HER HARFİ TANRIDAN DENİLEN KİTAPLARIN SAĞLAMASI...
   
  KUTSAL İLAN ETTİKLERİ SOYUN AÇILIMLARI.... "İSRAİL'İN TANRISI?" EVRENİ YARATMADAN ÜÇYÜZ MİLYON YIL ÖNCE YAŞAYAN DİNOZORLAR.
   
  6. GÜNDE İNSANLARLA BİRLİKTE PEŞPEŞE YARATILAN, ADEM'in İSİMLERİNİ TEK-TEK VERDİĞİ DİNOZORLARI KİM YOK ETTİ?

Dinozorları,; "Adem'in yaratıldı dedikleri tarihte" İmparatorluk kurma aşamasında olan Akad'lar yok etmiş olabilir mi?
Adem'in yaratılış zaman olarak verdikleri tarihten, 5 bin yıl önce şehir hayatına başlamış olan, Urfa Göbeklitepe'lilerin Dinozorların yok oluşunda rolleri var mıdır?
6 günde yaratmaktan yorulan Tanrı'nın 7.gün dinlenmesi kaç binyıl sürdü?
Aden bahçelerinin kurulduğu arazıler hangi İmparatorluğun hükümranlığı altındaydı?
Adem yaratılmadan, 4-5 yıl önce hangi eliçabuk Urfa Göbeklitepeyi kurdu?
Dünya yaratılmadan, hangi işgüzarlar bakır madeni işletmek için toprağı delik deşik ettiler?
Nuh tufanı sırasında tüm insanlar yok edildiği halde piramit yapımına ara vermeyen Firavunlar onbinlerce işçiyi nereden buldu?
Ham, Sam, Yafet kardeşler üreyeceğiz diye uğraşırken, torunları Firavunlar nasıl oluyorda saraylarında sefa sürüyorlardı?
   
   
     
  İsrail Tanrısının "Moşeye Siyon dağında verdim" dediği, Tekvin/Yaratılış, Mısır'dan Çıkış, Levililer, Sayılar/Çölde Sayım, Tesniye/Yasa'nın Tekrarı isimleri ile anılan kitaplarla (Tora olarakta adlandırılan beş kitap) başlayan Eski Ahit kitabındaki çelişki örnekleri. Bakalım dedikleri gibi Tanrı sözümüymüş, yoksa yaratılmışlardan meydana getilrilmiş İTTİFAK ürünümüymüş?

Tanrı, Sina'da Kitabı Moşe'ye verene kadar hiç kontrol etmedi mi?
Yardılış tarihinden Tufan tarihine kadar olan tüm yanlışlıkları düzeltmeden mi Moşe'ye verdi?
Tufan'la Moşeye kitabı vermesi arasında geçen 800 yıllık zaman dilimi içinde, kitaplar öyle hatalı biçimde Tanrı katında mı kaldı?
En azından, kitap yanında kaldığı süre boyunca gelişen olayların bilgileri, doğru düzgün metinlere geçirilip Moşe'ye verilse olmaz mıydı?
Hala bizle irtibatta denilen tanrı, Tufan ve yaratılış belgelerini gördüğünde bile "beni kim yarattı" diye sormuyor mu?
"Adem'im ben yarattım" dediği tarhlerde İmparatotlukların var olduğunu öğrenen İLK OKUL ÇOCUKLARINA, "bana neden inanmıyorsunuz" diye hesap sorabilecek mi?
"Tufan yaptım, tüm insanları kurtardığım Sam, Ham, Yafet kardeşlerden türettim dediği tarihlerde , Firavunların onbinlerce işçi çalıştırdığını öğrenen İLK OKUL ÇOCUKLARINA, "ben herşeyi yaratan ve bilen Tanrıyım" sizin suçlarınız şunlardır diyebilecek mi? Verdiği sözleri hatırlayabilecek mi?

KENDİLERİNE GÖRE BİR İNANÇ SİSTEMİNİ KURDUKLARI YETMİYORMUŞ GİBİ, BİRDE KENDİLERİYLE AYNI İNANCI PAYLAŞMAYANLARA KARŞI İTTİFAKLAR KURANLARIN, KUTSAL İLAN ETTİKLERİ İFADELER KİMLERE AİT OLABİLİR?
   
  BAŞLARKEN:

Tanrı kelimesi, Tevhid inancından uzakta gelişme sağlayan, "ALLAH", dışında kendilerine bir takım hayali olgular oluşturanların, KUTSAL olarak benimsediklerine verdikleri genel bir addır. Bu benimsemeler, taş-sopa, dağ-tepe olabileceği gibi, şeytani varlıklar, insanlar ve cinlerden edinilmiş "kutsal ilanlılarda" olabilir. Meleklerin onların ibadetine izin vermiyeceği, böyle bir şeyin imkansız olduğu Kur'an'ı Kerim'de bizlere bildiriliyor.

Melek sandıklarının da kesinlikle CİNLER olduğu, bu tür "ilahi varlıklar sanılanların" kesinlikle CİN olduğu, Kur'an'ı Kerim'de, BİZLERİ UYARMAK İÇİN bildiriliyor.Yanlış hayallere kapılmamız ve bilinmezlerin arkasına takılmamız için İKAZ EDİLİYORUZ.

ALLAH BU DURUMU BİZE ŞU AYETLE BİLDİRİYOR.
34 - SEBE.......... 40.Allah'ın, onları hep birden toplayacağı, sonra da meleklere, “Bunlar mı size ibadet ediyorlardı?” diyeceği günü bir hatırla!
34 - SEBE.......... 41.(Melekler) derler ki: “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar CİNLERE İBADET EDİYORLARDI . Onların çoğu CİNLERE İNANIYORDU.”

Bu nedenle yazı boyunca, Tanrı kelimesi onların anlayışını belirtmek için kullanılıyor. Pagan ve putpers dinlerde de, Tanrı kelimesi kullanılıyor. Asla ve asla Tanrı hitabının "ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH'la" bir ilgisi yoktur. "ALLAH", sadece kendisine özel olan isimlerle anılır.

ALLAH BU DURUMU BİZE ŞU AYETLE BİLDİRİYOR.
19 - MERYEM.....65. (O), göklerin, yerin ve bunlar arasında bulunan şeylerin Rabbidir. O'na kulluk et ve O'na kullukta sabret. Hiç O'nun ADIYLA ANILAN birini biliyor musun?

Aynı durum Peygamberler ve Cebrail içinde geçerlidir. Onların ismini verdikleri, peygamberi olarak ilan ettikler isimler, tamamen kendi oluşturdukları hatta kendilerine yakıştırdıkları, inanç sistemlerine uygun buldukları hayali karekterler. Bu uygulama ile kitaplarında bu isimlerin geçiyor olması nedeniyle de isimlerinin önüne, "Hz." gibi unvanlar koyulmamıştır.

Konu bizim inancımızda olan, bizlerin bildiği Peygamberlerden bahsetmeye geldiğinde, Önlerine Hz. unvanı koyulmuştur. Hz. Muhammed, HZ. İsa, Hz.Musa, Hz. Meryem..gibi..

Onlar peygamber dediklerinin, karılarını satmış olmasını, kardeşleri ile evlenmesini, kızlarının babalarından çocuk edinmesini, hille yapmasını, put imal etmesini, Putlara tapmasını, peygambere torunun tecavüz etmesini, yalan söylemesini kabullenmişler ve bunları da kitaplarında hiç sakınca görmeden yayınlıyorlar.

Karısını satan, puta tapan peygamber dediklerinin içinde bulunduğu sözleri yazarken ve o ifadeleri yorumlarken, nasıl olurda; onun isminin önüne Hz.gibi unvanlar koyabilirim. Nasıl olurda o çirkin eylemleri Peygamberlerime yapıştırabilirim? Onların kitabındaki, İSA'nın "ben Tanrıyım/Rab'bım/Oğulum" dediği, ifadesinin önüne Hz.unvanını koyarak nasıl olurda onu, Hz.İsa ile özdeşleştirebilirim?

Onların Kutsal Ruh dedikleriyle Cebrail'in hiç alakası yoktur. Büyük ihtimalle kendilerine bağlı olan bir varlıktan bahsediyorlar. Hiç birşeyden haberi olmayan bir Kutdsal Ruh. (Ör: Papalık seçiminde herkeze başka isim verilmesi)
   
  ESKİ ve YENİ AHİT'te PEYGAMBERLERE BAKIŞ AÇILARINI ve ONLARA YAKIŞTIRILAN ENSEST İLİŞKİLERE AİT ÖRNEKLERE BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  "Gökleri ve yerleri yarattım" diyen, onun bu sözlerinin geçtği kitabın etrafında toplananların da; "evet o yarattı" dedikleri, ibadet ettikleri, İlah olarak inandıkları, Tanrılık vasfı ile yaldızladırdırdıkları (kabullerindeki) TANRI'ya göre; Gökkubbe (evren?) , Dünya ve yeryüzü (Dünya üstünde olanlar) 6 günde yaratılıyor. 6 günde sürekli yaratmaktan yorulan Tanrı olarak işaret ettikleri haliyle 7. gün dinlenmeye çekiliyor.
   
  Yaratılış.......1:1 Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı.
Yaratılış.......1:2 Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin KARANLIKLARLA kaplıydı. Tanrının Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu.
Yaratılış.......1:3 Tanrı, ‹‹IŞIK olsun›› diye buyurdu ve ışık oldu.
Yaratılış.......1:4 Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı.
Yaratılış.......1:5 Işığa ‹‹Gündüz››, karanlığa ‹‹Gece›› adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve İLK gün oluştu.

Burada akşam oldu sabah oldu kavramlarına takılmamak lazım, (Evrenin gece gündüzüde ne dememek lazım) Henüz Dünya'nın gece ve gündüz sınırlarını, geçişlerini belirleyecek ışık kaynakları yaratılmamış durumda. İnsanın yaratılması, Tanrısal diye verdikleri ölçeklerle (Tanrı günüyle) 4. günde oluyor.Yukarıdaki ifadeler, anlaşıldığı kadarıyla, Dünyasal boyuttaki bir günden değil, yaratılma ölçeğindeki zamanlama dilimlerini kasteden tanımlamalar. Anlaşılabilmesi için Işık, Gündüz ve Gece tanımını yetersiz bulmuş olmalılar ki; Akşam ve Sabah benzetmelerini de kullanmışlar (yada öyle sandıkları / öyledir dedikleri için bu anlatım yolunu seçmiş olabilirler) Etap dönüm noktalarının sembolik işaretleri olarak kabul ettiğimiz bu tanımlamalarla, Yaratılışın ilk gün oluşturulmuş.

Gece ve gündüz adı neden verildi derseniz? Dünya'dan bağımsız da olsa; sonuçta bir ortamın ışığa kavuşması ve ışıksız kalması tasvir edilimek istenmiş denilebilir. Güneş doğduğunda nasıl yeryüzünü aydınlatıyorsa, aynı kaynak olmasada bir ışık kaynağının tüm evreni aydınlattığı zannedilmiş olabilir.

Gerçi, yukarıdaki gece ve gündüz kavramıyla, tüm evrenin (onlara göre) Güneş sistemini de barındıran, gök kubbeyi de kuşatmış olan, bir hacmin ışığa kavuşturulması anlatılıyor. Ama Güneşin aydınlatması sonucu, tüm gök yüzü ışık içinde gözükmesi, onlarda tüm evreninde o şekilde aydınlandığı hissini uyandırmış olabilir.

Bu "GÜN" denilen süreç, bizim ölçü birimlerimizle ne kadardır bu bilinmez. Algılamamızın ötesinde çok büyük yada çok küçük zaman birimlerini içeren etaplar olabilir, kullandığımız zaman birimleri ile izah edebileceğimiz etaplar olabilir, hatta kullandığımız zaman birimleri ile sınırlı aynı boyutta olan etaplarda olabilir.

Aşağıdaki ifadeler, bu sürecin zaman ölçüsünü verebilir mi? Etapların, bizim zaman birimlerimiz ile ne kadar sürdüğünü bildiren ifadeler olabilir mi? "Olabilir" dersem inanılmaz çelişkiler ortaya çıkıyor, "olmaz" dersemde inanılmaz çelişkiler ortaya yayılıyor. "Evet'te" diyemiyorum, "hayırda" diyemiyorum. Bu soruyu "geçiniz" hiç diyemiyorum.

Tanrısal kattaki BİR GÜNÜN, Dünyasal ölçekte BİN YIL olduğu, yani Dünyasal BİN YILIN Tanrısal katta BİR GÜN gibi olduğu, şu ifadelerle bidirilmiş.

Zebur...........90:4 Çünkü senin gözünde BİN YIL Geçmiş BİR GÜN, dün gibi, Bir gece nöbeti gibidir.
2 Petrus .......3:8 Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın ki, Rab'bin gözünde BİR GÜN BİN YIL ve bin yıl bir gün gibidir.
   
 
Yaratılış.......1:7 Ve öyle oldu. Tanrı gökkubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı.
Yaratılış.......1:8 Kubbeye ‹‹Gök›› adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve İKİNCİ gün oluştu.

Yaratılış.......1:11 Tanrı, ‹‹Yeryüzü bitkiler, tohum veren otlar, türüne göre tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları üretsin›› diye buyurdu ve öyle oldu.
Yaratılış.......1:13 Akşam oldu, sabah oldu ve ÜÇÜNCÜ gün oluştu.


Yaratılış.......1:16 Tanrı büyüğü GÜNDÜZE, küçüğü GECEYE egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı.
Yaratılış.......1:19 Akşam oldu, sabah oldu ve DÖRDÜCÜ gün oluştu.

Ve işte, Dünya için gece ve gündüz belirliyicisi olan Güneş ve Ay yaratılıyor. Artık Dünyanın zaman belirliyisi olarak, etapları, saatbaşı gongu gibi belirleyen ışık kaynakları var. İnsan hayatı için pek dakikaların (acil durumlar hariç) pek önemi olmaz. Hele dijital saatler çıkmadan önce kimse saat söylerken saniyelere dikkat bile etmezdi (kronemetre ile yarışanlar hariç) Oysa, o önemsenmeyen dakikalar, bir Kelebeğin yaşamında çok önemli bir zaman dilimini içeriyor.(İnsan yaşamı ile 1/3000-4000 orana sahip)

Şimdi Kelebeklere ait bir güneş sistemi olsa ve Kelebek için zaman belirleyicisi yapılsaydı, herhalde saliselerin bölümlendirildiği saat yapılırdı. Ortalama 5-6 saatte bir beslenen insan karşısında, her anı nerede ise ( insan ömrü oranı ile 5 sn) yemek vakti olarak geçen kelebek içinde böyle bir saat olurdu sanırım.Gün etap belirleyecisi olarakta, bir dakika sürmeyen aralıklarla, doğup batan ışık kaynağı oluşturulurdu (Kelebek ömrü~10.000 dakika). "Kel âlaka" bir örnekte olsa, durum bu benzerlikte..

Dolaysıylada, Gök kubbe (onların değimi) zaman belirliyicileri ile Dünya zaman belirleyicilerine ait zaman aralıklarının (skalalar arasındaki mesafe) farklı olmasıda, Yaratılış gerekliliğidir. (Kuyumcu ve bakkal terazisi arasındaki fark gibi. Her ikisine de koyulan ağırlık aynıdır ama biri gramın 1/1000'i ölçer, öbürü ise gramı algılayamaz.)

Oysa, İnsan ile Kelebek için geçen zaman aynıdır. İnsana göre 4000 kelebek ömürü barındıran yaşam, Kelebeğe göre, 1 ömürden meydana gelmiş zaman dilimidir. Birinde güneş doğuşu ile batışı arasında, ömürden 15 saat zaman harcamıştır, diğerindeyse ömrün onda biri gitmiştir. Ama çevrede olan tüm eylemler aynıdır. Zaman "anlarında" hiç bir fark yoktur, sadece skalaların farklıdır.

Herbirinde, zaman birimi "an", hep o "andır". (Ömürlerden giden oransal süre hariç) Birinde "o an" olan, bir diğerinde de "o anda" olmuştur. Yani her iki taraftada, zaman skalası üzerindeki işaret, "aynı noktayı" göstermektedir."O an" için kertelezler üst üste binmiştir.

Yaratılış.......1:20 Tanrı, ‹‹Sular canlı yaratıklarla dolup taşsın, yeryüzünün üzerinde, gökte kuşlar uçuşsun›› diye buyurdu.
Yaratılış.......1:21 Tanrı büyük deniz canavarlarını, sularda kaynaşan canlıları ve uçan çeşitli varlıkları yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü.
Yaratılış.......1:23 Akşam oldu, sabah oldu ve BEŞİNCİ gün oluştu.

Tüm DENİZ hayvanları ve HAVA hayvanları (kuşlar) 5. günde yaratılmış durumda. İnsan takvimine göre; (bir gün=bin yıl) Yaratılışın başladığı 4001 ile 5000 yılları arasında BALIKLAR ve KUŞLAR yaratılmış durumda.

Yaratılış.......1:25 Tanrı çeşit çeşit YABANIL hayvan, EVCİL hayvan, SÜRÜNGEN yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü.KARA HAYVANLARINI da kapsıyor.
Yaratılış.......1:27 Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde YARATMIŞ oldu. İnsanları ERKEK ve DİŞİ olarak yarattı.
Yaratılış.......1:31 Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve ALTINCI gün oluştu.

Tanrı kendi suretinden olan insanı, ERKEK ve DİŞİ olarak yaratıyor. Yani 6. günde insanlar ERKEK ve DİŞİ olarak yaratılmış durumda. İnsan takvimine göre; (bir gün=bin yıl) Yaratılışın başladığı 5001 ile 6000 yılları arasında İNSANLAR ve KARA HAYVANLARI yaratılmış durumda.
   
  Yaratılış.......2:2 YEDİNCİ güne gelindiğinde Tanrı yapmakta olduğu işi bitirdi. Yaptığı işten o gün dinlendi.
Yaratılış.......2:3 YEDİNCİ günü kutsadı. Onu kutsal bir gün olarak belirledi. Çünkü Tanrı O GÜN yaptığı, yarattığı bütün işi bitirip DİNLENDİ

Yaratılışın 7. gününde, yani 6001 ile 7000 yılları arasında ise; TANRI yaratmaktan yorularak dinlenmeye çekiliyor ve o günü kutsal ilan ediyor.

Kutsal gün Yaratılış günüylemi yoksa dünya günüylemi arasını bilemiyorum. Dünya ölçeğinde 6 günde yorulan Tanrı olur mu? Bu durumda süreli Cumartesi günleri tatil yapıyor demektir. Fazla dikkat kesidiğinde hemen yorulacak demektir. Elbette bu bir gün, Tanrısal boyuttaki bir gün olmalı. Eski Ahit'in Tanrı'sı ile Oğul tanrı; "bizdeki BİR gün, sizin BİN yılınıza denk" demiyorlar mı? gönderdikleri kitaplarında. Bu durumda dinlenmede Tanrısal boyut olan bir gün olmalı.

Zebur...........90:4 Çünkü senin gözünde BİN YIL Geçmiş BİR GÜN, dün gibi, Bir gece nöbeti gibidir.
2 Petrus .......3:8 Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın ki, Rab'bin gözünde BİR GÜN BİN YIL ve bin yıl bir gün gibidir.
   
 

5001 ile 6000 yılları arasındai bir tarihte yaratılmış olan Adem, isterse 5999 yılında yaratılmış olsun Tanrı dinlenmesini bitirmeden 71 yıl önce ölmüş bulunuyor. (5999+930=6969)

Yaratılış..5/5 Adem toplam dokuz yüz otuz yıl yaşadıktan sonra öldü.

Yaratıldıktan sonra Dünya takvimine göre; 930 yıl yaşayan Adem Yaratılış Takvimine göre, en geç 6969 yılında ölmüş oluyor. Adem en erken olarakta 5001+ 930=5931 yılında yani, Tanrı istirahate çekilmeden 69 yıl önce ölmüş olabilir. Sept gününü göremeden. Hiç sept günü kutlaması yapamadan. Eğer, 5000 yılının başlarında doğdu ise Sept gününü ancak Nuh ve çocukları görmüş olmalı.(onlara göre Tufan Yaratılıştan ~2000 yıl sonra olmuş)

Tanrı "7.gün dinlendi" dendiğine göre, hala Yaratılış takvimindeki gün hesabına tabi olarak, yani; bizim ölçeğimizle 1000 yıllık dinlenmeye çekilmiş durumda. Eğer; 6. günden sonra, "7. GÜN dinlendi denmese" idi; DİNLENME süreçi 1000 yıl olmayabilirdi. Herkez anlardı ki artık Dünyasal zaman birimleri geçerli duruma gelmiştir. Özellikle Tanrınında yorulduğu ve dinlenmeye ihtiyacı olduğunu vurgulayabilmek beyinlere Tanrınında başa çıkılabilecek bir güç olduğunu yereleştirebilmek için, 7. gün dinlenmesini icad etmiş olmalılar.
Daha sonra kitaplarının muhtelif yerlerinde; Tanrının dinleneceği çadırlardan bahsetmeleri, güreşte yenme sahnelerini işlemeleri, Tanrının kuleleri yıkmasını insanlardan çekinmesine bağlamaları..vb.. hep bu var gösterdikleri zayıflığı beyinlere yerleştirmek ve düşüncelerin bir parçası yapabilmek adına.

Tanrı ile yaptıkları, yapacakları Ahit'in iki tarafında işine geldiğini inanmaları istiyorlar. Bu nedenlede her fırsatta Peygamberler ve Tanrı'yla ilgili zayıflık vurguları yapıyorlar. Tanrının AHİD YAPMAYA, her zaman ihtiyacı olduğunu, inançlarının temeli haline getiremek istiyorlar.

Zaman dilimini değştirmekle sonuç değişir miydi? İrdeleme başka bir yol izleyeceğinden, kitapların yine "ellerinin ulaştıkları" tarafından yazıldığı ortaya çıkacak ve sonuç değişmeyacekti. Yaratılmayı 1.-2.-3.-4.-5.-6. günlerle ifade edip, "7. günde dinlendi" denildiğinde aynı süre uzunluğunda istirahat zamanının kullanıldığı anlaşılır.

Yaratılma sırasında "GÜN" ile kastedilen ZAMAN BİRİMİ ne ise; dinlenme süresi için kullanılan "GÜN" ile kastedilen ZAMAN BİRİMİDE O. "GÜN" ile kastedilen, Dünya ölçeğiyle bir gün, bir yıl, bin yıl, milyon yılda olabilir. Her ne olursa olsun, Yaratılma günlerinin herbiri aynı demektir.Eğer öyle olmasa herbiri için faklı gün sayıları verilirdi. Bir gün, üç gün, bin gün gibi..

"Yok canım bu 1000 yıllık süre uzun" denilebilir. Hatta 1000 yıllık sürenin uzunluğunun delili olarakta, hala Yahudi'lerin kutladığı (Hıristiyanların Güneş gününe Pazar gününe kaydırdığı), Dünya'sal bir günlük süreyi kapsayan Sept gününün, Tanrı tarafından kutsanması örnek verilebilir.Bu kabulünde onlar tarafından yapılabilmesi için önce şu ifadelerin yanlışlığını kabul ederek yani, Tanrı sözü olmadığını belirterek iptal etmeleri gerekir.

Zebur...........90:4 Çünkü senin gözünde BİN YIL Geçmiş BİR GÜN, dün gibi, Bir gece nöbeti gibidir.
2 Petrus .......3:8 Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın ki, Rab'bin gözünde BİR GÜN BİN YIL ve bin yıl bir gün gibidir.

Bu durumda bize de, "siz öyle söylüyorsanın öyledir" demekten başka seçenek kalmaz. Öyle ya! Tanrı'nın kutsal ilan ettiği Sept günü Dünya'da, 1000 yılda bir kutlanmıyor ki. Her hafta Cumartesi günleri kutlanıyor. (Cuma akşamından Cumartesi gecesine kadar) Sept günü, Tanrının Kutsal ilan ettiği günün izdişümü olduğuna göre bu dinlenmede aynı zaman dilimini kapsıyor olmalıdır.

Burada skala farklılığı değil, zamanın uzunluğu söz konusudur. Zaman büyüküğüde Skala üzerindeki kertelezlerin, her hafta aynı olabilmesi için, "zamanı meydana getiren sürelerinde eşitliği gerekir" gibi çıkarımlarla, bu sept günü dinlenmesi Yaratılış gününden (1000 yıldan), Dünyasal bir güne dönüştürülebilir. Dönüştürürler mi? dönüştürürler. Kağıtta onlarda, kalemde. Tanrı sözcülüğüde tamamen onların tekelinde.

   
 
   
  Diyelim ki; önce yabani hayvanlar, evcilleştirilmiş hayvanlar, sürüngen hayvanlar ve TÜM KARASAL HAYVANLAR yaratırlırken yarım gün / yarım peryot / 500 YIL geçti. Tüm kara hayvanlarının işleri bittikten sonra 5. günün ortasında, yani 5500 yıllarında Adem'e sıra geldiğini kabul edelim.

Neden derseniz? Adem ile dinlenme günü arasında daha, Havva'nın yaratılması var, Aden bahçesi var, akşam serinliğinde Tanrının gezintileri var, yasak olan ağaç var, tüm hayvanlara Adem'in isim vermesi var...vb.. Baz alınan yılları, birkaç yüzyıl yukarıda yada aşağıda olmasının hiç önemi yok. Aşağılara kaydırdıkca daha karışık durumlar ortaya çıkıyor. Önce hayvanları yaratıldığı ifade edildiğinden dolayı böyle ortalama bir milad olarak 6. günün 5500 yılını alalım.

