sahibini, bir avuç paraya satar mı?
Mucizelerini gözleriyle gördüğü, mucizilerini yaşadığı TANRI olarak gördüğüne ihanet edebilir mi?
"Gökten Baba Tanrı seslendi, gök yarıldı" gibi olaylara şahit olan taş kesilir yine ihanet edemez.

Herşeyin sahibi olana, hesap soracak olanla, yanyana yaşayan, mucizelerini gören kim ihanet edebilir? Cenneti ve sonsuz yaşamı elinde tutana, ancak başka Tanrılara inanan, yanında bulunduğunu Tanrı kabul etmeyen biri ihanet edebilir.

Gerçek boyutta Tanrı inancına sahip olan bir yaratılmış, yanında bulunduğu TANRIYA ihanet edebilir mi?
Üstelik seçkinler 12 kişilik sınıfına dahil olmuşken. Tüm Dünya'da gelmiş-geçmiş ve gelecekte var olacak insanların içinde en fazla 12. SIRADA YER ALDIĞINI BİLEN bir fani, TÜM BU AYRICALIKLARI bırakıpta, TANRIM dediğini ihanet edebilir mi? Eğer, Tanrı'nın insanlarla güreştiğine inanıyorsa ihanette eder, inkarda eder, onun adına kitaplar yazıp "her harfi Tanrıdan" diye yemin de eder.

Yaratılış.......32:28 Adam, ‹‹Artık sana Yakup değil, İsrail denecek›› dedi, ‹‹Çünkü Tanrıyla, insanlarla güreşip yendin.››
Havari; Tanrı olarak işaret ettiğinin insanları öldürmek için, "YARATTIM DEDİKLERİNDEN" akıl alıp, tuzaklar kurduğuna inanıyorsa; ihanette eder, üstün olduğunuda söyler, yetkilerini de sınırlar, yürümeyi de öğretir.

2 Tarihler......18/19 RAB sordu: 'Ramot-Gilat'a saldırıp ÖLSÜN diye İsrail Kralı Ahav'ı kim kandıracak?' "Kimi şöyle, kimi böyle derken,
2 Tarihler.. ...18/20 bir ruh çıkıp RAB'bin önünde durdu ve, 'Ben onu kandıracağım' dedi. "RAB, 'Nasıl?' diye sordu.
2 Tarihler.. ...18/21 "Ruh, 'Aldatıcı ruh olarak gidip Ahav'ın bütün peygamberlerine YALAN SÖYLETECEĞİM' diye karşılık verdi. "RAB, 'Onu kandırmayı başaracaksın' dedi, 'Git, dediğini yap.'
2 Tarihler .....18/22 "İşte RAB bu peygamberlerinin ağzına aldatıcı bir ruh koydu. Çünkü SANA KÖTÜLÜK ETMEYE karar verdi."

Eğer şeytanın, Tanrı olarak benimsediğinin sağında yer aldığına ve Şeytanın istediği zaman toplantılarına katıldığına inanıyorsa, Tanrı anlayışını bu kabulle yapan şeytana da uyar, ondan geleni de, Tanrıdan geldi diye satar. Tanrı olarak tanıtmaya çalıştığını da Şeytana teslim eder. Bu inanca sahip olan için, esinlenmenin kimden gelidiğini ne önemi olabilir?

OĞUL TANRI olarak tanıttığı da, Şeytan denen de "Tanrı olarak benimsediğinin SAĞINDA YER alıyor. Şeytana uymanın yada kanmanın ele tutulur bir sakıncası olsa, Tanrı olarak benimsediği Şeytanı sağında tutar mı? Meleklerden daha yakın durmasına müsade eder mi? Şeytan hiç azarda işitmediğine göre artık siz varın ötesini düşünün.

Kurdukları din sisteminde bir sözün, ŞEYTANDAN gelmiş yada GELMEMİŞ olmasının ne önemi olabilir? Şeytana da uysa, Oğul Tanrıya da uysa sonuçta, TANRININ SAĞINDAKİNE UYMUŞ OLMUYOR MU? Bu inanç içinde olan, böyle bir din sisteminde yetişmiş olan, şeytandan geleni de yazar, içinden geçeni de yazar. Nasıl olsa Şeytanda, Oğul Tanrıda dediği de Tanrı olarak benimsediğinin sağında yer alıyor.

Zekerya.........3:1 RAB, MELEĞİNİN önünde duran Başkâhin Yeşuyu ve onu suçlamak için SAĞINDA DURAN Şeytanı bana GÖSTERDİ
1 Petrus........3/22 Göğe çıkmış olan Mesih, Tanrı'nın sağındadır. Melekler, yetkiler ve güçler O'na bağlı kılınmıştır.
Eyüp.............1:6 Bir gün İLAHİ VARLIKLAR RABbin HUZURUNA ÇIKMAK için geldiklerinde, ŞEYTAN da ONLARLA GELDİ.
Eyup.............1:7 Rab ŞEYTAN'a, "Nereden geliyorsun?" dedi. ŞEYTAN, "Dünyada gezip dolaşmaktan" diye yanıt verdi.
Job...............1:6 Now it fell upon a day, that the SONS OF GOD came to present themselves before the LORD, and SATAN came also among them.
(İLAHİ VARLIKLAR DEDİKLERİ ORJİNAL DİLLERİNDE TANRININ OĞULLARI DEMEK.)

Sahtekarlıkla babası İshak'tan Peygamberliği Esav'ın elinden alan, herkeze yaka silktren (onları kitapalrında çizdikleriprofil bu) sahtekarlık yapan "Yakup'u sevdim" diyen ve Peygamberliği bir tuzakla elinden alınan "Esav'dan nefret ediyorum" diyen, bu davranışıyla açıkca sahtekarlığa prim veren Tanrı inancı, kalplerde yerini almışsa, neden etiyle kanıyla gördüğü, yiyen içen, kendisinden faklı bir yapıya sahip olmayanı tuzağa düşürmesin

Romalılar......9:13 Yazılmış olduğu gibi, «Yakup'u sevdim, Esav'dan ise nefret ettim.»
Malaki..........1:2-3 RAB, ‹‹Sizi sevdim›› diyor. ‹‹Oysa siz, ‹Bizi nasıl sevdin?› diye soruyorsunuz.›› RAB, ‹‹Esav Yakupun ağabeyi değil mi?›› diye karşılık veriyor, ‹‹Ben Yakupu sevdim, Esavdan ise nefret ettim. Dağlarını viraneye çevirdim, ....
Yaratılış........27:36 Esav, ‹‹Ona boşuna mı Yakup diyorlar?›› dedi, ‹‹İki kezdir beni aldatıyor. Önce ilk oğulluk hakkımı aldı. Şimdi de benim yerime o kutsandı.›› ..

Böyle ihanetler olabilir mi? Eğer Havari denilen yanında bulunduğu kişiyi ancak peygamber, kahin kıvamında görüyorsa, yani Havariye göre İsa TANRI DEĞİLSE, neden olmasın. Her devirde Peygamberlere ihanet edilmiştir. Hemde en yakınları tarafından maruz kaldıkları ihanetleride yaşamışlardır.Yahudi inancında Peygamber kahin kıvamında algılanıyor. Aynı anda 400 peygamberi bir araya topluyabiliyorlar.

2 Tarihler ...18/5 İsrail Kralı Ahav DÖRT YÜZ peygamber toplayıp, "Ramot-Gilat'a karşı savaşalım mı, yoksa vaz mı geçeyim?" diye sordu. .......
2 Tarihler ...18/6 Ama Yehoşafat, "Burada danışabileceğimiz RAB'bin başka peygamberi yok mu?" diye sordu.
1 Krallar....1:23 Krala, ‹‹PEYGAMBER NATAN geldi›› dediler. Natan kralın huzuruna çıkıp YÜZÜSTÜ YERE KAPANDI.
   
  ADEM'İN MEYVA, YILANIN YANILMAZLIĞI, TANRININ YALANCILIĞI KONULARININ İŞLENDİĞİ "TANRININ BAHÇESİ " SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ
   
  Özetle; Peygamberlik onlar için kazanılmış yada verilmiş dinsel bir makam. Ama Peygamber TANRI olarak algılanırsa işin şekli değişir. Artık karşısında muhatap olarak (ona göre) Tanrı inancı / itikatı vardır. Elbetteki Tanrı diyince Pagan dinlerindeki İKON TANRI inancını taşımıyorsa. Tozunu al köşeye koy yada gönlünde istediğin gibi büyüt türü, Tanrı benimsemesi yoksa.

Her durumda da, Havari yanında bulunduğu İSA'yı Tanrı olarak kabul etmemiş, onu sadece inançların içine yereşmiş gelenekler ölcüsünde, TANRISALLIKLA onurlandırmış olmalı.

Matta..............27:4 «Ben suçsuz birini ele vermekle günah işledim» dedi. Onlar ise, «Bundan bize ne? Onu sen düşün» dediler.
Matta..............27:5 Yahuda paraları tapınağın içine fırlatarak oradan ayrıldı, gidip kendini astı.
Elçilerin İşleri...1:18 Bu adam, yaptığı kötülüğün karşılığında aldığı ücretle bir tarla satın aldı. Sonra baş aşağı düştü, bedeni yarıldı ve bütün bağırsakları dışarı döküldü.

İşte İsa'yı ihbar eden kendisini öldürüyor. Benzer gösterilme Yahuda'nın ölümüdür. Ele verme karşılığı aldığı paraları iade ediyor. Belki, "aradığınız benim" diyerek teslim oldu. Asılarakta öldürüldü.

Y.Ahit'e göre kendini asmış yada aldığı tarladan baş aşağı düşerek öldüğü anlatılıyor. Her zamanki gibi bu konudada kutsal metin yazarları efsaneleşmiş anlatımlara dayanarak kitaplarını oluşturmuşlar. Her harfi Tanrı sözü dedikleri kitapta, İSA'nın seçtiği / Oğul Tanrının seçtiği, kurtarıcının seçtiği biri hakında bilgiler böyleyse siz diğer konulardaki bilgileri düşünün.

Tanrının Oğlu diyerek tanıttıkları, Tanrıları olarak gördüklerine ihanet eden ARKADAŞLARININ (havari olma onların iddiası) başına gelenleri bilmeyenler neleri doğru olarak biliyor olabilirler? Kurtarıcıya, evreni Baba Tanrı ile birlikte yaratana, aynı çevrede birlikte yaşadıkları, aynı zaman dilimi içinde bulundukları, aynı sofrada yemek yadikleri kişi tarafından kötülük yapılıyor ama onların olaylar hakkındaki bilgileri söylentilerden ibaret.

"Tanrının Oğlu" dediklerine, biri ihanet edecek, sevdiğinizi, mesihinizi sizin elinizden alacak, sizde haini rahat bırakıp akibetini takip etmiyeceksiniz. Sonra, her harfi Tanrıdandır diye duyruları yapılan kitapların güvenirliliğine darbe vuran söylentileri kitaba alarak yazınıza devam edeceksiniz.

Hiç bu çıkarımda, sevgi, bağlılık, vefa, aynı mekanı paylaşma, ekip olma, inancı paylaşma, arkasından çarmıhı taşıma isteği, KURTARICI umma, müjdeyi yayma ve kutsallık var mı? Aynı çevrenin insanı olsalar, bu sayılanları işin gereği olarak yerine gelecekti.

Onlarda, oradan buradan bilgiyi toplayanlar değil, aktaranlar konumunda olacaklardı. Olaylara yön veren konunu hakimi olacaklardı.Eserlerinde de farklı ifadeler olmayacak, çelişkilere düşmeyeceklerdi. aralarında tartışarak doğruları bulabileceklerdi.

Elbette yazdıkları kitap DİN KİTABI değil DİNİ BİR KİTAP olacaktı ama sağlam kaynaklara dayanan, insanları doğruya yönlendiren bir kitap olacaktı. Sonra kalkıp kitap Kutsal Ruh denetiminde yazdırıldı diyorlar. Madem Tanrı denetiminde yazdırıldı, "o halde Tanrı yazdı" çıkarımını yapıyorlar.
   
  Oğul Tanrı dedikleri İsa yakalanması sırasında onu bırakıp kaçanların, İsa sevgisiyle ne alakası olabilir. Askerler yakaladığında, "Onu tanımıyorum" diye inkar eden Petrus gibilerinin İsa'ya olan bağlılıklarından ne kadar emin olunabilinir? İsa'ya ne kadar bağlı olabilmişlerdir.

Uğrunda öleceklerine yemin etmiş olanlar askerler geldiğinde kaçıyorlar. Kaçtıklarını kendi kitaplarında itiraf edenlerin gelecekle ilgilii sözlerindeki samimiyet derecesi ne olabilir? Kör öldükten sonra badem gözlü olur mantığıyla, "bende İsa'yı tanıyordum, bende tanıyanlardanım" diye ortaya çıkanların yazdıklarında doğruluk payı olabilir mi?

Markos.......14:31 Ama Petrus üsteleyerek, «Seninle birlikte ölmem bile gerekse, seni asla inkâr etmem» dedi. Öğrencilerin hepsi de aynı şeyi söyledi.
Markos.......15:19 Başına bir kamışla vuruyor, üzerine tükürüyor, diz çöküp önünde yere kapanıyorlardı.
Matta..........26:67-68 Bunun üzerine İsa'nın yüzüne tükürüp O'nu yumrukladılar. Bazıları da O'nu tokatlayıp, «Ey Mesih, peygamberliğini göster bakalım, sana vuran kim?» dediler.

Yuhanna.....18:17 Kapıcı kız Petrus'a, «Sen de bu adamın öğrencilerinden değil misin?» diye sordu.Petrus, «Hayır, değilim» dedi.
Markos.......14:71 Petrus kendine lanet okuyup yemin ederek, «Sözünü ettiğiniz o adamı tanımıyorum» dedi.
Luka...........22:57 Ama Petrus, «Kadın, ben O'nu tanımıyorum» diye inkâr etti.
Matta..........26:72 Petrus yemin ederek, «Ben o adamı tanımıyorum» diye yine inkâr etti.

Matta..........26:56 Ama bütün bunlar, peygamberlerin yazdıkları yerine gelsin diye oldu.» O zaman öğrencilerin hepsi O'nu bırakıp kaçtı.
Luka...........22:54 İsa'yı tutukladılar, alıp başkâhinin evine götürdüler. Petrus onları uzaktan izliyordu.
Markos.......14:50 O zaman öğrencilerinin hepsi O'nu bırakıp kaçtı.
Markos.......14:51 İsa'nın ardından sadece keten beze sarınmış bir genç gidiyordu. Bu genç de yakalandı.

Havariler, TANRI OĞLU dedikleri İSA'nın Annesi Meryem'i yalnız bırakıyorlar.
Hangisi Meryemin ölümünü biliyor?
Hangisi oğlu öldükten sonra onun ne yaptığını biliyor?
Hangisi onun hangi şehirde yaşamını sürdürdüğünü biliyor?
Hangisi onu var dedikleri çocuklarının seceresini tutmuş?
Tanrı Oğlunun kardeş secerelerini, başka bir deyişle, Tanrı annesinin çocuklarına ait secereyi tutmayan, İSA MESİH taraftarları. Hesapta Tanrı tarafından seçilmiş, üzerlerine Kutsal Ruh indirilmiş, kendilerine havari (bir kısmı) sıfatını hak görmüş olanlar. Onun arkasından haçı taşımaya aday olanlar.

Tüm bilgi akışı kirliliğine rağmen, bu ilgisizliğe rağmen, "Oğul Tanrı tarafından esinlendirme ile mükafatlandık diyen" kutsal metin yazarları. Her yazara başka bir DOĞUM HİKAYESİ anlatan, her bir yazara farklı doğum tarihleri veren KURTARICI İSA profilili.

İSA, "sizlere aşıladığım inancımın işareti olarak, yolunda olduğunuzun işareti olan haçı taşıyın" diyor. Ama daha ortada haça gerilme ve haçın kutsallığı yok ki. Haçı kim ortaya atıyor.Kitaparında, Haç çıkartma diye bir ifade başka bir yerde geçiyor mu? Putlara karşıyım diyen İsa, hiç takipcilerine ikon edindirir mi? Öyle olsa toplantılarında bu konudan bahsetmez miydi?

Haç konusu daha ortada yokken, haçı araya sokuşturanlar, sembolün temelini oluşturan, boyunlardaki haça da esin kaynaklığı yapan, İsa'nın haçını kimin taşıdığını dahi bilmiyorlar. Bunlar nasıl olurda manevi haçı aşıyanlardan olabilirler. Tanıklık ettiklerine göre gözlerinin önünde gelişen olayları farklı anlatan yazarların hiç görmedikleri olayları nasıl anlatmış olabilirler siz bir düşünün.

Yuhanna.......9:17 Askerler İsa'yı alıp götürdüler. İsa çarmıhını kendisi taşıyıp Kafatası İbranicede Golgota denilen yere çıktı.
Yuhanna.......9:18 O'nu orada çarmıha gerdiler. O'nunla birlikte iki kişiyi daha, İsa ortada, onlar da iki yanında olmak üzere çarmıha gerdiler.

Matta...........27:32 Dışarı çıktıklarında Simun adında Kireneli bir adama rastladılar. İsa'nın çarmıhını ona zorla taşıttılar.
Matta...........27:33-34 Golgota, yani Kafatası denilen yere vardıklarında içmesi için İsa'ya ödle karışık şarap verdiler. İsa bunu tadınca içmek istemedi.

Öd'den, şaraba kadar detay verenler aslında olaya hiç şahit olmamış HAVARİ UNVANLI iki kişi. Birbirlerini (Hepsinin) tanıdığından bile şüphe duyulması gereken gruptan olayı anlatan 2 kişi. Bu çelişkilerden sonra, siz şimdi gelinde kendisini seçilmiş ilan etmek için sarfettiği açıkca belli olan şu söze inanın

Yuhanna......19:26 İsa, annesiyle sevdiği öğrencinin yakınında durduğunu görünce annesine, «Anne, işte oğlun!» dedi.
Yuhanna......19:27 Sonra öğrenciye, «İşte, annen!» dedi.O andan itibaren bu öğrenci İsa'nın annesini kendi evine aldı.

Ve bu tablo içinde, sarfedilen sözler gereği hayaller kurup, KURTULACAĞINI SANANLAR. Gökyüzünden ışık kümesi içinde, beyaz atı ile bulutların arasından süzülerek gelecek olan, KUZU'yu bekleyenler ve onu karşılamaya gidenler arasında olmayı hayal edenler.

Sırası geldiğinde, sahne başlatıldığında; yok olanları "ışıklara gark oldu, ışıklara karıştı, KUZU'yu KARŞILAMAYA gitti" yorumunu yaparak, sıranın kendisine gelmesini bekleyecek olanlar.
   
  Bir yığın imani hiç bir değeri olamayan gereksiz yaş, isim yazanlar, (bu nedenlede bol bol çelişkilere düşenler) Kutsal Bakire olarak isimlendirdikleri, kişi hakkında hiçbir bilgi sahibi değillerki, kitaplarında onunla ilgili bir bilgi veremiyorlar.

Mucize doğum yapmış, Tanrı tarafından seçilmiş, onlara göre Tanrının annesi olan, Meryem'in yanına bile uğramamışlarki; hayatından bir kesit sunamıyorlar. (Çevremizde böyle birşey olsa yada o konumda birinin varlığına inansak, ömrünün sonuna kadar o kutsalın yanından ayrılır mıyız?)

Meryem'in gerçekten Tanrı tarafından seçildiğine inanmış olsalardı, ömürleri kutsallık aramayla geçtiği anlaşılan bu insanlar, ona ilgisiz kalabilirler miydi?
Yakın ÇEVRESİNDE OLSALARDI, ona yakın olsalardı, ondan kopabilirler miydi?
1. yy'ın sonuna kadar yaşadığı anlaşılan Kutsal metin yazarları, onu ziyeret edip mektuplar yazıp hayır dualarını almazlar mıydı?
"ANAMIZ dediki, TANRIMIZIN ANASI dedi ki, THEOTOKOS..vb" diye başladıkları ifadelerle anlatmazlar mıydı?
İsa'nın doğum hikayesini Meryem'e sorsalar, daha doğru bilgi ile donanmazlar mıydı?
O na yakınlık kurarak din içinde daha hızlı olarak yükselmezler miydi?

1. yy sonuna kadar kutsal mektupları yazanlar onun hakkında en ufak bir bilgiye sahip değiller. En ufak bir bilgi aktaramamışlar, ne Meryem'den, ne de Yusuf'tan. 600 yıl öncesinden başlayarak tüm secereleri yazanlar İsa ve ailesi hakkında en ufak bir bilgiye sahip değiller.

Onların İsa ismi ile olan ilişkisi, Pavlus'un kıvamında olmalı. Önce, Hz. İSA'dan, bi-haber bir yaşam, sonra İSA ismi kullanılarak ortaya çıkarılan mektuplara dayalı, farklı İsa tipleri.Ve albette içi dolgunluk yapsın diye müjdeler, vaadler, Tanrının Oğlu ile bizzat karşılaşmış olmalar, özel melekler, görünümler, esinlenmeler, kutsal Ruh destekleri...

Meryem'in, başka çocukları var diyorlar.
Hiç onlara selan göndereni duydunuz mu?
Onlardan mektup geldi diye yazanı okudunuz mu?
"O dedi ki" diye başlayan, (İsa öldü dedikten sonra) onların İsa'dan bahseden bir ifadesini gördünüz mü?
"Şimdi onlardan "-şu- yanımda, falancayıda al gel" diyeni okudunuz mu?
"Hazır oralara gitmişken -aileden- şunlara da selam söyle" diye yazana rastladınız mı?
"Aklıma takılan birtakım detaylar var, bana şunları anlatırmısın" diye danışananı duydunuz mu? ..vb...

Vatikanın kurucusu olarak yada ilk Papa olarak kabul edilen Havari olarak nitelendirdikleri 1. ve 2. Petrus mektuplarının da sahibi olmadığı anlaşılan, İSA'yı horoz ötmeden 3 kez inkar etti denilen PETRUS.

Peki Vatikanın elinde Hz. MERYEM ve ALESİ ile alakalı ne var hiç. Nerede ve nasıl yaşadığını bırakın ne zaman öldüğünün bilgisine bile sahip değiller. 100 yıl öncesine kadar resmen "Gök kraliçesi" olarak ilan ederek, inanalılarına enerji veren, tapınmalarda kullanan Vatikan, Hz.Meryem hakkında da, Meryem'leri hakkında da hiçbir bilgiye sahip değil.
   
  HIRİSTİYANLARIN, MERYEM'İ GÖK TANRIÇASI HALİNE GETİRMELERİNİN İŞLENDİĞİ "GÖK KRALİÇESİ" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ
   
  Hz. İSA'nın çevresi ile alakaları olmayanlar, daha doğrusu; "hayali göğüslerine içirilmiş olana" Hz. İsa, adını kullanarak din oluşturanlar, elbette Hz.Meryem'in ve Hz. İsa'nın çevresinde de olamazlardı, yanında da olamazlardı.

Hz. MERYEM TEVHİD İMANINA SAHİP, PUTPRESLİKLE MÜCADELE ETMESİ İÇİN, MUCİZEVİ ŞEKİLDE GÖNDERİLEN Hz. İSA'nın ANNESİ idi.
Onun yanına sokulamayanlar ise o yok edilecek tagutlara hizmette kusur etmemeye çalışan, PAGAN ESASLI İNANÇLARIN temsilcileri idi.

Elçilerin İşleri......1:14 Bunların hepsi, İsa'nın annesi Meryem, diğer kadınlar ve İsa'nın kardeşleriyle tam bir birlik içinde sürekli dua ediyorlardı.
Yuhanna............19:26 İsa, annesiyle sevdiği öğrencinin yakınında durduğunu görünce annesine, «Anne, işte oğlun!» dedi.
Yuhanna............19:27 Sonra öğrenciye, «İşte, annen!» dedi.O andan itibaren bu öğrenci İsa'nın annesini kendi evine aldı.

Kendilerini kurtaracağını söyledikleri, üstelik kendileri ölmeden bu kurtuluşun gerçekleşeceğini yazanlar, eğer söylediklerinde samimi olsalardı yada dedikleri gibi gerçekten İSA'yı TANIYOR olsalardı, KURTARICILARININ ANNESİNİN DİZİNİN DİBİNDEN ayrılmaz, onun hayatından kesitler sunarlardı. En sevilen öğrencisi olduğunu ilan etme aracı olarak, Meryem'in ismini kullanmazlardı.İtabarlarını artırma, seçilmişliklerini vurgulama aracı olarak Meryem ismini kullanmazlardı. Tekrar dirildiğinde öğrencileri ziyaret eden İsa annesini de mutlaka ziyaret etmiş olmalıydı.Meryemle ilgisi olmayanlar elbette Meryem hakkında bilgi sahibi olamazlar.

Hz. Meryem hakkında ise yakından uzaktan ilgisi olmayan bu kişilerin Hz. İsa ile yaşamını devam ettiren, Hz. Meryem hakkında birşey bilmeleri beklenemez. Hz. Meryem'in yanında olanlar putperes inançları yayabilirler miydi? ALLAH'a oğul isnat ederek şirk koşabilirler miydi? Sırf kurtuluş hayallerinin bozulmaması için yaptıkları bu kabuül bile onların, seçişmiş insan Hz. Meryem'den nekadar uzak olduklarını gösteriyor..

İsa'larının doğum tarihini "içiçe yaşadık" dedikleri halde yanlış yazanlar, Oğul Tanrı ile beraberdik dedikleri halde iki ayrı doğum hikayesi anlatanlar ve İSA'nın ÖLÜM TARİHİNİ ve ÖLÜM YAŞINI bilmeyenlerin SÖZDE VAADLERİNE nasıl inanılabilir?

Bu insanların Hz. İsa ile birlikte oldukları nasıl kabul edilebilir? Hz. İsa'nın varlığını duydukları ve durumdan yararlanmak için, kendilerine ait İSA ile ortaya çıktıkları açıkça belli oluyor. Bildikleri Yöresel Pagan dini efsaneleri üzerine monte ettikleri, İSA ismi ile eserlerini meydana getirmişlerdir.

İsa'ya çok yakın olarak tanıttıkları Magdalalı (Mecdelli / Mecelleli) Meryem'i, Tanrısallık yaldızı bozulmasın diye fahişe ilan edenler, yine o kitapların yazarları değil mi? Mezarını beklemeyen havariler, korkudan mezarlığa gidemeyenler, kafalarında biçtikleri rol gereği, Magdalalı Meryem'i sabah mezarlığa getirip ona "RABBİMİ ALMIŞLAR" dedirtenler, işleri bittiğinde ona fahişe damgası vuranlar değil mi?

Eğer Hz. İsa'ya gerçekten yakın olsalardı, gerçekten ona bağlı olsalardı, gerçekten Hz. İsa'nın tebliğ ettiği imani değerlere sahip olsalardı, onlarda Hz. İsa'nın ölmediğini bilir, Hz. İSA ve ailesi ile birlikte İman yolunda ilerlerdi. Peygamberler bölgesinde barınabilir, İman bölgesinin dışında Pagan esaslı inançların içinde, umutsuz ama çaresiz kurtarıcı hayalleri ile umut serumları alarak yayılacağız diye uğraşacaklarına, imanı 1. elden anlayabilirlerdi.

Böylece, 2000 sene sonra ata izleri üzerinde yaşayanlarda, aynı çaresizlik içinde umutlarını yeşertmek, sürekli canlı tutabilmek için; KURTARICI MESİH serumunu kullanır halde, tıpkı ataları gibi ömürlerini tamamlamak zorunda kalmazlardı. Bilirlerdi ki, ALLAH, tarafından rehber ve Rahmet olarak verilen her kitap, imani kurtuluş reçetesini de içinde barındırıyor.İman ilacının kendisi zaten o.
   
 

Hz. İsa'nın yaşadığını biliyorlardı ama yanına yaklaşamıyorlardı nasıl onunla birlikte olabilirler ki? Hz. İsa imanı emrediyor, onlarsa Pagan inançlarında ısrar ediyorlardı. Hz, İsa dini tebliğe başladıktan, (onlara göre) 3 sene sonra, "3 gün içinde tekrar geleceğim" diye bir yere girmedi. Hz. İsa normal insan ömrü kadar süren bir yaşamın sonucunda, eceli ile öldü.

3 gün içinde geleceğim sözünü söyleten kutsal metin yazarları, 3'e kadar saymasınıda bilmiyorlar anlaşılan. "Bir gün sonra geleceğim" demek; tam bir gün geçtikten sonra geleceğim demektir. Yoksa yarın geleceğim denir. Yazarlarda aynı kanaatta olmalılar ki (3 gün sonra dirileceğim sözünü unutmuş olmalılarki) mezarlık ziyaretine üç gün sonra gidildi yerine, (Sept gününden hemen sonrasını kasteden) haftanın İLK günü mezerlığa gidildi diyorlar. Ayrıca İSA ağzından, bu sürenin "3 gün 3 gece" olacağını üzerine basarak yazan yine kendileri.

Matta..........12:40 Yunus, nasıl üç gün üç gece o koca balığın karnında kaldıysa, İnsanoğlu da ÜÇ gün ÜÇ gece YERİN BAĞRINDA kalacak.

Bakın nasıl, sonraki gün yada önceki gün tanımlamalarını bilinçli olarak kullanmışlar.

Matta..........27:62-63 Ertesi gün, yani Hazırlık gününden sonraki gün, başkâhinlerle Ferisiler Pilatus'un ........, `Ben öldükten üç gün sonra dirileceğim' dediğini hatırlıyoruz.

Markos.......15:42-43 O gün Hazırlık günü, yani Sept gününden ÖNCEKİ gündü. Artık akşam oluyordu. Bu nedenle, Yüksek Kurul'un saygın bir üyesi olup Tanrı'nın Egemenliğini ümitle bekleyen Aramatyalı Yusuf geldi, cesaretini toplayarak Pilatus'un huzuruna çıktı ve İsa'nın cesedini istedi.