Ortaya koyulacak irdelemele için, birkaç yüzyılın pek önemli olmadığını belirttik ama fikir vermesi için yinede tablolaştıralım. 250 yıl aralıklarla, Adem'in yaratılışını, oluşan soyunu ve dinlenme gününü yerleştirdiğimizde ortaya çıkan tablolar şu şekilde oluyor.
   
 
   
  Tanrı olarak işaret ettikleri, "6 gün yaratma işlemlerini yaptım 7. günde dinlendim" dediğine göre; bu "GÜN" denilen peryotların eşitliği vurgulanmış oluyor. Dinlenme gününüde boyutu verilmiş oluyor. Yoksa "6 günde yarattım" der ve 7. günü hiç karıştırmazdı.

Yorulduysada 7. günü karıştırmadan, yani diğer günlerle olan eşitliğini vurgulamadan, "yaratma eyleminden sonra dinlendim" derdi. Ama yaratma peryotları ile eşitliği vurgulamak için" 7. gün dinlendim" diyor. Yani, diğer günlerle aynı zaman aralığına sahip bir peryotu, dinlenmek için kendisine ayırdığını üzerine basarak söylüyor.

Elbette, eğer birşeyden yorulan varsa, yaptığı işin büyüklüğü ile orantılıda dinlenmesi gerekir.Bir kiloluk yorulan bir kiloluk dinlenir. Bir hafta çalışan, hafta sonu dinlenir. Yorulma alışkanlıklı, yorulmaya yatkın, 6 peryotluk Yaratılış işlemini gerçeklestiren de, bir peryotluk dinlenmeyi hak ettiğini düşünür. Bir peryotluk dinlenmeye ihtiyacı olur.

Yukarıdaki tablolara göre, Adem'i, 6. günün ortasında iken, yani Yaratılışın 5500 yıllarında ele alırsak; Bu durumda, Adem 501 yaşına geldiğinde Tanrı dinlenmeye çekiliyor. Dinlenmeye çekilmeden önce; Havva yaratılmış, soyundan Şit, Enoş, Kenan, Mahalel ve Yaret doğmuş gözüküyor. Yaret'in doğumundan kısa bir süre sonra dinlemeye çekilen Tanrı; Hanok, Metuşelah, Lamek, Nuh,'un doğumlarına şahit olamadığı gibi, yarattığı Adem'in (mutlaka Havva'nın da), Şit, Enoş, Kenan, Mahalel, Metuşelah ve Yaret'in ölümlerini de görememiş gözüküyor.

Görüldüğü gibi Tanrı'ya, buhur dükünlüğü yanısıra, yorulan ve bu nedenle dinlenen bir varlık nitelendirmesi yapmak nasıl hatalara mal oluyor. Gerçekten Allah'tan gelenleri örtenlein, Allah'tan gelenlerle ilişkisini kesenlerin, Tanrıcılık oynama isteklerinin ortaya çıkardığı tablolar / ürünler bunlar. Varlık boyutunda başka Tanrı rolü verilmiş yaratılmışlarla, İnsan boyutunda kul rolü verimiş yaratılmışların işbirliğinden ancak bu ve benzeri ürünler çıkar.

Yunan ve diğer Pagan Tanrı inançları ile zihinlerini yoğuranların, Samiri'nin buzağıları ile göğüslerini dolduranların Tanrı anlayışlarıda ancak bu kadar olabilir. Pagan Tanrılarının, ihtiraslarına, kaprislerine, aşklarına, eğlenmelerine, entrikalarına, kavgalarına, gezmelerine, hiç gücü olmamalarına ve hiç birşey yapamamalarına alışık olanlar, elbette yazdıkları metinlerde o alışkanlıklarının esintilerini ortaya koyacaklardır.

Mezburlar/Zebur...2/4 Göklerde oturan RAB gülüyor, Onlarla eğleniyor.

Bu ve benzeri nedenlerden dolayı, Tanrıya çeki düzen vermek her kutsal metin yazarının görevleri arasında yer alır. "Yaptık" dedikleri Ahitlerin ve geldi dedikleri kitapların amacıda zaten bu değil mi? Hayallerinde yaşattıkları Tanrı profilini ortaya koyabilmek. Gerektiğinde dehşet saçan, gerektiğinde koruyan, emirler veren, korkulan, sayılan ama sözleri kalemlerine bağlı olan, Tanrı anlayışı inanç dünyalarını oluşturmuş durumda. Böyle bir inanç sisteminin, ruhlarına işlemiş olduğu verdikleri eserlerden belli oluyor..

2 Tarihler .............2/5 "Yapacağım tapınak büyük olacak. Çünkü Tanrımız bütün tanrılardan büyüktür.
Mısırdan Çıkış.....15/11 ‹‹Var mı senin gibisi ilahlar arasında, ya RAB? Senin gibi kutsallıkta görkemli, heybetiyle övgüye değer, Harikalar yaratan var mı?

TANRININ ELBİSESİ, ELBİSESİNİN ETEKLERİ, ETEKLERİNİNDE KUYRUKLARI VER Kİ, TAPINAĞI DOLDURUYOR. (Merak bu ya! Elbiseye ihtiyaç duyan Tanrı, acaba buhurunu insanlara getirtiği gibi, yakmalık sunuları yaktırdığı gibi, elbisesinide insanlara mı diktiriyor.)

Yeşaya..............6/1 Kral Uzziya'nın öldüğü yıl yüce ve görkemli Rab'bi gördüm; tahtta oturuyordu, giysisinin etekleri tapınağı dolduruyordu.
   
  Adem'in başlangıç tarihi, biraz öne alındığında, ortaya çıkan tabloya göre; Tanrı dinlenme dönüşünde TUFANI BİTMİŞ buluyor. Bu durumda; Tanrı 7. GÜN dinlendi mi? dinlenmedi mi?
Gerçekten olaylara hakim olan, olmuş olayları "ben yaptım" diye ortaya çıkmayan, başka deyişle olmuş olayları, "o yaptı" denilerek ortaya sürülmeyen, gerçek bir güç / bir kuvvet olsaydı, GERÇEK YARATAN OLSAYDI, "kitabım" dediği metinler dizesinin, daha girişinde bu hatayı yapmazdı.

Tanrıyı istirihat ettiren inanç sistemide bu derece kabul görerek gelişmezdi. Dinlenme anları için, yardımcı güçler ilan etmeye de ihtiyaç duymazlardı.
Yeşaya (Isaiah)...66/1 RAB diyor ki: "Gökler tahtım, Yer ayaklarımın taburesidir.Nerede benim için yapacağınız ev, Neresi dinleneceğim yer?

7. gün dinlendiğine ve bu günün süresi, diğer 6 günle eşit olduğuna göre; bu süreçte kontrol kimlerin elinde idi? 7. gün dinlenme ile geçtiğine göre; Tufan kararını istirahat dönüşünde gördüğü tabloyu beğenmeyerek vermiş olabilir mi? Bu tür soruları çoğaltmak elbette mümkün.

Diyebilirlerki; Tanrı bukadar süre dinlenir mi? Eğer yorulan ve bu nedenlede dinlenmesi greken bir Tanrı inancınız varsa neden olmasın. Tanrının yorulacağına inanıyorsunuz, dinlenmesi gerektiğini kabul ediyorsunuzda, sürenin uzunluğuna neden itiraz ediyorsunuz?(Kazanın doğurduğuna inanan, öldüğüne de inanmak zorundadır.. "Doğurma kısmını kabul ediyorum, işime de geldi ama ölme kısmını kabul etmiyorum" denilemez.)

Tanımlamanın 1. kısmı yani; Buhura, dinlenmeye ve dinlenecek yere ihtiyacı olması, Tanrı'nın yorulan boyutta, yani güç yetirebilir olması o dinleri kabul edenlerin, "ALLAH'ın", hesap gününden kurtulablieceklerini sananların, hoşuna gidiyor.
Kurtaışı bile fidyeyle yapabilen Tanrı inanç sistemi, onların arayıpta bulamadıkları cinsten birşey olmalı.

Luka.........1:68 «İsrail'in Tanrısı olan Rab'be övgüler olsun! Çünkü halkının yardımına gelip onları fidyeyle kurtardı.
Yeşaya.....43/3 Çünkü senin Tanrın, İsrail'in Kutsalı, Seni kurtaran RAB benim. Fidyen olarak Mısır'ı, Sana karşılık Kûş ve Seva diyarlarını verdim.

Tanımlamanın 2. kısmı yani; Sürenin uzunluğu birtakım çelişkileri ortaya çıkarttığı için, "yok daha neler olur mu öyle şey?" denilerek red ediliyor. 7 etaplı Yaratılış evresinde, 6 eşit (gün) etabı gerçekleştirdiği için yorulan ve dinlenmesi gereken bir Tanrı kabulü yapılıyorsa; istirahat etabına ayrılan 7. gününde, diğer ilk 6 gün ile aynı büyüklükte olması kaçınılmazdır.
   
  Dinlenme süresini uzun bulup bu süre 1000 yıllık zaman dilimlerini kapsamıyor bu süre esasında Dünya'sal olarak kabul edebileceğimiz günleri kapsıyor denilebilir. Hatta kitaplarında geçen "1 gün bin yıldır" ile alakalı şu ifadeleri de kırmadan durumu idare edebilirler.

Zebur...........90:4 Çünkü senin gözünde BİN YIL Geçmiş BİR GÜN, dün gibi, Bir gece nöbeti gibidir.
2 Petrus .......3:8 Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın ki, Rab'bin gözünde BİR GÜN BİN YIL ve bin yıl bir gün gibidir.

(Unutmayın: Önderlerinin, görevlilerin 1. vazifesi kitabı korumaktır. Bu nedenle ortay sürekli çıkan ve çıkmaya devam eden çelişkiler karşısında her türlü örtme ve yaldızlama işlemini yapmaları ana görevleridir. Yoksa; ellerindeki kitabın" orası çelişkili burası yanlış" diye ayıklamaya kalkarlarsa, elerinde sadece, Tanrı, Peygamber, Amin, Rab, İbadet, Cennet, Cehennem, Melekler, buhur, tütsü, sunak, tapmak..vb gibi, bağımsız kelimeler içeren listeler kalır. Meslekleride son bulacağından işsiz kalırlar)

Yukarıdaki ifadeler Tanrısal boyuttaki zaman birimlerine, o boyuttaki etapların sürelerine işaret etmektedir. Tanrı'sal boyutta bir gün bizim bin yılımızdır, gerçi Petrus bu kabulü kendi yorumuna destek olsun diye yanlış kullanmış ama gerçekte Tanrısal boyutta bir gün, bizim süremizle bin yıldır. "Petrus'un bu saptamasını değerlendirirken; İsa'yı üç kez inkar edereki ile horozları öttürdüğü, İsa'nın "çekil önümden şeytan" dediğide göz ardı edilmemelidir" diyebilirler.

7 evreli yaratılmanın 4. etabında güneş ve Ay'ın oluşması ile artık, Dünyasal zaman dilimine geçilimiş olduğunuda söyleyebilirler.İlk üç etap Yaratılış esnasında, "bin yıllık gün" kavramı içinde olmuştur diyebilirler. Hatta bu etaplara Ay ve Güneş'in oluşma safhasını da ekleyebilirler. Güneş ve Ay tam hizmete girmediğinden dolayı, bu kabul çerçevesi içine alabilirler.

Yaratılış.......1:5 Işığa ‹‹Gündüz››, karanlığa ‹‹Gece›› adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve İLK gün oluştu.
Yaratılış.......1:8 Kubbeye ‹‹Gök›› adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve İKİNCİ gün oluştu.
Yaratılış.......1:13 Akşam oldu, sabah oldu ve ÜÇÜNCÜ gün oluştu. Yaratılış.......1:11 Tanrı, ‹‹Yeryüzü bitkiler, tohum veren otlar, türüne göre tohumu meyvesinde bulunan meyve......

Dünyayı aydınlatacak güneş ve Ay oluşturuluyor. Bitkilerden 1000 sene sonra bu işlem gerçekleştiriliyor ama olsun. Ellerinin uzandıkları ile Kutsal Kitap yazma işine soyunanlar, bitkilerin yaşaması için, FOTOSENTEZ yapmaları gerektiğini nereden bilecekler. Bitkinin fotosentez yapabilmesi içinde mutlaka güneş ışığına ihtiyacı olduğunu, elbette o devilerde bilemezlerdi. (Onlar için sadece, ısıtma ve aydınlatma aracı)

Yaratılış.......1:16 Tanrı büyüğü GÜNDÜZE, küçüğü GECEYE egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı.
Yaratılış.......1:19 Akşam oldu, sabah oldu ve DÖRDÜCÜ gün oluştu.
Sonuçta Güneş ve Ay uzay boşluğunda yerlerini alırlar ve işlevlerini sürdürürler.

Yaratılış.......1:23 Akşam oldu, sabah oldu ve BEŞİNCİ gün oluştu.
Yaratılış.......1:20 Tanrı, ‹‹Sular canlı yaratıklarla dolup taşsın, yeryüzünün üzerinde, gökte kuşlar uçuşsun›› diye buyurdu.

Yaratılış.......1:25 Tanrı çeşit çeşit YABANIL hayvan, EVCİL hayvan, SÜRÜNGEN yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü.KARA HAYVANLARINI da kapsıyor.
Yaratılış.......1:27 Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece İNSAN Tanrı suretinde YARATMIŞ oldu. İNSANLARI ERKEK ve DİŞİ olarak yarattı.
Yaratılış.......1:31 Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve ALTINCI gün oluştu.

Yaratılış......2:2 YEDİNCİ güne gelindiğinde Tanrı yapmakta olduğu işi bitirdi. YAPTIĞI işten O GÜN DİNLENDİ.
Yaratılış......2:3 YEDİNCİ günü kutsadı. Onu kutsal bir gün olarak belirledi. Çünkü Tanrı O GÜN yaptığı, yarattığı bütün işi bitirip DİNLENDİ

   
  Görüldüğü gibi 4. günde Güneş ve Ay oluşumu ile artık Dünya üzerinde bizlerin kullandığımız gün ölçüsü, işlevsel hale gelmiş olmuştur denilebilir. Çünkü sabah olup akşam olmaya başlamış. Tanrıda günün serinliğinde Aden'deki bahçesinde gezmeye çıktığına göre bu bizim bildiğimiz / Dünyasal günü ölçüleri işlemeye başlamıştır da denilebilir.

Gerçi, Adem'in, tüm hayvanların, Havva'nın yaratılması, Adem'e tüm hayvanlara isim verdirilmesi ve yaşam ağacı ile sınanması Dünyasal bir gün için inanılmaz çok işler ama olsun. Tüm işlerin yani yaratma ile alakalı olan tüm işlerin o gün bitirilmesi gerekiyor ki, Tanrı ertesi günü (7. gün) gönül hoşluğu ile dinlenmeye çekilebilsin. Yaratılma 6. günde bitmeliki; 7. gün dinlenilebilsin.

7. gün kutsandığına yani sept/şabat günü ilan edildiğine göre; Adem'in Yaratılışı Cuma günü olmalı. Bu durumda Tanrı'da, Cumartesi günü dinlenme ile geçirmiş Haftanın ilk günü olan Pazar günüde, yarattıklarına bakmak için Dünyaya inmiş olmalı (Dünyaya inme tanımları onlara ait, Tanrı belli dönemler Dünya ile ilgisini keserek başka yerlere gidiyor olmalıki Dünya'ya inme tanımlamasını yapıyorlar. inmeden görme eylemi yapamadığı sadece duyum aldığında yeryüzüne geldiğini kendisi söylüyor. Acil ve zorunlu durumlarda bu Dünya'dan uzaklaşma pek mümükün gözükmediğide yine TANRININ kendi ifadelerinde mevcut.)

Yaratılış......11:5 RAB insanların yaptığı kenti ve kuleyi GÖRMEK için AŞAĞIYA İNDİ
1 Tarihler.....17:5 İsrail halkını Mısır'dan çıkardığım günden bu yana tapınakta OTURMADIM . BİR ÇADIRDAN ÖBÜR ÇADIRA, orada burada konaklayarak DOLAŞTIM.
Yaratılış......18:21 Onun için İNİP BAKACAĞIM. Duyduğum SUÇAMALAR DOĞRU mu, değil mi GÖRECEĞİM. Bunları YAPIP YAPMADIKLARINI ANLAYACAĞIM.››

Bu durumda artık bu zaman birimi kullanılmış denilebilir (gerçi kitap yazanların böyle bir zaman değişikliğinden haberleri olmadığı, böyle bir öngörüde de bulunmadıklarıda kesinlik derecesinde geçerli)

Yaradılıs.....3/8 Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı'nın sesini duydular. O'ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler.
   
  Dinlenme günü sonrası, haftanın ilk günü olan Pazar günü, Dünya'ya gelen kitabı ben sina'da Moşe'ye verdim diyen Tanrı, ister bin yıl sonra, ister 1 gün sonra gelmiş olsun gördüklerine gözleri inanmayacaktır.

O'da NE? 6 GÜNDE uzun emekler vererek, kendisini yorma pahasına da olsa yaratmış olduğu, DİNOZOROSLAR ORTALIKTA GÖZÜKMÜYOR.Elbette bu durum öyle kolay hazmedilebilir bir durum gibi gözükmüyordu. Bütün DİNO soyu bir gün bile yaşamamıştı, daha doğrusu yaşatılmamış olmalıydı.Dehşet verici bir durum söz konusu idi. Dinlenmenin arasından görüen şeyler, öyle kolay kolay kaldırılabilecek bir manzara değildi.

Bir an için gerçekten yaratma eylemini, verilen takvime göre gerçekleştiğini varsayalım. Bu etaplara göre; böyle bir manzara ile karşılaşması kesin olan Tanrı olarak benimsedikleri, herhalde tepkilerinden önce şaşkınlığını şöyle dile getirirdi. "Halbuki onları İNSANLARLA / ADEM ile birlikte 6. günde yaratmıştım. Tüm hayvanlara hükümran olun diye insanı yarattım ama BİR GÜNDE de hepsini yok edin demedim.

Yaratılış.......1:26 Tanrı, ‹‹İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım›› dedi, ‹‹Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun.››

Gördünüz mü? GÖZLERİNİZİ ÜZERİNDEN BİR GÜN bile ayırmaya gelmiyor.. BİR GÜN içinde, bir peryot içinde, 24 SAAT içinde o, canım DİNOZORLARI,... vb..yok etmeyi nasıl başardınız. Oysa hepsinin isim babalığınıda Adem'e yaptırmıştım. Tüm KARA HAYVANLARINA da, evcil olanlarına da, yabani olanlarına da, sürüngen olanlarına da, havada uçanlatına da ismlerini, dilediği gibi o vermişti.

Yaratılış.......2:19 RAB Tanrı yerdeki hayvanların, gökteki kuşların tümünü topraktan yaratmıştı. Onlara ne ad vereceğini görmek için hepsini Ademe getirdi. Adem her birine ne ad verdiyse, o canlı o adla anıldı.

Denizlerde ve sularda oluşturduğum o devasa balıklar nerede? Kim benim akvaryumumu mahvetti? Ya havadaki uçan canavarları, hangi arada hangi derede yok ettiniz? Bunca eti nasıl tükettiniz. Topraktaki kan kokusu ondan mı? Peki DEV KAPLUMBAĞLARDAN ne aradınız bir çırpıda onlarında mı neslini kurutuverdiniz.?

"Bu katliamı yapsa yapsa, Akad'lılar yapmıştır. Adem'i yarttığımda da ortalıkta dolaşıp tuhaf tuhaf bakıyoırlardı zaten. Göbeklitepeliler'de, Ur'lular'da destek verdi ise Akad Kralı canım hayvanları yok edivermiştir. Herşeyi grmediğimi, duymadığımı bildikleri için (Kabil'e kardeşin nerede, Adem'e neredesin diye seslenmesi, yasak meyvayı yediklerini Adem'in çıplağız demesinden sonra anlaması, Şeytana nereden geliyorsun diye sorması...vb vb..) dinlenmemi fırsat bilip yok ettiler demekki" demiş olsa gerek.
   
 
   
  ADEMLE AYNI GÜNDE yani; 6. GÜN'de YARATILDIĞI SÖYLENEN KARA ve HAVA HAYVANLARININ İSİM BABALIĞINI ADEM YAPMIŞ. 6 . günden önce var olanlar, sadece 5. günde yaratıldığı söylenen deniz ve nehir canlıları.

Yaratılış.......1:21 Tanrı büyük deniz canavarlarını, sularda kaynaşan canlıları ve uçan çeşitli varlıkları yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü.
   
  Ortaya çıkan tabloya göre, sizce bir gün kaç yıl olabilir? 1 GÜNDE YAPSANIZ, 1MİLYON YILDA YAPSANIZ ORTAYA FIRLAYACAK OLAN, GARİPLİKLERİN ÖNÜNE GEÇEMEZSİNİZ.

Etapların süresinin uzaltılması, ortaya dökülen açmazlara nasıl çözüm getirsin?. 6. günde, nesli yok edilen hayvanlar için etap süreleri uzatıldığında, bu kezde Tanrı hala dinleniyor konumunda kalıyor.Örneğin peryotlar 10.000 yıl olsa derseniz

Bu durumda, 2000-3000 senedir kurtarış için beklenenin, gelmemesine sebep olarak, dinlenme gününün devam ediyor olması gösterilebilir. 2. AHİTLE ANLAŞMA MASASINA OTURAN OĞUL TANRI olduğuna göre, "bu istirahat hala sürüyor mu?" diyen, sorular ortaya dökülebilir.

Yahve; Eski Ahit'in genelinde ismen olmasada sandırma yöntemi ile herşeye egemen Tanrı'larından biri olarak işlendiği halde, Yeni Ahit'te hiç esamesinin okunmaması da belki bu nedenledir. Hala dinleniyor olabilir.

Yuhanna.........2:16 Güvercin satanlara, «Bunları buradan kaldırın, BABAMIN EVİNİ pazar yerine çevirmeyin!» dedi.
Yuhanna.........2:17 Öğrencileri, «SENİN EVİN için gösterdiğim GAYRET beni yiyip bitirecek» diye yazılmış olan sözü hatırladılar.
Luka..............19:46 Onlara, «`BENİM EVİM DUA EVİ olacak' diye YAZILMIŞTIR. Ama siz burayı haydut inine çevirdiniz» dedi.

İsa'nın havrada taptığı, "Babam" dediği, Korkup çekindiği, babamın yanındaydım dediği, Tapınaklara evi dediği, SinaGOG'ta yaşayan Tanrı dediği YAHVE'ye mi? YALVARDI, yoksa; Yuhanna'nın, Pavlus ve arkadaşlarının İCAD ETTİĞİ BABA TANRIYA MI YALVARDI / SESLENDİ.

Bu durumda da Hıristiyanlar, Yahve'yi, Baba Tanrı olarak kabul etmek zorundadır. Öyle 1. kitabın Tanrısı Yahve, 2.kitabın Tanrısı Oğul Tanrı, onlarında üstünde BABA TANRI kabulü ile KAÇ RESMİ TANRI sahibi oluyorlar. Kitaplar onun, tapınaklar şunun, evreni yaratan BABA, tapınılan babsı kim olduğu kesinlik kazanmamış OĞUL..
Ölmeden bir gün önce bile, Yahve'ye tapındığına göre, ÇARMIHA ASILDIĞINDA DA SESLENDİĞİ ve YARDIM BEKLEDİĞİ ELBETTE İSRAİL'İN MÜSTAKİL TANRISI YAHVE OLMALI. "Neden derseniz?" İsa öldükten sonra, Oğul Tanrının özel meleklerinden gelen esinlerle, Kutsal Ruh'un nezaretinde Yeni Ahit kitabını yazanlar, İSRAİL'in TANRISI YAHVE'ye teşekkür ediyorlar.

Bu durumda, İsa ölüp göğe yükseldikten sonra sağına oturduğu BABA TANRI kim olabilir?
Açık açık "Eski Ahit kitabını ben verdim" diyen İsrail'in / Yakup'un tanrısı Yahve'ye ne oldu?
Luka'nın övgüler sunduğu, İSRAİL'in TANRISI YAHVE'ye ne oldu?
O hangisi? İsa'mı? Baba Tanrı mı?
Yoksa müstakil İsrail Tanrısı mı?
Yoksa İttifak Tanrısı mı? Labaryumlarında -P- "PE" harfiyle simgeledikleri işaret ettikleri TANRILAR PANTEONUNU temsil eden mi?

(Labarum:  Grek alfabesindeki Chi (X) ve Rho (P) harflerinin içiçe geçmesiyle oluşturulan ve erken dönem Hıristiyanlığın sembolü.  I. Constantinus döneminden başlayarak, Roma ve Bizans imparatorları tarafından kullanılmış)

Panteon, Yunanca "tüm tanrıların tapınağı. Bir dinle özdeşleştirilmiş inancın parçaları haline getirilmiş "TANRILAR BİRLİĞİNİ" anlatan kavram. Tanrılar Konseyini / platformunu anlatıyor olması nedeniyle de, tüm tanrıların buluşması için yapılmış olan MERKEZ TAPINAKLARINA / KONSEY TAPINAKLARINA (buluşma çadırı gibi) verilen isim olmuş. Roma'da Panteon adlı yapıların olması bu nedenleymiş. I. Konstantin'in Güneş tanrısına taptığı, Babasının en önemli 4 Romalı yöneticileri içinde olduğu yani I. Konstantin'in Roma'lı olduğu unutulmamalı. Yaptuğı ikonda elbette TANRILARINI gücendirmeyecek biçimde olacaktı) Bugün ÖNEMLİ dini şahsiyetlerin GÖMÜLÜ OLDUĞU yerlere PANTEON denmesinin yada oralara gömülmelerinin sebebide göğüslerinde besledikleri, Tanrılar Konseyindeki mevcutlara MAVİ BONCUK dağıtabilmiş olmak.

İsrail'in Tanrısı / Yakup'un Tanrısı; Luka'ya göre, kitaba nezaret eden Kutsal Ruh'a göre, Esin kaynakları Oğul Tanrının özel Meleklerine göre, kitapları konsillerde toplayanlara göre, halk arasında itibar görmüş olan "RAB ismini aldık kullanıyoruz" diyen din patronlarına göre..vb.. hala İSRAİL'in TANRISI / YAKUP'un TANRISI varki adı anılıp ÖVGÜLER sunuluyor.

Olmayan birşeye övgüler sunar mı? Hıristiyanların kurtuluş yollarını müjdeleyen Luka? Var olan, ilk kitabın sahibi ve Mısır'dan çıkan olarak kabul edilen bir isme, kendisinin de çevresindekilerin de o çıkarılan HALKIN DEVAMI olduğunu bilen tarfından ÖVGÜLER SUNULMASININ başka bir izahı olabilir mi? Ha! "TANRI ÖLDÜ" / YAHVE ÖLDÜ, YAŞASIN YENİ OĞUL TANRI" diyorlarsa, o başka.

Luka......1:68 «İsrail'in Tanrısı olan Rab'be ÖVGÜLER olsun! Çünkü halkının yardımına gelip onları fidyeyle kurtardı.

6. günde, Tanrı olgusuna; İnsanları ve Kara hayvanlarını yarattırmış, isimlerini de ona verdirmişsiniz. Sonra Tanrıyı yormuş / yorgun ilan etmiş, dinlenmesi için ona 7. GÜNÜ tahsisi etmişsiniz.

İstediğiniz süreyi verin her ne yaparsanız yapın bu çarpıklıkları kaldıramazsınız. Bir evre kaç yıl olursa olsun, bir evrenin rakkamsal olarak süresi, ne kabul edilirse edilsin durum, Deve'ye "nerem eğriki" dedirtecek boyutta.'

Bu durum, süreki bir yerlerini doğrayan acemi kasabın, ehil olmadığını, tecrübesizliğini, beceriksizliğini unutup, kasaplık mesleğine öğrenci yetiştirme işine atılmasına benziyor. İman etmeyi hiç bir zaman becerememiş olanların bir araya gelerek, Tanrıyı oynama isteklerinin sonucunda yazdıkları kitapta, elbette daha girişinde hatalar zincirine merhaba der. İlahi hiç bir kaynağa yönelmeden, efsaneler, "bize göre", "atam dediydi ki" derlemeleri, gılgamış destanı, Pagan tanrı esinlenmeleri ile ortaya çıkartılan eserden, her halde hatasız olması beklenemez.

SİZCE BU KİTABI YAZMIŞ YADA YAZDIRMIŞ OLANIN YARATMA KUDRETİNE SAHİP OLMAYI BIRAKIN, YARATILMA HAKKINDA EN UFAK BİR BİLGİSİ OLABİLİRMİ. BU KİTAPLARA GÖRE AMEL EDEN, BU KİTAPLARA BAĞLI OLANLARIN YARATANA YÖNELMİŞ OLMA İHTİMALİ VARMI?

GELECEKLE SÖZLERİN YANLIŞLIĞINDAN BAHSETMİYORUZ. TANRI OLARAK İŞARET ETTİKLERİNİN, YAŞADIM DEDİĞİ, BEN YAPTIM DEDİĞİ, YOKTULAR YARATTIM DEDİĞİ OLAYLARIN ANLATIMINDAKİ YANLIŞLIKLARI, SÜRECLER İÇİNDEKİ GELİŞİMLERDEN HABERSİZLİĞİNİ ORTAYA KOYUYORUZ.

Sizleri kurtaracağım, benim sözümü dinleyenler sonsuz yaşama kavuşur, davetlerini irdelemiyoruz. Yaratılma takviminde olduğu ispatlamış evrelerden bi-haber olan "ben yarattım" diyen, Tanrı konumuna atanmış bir varlıktan / ittifaktan / sanıdan bahsediyoruz. Yaşanmış, gerçekleşmiş, etapları oluşmuş, resmedilebilen olayları yanlış anlatanın gelecekle, gayble, ahiretle, kurtuluşla anlattıkları zaten mesnetsiz atışlardan ibarettir.

Söz konusu DİNOZOROSLAR; kitaplarında Tanrı olarak benimsediklerinin bahsettiği hiç bir evrede, zaman dilimlerinin süresi yönünden yaratılmış olamazlar. 1 GÜN, BİN YIL eşitlemesi de kullanılsa; DİNOZOROSLAR, GÖKLER ve YERLER YARATILMADAN NEREDEYSE 230 milyon yıl ÖNCE YAŞAMAYA BAŞLAMIŞLAR ve 160 milyon yıl BOYUNCA KARA HAYATINA EGEMEN OLMUŞLAR gözüküyor. YİNE GÖKLER ve YERLER YARATILMADAN 70 milyon yıl ÖNCEDE YAŞAMDAN ÇEKİLMİŞLER.

ORTADAKİ KOMİK DURUMA GÖRE; GÖKLER ve YERLER YARATILMADAN 230 m.yıl önce 160 m.yıl boyunca yaşayan yaratıklar var fakat daha TANRININ RUHU sular üzerinde hiç birşeyden haberi olmadan dalgalanıyor.

Yaratılış.......1:1 Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı.
Yaratılış.......1:2 Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrının Ruhu SULARIN üzerinde DALGALANIYORDU

Ellerinin ulaştıklarından Tanrı olarak ilan edienin anlattığı Yaratılış hikayesine göre; gökler ve yerler yokken, ortalıkta dolaşan canlılar var. Tanrılık iddiasında bulunan NEMRUT, FİRAVUN, MARDUK,..vs..misali kendisininde yaratılmış olduğunu bilen, Tanrı imajı verilmiş olanın anlattığı da elbette sanılarıyla sınırlı olur. O da sanıları duymuş o sanıardan kendisine yeyni-yeni sanılar türetmiştir.

Tanrıcılık oyunu içinde, bilinmeyen boşlukları doldurma amaçlı anlattğı "her harfi kendsinden" takdimli hikayede bu kadar olur. Tanrıcılık taslasa bile; kendisininde yaratılmış olduğunu bilen ve YARATMA GİBİ BİR KUDRETİ OLMAYAN ve ne yazıkki bunuda bilen varlık-birliği temsilcisinin, yaratılmışları referanslarına eklerken, foyasının bir gün ortaya çıkacağınıda bilmeliydi.

Makyajın, yaldızın dökülüp kelin ortaya çıkacağını varsaymalıydı. Kendi akıl ve öngörüleri ile yeni bir din ortaya çıkartmak isteyenler, yaratılmış olsalarda Tanrıcılık oynamayı çok seviyorlar. Üstelk Tanrıcılık oyununu sevenleri de büyük kitleleler halinde peşlerine takabiliyorlar..

Gökler ve yerler yaratılmış, DİNOZORUSLAR ORTALIKTA CİRİT ATIYOR ama VAAD'ci daha henüz yaratılmamış, yaratılmasına yüzlerce milyon yıl olan Tanrı makamına oturtulmuş varlık, yalan oldoğunu bile bile "ben yarattım benim peşimden gelenler kurtulur, cennetin anahtarı bendedir" diye kitleleri kandırmaktan çekinmiyor.

Firavun'un Tanrısı Ra'da aynı şeyleri vaad etmiş, "yeniden dirilteceğim" demişti. Kendisininde yaratılmış olduğunu bilen, o içlere doğan, göğüslere yerleşen "O SES", yine de tedbiri elden bırakmamış, Firavun'a "gelirken Altınlarınla birlikte gelmeyi sakın unutma diyerek orada servetsiz kalabileceğini ima etmiştir. Kısaca "bana güvenme, paranla gel yoksa parasız kalırsın" demiştir.

Ra, Firavun'a, "ben TANRI'yım, sende yeryüzündeki TANRI'sın ama sen yine de KENDİNİ KONSERVE YAPTIRDA öyle gel demiştir. Yani; benim yeniden bir beden vermem ve bozulan façanı burada düzeltmem mümkün değil" demiştir.

 


 

Etapları ne kadar uzatabilirler? Bence hiçte öyle uzun uzadıya uzatamazlar.Dinozorları bu etaplar içinde yedirmeleri imkansız. Uzattıkları süre sonuçta dinlenme gününü de uzatıyor ve bu durumda başka gariplikleri ortaya çıkarıyor.1.000 yıl dense Tanrı olguları hala dinlenmede oluyor. Oysa onların ihtiyaçları olan süre, yüzmilyonlarca yıllarla ölçülebilecek boyutta. Adem'in, hayvanlara isim vermiş olmasıda bu işin cabası.

Yaratılışta geçtiğini kabul ettikleri sürenin simetrisini alıp, tüm evrene 6 GÜN yani 6000 yıllık ömür biçenler, yıllarla kronometre tutanlarda onlar değil mi? Oysa Evren yaratılalı milyarlarca yıl, hayvanlar yaratılalı yüz milyonlarca yıl, insan yaratılalı da onbinlerce (belki yüzbinlerce yıl) olmuş. Onlarsa kronemetre tutmaya 5771 (2010-11 yılına göre. 3761+ 2010= 5771) yıl önce başlamışlar. (Maraton koşusunda, finiş çizgisine gelmiş koşucu için kronometreye iki defa basmak gibi birşey. Saniyenin onda biri kadar sürede de ancak böyle maraton koşturulabilir)

6000 yıllık sürenin bitiminde o çok arzuladıkları Kıyamet kopacak, Tanrıları ile birlikte 7. GÜN olan ALTIN ÇAĞI baş-başa yaşayabilecekler. Oradan da ver elini, gücüne erişilmez saltanatın olduğu sonsuz yaşam etabı. Hesap yok sorgu yok. Her yaptıkları yanlarına kar kalmış halde, Kutsal şehirlerinde yaşam ağaçlarının altında, bütün zenginliklere sahip bir yaşama merhaba diyebilmeyi hayal ediyorlar. Yahudiler, Tanrı edindiklerinden bir daha Dünya'yı yıkıma uğratmayacağına dair sözü kitaplarına yazdıkları için rahatlar. Peşlerine taktıkları ve ATEŞ YOLUNDA yürüttükleri kurbanlarına, bu maddeyi göstererek haydi hep berabar sonsuz yaşama ilahileri söylettiriyorlar.

Yaratılış.......9:11 Sizinle antlaşmamı sürdüreceğim: Bir daha tufanla bütün canlılar yok olmayacak. Yeryüzünü yok eden tufan bir daha olmayacak.››

Tanrı GÖKYÜZÜNDE ne zaman bir BULUTLARIN içinde / arasında / (dumanlarda olabilir) YAY görse ANTLAŞMASINI hatırlayacakmış. 11 EYLÜL'de kanatları YAY olan UÇAKLARI o nedenle KULELERE gönderip, TANRI dediklerini kullanarak AHİT zamanının / AHİTLEŞİLEN zamanın geldiğini ilan etmiş olabilirler mi?

Yaratılış.......9:13 YAYIMI bulutlara yerleştireceğim ve bu, yeryüzüyle aramdaki antlaşmanın belirtisi olacak.
Yaratılış.......9:14 Yeryüzüne ne zaman bulut göndersem, YAYIM BULUTLARIN arasında ne zaman görünse,
Yaratılış.......9:15 sizinle ve bütün canlı varlıklarla yaptığım antlaşmayı anımsayacağım: Canlıları yok edecek bir tufan bir daha olmayacak.
Yaratılış.......9:16 Ne zaman BULUTLARDA YAY görünse, ona bakıp yeryüzünde yaşayan bütün canlılarla yaptığım sonsuza dek geçerli ANTLAŞMAYI ANIMSAYACAĞIM››

Onların Tanrıyı kıyamete zorlamaktaki amaçları, kendi edindikleri ve adını unvanı olsun diye "Tanrı" dedikleri varlığı birşeylere zorlamak değil. O yollarında, kabus olsun kendinden olmayanlara vesvese verip, negatiflik yüklesin, korkular oluştursun, kendinden olanlara ferahlık pozitiflik versin yeter. Zaten bir gücünün olmadıklarını bildiklerinden, fazla bir şey bekliyorlar demek, o kitapları yazıp hedefler belirleyenlere hakaret olur.

Onlar yok olmayacak bir şey için neden Tanrıyı Kıyamete zorlasınlar, Kıyamet silahları zaten ellerinde değil mi? En büyük silahları ve tüm insanları köleleştirip dinlerinden, ruhlarına kadar herşeyi elde edebilecekleri, köleleştirebilecekleri, bitki, TOHUM, GDO, kimyasal ilaçlar, GEN teknolojisi üzerinde TEKEL konumunda değiller mi? O halde, kendi günahları için bile, AZAZEL'e sunu gönderen taçlandırılmış olan varlıktan böyle bir şey ummak salaklığında neden bulunsunlar.

Eğer öyle olsaydı Doların üzerine, "TANRIMIZ VERDİĞİ SÖZLERİNİ BİRER BİRER YERİNE GETİRİYOR" sözü kullanılmayıpta "TANRI SÖZLERİMİZİ GERÇEKLEŞTİRMEMİZİ SAĞLADI" anlamına gelen "ANNUE COEPTIS" sözü kullanılmışsa, salak olmadıklarını belirtmekle kalmayıp, bazı şeyleri Tanrıya bırakılmayacak kadar önemli görmelerinin kendilerince geçerli nedenleri olduğunu belirtmiş oluyorlar. Elbette, göklerde bulutlar arasında yay göstermekte, aşama noktalarını göstermekte yine SALAK olmayanlara düşüyor.

Onların yada KIYAMETCİLERİN, "TANRIYI KIYAMET'e zorlama fiilini kullanırken hedefleri, adları gibi bildikleri "ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH". Herşeyin yaratanı olan, hesap gününün sahibi olan "ALLAH". Bu meydan okumayı yaparken kendilerinin günahsızlıklarına güvendikleri, "sevaplarımızla nasıl olsa hesap gününü atlatırız" diye bir düşünceleri yok.

Böyle birşeyin olmasının mümkün olmadığını da biliyorlar. Kitapları elleriyle yazanlar akibetlerini bilmez mi? İttifak ortaklarının, kitapları elleriyle yazdığını bilen ve buna rağmen o kitaplara uyanlar "CENNETLİKTİR" diye fetvalar veren, "Amentülarımız birdir" diye çağrılarda bulunanlar, BAŞLARINA NELER geleceğini bilmezler mi? Elbette adlarını bildikleri gibi biliyorlar. Onlar, kurdukları zannettikleri VARLIK BİRLİĞİ ile hesap gününde meydan okumayı ve Dünyayı, ölümsüz halde teslim almayı düşünüyorlar.

Onların inancına göre, ENEL-HAK SAÇMALIĞINA göre yataılmış olan herşey TANRIDAN bir parça değil mi? O halde Tanrı eksilmiyor mu? O halde yaratılanlar (kozmik dahil) bir araya gelirse eşitlik kurulubilir. Bu onların Varlık birliği yolundaki felsefelerinin ana inancı. ENEL-HAK o kadar kuvetli inançlar içermese, insanlar derilerini yüzdürmeye razı olur muydu? İmanlı olmak varken Tanrıdan bir parça olama iddiası neden? TANRIYIM demek neden?

   
  DÜNYA KÖLELİĞİ için KÖYLEŞTİRME ve E.AHİT'ten YAHUDİLİK MANİFESTOSUNUN anlatımı olan "YUSUF& HAMAN & AÇLIK" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  İSRAİL TANRI'sını HARACA KESEN, FİDYE&RÜŞVET ALMADAN MISIR'daki İSRAİL'lileri, YAHVE'ye VERMEYEN "ÇÖLLÜ AZAZEL" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  DOLARDAKİ, HORUS, PİRAMİT, ADALET TERAZİSİ, ANAHTAR ve "BİZ TANRIYA İNANIRIZ" sözünün işlendiği "PARADAKİ TANRI" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
     
  ENEL-HAK, TEK ve BİR, TEK ve BİRİCİK VARLIK BİRLİĞİ GÖRÜŞLERİNİN YER ALDIĞI "VAHDET-İ VUCUT" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
     
  "KUR'AN'I KERİM'İ" YOK SAYARAK VERİLEN CENNETLİKLER FETVASINA NAİL OLAN "BUGÜNKÜ CENNETLİKLER" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Düşüncelerindeki 6000 yıllık sürenin bitiminde o çok arzuladıkları Kıyamet kopacak, Tanrıları ile birlikte 7. GÜN olan ALTIN ÇAĞA merhaba diyecekler demiş, araya KIYAMETTEN ne anlıyorlar açıklaması girmişti.

Tanrı'nın kozmik saati nitelendirmelerinden de anlaşıldığı gibi, tüm etaplar, 1 GÜN=BİN YIL eşitliği üzerinde kabul görüyor. Altın çağlarıda öyle. O dönem herkez için barışın hüküm sürdüğü, alışverişin ve iş görmenin olmadığı bir etap olarak sunuyorlar. Sept günü mantığında.

Tanrının dinlendiğini varsaydıkları kutsal ilan edilmiş 7.GÜN tarzında, 1000 yıllık dönem olarak hayal ediyorlar. Evreni yaratırken yorulan Tanrı, nasıl 7. GÜN dinlendi ise; "yarattım" dedikleri ile de uğraşırken (özellikle İsrail'liler göz kulak olmak ve onlarla uğraşma yüzünden) yorulmuş olmalı ki, Yaratılışın dinlenme etabının simetriği olan yılları "Altın Çağ" olarak isimlendirip rezerve etmiş olmalı.

Bu veriler ışığında, verilen Yaratılış takvimine göre, Adem 6. günün neresinde ortaya çıkmış olabilir? Bu saptama en azından etapların maksimum sınırları hakkında ortaya rakamlar da koyabilir.

Çözümü zor bir soru değil. Elbette yine onların verdiği tarihler ve bilinen, arkeolojik belgelerle elde edilimiş olan RESMİ TARİH kullanılarak sonuca ulaşılabilir. Adem ile İbrahim arasında geçen süreyi tespit edersek herşey ortaya çıkar. Elde edilen rakkama resmi tarih dökümanı olan, İbrahim'in doğum tarihini de ilave edersek bugün kullandığımız milad takvimine göre; Adem'in yaratıldığını söyledikleri tarihi bulabiliriz.

Bulunan bu tarih bizlere Adem'in isimlerini tek tek verdiği ve aynı etapta yaratıldığı söylenen Dinozoruslarında yaşlarını ve "Tanrı sözü olarak yaşadığını" iddia ettikleri tarihleri verir.

Bizlerde yaratılmaları ile yok olmaları arasında ancak bir dinlenme günü ile Yaratılışa ait yarım peryotluk ömür sürebilmiş olan, Dinozorların gelişimi ve yok edilişi hakkında bilim dünyasına katkıda bulunmuş oluruz. Dinozorlarla ilgili bilginin uzaklarda değil yakınlarda aranması gerektiğini, bilme soktukları öyle 200-300 milyon yıl ifadeleri içeren hurafelerinde bir an önce temizlenmesini sağlamış oluruz. Tanrı sözünün karşısında kim direnebilir ki?
   
 
   
 
 

 

  HIRİSTİYAN ve YAHUDİLERE GÖRE; E&Y.AHİT KAYNAKLI YARATILIŞ SECERESİNİN İŞLENDİĞİ "ADEM - MİLAD KRONOLOJİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
 

Yukarıdaki tablolardan da anlaşıldığı gibi; Adem'in Yaratılış tarihi Hırstiyanlar için M.Ö. 4000 yılları civarında. Yahudiler için bu tarih M.Ö. 3761. Yahudiler benimsedikleri M.Ö. 3761 tarihini resmi kabul olarak takvimlerine başlangıç yapmışlar. Hıristiyanlar ise bu tarihi değil İsa'nın doğduğunu kabul ettikleri tarihi takvimlerine başlangıç yapmışlar.

Her ne olursa olsun bu tarihlere göre verilen başlangıç tarihi ile bilimsel olarak ıspatlanmış, arkeolojik bulgularla olarak elde edilmiş belge ve kalıtılara dayanan başlangıç tarihi arasında milyarlarca kat fark var.

Yuarıdaki yazıda bile, ne kadar rahat örtme ve yaldızlama işini gerçekleştirdikleri görülmekte. Homo-sapiens'lerin 120-200 bin yıllık geçmişini Adem'in torunu olduğunu belirtirek geçiştiriyorlar. Hem bilimsel kalıntılar sonucu ortaya çıkarılmış yaratılmışlardan bahsediyorlar, hemde hurafelerinin uzantısı olarak onları, Adam'ın torunuları olarak nitelendirip işi bağlıyorlar.

Oysa o isimleri teleffuz edenler o saydıkları isimlerin, "Adam" dediklerinden onlarca, yüzlerce kat daha yaşlı olduğunuda biliyorlar. Onların bilimsel çalışmalarını yapıp ortaya çıkaranlarda o dinlerin mensupları. Ortaya çıkardıları, müzelerinde sakladıkları, belgesellerine konu yaptıkları, okullarında okuttukları, yayınlarında kullandıkları apaçık açıkta olan gerçekleri örtmekten çekinmeyenler, varsayımsal vaadleri nasıl yaldızlıyorlardır bir düşünün.

Kitaplarına zarar vereceğini düşündükleri tüm gerçekleri görmemezliğe gelerek, kitaplarının kutsallığına insanları inandırmaya devam ediyorlar. Uyarmak ve korumak ilk görevi olan din adamları vaazlarında, yazılarında tüm bu gerçekleri görmemezliğe gelerek, ellerindeki kitapların her harfinin Tanrıdan olduğunu ve Tanrının yanılmazlığını anlatııyorlar.

Bu durum yaldızlama yada örtme değilde nedir? Örtme ve yaldızlamayla, Tanrı sözü dedileri kitabı korumaya devam ediyorlar. İnternet sayfalarının solaganı da öyle değil mi? "BİZ KİTABI KORUDUK, KİTAPTA BİZİ KORUDU" diyorlar. "Kitap bizi korudu bizde kitabı koruduk" bile demiyorlar. Herşeye egemen güç rolünü sevdikleri belli değil mi?

Kitabı korumuşlar mıdır? Hayır korumamışlardır. "Korumamışlardır" saptamasını İlahi kitap olmaması nedeniyle yapılıyor değil. İlahi olmama durumu zaten meydanda. Ellerindeki kitabı koruyamamışlardır.

Yüzyıllar boyunca süreli değişen, ilave gören bir kitap korunmuş kabul edilebilir mi?
Ana kitapları, isteklerine cevap veremez hale gelince, yanına farklı isimde kitaplar yazarak (inanç sistemleri ona göre yönlendiriliyorsa) o kitap korunmuş olabilir mi?
Nelerin kutsal, nelerin kutsal olmadığına bir kurul karar veriyor ve bazılarını kitaptan çıkarıyorsa o kitap korunmuş olabilir mi?
Babil sürgünü sırasında yazılan metinler, sürgün sonrası kitapta yerlerini alıyorsa o kitap korunmuş olabilir mi?..vs..

Kitaplarını koruduklarını söyleyenlerin, koruma yöntemleri, sadece kapaklarında olan ismi muhafaza etmeyi içeriyorsa "evet korunan bir şey var" denilebilir. İsmini korudukları kitabın, kendilerini koruyup korumadığını yada koruyup korumayacağını, dönüşü olmayan yolculuğa çıktıktan sonra anlayabilecekler. Belki kitapta, onların sadece isimlerini bırakıp içlerini boşaltmıştır.

ADAM tamamlandıktan sonra, bir benzetme ile "Dünya saatine geçildiğini, artık herşeyin dünya ölçülerinde olacağını" belirtiliyor. Oandan itibaren hesaplamaların, Dünya'nın Güneşin etrafındaki dönüşüne bağlı olarak ortya koyulması gerektiğini söylüyorlar.

Bu kabul ile yapılacak irdelemelerin, ortaya koyulan çelişkiler yumağı için bir sakıncası yok. İsterlerse "saat başı gün değişimini biz kabul ettik" demiş olsunlar. Ama unuttukları şu; Tanrı "7. GÜN" deyişiyle, diğer 6 GÜNLE eşitliğini vurguladığı, DİNLENME GÜNÜNE, kozmik saati çıkardığı "AN" başlamıştır

7. GÜNÜN süresi de diğer, 6 GÜNLE EŞİT OLMALIDIR. Yoksa, "6 günde yarattım", Kozmik saate göre artık, "Dünyasal zaman dilimleri geçerlidir, yarını yani Cumartesi günün kutsal kıldım çokta yoruldum ben dinlenmeye gidiyorum" derdi. Ve Pazar günüde dinlenmiş olarak gelir, yarattım dediği Dinazorlarını ve Adam'ı görürdü. Aden bahçelerinde akşam serinliğinde dolaşır, kaldığı yerden işine devam ederdi.

Ama Tanrı, "6.günde yaratmayı tamamladım, 7. günü dinlenme ile geçireceğim" diyor. Mantığı yerine oturtmak için bunları söylüyorum. "Öyle biz her ne söylersek, o Tanrının söylediğidir" diye kitaplar yazıpta, açıkları orasından burasından çekerek, kapatma olmaz. İnsanların doğru ve yanlış olanı bilmeye hakkı var. "Tanrı budur" diyenin, Tanrıdan denilen kitapların, esasında hiçte öyle olmadığını ortaya koyması, gerçekleri göstermesi haberi olmayanları uyarması ana görevi olmalı.