Sept / Cumartesi gününün, hazırlık günü / Cuma çarmıha gerildi denilen, İSA haftanın ilk günü / Pazar güneş doğarken mezarında bulunamıyor. (Şabat /Sebt günü: Cuma günü güneşin batmadan 18 dakika önce başlayıp, Cumartesi günü 3 küçük yıldızın gözükmesine kadar sürermiş.)

Yuhanna......20:1 Haftanın ilk günü erkenden, ortalık daha karanlıkken Mecdelli Meryem mezara gitti. Taşın mezarın girişinden kaldırılmış olduğunu gördü.
Matta..........28:1 Sept gününü izleyen haftanın ilk günü, tan yeri ağarırken, Mecdelli Meryem ile öbür Meryem mezarı görmeye gittiler.
Luka...........24:1 Kadınlar haftanın ilk günü, sabah çok erkenden, hazırlamış oldukları baharatları alıp mezara gittiler.
Luka...........24:2 Taşı mezarın girişinden yuvarlanmış buldular.
Luka...........24:3 Ama içeri girince Rab İsa'nın cesedini görmediler.

İsanın soyunda yaptıkları 14.'lü mübarek soy sayma hatasını, burada da yapmışlar.Secerde nasıl 14'lü etaplarla yazılarını parlatmayı düşünürken, 41 sayısının 3'e bölünemeyeceğini atlamışlarsa, gün sayısınıda; yaldızlama telaşı ile atlamış olmalılar.

   
  Herhalde; Cuma, Cumartesi, Pazar (1,2,3) diyip 3 günü sayıvermiş olmalılar.Önceden, ne yazdıklarına bakmadan. Biri bu hatayı yapınca da, Kutsal Ruh'larının güvencesinde olan diğerleride, aynısını yazarak eserlerinde yollarına devam etmişler. Mezarlığa gidiş günlerini baz alarak, kehanet tutturma antremenı yapmışlar ama nafile. Üstelik Pazr günü mezardan çıktığda belli değil.Pazar güneş doğmadan gömüldüğü yere gidildiğinde, mezarın boş oluğunu görüyorlar. Mezardan çıkışını görende yok.

Eğer, öğrenciler İsa'nın dirileciğine inanasalardı yada bilselerdi yada söylenenleri YAUDİLER KADAR ANLAMIŞ OLSALARDI, Mezarın oralarda bekler, İLK GÖREN OLABİLMEK İÇİN YARIŞIRLARDI.

Magdalena'lı (Mecdelli) Meryem'e de "Rab'bimi almışlar" dedirtmezler, mezarda olmadığını duydukları anda da, büyük bir şaşkınlıkla koşarak mezara giderek, Rab'lerine İNANMAYAN HAVARİLER konumuna düşmezlerdi. "Zaten dirilmesini bekliyorduk, hiçte şaşırmadık, Rab'tan hiç şüphe edilir mi?" derlerdi.

Luka 24:1 “Kadınlar haftanın ilk günü, sabah çok erkenden, hazırlamış oldukları baharatları alıp mezara gittiler.”

Eğer gerçekten dirilme denilen olay olsa yada onların gözü ile bakarsak, İSA'nın dirilmesine gerçekten inanmış olsalardı, mezarlık ziyaretine güzel kokulu baharatlar alarak gitmezler, İsa'yı karşılamaya giderlerdi.İsa'ya dirildikten sonra iman edenler şöyle ifade ediliyor.

Yuhanna......20:8 O zaman mezara ilk varan öteki öğrenci de içeri girdi. Olanları gördü ve İMAN etti.
Yuhanna......20:27 Sonra Tomas'a, «Parmağını uzat» dedi, «ellerime bak, elini uzat, böğrüme koy. İMANSIZ olma, İMANLI ol!»
Yuhanna......20:29 İsa ona, «Beni gördüğün için mi iman ettin?» dedi. «Görmeden İMAN edenlere ne mutlu!»

Markos.......16:11 Ne var ki onlar, İsa'nın diri olduğunu ve Meryem'e göründüğünü duyunca İNANMADILAR
Markos.......16:12 Bundan sonra İsa kırlara doğru yürümekte olan öğrencilerinden ikisine değişik bir biçimde göründü.
Markos.......16:13 Bunlar geri dönüp diğerlerine haber verdiler, ama diğerleri bunlara da İNANMADILAR
Markos.......16:14 İsa daha sonra, sofrada otururlarken Onbirlere göründü. Kendisini dirilmiş olarak görenlere inanmadıkları için İMANSIZLIKLARINDAN ve YÜREKLERİNİN DUYGUSUZLUĞUNDAN ötürü ONLARI AZARLADI

İsa'nın imasız olmakla, kendisini sağken anlamamakla suçladığı ve azarladığı kişilerin, "İSA'nın sağlığından kesitler sunduk" dedikleri yazılara inanıp, hayaller kuruluyor.Onların yazdıkları olayların anlatıldığı kitapları kutsal kabul edip, İMAN ETTİK zannı ile sonsuz yaşam sürmeyi umuyorlar. Onlar neyi doğru anlayıpta doğru nakletmiş olabilirler. Sadece bu sahneyle ilgili yani mezarlık sahnesiyle ilgili anlatımları bile kel alaka dedirtecek cinsten farklı. Dürülmüş mendilin detayını verenler, olayları birbirlerinden farklı nalatmışlar. Sani herbiri başka dirilen İSA'yı anlatmışlar.

Yuhanna......20:6-7 Ardından Simun Petrus geldi ve mezara girdi. Orada serili duran bezleri ve İsa'nın başına sarılmış olan mendili gördü. MENDİL, keten bezlerle birlikte değildi, ayrı bir yerde DÜRÜLMÜŞ duruyordu.

En yakınları; Sürmek üzere baharatlarla ziyarete gitmezdi. Mezarı boş bulduğundada korkmaz şükrederdi.Hele şaşırma gibi bir eylemde hiçte bulunmazdı.

Markos......16:1 Sept günü geçince, Mecdelli Meryem, Yakup'un annesi Meryem ve Şalome gidip İsa'nın CESEDİNE SÜRMEK üzere BAHARAT satın aldılar.
Markos......16:8 Kadınlar mezardan çıkıp KAÇTILAR. Onları bir titreme, bir ŞAŞKINLIK almıştı. Korkularından kimseye bir şey söylemediler.
   
  Annesi MERYEM, MUCİZEVİ OLARAK DOĞURDUĞU OĞLUNUN "GELECEĞİM" SÖZÜNE BÜTÜN KALBİ İLE BAĞLANIR, ETRAFINDAKİLERİ BU YÖNDE UYARIRDI.

İsa gerçekten geleceğine inanmış olsaydı, tekrar bedenleneceğine inanmış olsaydı; ANNESİ MERYEM'İ YUHANNA'YA EMANET EDER MİYDİ? ÜSTELİK, AYNI ZAMANDA TANRI OLAN İSA, bu nakil işini asla yapmazdı. Gerçi, Tanrı tarafından terkedildiği inancını taşıyan İsa'nın bunları düşünecek halide yok olmalı...

Matta..........27/46 Saat üçe doğru İsa yüksek sesle, «Elî, Elî, lema şevaktani?» yani, «Tanrım, Tanrım, BENİ NİÇİN TERK ETTİN?» diye bağırdı.
Markos.......15:34 Saat üçte İsa yüksek sesle, «Elohi, Elohi, lema şevaktani» yani, «Tanrım, Tanrım, BENİ NİÇİN TERK ETTİN?» diye bağırdı.

Bu sözlere şahit olanlarında İsa'nın Rab'liğini sorgulamaya elbette hakları vardı. Tanrı olmadığını kendi ağzıyla bağırarak söyleyen, üstelik Tanrı tarafından terkedilidiğini herkeze duyuracak biçimde ilan eden, İsa'nın dirileceği hakkında kimse emin olamazdı. Tanrı tarafından terkedilen ve tüm çaresizliğini, kendisine inananların ortasında itiraf edenin, elbette RAB olası mümkün değildi. Hele dirilmesi söz konusu dahi olamazdı.

Belkide bu nedenle hiç kimse İsa'nın ölümünden 30-40 sene sonrasına kadar birşey yazmadı. Ne zamanki efsane halk dilinde dolaşmaya ve Pavlus Mektupları ile yayılmaya başladı, kollar sıvandı, araştırmalar yapıldı "en iyiyi ben bilirim" diye yazılar yazıldı. Tanrı sözü damgalı ifadeler sıralandı, mektuplar yollandı.

Aksi kanâat, seçtiği Havarilerinde ve çevresindekilerde var olmuş olsaydı, Magdalena'lı Meryemde, diğerleride "Rab'bim dirileceğim demişse dirilecektir" diye mezarlıktan ayrılmaz, mezarlığı boş gördüğünde de sevinç içinde, İsa'yı nerede görebileceğini düşünürlerdi. Tam aksine dirilmesine hiç ihtimal vermiyorki; "Rab'bimi almışlar" diyor. Oda Kahinler gibi düşünüyor. "RAB'bim DİRİLMEMİŞ, ÇALINMIŞ" tarzında, "Rab'bimi almışlar" diyor. Üstelik vurgulamaya, "ONU NEREYE KOYDUKLARINI BİLMEDİĞİNİ DE ekliyerek netlik getiriyor.

Anlattıkları İSA hikayesinin temelinde / özünde bile "dirilmeye inanç diye" birşeyin olmadığını, kendileri itiraf etmiş oluyorlar. Hikayenin kahramanları bile İsa'nın Tanrılığına ve yeniden dirileceğine inanmış değil. (Rabbim manası onlara göre Öğretmenim demekmiş. Bu nedenden dolayı, İSA'nın öğrencileri diye bahsediliyor. İSA ÖĞRENCİLERİNE GÖZÜKTÜ deniliyor. RAB'BİM ŞEKLİNDE YAZIM İLE ÖZELLİŞTİRİP, ilahi bir konuma sokuyorlar BAŞKA ÇAĞRIŞIMLAR YAPTIRMAK İÇİN ÖZDEŞLEŞTİRİYORLAR. Esasında Rab'bin anlamında kullanıyorlar. Örtücülük ve yaldızlama ustaları bazı şeyleri böyle, ufak dolgularla hallediveriyorlar.)

Yuhanna......20:13 Meryem'e, «Kadın, niçin ağlıyorsun?» diye sordular. Meryem, «Rabbimi almışlar» dedi. «O'nu nereye koyduklarını bilmiyorum.»

VURGULAMAYA DEVAM EDİLİYOR. Meryem bahcıvan sandığı İSA'ya onu götürdüğün yeri gösterde alayım" diyor. Mezarına dirilmeyi koynak için cesedi arıyor.

Yuhanna......20:15 İsa, «Kadın, niçin ağlıyorsun?» dedi. «Kimi arıyorsun?»Meryem O'nu bahçıvan sanarak, «Efendim» dedi, «eğer O'nu sen götürdünse, nereye koyduğunu söyle de gidip O'nu alayım.»

Rab'bın ne manaya geldiğinide, yine Meryem ağzından bu ifadeleri yazanlar açıklıyor. Öğretmen olarak gördüğü İSA'yı arayan Meryem'in, kendisinden Cin çıkartan insanın, dirilmesine prim vermemeside normal karşılanmalı. Hele o devirlerde şifa arayanların gittiği yerler; üfürükcüler, kahinler ve Cinciler. (İsa, Meryem'den 7 cin çıkarmış)

Yuhanna......20:16 İsa ona, «Meryem!» dedi.O da döndü, İsa'ya İbranice, «Rabbuni!» dedi. Rabbuni, `Öğretmenim' demektir.

Daha "Rab" dediklerinin dirileceğim sözünü anlayamayan ona güvenmeyenler onun TANRILIĞINDAN GELİP KURTARACAĞINDAN BAHSEDEREK, İNSANLARI 2000 SENEDİR hayallere daldırıp oyalıyorlar ve hiçte hoş olmadığı sanılan adreslere gönderiyorlar.

Rab, dediklerinin, Tanrı ilan ettilerini, 3 gün 3 gece sonra dirileceğim mesajını algılayamayan, açıklamasını yaptığı halde, "tapınağı 3 günde yeniden yaparım" mesajına boş verenler, nasıl olurda, İsa'nın arkasından HAÇI TAŞIYANLARDAN olabilirler? Hangi kutsal yazıyı anladıklarını ve ne kadar anladıklarını kim biliyor.

Yuhanna......20:9 İsa'nın ölümden dirilmesi gerektiğini belirten Kutsal Yazı'yı henüz anlamamışlardı.

Sağlığında analayamayanların yazdıkları eserlerden, ne kadar anladıkları ortada.Rab dediklerinin hiç bir dediklerine değer vermeyen, horozları üç kere öttüren, verilen mesajları algılamayan insanların, gelecekle, ahiretle, kurtuluşla alakalı sözleri nasıl doğru olabilir ki? Hesapta doğru olarak naklettikleri sözlere dayanarak, dönüşü olmayan, pişmanlığın faydasız olduğu yolculuğa nasıl hazırlanılabilir ki? Burnun ucunda olanları görmeyen, duyduklarını anlamayanların nelerde doğru, nelerde yanlış olabildiğine nasıl kanaat getirilebilir ki?

İsa'nın, verdi dedikleri sözleri, mesajları doğru anladıklarına emin olmadan, daha doğrusu yanlış söylemiş olabileceklerine dair bu kadar çelişki örnekleri ortalıkta uçuşuyorken, seferinden hiç dönmeyecek olan, SESSİZ GEMİYE binme hazırlıkları nasıl yapılabilir.

Havariler, gerçek İsa inanlıları olsa, yada İsa olarak abul ettikleri o vasıflarda olan biri olsa; dirilme sonrası karşılaştıklarında inanmamazlık ederek ÇİVİ İZLERİNİ aramazlardı. Demekki öğrencileri üç gün sonra dirileceğim konusuna inanmadılar yada böyle bir olay hiç olmadı. Rab'be inanmamak imandan çıkmak değil mi? Eğer inandılarsa neden çivi izlerini görmek istediler.Çivi izlerini görmeden neden inanmamazlık yaptılar.

Yoksa 2. gün birileri gerçekten, İsa'nın cesedini mezardan çaldı da, ortaya daha önce Pagan dinlerinde sıkca görülen efsaneleşmiş dirilme sahnesini mi montajladılar? Yada çarmıhta ölümünü ilan ettikleri İsa'nın hikayesi, esasında hiç çarmıha gerilmemiş olan ve Tevhid imanını tebliğ eden Hz. İSA'nın hikayesinden esinlenme ile meydana getirilmiş olmasın. Toplumun canlı gündeminde olan herkezin hatıladığı Hz. İsa olayı, üzerine kurguladıkları, doğum & ölüm tarihini hatta yaşını bile bilmediklerii kendi İsa'ları olmasın.

Yerine benzeri olan ve Hz. İsa zannedilen, ispiyoncu Yahuda'nın ölümü neticesinde, güvenliği gereği şehir değiştiren, Hz. İsa'nın birileri tarfından görülmesi ile ortaya sürülen dirilme efsanesine kapılarak, metinlerini hayali İsa'larına atfederek yazıya almış olmasınlar.

Hz. İsa'nın, birkaç gün sonra, yolculuk nedeni ile ortalarda dolanması, onun çarmıhta öldüğünü zannedenler için çok şaşırtıcı olmuş olmalı. Gerek doğum mucizesi nedeni ile, gerek çok küçük yaşlardan itibaren İNCİL TEBLİĞİNİ yapması ve Peygamberliğ nedeni ile kutsal bilinen Hz. İsa, görenler tarafından yeniden dirildi olarak yorumlanmış olabilir. Olaylardan hecanlı, esrarengiz hikayeler çıkartarak yaşamlarını sürdürenler tarafından, böyle bir gizemlerle dolu abartma hikayesi dillerde dolaşıyor olmuş olabilir.

(Hatta HERODOT CEVDET Ekmek teknesi ekibiyle bu efsaneleştirme işini gerçekleştirmişte olabilir. Eğer aradan geçen 2000 sene, Herodot Cevdet'in yaşını kurtarmıyorsa, bu durumda o mesleğin pirlerinden biri bu işi yapmış olmalı)


Hayır bu olaylar öyle olmadı Ahit'te yazdığı gibi oldu deniliyorsa; İsa dirilileceğim dediği halde o çok seven ve çoksevdiği öğrenciler neden inanmadılar. "Uyanık kalın" dediği halde neden dünyadan habersiz durumda idiler. Bu kadar sürede, alenen olayı takip edemeyener, uyanık kalamayıp olayları önemsemeyenler, hangi sürüleri, hangi koyunları alıpta kurtlara yem yapmadan güdebilecekler? Kendi yollarını bulamayanlar nasıl olacakta koyunları doğru ağıla götürüp teslim edecekler. Bunlara güvenipte kuzular güdülsün diye, nasıl olurda onlara teslim edilir?

Kitaplarındaki görüşe dönersek; Cesedi gerçekten birileri çaldıda, dirilmeye onun için mi, kayıtsız kalıp delil istediler? Mezar önüne koyulan devasa taş ve mezara koyulan nöbetcier bunun içinmi hikayeye ilave edildi. devasa taşı kim kaldırabilir? Nöbetcileri kim atlatabilir? Bu kadar detay "MELEKLER GELDİ ÇIKARDILARA" destek olsun amacıyla mı hikayeye işlendi?

Devasa taşı nasıl kolaylıkla / zorlukla koydularsa, cesedi almaya gelenlerde aynı kolaylıkla / zorlukla açmışlardır. Oğul Tanrı için taşın ne önemi var? Alemlerin tüm hükümranlığına sahip olan için kapıdaki taş ne ifade eder. Baba Tanrının da gözetiminde değil mi?

Esasında, mezardan çıkışın tam ilahi olabilmesi için İsa, taşın içinden geçmeli değil miydi? Dirildikten sonra taş duvar engeline, neden takılmış olsun. Yoksa bu durumda Meryem'in, "Rab'bimi almışlar" sözünü söyletememe durumu mu ortaya çıktı? Meryem taşı kaldıramıyacağı için, İsa'nın içeride olduğunu zannedecekti ve efsane başlamadan bitmiş olacaktı. Ne petrus koşacaktı nede Askerler şaşıracaktı. Nede Kahinler bu iş için rüşvet vererek olayın tanıkları durumunda kalacaktı.

Bu nedenle mi? İsa taşın içinden geçme yerine, devasa taşı itmek zorunda kaldı, diye de soruyor insan? Bu taş yerinden kalkmasa idi, yeniden dirilme duvarın arkasında gizli mi kalacaktı?. Baksanıza "dirileceğim" diyor inanmıyorlar, diriliyor inanmıyorlar, mezarı boş bulunuyor inanmıyorlar, melekler "Celileye gidiyor" diye haber veriyor inanmıyorlar, bazılarına gözüküyor hala çivi izlerini görmek istiyorlar.

Olurda idealden bu derece uzak, haçı taşımaya hiç hevesli olmayanlar bu kadar olur. Tanrı tarafından seçilmiş 12 adet özel insan, 3 gün içinde bu hale geliyorsa; 40-50 yıl sonra yazılan metinler kimbilir ne hale getirilmiştir.Kitaplaşmaları ve kutsal sayılmaları için aradan geçen, 300 senelik süreç hariç. ....vb....
 


  Görüdüğü gibi her maddesel olan ifadelerde çelişkiler önünüze atlıyor. Kimbilir daha nelerini göremiyoruz? Bu konuyu örtebilmek için, ismi günlerle anılan teorilerde türetmişler. Onların görevi, kitabı her ne şart altında olursa olsun korumak değil mi? Onlarda öyle yapmışlar. Cuma günü teoremine göre; Cuma gecesinden, Pazar günü tan zamnına kadar 3 günü, çok rahat sayar hale gelmişler.(Günleri ve geceleri gerğince bölerek)

Amaçları İmanı korumak, kendine bağlı olanlara doğruları vermek olsaydı, bilgi dağarcıklarında, arşivlerinde duran binlerce çelişkiyi ortaya sererlerdi. Serelerdi ki, İnanlıları doğruya yönelebilsin. Yapılan tahrifatların önüne geçilebilsin. Hayali kurtarıcıyı umut ederek, beyinlere yüklenilen sanılar yerine, yüreklere imani değerlere sahip olabilsin Kurtarıcı gelmeden de indirilmiş olana uyulduğunda, kurtulabileceğini anlasın.Ahiret yaşamı için ALLAH'tan gelmiş, Rahmet ve rehber kaynağından başka seçim hakının olmadığını da bilsin.

İman tebliğlerini yayan, Hz. İSA'nın izlerini silmek için bir takım kişiler işte isa bu diye Hz. İsa'nın mucizevi gelişini de kullanarak ortaya örtücü eserlerini koydular. İMANİ HİÇ BİR DEĞERE SAHİP OLMAYAN BU ZATI MUHTEREMLERİN, ortaya koyabilecekleri kitaplarda ancak bunlar olabilirdi.

İman yoksulu olan kutsal metin yazarları Anadoluda yaygın olan Roma resmi dininin esasını da oluşturan pagan inançları üzerine, hayallerindeki İSA'yı metinlerine monte ettiler.

Eğer bütün yollar Romaya çıkmasaydı, Pavlus ve arkadaşları inanç sistemlerini bu kadar kolay yayabilirler miydi? Roma, heryere ulaşabilmesi sayesinde, tüm bölgelerini kontrol altında tutabilen İimparatorluk olmasaydı; Pavlus ve arkadaşları sistemlerini bu kadar çabuk yayamazlardı. Nedenlerine gelince ana hatları ile aynı olan tek devlet dini tesis edilemezdi. Haberleşme, ulaşım güvenlik sorunları yüzünden bilgi aktarımı ve ziyaretler yapılamazdı.Tek devlet, tek din, tek bayrak ve Bütün yollar Roma olunca Pavlus ve arkadaşlarının işi kolaylaştı.

İnsanlar tek tip resmi dine alıştıklarından dolayı, ortak noktalar bulunup birazda süslendiğinde, inanaç sistemi oldukca hızlı yayılmıştır. Bu yayılma bütün yolların Roma'ya çıkması ile birebir ilgilidir. Haberler ve emirler hızla yayılmış kontroller her an yapılabilir omuştur.

Roma düştüğünde bütün imparatorluk düşmüştür.Roma'da elde edilecek bir yönetici, bir din görevlisi, arkasından milyonları kendiliğinden getirmiştir. Pagan esaslar taşısada; görünürde Tek tanrı inancı ile nabızlara şerbet verilerek sistem kurulmuştur.

Anadolu, Ortadoğu, Kuzey Afrika bölgesinde ise; gerçek Hz. İSA TEBLİĞİ OLAN TEVHİD İMANI yayılmıştır.İncil tebliğleri ve Hz. Musa'dan kalan TEVRAT bilgileri ile kendilerini, Pagan esaslı Pavlus ve arkadaşlarının dininden korumayı başaran insanlar, o bölgenin YAŞAYAN HAKİMİ olarak kalmışlardır.Hep o bölgede yaşamışlardır. Hâlada torun-torunları olarak yaşamaktadırlar.

Hz. Musa ve Hz. İsa tebliğlerine bağlı olan, TEVHİT İNANCINA YATKIN olan bu insanlar asla ve asla Pavlus ve arkadaşlarının sistemine değil, Hz. İSA (kaç yıl daha yaşadı ise) ve gerçek Havarilari tarafından, kendilerine öğretilen üzerinde kalmışlardır.Onların ölümden sonra dirildi 2 yada 3 kez görüldü demelerinin sebebi budur. Ölmekten kurtulan yani asılmayan Hz. İsa ve ailesi bölgeyi terkederek, kendisine vayh edilen yere yerleşmiş ve orada tebliğlerine devam etmiş olmalı.

(Y.Ahit yazarlarınnı göründü diyerek anlattıkları efsaneleştirme olayı gizlenen Hz. İsa'nın yer değiştiriken yada gizlenirken uğradığı yerlerdeki hikayesidir. Öldü zannedilen insanın, yaşarken görülmesi elbette insanları şaşırtan bir olaydır.)


O bölgede, Hz. İsa ve Hz.Musa'nın tebliğileri ile harmanlaşmışta olsa, Pavlus esalarından uzak inanç sistemi içinde ki yaşamarı ne zamana kadar sürmüştür? Elbette, Hz.Muhammet gelene kadar. İman bölgesi dediğimiz, peygamberler bölgesinde bulunan ve hala tevhid inançlarına sahip olan,O GÜNKÜ YAHUDİLER ve HIRİSTİYANLAR aynı hızla Müslüman olmuşlardır.

ALLAH''ın, Kur'an'ı Kerim'le, Hz.Muhammed'le; "EHLİ KİTAP" yada "KİTAP EHLİ" olarak seslendiği bu grup, ellerindekini onaylayanı görünce, müslüman olmuşlardır eskiden tabi olduklarını değil KUR'AN'I KERİM tebliğlerine bakar olmuşlardır. "Kitapta ehil olanlar, kitapta ehliyet sahibi olanlar, ALLAH'ın indirdiğini bilenler, alışık olanlar" tarzındaki bu hitap, onların durumunu en iyi şekilde anlatmaktadır.

Eğer Kur'an'ı Kerim'de olan ayetlere, alışık olmasalardı, ehil olmasalardı, Kur'an'ı Kerim Ayetleri bildik tanıdık gelmesi idi, onlarda Pavlus ve arkadaşlarının kurduğu sistemin bağlıları gibi; Ahit esaslı inançlara bağlı olarak kalırlardı. Eğer ehil olmasalardı, ALLAH'ta, onlara "KİTABA EHİL OLANLAR" hitabı ile İMANDA EHLİYET SAHİBİ tarzında seslenmezdi.
   
 

İmani birşey yazamayanlar, mensup oldukları Yahudilik'ten de akıllarında kalanlarla, "İLAHİ" bir rehber olmadan din oluşturmaya kalkarlarsa böyle olur. Binlerce yıldır atalarından duydukları, atalarından miras kalan "KURTARICI" inanç ağırlıklı metinlerini yazdılar.Kurtulmak için, mutlaka kurtarıcı gerekir inanacına sımsıkı sarılarak, 200-300 yıl sonra kutsal damgasıyla, din kitabı haline gelecek metinlerini kağıda geçirdiler.

Yagınlaşmasını elbette istediler. Ama hiç birinin kafasında "DİN KURMAK" gibi bir düşünce yok olduğu parçalı bulutlu olduğu yapılarından belli. Bugünde geçerli bir meslek sayılan, ilahi metinler yazmak elbetteki o günlerde de revaçtaydı. İnsanlar, iyi-kötü ruhlara, Cinlere var zannettikleri herşeye bağlanarak, kendilerini korunmuş hissetmek istiyorlardı. Böyle zaafiyetler de, ihtiyaçlar da, din simsarlığı denilebilecek mesleğide, beraberinde hizmete sunmuştu.

Dikkat edrseniz, tüm metinler mektuplar halinde hiç biri bütün olmadığı gibi, hepsi bir araya geldiğinde de bütünü teşkil edemiyor. Her biri, bir oluşumdan haberdar olduğunu belirtmek yada birilerini haberdar etmek için kaleme alınmış.Sadece belli olayların kendilerince, bildiklerince anlatımı var. Bir tarif var.Tanrı oğlu duymamış olanlara anlatım var. Ama hiçbirinin din oluşturmak diye bir niyeti olmadığı yazdıklarından belli.

Daha sonra yazılı metinleri, mektupları bir araya getirerek onlara kutsal damgası vuranlar, o metinlerle dine kitap oluşturabileceklerini farketmişler. Belki bu gün Aynı insanların yazdığı, Hıristiyanların kutsal kabul ettiklerin, onlarca katı kaybolmuştur belki bulunamamıştır.

Kitap haline gelesiye kadar birtakım olayları haber veren durumundaki metinler, birden bire inanç kitabı oarak kendilerini bir araya gelmiş, aynı kapak altında buluşuvermişler. Pek birbirleriyle uyuşamasalarda, selamı, sabahı, sitemi, müjdesi, kurtarıcısı, çelişkileri bol yeni işlevlerine merhaba demişlerdir.

Tüm güçlerini, vaadci adına toplamışta olsalar, birlikten kuvvet doğsun diye bir araya getirilmişte olsalar,bir çok takım eksiklikleri de varmış. Eksikliklerinin bir kısmını örtebilmek, kendilerine bir geçmiş kazandırabilmek içinde, kapaklarını Eski Ahit'e açmışlar. Çünkü kendilerini yazan kalemlerin sahipleri, bir zamanlar E.Ahit'e bağlı imişler. Tanrının oğlunu bilmeselerde, müstekil tanrı İsrail Tanrısına alışıkmışlar. Zaten bir takım konuları E.Ahitt'ten yararlanarak yazmışlar.

Kitapları yazanlar, kendi inandıkları şekilde bu işin yayılmasını istemişler. Çünkü onarın önceden tabi oldukları kitaplarda ve Pagan inançlarında gördükleri bildikleri bunlarmış.

Onların ait oldukları kitaplarda bildikleri kadarı ile TANRI: unutan, akıl soran, şaşıran, güreşte yenilen, yalan söyleyen, kıskanan, bilmeyen, konutta oturan, yorulan, dinlenen, buhura bayılan, tütsüsüz yapamayan, giysisinin etekleri yerlerde sürünen, elleri ile kulunun gözlerini kapatan. kim öldü kim kaldı bilmeyen, secereleri ve akrabalık ilişkilerini karıştıran, insan yarattım dediği zamanlara da, kurulmuş imparatorluklar olduğunu bilmeyen, Urfa Göbeklitepe'den 5000 sene sonra "Adem ilk insan oldu" diyen, "Tufanı yaptım Sam kardeşlerden türediniz dediği yıllarda Firavunların, Piramitlerde on binlerce insan çalıştırdığını bilmeyen, akşam serinliğinde bahçelerde gezen, Şeytanla toplantılar yapan, demir arabalardan korkan, işleri haledebilmek içim fidye veren, kulunun ismini soran, o kimdi diyen, kandırmak yalancı peygamber arayan, bol vaad verip yerine getirmeyen, kendi dışındaki Tanrılar olduğunu bilen ama onlara tapılmasına çok kızan, gerektiğinde yiyen, çadırıyla o savaş meydanı senin, bu savaş meydanı benim diye dolaşan kitaplardaki yanlışlıkların farkında olmayan, mor rengi çok seven, ant için elini kaldıran, kan dökülmesini çok seven...vs... İDİ.