Kitaplarını ve kutsal ilan ettiklerini her ne pahasına olursa olsun korumaktan vaz geçip, kendilerine güvenenlerin imanlarını korumaya yönelmeleri gerekmiyor mu?
İnsanların Ahiret yaşamlarını korumak nedeni ile icad ettikleri, Ruhbanlık mesleğinin ana amacı bu değil mi?

Hiç birşeyi koruyamayacağı ortada olan bir kitabı, sırf Dünyasal ihtiraslar yüzünden "koruyacağım" diye, insanların Ahiret yaşamlarını tehlikeye atmak (ruhban sınıfının) var oluş sebeplerine aykırı değil mi?

Doğru olmayan şeyleri uyarmak yok etmek "ALLAH'a" olan imanın birinci şartıdır. "ALLAH'ın" hiç bir yaldızlamaya, örtmeye ihtiyacı yoktur. "O", samettir, ihtiyaçsızdır. ALEMLERİN RABBİ OLAN "ALLAH'tır".

Derme çatma derlemelerle, din oluşturanların, oralarını buralarını kapatmaya ihtiyacı olur. Türlü türlü yorumlarla elde edilen maskeleri; ilahi hiç bir esintiye sahip olmayan, (ellerinin uzandıklarıyla birlikte) yazdıkları kitapları "her harfi Tanrı'dandır" diye, ortaya sürenler kullanır.

Adam'ın gününden, bu güne kadar geçen sürenin 5770 yıl olduğunu, onun döneminde ortalıkta dolaşan Cro-Mangon, Neandertal..vs, yeryüzünde YÜZBİNLERCE yıl kalmış olsalarda, pek dikkate alınmaması gerektiğini vurguluyorlar. Hatta kafataslarının Adam'ın torunlarınkinden büyük olduğunu belirtilerek yazıda, bilimsel keşif ve gerçeklere de yer verilmiş oluyor.

   
  cro- mangon
   
  İnsanın atası TANRI görünümünde yaratıldığı için derlerken neyi kast ediyorlar pek belli değil. Çünkü kendileri Elohim'i değil, inançlar arası düşey geçiş yaptıkları sırada edindikleri ve kitaplarında muhtelif isimlerle andıkları (güreşte yenilmiş olan unutan, akıl alan, yanılan..vs..) TANRI ismini (İsrail'in / Yakup'un Tanrısı) kalkan yaparak, başka İLAHLAR benimsemiş gözüküyorlar. Soru şu: Harun görüşmede Tanrı'yı İNSAN sülietinde görseydi BUZAĞI'mı yapardı, yoksa; Roma-Yunan heykellerine yani İNSANA benzer mi yapardı? Harun Buzağı yaptığına göre demekki gördüğü ELOHİM değildi?

ALTIN BUZAĞI ile anlatılan ANA konu; edinilen tanrının göğüslere yerleştirilmesi ve Tanrı isim değiştirmeleri adı altında gelinen noktanın bildirimi. Kurulan ittifakın adresinin açıklığa kavuşturulması. Tanrı inancı olsa, Musa ismimi kitabından / listeden sil diyebilir mi? Tanrıyı görmüş olan anon azametiyle karşılaşmış olan TANRIYA kafa tutabilir mi?

M. Çıkış.....32:32 Lütfen günahlarını bağışla, yoksa yazdığın kitaptan ADIMI SİL.››

BUZAĞI YAPILMADAN HEMEN ÖNCE, HARUN'la birlikte (Tanrı hariç Sanhendrin / yüce meclis kuruluşlarıda 73 kişi) yetmiş üç kişi Sina dağına çıkarak TANRI'yı GÖRÜYORLAR. (Laciverttaşının üstüne AYAKLARI ile basan Gök gibi duru tanrıyı görüyorlar) Gördükleri İnsan şeklinde olsaydı HARUN BUZAĞI heykeli yapıp "İLAHİNIZ bu" mu derdi, yoksa; İNSAN şeklinde birşey yapıpta " İLAHINIZ bu" mu derdi? YİYİP İÇİP geri dönüyorlar. (Görüşüyorlar mı? Görüşülecek birşey var mıydı? Yoksa 73 kişilik meclis BUGÜN OLDUĞU gibi neye TAPILIP neye TAPILMAYACAĞINA karar mı verdi?)

M.Çıkış.....24:9 Sonra Musa, HARUN, Nadav, Avihu ve İsrail İLERİ gelenlerinden YETMİŞ kişi dağa çıkarak
M.Çıkış.....24:10 İSRAİLİN TANRISINI GÖRDÜLER Tanrının AYAKLARI ALTINDA LACİVERTTAŞINI andıran bir döşeme vardı. Gök gibi duruydu.
M.Çıkış.....24:11 Tanrı İSRAİL SOYLULARINA ZARAR vermedi. TANRIYI GÖRDÜLER , sonra yiyip içtiler.

DAHA SONRA SİNA DAĞI ÜZERİNE GELEN BULUT İÇİNDEN MUSA TANRI ile GÖRÜŞMEYE GİDİYOR. Bu görüşme sırasında HARUN ALTIN BUZAĞIYI yapıyor ve akabinde, TANRI tarafından Tapınakta kendisine hizmet etmesi için BAŞ KAHİN / KOHEN yapılarak ÖDÜLLENDİRİLİYOR.

M. Çıkış.....24:16 RABbin görkemi Sina Dağının üzerine indi. Bulut dağı ALTI GÜN örttü. YEDİNCİ GÜN RAB bulutun içinden MUSAYA SESLENDİ.
M. Çıkış.....24:17 RABbin görkemi İsraillilere dağın doruğunda YAKICI BİR ATEŞ gibi GÖRÜNÜYORDU
M. Çıkış.....24:18 Musa bulutun içinden dağa çıktı. KIRK GÜN KIRK GECE dağda kaldı.

M. Çıkış.....32:7 RAB Musaya, ‹‹AŞAĞIYA İN›› dedi, ‹‹Mısırdan çıkardığın halkın BAŞTAN ÇIKTI.
M. Çıkış.....32:4 Harun altınları topladı, oymacı aletiyle buzağı biçiminde dökme bir put yaptı. Halk, ‹‹Ey İsrailliler, sizi Mısırdan çıkaran Tanrınız budur!›› dedi.

Görüşmenin hemen akabinde, Tanrıyı gördüğü gibi / yakıştırıldığı gibi ŞEKİLLENDİRMESİ kadar normal birşey olabilir mi? Yüce meclis sayılarınca dağa çıkan dire SEÇKİN kişiler neden BUZAĞIYA karşı çıkmadı. Eğer seçkin kişiler İKONA karşı çıksaydı, HALK ÇOŞKUYLA ALTIN BUZAĞI çevresinde TAPINMALARA başlayabilir miydi?
Toplumda seçkin olmak önderlikten / Liderlikten geçmiyor mu?

Seçkin denilen YETMİŞ ÜÇ KİŞİNİN arasında KABİLE LİDERLERİNİN olmaması mümkün mü? YETMİŞ ÜÇ kişinin içinde DİN ÖNDERLERİ ve Musa ile kıyas yapılan YEŞU'nun olmaması mümkün mü? Din önderleri, Yeşu, Liderler, Nadav ve Avihu ALTIN BUZAĞIYA ONAY VERMEMİŞ OLSAYDI, halk BUZAĞIYA tapınabilir miydi? Dağa gidenlerin hepsi aynı fikirdeydiki ALTIN BUZAĞI TAPINMASI meşrulaştı.

Musa, İsrailliler Mısır'dan çıkmadan önce gelip, halkı ile uzaktan uzağa tanışıyor. (Üç milyon kişiydik diyorlarç TV yayını yok ki duyurularla kendisini tanıtabilsin. Bir kaç ayda Adana il nufusundan fazla olanlarla tanışmak mümkün mü?) Yakın tanışma Firavunla görüşmeler sürerken mümkün olmayacağından, onlar Musa'yı dinleyipte yola çıkmış olamazlar. Liderlerinin sözü ile hareket etmiş olmalılar.

Bu nedenle Musa'yı saymayabilirler, mucizeleri eksildiğinde fikir değiştirebilirler. Ama hep başlarında olacak olan LİDERLERİNİN sözünden çıkamazlar. Liderlerinin sözünden çıkamayacaklarına göre ALTIN BUZAĞI TAPINMASINA HARUN ile birlikte LİDERLERDE "gördüğümüz bu" diye destek ve teminat verdiler. Kitaplarında herşey neden bu kadar açık? Başka türlü "Her harfi tanrıdan" damgalı tapınma adreslerini (çevreye rahatsızlık vermeden) zihniyet varislerine nasıl aktarabilirler?

AÇIK AÇIK; "ALEMLERİN RABBİ OLAN", herşeyi yoktan var eden, herşeyi YARATAN "ALLAH'a" değil, tapındığımız, taptırdığımız, "Tanrı" diye sunduğumuz ve çeşitli isimler vererek tanıttığımız bir YARATILMIŞIN peşine takıldık gidiyoruz diyorlar. "Eğer, bağlı olduğumuz "ALLAH" olsaydı istemediği sürece kim görebilirdi?" diyorlar. (Hz. Musa istediği halde, "ALLAH'ta bak şu dağa" dediği halde, tasavvur edebileceği -algılayabileceği- görüntüyü göremedi. Dağ yok oldu, Hz. Musa bayıldı) Daha ne kadar açık söyleyelim, güreşte yenilip GÖRÜNMEMEYİ beceremeyen'in bırakın TANRILIĞINI, ilahi bir değerinden bahsedilebilir mi?

Edindikleri yada çevresine toplanıp TAPINDIKLARI (Harun Tanrı görme gezisinden sonra Tanrı İkonu olarak BUZAĞI yaptığına göre Buzağı putu olmalı) GÖRÜNMEMEYİ başarabilseydi, İNSANLARA görme YASAĞI gelir miydi? Tepenin görme uzaklığındaki mesafede çepeçevre sınırlar çizilip "GÖREN ölür" derler miydi? Görünmezliği BECEREMEYEN, açıkta duran İKON'un görülmesine başka türlü nasıl mani olabilirlerdi?


M.Çıkış....24:9 Sonra Musa, HARUN, Nadav, Avihu ve İsrail İLERİ gelenlerinden YETMİŞ kişi dağa çıkarak
M.Çıkış....24:10 İSRAİLİN TANRISINI GÖRDÜLER Tanrının AYAKLARI ALTINDA laciverttaşını andıran bir döşeme vardı. Gök gibi duruydu.
M.Çıkış....24:11 Tanrı İSRAİL SOYLULARINA ZARAR vermedi. TANRIYI GÖRDÜLER , sonra yiyip içtiler.

Bu durumda Tanrıyı GÖRDÜKTEN sonra HARUN'un yaptığı ve işte yeni İLAHINIZ dediği ALTIN BUZAĞI kime benziyordu dersiniz?
İsminin tekrarını sevmeyen ve yasak getiren fiziki İKONUNUN ortalıkta dolaşmasını ister mi?
Elbette istemez. Tanrılaştırıp Harun'u ona Peygamber yaptığı Musa'sı ile Paniklenir. Kan sürme ile Ahitleşen tanrı PUT SUYUNUN içirilmesiyle de yerleştiği gönüllerde rahat bir nefes alır.

M.Çıkış.....19:21 RAB, ‹‹Aşağı inip halkı uyar›› dedi, ‹‹Sakın BENİ GÖRMEK için sınırı geçmesinler, yoksa BİRÇOĞU ÖLÜR.

Tanrı tarafından, Tanrı gibi yapılandırılan Musa hariç İleri gelenlerden, beylerden 73 kişi TANRI görme turuna çıkıyorlar ve TANRIYIDA GÖRÜYORLAR. "Halka da sınır çizip geçerseniz ölürsünüz diye tehdit ettik" diyerekte, edinilenin GÖRÜNMEME ÖZELLİĞİ olmadığını zihniyet torunlarına aktarmış oluyorlar. Tanrının görünüp görünmeme seçeneğine haiz olmadığını aktarma dertleri olmasa, neden "sınır çizdik görmeyi yasakladık" desinler?

Tanrı değilmi, görülmek istemezse görülmez olmalı. "Tanrıyı görme" yasağı duyurusunun, edinilen Tanrının vasıfsızlıklarını bildirmekten başka bir amacı olabilir mi? Kitaplara ismini yazdığımız Tanrı, "isterse, istediğine görünüp istediğine görünmez vasfında değil" demenin, usuletli ve suhuletli yolu değil mi "görme yasağı" getirildi demek?
   
  sanhedrin
   
  CRO-MANGON türü geçiştirmelerle, "Adam yaratıldı" dedikleri zamanda, bölgede var olan sosyal yaşamın, devletlerin hatta imparatorlukların üzeri örtülüyor. Darvin teorisi en çok Ahit savunucularının işine yarıyor olmalı. Papa'lık zaten Darvin tezlerinden şikayetci olmadığını, kendilerini rahatsız etmediğini aksine Ahit'te bahsedilen Yaratılışı onayladıklarını bildirdi. "Adam yaratıldı" dedikleri tarihte "var" dedikleri "konuşan yaratıkları da" öyle milyonlarca, yüzbinlerce hatta binlerce yıl geriye de iteleyemiyorlar.

Ötekiler dedikleri için, "Adam yaratıldı" dedikleri tarihin üzerine, en fazla ekleyebilecekleri birkaç yüz yıl olabilir. Çünkü 6 günlük yaratılış hikayesi öyle yaratılma ETAPLARINI uzun uzadıya tutamıyorlar. Her anı idareli kullanmak zorundalar. Yapabilecekleri kitaplarında yazdığı gibi 1 yaratış yılı = dünyasal 1.000 yıldır demek zorundalar.

Eğer uzun tutarlarsa 6. gün itibarı ile 930 yıllık ömrünün neredeyse yarısını TÜKETEN ADAM'ları, Tanrının dinlenme gününe yetişemiyor (Tanrı 6. günle -1.000 yıl- aynı yapıdaki 7. günde dinlendi ise zaten ömrü tanrının dönmesine yetmiyor) Tanrı sözü kitaplarına före ADAM+Havva+Hayvanlara isim verme işlemlerinden sonra, AKŞAM oluyor SABAH oluyor ve 6. GÜN öyle TAMAMLANIYOR. Demekki ADAM 6.GÜNÜN ortalarında bir yerde ortaya çıkmış.

Öğle ikindi vakitlerinde START aldığına göre 6. GÜN TAMAMLANINCAYA kadar ÖMRÜNÜN YARISINI tüketmiş olmalı. Birde bu safhaya, TANRININ YORGUNLUĞUNU ATMAK için 7. günü (1.000 yılı) dinlenmede geçirdiğini eklerseniz. durumun tam "YANDIM KETEN HELVA" kıvamında olduğu görülecektir.

Bu nedenle Yaratılış etaplarını UZUN UZADIYA uzatamazlar. Ya! kitapların hepsi ATALARIMIZIN ellerinden çıkmış diyerek KİTAPLARINI KORUMAKTAN vaz geçecekler, yada "BİZ ONU KORUDUK O'da BİZİ KORUYORMUŞ gibi YAPALIM" diyecekler. Belki o nedenle "Bilimsel bulgulara göre, uygarlıkların bundan 5770 yıl önce başladı" ifadelerini, yüzleri kızarmadan, elleri titremeden, yürekleri ürpermeden yazabiliyorlar.
   
  türk HALAY
   
  AZ "KİTABIMIZ YALAN DOLU" yerine, İNSANLARI CRO-MAGNON İLAN ETME'nin işlendiği "SEÇKİNLER & CRO-MAGNON ADAMI" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  AZ SEÇKİN olduklarına İKNA OLABİLMEK için ÖZELLERİ İsrail'in Tanrısına dayanarak İLAN ettikleri "GOYİM&KONUŞAN YARATIKLAR" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  "Her harfi Tanrıdan" dedikleri kitapların, atalarınca o günün şartlarında ulaşabildikleri bilgilere dayanarak yazılmış olduğunun resmiyet kazanmasını istemiyorlar. O günün şartlarında çok az insanın bildiği tanımlamaların, bu gün herkezin ulaşabileceği konuma gelmiş olması (kel görüneceği için) onları rahatsız ediyor. "Kapak ismiyle" kitaplarını unvanlandırdıkları "İLAHİLİK" kandırmacasını sürdürebilmek istiyorlar.

(Kitaplarına, "her harfi tanrıdan" derken kast edilenlerin "görüdüm, görmüşmüş, dediki" diyen, felsefe yapanlar olduğu ortaya çıkmasın diye uğraşıyorlar. Ataların dilinden ve elinden çıktığının anlaşılmaması için çalışıyorlar).


Bu nedenle "ONUN GÖZÜ, BUNUN SÖZÜ" diye MAKYAJLARLA, İKON TANRI edindiklerini ortaya koyacak bilgilerin üstünü örtmeye çalışıyorlar. Çalışıyorlar ama; bir yandanda bölgede o tarihten / yaratılış tarihinden binlerce sonra kurulmuş ülkenin sınırları ile ADEN bahçesinin adresini veriyorlar.YARATILIŞ SAHNESİNİ tanımlamakta AHİT yaratılışından 2.000 sene sonra kurulmuş ASUR ismini kullanıyorlar

(Kaynağı ADEN'de olan ve oradan dört kola ayrılan yer neresi olabilir? Fırat ve Dicle binlece senedir ayrı kaynaklardan doğuyorlar. Sadece dökülmeden önce birleşip tekrar kollara (delta oluşumu) ayrılıyorlar. Dört kola ayrıldığına göre, Aden bahçeleri için ŞALTT'ÜL ARAP'ı mı uygun görmüşler? Şatt'ül-Arab Fırat ve Dicle nehirlerinin Basra Körfezi'nden denize dökülmeden 193 km önce birleştikleri yer Şatt-ül-Arap su yolu İran-Irak Savaşı'nın sebebi olmuş. Petrol tankerleri  karanın 30 kilometre içine kadar girebiliyormuş.nerede olabilir)

Yaratılış.......2:10 ADENden BİR ırmak DOĞUYOR, bahçeyi sulayıp orada DÖRT KOLA AYRILIYORDU
Yaratılış.......2:14 Üçüncü ırmağın adı DİCLEdir, ASUR DOĞUsundan akar. Dördüncü ırmak ise FIRATtır.

Şehir devletlerinin değil, imparatorluk sınırlarını veriyorlar hemde Yaratılış günlerinde.Gelecekle ilgili öngörü olsa isim Mezopatamya olarak, şehir devletleri olarak geçer ve kendinden 5000 yıl önce kurulmuş bulunan URFA GÖBEKLİTEPEDEN haberi olurdu.

Oysa ö bölgede ASUR diye bir devletin oluşmasına daha binlerce sene var. Asurlular'dan önce, o bölge SÜMER'lerin bölgesi olmuş. O bölge Asur'lulardan önce AKKAD, Subar, Kut ve üçüncü Ur hanedanı hakimiyeti altında kalmış. Daha sonra gelen Sami kavimleriyle yerli kabilelerin kaynaşarak Asurluları meydana getirmişler.M.Ö. 3000-612 arasında varlıklarını bölgede sürdürmüşler ve Tufanı'da (Ahit, Ham, Yafet, Sam tufanını) güle oynaya geçirmişler.M.Ö. 2000 yılında da Asur İmparatorluğunu kurmuşlar.

Kimler bu yönlendirmeleri düzenliyor? Elbette, kendilerini Tanrı adına karar verme organı ilan edenler, tüm bu yaldızlamaları, bilgi kirliliklerini, yönlendirmeleri, şartlandımaları ve örtmeleri yapıyorlar.
   
  yahudi takvimi
   
  Pekii! onların takdirlerine göre; Adem'in yaratıldı dedikleri M.Ö. 3761-4164 tarihlerde o bölgelerde neler oluyor?

Tanrı sözü dedikleri kutsal kitaplarında, Hz. Adem'in YARTILIŞI için verilen TARİHLERİNİ HATIRLAYALIM;
Eski Ahit'e inananlara göre bu tarih nedir?;................................M.Ö. 4164-5

Yahudilere göre (kutsal kitaplarına rağmen) bu tarih nedir?;.......... M.Ö. 3761

Akadlar M.Ö. 4000 - M.Ö. 2100 yılları arasında hüküm sürmüş bir devlet.
İşin garip tarafı, Hıristiyanlara göre AKAD'ların KURULDUĞU YILLARDA, ilk insan Hz. ADEM yeni yaratılmış yada yaratılmak üzere (aradaki farkın Hz. İbrahimin doğum tarıhi bilgilerinden kaynaklandığını açıklamıştık.)

Yahudilerin "Adem yaratıldı" dediği tarihe göre ise daha ~250 sene var.Yahudi tarihlerine göre, Akadların kurulduğu yıllarda insan bile yaratılmamış.YAHUDİLERE GÖRE İlk insan AKADLARDAN 250 sene sonra yaratılmış.

Bu doğrulara göre;, Tanrı (Onların tanrı dedikleri) ne dediğini ve ne yaptığını bilmiyor demektir. Sayısız örneklerden sadece biri. Öyle bulunan, yüzbinlerce hatta milyonlarca yıllık, fosillerden, Neandertal, yada Cro-Magnon'un varlığından iskeletlerinden değil, İnsanların kurduğu ve sosyal yaşamı geliştirdiği yerleşim yerleri oluşmuş.

Tüm bunlara rağmen, TANRI "YER AÇIN BEN ADEM'İ YARATTIM" diyor ve yaratma bildirimini de "her harfi bendendir" dediği kitapta yazılı olarak yapıyor. Tanrı böyle söyleyincede, bugünün bilgileriyle donanmış insanlarıda, tüm bilimsel bulgulara rağmen, o kitapta yazılanların doğru sanılabilmesi içinde, örtme işlerine hız veriyorlar.
   
 
   
  Eski Ahit verilerine yani "her harfi Tanrıdan" dedikleri kitaplarından meydana getirilen Yaratılış kronolojilerine (M.Ö. 4164) göre, Urfa Göbeklitepe (M.Ö 9500) şehri YARATILIŞ TAKVİMİNİN 1. gününe denk geliyor. Yani daha Tanrı GÖĞÜ ve YERİ yaratmadan, VARLIĞI SU ÜZERİNDE iken, URFA GÖBEKLİTEPE'liler şehirlerini kurmuş, sosyal bir hayat sürüyorlarmış.

Komikliğin daha da vahimi, Yahudilerin YARATILIŞ TARİH kabullerine bakıldığında çıkıyor. Yahudilere göre ilk insan ADEM M.Ö.3761 yılında yaratılmış. Yani, Eski Ahit'in Tanrı sözüne göre, YARATILIŞIN 6. gününde Dünya yaşamına merhaba diyen, ADEM'in doğum günü YAHUDİ KABULLERİNE göre M.Ö. 1 Eylül 3761 tarihiymiş

Vahim'in KOMİK kısmı şu; Yahudi kabulüne göre Tanrı Gökleri-Dünyayı yaratmadan 500 yıl kadar önce (Herşey su üzerindeyken), bizim uyanık URFA GÖBEKLİTEPE'liler, ŞEHİRLERİNİ KURMUŞ SOSYAL HAYATIN ÇAL OYNASIN VUR PATLASIN KISMINI İCRA EDİYORLARMIŞ. Atalarının mağara yaşadım, ateşi buldum, tekerleği yuvarlattım, taşı sivriltip parlattım, metali erittim-büktüm aşamalarını sona erdirmeleri sayesinde şehir hayatlarını sürdürüyorlarmış.
   
 
   
  "Ubaid ve Uruk" denilen peryotta insanlar şehirler kurmuşlar ve şehir hayatına başlamışlar. Bu evrenin başlangıcında ise; Hıristiyanların Tanrı ilan ettikleri varlık, "ben Adem'i yarattım" diye ortaya çıkmamış oluyor. Hele, hele Yahudilerin Yahve'si, saatini cıkarıp Adem'e saati başlattım demesi için 2000 yıl daha geçmesi gerekmiş.

(Tasvir onlara ait. Durumu şöyle izah ediyorlar."Adam tamamlandıktan sonra Tanrı -lafın gelişi- kozmik saatini alır, Adam'a uzatır ve şöyle der: “Şimdi dünya saatine geçiyoruz.” Bir gün, dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşü; bir yıl, Dünyanın güneşin etrafından dönüşü, vb. olur. Tanrı'nın saatini 5760 (2009 a göre) yıl önce çıkardığını söylüyoruz." Yahudi tarihi / tarih öğrenmenin önemi başlıklı yazıdan.Sevivom. com)

Bu şehirlerden biride kazıldığı yer itibari ile Al-Ubaid diye anılan Sümer şehridir.M.Ö. 4500-4000 yılları arasında kurulmuş olan bu şehir sırasında; onların kutsal dedikleri metinlere ve kendilerine benimsedikleri Tanrı dedikleri olguya göre, daha Adem yaratılmamış oluyor.

Bu durumda, Adem'i yarattıktan sonra Fırat kıyılarında kendisine bahçe yaptırdığını söyleyen olgu, kendisinin "ben yaratmadığım" dediği başkalarına ait araziye mi bahçesini yapmış oluyor? Tanrı olarak nitelendirdikleri varlık, akşam serinliğinde dolaştığı bahçeler başkalarına mı aitti?

Tekvin/Yaradılıs...3/8 Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı'nın sesini duydular. O'ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler.
   
  Adem yaratılmadan önce hatta Yaratılış başlamadan önce bir takım işgüzarlar şehirler kurup sosyal hayatı başlattıkları yetmiyormuş gibi, madenler işletip, çağları açıp-açıp kapatmışlar.
   
 
   
  Ama Beyler taş devri, demir devri, Tunç devri , Bakır devri gibi İnsanların bilgi ve becerisinin geliştiği ( insan evrimi değil.) çağları da atlamışlar. Ateşin bulunmasına da hiç bir katkıda bulunmamışlar, tekerleği ise hiç duymamışlar. Ne taşları yontmuşlar, nede taşları cilalayarak daha kullanışlı keskin ve işe yarar hale getirmişler. Hoop demişler ve hayat denen bir şeyi icad ettik diye ortaya fırlayıvermişler.
   
  Adem yaratıldı dedikleri tarihlerde bölgedeki sosyal yaşam aktiviteleri böyle. Tanrı denilen ise ben Adem'i yarttım diyor ve insanlar "EVET, KRAL ÇIPLAK DEĞİL" diyorlar. Gözlerini kapatarak kurtarılmalarının olsun, gerçek olmasını hayal ediyorlar.

Tanrıdan denilen kitaptaki ifadelerin bu dünya'yla alakalı olan kısımları, bilimin verdiği imkanlar ölçüsünde ortaya koyuldu. Yanlışlar ve çelişkiler ortaya çıktı.

BU DELİLLERE RAĞMEN HALA "KRAL ÇIPLAK DEĞİL" DİYEREK ONLARIN PEŞİNDEN GİDENLER ŞUNU BİLMELİDİRLER Kİ; VAADLERLE, KURTULUŞLARLA, SONSUZ HAYATLA ALAKALI OLAN SÖZLERİN, YANLIŞLIĞININ GÖSTERİLDİĞİ YERDEN DÖNÜŞ İMKANI YOK.
   
  YARATMA "YETİSİ" OLMADIĞINI BİLE BİLE, YARATMA "YETİSİNİN" OLMADIĞINI BİLE BİLE; kurdukları ittifaklarla ATANAN TANRI'yla başbaşa verip yazdıkları kitaplarındaki Evrenin Yaratılış hikayesi böyle..

Yaratılış hikayesi böylede, diğer kısımlar faklı mı? Nasıl farklı olabilir ki? Her ifade, Tanrıcılığa soyunmuş muhtelif isimlerin katkılarıyla kitaptaki yerlerini almadı mı? İmani bir ayet bile, o kitaplar külliyesinin bir yerinde kalmış olsaydı, inanın "ben burdayım" diye bağırırdı. Tanrı sözü dedikleri kitabın daha başlangıcında çarpıklıklar başlıyorsa, bu sonuna kadar devam ediyor demektir.

İşte size TUFAN HİKAYESİ. Yine atma tutmalar. Yeryüzünde medeniyetler kol gezerken herkezden habersiz Tufan yapıp üç kişiden insanarı türettim diyen Tanrı.

İnsanlar, medeniyetler bölgelerinde yaşamlarına devam ederlerken, Sam, Ham, Yafet kardeşler; Birden bire, Tufan dedikleri yıllarda ortaya çıkıp "bizim oralarda bir yağmur yağdı, bir yağmur ancak yaptığımız Nuh'un gemisi ile kurtulabildik. Biz Nuh'un gemisinden geliyoruz, gemimizi Ağrıya indirebildiğimiz için geç kaldık " diyememişler olsa gerek.

Çünkü kutsal metin yazarı abileri, onlara üç kişiden türeme emri vermiş. "Görevi açığa çıkarmanın bir alemi yok" diyerek, sessizce sallarını bir kenara çekip toplum içindeki yaşamlarını, Yafet, Sam ve Ham olarak sürdürmüş olmalılar.

Oysa; "ora insanı", Tufanı binlerce sene önce atalarından süre gelen efsanelerden biliyormuş. Binlerce senede ulaşabildikleri uygarlıklarından dolayı, doğa şartları, savaşlar, göçler, salgın hastalıklar, erken ölümler nedeniyle nufus artış oranından, Tufanın, çok önceleri yaşandığını da tahmin ediyorlarmış.

Tepeden inme tarihi geçmişlerine bakılırsa, Sam, Ham ve Yafet kardeşler, hiç bir evreyi yaşamadan "pattan" TANRILARI ve ADEM'leriyle GELİVERMİŞLER. Hazır ateşte bulunmuş yakın ateşi ısınalım verin arabayı gezelim, verin kılıçları avlanalım / savaşalım demişler.

Kutsal metin yazarı abileri de "görev tamam" mantığı ile kitaplarını ellerindeki senaryoya uygun olarak kitaplarını TANRI EDASIYLA tamamlamışlar. Nereden bileceklerdi ki, tarihi belgeler, olaylar ortaya çıkacak kendilerinin bilmediği duymadığı bilimsel gerçekler kalıntıları ve belgeleri ile ortaya koyulacak. Bilim mobesa kamera gibi çalışacak. Doğa aldığı herşeyi meraklı gözler önüne serecek. Bilselerdi zaten tanrıcılığa soyunup, efsanelere kanarak kutsal kitap yazıp "Yaratana" çeki düzen vermeye kalkarlar mıydı?

Kendi DİNDAŞLARININ, kendi VAKIFLARININ, kendi KURUMLARININ, kendi AKADEMİLERİNİN, kendi MÜZELERİNİN, kendi SPONSORLARININ, kendi DİNLERİNDEN ARAŞTIRMACILARININ bulduğu tüm BİLİMSEL KANITLARIN ORTAYA KOYDUĞU GERÇEKLİĞE RAĞMEN, "kral çıplakmış" dememek pek akla yatkın görülmüyor.
   
  "Tufanı biz yaptık" dedikleri Tarihlerde; İmparatorluklar, Devletler yıkılmış başka devletler, imparatorluklar kurulmuş, saltanatlar devrilmiş hatta başka hanedanlıklar o insanlara hükümran olmuş. Ama o bölgedeki toplulukların yaşamı, TUFAN OLDU dedikleri tarihlerde hiç kesintiye uğramadan sürüp gitmiş..

Bu nun gibi sayısız örneğe ve bilimsel gerçekliğe rağmen hala kitaplarının Tanrı sözü olduğunu söyleyebilenlerin KEHANETLERİ NASIL UYDURUP KİTAPLARINA ALDIKLARINI VARIN SİZ TAHMİN EDİN. Gelecekle, Ahiretle ilgili söyledileri sözlerin doğruluk olasılığı olabilir mi? İspatlanması mümkün olmayan vaadlerle, müjde dedileri sözlerle neleri doğru söylemiş olabilirler?

Onların verdiği tarihler içinde, TUFAN MÜNASEBETİ dolayısıyla kesintiye uğrayan bir yaşam yok. Onlarsa o tarihlerde Yafet, Ham, ve Sam kardeşlerin nesilleri olarak, dede (Nuh) nezaretinde gemilerini yanaştıracak bir kara parçasını arıyorlarmış. (Aradıkların kitaplarındaki ifadelerde)

İŞTE O TUFAN ZAMANI DEDİKLERİ DEVİRLERDE YAŞAYAN UYGARLIKLAR. 

Akadlar; M.Ö. 4000 - M.Ö. 2100 yılları arasında hüküm sürmüş bir devlet. Arap Yarımada'sından Mezopotamya'ya gelen Sami asıllı bir kavimin üyesi olan Sargon M.Ö. 2350'de savaşta yenilen kralına darbe düzenleyerek tahtı ele geçirmiştir. Sümerleri yenerek bölgeye tamamen hakim olan, Akad sülalesinin kurucusu (Akad ismi devletin mevcud başkentinde geliyormuş) Sargon ve torunu Naram-Sin Akad İmparatorluğunun en önemli liderleri olmuşlar. Zayıflayan İmparatorluk M.Ö. 2100'da Sümerliler tarafından ortadan kaldırılmış. Daha sonra, ASUR adı altında sahnedii yerini almış

Gördüğünüz gibi darbelere yenilgilere rağmen hiç bir uygarlık Kutsal kitaplarında verilen tarihlerde, "TUFAN DOLAYISIYLA YENİDEN ÜREMEYE" ara vermiş gözükmüyor. Akad'lar Sümerler'in, Sümerler Akad'ların yönetim merkezlerini ele geçirerek yaşamlarını sürdürüyorlar. 

   
 
   
  AHİT KRONOLOJİK VERİLERİNİN TUTARSIZLIĞI NEDENİYLE, HER BAŞLANGIÇ NOKTASINA GÖRE FARKLI LİSTELER ORTAYA ÇIKIYOR. Tutarsızlığı daha iyi görebilmeniz için aşağıdaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.
   
  HIRİSTİYAN ve YAHUDİLERE GÖRE; E&Y.AHİT KAYNAKLI YARATILIŞ SECERESİNİN İŞLENDİĞİ "ADEM - MİLAD KRONOLOJİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Tanrı sözü dedikleri kutsal kitaplarında, tufandan kurtulup tüm insanların atası olduğunu iddia ettikleri Yafet, Ham ve Sam için verilen,TUFAN TARİHLERİNİ HATIRLAYALIM;

Hıristiyanlara göre, TUFAN için ne diyor kutsal kitapları;.... M.Ö. 2309.
Ama Akad'lar, kutsal kitap yazarlarına inat, uygarlıklarını Sargon (Sargon tahta geçiş M.Ö. 2350) ve Sargonun torunlarının hükümranlığı altında sürdürmeye devam ediyorlar. Sümerlere yenilecekleri, dolayısıyla Sümerli halk olacakları M.Ö.2100 yıllarına doğru yol alıyorlar.

Yahudilere göre, TUFAN için ne diyor kutsal kitapları;....... M.Ö. 2105
Sümerliler, Akadlıarın zayıflamasını fırsat bilip toprakları tekra ele geçirdiklerinde Yahudilere göre tufan başlamış. Tufan başadı dedikleri tarihte ise Sümerler tüm bölgenin hakimi olarak yaşıyorlar, Mezopotamya topraklarında hiç kesintisiz tarım yapmaya devam etmişler.Yahudilere bakarsanız yazının bulunduğu yıllarda, neredeyse insan bile yaratılmamış.

Tekvin/Yaradılıs...6/8 Ama NUH RAB'bin gözünde lütuf buldu.
Tekvin/Yaradılıs...6/12 TANRI yeryüzüne baktı ve her şeyin ne denli bozulduğunu gördü. Çünkü insanlar yoldan çıkmıştı.
Tekvin/Yaradılıs...6/13 TANRI NUH'a, "İNSANLIĞA SON VERECEĞİM " dedi, "Çünkü onların yüzünden yeryüzü zorbalık doldu. ONLARLA birlikte YERYÜZÜNÜ de YOK EDECEĞİM. .

Tanrı olarak peşlerinde sürükledikleri insanlara sunduklarının yaratılmış olduğunu üzerine basa basa bildiriyorlar. Geleceği tayin edemeyen, olacakları kestiremeyen ve bu yüzden PİŞMANLIK yaşayan YÜREĞİ SIZLAYAN TANRI vurgusuyla duyuruyorlar. Kuşları ve sürüngenleride kendine düşman gören Tanrı profili kesin çizgilerle çizilmiş

Yaratılıs...6:5 RAB baktı, yeryüzünde insanın yaptığı kötülük çok, aklı fikri hep kötülükte.
Yaratılıs...6:6 İnsanı yarattığına PİŞMAN oldu. YÜREĞİ sızladı.
Yaratılıs...6:7 "Yarattığım insanları, hayvanları, sürüngenleri, kuşları yeryüzünden silip atacağım" dedi, "Çünkü onları yarattığıma PİŞMAN oldum."

Mısır'lıları ve Firavunları adam yerine koynmamışki, onlar tufan olurken, Piramitlerinde onbinlerce işçi çalıştırmışlar. Belki Mısır'lıların yok olmayıp Piramit yapmaya devam etmeleri yüzünden, İsrail Tanrısının takıntısı haline gelmişlerdir. Her kükreyişinde "Mısır'ı virane yapacağım, ıssız kalacak" sözlerini sıralaması, Tufan sırasında takındıkları tavır nedeniyle olabilir.

İsrail Tanrısının Mısır'lıları kafaya takmakta haklı. İsrail Tanrısının "Tufan oldu" dediği yılları gösteren, inanılmaz derecede büyük deliller ortada bırakılır mı? Tamam o yıllarda Tufan falan olmadı. Ortalığa devasa boyutta deliller bırakacağınıza, sessiz sedasız oturuverseydiniz, İsrail tanrısını ve "her sözü Tanrıdan" dedikleri kitapları yalancı durumuna düşürmeseydiniz olmaz mıydı?

Diye üzerine basa basa haykırdığı halde o tarihlerde: Yeryüzünde bir eksilme olmuş mu? Bırakın eksilmeyi verdiği tarihlerde insanların ve ülkelerin varlığında bir kesinti olmuş mu? Yok olmadığını bile bile nasıl oluyorda yok edeceğim diye haykırdığı kitapları yüzlerce yıl sonra, içindeki çelişkileri ve hataları düzeltmeden Sina dağında Moşe'ye veriyor.

Yaratılış tarihleri yanlış, "Adem'i yarattım" dediği devirlerde milyonlarca insan yaşıyor, "Tufanı yaptım" dediği esnada varlıklarını sürdürenler yaşamlarına devam ediyor. Tüm bu delillere rağmen, içindeki yanlışlıkları düzeltmeden kitabı "kullarım okusun, neler yapmışım bir görsünler" diye Moşe'ye veriyor. Yok artık buna "Deve" denir. Bu derece insanları salak yerine koymanın sebepleri, ancak klinik terimlerle açıklanabilir. Bari Tanrı olarak benimsedikleri, biraz daha ciddi olsaydı. Ne diyelim tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş.

Oysa, bu olayların gerçekleştiğini söyledikleri tarihler ile o tarihlerin içinde kayıtlı olduğu 5 kitabın veriliş tarihleri arasında, yüzlerce yıl var. Bin yıla yakın zaman dlim içinde, bir milenyum süresince, Tanrının sözleri dedikleri kitaplar, Tanrı olarak işaret ettiklerinin muhavazası altında, yanlışlıklarla dolu olarak mı kalmış?

Yoksa kitapların teslim arifesinde, alel-acele, "nasıl olsa kimse anlamaz, iki vaad, birkaç kehanet arkasından bir gürleme ile kapatır gideriz" mantığı ile hafızada kalanlar ve duyulanlarla sayfalar mı doldurulmuş? Yada, "siz bu mecrada kitaplarınızı oluşturun" denilerek, iş tamamen o gün revaçta olan efsanelere, anlatımlara mı bağlanmış?

Verdikleri Tufan tarihleri ile yine verdikleri kitap teslim tarihleri arasında geçen süre:
Hıristiyanların kabullerine göre;.Tufan olduktan yaklaşık, 2309-1438= 831 yıl sonra 10 emir; 40 yıl sonrada Eski Ahit'in ilk 5 kitabı olan TORA MOŞE'ye verilmiş / tamamlanmış
Yahudi kabullerine göre;..........Tufan olduktan yaklaşık, 2105-1312= 793 yıl sonra 10 emir; 40 yıl sonrada Eski Ahit'in ilk 5 kitabı olan TORA MOŞE'ye verilmiş / tamamlanmış

Aradan geçen yüzyıllara rağmen; Tanrı olarak kabul ettikleri olgu / Tanrı olarak işaret ettikleri varlık; yanlışları neden düzeltmeden, "bunun hepsi bendendir diye vermiş?

Yahudi yaratılış hikayesine göre tufan olduğunda, yine Sam Ham ve Yafet kardeşler, nasıl hızla çoğalabilir ve Dünya'yı insanlarla doldurabilirizi çalışırlarken, koskoca İmparatorluklar kurulmuş milyonlarca insan başka imparatorlukların ahalisi oluvermişler.

Bu kavimlerden biride, TUFAN yıllarının hemen arkasından, BİNLERCE YILDIR yaşayıp çoğaldıkları Orta Asya'dan kalkıp, kafkaslar üzerinden Anadolu'ya giren, yıkılan HATTİ devleti (Hatti M.Ö. 2500-2000) üzerine Hitit devletini kuranlarmış. Devlet olarak işe başlayan bu Sam, Yafet ve Ham KARDEŞLERLE ALAKASI OLMAYAN bu insanlar, tüm bölgedeki insanları hükümranlığı altına alarak büyümeyi ve tarihin ilk yazılı antlaşması olan, Kadeş antlaşmasını imzalayarak tarihe geçecekleri günleri iple çekiyorlarmış.

Hitit devleti kurulduğunda, Nuh ailesinin fiili-Livatacısı Kenan'ı saymazsak, Nuh'un ilk torunu , Sam'ın Tufandan sonra doğan ilk oğlu Arpakşat 100, onun oğlu Şelah 68 onunda oğlu Ever 3 yaşında imiş

BURADA MADDESEL BİR HATAYI DA ORTAYA KOYALIM. Her harfi "Tanrıdan geldi" dedikleri ifadelerde bu ve buna benzer hatalar oldukca fazla.

Yaratılış........7:6 Yeryüzünde TUFAN koptuğu zaman Nuh ALTI YÜZ yaşındaydı.
Yaratılış.....11:10 Sam'ın soyunun öyküsü: TUFANDAN İKİ YIL sonra Sam YÜZ yaşındayken oğlu Arpakşat doğdu.
Yaratılış.......8:13 Nuh ALTIYÜZ BİR yaşındayken, birinci ayın birinde yeryüzündeki sular kurudu. Nuh geminin üstündeki kapağı kaldırınca toprağın kurumuş olduğunu gördü.
Yaratılış.......8:15 Tanrı Nuha, ‹‹Karın, oğulların ve gelinlerinle birlikte gemiden çık›› dedi,

Bu durumda:
Tufanın başlangıç yılı esas alınırsa; Sam 102 yaşında olmalı. Çünkü; Nuh 500 yaşında iken Sam'ın doğduğunu, Tufanın da Nuh 600 yaşında iken olduğunu kendileri yazmışlar.
Tufandan (başlangıcından) 2 yıl sonra Sam'ın çocuğu olduğu yine "Tanrı sözü dedikleri" kitaplarında yazıyor. O halde, Sam çocuğu olduğunda 102 yaşında olur. 100 yaşında değil.

Tufanın bitim yılı esas alınırsa; Sam 103 yaşında olmalı. Çünkü; Nuh 500 yaşında iken Sam'ın doğduğunu, Tufanın da Nuh 601 yaşında iken bittiğini kendileri yazmışlar.
Tufandan (bitiminden) 2 yıl sonra Sam'ın çocuğu olduğu yine "Tanrı sözü dedikleri" kitaplarında yazıyor. O halde, Sam çocuğu olduğunda 103 yaşında olur. 100 yaşında değil.

"Kelimesi kelimesine, hatta harfi harfine, Tanrı yazdırdı" dedikleri kitaplarında, Tanrıcılık oynamak isteyenlerin kalem izleri var. (gemide kalınan bir yıla yakın süre göz ardı edilirse)
   
 
   
 

"Tufan oldu" dedikleri dönemde, uygarlıklar alabildiğine devam ediyor.Bunlarsa hala, "elimizdeki kitaplar harfi harfine "Tanrı sözüdür" tekerlemesinde takılı kalmışlar. Hala o kitaplara göre tapınmalarını yapıyorlar. Hala o kitaplardaki vaadlere aldanarak kurtulacaklarını sanıyorlar.

"ATAM DEDİYDİ Kİ" masalları ile Tarih yazmayı çok sevenler, yazılanlara da çok tutkun olanlar, elbette dinlerinin de "ATAMA DENMİŞ Kİ" türünden ifadelerle oluşmasından rahatsız olmazlar, şikayette etmezler.

Aslında öyle olmasıda hoşlarına gider. Düşünün kaypak ve yerinde durmayan her an her şarta göre uyum sağlayan "dediydi ki tarihi", güçlü olanlara, birbirleri ile ittifak yapanlara neler kazandırır? Kurdun aşağısında su içen kuzuyu suyu bulandırma gerekçesi ile suçlu ilan edip, kurdun ziyafetine ortak olabilirler.

Böyle bir tarih anlayışı, o birlikteliğin üyelerine, Mahkemeleri de kazandırır, toprakta kazandırır, masumiyette kazandırır, mazlum, mahsun maskeleride kazandırır, içnde intikam yeminleri edildiği ateşlerin yakılıp tamtamların çalındığı anıtlarda kazandırır, sevgi ve şefkatli kollarda kazandırır.

Resmi tarihten neden hoşlanmıyorlar, Resmi Tarih ve belgelere neden bu derece antipatikler, çünkü; onlar için kaypak politikalar, tutulmayan sözler, yerine getirilmeyen antlaşmalar, elastiki gerçekler, kabuk değiştiren kişilikler, hiçbir yerde dikiş tutturamayan tarihler gerekli.

Dinde de sabitlik olmaması, her konuya farklı yorumlarla ortaya çıkılabilmesi oldukca işlerine yaradığı muhakkak. Bugün kitaplarındaki ifadelere göre, yalanladıkları herhangi bir şeyi , bir gün sonra yine kitaplarından başka bir ifade ile doğrulayabilmeyi sağlıyor. Bu verdiği eşşiz olanak sayesinde de kullanışlı bir kitap olarak, gerekli rağbeti de görüyor.

Böyle bir kitaba sahip olmakla hem işlerini istedikleri gibi yürütebiliyorlar, hem arınmış ve seçilmiş oluyorlar, hem müjdelenerek kurtulacaklardan oluyorlar, hem kendilerine ait, kendi sözlerinden çıkmayan, müstakil tanrılarını da atamış oluyorlar, (kendi elleri ile tanrı adına kitap yazmanın başka açıklaması olabilir mi?) hemde, "herşeyi Tanrı adına yapıyoruz" rahatlığına kavuşuyorlar. Kavuştuları bu rahatlıkla, Dünya'da her zulmü serbestce sergiliyorlar. Tanrı sözü ile hareket ettiklerinide kendilerine bel bağlamış toplumlarına ve her yalana açık vicdanlarına kabul ettiriveriyorlar. Evcilik oyunu gibi.

Hem tufanda yeryüzünü tamamen su kapladı diyeceksin (gerçektende yeryüzü su ile kaplanmış ama çok binler yıl öncesi) hatta Nuh'un gemisini, Ağrı dağının tepesine kadar çıkartacak dercede suları yükselteceksin, sonra o yıllarda kurulmuş olan; sosyal yaşamı, savaşları, hükümranlıkları ile "capcanlı" olan medeniyetlere sahip cıkıp buraları benim, bunlarda atalarım diyeceksin.

Madem Tufandan sonra türediniz, madem tufan İNANDIĞINIZ TARİHLERDE oldu, o "bizim" dediğiniz yerler, nasıl sizin olabilir.Tufandan önce herhangi bir vaad aldığınızı kendinize ait olan kitaplarınızda da yazmamışsınız ki. Tanrı diye benimsediklerinizin ağzından o yıllarda bir vaat bile almamışsınız ki. Kendi ifadelerinizle; Sina dağı, vaadin ilk alındığı yer. "vaadi aldı" dediğiniz de Moşe (Musa). "O vaad tarihide Hıristiyanlara göre; M.Ö. 1398, Yahudilere göre; M.Ö.1272.

   
 
   
  Müstakil dedikleri tanrılarının da, "esasında şuralar sizin" diye bir beyanatı geçmemiş. O zaman, o topraklar nasıl sizin olabilir? Sizin ve Tanrınızın ifadesi ile Sizler 2000-2500 yıl önce kendinizin belirlediği atalardan türemişsiniz.Dünya üzerinde işgal edilmemiş yer bırakmamanız bu nedenden mi?

KİTAPLARINIZDA GEREK DEVLETLER OLARAK, GEREK KAVİMLER olarak, gerek kişiler olarak adı geçenlerin, sizin soylarınızla yada hayali düşmanlarınızla bir alakası yok ki. Onlar sizin verdiğiniz tarihlerden binlerce seneden beri o topraklarda uygarlıklarını devam ettirenler. Sizlerse, M.Ö. 2500 yıllarında, üç kişiden türediğinizi kitaplarınızda da belirttiğiniz zat-ı muhteremlersiniz.

Gözlerinizin gördüğü, ayaklarınızın bastığı yerleri sizi bağlamak için söz verenin sizleri gasp ve işgalci konuma taşıdığı muhakkak. Verecek bir şeyi olmayanlar, el malı ile dost kazanmaya çalışır. Daha önceki insanlarla alakası olmadığı, kendi beyanları ile sabit.

Kendiside yaratılmışlar içinde yer alan vaadcinizin, hafızasında kalan bilgilere dayanarak sizlere biçtiği soy, esasında binlerce sene once o toprakların sahipleri olan, oralarda hüküm süren, o toprakların sahibi olan insanlar.

O topraklar için çalışmış, o topraklar için savaşmış olan o toprağın insanları. Sizler ise sizlerin kutsallarınızın ifadesi ile o sıralara da üreyip çoğalma hesabı yapan, ancak birkaç kişi imişsiniz. AĞRI DAĞININ TEPESİNE inip "buralar bizimdir" demek, başkalarının topraklarını gasp etmek demek değil midir? Dünya işgalcilik alışkanlığı, taa! oralardan mı geliyor?

Aynı alışkanlıklarını Aborjin, Maya, İnka ve Kızılderili toprakları içinde yapmadılar mı? Önce kıyısndan sokuldukları toprakları ele geçirip kendilerinin ilan etmediler mi? Toprakları aldıkları yetmiyormuş gibi, yurtların asıl sahiplerini topraklarında köle olarak çalıştırmadılar mı? Köleliği kabul etmeyenlerin SOYLARINI KURUTMADILAR MI? Şimdi "o topraklar bizim" demiyorlar mı? "Bizlere başarılı iş adamları, siyasetciler, zeki yöneticiler, kahraman askerler ve tişini bilen tüccarlar olan, dedelerimizden" kaldı demiyorlar mı?

Aynı alışkanlıklarını, aynı taktikleri kullanarak Dünya'nın tüm bölgeleri için sürdürmüyorlar mı? Yurtlarını, dillerini, dinlerini, doğalarını, soylarını, geleceklerini aldıkları insanların, özgürlüklerini de alarak, topraklarındaki iş gücü açığını kapatmak için, Okyanus ötelerine taşıyanlar onlar değil miydi? Kunta-Kinte, Horoz'un senaristleri onlar değil mi?