Yine kitaplardan okudukları kadarı ile PEYGAMBER: Karısını kendi güvenliği için Krallara peşkeş çeken, Kız kardeşiyle evlenen, kızları endisiyle yatabilen, komutanının karısı ile yatabilme için görevler icad eden, erkek torunu tarafından tecavüze uğrayabilen, hile yaparak peygamber olan, hırsızlık yapan, yalan söyleyen, insanları kendisinden yaka silktiren, iki kızkardeşle, bol bol görünüm alabilen, altından tapılması için putlar yapan, başka tanrılar bulup onlara tapan, buhur sunup tütsü yakan, "Rab dediki" diye söze başlayan, krallar önünde yerlere kapaklanan, bir anda 400'ü bir araya gelebilen, kadında olabilen...vb..İDİ.

Günah işleyen melekler, cehenneme atılan melekler, kötü ruhlar, cinler, babil fahişeleri, biliciler, kahinler hakkında yazılmış benzer vurgulamaların, yer aldığı kitaplardan edindikleri tecrüblerden elbette, TEVHİD İMANININ ÇIKMASI beklenemezdi.

Tevhid inancına ait olan köklere tabi olanların, hemen hemen hepsi müslüman oldu. Her biri Kur'an'ı Kerim bağımlısı oldu. Onlarda o iman bölgesi denilen sınırlaın dışında varlıklarını sürdürdüler.Bakın silah zoruyla entrika ile geçici girişlerinin haricinde, o bölgede egemenlik kurbilmişer mi? Defalarca haçlı seferleri düzenlemişler yine olmamış.

Müslüman ülkeleri çok güçlü olduklarından dolayımı, o bölgeye giremiyorlar? Hayır. Sınırları cetvellerle tayin edenler, istedkleri ülkeleri istedikleri gibi işgal edenler, milyonlarca insanı gözlerini kırpmadan öldürenler, hükümetler tayin edebilenler, neden o bölgenin tek hakimi olamadı.

Nufus, insan sayısı çık ondan mı? Hayır. Hindistan'ın nüfusu o bölge nufusu kadar ama orayı belki 100.000 askerle kontrol ettiler ve onlara "emret sahip" dedirttiler. Efendilerinin gözlerine bakamadı, aynı mkanı paylaşamadı, hak iddia edemeden yıllarca o esaret altında yaşadılar. Yerel güçlerle ibirliği yaparak, işgalleri uzun yıllar sürdürdüler.

İman bölgesinde şu andaki mevcudiyetleride, yine yerel dini, siyasi ve elbetteki ekonomik işbirlikcileri ile yapılan "ideal hedef" işbirliğinden kaynaklanmaktadır.Peygamberler bölgesi denilebilecek bu bölge sanki görünmeyen setlerle çevrilmiş halde. Elbette geçici girişler çıkışlar olacak.

O bölge imani bölgedir.Peygamberler bölgesidir. Orada sadece TEVHİD İMANI olanlar varlığını sürdürebilir.
Bu nedenledir ki; Hz. İsa zamanında yazılmış bir metin bulamıyorlar,
Bu nedenledir ki; iman bölgesi / peygamberler bölgesi denilen bölge dışında yayılmalarını sürdürebiliyorlar.
O nedenledir ki; 2000 senedir o bölge dışında kuvvetlenme aşamasını tamamladıklarını düşünerek Argemeddon, dinler arası diyalog, kurtarıcı gelecek harekatları ile o bölgeye sahip olmak istiyorlar.Artık bütün yollar Argemeddon'a çıkıyor.

   
 

ALLAH'ın, "KAPISINDAN SECDE EDEREK GİRİN" diye buyurduğu bölgeye / şehire, kibirleri nedeniyle girmeyenlerin torunları, ŞİMDİ KAFA TUTARCASINA SİLAHLA ve BİR TAKIM İTTİFAKLARLA GİRMEYE hazırlanıyorlar.

Hz. İsa'yı, duymakla uzaktan tanımış olanların kitap yazmaları, dinler piyasasından yer edinebilmekle ilgilidir. imani değerleri inanç sistemine dönüştürmek isteyenlerin, inandırıcı olabilmeleri için elbette tatmin edici birtakım hikayeleri olmalıydı.

Düne kadar iman avcılığı yapanlar, "İsa kurtarıcıdır" diyebilmeleri için, yüzlerinin meşinliği yanı sıra, ikna edici senaryoları da ortaya koyabilmeliydi. Onlarda öyle yaptılar. Hz. İsa'nın çarmıhta öldüğünü ve 3 gün sonra dirilerek insanlara göründüğünü söylediler.Böylece gerçekten yaşayan Hz. İsa'nın esasında bir hayalet, bir ruh, bir efsane olduğunu vurguladılar.Dirilmiş İsa'yı hiç görmedikleri halde.

Konunun inandırıcılığını iyice artırabilmek içinde; Kahinlere biçtikleri rol gereği, sözler yazdılar. Mezar boşalmasının gerçekten ilahi olduğunu bilinçlere yerleştirdiler. Sanki mezarın nerede olduğunu biliyorlarmış gibi. İsa'yı biri 39, biri 33, biri 26 yaşında öldürdüklerine bakmıyorlar da Ruhani yükselişten dem vuruyorlar.

"Cesedi gece çalarlarda, İsa mezardan göğe yükseldi diye efsane oluştururlar.Bu nedenle güvenlik tedbirleri alınmalı asker yerleştirilmeli" sözleri kahinlere söyletiliyor. Böylece askerler varken bile mezar boş olduğuna göre gerçekten kesinlikle göğe yükselmiş çıkarımını yaptırabilmeyi amaçlamışlar.

Matta..........27:64 Onun için buyruk ver de üçüncü güne dek mezarı güvenlik altına alsınlar. Yoksa öğrencileri gelir, cesedini çalar ve halka, `Ölümden dirildi' derler. Bu sonuncu aldatmaca ilkinden beter olur.»
Matta..........27:65 Pilatus onlara, «Bir manga asker alın, gidip mezarı dilediğiniz gibi güvenlik altına alın» dedi.

Bu ve benzeri ifadelerle İsa'yı: Herkezin göremediği, belli kişilere görünen, KÖTÜ RUHLARI / CİNLERİ hizaya sokan, onlarla mücadele eden, mucizelerini her yerde sergileyen seçilmiş melekleri olan, Kutsal Ruh destekli, ölüleri dirilten başka bir boyuta mensup ilahi bir varlık olarak resmettiler.

Hz. İsa'nın öldürülmek istenmesi ama yerine onu suçlayanın ölmesiyle yaşama devam eden, İsa elbette ömrünün geri kalan kısmını başka bir yerde tamamladı. (Kendi ifadelerinde de aynı tanınmama sözleri mevcut.Tutuklamaya gelenler; "İsa kim" diye soruyor. Yani kimse onu tanımıyor.) Bu nedenle kendilerini ve birtakım kimseleri, yazdıkları kitaplarda Havari olarak geçirtenlerin, Havarilikleri ile bir ilgilerinin olması çok zor.

   
  Kendileri yazıyor, kendi yazdıklarını delil olarak gösteriyorlar.Eğer gerçekten, o, isimleri geçenler HAVARİ OLSAYDI; Yuhanna yada başkası tarafından yazılmış olan Esinlenme kitabında 12'ler olarak, mutaka İSİMLERİ GEÇERDİ.

Esinleme..........21/14 Kenti çevreleyen surların on iki temel taşı bulunuyordu. Bunların üzerinde Kuzu'nun on iki elçisinin adları yazılıydı.

Rab Tanrı diye işaret ettikleri İsa olsaydı; en azından vefalı olduğunu göstermek için, Havarilerinin adını andığını belirtmez miydi? Hıristiyanlara "işte benim yolumun elçileri bunlar (hain Havari hariç) onlara uyan, siz Hıristiyanlar müsterih olun" diyerek MÜJDENİN HIRİSTİYANLARI DA kapsadığını belirtmesi gerekmez miydi? Ayrıca İsa ayrılırkrn havri sayısı 11'e düşmüştü. Yerine kumar yöntemi ile atanan Matiya'yadan haberi oldumu dersiniz..

Elçilerin İşleri.....1:24-25 Sonra şöyle dua ettiler: «Ya Rab, sen herkesin yüreğini bilirsin. Yahuda'nın, ait olduğu yere gitmek için bıraktığı bu hizmeti ve elçilik görevini üstlenmek üzere bu iki kişiden hangisini seçtiğini göster bize
Elçilerin İşleri.....1:26 Ardından bu iki kişiye kura çektirdiler; kura Matiya'ya çıktı. Böylelikle Matiya on bir elçiye katıldı.

Kutsal şehrin köşelere yerleştirilecek taşların üzerindeki isimleri yazılı olabilirdi. 12 adet KAPI ÜZERİNDE YAHUDİ OYMAKLARININ İSMİ geçtiği gibi, onlarında ismide O KÖŞE TAŞLARININ üzerine yazılmış olurdu.

Esinleme..........21/12 Büyük ve yüksek surları ve on iki kapısı vardı. Kapıları on iki melek bekliyordu. Kapıların üzerine, İsrail oğullarının on iki oymağının adları yazılmıştı.

"YAHUDİLERE kapı, bizlere taş hadi neyse diyerek, sineye çekilebilirdi. Ama taşlar üzerinde isim bile yok.Oysa Havarileri seçen Oğul tanrı İSA deği miydi? 144.000 Yahudinin yeri hazır ama çarmıhı, arkasından taşıyanlara ufacık ışık bile yok.

Esinleme..........7/4 Mühürlenmiş olanların sayısını işittim. İsrail oğullarının bütün oymaklarından yüz kırk dört bin kişi mühürlenmişti.
Esinleme .........9/4 Çekirgelere, yeryüzündeki otlara, herhangi bir bitki ya da ağaca değil de, yalnız alınlarında Tanrı'nın mührü bulunmayan insanlara ıstırap vermeleri buyruldu

Demekki ortada bilinen 12 adet isim yoktuki; Vahiy bölümünü yazan bu isimleri yazmadı: Vahiy bölümünü yazan sadece, marka olarak kullandığı Yuhanna ismini vermiş.

Oğul Tanrıyı Sion dağında 144.000 Yahudi ile çok özel ezgiyi söylettiğinde de, O 12 adet havari olarak tanıtılan kişilerin isminden bahsetmiyor. O ezgi öyle özelmiş ki? SADECE ONLAR BİLİRMİŞ. Kimse duyamazmış. Demek ki Hıristiyanlardan hiç kimse, EZGİ SÖYLENİRKEN, Tanrının Oğlu dediklerinin yanına gidemeyecek.Nedeni açık değil mi? "Ezgiyi bilenler 144.000 kişi olacak, başka hiç kimsede duyamayacak ve öğrenemiyecek" deniliyor.

Ezgiyi bilenlerin hepsi seçilmiş ve SİON dağında oğul Tanrı ile ezgiyi söylemekte olan YAHUDİLER olduğuna göre, vaftizde olsalar, haçıda taşısalar, ufkuda gözleseler HIRİSTİYANLAR OĞUL TANRI ile yanyana gelip ÖZEL EZGİYİ söyleyemeyecekler.

Esinleme ..........14/3 O yüz kırk dört bin kişi, tahtın önünde, dört yaratığın ve ihtiyarların önünde yeni bir ezgi söylüyordu. Yeryüzünden satın alınmış olan bu kişilerden başka kimse o ezgiyi öğrenemedi.

Yahudilerle bu kadar sıkı fıkı olnduğuna göre sakın Hıristiyanların Oğul Tanrı dedikleri İSRAİL TANRISI olmasın. Pavlus ve arkadaşlarını kandırarak sapkın bir yola itmiş olmasın. Baksanıza İSRAİL TANRISININ SEÇTİĞİ BOY BAŞLARI oğul tanrının şehir kapılarına isimlerini yazdırıyorlar ama Hıristiyanlardan bir kelime yok.Müstakil İSRAİL'in tanrısının Eski ahitte isimlerini saydıkları önderler orada ama Oğul tanrının "seçtim" dediği havarilerden bir tek Yuhanna var o'da görünüm almak için orada. (Esinleme kitabının Yuhanna'nın olduğuda şüpheli- The New American Catholic Bible-)

Yuhanna bölümü yazan, 12 adet Havari ismini bilse idi, görünüm almak için getirildiği yerlerde, tahtın civarında mutak o sıraladıkları isimleri görürdü ve "HAVARİ arkadaşlarımda oradaydı" derdi. Yada "İSİMLERİMİZİ TEMEL TAŞLARINA işlenmiş" gördüm der, kendisininde havari arkadaşlarının da ne kadar doğru yolda olduklarını bir kez daha vurgulamış olurdu. Havarilere ve kitaplara bağlılıkları artırırdı. Ama taşlarda bir yazı yokki bunları söyleyemiyor. Başı kesilen canlar diyor ama içerinde tanıdık kimse yok ki isim vermiyor.

Esinleme .......20/4 Bazı tahtlar ve bunların üzerinde oturanları gördüm. ONLARA yargılama yetkisi verilmişti. İsa'ya tanıklık ve Tanrı sözü uğruna başı kesilmiş olanların canlarını da gördüm. Bunlar, canavara ve onun putuna tapmamış, alınları ve elleri üzerine onun işaretini almamış olanlardı. Hepsi dirilip Mesih'le birlikte bin yıl egemenlik sürdüler.

Yuhanna orada Havarilerin isimlerini görseydi, arkadaşlarından birinin bile olsa hayalini görseydi, "göğe alındığımda, bende onlara katılacağım için çok mutluyum" gibi ifadeler kullanırdı.Tam tersine Esinlenma metnini yazan, sadece kendisinin kurtulanlar ve olaylara şahit olanlardan olacağı için, son derece mutlu olduğu, yazdığı satırlarından belli.Öyle ya kendisinden önce ölmüş olan Havarilerden hiç biri ortalıkta gözükmüyor.(Esinleme kitabının M.S.100 yıllarında yazıldığı tahmin ediliyor. Yani havarilerin büyük kısmı ölmüş.Yuhanna genç olarak aralarına katıldığına göre son kalanlardan biri olmalı.) Varsa yoksa Yahudiler. İsrail Tanrısına bağlı olan seçilmişler.

Esinleme .........1/1 Bu kitap İSA MESİH'in esinlemesidir. Tanrı, YAKIN ZAMANDA olması gereken olayları kullarına göstermesi için O'na bu esini verdi. O da gönderdiği kendi meleği aracılığıyla bunu kulu Yuhanna'ya iletti.
   
 

Oğul Tanrı "bana bizzat gözükerek ey ferisi.." diye seslenip "inanç yaymayı bana havale etti" diyen PAVLUS MUTLAKA TAHTIN YANINDA olurdu. Dini emanet ettiği Pavlus, Oğul Tanrının yanında olmayacakta başka kim, tahtın yanında olacak?

Elçilerin İşleri.....26/15 «Ben de, `Ey efendim, sen kimsin?' dedim.«`Ben senin zulmettiğin İsa'yım diye cevap verdi Rab.
Elçilerin İşleri.....26/16 `Haydi, ayağa kalk. Seni hizmetimde görevlendirmek için sana göründüm. Hem gördüklerine, hem de kendimle ilgili sana göstereceklerime tanıklık edeceksin.

KUDUS'ÜN TEMEL TAŞLARINA İSMİNİ YAZDIRACAK.Oğul Tanrı için böyle isimler olsaydı Tahtın çevresinde olmazlar mıydı? (GERÇİ Pavlus -kendidis-13. havari ilan ederek temel taşı ihtiyacını 13 adete çıkardılar ama olsun). Havariler, çok önem arzetse idi, temsilcilerini ölmeden önce seçmiş olan İsa, bu isimleri taşlara yazılmış olarak gösterirdi? Yahudileri öne çıkaran ama Hıristiyanların "bizim" dediği OĞUL TANRI.

Oğul Tanrı, zaten antlaşmayı "İSRAİL HALKI ile YAPACAĞIM" dememiş miydi? Geleceği bilmek zorunda olan, hatta geleceği şekillendirmek zorunda olan, Ogul Tanrı olarak nitelendirdikleri; hiç sözlerinin bir yerinde," Hıristiyanlar" diye bahsediyor mu?
Sözlerinin hiçbir yerinde, İsrail halkını (Yahve dedi ama o demiyor) terkedeceğim diyor mu?

Söylediği sadece şu; "Eski Ahit'e uymayan Yahudileri islah edeceğim, onların Tanrısı olacağım onlarda benim halkım olacak" diyor.Beyinlerine işleyeceğim, kalplerine yerleşeceğim diyor. BIRAKIN!! yeni topluluk oluşturacağım onların kalplerine yerleşeceğim demeyi, yeni bir ulusada sizinle birlikte Tanrılık yapacağım diyor mu?

Madem ki, kendisi ve havarileri, İsrail Tanrısının "Moşe'ye ben verdim" dediği, Eski Ahit'e bağlılar. "İsa yeni bir kitapta getirmedi" diyorlar. O HALDE; YENİ VERİLEN BİRŞEYDE YOK demek ki. E.Ahit'te, "Yahve'nin emretti" dedikleri herşey, İSA zamanında da, İsa öldükten sonrada geçerliydi. Y. Ahit denilen kitaplarında da sadece İsrail halkı ile yapılacak antlaşmadan bahsedildiğine, İSRAİL HALKI ÖNE ÇIKARILDIĞINA göre; E.Ahit mantığı, Y.Ahit'de de tamamen korunmuş demektir.

Kitabın indirilişine tanık olan Kutsal Ruh'ta, E.Ahit'te olanlara ve Y.Ahit'le birleşmesine itiraz etmediğine, üstelik birde Esinlenme bölümünü yazdırdığına göre; Yahudiler ve İsrail halkı için söylenmiş, HIRİSTİYANLAR için söylenmemiş olan herşey doğru ve geçerli. Tersi olsaydı, kutsalların katılımı ile yapılan İZNİK KONSEYİNDE kutsalları itiraz ederlerdi. Aziz unvanı verdiklerinin kurtarıcı, koruyucu ruhları uyarırdı.

Kitap yazanlarda İSRAİL TANRISI'nın, Moşe'ye verdiği E.Ahit'e bağlı oldukları, dolaysıyla İLAHİ bilgileri onunla sınırlı. Esinlemeler ve özel meleklerle de yeni tip mesajlar gelmiyor, gelen mesajlarda İSRAİL'in tanrısı zamanında olduğu gibi, İsrail halkını korumakla iligili. O zaman, Yeni Ahit'te, genel anlamda işlenen (sanki tum israilliler) Yahudi halkı düşmanlığı, Yahudilerin zulmu gibi ifadeler, farklılık havası estirmekten başka bir şey değil. Kendileri gibi Yahudi olanları temizlerden gösterirken, karşılarında blok düşman oluşturma fantezileri. İnaçlarını yaymaları aşamasında kullandıkları "umacı" denilebilir.Yahudileri sevmeyenlere "sizdeniz, bizde onlardan değiliz" demek gibi birşey.

Bu nedenlerle, Eski Ahiti savunarak gelen, ona göre amel eden, İSA'ları da, Oğul Tanrı'ları da, kutsal Ruh'ları da, kitap yazarlarıda Yahudileri korumak zorundaydılar. Çünkü kendileride onlardandı ve aynı kitaba uyuyorlardı . E.Ahit'e uyup Yahve'nin çizdiği yol dışında gidemezsin. Onun verdiği sözleri çiyneyemezsin, çiğnersen de KİTABA UYMAMIŞ olursun. Onlarda bağlılıklarını göstermek için, kitaplarını E.Ahitle birleştirdiler..

ÖZETLE: Oğul Tanrı'da melekleri de Eski Ahite göre amel eden YAHUDİLERE hiç birşey yapmazlar, asla dışlamazlar.Onlara göre; dindar insanları neden dışlasınlar. Kazanılmak istenelerde yoldan çıkmış olarak, putpers olarak nitelendirilen Yahudiler.

Satırlar arasına düşmüş mürekkep lekesinden KEHANET SENARYOLARI çıkaranlar bu kadar açık ifadelerden hiç bir yorumda bulunmadan VAADCİNİN arkasına takılmış gidiyorlar. Açık ve net olarak; Esinlenme kitabından da anlaşıldığı gibi Oğul Tanrının gelecekteki hiçbir projesinde yer almıyorlar.

"Onu sahiplendik, onun yolundayız" diyenler, Oğul Tanrı, YAHVE'nin yani İSRAİL TANRISININ HALKI ile yeni bir antlaşma yapacağını söylüyor.

İbraniler .......8:6 Şimdiyse, İSA daha iyi vaadler üzerine kurulmuş daha iyi bir ANTLAŞMANIN aracısı olduğu kadar, daha üstün bir göreve de sahip olmuştur.
İbraniler .......8:7 Eğer o ilk antlaşma kusursuz olsaydı, ikincisine gerek duyulmazdı.
İbraniler .......8:8 Oysa HALKINI kusurlu bulan TANRI şöyle diyor: «`İSRAİL HALKIYLA ve YAHUDA HALKIYLA yeni bir ANTLAŞMA yapacağım GÜNLER geliyor' diyor RAB.

İSA, öldükten sonra, Kutsal Ruh denetiminde esinlemeler veya özel melekleri ile ilettiği duyurularda, "yeni bir antlaşma yapacağım günler geliyor" diyor. Yeni antlaşmanın kimlerle yapılacağını isim vererek de belirtiyor.

"İSRAİL'lileri BIRAKTIM başka TOPLULUKLARLA ANTLAŞMA yapacağım" demiyor.Yada "İSRAİL'liler dışındaki tüm ulusların, başka toplululuklarında Tanrısı olacağım, onlarla da antlaşma yapacağım" demiyor. Halk, ırk ve din ismi vererek, "Eski Antlaşmanın tarafları ile Yeni antlaşma yapacağım" diyor.

İsrail'lileri ve Yahudileri dışlamak şöyle dursun, İsrail Tanrısının vekili yada devamı olduğunu gösterircesine, İSRAİL TANRISI YAHVENİN sözlerini aynen tekrarlıyor. Yeni Ahit kutsal metin yazarları, bu sözleri Oğul Tanrının özel Meleklerinden esinlendik zannederken, Eski Ahitteki Yeremya'nın sözlerinden etkilenerek, Oğul Tanrının izni olmadan habersizce, onun kitabına yazmış olmasınlar?. Yada, Oğul Tanrı kimliği altında İsrail Tanrısından esin almış olmasınlar. Nasıl olsa kitaplarda iç denetim, öz denetim, çaprazlanma denetim, Tanrısal denetim, Kutsal Ruh'lu, Ruhbanlı, din adamlı denetim yok, "kutsal" dediler diye, "Tanrıdan" dediler diye kimse örtüyü kaldırıp altındakileri eşelemiyor.

YAHVE, İSRAİL TANRISI'DA, VAROLUŞ NEDENİYLE KENDİSİNİ İSRAİL'LİLERE ADAMIŞ
Yeremya.......31:31 «`İSRAİL HALKIYLA ve YAHUDA HALKIYLA yeni bir ANTLAŞMA yapacağım GÜNLER geliyor' diyor RAB.
Yeremya.......31:1 ‹‹O zaman›› diyor RAB, ‹‹Bütün İsrail boylarının TANRISI olacağım, onlar da BENİM HALKIM olacaklar..››
Yeremya.......30:22 ‹‹ ‹Böylece siz BENİM HALKIM olacaksınız, Ben de sizin TANRINIZ olacağım.›

İlk Kitapları, "her harfi Tanrıdan" dedikleri, Eski Ahit'i veren Yahve, aynı zamanda Hıristiyanlarında Tanrısı olmuyor mu? Benimsedikleri kitapta Yahve "bu kitabı Sina'da Moşeye BEN VERDİM " diyor. KİTABINI AL TANRISINI ALMA OLMAZ.

Luka'da Yahve'nin İSRAİL'in Tanrısı olduğunu söylüyor ve YAHVE'ye övgüler düzüyor. Ve "YAHVE'ye RAB" diyor. "Oğul Tanrı" demiyor. Ya Luka eski ve yeni olmak üzereİKİ TANRIYA inanıyor yada herşey YAHVE'nin KONTROLÜ altında. Yeşaya ne diyorsa Luka'da aynı şeyi söylüyor.

Luka.............1:68 «İsrail'in Tanrısı olan Rab'be övgüler olsun! Çünkü HALKININ yardımına gelip onları FİDYEYLE KURTARDI.

Havari Markos'ta aynı Rab'be inanıldığını, YAHVENİN BEN VERDİM DEDİĞİ KİTAPTAKİ ifadeyi kullanarak belirtiyor.
Markos......12:29 İsa şöyle karşılık verdi: «En önemlisi şudur: `Dinle, ey İSRAİL! Tanrımız olan Rab tek Rab'dir.
Yasa Kitabı....6:4 ‹‹Dinle, ey İSRAİL! Tanrımız RAB tek RABdir.

Yeşaya.........43:1 Ey YAKUP SOYU, seni yaratan, Ey İSRAİL, sana biçim veren RAB şimdi şöyle diyor: ‹‹Korkma, çünkü SENİ KURTARDIM, Seni adınla çağırdım, sen benimsin.
Yeşaya........43:3 Çünkü senin Tanrın, İSRAİL'in KUTSALI, Seni kurtaran RAB benim. FİDYEN olarak MISIR'ı, SANA KARŞILIK Kûş ve Seva DİYARLARINI VERDİM.

Hoşea.........13:9 ‹‹Ey İSRAİL, bana, YARDIMCINA karşı çıkman Yıkıma uğratıyor seni.
Hoşea.........13:14 ‹‹Onları FİDYEYLE kurtaracağım ÖLÜLER DİYARININ ELİNDEN, Ölümden FİDYEYLE kurtaracağım. Felaketin nerede, ey ölüm? Yıkıcılığın nerede, ey ölüler diyarı Hiç PİŞMANLIK duymayacağım.

Antlaşmadan sonra "BEN İSRAİL HALKININ TANRISI OLACAĞIM" diyor. "YASALARIMIN maddelerini, ANTLAŞMA maddelerini onların hafızasına işleyeceğim" diyor. Dolaysıyla YAHUDİLER "BENİM HALKIM olacak, BENDE ONLARIN TANRISI olacağım" diyor.

İbraniler.........8/10 `O GÜNLERDEN sonra' diyor RAB, `İSRAİL HALKIYLA yapacağım ANTLAŞMA şudur: YASALARIMI onların ZİHİNLERİNE işleyeceğim, YÜREKLERİNE yazacağım. BEN ONLARIN TANRISI olacağım, onlar da BENİM HALKIM olacaklar.

İbraniler.........8/11 Hiç kimse kendi yurttaşına, kendi kardeşine, RAB'bi tanıyın diye akıl öğretmeyecek. Çünkü küçüğünden büyüğüne kadar, onların hepsi BENİ tanıyacak.

İSRAİL TANRISI YAHVE'DE YAHUDİLER İÇİN AYNI VAADLERDE BULUNMUŞ.
Tıpkı Oğul Tanrı gibi, "herşey Yahudiler için" demiş ve bu sözler kutsal metin yazarları tarafından da Yeni Ahit denilen kitaplarda kayıt altına alınmış. Hiç Yahve'nin, Oğul Tanrının, kutsal metin yazarlarının, söylemlerinde Hırıstiyanlık gibi, başka bir din gibi bir oluşum söz konusu mu?

Yeni antlaşma dedikleri şey Yahudilerin sürekli yaptıklarını sandıkları gibi, sadce Yahudileri ilgilendiren teselli verici, umutları alevlendirici sözler dizisi. Burada da değişik birşey olmamış, Oğu Tanrı'yı temsil edenler, yine İsrail'lileri ilgilendiren bir antlaşmayı dile getirmişlerdir.

Yeremya.......31:33 ‹‹Ama o günlerden sonra İSRAİL HALKIYLA yapacağım ANTLAŞMA şudur›› diyor RAB, ‹‹YASAMI içlerine yerleştirecek, YÜREKLERİNE yazacağım. BEN ONLARIN TANRISI olacağım, onlar da BENİM HALKIM olacaklar.

Yeremya.......31:34 Bundan böyle kimse komşusunu ya da kardeşini, ‹RABbi tanıyın› diye eğitmeyecek. Çünkü küçük büyük hepsi TANIYACAK BENİ ›› diyor RAB. ‹‹Çünkü suçlarını bağışlayacağım, Günahlarını artık anmayacağım.››

Oğul tanrı "baba" dediği, Sinagog'larına gidip ibadetlerini yaptığı, kitabın tanıttığı Yahve'nin sözlerini tekrar ederek, asıl amacının Yahudileri mutlu etmek, dünya hükümranlığına taşımak, yeniden dirilişte de Kudüs'ü onlara vermek olduğunu belirtmiş oluyor.

Hemde bu duyurularını, Yeni Ahit külliyesinin Esinlenme bölümünde, sayısına kadar vererek pekiştiriyor. 144.000 Yahudi ile kimsenin bilmediği ezgiyi söyleyeceğim diyor. Hıristiyanlardan "bir kişi bile onu öğrenemeyecek" diyor. Kutsal gelin olarak nitelendirdiği, sonsuz hayatın sürüleceği, yaşam ağacının olduğu KUDÜS'ün , KAPILARINA "YAHUDİLERİN isimlerini" vereceğim diyor.