Kızılderili ve Afria atasözü olanları tüm çıplaklığı ile ortaya koyuyor
"Verdikleri sözün sadece birini tuttu çatal dilli soluk yüzlüler; topraklarınızı alacağız dediler ve aldılar".(Kızılderili sözü)

Afrika'lı, Jomo Kenyatta'nın bir sözü.
"Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı. Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler. Gözümüzü açtığımızda ise bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı."

Ellerine tutuşturulan kitabın kurtuluşu sağlamayacağını bildikleri için rahatca, ellere tutuşturulmuş. Eğer, kurtaracağına inansaydılar toprakları almaz, kitaplarına da sımsıkı sarılırlar gerçe kurtuluşu toprağa değişmezlerdi. İmani herşeyi Dünyasal değerlerle değiştirmeye hazır olanlarada, elbette, her kapıyı açacak, her yaptıklarını Tanrı sözü olarak onaylayacak, bir kitap gerekir. "Herşeyi Tanrı için yapıyoruz" tesellisiyle vicdanları köreltecek, avuntuları sağlayarak kurtuluşu hak ettilerini hayal ettirmesi onlar için başlıca aranan özellik.

Sizler, sizin tanımınızla tufan çocuklarısınız. Ama kendi tufanınızın.Tufaya geldiğinizi kendi ifadelerinizle ortaya koyuyorsunuz. Vaadciniz adına vaadler sıralayıp, bazı vaadlerin olsun yerine gelebilmesi için, DÜNYA ÜZERİNE KAN PAZARLARI KURUYORSUNUZ.

Sizler araştırma dallarının sahipleri olarak, bilimin patronları olarak, Tufanında, ilk üremeninde, o tarihlerde olmadığını olmasının da imkansız olduğunu çok iyi biliyorsunuz. Perdenin arkasından kukları adına konuşan kuklacı gibi, oluşturduğunuz Tanrı olgusu adına, kendi sözlerinizi fısıldayıp Tanrı adına kılıçlar kuşanıyorsunuz.

Tanrıcılık oynunun havasında kalması için, tütsüler eşliğinde, mumlar yakıyor ve etkilediğiniz, peşlerinize taktığınız toplulukların çokluğu ile övünüyorsunuz.Atalarınızda öyle yapmıştı sizlerde aynı şeyleri yapıyor boş vaadlerle insanları kandırıyor, herşeyi müjde üzerine bağlıyorsunuz.Günah keçileri ile durumu kotarıyorsunuz.

Fiziksel bunca yanlışın olduğu kitaplar sinselesinde "bana gözüktü" diye sıralanan vaatlerin doğru olma olasılığı nedir? Bence hiç yok.Hiç yok yerine "yüzde bir, binde bir, milyonda bir " diye cevapta verilse geri dönüşü olmayan yolculuk öncesi, "herşeyi gözden geçirmeye fayda var" derim. "Bana gözüktü" diye yazılan kitapların sayısı, sahaflarda onbinlerle ifade ediliyor.

Gerçi Tanrıları Yahve'nin, sözü dedikleri kitaplarında; Gerek Yahudiler olsun, gerek Hıristiyanlar olsun bu yazılanlara da bir kulp bulurlar ve kendilerine bağlı olanları kandırmaya devam ederler

."Oğul Tanrı gelecek bizi kurtaracak", "Yahve /İsrail Tanrısı ben halkımı bırakmam" dedi gibi açıkamalarla. Onlarca örneği bir anda sıralayıverirler mazlum ve mahsun tavırlar içinde. Gerçeklere ve belgelere neden bu derece antipatik oldukları birkez daha ortada. Her durumda gemilerinin yürümesi gerekiyor.
   
 

UZAK DİYARLARADA, ONLARIN "TUFAN OLDU" DEDİĞİ YILLARDA NELER OLUYOR.
"Üç kişiden insanlar türedi başkada insan yoktu" dedikleri devirlerde, MISIR ÜLKESİNDE FİRAVUNLAR ne yapıyor?

Piramit inşaatlarında TUFAN NEDENİYLE bir aksama olmuş mu?
inşaatlara birkaç yüzyıl süren "TUFAN NEDENİYLE ARA VERDİK" levhası asılmış mı?
Hizmetlerinde bir aksama olmuş mu?
Onlara karşı hizmette kusur edilmiş mi?
Yoksa onlarda TUFAN DOLAYISI ile saltanatlarına son mu vermişler?.
Yafet, Sam ve Ham soyundan gelecek yeni tiplere, tahtlarını vermek için terk-i Dünya mı eylemişler?
Yeni soy nedeni ile Firavunların ırki simalarında bir değişme olmuş mu?
Tanrıları Horus'ta bu durumdan nasiplenip kulsuz mu kalmış?
Ra, İsis ve Osiris bu duruma ne demiş? (inanç sistemlerini bizden aldılar bizi tufaya mı getirmek istiyorlar demiş olabilirler)
Tanrıları bu Tufanı / suları çıkaranın hangi Tanrı olduğunu öğrenip, rahiplerine esinlenerek bildirmişler mi?
Hanedanlıklar arasında hiç boşluk var mı?
Hükümdarlıklar arasında kopukluk var mı?
"Tufan oldu" dedikleri yıllarda; Firavunların çocuk edinmede, hizmetkar bulmada, harem kurmada bir sorunları var gözüküyor mu?
Tufan nedeni ile Piramitleri basan suyu nasıl tahliye etmiş olabilirler?
Çamur tabakasını tekrar boşaltmak için gizli bölgeleri açmak zorundamı kalmışlar?
Kirlenen ve çamurlanan Hiyeroglif yazıları ve Firavun'un dirilebilmesine yol gösterecek resimleri temizlemek için, Firavun mezar bölümlerine girilmiş mi?
Su izlerini silmek için duvarları ve bazı resimleri kazıyıp yeniden yapma yoluna gitmişler mi?
19 ve 20 yy'da bulunan Firavun sandukalarının içinde, dışında, odalarında çamur ve su izi bulabilmişler mi?
Firavun mumyaları bozulmuş mu?...vs..?

BU ve BUNA BENZER TÜRETİLEBİLECEK BİNLERCE SORUNUN CEVABI HAYIR. Hiç birşey olmamış. Herşey nasıl başladı ise Tufan oldu dedikleri yıllarda ve sonraki yıllarda devam etmiş. Nil yine taşması gereken yıllarda taşmış, Tanrı Ra yine övünmüş, Horus ve ebebeynleri İsis ve Osiris yine esinlemelerini göndermeye devam etmişler.

Piramitler her Firavun için aksamadan yapılmaya devam etmiş, saltanat hiç ara vermeden sürmüş.

O halde nasıl oluyorda o tarihlerde tufan oldu denilebiliyor?
Bu kadar gerçek varken nasıl oluyorda bizlerin kitapları ilahidir diyebiliyorlar?
Hala görmüyorlar mı onların kitaplarında yazan Gılgamış destan kaynaklı tarihler yanlış?

Tanrıdan "harfi harfine gelmiştir" dedikleri, "Moşe'ye Sina dağında, Tanrı tarafından verilmiştir" dedikleri kitap;, efsanelerden, destanlardan ve sanılardan derlenmiş kitap. Tufan oldu dedikleri yıllarda, var olan tüm kentler tertemiz. Deniz ve ırmak taşmaları, sel baskınları hariç, tüm bölgeyi içine alacak toprak birikintileri, devasa boyutta mil tabakaları yok. Tufan çok ama çok sene önce olmalı k, bir avuç insandan, örneklediğimiz ülkeler ve imparatorluklar oluşabilsin Firavunlar, hükümdarlar saltanat sürebilsin.

   
 
   
  Aynı dönem olmasına rağmen bu tarafta insanlar yüzlerce yıl ömür sürerlerken Mısır diyarında insanlar 100 yılın altında bir süre yaşıyorlar. Listeye bakarsanız firavunların saltanatları çok kısa sürmüş. Ömür boyu saltanat olduğundan olsa gerek kuşaklar arası fark çok az

Hıristiyanların yaratılış hikayesine göre; Ham, Yafet Sam çocuk sahibi olacağız, insanları çoğaltıp Dünya'yı seçilmiş toplulukla dolduracağız diye uğraştıkları yıllarda, Firavunlar seçişmemiş olmanın isyanı ile sarayların da yan gelip yatmışlar. Hizmetlileri ve haremleri ile saltanatlarını devam ettiriken Yafet, Ham ve Sam'a inat olsun diyede 10 binlerce işçi bulup piramit yaptırıyormuş. (Herodot - Cevdet değil, Halikarnas Heredot- 100 bin köle demiş. Herodot bile, Tufandan habersiz bir yaşam sürüp bu kadar önemli olayları eserlerinde işleyemeden yaşam dönemini sonlandırmış. Gelecek kuşaklara böyle bir bilgiyi aktarabilmeyi ne kadarda isterdi.-Herodot Halikarnas - M.Ö. 484 - 425)

Hatta o yıllarda bir tanesi nereden özendi aklına geldi bilinmez, öbür dünyadaki evi olacak yapısının önüne, Sfenksi de kondurmuş. Uzun yaşamak içinde kutsamalar yapıp, Tanrı Horus adına olsun, kendi Tanrısallıkları adına olsun, etkinlikler düzenleyip çal oynasın, vur patlasın yaşıyorlarmış. Bu arada Ham, Sam ve Yafet kardeşlerde, tufandan her yeri kaplayan çamurdan kurtulmak, kuru bir zemine sahip olabilmek için çabalayıp duruyorlarmış.
   
  Kendi elleri ile metinler yazıp Tanrı'dan damgası ile kutsallık kazandırıyorlar. Oysa kitabın kendisi kutsal olmalı, bu kutsallığın olabilmesi içinde; ilahi vahiylerden meydana gelmeli. Onlarsa yukarıdaki örneklerden de anlaşıldığı gibi, bir takım ittifaklar sonucunda oluşturulmuş metinler bloğunu, kutsal diye ortaya sürüyorlar.

"Biz kitabı koruduk, Kitap bizi korudu" diyorlar ama daha kitabın onları koruduğuna, koruyacağına dair ellerinde en ufak bir delil yok. Kitabın koruyup korumadığı, son yolculuğa çkıldıktan sonra anlaşılabilecek. Hesap gününde bir araya toplanıldığında, kitabın koruyup korumadığının cevabı da alınabilecek.

Doğru söylüyorlar kitabı korumak için çok gayret sarfediyorlar, ayakta durabilmesi için gerçeten korunması gerekecek kadar çelişkilerle dolu bir kitap. Anlayamadığım şu; her yanı çelişkilerle dolu, içinde ilahi hiç bir esintinin yer almadığı, korunmazsa varlığını sürdüremiyecek bir kitabın, kendilerini koruyacağını nasıl düşünebiliyorlar?

Dünyada yaşıyor olmaları yada şu anda güçleri ile her yere hükümran durumda olmaları, onların korunduğu anlamını taşımazki. Dünya var olduğundan beri, belli aralıklarla farklı uluslar, güçleri ve kuvvetleri ile Dünya'ya hükmeder durumda varlıklarını sürdürmüşler. Bunları, "korudukları" kitap "korudu" ise, diğerlerini koruyan neydi? Hitlerin Mezalimin de olanları saymıyorlar mı? Yardım elleriyle oluşturdukları kitaptan mı istenir? Yazdıkları kitaptan koruma bekleyenlerin, imani bir düşünceleri, inanç sistemleri olabilir mi?

Kitaplarında özleme dile getirdikleri bal ve süt akan nehirleri, ALLAH'tan gelen ayetlerin üstünü örttükleri zaman zaten kaybetmiş duruma geçmişlerdi. İlahi vahiylerden akılların da kalan, bal ve süt akan nehirleri, elleri ile yazdıkları kitaplara bağlandıklarında hayal konumuna soktuklarını bilmiyorlar mı?

"Secde ederek girin" denilen bal ve süt nehir yaşamlı "Cennet kapılarına / yollarına" açılan yerlere girmeyi, oradaki zorluklar nedeni ile red edenler, "Kaf dağının arkasında öyle bir yer var bizlerde orayı vaad ediyoruz" diyenlerin peşine takılmışlar ve bugünlere gelmiş durumdalar. Sonsuz ölüm olmayan bir ballı-sütlü yaşamı, güç yetirilemez saltanatı "Dünya yüzünde ben sağlayacağım" diyen ve "DOĞRU SÖZLÜLERDENİM" diyen kim olabilir?

Musa'ya ve önderlerine, sürekli bal ve süt akan yerlere gitmeyi soruyorlar. Hatta Mısırda iken "bal ve süt akan nehirlerimiz vardı" diyorlar. Siz hiç Dünya'da bal ve süt aan bir nehir duydunuz mu? Demek ki bal ve süt nehirlerinin vaad edildiği cennet yaşamından, "bzde, Dünya'da vereceğiz" vaadiyle toplumlar, dünyasal bal ve süt akan nehirlerin hayaline sürüklenmişler.

Çölde Sayım.....16:13 Bizi çölde öldürtmek için süt ve bal akan ÜLKEDEN çıkardın. Bu yetmiyormuş gibi başımıza geçmek istiyorsun.
Çölde Sayım.....16:14 Bizi süt ve bal akan ÜLKEYE götürmediğin gibi mülk olarak bize tarlalar, bağlar da vermedin. Bu adamları kör mü sanıyorsun? Hayır, gelmeyeceğiz.››
Çölde Sayım.....14:8 Eğer RAB bizden hoşnut kalırsa, süt ve bal akan O ÜLKEYE bizi götürecek ve orayı bize verecektir.
Çölde Sayım.....13:27 Musaya, ‹‹Bizi gönderdiğin ÜLKEYE gittik›› dediler, ‹‹Gerçekten SÜT ve BAL akıyor orada! İşte ülkenin ürünleri!

"Süt ve bal akıyor" diye yalan söyledikleri ülkeye kimseyi getirmedikleri gibi kendileride gitmiyor.Kimsenin gitmemesi içinde orada dev adamlar yaşıyor yalanını ortaya atıyorlar. Delil olarakta, buldukları çok büyük üzüm salkımlarını göstererek "bu büyüklükteki üzüm salkımlarını yiyenler ne kadar büyük olabilir bir düşünün diyerek insanların korkularını pekiştiriyorlar. Devler, hayaletler, efsanelerle yetişmiş olan insanların içinde korku salarak, bal ve süt nehri yalanlarının ortaya çıkmasına engel oluyorlar.(Demekki, Diyarbakır karpuzunu görselermiş, denizin açılması beklemeden Mısır'a geri giderlermiş)

İsrail tanrısı Musa'ya üstelik sözde veriyor. Süt ve bal akan ülke için. Orada bulunan insanlarıda melekleri vasıtası ile kovmaya söz veriyor. Musa'nın ölmesinin üzerinden, yaklaşık 3300 sene geçti. Ne süt akan bir nehire ulaşabildiler, nede baldan nehirleri olan bir ülkeyi bulabildiler.Dünyanın her yerini ele geçirdiler ama öyle bir ülke bulamadılar. Hala bal ve süt nehirlerinin olduğu ülkenin ahiret yaşamında olduğunu, ancak kapılarından "ALEMLERİN RABBİ ALLAH'a", SECDE EDİLEREK girilebileceğini, anlamamazlığa geliyorlar. Kavuşabilmek içinde, "ALLAH'tan" gelmiş olanlara uymak gerektiğini kabullenmiyorlar.

Mısırdan Çıkış...33:2 Süt ve bal akan ülkeye senden önce bir melek gönderecek, Kenan, Amor, Hitit, Periz, Hiv ve Yevus halklarını oradan kovacağım. Ben sizinle gelmeyeceğim, çünkü inatçı insanlarsınız. Belki sizi yolda yok ederim.››

Kitabı kendi elleri ile yazdıklarına bir örnek.. Elbette kendi ifadelerinden. Ne demiştik, "Sina dağında, Moşe'ye kitap (10 emir kitabın tamamlanması M.ö 1478). Hıristiyanlara göre; M.Ö. 1438, Yahudilere göre; M.Ö.1312.yılında verildiğini iddia ediyorlar" demiştik ve yukarıda bu tarihleri bir tablo aracılığı ile de göstermiştik.
   
  İçlerindeki çelişkileri bir yana bırakın, Tanrı kavramı kargaşasını görmemezliğe gelin, kehanetlerle ilgili tutarsızlıkları yok sayın, İsimler, tarihler, sayılar gibi yanlışlıkları doğru olarak kabul edin, kendi yazdıklarında, yine kendileri hızlarını alamamamışlar olmalılar ki, düzenlemelerin farklı tarihlerde, farklı kişiler tarafından ama Tanrı adına, yapıldığını ortaya koymuşlar.Musa'nın ölümü sonrası gerçekleşen olayların yazıldığı şu ifadeler, yazım işleminin nasıl pervasızca yapıldığını ortaya koyuyor.

Musa'ya indirildiğini ve Tanrının yazdırdığını söyledikleri 5 kitaptan biri olan Tesniye / Yasanın tekrarı / Yasa Kitabın da Musa'nın RAB'le olan son birlikteliği anlatılmaktadır. İsrail Tanrısı Musa'ya vaad edilmiş toprakları gösterir.

Yasa Kitabı .....33:4 Sonra Musa'ya şöyle dedi: "İbrahim'e, İshak'a, Yakup'a, 'Senin soyuna vereceğim' diye ant içtiğim ülke budur. Ülkeyi sana gösterdim ama oraya gitmeyeceksin."

Artık ölüm vakti gelmiştir. Musa, Moav ülkesinde Rab'in emri uyarınca ölür.
Yasa Kitabı.....33:5 Böylece RAB'bin sözü uyarınca RAB'bin kulu Musa orada, Moav ülkesinde öldü.

Eğer Tesniye kitabı iddia ettikleri gibi, Musa tarafından yazılmış ise, Musa'nın öldüğünü oraya kim yazdı? Tamamen Musa tarafından yazıldığı iddia edilen, Tanrı sözü kitaba Musa yazsa, yazsa artık ölüm zamanı geldi gibi şeyler yazabilecekken, MUSA ÖLDÜ diye kim Tanrının kitabına yazdı? Elbette Yeşu ve ardından gelenler Tanrıcılık oynayıp YASA KİTABINA istediklerini yazdılar. Yazdıklarınada "TANRIDANDIR" DAMGASI VURUP BU GÜNLERE GETİRDİLER.

Yeşu.........24:25 Yeşu o gün Şekemde halk adına bir antlaşma yaptı. Onlar için kurallar ve ilkeler belirledi.
Yeşu.........24:26 Bunları TANRININ YASA KİTABINA da geçirdi. Sonra büyük bir taş alıp oraya, RABbin Tapınağının yanındaki yabanıl fıstık ağacının altına dikti.

Yazılanlar sadece bu bir madde ile sınırlı değil elbette. Yazarın, kaleminin freni olmamalı ki; "BUGÜNE DEK" diye cümleye başlayarak, kitaba yapılan ilavelerin Musadan çok sonraları yapılmış olduğunu bizlere duyuruyor.Hem Musa öldükten sonra, "Musa yazdı" denilen kitaba onun öldüğü yazılıyor, hemde bu yazma işleminin çok sonraları yapıldığını bizlere gösteriyor..

"Mezarının nerede olduğunu kimse bilmiyor "demek bile; "Musa öldüğünde konuşmalara kimse şahit olmadı, biz RAB'la aralarındaki konuşmaları taktirlerimize göre yazdık" demektir. "Tanrı ile Aralarında konuşma olsada olmasada, o dağda buluşsalarda buluşmasalarda biz yazdık". Biz yazdığımıza göre, artık o sözler Tanrı sözü olmuştur" demiş oluyorlar.

" Tanrının sözcüleriyiz, katipleriyiz, Tanrının yerine konuşanlarız, Tanrının ne söyleyip söylemiyeceğine karar verenleriz" demiş oluyorlar.

"Bu yazdıklarımıza itiraz edenler, Tanrı sözüne itiraz etmiş olurlar, Din dışı sapkınlardan ilan edilirler. Tanrının sözlerini kale almayanlar, Tanrı tarafından cezalandırılırlar" diyorlar.Ve hemen "Tanrı adına, Tanrı için, Tanrı emri" doğrultusunda gönü rahatlığı ile aldıkları (kendi kendilerine verdikleri) öldürme ruhsatına dayanarak, katliam emirlerini verebiliyorlar.

Örneğin;"Bizim Tanrımıza kitaplarımızda yazdığımız şekilde inanmayıpta, "Alemlerin Rabbi Allah" imanı taşıyanlar, ÖLDÜRÜLMEYİ HAK edenlerdir." diyorlar ve Öldürme ruhsatlarını kendi kendilerine kuşanmış oluyorlar.

Yazara göre; Musa ve Rab yanında başkaları yokken, (bu ölüm sahnesinin de içinde yazılı olduğu) RAB ile konuşmaların kendilerine nasıl ulaştığı, konuşulanları aradan geçen zamana rağmen, nasıl elde ettiklerini izah edilebilmenin tek yolu, bu metinlerin başkaları tarafından, çok sonraları gerektiği biçimde yazıldığını söylemek olacaktır.

Yasa Kitabı .....33:6 RAB onu Moav ülkesinde, Beyt-Peor karşısındaki vadide GÖMDÜ. BUGÜNE DEK mezarının nerede olduğunu kimse bilmiyor.

Aynı şekilde Musa öldükten sonra tutulan 30 gün geçmiş ama Musa'nın dediği kitaba kaç gün yas tutulduğu yazılabilmiş. Soğuk kış günlerinde, yanan soba etrafında anlatılan hikayeler kıvamında ifadeler birbirlerini kovalıyor.

Yasa Kitabı .....33:8 İsrailliler Moav ovalarında Musa için otuz gün yas tuttular. Sonra Musa için ağlama ve yas tutma günleri sona erdi.

Bu satırların yazılması en azından, Musa'nın yardımcısı denilen Yeşu'nun zamanında veya ölümünüden sonra olduğuda "İsraillilerin Yeşu'nun sözünü dinlediğini yazmalarından belli. Bu satırlar en son ne zaman düzenlendi, Yeşu, ne kadar daha kendisinin bilgeliğini anlatan ifadelerde bulundu da çıkarılıp, Yeşu kitabına alındı belli değil.

Yasa Kitabı.....33:9 Nun oğlu Yeşu bilgelik ruhuyla doluydu. Çünkü Musa ellerini üzerine koymuştu. İsrailliler onu dinliyor ve RAB'bin Musa'ya verdiği buyruklar uyarınca davranıyorlardı.

Hazır Tanrı sözü kitaplara katkıda bulunurken, kendisini yüceltmemek olmazdı. Tarihe not olsun diyede Musa'ya ait düşüncelerini de birbir sıralayıp içini de döküvermiş.Musa'nın ölümünden sonra olanları, Tanrı sözü diye kitaba alanın bu kadarcıkda olsun ayrıcalığı olmalı elbette. Yeşu kendisininde pek Musa'dan aşağı kalmadığını göstermek için, Şeria ırmağını nasıl kuruttuğunu (yardığını), toplumunu nasıl kurtardığını kendi kitabında anlatmaktadır.Musa'ya verildiği gibi kendisine de suyu kurutma (yarma) mucizesi verildiğini şöyle ifade ediyor.

Yeşu.........3:16 ta yukarıdan gelen sular durdu, çok uzaklarda, Saretan yakınında bulunan Adam Kentinde bir yığın halinde yükselmeye başladı. Öyle ki, Arava -Lut- Gölüne akan sular tümüyle kesildi. Halk Erihanın karşısından ırmağı geçti.
Yeşu.........3:17 RAB'bin Antlaşma Sandığı'nı taşıyan kâhinler, halkın tamamı ırmağı geçinceye dek kurumuş ırmak yatağının ortasında kıpırdamadan durdular. Böylece bütün İsrail halkı kurumuş ırmak yatağından geçti.

Tanrı katındaki ayrıcalığını, vaad edilmiş topraklara kendisinin liderliğinde girileceğini duyurarak da ifade etmiştir.
Yeşu ..............1:1 RAB, kulu Musa'nın ölümünden sonra onun yardımcısı Nun oğlu Yeşu'ya şöyle seslendi:
Yeşu...............1:2 ‹‹Kulum Musa öldü. Şimdi kalk, bütün halkla birlikte Şeria Irmağını geç. Size, İsrail halkına vereceğim ülkeye girin.
Yasa Kitabı......31:23 RAB Nun oğlu Yeşuya şu buyruğu verdi: ‹‹Güçlü ve yürekli ol! Çünkü İsraillileri, ant içerek söz verdiğim ülkeye sen götüreceksin ve ben seninle birlikte olacağım.››

Yasa Kitabı.....32:50 Ağabeyin Harun Hor Dağında ölüp atalarına kavuştuğu gibi, sen de çıkacağın dağda ölüp atalarına kavuşacaksın.
Yasa Kitabı.....32:51 Çünkü ikiniz de Zin Çölünde, Meriva-Kadeş sularında, İsraillilerin önünde bana ihanet ettiniz, kutsallığımı önemsemediniz.
Yasa Kitabı.....32:52 Bu nedenle ülkeyi ancak uzaktan göreceksin. Ama oraya, İsrail halkına vereceğim ülkeye girmeyeceksin.››

Bunları iç çekinmeden Tanrı sözü olarak yazıp, kutsal kitap olarak insanlara veriyorlar. Bu eylemleri sırasında Tanrı ediklerinden bile korkmadıkları belli. Onlar için, Tanrı tanıklığının herhangi bir TAŞ KADAR şahitlik değeri olmamalı ki, Tanrıyı değil taşı tanık gösteriyorlar. Ve bu tanıklık çok geçerli, korkutucu olmalı ki, Tanrı yerine taş şahitliği karşılıklı kabul görüyor. (Totem inançları da böyle doğmuş demek ki.)

Yeşu..............24:27 Ardından bütün halka, ‹‹İşte taş bize tanık olsun›› dedi, ‹‹Çünkü RABbin bize söylediği bütün sözleri işitti. Tanrınızı inkâr ederseniz bu taş size karşı tanıklık edecek.››
Yaradılıs........31/44 Gel anlaşalım. Aramıza tanık koyalım."
Yaradılıs........31/45 Yakup bir taş alıp onu anıt olarak dikti.
   
 

Tora grubu kitapların Tanrı sözü olmadığını, kendileri zaten ifade ediyorlar. Onların her harfi Tanrıdandır demeleri işin gereği. Tanrı inancı var sanılabilmesi için gereken davranışları ortaya koyuyorlar. Yoksa onlar, "ALLAH'tan", gelen neyi kabul ettilerde, hangi davete icabet uydularda, kendilerine gelmiş verilmiş olan kitabı korumuş olsunlar. Koruyacak olsunlar."ALLAH'tan", gelen herşeyi ters yüz eden, yapılması istenen herşeyi red edenler, elbette kendilerine gelen kitaplarıda ters yüz edecek kendilerine uygun hale getirecekerdi.

Onlarda kendi ifadeleri ile "dikbaşlılıklarının" eseri olarak "İlahi olabilecek tüm değerlerden uzaklaştırdıkları kitaplarını meydana getirmişler.. Bu nedenlerden dolayı kitaplarının Tanrıdan olmadığını ifade eden, belirginleştiren ifadelere kitaplarında bol-bol yer vermişler.Yukarıda anlatılan, Musa'nın ölümünden sonraki olayların kitaba dahil edilmesinin bir nedenide, bu tür ilavelerle kitapların Tanrıdan olmadığını iyice vurgulamak olabilir.

Tanrıya kafa dikbaşlılıklarını birkez daha göstermek, antlaşma şartlarını belirleyen taraf olduklarını teyit etmek, "Tanrı adınada konuştuklarını" gönüllere teselli olarak sunabilmek amacıyla bu vurgulama ifadeleri aralara serpiştirilmiş olabilir. Yoksa yazanda biliyor Musa'nın ölümünden sonraki ifadelerin orada yer almaması gerektiğini. Yeşu Musa'nın ölüm sonrasını kendi kitabında yazardı. diğer Musa ile ilgili olayları yazdığı gibi. İnsanlarında Tanrı sözü olmadığına dair şüpheleri azalırdı.

Onlarsa kitapların kendilerinden olduğunu özellikle vurgulayan sözleri, hiç çekinmeden her harfi Tanrıdan dedikleri kitaplarına alabiliyorlar. Üstelik, Tora kitaplar grubu kitapları Musa'nın eksiksiz tamalayıp, Ahit sandığına koyduğunu vurguladıktan sonra bu ilaveleri yapanların amaçlarıda ancak böyle yorumlanabilir.

Yasa Kitabı....31:24 Musa yasanın sözlerini EKSİKSİZ olarak KİTABA YAZMAYI bitirince,
Yasa Kitabı....31:25 RABbin Antlaşma Sandığını taşıyan Levililere şu buyruğu verdi:
Yasa Kitabı....31:26 ‹‹Bu Yasa Kitabını alın, Tanrınız RABbin Antlaşma Sandığının YANINA koyun. Orada size karşı bir tanık olarak kalsın.

Kitap, AHİT SANDIĞINA SIĞMAYACAK ebatlarda olmalı ki; 2,5 *1,5*1,5 arşın (150*90*90) boyutlarındaki sandığa koyulamıyor.
Mısırdan Çıkış/Exodus....25:10 ‹‹Akasya ağacından bir sandık yapsınlar. Boyu iki buçuk, eni ve yüksekliği birer buçuk arşın olsun.

Eksiksiz olarak yazılıp Antlaşma sandığına koyulmak için Kahinlere / Din görevlilerine teslim edilen kitap, Musa'nın ölümünden sonra, alınıp MUSA'NIN ölümü ve diğer sahneler ilave edildikten sonra "her harfi Tanrıdan" diye takdim ediliyor. Herhalde bu sözleri bizlerle dalga geçmek için söylüyor olmalılar. Kutsal kitaplara bakış açılarını göstermek için vurguluyor olmalılar."Tanrı'da biziz, kitabıda yazan bizizi" dolaylı yoldan duyurmak için ilan ediyor olmalılar.

Var olduğunu bildikleri, "ALLAH'tan", korkularından bunları dolaylı yollardan anlatıyorlar. "ALLAH'ın", hesap gününden kurtulmak için ellerinin uzandıkları ile işbirliklerine girmeleri, Varlık BİR'liklerine (Varlık birliği / Vahdet-i Vücut) taraftar toplayabilmek için, bol vaadli, bol müjdeli yeni dinler icad etmelerinin sebepleride bunlar.

Şeytanın insanların dirilme gününe kadar süre verildiği sanısıyla (verilen süre kıyamete kadar) kıyamet günü ile hesap günü arasında, ALTIN ÇAĞ hayalleri kurmaları onları bu yola itmektedir. Hem Tanrı inancına sahip olduklarını zannettirecekler, İmanı yok ederek Tanrı inancını istedikleri seviyelere çekebilecekler, hemde arkalarına takıldıklarına inançsızlara ittifak kurduklarına aynı yoldayız mesajını verecekler.

Eksiksiz denilen kitabın, eksiklerini yeni antlaşmalar yaparak tamamlayan ANTLAŞMAYADA TAŞI ŞAHİT yapıp işi bitiren kutsal metin yazarı Yeşu.

Yeşu............24:25 Yeşu o gün Şekemde halk adına bir antlaşma yaptı. Onlar için kurallar ve ilkeler belirledi.
Yeşu............24:26 Bunları TANRININ Yasa Kitabına da GEÇİRDİ. Sonra büyük bir taş alıp oraya, RABbin Tapınağının yanındaki yabanıl fıstık ağacının altına dikti.
Yeşu............24:27 Ardından bütün halka, ‹‹İşte taş bize tanık olsun›› dedi, ‹‹Çünkü RABbin bize söylediği bütün sözleri işitti. Tanrınızı inkâr ederseniz bu taş size karşı tanıklık edecek.››
Yasa Kitabı....4:2 Size verdiğim buyruklara hiçbir şey eklemeyin, hiçbir şey çıkarmayın. Ama size bildirdiğim Tanrınız RABbin buyruklarına uyun.

Tanrının yasa kitaplarına ilaveleri, Yeşu yapmış olabilir mi? Hatta Tanrını Yasaları dedikleri kitabı Musa yazmış olabilir mi? Olması mümkün değil çünkü kendilerinden yüzlerce yıl sonra gelen, EDOM KRALLARININ isimlerini sıralıyorlar. Davut ve Süleyman zamanında yaşamış olan kralların isimlerini secere olarak veriyorlar.

Kimbilir o kitapları, kimler ismi geçenler adına, ne zaman yazdı? Tanrı adına, kendinden yüzlerce, binlerce yıl öncesi olayları kaleme alıp, "hepsi Tanrıdandır, Sina'da Moşe'ye verildi" diyenin, bırakın "ALLAH" imanının olmasını ve "ALLAH'tan" korkmasını, herhangi bir pagan dinine ait, Tanrı saygısı, Tanrı inancı olabilir mi?

   
  Musa ölmeden hemen önce kitabını tamamladığı ve Antlaşma sandığına bıraktığını, bırakılan bu metnin Yeşu tarafından ilaveler gördüğünü, yukarıda kendi sözleriyle sıraladık.Musa'ya verildiği söylenen, Tora grubuna ait Yaratılış kitabında Edom Krallarının ismi şöyle veriliyor

Yaradılıs...36:31 İsraillileri yöneten bir kralın olmadığı dönemde, Edomu şu krallar yönetti:
Yaradılıs...36:32 BEOR oğlu BALA Edom Kralı oldu. Kentinin adı Dinhava'ydı.
Yaradılıs...36:33 BALA ölünce, yerine Bosralı Zerah oğlu YOVAV geçti.
Yaradılıs...36:34 YOVAV ölünce, Temanlılar ülkesinden HUŞAM kral oldu.
Yaradılıs...36:35 HUŞAM ölünce, Midyan'ı Moav kırlarında bozguna uğratan Bedat oğlu HADAT kral oldu. Kentinin adı Avit'ti.
Yaradılıs...36:36 HADAT ölünce, yerine Masrekalı SAMLA geçti.
Yaradılıs...36:37 SAMLA ölünce, yerine Rehovot-Hannaharlı ŞAUL geçti.
Yaradılıs...36:38 ŞAUL ölünce, yerine Akbor oğlu BAAL-HANAN geçti.
Yaradılıs...36:39 Akbor oğlu BAAL-HANAN ölünce, yerine HADAT geçti. Kentinin adı Pauydu. Karısı, Me-Zahav kızı Matretin kızı Mehetaveldi.

Beor oğlu, Musa ve Yeşu zamanında yaşamış olan bir kişi. Edom'un beylık olduğu zamanında yaşayan gelişen bu olayara sonradan krallık yapan isimlerde eklenmiş.
Mısırdan Çıkış/Exodus....15:15 Edom beyleri korkuya kapılacak, Moav önderlerini titreme alacak, Kenanda yaşayanların tümü korkudan eriyecek.

MUSA'NIN SON GÜNLERİNDE; BEOR OĞLUNU ÖLDÜRÜP / ÖLDÜRTÜP, ARKASINDAN GELEN 7 KRALIN İSMİNİ YAZMASINA İMKAN VAR MI?
   
  Musa'nın Moab ovalarına yaklaşması üzerine, İsrail'lilerin ülkesine de saldıracağından korkar. Musa'nın, Amorluların ve diğer kralların ordularını nasıl yok ettiğini duyan, Moab Kralı Sippor oğlu Balak, İsrail'lilerle ordu savaşını kazanamayacağını anlar.

Çölde Sayım.....21:21 İsrailliler Amorluların Kralı Sihona ulaklarla şu haberi gönderdi:
Çölde Sayım.....21:23 Ne var ki Sihon, ülkesinden İsraillilerin geçmesine izin vermedi. .........................
Çölde Sayım.....21:24 İsrailliler onu kılıçtan geçirip Arnondan Yabbuka, Ammonluların sınırına dek uzanan topraklarını aldılar. ......................
Çölde Sayım.....21:35 Böylece İsrail halkı kimseyi sağ bırakmadan Og'la oğullarını ve ordusunu yok etti, ülkeyi ele geçirdi.

İnanç sistemleri büyü üzerine kurulmuş olan Kral, o devrin kahinlerinden olan Balam'dan yardım ister. Kral Balak, Beor oğlu Balam'dan Musa ve yanındakilere lanet okumasını ister.
Çölde Sayım.....22:2 Sippor oğlu Balak İsraillilerin Amorlulara neler yaptığını duydu.
Yeşu................24:9 Moav Kralı Sippor oğlu Balak, İsraile karşı savaşmaya hazırlandığında, haber gönderip Beor oğlu Balamı size lanet etmeye çağırdı.
Çölde Sayım.....22:6 Lütfen gel de benden daha güçlü olan bu halka benim için lanet oku. Olur ki, onları yener, ülkeden kovarız. Çünkü senin kutsadığın kişinin kutsanacağını, lanetlediğin kişinin lanetleneceğini biliyorum.››

Beor oğlu Balam önce kabul ettiği lanet okumayı, Tanrının araya girmesiyle (ve uzun uğraştırması sonucu. Tanrının eşeği konuşturmasına kadar uzayan bir uğraştırma) okuyacağı laneti duaya çevirmiştir.

Çölde Sayım.....22:12 Ama Tanrı Balama, ‹‹Onlarla gitme! Bu halka lanet okuma, onlar kutsanmış halktır›› dedi.

Tanrı bedduaya giden Balam'ın önüne çıkarak engel olmaya çalışıyor. Lanetin bedduanin tutacağından korktuğu belli. BALAM'ın karşı tarafı kutsaması sonucu kendisinin elinin olunun bağlı kalacağını, kabul eden İsrail Tanrısı, "sen dediklerimi tekrar et" diyerek kutsamayı tersine çevirme isteğini ortaya koyuyor. Kutsamadan doğacak sonuçlardan dolayı, korkularını ortaya koyan YAHVE BAŞKA TANRILARIN olduğunu da kabul ettiğini, onların gücünden çekindiğini de açığa vurmuş oluyor.

Eğer, kendisinin tek güç olsaydı, hatta öyle bir gücü olduğuna metin yazarları dahi inanmış olsaydı, caydıracak diye uğraşacaklarına, Balam'ı yok ediverirlerdi. Eğer Tanrı olarak işaret ettikleri, Tek GÜÇ olmuş olsaydı, bedduaları kabul etmeyerek Balam'ın çabalarını boşa çıkarırdı. Tanrı olarak, okunan lanetleride geri çevirrip çok sevdiği İsrail halkını da korumuş olurdu. Böylece ne eşeği konuşturmakla uğraşılırdı, nede Baal'a dil döküp tuzaklar hazırlatmaya. Tanrı denilen olgu, büyücü ile pazarlık yapıyorsa, aynı kaynaktan besleniyorlar demektir. Yahve neden BAAL'ın Tanrıya yada bildiği bir güce yalvarmasından bu kadar korkmuş olabilir?


Çölde Sayım.....22:20 O gece Tanrı Balama gelip, ‹‹Madem bu adamlar seni çağırmaya gelmiş, onlarla git; ancak sana ne söylersem onu yap›› dedi.

Sonunda Balak, lanet okumayan Balam'a kızarak ülkesine döner.
Çölde Sayım......24:15 Sonra Balam şu bildiriyi iletti: ‹‹Beor oğlu Balam, Gözü açılmış olan,
Çölde Sayım......24:10 Balama öfkelenen Balak ellerini birbirine vurarak, ‹‹Düşmanlarıma lanet okuyasın diye seni çağırdım›› dedi, ‹‹Oysa üç kez onları kutsadın.
Çölde Sayım......24:25 Bundan sonra Balam kalkıp evine döndü, Balak da kendi yoluna gitti.
   
  Aradan geçen zaman içinde MOAV'lı kadınlar İsrail'llere fuhuş için gelip gitmeye başlarlar. Bu nedenle İsrail'lilerin arasında hastalık yayılır. Yayılan hastalıklardan ölenlerin sayısı 24.000 kişi olmuş

Çölde Sayım......25:1 İsrailliler Şittimde yaşarken, erkekleri Moavlı kadınlarla zina etmeye başladı.
Çölde Sayım......25:9 Hastalıktan ölenlerin sayısı 24 000 kişiydi.

Kadınlardan etkilenen İsrail'li erkekler Moav ilahlarına sunular sunup ona tapmaya başlarlar ve bu durum kıskanç tanrı Yehova'yı kızdırır.
Çölde Sayım......25:2 Bu kadınlar kendi ilahlarına kurban sunarken İsraillileri de çağırdılar. İsrail halkı yiyeceklerden yedi ve onların ilahlarına taptı.
Çölde Sayım...25/3 Böylece Peor Baalı'na bağlandılar. RAB bu yüzden onlara öfkelendi.
Çölde Sayım...25/4 Musa'ya, "Bu halkın bütün önderlerini gündüz benim önümde öldür" dedi, "Öyle ki, İsrail halkına öfkem yatışsın."

Başka ilahlara tapmanın ve hastalığın yayılma sebebi olarak Midyanlıları gören Tanrı, Musa'ya kesin emir vererek hepsinin yok edilmesini ister
Çölde Sayım......25:16 RAB Musaya, ‹‹Midyanlıları düşman say ve yok et›› dedi,

Öç alındıktan kısa bir süre sonra öleceğini söylediği Musa ordu toplar ve Midyan'lıları kılıçtan geçirir. Bu olaydan hemen sonra 120 yaşında iken Musa ölür. Sürgün yıllarının son günleridir bunlar. Bu olaydan sonra Yeşu ile Vaad edilmiş topraklara girerler. (İşte kendilerince vaad girmişler. Hala VAAD EDİLMİŞ TOPRAKLARDA GÖZLERİ neden kalmış olabilir. Horoz ölür gözü çöplükte kalır derler. Topraklar onlara verilmiş ve oralarda yaşamışlar. Ellerinde tutunamayıp bölündülerse hala "vaad edilmiş topraklar bize verilecek" demenin alemi ne?)

Çölde Sayım......31:1 RAB Musaya, ‹‹Midyanlılardan İsraillilerin öcünü al; sonra ölüp atalarına kavuşacaksın›› dedi.
Çölde Sayım......31:7 RABbin Musaya verdiği buyruk uyarınca, Midyanlılara savaş açıp bütün erkekleri öldürdüler.

Bu savaş sonunda 5 kral ve BEOR oğlu BALAM'da öldürülür.
Çölde Sayım......31:8 Öldürdükleri arasında beş Midyan kralı -Evi, Rekem, Sur, Hur ve Reva- da vardı. BEOR oğlu BALAMI da kılıçla öldürdüler.
Yeşu................13:22 Öldürülenler arasında İsraillilerin kılıçtan geçirdiği BEOR oğlu falcı BALAM da vardı.

Gördüğünüz gibi BEOR oğlu BALAM Musa'nın son günlerinde öldürülüyor. BEOR oğullarının yaşadığı bu devir Musa'nın son günlerine rastlıyor.Bu durum tamamlanmış kitaba bir şekilde giriyor ama arkasına 8 kral daha eklenerek. Yeşu veya biri onun adına (büyük ihtimalle onun kitabınada ilaveler yapılmıştır) Musa'ya verildiği denilen kitaplara nasıl ilaveler yapıldığını söylüyor.

Yeşu............24:25 Yeşu o gün Şekemde halk adına bir antlaşma yaptı. Onlar için kurallar ve ilkeler belirledi.
Yeşu............24:26 Bunları Tanrının Yasa Kitabına da GEÇİRDİ. Sonra büyük bir taş alıp oraya, RABbin Tapınağının yanındaki yabanıl fıstık ağacının altına dikti.
Yasa Kitabı....4:2 Size verdiğim buyruklara hiçbir şey eklemeyin, hiçbir şey çıkarmayın. Ama size bildirdiğim Tanrınız RABbin buyruklarına uyun.

Onun kitabınada birileri onun ölümünü, gömüldüğü yeri yazdıkları gibi bilemediğimiz daha neler ilave edilmiş olabilir? Çok tanrı sözcülüğüne sayunmuşların olduğu yerde "her sözü Tanrıdan" olan kitapta ancak böyle yazılabiliyor demekki.

Yeşu.........24:29 RABbin kulu Nun oğlu Yeşu bir süre sonra yüz on yaşında öldü.
Yeşu.........24:30 Onu Efrayimin dağlık bölgesindeki Gaaş Dağının kuzeyine, kendi mülkünün sınırları içinde kalan Timnat-Seraha gömdüler.
   
 
   
  Görüldüğü gibi Musa'nın, Beor Oğlunun kılıçtan geçirilmesinden hemen sonra ölmüş olmasına rağmen, BEOR oğlu BALA ve 7 kral ismi daha, Sina'da Musa'ya verildiği ve onun tarafından tamamlandığı söylenen kitaplara ilave edilmiş durumda. Kral isimlerinin o listede yer alma imkanının olmadığını, yine kendileri ve Arkeolojik belgeler veriyor.

11 yüzyılda bu çarpıklığı, Musa'ya verildiği söylenen kitaplara yapılan bu ilaveleri dile getiren Isaac ibn Yashush, mensuplarının imanlarından ziyade kitabın koruyuculuğunu yapanlar tarafından “gaf yapıcı” damgasını yemiş. "Her harfi Tanrıdan" diye insanlara takdim ettikleri kitapların, ilahi hiçbir bağı olmadığının ortaya çıkmasını asla kabul etmeyen bu örtücüler ve yaldızcılar sınıfı, açığa vurulan bu çelişki karşısında çelişkiyi bulana her türlü hakaretleri yapmış olmalılar.

ALNINDAN ÖPÜP "AHİRET YAŞAMIMIZI KURTARDIN" DİYE GÖKLERE ÇIKARACALARI YERDE; DÜZENLERİNİ DİLE GETİRDİ, İNSANLARI UYARDI DİYE; ISAAC İBN YASHUSH'u "GAF YAPICI" OLARAK DAMGALAMIŞLAR. Bu damgalamadan da, hiç rahatsızlık duymadan da, "ALLAH'ın". hesap gününden hiç korkmadan da, ellerindeki kitabı her harfi Tanrıdandır diye sunmaya devam ediyorlar. Bu durumda bu kitaplara tabii olanlar, neye yada nelere inanıyor olabilirler?

SECDE ETME EMRİ ALACAK KADAR KENDİNDEN ÜST YARATILMIŞ, İNSANLARDAN FIRSAT BULDUKCA İNTİKAM ALAN / ALMAK İSTEYEN VARLIK
OLMASIN SAKIN. CIVIK BALÇIKTAN YARATILMIŞLARI KULLANAN, BUHUR DÜŞKÜNÜ CİN OLMASIN SAKIN.
KENDİNDEN OLMAYANLARI GÜNAH KEÇİSİ NİYETİNE, KAPORA NİYETİNE KEFARRETİ YERİNE SUNARAK KURTULACAĞINI SANAN, ŞEYTANİ CİNLER GRUBU OLMASIN SAKIN.

Uzak Doğu ve Pagan dinlerinde, bol bol alıştığı buhuru isteyen "Alladdinin lambasında" gizlenen CİN olmasın sakın.
İhtiyacı olan, insanlarsız ihtiyaçlarını gidremeyen, İnsanlara muhtaç olan, kendisine yeryüzünde yaşayan vucutlulardan BRİ'lik edinmek isteyen, bir yüksek mertebelere oturtulmuş CİN olmasın sakın.
Kendilerini hesap gününden kurtaracağını sandıkları, Varlık birliği için ittifaklar kurdukları, CİNLER olmasın sakın.
Peşlerine takıldıkları, sürekli vaadlerde bulunup, kan senaryoları türeten, kurtarmaya gelmesi beklenen ama buhura ihtiyacı olan Tanrı mı olur?

Açıklarını sürekli kapattıkları kitaplarında, Edom krallığının ne zaman kurulduğu şöyle anlatılıyor. Her harfi Tanrıdan" dedikleri E.AHİT tarihlerine göre; (Hz. Davut'un krallığından geri gelerek yapılan kronolojiye göre) M.Ö. 836 ile M.Ö. 828 tarihleri arasında, Yahuda kralı Yereşofat oğlu Yeroham döneminde ayaklanarak krallıklarını kuruyorlar. Resmi Tarihe göre: Yeroham, M.Ö. 849-842 yılları arasında Krallık yaptığına göre, Edom krallığıda bu yıllarda kurulmuş olmalı.

2 Krallar ......8:17 Yehoram otuz iki yaşında kral oldu ve Yeruşalim'de sekiz yıl krallık yaptı.
2 Krallar ......8:20 Yehoram'ın krallığı döneminde Edomlular Yahudalılar'a karşı ayaklanarak kendi krallıklarını kurdular.

Musa ile bir avuç oldukları günler geride kalmış, devlet kuracak hale gelmişler. Kurdukları devletide 100-150 yıl içinde parçalamışlar ve tek kraldan bir çok kralın olduğu kabileler sistemine geçmişler. Yahuda'dan bölünen Edomlularda Krallıklarını ilan etmişler. İsrail Tanrısının şimşeklerini üzerine çeken Yahuda Krallığı, böylece bir bölünme daha yaşamış.

2 Krallar .....8:19 Ama RAB kulu Davut'un hatırı için Yahuda'yı yok etmek istemedi. Çünkü Davut'a soyunu korumak için sonsuza dek bir ışık bırakacağına söz vermişti.

Beor oğlu Balam öldü hikayesinden sonra Edom tahtına geçen, Beor oğullarını birileri Musa'ya verildi denilen kitaplarda sıralamış. Oysa Beor oğlu Balam' ı, Musa son günlerinde öldürtmüştü, bu durumda yine Beor oğullarından olan diğerini ve arkasından gelenlerin tahta geçişlerini nasıl bilebilirdi. Beor oğullarından sonra, Edom kralı olan 7 kişinin ismi sayılıyor. Üstelik bu isimler yazıldığında, Esav soyundan türeyen ve Musa'nın kuzenleri sayılan Edom'lular, o dönemde beylikler halinde yaşıyorlar. Tıpkı Musa ve yanındakiler gibi. Henüz İsrail krallığıda kurulmamış.

Hadatlardan biri Davut ve Süleyman zamanında...

Yaradılıs.....36:39 Akbor oğlu Baal-Hanan ölünce, yerine HADAT geçti. Kentinin adı Pauydu. Karısı, Me-Zahav kızı Matretin kızı Mehetaveldi.
1 Tarihler.....1:50 Baal-Hanan ölünce, yerine HADAT geçti. Kentinin adı Paiydi. Karısı, Me-Zahav kızı Matretin kızı Mehetaveldi.
1 Krallar.....11:14 RAB kral soyundan gelen bir düşmanı, Edomlu Hadatı SÜLEYMANA karşı ayaklandırdı.
1 Krallar.....11:15 Daha önce, DAVUT Edomlularla savaşırken, ölüleri gömmeye giden ordu komutanı Yoav Edomdaki bütün erkekleri öldürmüştü.
1 Krallar.....11:16 Yoav ile İsrailliler Edomdaki erkeklerin hepsini yok edinceye dek, altı ay orada kalmışlardı.
1 Krallar.....11:17 Ancak genç HADAT, babasının görevlilerinden bazı Edomlularla birlikte Mısıra kaçmıştı.
1 Krallar.....11:21 Hadat Davutla ordu komutanı Yoavın ölüm haberini Mısırda duydu. Firavuna, ‹‹İzin ver, kendi ülkeme döneyim›› dedi.