Şöyle bir düşünün!!! Hiç, o bölümü yazan kendisini o özel ezgiyi bilenler dışında tutar mı? Kendisine dışlanmayı yakıştırır mı? "Ben girmeyeceğim" der mi? Demezde, diyemez de, dışlanmış göstermezde. "Oğul Tanrının makamına çıktım" diyen biri, kendisini dışlanmış gösterirse, seçkinliğine şüphe düşürürse tüm saygınlığı biter. Tanrı katında saygınlığı, seçilmişliği olmayanın sözüne kim itibar eder. Bu sayılanları yapamayacağına göre, DEMEK Kİ, KANININ SON DAMLASINA KADAR KENDİSİNİ YAHUDİ KABUL EDİYORDU. Her zerresiyle Yahudi olmalıydı ki, o 144.000 kişinin arasına girebilsin.

Yok eğer bu tür şeyleri kendini kabul ettirmek için öne çıkarttıysa, esasında Yahudiliğe o kadar önem vermiyorsa, BU DURUMDA DA YALAN YANLIŞ YAZAN ADAMIN PEŞİNDEN NİYE GİDİLİR? İnanmadığı şeyeri yazanın sözlerine güvenilirde, dönüşü olmayan yolculuğa hazırlanılır mı? Tanrı adına asılsız ahkamlar kesenin, yazdıklarına bakılarak sonsuz yaşam hayalleri kurulur mu?

HIRISTİYAN KİTABINDA, kapılardaki 12 adet ÖNDERİN YAHUDİ BOY BAŞLARI olacağı isimleriyle vurgulanır da, neden 12 temel taşına yazılacak olanlar, "havarilerdir" denmez isimleri de verilmez.

12 elçi seçimi de, yoksa Yahudiler arasından mı yapılacak? Havari sayısının 11 düşürülmesi de bu yüzden olabilir mi? Hz. Yusuf'tan esinlenme yapılmış olabilir mi? 11 yıldızla Güneş gibi? 12 elçiden kasıt Havariler olsaydı, Oğul Tanrı seçtiği o isimleri, geriden gelenlere iftihar meselesi olsun, doğru yolda olduklarına emin olsunlar, Oğul Tanrı yanında olanların, mükafatlandığını duysunlar diye, tek tek isimlerini saymaz mıydı? Sayacağı sadece 11-12 isimdi. Demek ki, ileriye yönelik öngörülerinde Havariler ve Hıristiyanlar için yer yok.

   
  YAHVE KİM? İSA'NIN "BABAM" DEDİĞİ YAHVE'YE NE OLDU? KONULARININ İŞLENDİĞİ "İSA YAHVE Mİ? " SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  12 Elçi Hıristiyan olacak olsa; esinleme boyunca hep YAHUDİ SEÇİLMİŞLERDEN bahsedilir miydi? Bir kez olsun, bir defacık olsun herşeyi bilen herşeye egemen olan, Oğul Tanrı, HIRİSTİYAN OLUŞUMUNDAN bahsederek müjde veremez miydi?

Dünyada ve ahiret yaşamında binlerce sene içinde olacak olaylar anlatılırken, bir defada olsa "Yahudilerle işimiz yok, onlarla ilişkimiz olmayacak benim adıma vaftiz olanlar mühürlenmiş sayılacak" diyemez miydi?

Gelecekteki olaylar anlatılırken, hep Yahudilerden neden bahsedilmiş olsun? Yoksa Pavlus ve arkadaşları yanılıyor mu? "Oğul Tanrı ile Yeni Ahit yaptık" derken başkaları ile yapılan antlaşmalara şahit olup, (duyup) kendilerine yorumlamış olmasın?. Sakın yeni antlaşmada Yahudilerle yeniden yapılmış olmasın?

Oğul Tanrının, "Hıristiyanlık" diye bir din oluşturma niyeti olsaydı veya
Hıristiyanlar,
yani, kendi adına vaftiz olanlar
yani, arkasından çarmıhı / haçı taşıyacak olanlar,
yani, kanında içip bedeninden yiyecekler, ufukta "ha geldi!, ha gelecek!"diye bekleyenler,
yani, çarmıhta kendileri için acı çektiğine tanıklık edenler,
yani, müjdeyi her tarafa yayanlar,
yani, adına kiliseler yapanlar,
yani,, her yılbaşını ona adamış olanlar,
yani, onun için ayinler yapıp, buhurlar yakanlar,

olacağını yada oluşacağını bilseydi daha doğrusu planlasaydı, "Yahudiler yine seçilenler olacak" yorumuna yönlendiren ifadeleri kullanmazdı. Tanrı değl miydi? elbette bugünleri biliyordu. Hıristiyanlık diye bir dini seçerek öngörseydi yada oluşan Hıristiyanlık dinini kendinden görseydi, bir-iki lafta Hıristiyanlar için ederdi.Varsa yoksa Yahudiler olmazdı.
   
  Öyle "kilisemi senin üzerine kuracağım" dedi, demekle olmaz bu. Hem yalancılık ve inkarcılıkla suçlayacak ve yapılan inkarı horoz ötüşüyle ispat edecek, hem arkasından "uyanık kalanlardan olmayacağını" yüzüne vuracak, hemde Bu-günkü manada "kilisemi senin üzerine kuracağım" diyecek. Hiç akılla bağdaşır bir durum söz konusu mu?

Dinin önderilen denilen zat, İsa'yı yani "Tanrının Oğlu, Rab'bim" dediği insanı üç kez inkar etmiş ve Şeytana esir olmuş (şeytana uymamış, o olmuş şeytana uyma denmiyor çekil şeytan deniyor) bir insan. Verilmek istenende yeni bir din anlayışı ve topluluğu değil, meslekleri olan ŞİFACILIĞI ARTIRABİLMEK için ruhsal varlık dedikleri, güçlerle irtiatlarını kuvvetlendirmek. (Bakın kitaplarındaki mucize ifadelerinin nerede ise tamamı, cin çıkarma, cin kovma anlatımlaryla ilgili. Özetle şifacılıkla ilgili. İSA; Kızılderili, Afrika..vb.. kabile büyücülerinin tamtamlar eşliğinde yaptıklarını, elleri ve sözleryle yerine getiren şifacı olarak tasvir ediliyor.

Kitaplarında öne çıkarttıkları İsa'da, günümüzde de" Şİfacı olarak" kendilerini tanıtan, teknolojik büyücülerin sürdürdükleri işleri yapmış. fal yorumcusuda, medyumuda, şifacıda, büyücüde bakın TV'ler işi, "Allah, izin verirse" diye tamamlar."bizler aracıyız, önce inanmak gerekir" derler.


Matta..........16:18 Ben de sana şunu söyleyeyim, sen Petrus'sun ve ben topluluğumu bu kayanın üzerine kuracağım. Ölüler diyarının kapıları ona karşı direnemeyecek.

diyor ama güvenmediğini de defalaca söylüyor. Güvenmediği insana, ölüler diyarının kapılarını açtırarak Ruhsal varlıklara egemen olma imkanını verir mi? Önceleri sağlam gördüğü Petrus için söyledikleri meydanda. İnkarından sonra, güven telakki edici sözü söyler miydi?

İspiyoncu Yahuda'yı da sağlam görüp yanına almıştı. Ama o Tanrının Oğlunu üç-otuz paraya sattı. Petrus'ta aynı izlenimi vermişki; yakalanmanın son gecesinde bile PETRUS'UN İNKARCILIĞINDAN ve SADAKATSİZLİĞİNDEN dem vuruyor.

Yuhanna......13:38 İsa şöyle cevap verdi: «Benim için canını mı vereceksin? Sana doğrusunu söyleyeyim, horoz ötmeden sen beni üç kez inkâr edeceksin.»

KUTSAL KİTAPLARINDA İSA'yı, ÜÇ KEZ İNKAR ETTİĞİ SÖYLENEN PETRUS'A, DİNİ YAYMA GÖREVİ VERİLMİŞ / VERİLDİ DEMEK, aklı peynir ekmeksiz yemekle ilgili bir durumu ortaya koyar. Şöyle düşünelim; gerçekten Petrus'a bu görev verildi ve yine şu anda "kutsallarımız her harfi Tanrıdan" dedikleri kitaplarda ellerinde diyelim. Yani, Petrus dinin odağı haline geldiğinde, ellerinde farklı izhatlarda bulunan, yine "her harfi Tanrıdan" denilen başka kitapları yok kabul edelim.

Petrus kürsüde, meydanda vaaz veriyor, İsa dediki, "beni horozlar ötmeden üç kez inkar edeceksin", İsa dediki "Çekil önümden Şeytan". Ortaya çıkan komikliği düşünebiliyor musunuz? Dinin önderi kendisinin inkarcılığını, yalancılığını ve çok kolay Şeytana teslim olduğunu söylüyor. Onun kuracağı yapıda, sebep olacağı ibadethanelerde, onun izinden giden ruhban sınıfıda, ibadethane müdavimleride önderlerini aratmayan inananlardan olur herhalde. Doğal olarakta o ibadethanalere de ilahilik değil Şeytanilik bulaşmış olurdu,

Belki bugün birileri kuzuları onlar adına güdüyor olabilir ama bu sürüyü getiriş istikametler hiçte hoşgözükmüyor. Çoban köpekleri ile ÇOBANI VURULMUŞ SÜRÜYÜ BÜYTEREK BAŞKALARININ AĞILINA GETİRİYORLAR. ESİNLEME BÖLÜMÜNDE BAHSETTİKLERİ "ORAKCIYA" TESLİM ETMEYE GÖTÜRÜYORLAR, CENDEREDE KAN ÇIKARTMAYA GÖTÜRÜYORLAR.Yerin ekinini, asmasının olgunlaşmasını bekliyorlar. Çobanı olmayan sürüyü istedikleri gibi yönlendiriyorlar. Vaadlerle kandırdıkları, sürüyü kurtuluş havuçarı ve çoban köpekleri ile dönüşü olmayan yere sürüyorlar. ÇOBANI VURAN KİM OLABİLİR?

Yuhanna......21:15 Yemekten sonra İsa, Simun Petrus'a, «Yuhanna oğlu Simun, beni bunlardan daha çok seviyor musun?» diye sordu.Petrus, «Evet, Rab» dedi, «seni sevdiğimi bilirsin.»İsa ona, «Kuzularımı otlat» dedi.

O GECE SENDELEYİP DÜŞTÜLER VE DARMADAĞIN OLDULAR. Her buldukları, her gel diyenin arkasına takıldılar nereye sürüldülerse oraya gittiler.Hiç; "bir araya gelip yeni bir oluşum meydana getireceksiniz , yeni bir din kuracaksınız" diye sarfedilmiş en ufak bir söz var mı? Temenni var mı? Hemde bu sözleri, dirildikten sonra öğrencilerine, 3. belkide son görünüşünde söylemiş

Yuhanna......21:14 İşte bu, İsa'nın ölümden dirildikten sonra öğrencilere üçüncü görünüşüydü.

Matta..........26:31 Bu arada İsa öğrencilerine, «BU GECE hepiniz benden ötürü sendeleyip düşeceksiniz» dedi. «Çünkü şöyle yazılmıştır: `ÇOBANI VURACAĞIM , sürüdeki koyunlar da DARMADAĞIN olacak.'

Markos........14:27 Bu arada İsa öğrencilerine, «Hepiniz sendeleyip düşeceksiniz» dedi. «Çünkü şöyle yazılmıştır: `Çobanı vuracağım, koyunlar da DARMADAĞIN olacak.'
Yuhanna......10:7 Bunun için İsa yine, «Size doğrusunu söyleyeyim» dedi, «ben koyunların kapısıyım.
Yuhanna......10:11Ben iyi çobanım. İyi çoban koyunları uğruna canını verir.

Şuna hiç şüpheniz olmasın, eğer iddia edildiği gibi din önderliği Petrus'a yada başkasına verilmiş olsaydı, şu anda elinizde "her harfi Tanrıdandır" diye okuduğunuz kitapların yerine, Yine "her harfi Tanrıdadır" denilecek başka kitaplar olacaktı.

Kim bilir? belki de bugün göklere çıkarılan Pavlus ve arkadaşları, Petrus örneği ifadelerle rencide edilecekti. Matta, Luka, Yuhann'na, Markos kitapları yerine başka kitaplar YENİ AHİT OLARAK BENİMSENECEK onun urtuluş reçetelerine göre hayaller kurulacaktı.

İsa, inkar konusuna çok katı ve kararlı olduğunu şu ifadeler ile ortaya koymuş.Matta'ya göre; "HERKEZİN ÖNÜNDE BENİ İNKAR EDENİ, BENDE İNKAR EDERİM" demiş. Bu durumda İSA, KENDİSİNİ İNKAR edene DİNİN GELECEĞİNİ EMANET etmiş olabilir mi? İsa'nın buradan da anaşıldığı gibi üzrede,başka mevcut ifadesine görede, gelecekte yeni bir din oluşturma yönünde bir ifadesi mevcut değil.

Matta..........10:32 «İnsanların önünde beni açıkça kabul eden herkesi, ben de göklerde olan Babamın önünde açıkça kabul edeceğim.
Matta..........10:33 İnsanların önünde beni inkâr edeni, ben de göklerde olan Babamın önünde inkâr edeceğim.

İsa'yı koruma amaçlı gözüken ama İsa'ya göre, Şeytana esir olma işaretleri içeren olay şöyle:

Matta..........16:22 Bunun üzerine Petrus O'nu bir kenara çekip azarlamaya başladı. «Tanrı korusun, ya Rab! Senin başına asla böyle bir şey gelmeyecek!» dedi.

"Çekil önümden şeytan" diyerek, Şeytana alet olduğunu söyediği bir kişiye inananlılarının geleceğini ona nasıl emanet eder.? (Şeytan sıfatı takarak vurguluyacak. "Şeytana uyma" demiyor, "Şeytan seni kandırıyor" demiyor. "Şeytana esir oldun Şeytan oldun" diyor) İsa yakalandığında, tanıklar olduğu halde inkar ederek Horozların ötmesine sebep olanın kuracağı kilise (daha doğrusu tapınak). İsa'nın değil ama başkalarının olabilir. Belkide olmuştur.

Kilise kurucusu gösterilmeye çalışılanların "Rab'bim" dedikleri İSA tutuklanıyor, onlar kaçıyorlar.Nasıl en sevilen öğrencilerki, nasıl seçilmiş Havariler ki, Matta'da, Petrus, Yuhanna'da dahil (ktapları olan haviriler sözleri nakledenler bile) İsa'ya yapılan aşalayıcı hareketlere seyirci kaldıklarını ve kaçtıklarını söylüyorlar.

Sonra kalkıp, "bizler sıkı birer İSA İNANLILARIYIZ" diye kitaplar yazıp, KENDİLERİNİN YAPAMADIKLARINI sonraki nesillerden Oğul Tanrı İSa adına sözcülüğe soyunarak bekliyorlar. Dürüstlüklerinden, uyarması için şeytanla dolaşmalarından (Pavlus) dem vurup kitaplar yazıyorlar.

2 Korintliler.....12/7 Aldığım esinlerin üstünlüğüyle gururlanmayayım diye bana bedende bir diken, beni yumruklamak için bir Şeytan meleği verildi, gururlanmayayım diye.
2 Korintliler.....12/8 Bundan kurtulmak için Rab'be üç kez yalvardım.
2 Korintliler.....12/9 Ama O bana dedi ki, «Lütfum sana yeter. Çünkü gücüm, güçsüzlükte tamamlanır.» .........

Matta'da, Petrus usulu bir konumda olupta vaaz verseydi; o'da "vaazında bende seyrettim ve kaçtım" mı? diyecekti. Sonra insanlardan, İsa'nın arkasından "ölümde olsa ayrılmayın, haçını taşıyanlardan olun" nasıl diyebilecekti?

Markos.......14:31 Ama Petrus üsteleyerek, «Seninle birlikte ölmem bile gerekse, seni asla inkâr etmem» dedi. Öğrencilerin hepsi de aynı şeyi söyledi.
Matta..........26:67-68 Bunun üzerine İsa'nın yüzüne tükürüp O'nu yumrukladılar. Bazıları da O'nu tokatlayıp, «Ey Mesih, peygamberliğini göster bakalım,........
Matta..........26:72 Petrus yemin ederek, «Ben o adamı tanımıyorum» diye yine inkâr etti.
Matta..........26:56 Ama bütün bunlar, peygamberlerin yazdıkları yerine gelsin diye oldu.» O zaman öğrencilerin hepsi O'nu bırakıp kaçtı.
   
 

İsa, hiç kiliseden bahsetmiyor ve gittiği zamana da havraya, SinaGOG'a (İsrail Tanrısı, Hezekiel'e onun için yüzünü SİNA-GOG'a çevir olabilir mi?) ve Tapınağa gidiyor. Ve büyük ihtimalle de 30 yaşında göreve başlayıncya kadar yaptığı gibi yine Yahve'ye, dua etmeye gidiyordu.

Ve ona / Tapınağın içindekine / Tapınağı sipariş verene / Tapınağın sahibine "Baba diyordu".Yahudi edetlerine kadar 12 yaşına kadar buyük törenlere havrada katılamayan İsa, yine Yahudi geleneklerine göre, buhur sunup tütsü yakmış olmasıda kuvvetle muhtemel. Yahudi geleneğine göre, 12 yaşından 1 ay almayan erkek çocukları bu tür ibadetlere katılamazlarmış.

Tapınak İsa'nın Tapınak ziyaretleri, Tapınağın Tanrısı kim? Tanrı olarak gördüğü kim ve Hıristiyanlığın oluşması Oğul Tanrı dedikleri tarafından öngörülmüş müydü? Hıristiyanlardan İSA hiç bahsetmiş miydi? konusuna ara verip.. şu sinagog kelimesini biraz açalım..

"SinaGOG" demişken, işleri yaldızlama olanları, sembol ve işaretlere bayılanların, geçtikleri yerlere izlerini bırakanların ve gidecekleri yerlere yön levhalarını dikenlerin, SinaGOG ismini nereden türetmiş olduklarına tahminde bulunalım. Hem GOG ve MAGOG konusunda yeni bir pencere açmış, hemde "Setler arasında hapsedilmiş" olan, Yecüc ve Mecüc'ün memleketleri hakkında yorumda bulunup, bir adres vermiş olalım.

   
  SİNAGOG, BOZGUNCU GOG / YECÜC, MAGOG ve ŞEYTAN DOSTLARI KONUSUNUN İŞLENDİĞİ "SİNA & GOG" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
 

GOG ve Magog'u, YAHUDİLER'de, onlarla MESİH PROJESİNİ yürütenlerde hiç Yahudilerin üzerlerine bulaştırmıyorlar. Yahudi dışındakiler bile, Gog ve Mecüc damgaları yemeye razı oluyorlar ama Yahudilere hiç toz kondurmuyorlar.Yahudiler olmazsa amaçlarına ulaşamamaktan korkan, bu gruplar tam bir mazoişt tavır içinde herşeyin başı olarak gördükleri, Yahudilerin ağızlarına bakıyorlar.

Onlar zume uğramış (gibi) olacaklar, kendileri ölecekler ama olsun. Kurtuluşlarını sağlayacak olarak gördükleri yahudiler karşısında; "yeterki kurtuluş olsun" mantığı ile sanki el pençe duruyorlar. Yok Türkler, yok Müslümanlar, yok Ruslar, yok Mançurya diyarları, yok Çin setti duvarları "Yecüc ve Mecüc içinmiş" diyerek insanları yönlendiriyorlar. Yada; "İsrail dışındaki herkez olabilir" tanımları ile bu işi özetletiveriyorlar. Kaf dağının arkasındaki herkez. Yahudi olmayan herkez.

İşin garibi Hıristiyanlarda bu duruma onay verip, kendilerinden bir bölümünün GOG ve MAGOG ilan edilmesine destek veriyorlar. Tam boy hedef tahtası durumundaki Müslümanların bir kısmıda, "mesih gelecek" şarkısını, diyalog ve hoşgörü platformları ile oluşturdukları koro içinde tekrar edip durmaktadırlar.

Neden Yahudiler, İsrail'liler ve onlarla ittifaklar kuranlar bu işten Yahudileri muaf tutuyorlar?
Neden, onlar zulme uğrayacaklar ve sonra kurtulacaklar oluyor?
Neden, hep esas oğlan rolu onlara verilip teslim olunuyor?
Neden, onların hep Gog ve Magog dedikleri saldırıya maruz kalacağı kabul ediliyor? Zulmu sergileyen, insanarı duvarlar arasında, Gog ve Magog kurbanları olarak yaşatan onlar.

Normal hayatını seyrederken, BARIŞI YOK ETME PAHASINA; neden, Dünya üzerinde yapılan ve yapılacak olan zulme davetiye veriliyor?
Neden, her türlü zulmu sergileyenleri, Gog ve Magog'a kıyıdan-köşeden de olsa hiç bulaştırmamaya çalışıyorlar?
Yukarıdaki sorulardan da anlaşıldığı gibi, sergilenen tutumun ve yakıştırmaların hiç anlaşılır bir tarafı var mı?

Sırf, Hezekiel ortaya bir laf attı diye mi bu muhafiyet?
Kehanet sahibi muhafiyeti mi?
Onların senaryosu olduğu için onlara göre oynanan bir oyun mu sergileniyor?
Öyle ise bizlerin o sahnede kurban olarak bulunmaktan başka ne işimiz olabilir? Onların oyununda neden rol alıyoruz. Eğer manevi yönden onların tezlerini desteklemeseydik yani onların kehanet dedikleri saçmalıklara, "bak gördünmü abi adam zamanında yazmış" kabulü ile prim vermeseydik onlar şu anda evlerinde oturmuş pateteslerini yiyor olacakladı.

En fazla arka bahçelerine deprem, yardım ayağı ile komşu oturmasına gidebileceklerdi. Herkeze sardırılan konumunda olmayacaklardı. Bir çok ulus sıranın kendilerine gelmesini, "AV" konumunda bekler vaziyette. KURTARICI BEKLETME HAYALİ, her yaptıklarını toplumların vicdani yargılamalarından kurtarıp destek gören doğru hareketler olarak yasallaştırdı. Onlarda, tüm pervasızlıkları ile oyunlarını, katılımları her seferinde dahada yükselterek sahnelemeye başladılar ve devam ediyorlar.Kim neden kurtulacaksa?

Onlar ALLAH'ın hesap gününden kurtulmayı düşlerken, diğerleride dekor olma gereğinden olsa gerek "bilere kurtarıcı gelecek diye" terennümlerine devam etmekteler. Neden kurtulmaları gerektiğini bilmeden. İmani tüm değerlerini kaybetmiş olanların, taşıyıcıları olmak çok kötü birşey olsa gerek. Bu duygulara sahip olanlar çoğaldığı sürece onlar zamanın geldiğini yaklaştığını düşünerek, operasyonlarına devam ediyorlar.

Destek azalırsa, yalnız kaldıklarını anlarlarsa, hiç şüpheniz olmasın, en az bir 2000-2500 sene daha beklerler. Tavuğun pişip pişmediğini anlamak için batırılan çatal gibi, kontroller yapıp toplumların nabzını ölçüyorlar. Olgunlaşmanın hızlanması içinde iman çıta seviyesi ile sürekli oynayarak, kendilerine uygun kıvama gelinmesi içinde her türlü ittifakları kurmaktan, kitap yazdırmaktan, fetvalar verdirmekten, yeni yeni dini akımlar peydah etmekten geri durmuyorlar. KABİL MİRASCILARI OLARAK, İMANİ TARAFLARINI ARTIRMA YERİNE İMANI YOK EDEREK, iman seviyesini saptamış oluyorlar.

   
  İMAN ÇITASI NEDİR? NİSA SURESİ 136. AYETTE Kİ;"EY İMAN EDENLER, İMAN EDİN " ÇAĞRISI İLE İLGİLİ YAZIYI BU SAYFADA OKUYABİLİRSİNİZ.
   
  GOG-MAGOG ile YECÜC-MECÜC FARKI, HEZEKİELİN SÖZLERİ KONULARININ İŞLENDİĞİ "GOG & YECÜC" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  "BUGÜNKÜ" İLE KASTEDİLEN CENNETLİKLER KİMLER?....."BUGÜNKÜ CENNETLİKLER" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
     
  PAPA'ya YAZILAN MEKTUPTAKİ "YANLIŞ ANLAŞILAN MÜSLÜMANLAR" ve DALGAKIRAN KONUSUNUN İŞLENDİĞİ SAYFAYA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ
     
  ENEL-HAK, TEK ve BİR, TEK ve BİRİCİK VARLIK BİRLİĞİ GÖRÜŞLERİNİN YER ALDIĞI "VAHDET-İ VÜCUT" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
     
  Teslimiyet derecesini saptıyorlar. İlahi inançların azaldığını anladıkları anda da, vaadcilerinin durumunun güçlendiğini düşünerek, yollarına devam ediyorlar."BİR'liği" sağlayabilme zamanının geldiğini düşünerek, kehanet olarak lanse ettikleri planlarını, "hepsi Tanrı emri, herşey Tanrı adına" diye uygulamaya sokuyorlar.

Kuzu kılığına girmiş kurt, yemeğe ağzına layık olanları davet ediyor.Tam aksine yukarıda sayılanlardan ötürü kurtarılmaya ihtiyacı olanlar, onlar ve ittifak-daşları değil, onların zulmu altında ezilen ve bu işten inanılmaz zarar görüp imani kayıplara uğrayacak olan diğer Dünya sakinleridir.

Gog ve Magog tanımları ile ortaya çıkan görüntüyü yansıma zannedip, başkalarına çamur atanlara bakın. ŞU ANDA İŞGAL ALTINDA OLANLARA ve İŞGALE ADAY OLANLARA BAKIN.

Dünya'da bozgun çıkaranlar kimler?
Yüzyıllardır Dünya'da işgal etmedik, sömürmedik yer bırakmayan kimler?
Hala işgalleri sürdüren kimler?
İşgal öncesi gerekli zeminleri elde edebilmek için bozgunculuk yapanlar kimler?

Elbetteki, ARGEMEDDON savaşının planlayıcıları. "Kral gelecek bizi, "ALLAH'IN, HESAP gününden kurtaracak" diyenler,
İsrail Tanrısı Yahve, Eski Ahit'e bağlı bizleri vaad edilmiş topraklara kavuşturacak diyenler
Ve onların eteklerine sığınarak, "bizler de sizin gibi inanıyoruz, sizin gibi inanmayanlara karşı İTTİFAKLAR kuralım" diyenler.

O zaman Gog kimler olabilir? İsmi üzerinde elbette kendilerinden olabilir. Secerelerinde de var.Sina dağı Gog üssü (İsrail Tanrısının Moşe'ye kitabı verdiğive Moşenin gömülü olduğu, Oğul Tanrının 144.000 Yahudi ile O hiç kimsenin bilmediği ezginin söylendiği yer. Yahudilerin Kutsal dağı) , Magog dedikleride onlarla işbirliği yapan onlara göz yumanların tümü olabilir.

Kur'an'ı Kerim'de, tepelerden gelecekler tanımı, Gog'un işareti olmalı. İman bölgesinden, Peygamberler bölgesinden İMANA YAPILACAK (yapılan) DİREK SALDIRI. Bozgunculuk yapacak huzuru ve barışı yok edecek olan müdahaleler.

Korunmuş olan, binlerce yıldır, İmanı bozanların / bozulanların süreki mevzi kaybederek, o bölge dışına çıkmak zorunda bırakıldığı, Peygamberler bölgesinde İMANI KORUMAK İÇİN, setler arasında tutulan GOG.

Sürekli Peygamberlerle desteklenerek, yıllar içinde sadece; TEVHİD İMANINA SAHİP OLABİLENLERİN mutlak hakimiyet kurabildikleri, İMAN BÖLGESİNDE etkisiz hale getirilmiş olan GOG.

TÜM PEYGAMBERLERİN TEBLİĞLERİNİ YAPTIĞI YERİN ÇEVRESİNE BAKIN, BİRDE ONLARIN GELİŞTİĞİ BÖLGELERE BAKIN. TEVHİD İMANINDAN sapmış olanlar, asla iman bölgesine hükümran olamadılar

Sapmaları arttığında, sapmaların da ısrar edenler o bölgenin dışına çıktı. Çoğuda, Tevhid imanına yöneldi ve arkasından gelenlere zemin oluşturdu. O bölgenin insanlarıda, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Davut'a verilenler ve Peygamberler ile TEVHİD İMANINA sımsıkı sarılanlar olarak, bu günlere geldiler. Hz. Muhammed'le tebliğ edilen, Kur'an'ı Kerim'le, Kemale eren, hep var olan Müslümanlıkla TEVHİD İMANINA bağlanan o bölgenin insanları, binlerce senedir orada. Müslümanlar olarak / müminler olarak yaşıyorlar.
   
 
   
  DÜNYA İŞGAL HARİTALARINI, DİLLERİN - DİNLERİN değişimini, 3.BİN YILIN hedeflerini içeren'TEKRARI BOL OYUN GOP ve BOP' Sayfasına, buradan ulaşabilirsiniz
   
  ESTER ve ENTRİKA... SOYKIRIMIN / KATLİAMIN YALDIZI PURİM BAYRAMI KONULARININ İŞLENDİĞİ "ESTER & PURİM" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  SİNA'da KİTAP VERİLMESİNİN HEMEN ARKASINDAN BAŞLATILAN, ÖLDÜR EMRİNİN ÖRNEKLENDİĞİ "AHİT'TE ÖLDÜR EMRİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
     
  DANİEL, BELŞAZAR KEHANETİ YAZININ CÖZÜMÜ ve BABİL'İN O GECE DÜŞMESİNİN İŞLENDİĞİ "DANİEL TRUVA ATI MI?" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
     
  Magog ise onlarla işbirliği yapanlar olabilir. Bozgunun ana temeli o değil mi? Bozgun çıkartacak olanla, "ben madurum" diye daha fazla hak isteyecek olanda, aynı taraf olacaktır. Tatmin olsunlar rahat bıraksınlar diye, sürekli tavizleri ve mevzileri alacak olanlar, hep gasba gelenler olur.

Gasba uğrayan, herhangi bir avantajı gaspçıdan elde edemez, çünkü o zaman onun adı "gasp" değil "yardımlaşma" olur. Yardımlaşma sonucunda oluşan süreç, barış ortamını tetiklerki; bu durum bozguncunun hiç hoşuna gitmez. Barış ve huzur, bozguncunun var olma sabebine, aykırı bir durumdur. Varlığını tehdit eden büyük bir tehlikedir.Onu geliştiren, onu besleyen bozgunun sürekliliğidir.

Savaşlar omasa Savaş sanayisi olur mu? Elbette olur. Toplumları tedirgin edersin, ülkeler arası ilişkileri gerersin, suni tehlikeler oluşturursun, ülke insanlarına güvensizlik aşılarsın ..vs.. işte sana silah sanayisinin, var olması ve gelişmesi için gerekli olan, fıstık gibi bir ortam. Bunun bir adıda bozgun tezgahtarlığı olsa gerek.

Deccal'ın anlamı ve işi nasıl yaldızlamak, farklı gözükerek hedef saptırmak ise, Yecüc ve Mecüc'ün ana işide bozgun ortamını canlı tutmak, onu geliştirmektir.
Deccal nasıl kendisini, İmanın en yılmaz savunucusu olarak gösteriyorsa; Yecüc ve Mecüc'de barış ve özgürlüğün mümtaz birer savunucusu olarak ülkeleri işgal eder.
Deccal nasıl dinde önderliğini kabul ettirmek için, yeni görüşlerle atılımlar yaparsa; Yecüc ve Mecüc'te ülkelerin güvenliği için, savunma sanayileri kurdurarak işini yürütür.

KUZEYDE OLAN, EYALETLERİ ile MERKEZDE BULUNANLARIN NELER YAPMAK İSTEDİKLERİ, KORUMA KALKANI DEDİKLERİ YILDIZIN AÇILIMINDAN BELLİ DEĞİL Mİ?
   
 
   
  "DAVUT YILDIZI" DEDİKLERİ, YÜZÜĞÜN AÇILIMI ve MEYDANA GETİRİLİŞİ KONUSUNUN İŞLENDİĞİ "SİON YILDIZI " SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  DOLARDAKİ, HORUS, PİRAMİT, ADALET TERAZİSİ, ANAHTAR ve "BİZ TANRIYA İNANIRIZ" sözünün işlendiği "PARADAKİ TANRI" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Her tepeden gelecekler tanımıda Gog işbirlikcisi Magog için ikazı olmalı. Tıpkı, tek göz tanımı ile binlerce yıldır varlığı inanç sistemleri içinde yaşatılan Horus ve benzerleri için dikkat çekildiği gibi.

TEK GÖZ ile sembolize edilen Horus ve onun gibilerine karşı imanların korunabilmesi için insanlar uyarılmış olabilir.
Horus ve avanesi anlatılırken bir takım nitelendirmeler de yapılmıştır.
Daha iyi anlatabilmek için benzetmeler de kullanılmış olabilir.
Yayılan Pagan esaslı dinlere ve Pagan esaslar üzerine kurulan inanç sistemlerine karşı uyanık kalınması için, onların örtme ve yaldızlama yaptıkları anlatılmış olabilir.

"Tehlike, gerçekleri örterek ve yaldızlayarak" gelecek diye toplumlar uyarılmış olmalı.
Bu anlatımların hepsi DECCAL kelimesi ile ifade edilmek istenen nitelendirmeleri içermektedir.

Zaman içinde bu nitelendirmeler, Gökten kuşları avlayan, yaratacak olan, bir ayağı şurda bir ayağı burda olan, TEK gözlü, İlahlık iddiasında bulunan hayali DECCAL kabulüne doğru yol almış gözüküyor.

Tanım olarak DECCAL görevini son hızla yerine getiriken, İnsanlar tek gözlü devasa bir yaratık bekleyişine itilmiş halde.
İlahlık taslayan sonsuz hayat vaadi ile insanları alıp kendi inanç sistemi altında toplamadı mı?
Hz. Adem'i de kandırmak için, sonsuz hayat vaad eden ŞEYTAN değil miydi?
Kurtarıcı vaadleri ile günahtan arındırma sözleri ile yeni bir yaşam ümidiyle insanları peşne takmıyor mu?

Kah! Oğul Tanrıyım diyor, kah! üçü-birliğin Kutsal Ruh'uyum diyor, Kah! Yahve'yim diyor, Kah! İsrail müstakil Tanrısıyım diyor. Daha hangi imandan saptırıcı bekleniyor. Sapmadıklarını sanmaları için çizilen DECCAL tanımlı olanı öne sürerek, ortamı sis bulutu içine alanlar DECCALİYETLERİNİ bir takım çağrılarla hızla sürdürmekteler.

MÜSLÜMANLAR, tarif edileni Kıyamet öncesi geleceği sandırılarak, burnunun ucundaki, hemen yanı başındaki DECCALİ görmeden, uzak diyarlardan gelecek hilkat garibesi bir hayali bozguncuyu beklemekte. Kesinlikle Deccal tanımı içinde olanı tanıdıklar bildikler, dostlar arasında aramamaktadır. Oysa; onlarla inançsızlara karşı, açık yada gizli ittifak kuranlar, mensup oldukları çevre içinde, cemaat grubunda mertebe sahibi olan insanlar.

İttifak sahibi olanlar, toplulukların içlerine girmiş durumda olduğuna göre, gerçekte imani olmayan yorumları yaldızlayarak sunacaklardır. Toplulukları ile diğer insanlara arasını düşmanlık şerbetleri ile sürekli gergin tutarak, oluşturdukları taraflar arasını gittikce açacaklardır. Özetle, mensubu olan kardeşlerine, kişisel savunma sanayilerini, kalelerini kurmaları yönünde telkinlerde bulunarak, gergin ortamların mimarlığını, asli görevi olarak yerine getireceklerdir.

Yecüc ve Mecüc bozgun çıkartırken, onun yolunu açan deccaliye mensuplarıda, Yecüc ve Mecüc'ün yaptıklarını örtecek, eylemlerini parlatacaklardır. Takva yolunda ilerleme olarak algılatılan bu tür yaklaşımlarla, inançlara, yüreklere, düşüncelere nüfus ederek, tamiri çok zor geri dönüşü imkansız zararlar vereceklerdir.

Yecüc ve Mecüc'ün, HER TEPEDEN HUCUM EDECEKLER OLMASI, toplum içinde edinilen yer açısından üstlüğü, makam yüksekliğini işaret etmektedir. Eğer, fiziksel yükseklik söz konuysa bu durumda çöl ortasında, çok büyük ovalara da, denizde duranlar ve tepelerde bulunanlar bozguncu Yecüc ve Mecüc'den korunabilirler.

Gog ismini verenler Yahudiler. Onlara bu tanımın yayılmasını sağlayanlar her dinden her ülkeden tellaller. Gog'un kadrolu askerleri durumunda olanlarda, Hıristiyanlar. Ülkeleri işgal edilen, öldürülen, Gog ve Magog mühürü yiyen, imha edilecekler listesinin baş sırasında bulunan ve kaderine razı seyredenlerde Müslümanlar.

Deccal tanımı yanına, yakışanlar kimse? onlar aynı zamanda Yecüc ve Mecüc olmalı.
Bozgunu Dünya üzerine yayanlar kimlerse? Yecüc ve Mecüc onlar olmalı.
Tek göz, Piramit, Horus, Uçan Şahin ikonlarını kimler? sembol yapmışsa, Gog ve Magog onlar olmalı.
En kuzeyden gelip Dünya işgal planlarını uygulayanlar kimlerse? Gog ve Magog onlar olmalı.
   
  DECCAL İÇİN (Müslümanlara hitap edecek şekilde) BELİRLEDİKLERİ ÖZELLİKLERİN İŞLENDİĞİ "DECCAL ve MESİH" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  Tapınak İsa'nın Tapınak ziyaretleri, Tapınağın Tanrısı kim? Tanrı olarak gördüğü kim ve Hıristiyanlığın oluşması Oğul Tanrı dedikleri tarafından öngörülmüş müydü? Hıristiyanlardan İSA hiç bahsetmiş miydi? konusuna ara verip.. "şu SinaGOG kelimesini biraz açalım" demiş.. Konuya ara vermiştik. Konunun son cümlesi ara verdiğimiz yerde şöyle idi;

İsa, hiç kiliseden bahsetmiyor ve gittiği zamana da havraya, SinaGOG'a (İsrail Tanrısı, Hezekiel'e onun için yüzünü SİNA-GOG'a çevir olabilir mi?) ve Tapınağa gidiyor. Ve büyük ihtimalle de 30 yaşında göreve başlayıncaya kadar yaptığı gibi yine Yahve'ye, dua etmeye gidiyordu.

Ve ona / Tapınağın içindekine / Tapınağı sipariş verene / Tapınağın sahibine "Baba diyordu".Yahudi edetlerine kadar 12 yaşına kadar buyük törenlere havrada katılamayan İsa, yine Yahudi geleneklerine göre, buhur sunup tütsü yakmış olmasıda kuvvetle muhtemel. (Yahudi geleneğine göre, 12 yaşından 1 ay almayan erkek çocukları bu tür ibadetlere katılamazlarmış.)

Luka......2:42 İSA on iki yaşına gelince, bayram geleneğine uyarak yine gittiler.
Luka......2:43-44 Bayramdan sonra eve dönerlerken küçük İsa Kudüs'te kaldı. Bunu farketmeyen annesi babası, çocuğun yol arkadaşlarıyla birlikte olduğunu sanarak bir günlük yol gittiler. Sonra O'nu akrabalar ve dostlar arasında aramaya başladılar.

Daha sonraları SinaGOG çevresinde, sunak güvercini satanları kovalıyor ama "tütsü yakılmasına da karşıyım" demiyor. Eğer yasakladığına inansalardı, bugün kiliselerde tütsü yakılmazdı. Yahve'ye ve diğer Tanrılara buhur sunmaya alışmış insanlar arasında kurulan din, Pagan geleneklerinden kaynaklanmış olan bu tür alışkanlıklarıda içinde barındırmak zorundadır.

Yuhanna......2:14 Tapınağın avlusunda sığır, koyun ve güvercin satanlarla orada oturmuş para bozanları gördü.
Yuhanna......2:15 İpten bir kamçı yaparak hepsini, koyunlar ve sığırlarla birlikte tapınaktan kovdu, para bozanların paralarını döktü ve masalarını devirdi.
Yuhanna......2:16 Güvercin satanlara, «Bunları buradan kaldırın, BABAMIN EVİNİ pazar yerine çevirmeyin!» dedi.

Eski Ahit onun amel ettiği kitap değil mi? İsa'larının da o kitap dolayısıyla İSRAİL TANRISINA tapması gerekiyor. Yoksa kıskanç Tanrı Yahve onu cezalandırırdı.Tersi bir durum söz konusu olsa, "İsa'da Babamın" yanındayım demezdi. İsa'nın da bu konuda ne kadar titiz olduğunu, şu ifadeden çıkarabiliriz. Tapınağın sahibinin nasıl mutlu edileceği, yine tapınağın sahibinin istekleri içinde mevcut. Baba Tanrı için bu kadar gayret gösterenin BAŞKA BİR DİN KURMASI, KURUN DEMESİ yada kuracak olması düşünülebilir mi?

Yuhanna......2:17 Öğrencileri, «SENİN EVİN için gösterdiğim GAYRET beni yiyip bitirecek» diye yazılmış olan sözü hatırladılar.

Tapınağa ve elindeki dine Eski Ahit çerçevesinde bağlı olan İsa, Babasına ihanet eder mi? Göreve 30 yaşında başlıyor.Öğrencileri oluyor. Demekki en azından 31-32 yaşlarında ve hala Yahudilerin içinde sunak sunduğu, buhur yaktığı Havralara giderek ibadet ediyor.Yani sıkı bir Yahudi. Babasının oğlu. Derslerini de babamın dua evi dediği Tapınakta veriyor.

Luka......19:46 Onlara, «`BENİM EVİM DUA EVİ olacak' diye YAZILMIŞTIR. Ama siz burayı haydut inine çevirdiniz» dedi.
Luka......19:47-48 İsa her gün tapınakta ders veriyordu. Başkâhinler, din bilginleri ve halkın ileri gelenleri ise O'nu yok etmek istiyor, ama bunu nasıl yapacaklarını .....
   
  Ölümünden kısa bir süre öncesine kadar hala Yahudi ibadetlerine, Yahudi kitaplarına, Yahudi Tapınaklarına bağlı olan ve o tapınağın sahibi olan Yahve'ye, kusur yapmaktan korkan İSA, yeni bir din kuruluşuna girer de, Baba Tanrıyı kızdırmayı göze alır mı? Babanın mirası zaten oğul'un değil mi? O tapınakların sahibi olarak Hıristiyanların kitaplarından olan, Eski Ahit'te Yahve yada diğer adıyla İsrail tanrısı gözükmüyor mu? O kitapları her harfi Tanrıdan diyerek, yani Yahveden diyerek kendi kitaplarına dahil etmediler mi? gerektiği zaman ondan örnekler vermiyorlar mı? O kitaplardaki kehanet denilen ifadelerden kendilerine pay biçmiyorlar mı?

O kitaplarda İsrail Tanrısı Yahve, "kitapları Moşe'ye Sina'da ben verdim" demiyor mu?
Bu durumda kitapları veren Yahve ise, Tapınak tariflerini yapan ve kitaplarına alanda Yahve'dir.
Kitaplar Yahve'nin ise, tapınak tariflerini en ince ayrıntısına kadar tarif eden, ibadet biçimini elbiselere varıncaya kadar saptayan da Yahve'dir.

Kitaplar onunsa, tapınak tariflerini "dinleneceğim konutum" diye vermişse, buhur detaylarını da yine kitapta bildirmişse, o halde tapınağın sahibi olan ve orada tapılan YAHVE'dir. Luka'da, bu konuda Yahve'nin varlığını kabul edip övgüler sunuyor. Tanrı olarak övgüler sunduğu Yahve kitaplarının sayfalarında hapis kalmadı ya!

Önceden olduğu gibi her ne yapıyorsa onu yapıyor durumda olmalı ki; Tanrıdan esinlenen Luka, Yahve'ye övgüle sunuyor.

Eğer, Yahve kuvvetli olmasa, hala aktif olmasa, her harfi Tanrıdan olan metinlerin içinde işi ne? Oğul Tanrının özel melekleri ve Kutsal Ruh izin verdi ki, kutsal metin yazarları tarafından kitapların içinde, Yahve ismi ifade buldu.
   
 

LUKA'da İSRAİL TANRISINA mensubu bulunduğu İNANÇ SAHİPLERİNİ kurtardığı için ÖVGÜLER sunuyor.
Muhalif dinin Tanrı inancı içinde yer alan TANRI olsa yani,Yahve kendi Tanrısı değilde başka bir inanç sisteminin Tanrısı olsa, KUZU'yu anlattığı kitapta ona neden övgüler düzsün.

Oğul Tanrı Baba Tanrıyla aynı özden değiller miydi?
Oğul Tanrı BABA Tanrının "SÖZ'ü" değil miydi?
Tüm yaratılışta da bulundu denilen ve BABA Tanrının sağında otururken gördükleri, DÜNYA'da ki görevi icabı görev icabı bedenlendiği MÜJDELERİYLE anlatılan OĞUL TANRI değil miydi? ..vb..

O halde Oğul Tanrı ile İsrail Tanrısı (İlah tekliğinin söz konusu olduğu inanç sistemi içinde) neden farklı TANRILAR olsun. BÖYLE BİRŞEY OLABİLİR Mİ? Bu durumda; Baba Tanrı Oğul Tanrısıyla birlikte herşeyi yaratan konumda iken, YAHVE adı altında kitapları indiren, Yaratılışı düzenleyen KORSAN TANRI kim?

Üçü-bir olmayı da "söz" olarak arada eritip, TEK İLAHLI din iddialarını sürdürüyorlasa; bu durumda İsrail'in / Yakup'un TANRISI / Yahve, ya! BABA TANRIDIR ya! da OĞUL TANRININ bayrağı devralıp TANIM İSMİNİ değiştirdiği kendisidir.

İsrail Tanrısı; Kitabı alınan, övgüler düzülen, Oğul Tanrılarının tapındığı, Tanrı olarak kabulleri içinde yer alan nasıl olurda sırra kadem bastı muamelesi görüyor olabilir. Edinilen Tanrı işarertli olan ÖLÜMLÜ bir VARLIKSA, elbette ECELİ geldiğinde, o çok korktuğu ÖLÜM DİYARINA hareket edecek olan SESSİZ GEMİSİNE bindirilecektir.

Yaratılıştan beri VAR olan, kitapları her harfi Tanrıdan denilerek kutsallarının arasına alınan birden bire yok sayılıveriyor. Ha! HER HARFİ TANRIDAN" derlerken, eli kalem tutan kutsal metin yazarları olan ATALARINI kasdetmemişlerse.

Luka............1:68 «İsrail'in Tanrısı olan Rab'be övgüler olsun! Çünkü HALKININ yardımına gelip onları FİDYEYLE KURTARDI.
Yeşaya........43:1 Ey YAKUP SOYU, seni yaratan, Ey İSRAİL, sana biçim veren RAB şimdi şöyle diyor: ‹‹Korkma, çünkü SENİ KURTARDIM, Seni adınla çağırdım, sen benimsin.
Yeşaya........43:3 Çünkü senin Tanrın, İSRAİL'in KUTSALI, Seni kurtaran RAB benim. FİDYEN olarak MISIR'ı, SANA KARŞILIK Kûş ve Seva DİYARLARINI VERDİM.

Bu maddeleri de, tanıklıklarıyla KEFİLLENDİRİP bu günkü inanç takipcilerine iletenler KUTSAL METİN YAZARLARI değil miydi? Bu tanıklığı yapan, nakleden övgüleri yapan LUKA değil mi? O halde başka bir Tanrı olma ihtimali var mı? Tabii; eğer bir varlık TANRI diye baş tacı edinilmemiş ve insanlar ATEŞE yönlendirilmemişse. Edinilmişliğe MANTIKLI bir örnek, FİDYE konusundan alıntıyla -EDİNİLMİŞLİK iddiası- delillendirilebilir.

Hoşea.........13:14 ‹‹Onları FİDYEYLE kurtaracağım ÖLÜLER DİYARININ ELİNDEN, Ölümden FİDYEYLE kurtaracağım. Felaketin nerede, ey ölüm? Yıkıcılığın nerede, ey ölüler diyarı Hiç PİŞMANLIK duymayacağım.

Tanrı olarak benimsedikleri, ölüme bile muktedir değilse bu işte bir şeyler var demektir.
Eğer ECEL, Tanrı olarak işaret ettiklerinin kontrolünde değilse bu durumda TANRI dediklerinde bir gariplik var demektir.
"Tanrı" dedikleri, "KULUM" dediklerinin ölümlerini FİDYE / RÜŞVET vererek kurtardığını söylüyorsa, ortada ÇAKILMIŞ (çakma) OLDUĞUNUN farkında olan, ama TANRICILIK oynayan / TANRICILIK oynatılan bir ÖLÜMLÜ bir VARLIK var demektir.
Yaratılmış oduğunun bilincinde, hiçbir yetisinin olmadığını kavramış İKON TANRISI ilan edilmiş bir varlık var demektir.
Köşeye koyulup tozu hergün alınma yerine, göğüslere oturtulmuş, gönüllere içirilmiş böylelikle sürekli parlatılabilen SANAL PUT TANRI var demektir.

Ölüm Diyarı olarak İSİMLENDİRİLEN Fidyesiz / rüşvetsiz haraçsız iş yapmadığına göre / yapmayacağı sanıldığına göre, "herşeyi yarattı" denilen İsrail Tanrısının yalanını İTİRAF ETTİRECEK kadar gözleri korkutmuş, ÇARESİZLİĞİ yaşatmış TANRI konumunda.

Razı edilmediği sürece ÖLDÜRMEKTEN de vazgeçmeyeceği İTİRAF ifadelerinden anlaşıldığına göre; ÖLÜM DİYARI denilen CANLI, BİLİNÇ SAHİBİ, OTORİTER, ASTIĞI ASTIK ÖLÜMSÜZ bir üst düzey TANRI pozisyonunda.

Takipcileri açısından işin en kötüsü, İSRAİL TANRISINDAN korkmayan, SON SÖZ SAHİBİ olması nedeniyle herşeye egemen dedikleri TANRILARINI korkutan, BAĞIMSIZ hareket eden, baş edilemez yenilmez güce sahip olarak tanıtılan ÖLÜM DİYARININ sahibi, TANRILARIN TANRISI boyutunda. Yani İsrail Tanrısı ağzından, dolaysıyla takipcisi oğul Tanrı ağzından BİZİ BOŞUNA HAYALLER KURUP TAKİP EDİYORSUNUZ itirafları var.

Sandığınız gibi bizim birşeylere gücümüz yeter durumda değiliz diyen uyarıları var. Her harfi Tanrıdan dedikleri ortak kutsal kitaplarının sözlerinde BU İTİRAFLARI onaylıyor. KUTSAL METİN YAZARLARININ gelecek kuşaklara bırakmış olduğu "BİZ UYARMIŞTIK" notu gibi kitaplarına yazılmış..

İsrail'in Tanrısı, "Kurtaracağım" dediğine göre ortada kesin olan bir AHİTLEŞMEDE yok. Anlaşıldığına göre; önce bir defa ölünecek ki, ölenlerin arkasından "bunlar ölüyor, gidende gelmiyor, acaba bizde gidersek bir daha gelemiyecek miyiz?" diye abuk-sabuk sorular gündeme taşınıp ortalık bulandırılmayacak. BAL ve SÜT akan nehirlerin olduğu sonsuz yaşam ve gücüne nihayet olmayan hayatın sürüleceği ÜLKE tezi sulandırılmayacak.

Tüm bunlardan sonra, "ÖLÜMÜN ELİNDEN KURTARACAĞIM" diye söz verenin, RÜŞVET / FİDYE işini halletmesi ve ÖLÜM DİYARI sahibinin yani ECELE hükümran olanın elindekileri vermeye razı gelmesi BEKLENEMEYECEK. Çünkü söz verende ölümlü. O'da, SUR'a 1. üflenişte yolculuğa çıkamak için SESSİZ gemide yerini alacak. Yeniden hesap günü için dirilmeyi bekleyecek.

Görüldüğü gibi ölüm SUR'a üflendiğinde (Kıyamet) YARATILMIŞ olan, ÖLÜME hükmedemeyen, ECELİ tayin edemeyen her KULUN başına gelecek bir olay.
SUR'a ikinci kez üflendiğinde (Fidye falan vermeye gerek kalmadan) Ölümden sonrada herkez DİRİLECEK. Bunda hiç şüphe yok.
Örtükleri, ortalıktan kaldırdıkları VAHİYLERDEN biliyorlar ki bu anlatılanların hepsi yaşanacak.
DİRİLME olayında edinilmiş Tanrının söz vermiş yada vermemiş olmasıyla ilgili bir durumda söz konusu değil.
SONSUZ HAYAT sürme hayali YALAN değil. Her yaratılan Sonsuz yaşamı sürecek. Ama ATEŞ içinde, ama YEŞİLLİKLER içinde.

Sonsuz yaşama geçmek başarı değil.
Asıl mesele dirildikten sonra gidilme ihtimali olan CEHENNEMDEN kurtulabilmek.
Dirildikten sonra ARAFAT'ta toplanıldığında CENNET EHLİNİ simalarından tanıyacak olanları yanında olabilmek.
SONSUZ yaşamı, BAL ve SÜT akan nehirlerin olduğu yerde sürdürebilmek.

Sonsuz yaşam, imkansız yada bazılarına has bir süreç değil. Her yaratılanın tadacağı ama tatlı ama acı bir YAŞAM. Sonsuz yaşamı sürmeyecek, yani onların deyimiyle İLK ÖLÜMDEN geri dönmeyecek kimse yok. Ölümden dönüldükten sonra bir daha zaten ÖLMEK yok. Hatta "YETİŞ EY ÖLÜM" diye yalvarılsa bile. ÖLMEK İSTİYORUZ, neredesin ÖLÜM" diye yırtınılsa bile, DİRİLDİKTEN sonra / ÖLÜMDEN geri geldikten sonra bir daha ÖLMEK yok. Bana ait olanlar kurtulacak diğerleri ÖLÜLER DİYARINDA kalacak diye birşeyde söz konusu değil. Çünkü bazıları için ÖLEBİLMEK, EN BÜYÜK KURTULUŞ OLACAK gözüküyor.

Görüldüğü gibi Sonsuz hayata geçememek diye bir durum yok. Ölüler diyarında kalacağım diyede bir şey yok. Ucuza kurtulmanın yolu ve yordamı da yok. Önemli olan, (Dünya imtihan etapları sonucunda) sonsuz hayatı CENNETTE sürdürebilme LÜTFUNA NAİL olabilmek. Lutfa nail olabilmek için, LÜTUF SAHİBİNİN VAHİYLERİNE UYMAK gerekir.

YARATILIŞA, ÖLÜME, ECELE, AHİRETE, HESAP GÜNÜNE HÜKÜMRAN OLAN / SAHİBİ OLAN "ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH'A" İMAN ETMEK GEREKİR.

"ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH" ile gittikleri yol nedeniyle bir bağları kalmadığını bilenlerin derdi ise, HESAP GÜNÜ olmadan Dünya üzerindeki yaşamlarını sürdürebilmek. Secde ederek girmedikleri bal ve süt nehirlerine açılan kapılardan yinesecde etmeden, hesap vermeden geçebilmek.

Gittikleri yoldan, böyle bir MUTLU bir sona ulaşılamayacağını, ÜZERLERİNİ ÖRTTÜKLERİ VAHİYLERDEN ÖZ OĞULLARINI BİLDİKLERİ gibi bilenlerin (FİDYE olarak bir kişi için, kendisinde dahil ederek Dünya ve Dünya dolusu altın verilse bile, kabul edilmesinin söz konusu olmadığı) DİN GÜNÜNDEKİ hesaptan kurtuluş için sarfedecekleri lafları kalmamış olmalı ki, (şartları ve durumu bildiren) örttükleri Vahiylerin yerine YALDIZLADIKLARI FİDYE kelimesini sıkıştırıvermişler.

Sarfettikleri sözlerin sadece TAKİPCİLERİNİ KANDIRMAYA yönelik sözler olduğunu bilenler, var güçleri ile KABALA kökenli Vahdet-i Vücud (Varlık Birliği) açılımlarına / çıkarımlarına / varsayımlarına CAN KURTARACAK SİMİT olarak sarılmış bir halde, dört koldan VARLIK BİRLİĞİ çalışmalarını sürdürmektedirler. Felsefi görüşlerle yapılandırdıkları hayalleri doğrultusunda faaliyetlerini aralıksız sürdürmektedirler.

Vahdet-i Vücut'un ve Kabalanın gerçek görüşüne göre; Evrende Tanrıdan başka hiç birşey yoktur.Yani herşey TEK'tir.Varolduğunu sandığımız herşey Tanrı'nın bir parçasıdır. Yani YARATAN ve YARATILAN yoktur. (onların anlayışına göre Yaratma yerine yapma, meydana getirme vardır.)

Sanılarını oluşturan düşünce İKLİMLERİNE göre; Mademki her şey Tanrının parçası o halde herşey, Tanrı ile birlikte VAR OLMUŞ olmalı. Daha sonradan Tanrı "OL" diyerek birşeyi yaratmış olmamalı.

Hep var olan Tanrı herşeyin BÜTÜNÜ / TAMI olmalı, BÜTÜNÜ bozacak hiçbirşey, TANRI tarafından "OL" diyerek yaratılmış olmamalı. Çünkü sonradan "OL" diyerek yaratılmalar olursa yada var kabul edilirse; bu durumda EVRENDEKİ HERŞEY TANRININ PARÇASI OLAMAKTAN ÇIKAR. YOKTAN VAR EDİLMİŞ SINIFINA GİRER.

Böyle bir kabulse elbette Kabalacıların Vahdet'i Vücud'cuların, Varlık BİRlik'cilerinin, "TEK ve BİR" özlemcilerinin HAYALLERİNİ yıkar ve UYKULARINI kaçırır. Onlara göre Tanrı; Ancak birşey isterse sistemi ve akışı bozmadan ve en önemlisi hiçbirşeyi yok etmeden İNŞAA ETMİŞ / İMAL ETMİŞ / YAPMIŞ olmalı. Yok ederse Tanrı kendinden birşeyleri tamamen yok etmiş olur.

Bu inancı hayallerinin DİNAMOSU yapmış olanlara göre; Tanrı evrendeki herşeyi, kendinden bir parça olarak, belli görevler vererek serbest bırakmış. Tanrının İnsanı kendine benzer kıldığı kabul etmişler hatta tüm Tanrı nitelendirmelerini İNSAN SİLÜETİ formunda resmetmişler. Hem düşüncelerinde hem tablolarında ikonlarında.

Bu akımın İTTİFAK ortakları, Tanrının yer yüzünde YANSIMASININ İNSAN olduğunu HAYALLERİNİ güçlendirmek için görüşleri içine dahil etmişler. Elbette bu dahiyane kabullerinden de çok mutlu olmuşlar. Nasıl mutlu olmasınlar, nasıl BAL ve SÜT akan nehirleri VAAD etmesinler, hemde yanında SONSUZ YAŞAM promasyonuyla.

ATALARI Tanrı insanı kendine benzer kıldı diye kitaba yazmış, takipcileri ise; Tanrının kendine benzer kıldığı İNSAN yaratılmış değil, TANRIDAN BİR PARÇADIR saptamalarıyla bu kurtuluş hayallerini DORUK noktalarına taşıtmışlar. "Kendin pişir kendin ye" olayı söz konusu ama burada PİŞİRENLER PİŞİRENİ yiyecekler gibi gözüküyor. Oysa ortada pişen bir şey yok sadece yakılmış bir ateş var.

Neden mutlu oldukları ortada değil mi? Tanrı eğer Evren'i meydana getirense, yani EVRENİN TAMAMI ise yada Evren onun yansımasıysa o halde kendi silüetinde, kendine benzer ve kendinden bir parça olarak yarattığı İNSANDA, KÜÇÜK EVREN sayılır.

"Tanrıda var olan bütün unsurlar, yansıması olan İNSANDA DA olmak zorunda" çıkarımı, VAHDET-İ VUCUD'cuları, VAHDET-İ MEVCUD'un EVREN OLARAK VAR OLDUĞUNA ve insanlarında onun bir parçası durumunda olduğuna iyice inandırmış (VAHDET-İ MEVCUD: TANRI =EVREN özdeşliği çerçevesi içinde Meteryalist bir düşünce denilebilir. Evrenin tamamı için kullanılıyor). Tıpkı: MAKRO-KOSMOS'u (Macrocosmos) meydana getiren MİKRO-KOSMOS (Microcosmos) ilişkisi gibi.

Tanrı içindeki, Tanrı'dan parça olan BİR'imlerin, BİR (birlik) olması sağlanabilirse, VAHDET-İ VÜCUT (Varlık Birliği) birliği de meydana gelmiş olacaktır. Böylece hayalleri olan, solagan hale getirdikleri TEK ve BİR'İ gerçekleştirmiş olacaklardır. YARATILMA OLMADIĞI SÜRECE HER YENİ BİREY TANRIDAN GELDİĞİNE GÖRE TANRI SÜREKLİ KÜÇÜLMEKTE KARŞI TARAF İSE SÜREKLİ BÜYÜMEKTE. BU DURUMDA TANRI'DAN OLMAYANLARIN NE OLMASI GEREKİYOR. ELBETTE SAPKIN OLMASI GEREKİYOR.

İmanı olanların, İman ettiği kaynağa döneceğinoktasından hareketle; İMANI YOK OLAN HER BİREY, ONLAR İÇİN ÇARESİZ KENDİLERİNE KATILACAK OLAN YENİ BİR MİKRO EVREN DURUMUNDADIR

   
  Görüldüğü gibi; yukarıdaki varsayımlar çercevesi içinde, İSRAİL TANRISININ ve ona BABA diye tapınmış olan OĞUL TANRININ, Nemrutvari sallamalarında kullandıkları "ÖLDÜRÜR ve HAYAT VERİRİM" sözünün, asıl RUHSAT SAHİBİ olarak itiraf ettikleri (ölüm korkularını yenebilmek, tekrar dirilişin gerçek olduğuna iyice inanabilmek için çaresizliklerine çare türetmiş olmanın mutluluğu ile itiraf ettikleri acizlikleri, "Tamam işte FİDYE vererek kurtulacağız/ kurtaracak" çözümü / çıkartımı) GÜCÜNE NİHAYET olmayan TANRI kıvamında.

Oysa onların Tanrı diye ortaya sürdükleri ise ne ölüme ne ecele hükmedebiliyor. Bunu bilenlerde elbette kitaplarını aldıkları TANRI olarak unvanlandırdıklarını işin gereği birden bire ortadan kaldıverirler. Zaten onların her biri İHTİYAÇTAN edinilmiş, hayat verilmiş, karekter kazandırılmış, kitaplar ithaf edilmiş İTTİFAK ORTAKLARI değil miydi? Devir OĞUL TANRI devri olunca, DİNLER PİYASASINDAKİ rekabet uyarınca elbette YAHUDİ TANRISI bayrak yapılamazdı. Kitapları alınabilir, Piyasada revaçta olan çağrı ismi (RAB") kullanabilir ama MEVCUDİYETİ yoklar arasında sayılabilirdi.

Hoşea..........13:9 ‹‹Ey İSRAİL, bana, YARDIMCINA karşı çıkman Yıkıma uğratıyor seni.

Luka............1:68 «İsrail'in Tanrısı olan Rab'be övgüler olsun! Çünkü HALKININ yardımına gelip onları FİDYEYLE KURTARDI.

Bu durumda, İsa'nın havrada taptığı Yahve idi.
"Babam" dediği de Yahve idi.
Korkup çekindiğide, İsrail'in müstakil Tanrısı Yahve idi.
Göğe yükseldiğinde sağına oturduğu Tanrı da Yahve idi.

Hıristiyanlar hala kurulmuş dinin "OĞUL TANRI" dedikleri vaadcinin, isteği mi olduğunu zannediyorlar. Yok eğer Oğul Tanrı "bize öyle" dedi diyorlarsa, o zaman her harfi Tanrıdan dedikleri kitapların bir kısmını gözden çıkaracaklar.Ya! kitaplar değişecek, Ya! hayaller yeni şartlara göre yeniden düzenlenecek. Eğer göğüslere içirilmiş buzağılar kovulupta, TEVHİD İNANCINA bağlanmamışlarsa. BABA TANRI KİM? OĞUL TANRI KİM? KİTAPLARINI ALDIKLARI ve ÖVGÜLER SUNDUKLARI YAHVE KİM?
  .
  BULUŞMA ÇADIRI, YAHVE'NİN İSTEDİĞİ BUHUR-TÜTSÜ KONULARININ İŞLENDİĞİ "YAHVENİN ÇADIRI ve BUHURU" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  SİNAGOG, BOZGUNCU GOG / YECÜC, MAGOG ve ŞEYTAN DOSTLARI KONUSUNUN İŞLENDİĞİ "SİNA & GOG" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  Yahve Hıristiyanlara başka türlü gözükerek, başka isteklerde bulunduysa, bu durumda da yinede iyice düşünmeleri gerekir. Farklı isimle kendini tanıtmış olanda Yahve olabilir. Kendisini oğul Tanrı olarak tanıtıp benzer şeyler yazdıran, İsrail halkını korumayı kendine amaç edinmiş olan Yahve olabilir. Kendisini, Yakup'la olan güreşte bile farklı gösterip tanıtmamış mıydı? Zora düşmese, kurtulma söz konusu olmasa ismini açıklar mıydı? Kendisini farklı göstermeyi sevdiğini kendi kitabında şöyle bildirmiş.

Mısırdan Çıkış.......6:3 “Ben Yahve'yim. İbrahim'e, İshak'a ve Yakup'a El Shaddai olarak göründüm, ama onlara kendimi Yahve adıyla tanıtmadım.”

Oğul Tanrı dedikleri, sakın Yahve olmasın? Daha öncede yaptığı gibi kendisini farklı tanıtmış olmasın? diyeceğim ama diyemiyorum. Çünkü, tapınağa gittiğinde "Babamın yanındaydım" diye izahat veriyor. "Babamın evini panayıra çevirmeyin" diye satıcıları kovalıyor. Bu durumda, ellerindeki kitaba dayanarak söylüyorum, İSRAİL TANRISI YAHVE, İSA'nın BABASI oluyor.

Yapılanma bu çerçeve içindeyken, Hıristiyanlık diye bir dini kim istemiş olabilir? Babaya rakip yeni bir din kurmak mümkün mü? Öyle bir durum söz konusu olsa, dirildikten sonra öğrencilerine durumu bildirmez mi? Esinlemeler ile "yeni dinimiz hayırlı olsun" demez mi? Bu durumda babası ile kavga etmesi gerekmez mi? Babasının tapınağını titizlikle korumak isteyen biri, hiç başka tapınak kurulmayı düşünür mü?

Bir soru:Yahve, İsa'nın babası ise, Hıristiyanların da aynı zamanda Yahve'ye tapması gerekmiyor mu? Hemen arkasından bir merak sorusu daha. İsa'yı yani Oğul Tanrı'yı, göğe alındıktan sonra, Baba Tanrının sağ yanında görenler, aynı zamanda Yahve'yi de mi, görmüş olmuşlar?
   
  İSA sunak içindeki bir takım şeyleri temizlemiyor. Sunağın yapısını ve işleyişinide değiştirmiyor. Öyle olsaydı Eski Ahit'te sıralanmış olan Baba'sının emirleine uymamış olurdu.Tapınağın dışındaki kalabalığı satıcıları kovarak orayı panayırlıktan, çirkin görüntülü durumdan çıkarmaya çalışıyor.Yahve'nin tarif ettiği şekilde tapınağı muhafaza ediyor.

Hıristiyanlarsa, İsa'nın "benim babamın" dediği tapınaklara ikonlar, resimler yerleştirip onları öptüler mumlar yaktılar. Bu durumda, İsa kilisemi senin üzerine yapacağım demekle bugünkü kilise denilen binaları / ibadethaneleri kasdetmiş olabilir mi? Yada böyle bir sözü yine kendilerinin tanıttığı İSA söylemiş olabilir mi? Söylemiş olsaydı "babamın evi" dediği Yahve'nin tapınağında değil, kendilerine has tapınaklarda müjdeyi duyurma işlerini yapardı. Kudüs'teki Yahve için yapılmış ana tapınağa babamın tapınağı diyerek orayı resmieştirmezdi.

İbadet için girdiği tapınak Yahve / İsrail tanrısı için yapılmamış mıydı? Eski Ahit gibi bir kitabı Sina'da Moşeye vererek gerek Yahudilere gerekse Hıristiyanlara kurtuluşun yolunu gösteren, onlara Tanrılık yapıp, İsa'nın da içinde ibadet etmeye gittiği tapınakları yaptırıp, tapınma biçimlerini öğreten, Yahve birden bire ortadan kaybolmadığına göre, kitabını sahipsiz bırakmadığına göre; İsa'da, "babamın tapınağı" dediğine göre; Yahve, bu durumda İsa'nın babası oluyor.

İsa, Yahve'nin "Sina'da Moşe'ye verdim" diye yazdırdığı kitaba göre tebliğlerini yaptığına göre; yani kitapları onaylayıp kutsallığını ilan ettiğine göre, Hıristiyanlar esasında "Baba Tanrı" diye Yahve'ye hitap etmiş oluyorlar. Bu durumda, Oğul Tanrı olsun, Baba Tanrı olsun ayrı bir din kurulmasını ister mi?

Neresinden bakarsanız bakın, Hırstiyanların kutsallarımız dedikleri kitaplarda, oğul Tanrı diye, Yahve'ye rakip olarak ortaya sürdükleri İsa'da; SADECE YAHUDİLERE YÖNELİK. Onların ebedi yaşamlarındaki mutluluklarını sağlamaya kendilerini kilitlemişler. Bütün işi Yahudilik içinde ama "eskiyi uygulatma şartıyla" hedeflemişler. Kutsal metin yazarlarıda aynı çerçeve içinde areket etmişer.Sadece bir takım afalarındaki düşüncelere bağlı birtakım değişiklkleri yapabilmek içinde "Tanrı dediki" diye ifadeleri sıralamışlar. (Sünneti kaldırmak gibi, yakmalık hayvanı kaldımak gibi)

Sistem içinde yer edinebilmek, kendilerine karşı olan, kahinler, Ferisiler, yahudiler içindede yer edinebilmek içinde,biz tanrı ile yeni antlaşma yaptık demişler ama hiç biri ben "YAHUDİLİĞİ BIRAKTIM" yada "YAHVE'yi TERKETTİM" diye bir ifadede bulunmamış. İsa'yı oğul olarak ilan etmelerine rağman Baba Tanrı kavramını geliştirerek, Yahve'yi yani İsrail Tanrı inancını korumuşlar. Her biride öğretmenleri İSA ile Tapınaklara gidip ibadetlerini yapmışlar.

   
  Her konuda olduğu gibi buradada çelişkili ifadeler mevcut.İsa'nın kafası, kutsal metin yazarları tarafından karıştırılmış anlaşılan. Tapınakta yaşayan bir tanrı olduğunu söylüyor ama içilen ant sadece onu kapsar diyor. Gök Tanrı için ayrıca anat içmeli diyor. Taht ve üzerinde oturan için diyor.

Matta..........23:20 Öyleyse sunak üzerine ant içen, hem sunağın hem de sunaktaki her şeyin üzerine ant içmiş olur.
Matta..........23:21 Tapınak üzerine ant içen de hem tapınak, hem de tapınakta yaşayan Tanrı üzerine ant içmiş olur.
Matta..........23:22 Gök üzerine ant içen, Tanrı'nın tahtı ve tahtta oturanın üzerine ant içmiş olur.

Bu durumda tapınak içinde bir tanrı olduğunu kabul etmiş olmuyor mu?
1-Tapınakta yaşayan Tanrı

2- Göklerde taht ve tahtta oturan Tanrı.

3- Tahta Baba Tanrının sağında oturan Oğul Tanrı. Sağında oturduğunu "gördüm" diyen tanıklara dayanılarak kitaplara yazmadılar mı?
Tapınata olan ama Gök tanrı kadar etkin olmayan bir tanrı var. Ayrı Tanrı olmalı ki; ona içilen ant onunla sınırlı kalıyor ve yaşayan tanrı, Put olmayan bir tanrı vurgulaması ile konumuda iyice belirleniyor. Diğeri ise üzerine içilen antın geçerliliğinin gökleri kapsadığını belirttiği diğer bir Tanrı. Tahta oturan Tanrı. Birde, tahtın sağına oturacak olan kendisi var.

Tapınakta put olamayan canlı kanlı yaşayan Tanrı, Tahta oturan Baba Tanrı ve sağına yerleşecek olan Oğul Tanrı, bu duruma göre kaç Tanrı oluyor? Kim? kim? oluyor. En azından İsa'nın ağzından üç adet tanrı olduğunu öğrenmiş oluyoruz.

TAPINAKTAKİ Yaşayan dediği Tanrı mı? Yahve oluyor. "Hani benim evim" diyen İsrail Tanrısı değil miydi? Buhur isteyen, uzaklardan günnük getirilen, "konutumu Kudüste yapacağım" diyen, dinleneceği oturacağı çadırını, en ufak detayına kadar anlatan, sevdiği yakmalık sunuların listesini veren, her gün taze yakmalık sunular isteyen, 300 m2 sığan Tanrı Yahve değil miydi? Tapınağı yapanlarda, bir çok tanrının varlığına inanan ama kendi Tanrıları, en büyük olduğu için teselli bulanlar. Bu nedenlerden dolayıda Hıristiyanlar İSA için, RAB'lerin RAB'bi demiyorlar mı? Onlarda tıpkı İSRAİL TANRISI RAB anlayışını devam ettiriyorlar. sadece bir farkla "en büyük RAB" bizimki diyorlar.

2 Tarihler......2:5 "Yapacağım tapınak büyük olacak. Çünkü Tanrımız bütün tanrılardan büyüktür.
Esinleme.....19:16 Kaftanı ve kalçası üzerinde şu ad yazılıydı: `KRALLARIN KRALI VE RABLERİN RABBİ'

1 Tarihler.....17:5 İsrail halkını Mısır'dan çıkardığım günden bu yana tapınakta oturmadım. Bir çadırdan öbür çadıra, orada burada konaklayarak dolaştım.

Yeşeya.......43:24 Benim için güzel kokulu kamış satın almadınız, Doyurmadınız beni kurbanlarınızın yağıyla. Tersine, beni günahlarınızla uğraştırdınız, Suçlarınızla usandırdınız.
Yeremya.... 33:18 Levili kâhinlerden önümde yakmalık sunu sunacak, tahıl sunusu yakacak, kurban kesecek biri hiç eksik olmayacak.› ››

İnsanları 3. yaşayan tanrının varlığı konusunda haberdar eden ve ona içirilen antların geçerli olduğunu söyleyen İSA, bugünkü "Hıristiyanlığı ve kiliselerini kurun" demiş olabilir mi? Yaşayan Tanrı'ya iabdet edilmesine, sunu sunulmasına, Ahit'te bilidirilen tapınmaların yapılmasına ruhsat veren, "aman onlar yanlış şeylerdir kendinizi o akımlardan koruyun" demeyen, bu konuda insanları uyarnayan isa, inananlılarının başka yerlere bağlanmasını istemiyor demektir.

"RAB'LERİN Rab'bi, kralların Kralı" dedikleri İsa bugünkü anlamda kilise kurulmasını isteseydi insanları uyararak oradan uzaklaşmalarını, çirkin adetlerin bırakılmasını, kendilerine ait yerler yapılmasını üzerine basarak söylemez miydi?
   
  Bu ikili üçlü anlatımın sonucuda ortaya çıkan en azından üçlü resmi kabüle, Yahve'ye bir yer tutturduk, onu bir yere monte ederek ondan kurtulduk diyen Vatikan dört elle sarılmıyor mu? Sarılmamış olsa, büyük bir pişkinlikle 25 yıllık çalışmanın ürünü dedikleri eserlerinde, Eski Ahit için Düalist (ikincil) inançlar taşıyor diye yazabilirler miydi?

Özellikle;Tekvin/Yaratılış, Mısır'dan Çıkış, Levililer, Sayılar/Çölde Sayım, Tesniye/Yasa'nın Tekrarı adlı kitapların, Musa tarafından yazılmadığını, Elohimci, Yahovacı, Kahinler (Rahipler) kaynaklardan beslenerek faklı kişiler tarafından farklı zamanlarda yazıldığını örnekleri ile belirtmişler.

İblis olarak tanıtılan, (Tanrı ile görüşmelerde bulunabilen) olgunun, nasıl Tanrı YEHOVAYA / YAHVEYE dönüştürülüp, İsrail Tanrısı yapıldığını kaynakları ile anlatmış. Vatikan'ın din alimleri tarafından, 25 yıllık çalışmanın ürünü olan bu tefsir kitabı.

Elohimci, Yahveci, Kahinci görüşleri yansıtıyor diye beyanlarda bulunup Tanrı sözcüsüyüm diyen Papa mühürler miydi? Hem her sözü Tanrıdandır diye kitaplarının içine alarak aynı kapak altında muhafaza edeceksin, sonra "bu kitaplarda birçok Tanrı izleri var" diyeceksin. İmanlılardan da Hıristiyanlığın "TEK İLAHLI DİN" olduğuna inanmalarını bekleyeceksin. Bu onayı sana ancak İNANSIZLARA KARŞI İTTİFAKLAR KURDUKLARIN VEREBİLİR. Çünkü bizler onların inançlarına sahip değiliz."ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH" imanına sımsıkı bağlı olan müslümanlar olarak kalmak istiyoruz.

Onlar için önemli olansa; Tek İLAHIN VARLIĞINA İNANMAK değil, ATADIKLARI / KABUL ETTİKLERİ VARLIĞA İNANMAK. Yani çok Tanrıya inanabilirler ama önemli olan onlardan sadece birine tapıyor olmaları, onların TEK TANRI inancının özünü oluşturuyor."Tanrıların, Tanrısı, en büyük Tanrı , Rablerin Rabbi" tanımları da bu kabulün ürünleri.
   
  VATİKANA GÖRE; E.AHİTTE 2. TANRI İŞARETLERİ ve Y.AHİTTE TUTARSIZLIKLAR; konusunun işlendiği "DÜALİST DİNLER" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
 

Vatikan, üstü kapalı cevaplarla Yahve'ye ne oldu? İsa'Yahve'nin nesi? gibi sorulara kaçak döğüşerek şöyle cevap veriyor. Vatikan, Yahve'den sadece isminin alındığını resmi (sözleriyle) bildirisinde açıklıyor. "Sözle ifade edilmesi yasak olan, Yahve'nin ismi Yunanca çevirisine Kyrios olarak çevrilmiştir" diyor.

Yani: tercüme yapılırken, Kyrios yerine başka bir kelime seçilseydi "bizde o ismi kullanırdık" diyor. Fakat çoğunlukla kabul görmüş güçlü yapısı olan "bu ismi bırakmadık" diyor.

Açıkca demiyor ki, atalarımızın hepsi Yahve'ye bağlılardı.İsa'ları da, kutsal metin yazarlarıda, yaşadıkları sürece Yahve'ye bağlılardı. Onun tapınağında ona ibadet ediyorlardı. Onlar "Yahve'ye Rab" dediler. İsa'da "Rab" dedi.Eserlerinde de "Rab" derken kimse Yahve'yi dışlamadı. Bakın eserlerine YAHVE'NİN ve onun altında gösterilen DİN SİSTEMİNİN tu-kaka olarak nitelendirdiği en ufak bir ifade var mı?" İsrail Tanrısı bizim Tanrımız değil" diye ima dahi var mı?

İsa 12 YAŞINDA TAPINAĞA GİTTİĞİNDE DE DURUM YAHVE'li.
GÖREVE BAŞLADIKTAN SONRADA TAPINAĞA GİTTİĞİNDE DE DURUM YAHVE'li.
ELLERİNDEKİ KİTAPLARDAKİ İFADELERE BAKIN DURUM YİNE YAHVE'li.

Haliyle, kutsal metin yazarlarıda Rab ismine bağlıydılar ve onu kullandılar. "Kyrios" kelimesi efendi anlamına gelirmiş gelmezmiş o konu ayrı bir değerlendirme. Eğer birde o manayı eklersek iş iyice çığrından çıkmış hale gelir.Zaten tercüme başka olsaydı başka isim kullanacaklardı saptaması yapıldı."Rab İsa" yerine, "EFENDİ İSA" diyeceklerdi.

Önemli olan, kutsal metin yazarları zamanında da, İSA'mız DEDİKLERİ ZAMANDA DA, YAHUDİLİKTEN BAŞKA BİR DİN YOKTU VE O YILLARDA YENİ BİR DİN KURULMAMIŞTI, KURULMAYA NİYETTE YOKTU.

DİNLER ARASI YATAY GEÇİŞ YAPILMADIĞI GİBİ, HAVARİLERİN HEPSİ HAVRALARA DEVAM EDEREK YAHVE'YE (ama "Baba Tanrı" diye ama "müstakil İsrail Tanrısı inancı ile) SUNUMLARINI YAPARAK TAPTILAR.

VATİKAN
.Katolik kilisesi din ve ahlak ilkeleri .....................www.meryemana.net/meryem/tr/misc.php?id=20&par=9&td=11

446 Eski Ahit'te yer alan kitapların Yunanca çevirisinde Tanrı'nın Musa'ya açınladığı sözle ifade olunamaz adı YAHVE, Kyrios ("Rab") olarak çevrilmiştir. Rab sözcüğü o zamandan beri İSRAİL TANRISININ Tanrılığını ifade etmek için kullanılmaya başlandı. Yeni Ahit bu güçlü "Rab" adını hem BABA hem de TANRI'NIN KENDİSİ olarak kabul edilen İsa için kullanıyor, bu bir yeniliktir.

Rab sözcüğünün, ismi tekrarlanamaz Yahve tarafından Musa'ya verildiği tarihten itibaren, Yahudiler tarafından YAHVE için kullandıkları bu güçlü (taraftar toplamış, beğeni kazanmış, tutulmuş) isim, "BİZİM TARAFIMIZDAN'da, hem BABA TANRI hemde TANRININ kendisi kabul edilen İSA için kullanılıyor" diyor. (Musaya açınladığı demekle ne kasdetiliyor anlamak mümkün değil. Ondan öncede YAHVE ismi geçiyor. Tanrı değiştirme etabı olarak Mısırdan çıkış alınmış olabilir mi? Göğe yükselmiş El-Shaddai'nin TAnrı kabul edildiği etapmı başlangıç olarak kabul ediliyor? İşte İbrahim'in yahve HİTABI..
Yaratılış.......18:30 İbrahim, ‹‹Ya Rab, öfkelenme ama, otuz kişi var diyelim?›› dedi. RAB, ‹‹Otuz kişi bulursam, kente dokunmayacağım›› diye yanıtladı.
Genesis.......18:30 And he said unto him, Oh let not
YHWH be angry, and I will speak: Peradventure there shall thirty be found there. And he said, I will not do it, if I find thirty )

Yada başka bir deyişle, Yahudiler tarafından İSRAİL TANRISININ TANRILIĞINI İFADE ETMEK için kullanılan bu güçlü isimi, bizlerde "BABA TANRI ve İSA'nın TANRILIĞINI ifade etmek, onların TANRI OLDUKLARINI BELİRTEBİLMEK" için kullanıyoruz diyorlar.

Yahve, BABA TANRI OLDUĞU İÇİN YADA OĞUL TANRI OLARAK BENİMSEDİĞİMİZ İSA OLDUĞUNDAN DOLAYI, "RAB" İSMİNİ KULLANIYORUZ demiyorlar.
YAHVEYİ TANRI OLARAK NİTELENDİREN "RAB" İSMİNİ, BABA TANRI VE TANRI İSA İÇİN kullanıyoruz diyorlar.

Bu tanımlamada bile, Yahudilere ait İSRAİL TANRISI var,
Kendilerine ait TANRININ KENDİSİ (İsa) var,
BABA TANRI dedikleri Tanrı var.
(asıl tanrılığı İSA'ya bırakmış / yazarlar tarafından azledilmiş---- 1 Petrus....3/22 Göğe çıkmış olan Mesih, Tanrı'nın sağındadır. Melekler, yetkiler ve güçler O'na bağlı kılınmıştır.)


Aynı kapak altında üç Tanrı ve mutlaka Yahudilerin ve Hıristiyanların birer tanede müstakil Kutsal Ruhları vardır.
(Mezheplerin her konuda kendilerini destekleyen Müstakil Kutsal Ruhları olduğu gibi, mezhep içinde farklı Kutsal ruhlarla kurulmuş ittifaklarda olmalı. Papalık seçiminde kardinaler arasındaki mücadele ancak böyle işbirlikleri ile olur. Kutsal Ruh'un desteklediğinin seçilmesi ve Kutsal Ruh'un "seninleyim, üzerine döküldüm" dediklerinin bazılarının kaybetmiş olması başka türlü nasıl açıklanabilir.)


HIRİSTİYANLAR DOLAYLI DA OLSA, 3 ADET TANRIYA İNANIYORLAR. Ne ellerindeki "kitabı ben verdim", (hepinizi ben yarattım diyende ayrı Elohim) diyen Yahve'yi inkar edebiliyorlar. Ne Yahveye Baba Tanrılık makamına oturtup, İsa'nın üstü olmasını kabul edebiliyorlar.

Ne İsa'yla eşit diyerek görev bölüşümü yapmak istiyorlar, Nede hala görevde kabulünü yaparak "o zaman siz Oğul Tanrıyı nereden çıkarttınız" sorularıyla oluşacak şüphe ortamını yaşamak istiyorlar,

Yahve konusunda, kitaplarının sahibi konusunda "evet bu kitaplar Yahve'nindir" açıklamasını resmen yaparak, çok tanrılı inanç sistemine sahip olduklarının anlaşılmasını da istemiyorlar. Tek ilahlı din maskesi ile yollarına devam etmek istiyorlar.

Sadece Baba Tanrı ve Tanrının kendisi olan İSA Tanrı tanımlamaları ile Tanrılık piyasasında yaptıkları ve uygulamaya soktukları yeniliklerden bahsediyorlar.

   
 

Bahsediyorlar bahsetmesine ama onları aşağıda işleri yolunda olsun diye yukarıda işler öyle yürümüyormuş.Kendileri söylüyorlar. Bana kalırsa yazdıklarının hiç bir manası ve anlamı zaten yok. Ahit kitap bağlılarına, o kitapta olanlarla yorum yapmaya çalışıyorum. Kitaplarını sistemlerini daha iyi anlasınlar, yapılan yaldızlamaları görsünler, yönlendirildikleri yolun ısmarlama bir kulvar olduğunu bilsinler diye. Yoksa "ALEMLERİN RABBİ ALLAH'tan, BAŞKA İLAH YOK". Bu durumda sapkınlıklarla neden uğraşayım.

Tevhid imanına sahip biri olarak, bırakın bu hangi, nasıl tanrıymış diye incelemeyi ismi ve sıfatını, kâle bile almam.Yardımcıymış, yedekmiş, öncekiymiş, Babaymış, oğulmuş, önce söz varmış, İsrail'in tanrısıymış, Tek gözmüş, konseydenmiş, sağındaymış umrumda bile olmaz.

Çünkü, "Allah'ın", "TEK" olmasına iman etmiş biri için, başka hiçbir ilahi güç, olgu, varlık, makam, mevki olamaz. Ama o izinliydi ama o seçilmişmiş ama o mertebeleri uçarak geçmiş ama o yardımcıymış..vb.gibi etiketlerle de atamalarlada, ilahilik değerler yapıştırılmasının hiç önemi olmaz.

İlahilik insanların verdiği unvanlarla oluşamaz. Hiç kimse lutfun neresinde olduğunu bilemez. Mertebesini tayin edemez. Bunu yapanlar "ALLAH'IN" LÜTFETMESİNİ ARALARINDA PAYLAŞMIŞ OLURLAR.

Herkez yaratılandır ve "ALLAH" ihtiyaçsızdır.Peygamberin durumu (tebliğlerde bulunup vahiyleri iletemeleri) bu durumun dışındadır. Onların PEYGAMBER kabulleride söylentilerle değil, yaptıkları tebliğlerin bir önceki tebliğilerle bire-bir örtüşmesi ile olur (önceleri mucizelerle gönderilirlermiş) TEVHİD İMANINA HELAK GETİRECEK BİR BİLDİRİMDE BULUNMAMALARIYLA OLUR.

Bahsediyorlar bahsetmesine ama onları aşağıda işleri yolunda olsun diye yukarıda işler öyle yürümüyormuş.Kendileri söylüyorlar. demiştik.Bakın İsa vatikanın dedği gibi TANRININ TA KENDİSİ OLAN İSA mıymış? yoksa Kahinliğe atanmış TANRI İLE KUL ARASINDA ARACILIK YAPACAK olan mıymış?

İbraniler .......7:24 Ama İsa SONSUZA dek yaşadığı için KAHİNLİĞİ süreklidir.
İbraniler .......7:25 Bu nedenle O'NUN ARACILIĞIYLA Tanrı'ya yaklaşanları tamamen kurtaracak güçtedir. Çünkü onlara ARACILIK ETMEK için hep yaşamaktadır.

Aracılığı ile TANRIYA yaklaşanları kurtaracak güçte imiş. KENDİSİNE YAKLAŞANLARI KURTARACAK denmiyor. İSA'yı, Oğul Tanrı'yı kullanarak TANRI'YA YAKLAŞANLARI KURTARANDA demiyor. KURTARCAK GÜÇTE diyor. (Paran varsa öderim dersin, paran yoksa "babama nazım geçer" ödettiririm dersin)

Hani asıl tanrı TANRININ TA KENDİSİ OLAN İSA idi. Vatikan. BABA TANRIDAN DA ÜST TUTARAK "TANRININ TA KENDİSİ" diyor ama İSA, özel melekleri aracılğıyla esinlemecilerine gönderdiği mesajda, "BEN TANRININ TA KENDİSİ OLAN DEĞİLİM, BEN TANRI İLE TAKİPCİLERİN ARASINDA ARABULUCULUK YAPAN BİRİSİYİM".

"Taleplerim, TANRI TARAFINDAN KABUL EDİLECEK KADARDA DEĞERLİDİR" diyor.Ve mesaja; TAKİPCİLERİNE HEP ARACILIK ETMEK İÇİN YAŞAMAKTADIR" notu eklenerek durumunun pekiştirmesini yapıyor. Notta ne deniliyor? "BENİM TÜM GÖREVİM ARACILIK ETMEKTİ, BUNDAN SONRAKİ GÖREVİMDE ARACILIK ETMEK OLACAKTIR".

Hiç, TANRILIK İDDİASI VAR MI?
"BEN TANRIYIM" DİYOR MU?
"SİZLERİ KURTARMAYA GELECEĞİM" DİYOR MU?
"SİZLERİ BEN AFFEDECEĞİM" DİYOR MU?

Yok! hayır, bunların hiç birini söylemiyor. Belki, O'da tıpkı; "çok Tanrı kabulleri olduğu için söylüyorum", diğer TANRILAR GİBİ ARACILIK ETMEKTE ve SADECE RİCACI KONUMUNDA KALARAK yaşamını KAHİN OLARAK sürdürecek. (hep yaşamaktadır deniliyor). Tanrı onlar için kahinden ibaret. Sadece bir bilici.

Hıristiyan önderlerin, "TARININ TA KENDİSİ İSA'dı" tanımlaması, ESAS / ÖZ / GERÇEK / GEÇERLİ Tanrı tartışmasında mevzi kanımıyla ilgili olmalı. E. Ahitten kaynaklanan, Yahve inancının mensuplarında oluşturduğu bulutlanmaların önüne geçebilmek için sarfedilmiş olmalı. Aynı kapak altında bir kaç tane Tanrı, iki din tarfından rededilemeyen kitap, kitap dolayısıyla taşınmak zorunda kalınan Yahve, kutuluş bekleyen mensuplar, kutarıcı ilan edilen iki tanrı, hangisi kutarıcı olursa diğeri yanacak iki inanç grubu ve bu duruma son veren TANRININ TA KENDİSİ olan İSA'dır ilanı.

446 Eski Ahit'te yer alan kitapların Yunanca çevirisinde Tanrı'nın Musa'ya açınladığı sözle ifade olunamaz adı YAHVE, Kyrios ("Rab") olarak çevrilmiştir. Rab sözcüğü o zamandan beri İSRAİL TANRISININ Tanrılığını ifade etmek için kullanılmaya başlandı. Yeni Ahit bu güçlü "Rab" adını hem BABA hem de TANRI'NIN KENDİSİ olarak kabul edilen İsa için kullanıyor, bu bir yeniliktir.

İbraniler .......8:8 Oysa HALKINI kusurlu bulan TANRI şöyle diyor: «`İSRAİL HALKIYLA ve YAHUDA HALKIYLA yeni bir ANTLAŞMA yapacağım GÜNLER geliyor' diyor RAB.

İSRAİL'lileri BIRAKTIM başka TOPLULUKLARLA ANTLAŞMA yapacağım demiyor.Yada "İSRAİL'liler dışındaki tüm ulusların, başka toplululuklarında Tanrısı olacağım, onlarla da antlaşma yapacağım" demiyor. Yahudiler'de, İsrailliler'de benim halkım olacak demiyor. Yahudi ve İsrail benim halkım olacak diyor.Halk, ırk ve din ismi vererek, "Eski Antlaşmanın tarafları ile Yeni antlaşma yapacağım" diyor.

Antlaşmadan sonra "BEN İSRAİL HALKININ TANRISI OLACAĞIM" diyor. "YASALARIMIN maddelerini, ANTLAŞMA maddelerini onların hafızasına işleyeceğim" diyor. Dolaysıyla YAHUDİLER "BENİM HALKIM olacak, BENDE ONLARIN TANRISI olacağım" diyor.

İbraniler.........8/10 `O GÜNLERDEN sonra' diyor RAB, `İSRAİL HALKIYLA yapacağım ANTLAŞMA şudur: YASALARIMI onların ZİHİNLERİNE işleyeceğim, yüreklerine yazacağım. Ben onların TANRISI olacağım, onlar da benim halkım olacaklar.

   
 

Farklı İsa doğum tarihlerinden, hikayelerinden, ölüm tarihini bilememelerinden, annesinin yaşamından hiç kesit sunamamalarından anlaşılıyor ki, Y.Ahit yazarlarından hiç biri, eğer isimleri kullanılmıyorsa; Hz. İsa'yı görmüş olamaz.Görmemişler. Hatta yakından uzaktan ilgileri bile olmamış.

Yazarların herbirinin ömrü içinde, İsa yaşadığı halde bazıları yanına sokulupta merak bile etmemiş, uzaktan bile izlememiş, toplantılarına katılmamış, iman düşmanı Ferisi Pavlus bile İsa'nın peşine düşmemiş.

Bu durum, neden en erken Yeni Ahit'lerin yazım tarihinin, İSA'nın (onların takdir ettiği tarihten, onların seçtikleri İsa'larının ölümü) ölümünden 30-40 yıl sonra olduğunu izah ediyor. Eğer herbiri, gerçekten Hz. İsa'yı kaleme almak isteselerdi; o yaşarken bu amaçlarını yerine getirirlerdi.

Mucizevi annesinin hamileliği, mucizevi doğumu ile canlı İncil olan, Hz. İsa'nın, yaşamı toplumun gözlerinin önündeydi. Hz. Zekerya ve Hz. Yahya ile olan yakınlığı, İmran ailesinden olması, zaten toplum içinde bilinenler durumunda olmaları için yeterli idi. Toplum, Hz.Meryem ve Hz. İsa'yı izlemiş ve gösterdiği mucizeleri efsaneleştirerek yaşatmış olmalılar.

Bu nedenden dolayı Y.Ahit yazarlarının, en ufak bir Hz. İsa ile ilişkisi olsaydı, merak etselerdi, tanısalardı, takipcisi olmak isteselerdi, Hz. İsa'nın yaşamını daha o andan itibaren hayatını kaleme aırlardı. Roma'lıların egemen olduğu, herşeyin İmparatorluk gereği ve geleneği doğrultusunda, kayıt altına alındığı bir devirde bu yazma içi çok kolaylıkla yapılırdı.

Hatta, Hz. İsa'nın çocukluğundan itibaren tebliğini yaptığı İncil'in de varlığını yazılarında bahsederek kabul ederek duyurmuş olurlardı. İsa "müjdeyi duyararak dolaştı" sözündeki Müjde'nin de gerçekte, "Hz.İsa'nın tebliğ ettiğinin, İNCİL olduğunu vurgularlardı. İncil'in manası Müjde değil mi?

Hz. İsa ile hiçbir ilgileri olmadığı açıkca belli olan Yeni Ahit yazarları, bir takım kişilerin ismlerini de kulanarak bu eserlerini meydana getirmiş olabilirler.Kitap isimleri onların yada başkalarına ait olabilir. Havari bilinenlerin isimleride kullanılmış olabilir. Ele geçen metinler aynı isimlerle yeniden düzenlenmiş ve yayılmışta olabilir. Farkında olmadan kollektif bir çalışmanın ürünleride olabilir.

Sayılan olabilirlik taşıyan bu ihtimaller, Hıristiyanların bağlandıkları ve onların içindeki vaadlere göre, ahiret yaşamlarını din önderlerine emanet ettikleri kitaplardan olması, hiç birinin Hz. İsa'yı görmedien yazıldığının gerçeğini değiştirmez.

Hz. İsa'dan haberleri olmayan bu yazarlar M.S. 70 li yıllarında eserlerini, yayılan Hz. İsa inancına, altarnatif olsun, Pagan kabulleri içeren versiyonu olsun, Yahudiliğin içinde yer bulsun diye mektuplarını yazmaya başlamışlar. Bu nedenle de, her biri farklı kaynaklardan, efsanelerden, söylentilerden aldığı bilgilerle, kitaplarını meydana getirmiş olmalılar.

Oysa İsa onlardan bazılarının sözlerine güven olmayacağınıda söylemiş. Petrus için söylediği sözleri şöyle: Tüm Hıristiyanların, inkarının üzerinde mutabık aldıkları Petrus.

Yuhanna......13:38 İsa şöyle cevap verdi: «Benim için canını mı vereceksin? Sana doğrusunu söyleyeyim, horoz ötmeden sen beni üç kez inkâr edeceksin.»

İSA'nın güvenilmez adlettiği Petrus sözlerinin Peygamberlik sözleri olduğunu söyleyerek kendilerini peygamber ilan edip sözlerinede güvenilmesini takipcilerine söylüyor. İmana davet içeren her söz, onlar için uydurma söz.

2 Petrus ........1:20 Öncelikle şunu bilin ki, KUTSAL YAZILARDA bulunan hiçbir peygamberlik sözü kimsenin özel yorumu değildir.
2 Petrus ........1:21 Çünkü hiçbir peygamberlik sözü İNSANIN İSTEĞİNDEN kaynaklanmadı. İnsanlar KUTSAL RUH tarafından yöneltilerek Tanrı'nın sözlerini ilettiler.

"KORMAYIN TÜM YAZILANLAR KUTSAL RUH DENETİMİNDE" diyenler esasında, YALAN SÖYLEYEN ÇIĞIRTKANLAR.

Eğer herşey, Kutsal Ruh rolü verdiklerinin kontrolünde ise, ya! Kutsal Ruh dedikleri; kendileri ve Tanrı olarak işaret ettikleri gibi, birşey bilmiyor yada yazılmış olan hiç birşey, ne kutsal Ruh'un, nede Tanrı'nın kontrolünde.

Aksi taktirde bu kadar tarih hatası, bu kadar çelişki nasıl olurda "her harfi Tanrıdan dedikleri"kitaplar içinde olabilir? Tanrı güvenini saracak ifadeler hala, hangi haklı sebebe dayanarak mevcudiyetlerini devam ettirebilir?

Kitabı yazıp, eserlerine "Tanrıdan'dır" damgası vuranlar kimlerdir? Meslekleri, VAADCİNİN TELLALLİĞİNİ YAPMAK olan bu zatı muhteremler, Tanrıcılık oynamayı ve KUTSAL METİN YAZARLIĞI yapmayı oldukca seven, o sayede post, taç, kavuk, koltuk, asa, tarikat, mal mülk, iktidar, cemaat, ekümenlik ve devlet edinmiş veya edinme gayreti içinde olanlardır. Bu gün onların yazdıklarını korumak için tüm örtme ve yaldızlama tekniklerini kullanan zat-ı muhteremlerde, onlarla aynı duyguları paylaşma yolunda, kendilerini nefer ilan etmiş olanlardır.

Bu sözler benim birebir yorumum değil. Bu yorumlarıma katkıda bulunup ilham verip, yol gösteren yine o, muhterem kutsal metin yazarları. Sadece onlar tarafından söylenmiş, kitaplarına ve ifadelerine koruma kalkanı olarak kullandıkları, kendilerinin ne kadarda güvenli olduklarını sandırmak için, sarfettikleri sözleri biraz açıyorum.

2 Petrus ........2:1 Ama İsrail halkı arasında SAHTE PEYGAMBERLER vardı, tıpkı sizin de aranızda YANLIŞ ÖĞRETİ YAYANLAR olacağı gibi. Bunlar kendilerini satın alan Efendi'yi bile inkâr ederek GİZLİCE aranıza YIKICI ÖĞRETİLER sokacaklar. Böyleleri ANİ BİR YIKIMA uğrayacaklar

"Yazdıklarımız yüzde yüz kutsaldır. bizim dışımızdakiler yalandır" amaçlı bu tür kalkanlarla, kendilerini ve kitaplarını yıllarca dokunulmaz yaptılar. Kehanet dedikleri çıkarımlarla da kitleleri felaketlere getirdiler ve dönüşü olmayan yolculuklara çıkardılar. Şimdi de hedefleri Argemeddon.

Diledikleri gibi inanç sistemleri oluşturan, dini istedikleri mecralara oturtanlar, Tanrı ile irtibat kuran, vahiy alan bir peygamber olsa bile hiç kabul ederler mi? Yada öyle birini Resül ilan ederler mi? Mesleklerinden olmak ve yazdıklarını çöpe atmak isterler mi? Başlarına hiç bela alıp, Peygamber olarak gösterdiklerini KAHİNLİK / BÜYÜCÜLÜK / CİNCİLİK mesleğinden öteye geçirirler mi?

Eğer sözler Tanrıdan olsaydı, kutsal metin yazarları, ellerindeki kitabı BÜTÜNEN OKUMUŞ, TÜMÜNE HAKİM KONUMDA OLSAYDI ÇELİŞKİLERİ BU DERECE FAZLA OLMAZDI.

OLAYLARA VAKIF olmayanlar, metinler eklemişler, kitaplar yazmışlar. Yoksa nasıl olurda, en az 12 yıl farkla, farklı hikayelerle iki ayrı İsa hayatı çıkar. Yazılarını, yine hiç şahit olmadıkları ama duydukları bazende birbirlerinden esinlendikleri mucizevi olayların anlatımlarıyla eserlerini tamamlamış gözüküyorlar.

   
 

DİYORLAR ama herkez "TANRI" denildiğinde İLYAS'I ANLIYOR ve İLYAS'ın GELİP KURTARMASINI BEKLİYOR.
Matta..........27/46 Saat üçe doğru İsa yüksek sesle, «Elî, Elî, lema şevaktani?» yani, «Tanrım, Tanrım, BENİ NİÇİN TERK ETTİN?» diye bağırdı.

Markos.......15:34 Saat üçte İsa yüksek sesle, «Elohi, Elohi, lema şevaktani» yani, «Tanrım, Tanrım, BENİ NİÇİN TERK ETTİN?» diye bağırdı.

Markos......15:35 Orada duranlardan bazıları bunu işitince, «Bakın, İlyas'ı çağırıyor» dediler.

Markos......15:36 Aralarından biri koşup bir süngeri ekşi şaraba batırdı, bir kamışın ucuna takarak İsa'ya içirdi. «Dur bakalım, İlyas gelip O'nu indirecek mi?» dedi.

Markos......15:37 Ama İsa yüksek sesle bağırarak son nefesini verdi.

   
  İsa'da, tekrar gelmeyeceğini biliyor olmalı ki; Annesini YUHANNA'ya emanet ediyor.

Havarileride aynı inançta olmalı ki; ölümünden sonra dirilişini beklemek mezarlıkta beklemek yerine, Mezarına ancak "ceset kaybolmuş" denilince şaşırarak gidiyorlar.
İSA. dirilmesine ve Tanrılığına, sağlığında Havarilerini ikna edememiş olmalı ki; Havarileri delil istiyor. (çivi izlerini görmeden inanma diyorlar).

İSA'nın dirildiğine, kutsal metin yazarlarıda inanmamış olmalı ki; mezarının önündeki taşın açılarak Tanrının mezardan çıktığını yazmışlar. Dirilen Tanrı için taş engel olur mu?

Annesi ve Mecelleli Meryem'de, İsa'nın Tanrılığına inanmamış olmalı ki; sept günü sonrası, mesh edici malzemeler hazırlayarak mezarlığa gidiyorlar. İnanmış olslardı karşılama hazırlıkları yapar hepsi bir arada buluşma yerlerinde beklerlerdi. Oysa Tanrı olarak göstermeye çalıştıkları İsa defalarca, "üç gün sonra dirileceğim, ben TANRININ OĞLUYUM, BEN TANRIYIM" diye tekrarlarda bulunmuş. Ferisiler, Yahudiler bu mesajı alıyorlar ama esas mesajı sahiplenmesi gerekenler, TANRININ YANINDA olan o mümtaz şahsiyetler, hiç birşeyden habersiz yaşamlarına devam ediyorlar.

Kilisede İsa'nı dirilmediğine inanmış olmalıki; Rab isminin neden kullanıldığını, kendilerine MÜSTAKİL İSRAİL'İN TANRISI OLAN YAHVE yerine TANRI SEÇTİKLERİNİ izah ediyor. Eski ve Yeni Ahit'in aynı anda kabul görmesinden hareketle; Yahve ya! Baba Tanrı, ya! İsa Tanrı YADA ÜÇÜNCÜ TANRI..HIRİSTİYANLARA AİT MÜSTAKİL TANRI

Eski Ahiti SİNA'DA MOŞE'ye verdi denilen, kitabın sahibi YAHVE nasıl olurda "Kitaplar kalsın, sen gidebilirsin" yaklaşımıyla yok sayılır. İSA, "onun verdiği kitaplara göre hareket etti" diyeceksin, "her harfi tanrıdan" diyeceksin, "İsa Sinagog'larda Yaşayan tanrıya, Tapındı" diyeceksin sonra, bütün bu eylemlerde Tanrı olarak işaret edip kabullerine aldığın Yahve'yi yok sayacaksın. YAHVE NEREDE, YAHVE HANGİ KİMLİK ALTINDA?

446 Eski Ahit'te yer alan kitapların Yunanca çevirisinde Tanrı'nın Musa'ya açınladığı sözle ifade olunamaz adı YAHVE, Kyrios ("Rab") olarak çevrilmiştir. Rab sözcüğü o zamandan beri İSRAİL TANRISININ Tanrılığını ifade etmek için kullanılmaya başlandı. Yeni Ahit bu güçlü "Rab" adını hem BABA hem de TANRI'NIN KENDİSİ olarak kabul edilen İsa için kullanıyor, bu bir yeniliktir.

İbraniler .......8:8 Oysa HALKINI kusurlu bulan TANRI şöyle diyor: «`İSRAİL HALKIYLA ve YAHUDA HALKIYLA yeni bir ANTLAŞMA yapacağım GÜNLER geliyor' diyor RAB.
   
  FİDYE VEREREK KURTARAN TANRI VE YENİ AHİTLE AKİBETİ MECHULLERE KARIŞAN TANRI YAHVE. Gelişini "ben daha önceleride buradaydım ama adımı söylemedim" diye açıklayan yada açıklaması uygun görülen Yahve'nin durumu.

Kutsal kitabı, "her sözü Tanrıdandır" diye kabul edilen Yahve,
İsa'nın Havralara gidip tapındığı Yahve,
İsa'nın "babamın evi" dediği SinaGOG'larda yaşayan Tanrı olan Yahve,
Luka kitabında övgüler düzülen Yahve,
Yeni Ahit ile unutulan / unutturulan sadece ismi kullanılan Yahve.
Hıristiyanlar tarafından, verdim dediği kitapları kabul edilen Yahve,
Yeni Ahitte ismi geçen ama Oğul Tanrı ile ilişkisi belirtilmeyen Yahve.
"Kitabını al yerine, Baba Tanrı ve Oğul Tanrı ata" operasyonunun kurbanı olan Yahve,
Hem varlığı tamamen red edilemeyen, hemde "vardır ama biz ona Baba Tanrı yada Oğul Tanrı diyoruz" denilemeyen Yahve.

BU DURUMDA HIRİSTİYANLARIN RESMİ OLARAK (Kutsal Ruh Hariç) ÜÇ ADET TANRILARI OLMUYOR MU? (Kıskanılan, savaş açılan, fahişe, çirkin, iğrenç..vs.. denilenler hariç)

1- "Her harfi Tanrıdandır" dedikleri Eski Ahit'in sahibi görünen, yani kitaplarının bir kısmını yazan, İsa'nın tabi olduğu YAHVE.
2- Yeni Ahit ile ortaya çıkan, "Tanrının ta kendisi" dedikleri Oğul Tanrı İSA.
3- Oğul Tanrının babası dedikleri ve Oğul Tanrıyı sağında otururken gördükleri, BABA TANRI .

SORU ŞU: Çarmıhın şahitleriyiz, Haçı taşıyanlarız diyen şahsiyetlerin, her harfi tanrıdan esinlenmedir dedikleri metinlerinde belirttikleri ifadeye göre: İSA'nın....

Matta.............27/46 Saat üçe doğru İsa yüksek sesle, «Elî, Elî, lema şevaktani?» yani, «Tanrım, Tanrım, BENİ NİÇİN TERK ETTİN?» diye bağırdı.
Markos..........15:34 Saat üçte İsa yüksek sesle, «Elohi, Elohi, lema şevaktani» yani, «Tanrım, Tanrım, BENİ NİÇİN TERK ETTİN?» diye bağırdı

"Tanrım beni kurtar" diye yalvardığı, çarmıha gerilesiye kadar ibadet edip tapınaklarına gittiğinde;

Yuhanna.........2:16 Güvercin satanlara, «Bunları buradan kaldırın, BABAMIN EVİNİ pazar yerine çevirmeyin!» dedi.
Yuhanna.........2:17 Öğrencileri, «SENİN EVİN için gösterdiğim GAYRET beni yiyip bitirecek» diye yazılmış olan sözü hatırladılar.
Luka..............19:46 Onlara, «`BENİM EVİM DUA EVİ olacak' diye YAZILMIŞTIR. Ama siz burayı haydut inine çevirdiniz» dedi.

Babamın yanındaydım dediği, tapınaklara babamın evi dediği İsrail'in Tanrısı Yahve'ye mi? yalvardı, yoksa hıristiyanları Baba Tanrı dediklerine mi yalvardı?

İsa'nın havrada taptığı, "Babam" dediği, Korkup çekindiği, babamın yanındaydım dediği, Tapınaklara evi dediği, SinaGOG'ta yaşayan Tanrı dediği YAHVE'YE Mİ? YALVARDI, yoksa; Yuhanna'nın, Pavlus ve arkadaşlarının İCAD ETTİĞİ BABA TANRIYA MI YALVARDI / SESLENDİ.

Ölmeden bir gün önce bile, Yahve'ye tapındığına göre, ÇARMIHA ASILDIĞINDA DA SESLENDİĞİ ve YARDIM BEKLEDİĞİ ELBETTE İSRAİL'İN MÜSTAKİL TANRISI YAHVE OLMALI.

HIRİSTİYANLARIN, BABA TANRI TEZİ GÖZ ÖNÜNE ALINIRSA;
İsa'nın göğe yükseldiğinde sağına oturduğu Tanrı, Yahve idi. Bu durumda da Hıristiyanların BABA TANRI dedikleri, kendisini İSRAİL'E ADAMIŞ OLAN YAHVE oluyor.

HIRİSTİYANLARIN YİNE BABA TANRI TEZİ GÖZ ALINIR ve "BABA TANRI, YAHVE DEĞİL ama KİTAPLARI
(Eski Ahit) VEREN YAHVE'YDİ" DENİRSE; Göğe yükselende, tahtın sağına oturanda Yahve oluyor. Bu durumda da Hıristiyanların OĞUL TANRI dedikleri, kendisini İSRAİL'E ADAMIŞ OLAN YAHVE oluyor.

O halde; İsa, bu sözleri YAHVE'NİN yerine geçeceği için mi söyledi? Yoksa; YAHVE OLDUĞU için mi söyledi?


İbraniler..........8/10 `O GÜNLERDEN sonra' diyor RAB, `İSRAİL HALKIYLA yapacağım ANTLAŞMA şudur: YASALARIMI onların ZİHİNLERİNE işleyeceğim, yüreklerine yazacağım. Ben onların TANRISI olacağım, onlar da benim halkım olacaklar.

İbraniler.........8/11 Hiç kimse kendi yurttaşına, kendi kardeşine, Rab'bi tanıyın diye akıl öğretmeyecek. Çünkü küçüğünden büyüğüne kadar, onların hepsi beni tanıyacak.
İbraniler.........8/12 Kötülüklerini bağışlayacağım, günahlarını artık anmayacağım.'»

YENİ AHİTTE, BU SÖZLER YAHVE = İSA OLDUĞU İÇİN Mİ YER BULDU? YOKSA KİMSE İSA'YI TANRI OLARAK GÖRMÜYORDU DA, YAHVE'YE TAPMAYA DEVAM ETTİĞİ İÇİN Mİ BU ve BUNA BENZER İFADELER YENİ AHİTTE YER BULDU? Yahya'nın doğumunda var olan, İsa'larının taptığı Yahve buhar olup uçmadı ya'

Luka.............1:67 Çocuğun babası Zekeriya, Kutsal Ruh'la dolarak şu peygamberlikte bulundu:
Luka.............1:68 «İsrail'in Tanrısı olan Rab'be övgüler olsun! Çünkü HALKININ yardımına gelip onları FİDYEYLE KURTARDI.

Yeşaya.........43:1 Ey YAKUP SOYU, seni yaratan, Ey İSRAİL, sana biçim veren RAB şimdi şöyle diyor: ‹‹Korkma, çünkü SENİ KURTARDIM, Seni adınla çağırdım, sen benimsin.
Yeşaya.........43:3 Çünkü senin Tanrın, İSRAİL'in KUTSALI, Seni kurtaran RAB benim. FİDYEN olarak MISIR'ı, SANA KARŞILIK Kûş ve Seva DİYARLARINI VERDİM.

Tanrı olarak benimsedikleri, ölüme bile muktedir değilse bu işte bir şeyler var demektir.
Eğer ECEL, Tanrı olarak işaret ettiklerinin kontrolünde değilse bu durumda TANRI dediklerinde bir gariplik var demektir.
"Tanrı" dedikleri, "KULUM" dediklerinin ölümlerini FİDYE / RÜŞVET vererek kurtardığını söylüyorsa, ortada ÇAKILMIŞ (çakma) OLDUĞUNUN farkında olan, ama TANRICILIK oynayan / TANRICILIK oynatılan bir ÖLÜMLÜ bir VARLIK var demektir.
Yaratılmış oduğunun bilincinde, hiçbir yetisinin olmadığını kavramış İKON TANRISI ilan edilmiş bir varlık var demektir.
Köşeye koyulup tozu hergün alınma yerine, göğüslere oturtulmuş, gönüllere içirilmiş böylelikle sürekli parlatılabilen SANAL PUT TANRI var demektir.

Hoşea.........13:14 ‹‹Onları FİDYEYLE kurtaracağım ÖLÜLER DİYARININ ELİNDEN, Ölümden FİDYEYLE kurtaracağım. Felaketin nerede, ey ölüm? Yıkıcılığın nerede, ey ölüler diyarı Hiç PİŞMANLIK duymayacağım.
   
  Ölümü yok etmek için onu tesirsiz bırakmak için, ölüm diyarının sahibine neleri FİDYE OLARAK vermeyi gözüne kestirdiyse, onları kaybetmekten pişman olmayacağım diyor. Mısır'dan pişmanlık duyuyor mu? Sözcülerine / yerine konuşanlarına sormak lazım.

Pişmanlığı bilinmez ama yaptığı fedakarlık dediği AZAZEL korkusuyla yaptığı mecburi geri çekilme eylemini, sonradan saplandığı ve halkım dediği topluluğunun başına kakarcasına söylüyor /söyletiliyor.

Ölüm Diyarı olarak İSİMLENDİRİLEN Fidyesiz / rüşvetsiz haraçsız iş yapmadığına göre / yapmayacağı sanıldığına göre, "herşeyi yarattı" denilen İsrail Tanrısının yalanını İTİRAF ETTİRECEK kadar gözleri korkutmuş, ÇARESİZLİĞİ yaşatmış TANRI konumunda.

Razı edilmediği sürece ÖLDÜRMEKTEN de vazgeçmeyeceği İTİRAF ifadelerinden anlaşıldığına göre; ÖLÜM DİYARI denilen CANLI, BİLİNÇ SAHİBİ, OTORİTER, ASTIĞI ASTIK ÖLÜMSÜZ bir üst düzey TANRI pozisyonunda.

İşin en kötüsü, İSRAİL TANRISINDAN korkmayan, SON SÖZ SAHİBİ olması nedeniyle herşeye egemen dedikleri TANRILARINI korkutan, BAĞIMSIZ hareket eden, baş edilemez yenilmez güce sahip olarak tanıtılan ÖLÜM DİYARININ sahibi, TANRILARIN TANRISI boyutunda.

İSRAİL TANRISININ ve ona BABA diye tapınmış olan OĞUL TANRININ, Nemrutvari sallamalarında kullandıkları "ÖLDÜRÜR ve HAYAT VERİRİM" sözünün, asıl RUHSAT SAHİBİ olarak itiraf ettikleri (ölüm korkularını yenebilmek, tekrar dirilişin gerçek olduğuna iyice inanabilmek için çaresizliklerine çare türetmiş olmanın mutluluğu ile itiraf ettikleri acizlikleri, "Tamam işte FİDYE vererek kurtulacağız/ kurtaracak" çözümü / çıkartımı) GÜCÜNE NİHAYET olmayan TANRI kıvamında.

TEK, GÜÇ YETİRİLEMEZ, ÖLÜMSÜZ, HERŞEYE HÜKÜMRAN (ölüme hükmeden ecele, ecele hükmeden herşeye hükmetmiş olur. Tüm iş-ve oluşu kontrol eder) olduğu kabul edilmiş PAZARLIK GÜCÜ çok yüksek olan, ÜST DURUMDA olan, ASLA ve ASLA edindikleri TANRILARI gibi olmayan YAPTIRIMCI bir kuvvet olarak algılanmış olduğu bu FİDYE ifadesinden anlaşılıyor.

İman ettik diyenlerin içine düştükleri durumun vahametini okuyabiliyor musunuz?
Acınacak hallerini görüyor musunuz?
Kitapları yazanların zavallı hallerini hissedebiliyor musunuz?
Tutulan yolun ve gidilen istikametin ÇARESİZLİKLER içinde sevkiyatlarına devam etttiğini resmedebiliyor musunuz?

İnsanlar sonsuz hayata, bal ve süt akan nehirlere ulaşacağız diye işaret edilen bir olgunun peşine takılıyorlar.
Kutsal metin yazarları "gördüm, gördü, dedi" gibi sözlerle tanıklıklarını ortaya koyup insanları işaret edilene yöneltiyorlar,
İşaret edilende evet ellerinizdeki kitaplar bendendir diyor / dedittiriliyor.

Tüm bu söylenenlere, din adamlarının yaldızlamalarına, kanarak İNANIP TAPINAN insanlara; sonsuz hayat için FİDYE verilerek geçiş yapılacağı duyruluyor.

İnanmış Tanrısının, kitaplarının, din adamlarının dediği gibi yapmış direk sonsuz hayata geçeceğini umarken, ortada daha pazarlığı ve antlaşması yapılmamış olan FİDYE sorunu ile yüz yüze geliyor. Ortada halledilmiş hükümran olunabilinen hiç birşeyin olmadığını gösteren acı gerçekle karşılaşıveriyor.

Çünkü Tanrı olarak işaret edilip peşine taktıkları varlık ÖLÜME HÜKMEDEMİYOR, Ölümden çok korkuyor. "Ölümden FİDYE verir kurtulurum" mantığını kendisine karakter edinmiş bir yaratılmışla, YÜZYÜZE geliveriyorlar.
,
Tanrı olarak benimsenenin durumu ortada. Açıkca acizliğini, kendinden üst olanların olduğunu, Mısır'ı fidye verdim demekle ortaya koymuş. Fidye VEREREK işlerini halledeni TANRI olarak işaretlemiş DİN SİSTEMİ ve TANRI inancı.

Ve o TANRININ sözüne güvenerek KURTARICI bekleyen insanların birçoğu belkide, O GÜÇ YETİREMEDİĞİ anlaşılan ÖLÜLER DİYARININ sahibine FİDYENİN BİR PARÇASI olarak teklif edilecek / teslim edilecek. Edindikleri Tanrılarının vereceği hiç birşeyi kalmamışsa başka ne yapabilir? HÜKMEDEMEDİĞİ yerlerden ve insanlardan birşeyler verebilmesi söz konusu olamaz ki? Onlar zaten ifadeden anlaşıldığı kadarıyla, EDİNDİKLERİ TANRILARININ elinde ve kontrolünde değil. Eğer kontrolünde ve elinde olsaydı vermiş olduklarından dolayı neden PİŞMANLIK duyma ihtimalini hissedipte "PİŞMAN OLMAYACAĞIM" vurgulamasını yapmış olsun.

Hal böyleyken edindiğiniz ve Tanrı sandığınız varlık, kendi KURTULUŞU için, Mısır gibi sizleride FİDYE olarak verirse ne yapacaksınız. Gözünüze kestirdiğiniz bölgede yani Müslümanların olduğu bölgede, edindiğiniz tanrının vereceği bir şeyde yok.
   
  O bölgenin neredeyse tamamını MÜSLÜMANLARA / MÜSLÜMANLIĞA bırakıp, en son edinilmiş olan OĞUL TANRI adı altında takipcileriyle birlikte tasını tarağını toplayıp, İMAN BÖLGESİNİN / PEYGAMBERLER BÖLGESİNİN dışına çıkmadı mı?
Gelişmesinin temellerini attığı Anadolu'dan da dışlanarak sürdürmedi mi?
En sonunda EDİRNE sınırı onun için geçilmez, AŞILMAZ bir SET haline gelmedi mi?
Çanakkale'den zorlandığı halde girilebildi mi?
Anadolu'da tutunmaya çalışıldı tutunulabildi mi?
O halde Tanrı olarak edindiğinizin FİDYE verme imkanına sahip olduğu kabul edilirse (kabul edenler ona Tapanlar) FİDYE olarak vereceği ne olabilir?

Elinde vereceği, sadece sizlerin üzerinizde İNANÇ mevcudiyetinizi sürdürdüğünüz topraklar kaldı. Sözde Tanrınızın kendi sonsuz hayatı için ÖLÜME fidye olarak neleri vereceğini düşünüyorsunuz. Sizleri Fidye vererek kurtarma imkanı olsa bile, fidye olarak verebileceğinin ne olduğunu düşünüyorsunuz? Ölüme etkisi olmayan, öldürmeyi ve hayat vermeyi ancak, Hz. İbrahimle tartışan  NEMRUT kıvamında algılayan, ölümden çok korkan, Tanrı olarak edilinenin sonsuz hayat çözümleri de ancak böyle olur.

Firavun'un Tanrısı gibi. Firavun'a Tanrılığı konusunda yol gösteren sesin ve görünümlerin sahibi olan VAADCİ, Firavun'a; "seni  dirilteceğim, sana sonsuz yaşam içinde hükümranlık vereceğim ama o hayatı sürdürebilmen için (ölüm diyarının, yer altının Tanrılarına fidye) hazinelerini yanına alda gel" diye çağrıda bulunmuştu. ÖLÜMÜ ancak FİDYE ile etkisiz hale getirebileceğini söyleyen VARLIĞA TANRI muamelesi yapmak, Firavun ve Yahudi inançlarının ortak temel ögesi halinde getirilip  DİN sistemlerine sokulmuş.

Fidye kabul edilmezse, yani onların deyimi ile yeraltı Tanrısı / ölüm diyarının kudreti Fidyeyi kabul etmezse; durum YANDIM KETEN HELVA ile ancak izah edilebilir. Örnek olarak; Beden yapmaktan aciz olduğunu "mumyalanda gel / bedenini koruda gel" sözleriyle belirten VAADCİNİN, "sonsuz hayat vereceğim" (herkez 2. surla sonsuz hayat başlayacak. kimi yeşil vadilerde kimi harareti yüksek ortamlarda sonsuz yaşamını sürecek) sözüne İNANIP,  ardı sıra giden  FİRAVUN'un MÜZELERDEKİ hali "İBRET OLSUN" diye ortada değil mi?

Akibet belli olduğu halde  VAADCİNİN peşine takılıyor olmak, "bana birşey olmaz" SANISINA esir olup Volkan denizine atlamakla eş değer değil mi? 
 
Ölüme hükmedemeyen "AMA TANRIYIM" diyenin, hangi sözüne güvenerek imanlar teslim ediliyor? Ölüme hükmedemediğinin farkında olan, hatta o kadar farkında ki yalandan yere "sizleri kurtaracağımda"diyemiyor. FİDYE vererek kurtaracağım diyor. Ölüm ve Ecel hükmünü tayin edeni, çölde rüşvet verdiği AZAZEL gibi algılıyor olmalı ki, bu işleri sunuyla, fidyeyle halledeceğini zannediyor.

TANRIYIM diyen / TANRIMIZ diye ortaya sürülen, kendinden başka çok güçlü ECEL tayin edicisi olduğunu biliyor. TANRIMIZ denilenin hali açıkca "BUYRUN CENAZE NAMAZINA" tavında.

"Herşeyi yarattı" diye ortaya sürülen ama ölüme hükmedemediği bilinen ve "ölümden fidyeyle kurtulabilirizi" düşünen yazarların bulduğu çözüm başka nasıl olabilir?. Halkı VERECEĞİ RÜŞVETLE kurtulacağını söyleyen / söylettirilen TANRIMIZ denilen ve ona bu sözleri söyleten cücük beyinli kutsal metin yazarları.

Hoşea.........13:14 ‹‹Onları FİDYEYLE kurtaracağım ÖLÜLER DİYARININ ELİNDEN, Ölümden FİDYEYLE kurtaracağım. Felaketin nerede, ey ölüm? Yıkıcılığın nerede, ey ölüler diyarı Hiç pişmanlık duymayacağım
   
  Ölüme muktedir olmaktan aciz varlıkları Tanrı makamına oturtarak KURTULUŞ senaryoları yazanlar; Yahve, İlyas, Rab, Tanrının Oğulları, Kötü Ruhlar, Kötülerin Melekleri ve benzer diğerlerini hayallerinde yaşattıkları, Tanrılar arasında savaş senaryoları gereği ortaya atılmış olabilirler mi?

Matta............11:12 Vaftizci YAHYA'nın ORTAYA ÇIKTIĞI GÜNDEN bu yana GÖKLERİN EGEMENLİĞİ ZORLANIYOR, ZORLU KİŞİLER ONU ELE GEÇİRMEYE ÇALIŞIYOR.

Esinleme.......12:9 Büyük ejderha, İblis ya da ŞEYTAN diye adlandırılan ve tüm dünyayı saptıran o ESKİ YILAN, MELEKLERİYLE birlikte YERYÜZÜNE atıldı.
Esinleme.......12:10 Bundan sonra gökte yüksek bir sesin şöyle dediğini duydum: «TANRIMIZIN KURTARIŞI, gücü, EGEMENLİĞİ ve MESİHinin yetkisi ŞİMDİ GERÇEKLEŞTİ. Çünkü kardeşlerimizin suçlayıcısı, onları TANRIMIZIN ÖNÜNDE gece gündüz SUÇLAYAN, AŞAĞI ATILDI.

OĞUL TANRILARININ bile OĞUL TANRILIĞINI ancak bu yollardan geçerek elde edebildiğini, "Her harfi Tanrıdan" denilen kitaplarında İŞLEMİŞ olanlar, elbette TANRILAR arası savaş senaryoları da yazarlar, Oğul Tanrı ile Baba Tanrı arasında yaş farkı olsun, Oğul'un Oğul, Babanın Baba olduğu resme  bakıldığında belli olsun diye YAŞLANDIRIRLARDA. Tanrının ne olduğuna karar verenler onlar değil mi?

Oğul Tanrı tek olsaydı,
Önce "söz vardı" ifadesi ile öncesiz olsaydı,
Baba Tanrıyla aynı özden olsaydı,
gökerin ve yerin yaratılışında bulunmuş olsaydı,
TANRI YAŞLANMAYIP EMEKLİ DURUMUNA gelmeseydi,
Tanrılar arasında güç savaşları olmasaydı,
Tanrılarda Yunan Tanrılarından kalan alışkanlıklarla çocuklar edinmeseydi,
Tanrı sonsuz ve birmez güç kaynağı halinde kalsaydı..vs..;

OĞUL TANRI BAŞLANGICINDAN SONSUZA DEĞİN OĞUL TANRI OLARAK KALIR, MAKAM MEVKİLERE SAHİP OLABİLMEK İÇİN, BİR TAKIM GALİBİYETLER ELDE ETMEK ZORUNDA KALMAZDI.

Esinleme.............3/21 Ben nasıl galip gelerek Babamla birlikte Babamın tahtına oturdumsa, galip gelene de benimle birlikte tahtıma oturma hakkını vereceğim.
Elçilerin işleri.......2/33 O, Tanrı'nın sağına yüceltilmiş, vaat edilen Kutsal Ruh'u Baba'dan almış ve şimdi gördüğünüz ve işittiğiniz gibi, bu Ruh'u üzerimize dökmüştür.

Oğul Tanrının, BABA TANRI'nın sağına oturabilmesi için birtakım işleri başarması gerekiyor. Her biri BAĞIMSIZ birer TANRI oldukları için bu başarıyı göstermesi ve GÜCÜ ELİNDE bulunduran TANRININ (üst olan Tanrının) bu BAŞARIYI TAKDİR etmesi gerekiyor ki, KÜÇÜK TANRI, BABA TANRININ sağına yücelebilsin.

Eski Ahit'in sahibi olarak ilan edilen Yahve, eğer gerçekten kitabı veren ise; Oğul Tanrı'yı bilmeliydi. Yahve Tanrı değil miydi? Kendisine rakip olanıda bilmeliydi. Eğer Yahve Baba Tanrı ise; bu durumda da Oğlunun olduğunu bilmeli ve onu deklare etmeliydi. Yok her ikiside Baba tanrının çocuklarıysa bu durumda baba Tanrının kaç çocuğu daha var?

İsa Eski Ahit'e uyup, tapınaklara gidip, BABAMIN EVİNE geldim, BABAMIN EVİNİ TEMİZ TUTUN sözleriyle, Kitabın ve Tapınakların sahibi YAHVE'ye "BABA" diyerek YAHVE'NİN BABALIĞINI kabul ederken, YAHVE İSA'NIN OĞULLUĞUNU NEDEN KABUL ETMİYOR? Neden esinlenmeler yapılıken, kutsal metin yazarlarına bu durumlar açıklanmadı?

Yoksa Hıristiyanlar; YAHVEYİ, KUTSAL KİTAPLARI ESKİ AHİT'İN ve YAHUDİLERİN TANRISI, OĞUL TANRIYI DA YENİ AHİT'İN ve HIRİSTİYANLARIN TANRISI OLARAK MI GÖRÜYORLAR. BU DURUMDA, HER HARFİ TANRIDAN DEDİKLERİ AHİT KÜLLİYATI İÇİNDE ÜÇ TANRI VARLIĞINI ONAYLAMIŞ OLMUYORLAR MI?

Bu durumda; "BABA TANRI" dedikleri, SADECE "OĞUL TANRI" dediklerinin BABASI mı oluyor, yoksa; YAHVE'nin de BABASI da oluyor mu? Eğer; BABA TANRI her ikisininde BABASI ise, tıpkı PAGAN DİNLERİNDE bahsedildiği gibi ONLAR TANRI AİLESİ mi oluyorlar? YAHVE, Eski Ahit'li olduğu için, Yeni Ahit'li OĞUL TANRININ AĞBİSİ mi oluyor?

BABA TANRI, YAHVE DEĞİLSE,
YAHVE, OĞUL TANRI DEĞİLSE,
YAHVE'NİN, ESKİ AHİT'İ SİNA DAĞINDA MOŞEYE VERDİĞİ, "HER HARFİ TANRIDAN" DİYEREK KUTSAL İLAN ETTİKLERİ KİTAPTA YAZIYORSA,
LUKA'DA KİTABINDA OLDUĞU GİBİ, YAHVE'YE, İSRAİL'İN TANRISI DİYE ÖVGÜLER SUNULARAK VARLIĞI ONAYLANIYORSA,
İSA "BEN İSRAİL'İN TANRISI OLACAĞIM ONLARDA BENİM HALKIM OLACAK, ZİHİNLERİNE KALPLERİNE YERLEŞECEĞİM" DİYORSA,

BU DURUMDA, İSA'NIN VE YAHVE'NİN HEDEF KİTLESİ İÇİNDE YER ALMAYAN, KENDİLERİNİ, PAVLUSVARİ GÖRÜŞLERLE, MEKTUPLARLA, ESİNLENMELERLE İSA'YA KANCALATMIŞ OLAN HIRİSTİYANLAR YANİ YENİ AHİT MÜKELLEFLERİ; BABA TANRIYI, OĞUL TANRIYI, İSRAİL TANRISINI ve KUTSAL RUH'U İNANÇ SİSTEMLERİ İÇİNDE NASIL YERLEŞTİRİYORLAR /KONUMLANDIRIYORLAR.

İSA'YA SADECE "OĞUL TANRI" DEMİŞ OLMALARI, TANRI ANLAYIŞLARINI YAHVE'NİN EGEMENLİĞİNDEN KURTARABİLİYOR MU? TANRIMIZ DEDİKLERİ İSA BİLE, YAHVE'NİN KİTABINA BAĞLI KALARAK YAŞAYIP, YAHVE'NİN TAPINAKLARINI BABASININ EVİ OLARAK GÖRÜP, İSRAİL'İN TANRISINA YALVARARAK ÖLMEDİ Mİ?

ESİNLEME BÖLÜMÜNDE YÜZDE-YÜZ KURTULANLAR OLARAK BAHSİ GEÇENLER BİLE YAHUDİ. TANRININ, ONLARDAN BAŞKA KİMSEYE ÖĞRETMEYECEĞİ ÖZEL EZGİYİ BİLENLER VETEKRARLAYANLARDA ONLAR. İSA'NIN BİLE BİLDİĞİ ŞÜPHELİ OLAN EZGİYE VAKIF OLANLAR İSA'DAN ÇOK ÖNCE ÖLMÜŞ OLAN YAHUDİLER. HER YERLERİNDEN, YEHVE KONTROLÜ ALTINDA OLDUKLARI BELLİ OLAN DİN HIRİSTİYANLIK

YAKINLARI, OĞUL TANRIYIM LAFINI CİDDİYE ALSLARDI, ONUN TANRILIĞINA İNANSALARDI, YAHVE'NİN EMRİ OLAN SEPT GÜNÜNE UYARAK TATİL YAPMAZLARDI. YAHUDİ ADETLERİ UYARINCA GÜZEL KOKULARLA MEZARLIK ZİYARETİNE GİTMEK İÇİN HAZIRLIKLAR YAPMAZLARDI, ÇÜNKÜ ÖLDÜ DENİLEN TANRIYDI. ONUN NEYE İHTİYACI OLABİLİR?

EĞER HERBİRİNİ TANRI KUVVETİNDE GÖRÜYORLARSA; ÜÇÜ-BİRLİK YERİNE DÖRDÜ-BİRLİK TEORİSİ ÜZERİNDE ÇALIŞARAK YENİ TANRI ANLAYIŞLARI GELİŞTİRMEYİ DÜŞÜNÜYORLAR MI? "ÖNCE SÖZ VARDI" YERİNE "ÖNCE SÖZLER VARDI" İFADESİNİ KOYMALARI GEREKMEZ Mİ?

YA! TANRISIZ KALIP İSA'NIN YAPTIĞI GİBİ, YAHVE İLE DURUMU İDARE EDİP SONSUZ YAŞAM HAYALLERİNE DEVAM EDECEKLER yada YAHVE'Yİ, DEVRE DIŞI BIRAKAN, OĞUL TANRIYI ÖNE ÇIKARAN SİSTEMLER ÜZERİNDE ÇALIŞACAKLAR.

ESİNLEMEDE BAHSEDİLEN TANRISAL DARBELERİ, MÜCADELLERİ ve GALİBİYETLERİ ŞİMDİDEN İLAN EDİP, O KOCA DÜŞMANI AŞAĞIYA ATMANIN YOLLARINI SANAL İNANÇ SİSTEMLERİNE İLAVE EDEREK, MÜKELLEFLERİNİN HAYALLERİNİ BOZMAYACAKLAR.
   
  VATİKAN'DA SADECE "YAHVE'NİN SADECE İSMİNİ ALDIK ONU KULLANIYORUZ" DİYOR. YAHVE'NİN VARLIĞINI KABUL ETTİKLERİNİ AMA SADECE YAYDIĞI GÜÇLÜ İSMİNİ KULLANDIKLARINI SÖYLÜYORLAR.

HER SÖZÜ, İSMİ VE KİTABI KABUL EDİLEN AMA TANRILIKTAN EMEKLİ EDİLEN YAHVE, YERİNE, ONA TAPMIŞ OLANI TANRI OLARAK KABUL EDİP, İNANÇ SİSTEMLERİNE MONTE ETMİŞLER. "ESKİ ANTLAŞMAYI KÖHNEMİŞ" OLARAK ÖNE SÜRÜP, YAHVEYİ TASFİYE EDENLER, "YENİ ANTLAŞMA YAPILDI" DİYEREK OĞUL TANRI'YI HAYAL VERİCİ OLARAK DİN SİSTEMLERİ İÇİNE MONTE ETMİŞLER.

ATİKAN .Katolik kilisesi din ve ahlak ilkeleri .....................www.meryemana.net/meryem/tr/misc.php?id=20&par=9&td=11

446 Eski Ahit'te yer alan kitapların Yunanca çevirisinde Tanrı'nın Musa'ya açınladığı sözle ifade olunamaz adı YAHVE, Kyrios ("Rab") olarak çevrilmiştir. Rab sözcüğü o zamandan beri İSRAİL TANRISININ Tanrılığını ifade etmek için kullanılmaya başlandı. Yeni Ahit bu güçlü "Rab" adını hem BABA hem de TANRI'NIN KENDİSİ olarak kabul edilen İsa için kullanıyor, bu bir yeniliktir.

İbraniler .......8:8 Oysa HALKINI kusurlu bulan TANRI şöyle diyor: «`İSRAİL HALKIYLA ve YAHUDA HALKIYLA yeni bir ANTLAŞMA yapacağım GÜNLER geliyor' diyor RAB.

İSRAİL'lileri BIRAKTIM başka TOPLULUKLARLA ANTLAŞMA yapacağım demiyor.Yada "İSRAİL'liler dışındaki tüm ulusların, başka toplululuklarında Tanrısı olacağım, onlarla da antlaşma yapacağım" demiyor. Yahudiler'de, İsrailliler'de benim halkım olacak demiyor. Yahudi ve İsrail benim halkım olacak diyor.Halk, ırk ve din ismi vererek, "Eski Antlaşmanın tarafları ile Yeni antlaşma yapacağım" diyor.

Antlaşmadan sonra "BEN İSRAİL HALKININ TANRISI OLACAĞIM" diyor. "YASALARIMIN maddelerini, ANTLAŞMA maddelerini onların hafızasına işleyeceğim" diyor. Dolaysıyla YAHUDİLER "BENİM HALKIM olacak, BENDE ONLARIN TANRISI olacağım" diyor.

İbraniler.........8/10 `O GÜNLERDEN sonra' diyor RAB, `İSRAİL HALKIYLA yapacağım ANTLAŞMA şudur: YASALARIMI onların ZİHİNLERİNE işleyeceğim, yüreklerine yazacağım. Ben onların TANRISI olacağım, onlar da benim halkım olacaklar.
   
  HIRİSTİYANLIK, KENDİ KABULLERİNE GÖRE; PEYGAMBERİ OLMAYAN, DOLAYSIYLA ONUN ARACILIĞIYLA GELEN BİR KİTABA DA SAHİP OLAMAYAN, GÖRDÜM ESİNLENDİM DİYE OLUŞTURULMUŞ KİŞİLERİN KANAATLARI DOĞRUTUSUNDA HAZIRLANMIŞ METİNLERE DAYANAN, DİNLERİNE GEÇMİŞ KAZANDIRABİLMEK, İSA'YA KİMLİK KAZANDIRABİLMEK İÇİN, ESKİ AHİT'İ DE KUTSAL KİTABI OLARAK KABUL ETMİŞ OLAN, ATADIKLARI OĞUL TANRIYA DİREK BAĞLI OLDUĞUNU İDDİA ETTİKLERİ BİR DİN SİSTEMİ.

Yani: en azından Yahudiler gibi önce ELOHİM,YEHOVA arkasından gelen YAHVE basmaklarına ihtiyaç duymadan, Eski Ahit'ini aldıkları YAHVE'yide dışlayarak, direk Oğul Tanrı ataması yapılmış. Yahudiler hiç olmazsa bu işi Peygamberlerin isimlerini kullanarak ve Peygamber ilan ettiklerine kazandırdıkları kutsallıklara dayanarak din sistemlerini, zaman içinde VAHİYLERİ TAHRİF EDEREK oluşturmuşlar.

Hıristiyanlar ise, ne peygamberlere sahip olmuşlar, nede onunla gelmiş olan bir kitaba. Sadece ilan ettikleri, bilici ve kahin olarak gösterdikleri ama Dini katkıları sıfır olan Peygamber ilanları var. Tanrı ile irtibat kuran, vahiy alan bir peygamber olsa bile hiç kabul ederler mi? Yada öyle birini Resül ilan ederler mi? Mesleklerinden olmak ve yazdıklarını çöpe atmak isterler mi? Başlarına hiç bela alıp, Peygamber olarak gösterdiklerini KAHİNLİK / BÜYÜCÜLÜK / CİNCİLİK mesleğinden öteye geçirirler mi?

Luka......2:36-37 Aşer oymağından Fanuel'in kızı Anna adında çok yaşlı bir kadın peygamber vardı. Genç kız olarak evlenip kocasıyla yedi yıl yaşadıktan sonra dul kalmıştı. Şimdi seksen dört yaşındaydı. Tapınaktan ayrılmıyor, oruç tutup dua ederek gece gündüz Tanrı'ya tapınıyordu.

Bu sayede, Hz. İSA'dan gelenleride örtebilmişler, kendi sözlerini müjdeler ve vaadlerle yaldızlayarak yazılmış olan, Pavlus ve arkadaşlarının, mektuparına / metinlerine dayanarak bir din çıkarmışlar. Bu din için İSA'nın en ufak bir iması bile yok. Kendi kitaplarında dahi, BÖYLE BİR AMAÇ yer almıyor.

Yeni Antlaşma derken bile sadece İSRAİL'lileri KAST EDİYOR. Dinin kurucuları sayılan kutsal metin yazarlarının bile; İSA ağzından yazdıkları ifadelerde de varsa yoksa İsrail halkı var. Hem yazarlar için hemde İsa için tek hedef İsrail halkının mutluluğu.

Yasa kitabı.....11:25 Hiç kimse size karşı koyamayacak. Tanrınız RAB, size verdiği söz uyarınca, Ayak BASACAĞINIZ HER YERE dehşetinizi, KORKUNUZU saçacaktır.
Hezekiel ........37:26 Onlarla esenlik antlaşması yapacağım. Bu onlarla sonsuza dek geçerli bir antlaşma olacak. Onları yeniden oraya yerleştirip sayıca çoğaltacağım. Tapınağımı sonsuza dek onların ortasına kuracağım.
Hezekiel ........37:27 Konutum aralarında olacak; BEN ONLARIN TANRISI olacağım , ONLAR DA BENİM HALKIM olacak.

YAHVE'NİN VAADLERİNİ SÜSLEYEREK, GÖNÜLLERİNİ FERAHLATTIĞI İSRAİL'lilere, OĞUL TANRIDA

İbraniler.........8:10 `O GÜNLERDEN sonra' diyor RAB, `İSRAİL HALKIYLA yapacağım ANTLAŞMA şudur: YASALARIMI onların ZİHİNLERİNE işleyeceğim, yüreklerine yazacağım. BEN ONLARIN TANRISI olacağım , ONLAR DA BENİM HALKIM olacaklar.

İbraniler ........8:8 Oysa HALKINI kusurlu bulan TANRI şöyle diyor: «`İSRAİL HALKIYLA ve YAHUDA HALKIYLA YENİ bir ANTLAŞMA yapacağım GÜNLER geliyor' diyor RAB.

İSRAİL'lileri BIRAKTIM başka TOPLULUKLARLA ANTLAŞMA yapacağım demiyor.Yada "İSRAİL'liler dışındaki tüm ulusların, başka toplululuklarında Tanrısı olacağım, onlarla da antlaşma yapacağım" demiyor. Yahudiler'de, İsrailliler'de benim halkım olacak demiyor. Yahudi ve İsrail benim halkım olacak diyor.Halk, ırk ve din ismi vererek, "Eski Antlaşmanın tarafları ile Yeni antlaşma yapacağım" diyor.

Antlaşmadan sonra "BEN İSRAİL HALKININ TANRISI OLACAĞIM" diyor. "YASALARIMIN maddelerini, ANTLAŞMA maddelerini onların hafızasına işleyeceğim" diyor. Dolaysıyla YAHUDİLER "BENİM HALKIM olacak, BENDE ONLARIN TANRISI olacağım" diyor.

YAHVE GİBİ, OĞUL TANRININ DA, KUTSAL METİN YAZARLARININ DA, KUTSAL RUH'UN DA, ÖZEL MELEKLERİN DE TEK HEDEFİ, İSRAİL HALKI.
ONLAR İÇİN VARSA YOKSA İSRAİL HALKINA EGEMEN OLABİLMEK VE ONLARIN MUTLULUĞUNU SAĞLAMAK. BU DURUMDA OĞUL TANRININ, YAHVE DIŞINDA yada ONDAN BAĞIMSIZ BİR VARLIK OLMA OLASILIĞI VAR MI?

O HALDE HIRİSTİYAN DENİLEN TOPLULUĞUN BİZİM DEDİKLERİ OĞUL TANRI, İSRAİL HALKINI DÜŞÜNDÜĞÜNE GÖRE; ONLAR KENDİ KENDİLERİNE, HEM GELİN HEMDE GÜVEY OLUYORLAR.

HIRİSTİYANLIK DİYE yada BAŞKA İSİM ALTINDA BİR TOPLULUK OLUŞTURMA NİYETİ, NE İSA SAĞKEN, NE İSA DİRİLİP GÖZÜKTÜĞÜNDE, NE ESİNLEMELER İÇİN YUHANNA'YI GÖĞE ALDIĞINDA, NE ÖZEL MELEKLERİ ARACILIĞIYLA MESAJLARINI İLETTİĞİNDE, NEDE KUTSAL METİN YAZARLARININ ESERLERİNDE, İMA OLARAK DAHİ BÖYLE BİR OLUŞUM İMASI GEÇMİYOR.

TANRININ, TANRI OĞLU'NUN, KUTSAL RUH'UN, DİN KURUCULARI YAZARLARIN AKLININ UCUNDAN DAHİ GEÇMEYEN DİN OLUŞUMU, NEREYE BAĞLANABİLİR. O DİN İÇİN NE DENİLEBİLİR?