KİTABI TAMAMLAMA TARİHİ İLE MUSA'NIN ÖLÜMÜ DOĞAL OLARAK AYNI TARİH OLMAK ZORUNDA. BEOR OĞLU BALAM'da BU TARİHTE ÖLDÜRÜLÜYOR.
   
 
   
  Söz Musa'dan, Mısır'dan açımışken oradan devam edelim: Mısır'dan çıkış, ne kadar TANRI SÖZÜ doğruluğunda ona bir bakalım? Daha doğrusu anlattıklarına, işaret olarak verdikleri, yazdıklarına detay ve ağırlık veren tarihlerin TANRI SÖZÜ olabilme ihtimali var mı bakalım? Somut olan bilgiler yanlışsa, soyut bölümde kalan vaadlerin doğru ihtimali var mı? Yaşanmış gerçek olaylar İnsanlardan yada ittifak kurduklarından, ama gelecekle ilgili vaadler, Ahiretle ilgili olanlar "Tanrı sözüdür" denilebilir mi?

Tanrı sözü içine insan sözü girerse, o metinlerin ilahi bir değeri ve geçerliliği kalır mı?
Tarihleri yanlış yazanların, kim bilir daha neleri keyiflerince işledikleri nasıl bilinebilir?
Kitabın Somut kısımda olanlarada "her harfi ile Tanrıdandır" demiyorlar mı?

Bir yanlış cümenin üzerine kurulan sistem, isterse dağları kaplasın, isterse insan ömrününün tamamını kaplasın sonuçta yaptıkları tüm ibadetler ve tapınışlar yanlıştır yada yanlışadır.

Geçen yüzyıla kadar, hatta bu yüzyılda bile "Tanrı sözüdür mutlaka içindekiler doğrudur" inancı ile neredeyse bilimsel kaynak haline sokulan kitapların, içinde yer alan çelişki örneklerini görelim.

Kitaplarını yaldızlamak açıklarını kapatmak için, sürekli, "Arkeolojik verilerde kitaplarımızı doğruyor" diyenlerin esasında bu sözleri ile saklamaya çalıştıkları neler? Beyinlerde şüphelerin oluşmasına, kalkan olabilmek, araştırmaların önüne geçebilmek için bu sözleri sarfetmiş olduklarını gösteren çelişkiler neler?

Mısır'dan çıkışın, Firavun II Ramses zamanında olduğuna, din adamları da bilim adamlarıda müştereken onay vermiş durumda. II Ramses olmazsa bir önceki yada bir sonraki sonraki Firavun'dur diyorlar.
   
 
 


 

Görüldüğü gibi, çıkış olayının M.Ö. 1313-1314 yılında gerçekleştiğini ve bu tarihin geçerli olduğunu öne sürüyorlar. Onların öne sürdükeri tarih, aslında mecburiyetler sonucu kabulledirmeye çaıştıkları tarihin en alt sınırı. Alt kısma kalan 250-300 yıllık zaman dilimini daha da işin içinden çıkılmaz hale getirmemek için tayin edebilecekleri en uç nokta.

Mecburiyetliklerinden dolayı saptadıkları bu tarih için herhalde; "RESMİ BELGELİ TARİH olarak II Ramses için, M.Ö. 1279'dan M.Ö. 1213'e kadar hüküm sürmüş diyebilirler ama siz onlara itibar etmeyin, onlar Asur ve Mısır krallarını tahmin etmeye çalışan bilim adamları tarafından, geçen yüzyılda derlenmiş bilgilerdir" diyorlar.

Kendi çakma tarihlerinin doğru izlenimi verebilmek, tarihleri ve belgeleri açığa çıkaran tarihçileri yanlayabilmek için, ortaya attıkları tez. KRAL-BUL LOTO.Geçen yüzyılda; tarihciler, Arkeologlar, üniversiteler, bilim adamları söz birliği ederek tahminlerde bulunmuşlar ve onlardan yana tarihleri 100 yıl kısaltmışlar.Peki bu yüzyılda yaşayan Arkeologlar, üniversiteler, bilim adamları daha da ötesi kolleksiyonerler, Ansiklopedi yapımcıları, Tarihi eser pazarlamacıları, özel müzelerde mi o tahminleri öylece kabul etmişler. Hiç biri "bunlar yanlış demediğine göre", kitaplarınızdaki tarihleri şöyle bir alt alta yazıp ortaya çıkan manzaraya bir bakıverseniz..Bilimsel sıralamalar, yaldızlamalarına engel olmaya başladığında, adı tahminler olup çıkmış

Gerçeği sıvamada, örtmede ustalarına taş çıkartan bugünkü, ara dolgucuların ve yaldızcıların sözleri böyle. Bu işi o kadar ileri getirmişler ki; her ansiklopedinin, her tarihi belgenin, her bilim adamının üzerinde mutabık kaldığı, kişilere ait olan tarihleri de değiştiriyorlar.

Çocuklar okullarında, Davut'un tahta geçişini M.Ö. 1000 olarak öğreniyorlar ama onlar bu tarihi M.Ö 879 olarak kabul ediyorlar. Bize göre böyledir diyorlar. Tüm belgeleride verseniz o tarih artık onlar için değişmez. Bunun böyle olduğunuda anlatmak için "Yahudi takvimine göre" diye yuvarlama sözlerine başlayarak işi geçiştiriyorlar. Oysa verilen tarihler, Yahudi takviminin Miladi takvime çevrilmiş hali. Gerçi Yahudi takvimi ile Miladi takvim arasında zaman büyüküğü açısından bir fark yok. Yıl başlangıç (yılbaşları) zamanları (içinde yüzer gezer diyebileceğimiz ritüelleri olan) farklı bir takvim. Her ikiside (Yahudier 2-3 yılda bir yaptıkları eşitemelerle) 365 günlük güneş yılının seyrini kullanıyor

(Ayın hareketlerine göre düzenlenmiş ve her biri 29 veya 30 gün süren Kameri aylarmış. Her İbrani ayı, yeni Ay'ın ilk görünüşüyle başlarmış Güneş takviminde 12 ay olarak hesaplanan bir yıl, Ay'ın hareketlerine bağlı olan bu takvim sistemine göre  12 ay "+ artık" günler olarak hesap edilirmiş. Güneş takvimiye, Ay takvimi arasındaki bu farkı kapatabilmek içinde;  İbrani takvimine belli aralıklarla "artık Ay" anlamına gelen "ADAR Ay'ı" ilave edilirmiş. Bu ilave etmeler her 19 yılda 7 kere olurmuş. Her 19 yılın 12'sinde 12 ay varken 3., 6., 8., 11., 14., 17. ve 19. yıllara "Adar II" ilave edilerek bu aylar 13 ay olurmuş. Yani ortalama her iki-buçuk yılda bir kez MİLADİ TAKVİMLE EŞİTLENİRMİŞ.)

Tek farklılıkları, YAHUDİERİN YARATILIŞIN KESİNLİKLE M.Ö. 3761 YILINDA OLDUĞUNU KABUL ETMİŞ OLMALARI VE BELİRLENMİŞ TARİHTEN GERİ ADIM ATAMAMALARI. HIRİSTİYANLAR İSE BU TARİHE ~4000 YIL OLARAK BAKIYORLAR. BU CİVARDA TARİHLER ÇIKARTIYORLAR.

BU TAYİN EDİLEN TARİH, ONLAR İÇİN ARTIK BİR MECBURİYET. EĞER ATARLARSA TANRI SÖZÜ DEDİKLERİ KİTAPLARININ BOYASI DÖKÜLMEYE BAŞLAYACAK. BİR KEZ DÖKÜLMEYE BAŞARSA DA ÖNÜNE GEÇİLEMEZ.

Yahudiler, Takvimin başlangıcı olarak bir dönem Mısır'dan çıkışı, bir dönem Babil sürgününü (M.Ö. 586), bir dönem Mabetin 2. inşaatını (M.Ö.520) almışlar. M.Ö. 1. yüzyılda, Haham Hillel, E.Ahit üzerindeki çalışmaları sonucunda; Adem'in Yaratılışının, o günkü bigilere dayanarak M.Ö 3761 (bugünkü takvimle) olduğunu hesap etmiş. Bu hesaplamalarını takvim başlangıcı olarak önermiş. Böylece Yahudi takvimini başlangıcı olan, "M.Ö. 1 Tishri 3761" tarihi yaratılışın ilk günü olarak kabul görmüş ve takvimin temelini oluşturmuş. Yahudi kabullerine göre 2010 / 1 yılı 3761 + 2010 / 1 = 5771 yılı oluyor. (Yılbaşları Eylül ayı oduğu için miladi iki yılı kapsar gözüküyor)

Arkeolojik ve bilimsel çalışmalar sonucunda, hesaplamalarda kullanılan kitaplarındaki tarihlerin, yanlış olduğu ortaya çıkmış, çıkmasına ama birkere tarih saptanmış ve kutsanmış. Bayramlar, kutsal günler ona göre atalar tarafından yerlerine oturtulmuş. Bu saptamaların hepsininde "Tanrı'nı her harfine kefil" olduğu kitaplara görede olduğu ilan edilmiş. Üstüne üstlük Tanrının kozmik saati bu tarihe göre başlattığıda (espiri mahiyetinde bir benzetme ile) duyrulmuş.

Bugün için Tanrının kozmik saatinin 3761+ 2010/1 =5771 yılında oldukları tüm birimlerin de yazmaktadır. Artık Yaratılış tarihini değiştirmeleri söz konusu bile değil. Bu durumda geriye yapılacak tek bir şey kalıyor, o'da Yahudi takvimi ile Miladi takvim arasında açığa çıkan 250 senelik farkı bir yerlere gizlemek. Bir yerlere kamufle edebilmek için örtme ve yaldızlama operasyonlarına hız vermek.

Örtmeye, gizlemeye, çarpıtmaya alışık olanların torun-torunları, üstadlarının yüzlerini kızartmayacak çalışmalara girerek, MIZRAĞI ÇUVALA SOKMUŞLARDIR. Mızrak herne kadar, dışardan bellide olsa, sonuçta bir kılıf içinde durmaktadır. Ne zamanki üzerine oturma zorunda kalırlarsa, o zaman onun esasında mızrak olduğunuda itiraf edeceklerdir. İş işten geçmeden, geri gelmesi imkansız kayıplara uğramadan, oturtulmak istedikleri yeri en azından "elleri ile şöyle bir yoklamalarında fayda var" derim.

Üniversitelerinde de, bilim platformlarında da M.Ö. 1000 yılını okuyorlar, okutuyorlar ama tüm gerçekliğine rağmen kitaplarındaki bu çelişkileri gidermek için uğraşmak şöyle dursun, üzerlerini olmadık savunmalarla örtmeye çalışıyorlar. En büyük kalkanlarından biride elbette, KEHANET diyebir takım zırvaları öne sürerek gözleri boyamaları ve düşünceleri bulandırmaları.

Yaratılış ve tufan tarihini bilmeyenlerin yazdığı kitapta tarihler verilerek, bugünlere adaptasyonu sağlanan, bir takım halisülasyonlara ve sanılara dayanan ifadelerin doğruluğu, söz konusu olabilir mi? "ALLAH", ortaklar koşan, oğullar isnat edenlere, butür imkanlar verip imtiyazlar tanır mı? Bugünkü dünyada işlerini görebilmek, ellerindekileri koruyabilmek, bizde semavi dinlerdenizin inandırıcılığını artırabilmek için kullanıyorlar.

Kehanet tüccarları tarafından her kapıyı açan anahtar niyetine piyasaya pompaladıkları sanılara, "KEHANET" adını takmışlar. Yaşanmış olaylardan neleri, kitaplarına doğru alabilmişlerde gelecele ilgili ahkamlar kesip, toplumları peşlerinden sürüklüyorlar.

"Mesih gelecek" ama kesinlikle onlara gelecek. İman kavramına sahip olan böyle bir çıkarımı kabul edebilir mi? "ALLAH", pagan inançlardan örnekler sergileyen, "ALLAH'tan" gelen herşeyin üzerlerini örttükleri yetmiyormuş gibi bu alışkanlıklarını, Arkeolojik belgeli verileri bile köreltmede sürdürenlere, yaptıklarınız az der gibi birde Mesih gönderecek. Dünya zülmünün temsicilerine zülümlerini daha da artırsınlar diye ruhsat niyetine Mesih gelecek. Hiç bu isteğin veya kabulün akılla, vicdanla, inançla, gelecekle bir alakası olabilir mi?

   
 
   
  HIRİSTİYAN ve YAHUDİLERE GÖRE; E&Y.AHİT KAYNAKLI YARATILIŞ SECERESİNİN İŞLENDİĞİ "ADEM - MİLAD KRONOLOJİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Konsillerle, konseylerle, kilise babaları ile, rivayetler ile metin içi düzenlemeler ile, cümle kesme/cümle birleştirmeler ile, noktalamalar ile ve en önemlisi tercümeler ile yıllar içinde rutuşlar, maskelemeler yaparak, kitaplarını üretken metinler haline getirdiler.

Sımsıkı sarıldıkları, son umutları kehanet dedikleri oluşumlarla çözüme ulaşacaklarını sananlar, gözlerini ve kulaklarını kapamış olarak, kurtuluş hikayeleri anlatmaktadırlar. Bu hikayelerinede kutsal kitaplarındaki bazı maddeleri delil olarak göstermektedirler. "Bozacının şahidi şıracı" misali bir elleri ile yazıyorlar diğer elleri ile işaret ediyorlar.

(Kehanet oluşumu tıpkı sirke yapımı gibi birşey. Çürümüş, çürüyecek ne varsa mayalanması için bir kaba doldurursunuz. Eğer ayrı ayrı kehanetler/sirkeler isteniyorsa her bir cins ayrı ayrı bölmelerde fermentasyona tutulur.Ya da meyvalar arası diyalog/kokteyl olması isteniyorsa hepsi bir araya toplanır.Sirkenin sertliği yapanın maharetine bağlıdır. Sertliğinin zararı ise küpü ile içenin miğdesinedir. Şıra yapımında benzer teknik kullanılır. Burada dikkat edilen husus, şıranın alkol seviyesini kontrol altında tutabilmekler ilgilidir. Üzüm suyunun şıra kıvamında kalması amaçlansa da, genellikle bu ayar şarap konumuna doğru bir seyir izler. Elbetteki lezzeti yakalamak için gerçekleşen bu geçiş asla alkol oranını artırıp şarap (asla ve katiyen) yapıp içmek amçlı değildir. Elde edilen sıvı, şıra niyetine afiyetle içilir. Tüm bu iyi niyete rağmen helallik sakatlanmış zararı "korkmayın, bu şıradır için ben kefilim" diyene ve çığırtkanlık yapanlara, tellal tutanlara olmuştur. Başı dönmesine rağmen, rahatlık ve ferahlık vermesine rağmen, tadı farklı olmasına rağmen, hala içmeye / tatmaya devam edenlerde "içtiğimiz şıradır, ferahlığı efendinin kudretindendir " diyerek paketleyenler, işi bilmemezlik sınırında tuttukları için zarara uğrayacaklardır.
   
 
   
  Sadece 223 yıllık oynamalar olsa "yine neyse ne?" denilebilir. Gerçektende Arkeologlar KRAL-BUL LOTO mu oynadılar sınırına kadar gidilebilir. Ama örtme, yaldızlama işi, sadece Arkeolog şaşırmasıyla kapatılamayacak çeşitlilikte. "Her harfi Tanrıdan" dedikleri kitaplarında yazan sürelerle de oynuyorlar. Bu süre oynamalarını da mı? Arkeolog sahtekarlığına, kronoloji sahiplerinin yalancılığına, bilim adamı kumarbazlığına (kendilerinden olmayan) bağlıyacaklar. ör: Mısır sürgünü Yahudi takvimine göre 210 yıl sürmüş.

Görüldüğü gibi Davut ve Süleyman'da geriye doğru farklar oluşturuluken amaçları doğrultusunda, II Ramses'in hüküm sürdüğü yılların son günleri birden bire ileriye M.Ö. 1313-14 yılına atılıvermiş. Gerçekte ise; Arkeolojik belgelerle düzenlenmiş kronolojiye göre, Davut ile II Ramses arasındaki fark; M.Ö. 1279-1000=279 yıl iken, yapılan denkleştirme operasyonu sonucunda 1313-877= 436 yıl oluveriyor.

BELGELİ OAYLARI / TARİHLERİ BÖYLE ÇARPITANLAR; "GÖRDÜM" DİYEREK NAKLEDİLEN İFADELERİ BİLE, "GÖRMÜŞ-MÜŞE" ÇEVİRİRKEN KİMBİLİR NASIL ÇARPITMIŞLARDIR?

Kendi DİNDAŞLARININ, kendi VAKIFLARININ, kendi KURUMLARININ, kendi AKADEMİLERİNİN, kendi MÜZELERİNİN, kendi SPONSORLARININ, kendi DİNLERİNDEN ARAŞTIRMACILARININ bulduğu tüm BİLİMSEL KANITLARIN ORTAYA KOYDUĞU GERÇEKLİĞE RAĞMEN, ketum bir davranışla hala 2000 yıl önce alınan bir karara uyacağız diye tüm gerçekleri teryüz eden bir anlayışa sahip olanlar zaten ALLAH'tan gelmiş, gelecek tüm ilimleri gözleri kapalı redetmişler demektir.

Tüm bilgileri kolleksiyonlar haline getirip, bilim adına, dünya mirası adına depolarında sergi salonlarında, müzelerde, kasalarda tutanlar, koruma altına aldıranlar, tüm gerçekleri alt üst eden, yok sayan ellerindeki kutsal saydıkları ifadeleri SAVUNMAKLA; / TANRI SÖZÜDÜR demekle; aslında "Tanrı adına karar verenlerin kendileri olduğunu" kendi, atalarının Tanrı adına gerekli kararları aldığını söylemiş oluyorlar.

Her yeri çelişkilerle dolu kitabın, kendileri dışında bir kuvvet, bir olgu tarafından verildiğine inanıyorarsa; vaaderin doğruluğundan nasıl emin olupta, Ahiret yaşamlarını o sözlere emanet edebiliyorlar?
Yaşanmış olayların isimlerini bilmeyen, tarihleri sallayan nasıl olurda gelecekle ilgili oluşumlara yön vereceğine insanları ikna etmiş olabilir? İnsanlar nasıl herşeyi karıştıranın Tanrısal olduğuna inanmış olabilir? Gelecek ve Ahiret hakkında kestiği ahkamların ne değeri olabilir? Gözünün önündeki yaşanmışları bilmeyen gelecekteki yaşanacakları nasıl bilebilir? YARATILIŞ ve TUFAN tarihlerini bilmeyen, GELECEĞE DAİR NE BİLEBİLİR?
   
  Neden burada Davut'un tahta geçişi, M.Ö. 1000-877=123 yıl öne alınırken (bugüne yaklaştırılıken), II Ramses'in Ölümü M.Ö. 1213- 1312=100 yıl geriye öteleniyor? Bunun nedenleri, 250 yıllık tarih farklılıklarını gidermektende öte amaçlar içermektedir. İşleri gerçekten zor. İşeri sadece tarihler arasındaki farkları kapatmak değil, anlatılan olayların zaman içindeki ara mesafelerini de koruyarak bu tarih yedirmelerini yapmaları gerekiyor. (II. Ramses, Musa'nın denizi geçtiği gün ölüyor M.Ö. 1312)

Kutsal kitaparındaki sallama tarihlerin doğru görünümlerini sağlamak en azından öyleymiş görünümü vermek işin en zorlu kısmını oluşturuyor. Yani hem 250 yıl mesafeyi kapatacaklar, hem sallama tariherin arasındaki mesafeleri koruyacaklar hem sabitleri kulanacaklar, hem belgeli tarihlere kafa tutacaklar, hemde tarihleri oynak hale getirip işi halledecekler.

İşte örnek:Yusuf'un (Yakup'ta olabilir aralarında 26 yıl fark var) Mısır'a yerleşmesi ile Musa'nın Mısırdan çıkış zamanı arasında 430 yıl. Mısırdan çıkış ile Süleymanın krallığının 4. yılı arasında geçtiğini söyledikleri 480 yılık sabitler var. Toplam olarak 480+430=910 yıl sabit dilimle, kapatılması gereken 250 yıllık fark var.

Kitaplarında secereye ait ömürlerin fazlaca verilmediği, iki bögeden bir olan 930 yıllık bu dönem (ikinci bögede sürgün dönüşünden İsa'nın doğumuna kadar olan dönem) iki tane ifadye, zor oynanır hale getirilmiş. Aksilik bu ya verilen 430 ve 480 yıllarda kafadan atma oldukları için (kafadan atma oldukları yazının ilerenen bölümünde görülecek) aslından uzun bir zaman dilimini içeriyor.

250 yıllık Zaman dilimi yedirilmeye çalışılırken, burada mecburen zaman dilimi aslından uzun hale getirilmek zorunda kalınıyor. (Araya sokabiecekleri isimler olmadan secere sıralanmış) "Tanrı'dan" denilerek çok bilmiş edalarıyla, kendilerini atadıkları Tanrısal makamlarıya, bilge kişi kimlikleriyle yazılmış eserlerin kurtarıması içinde, bu tür tarih oynamalarına katlanılıyor.Yoksa; "biz kitabı koruduk kitapta bizi korudu" sözünü nasıl sologan olarak kullanabilecekler. Kitabın boyası döküldüğünde, yani kitabı koruyamadıklarında bu sözün ne önemi kalır.

Mısırdan Çıkış...12:40 İsrailliler Mısırda DÖRT YÜZ OTUZ yıl yaşadı.
1 Krallar...........6/1 İsrail halkı Mısır'dan çıktıktan DÖRT YÜZ SEKSEN yıl sonra, Süleyman, krallığının DÖRDÜNCÜ yılının ikinci ayı olan Ziv ayında RAB'bin Tapınağı'nın yapımına başladı.
   
 
   
  Hıristiyanların miladi takvimine göre; Musa Mısırdan çıktıktan M.Ö. 1438-1279=159 sene sonra II Ramses tahta geçmiş bulunuyor.

Tıpkı kitaplarında; Tanrı "evreni yarattım" dediği tarihten, 300 miyon yıl önce Dinozorların (230milyon yıl boyunca) Dünyada hüküm sürmüş olamaları gibi, bir durum söz konusu. Tıpkı İnsanın yaratılma tarihi olarak verildiği yıllarda, Akad imparatorluğunun kurulma aşamasında olması gibi, bir durum söz konusu.
Tıpkı kitaplarında "Tufan oldu, sadece Sam, Ham, Yafet kardeşler kurtuldu" denildiği tarihlerde, Firavun'ların onbinlerce işciyi Piramit yapımlarında çalıştırdıkları gibi bir durum söz konusu.

Yahudierin bu çıkmazdan kurtulabilmek için, oynama özgürlüğü veren alanlarda tarihlere eksiltme ve eklemeler yapmışlar. II Ramses'e eklenen 34 yıllı zaman dilimiyle, Mısırdan çıkış II Ramses'in 1. yılına denk getirilmiş. Davut ve Süleyman'dan yapılan 123 yıllık eksiltme ilede, aradaki 480 yıl korunmuş. Böylece Mısırdan çıkış, Yahudi takvimine göre M.Ö. 1312 yılı olarak sabitlenmiş. (I Seti'nin verimesi ne olur ne olmaz amaçlı olsa gerek. "Oynama payımız saklı" derler ya!)

Ayrıca;Yaratılıştan, İbrahim'in doğumuna kadar geçen süre için 1948 yıl, Yakup'a kadar geçen toplam zaman dilimide, 2108 yıl olarak kitaplarında işlenmiş halde. Nesiller arasındaki yıllar kitap içi ifadelerle sabitlenmiş. Artık bu ifadeler üzerinde yapabilecekleri hiç bir şey yok. Milyarlaca nüshasi her yerde yayında. Yüzlerce yıldırda binlerce nüshaları insanların ellerinde vardı.

Tanrı sözü olan şeyler doğru kabulü çerçevesi içinde değerlendirildiğinden sorgulamadan uzak yılları rahatca geçirdiği ortada. Arkeololojik veriler bulgularıyla bilim sahnesine çıkmaya başladığında da, kitaplarının rahatıda bozulmaya başlamış olmalı. Bilgisayar ve internet yaygınlaşıncada, hatalar birbir ortaya çıkmaya başladı.Kitaplarının dökülen boyasını kapatabilmek içinde, kollar sıvandı. Bilimsel verileri ters yüz etme amelyesine başlandı.

Kitaplarındaki; HİÇBİR HATAYI KABUL EDEMEZLER, kitaplarındaki; HİÇBİR ÇELİŞKİYE "DOĞRUDUR" DİYEMEZLER, eğer bir kabul ederlerse, ellerinde kitap namına, kelime istesinden başka hiçbirşey kalmaz.

Yanılan, unutan TANRI İMAJININ ARKASINA KİM TAKILIR. Öyle tanrı inancı, PAGAN DİNLERİNDE BİLE İTİBAR GÖRMEZ. Görüldüğü gibi işleri çok zor. Kitaptaki hiçbir yanlışa, çelişkiye, hataya dokunmayacaksın ama kitabın doğru olduğuna da takipcilerini inandıracaksın. Bu nedenle tek çare olarak,bilimsel verileri yok eden yardımcı kaynaklar kullanarak işi bitirmek kalıyor.

Tanrının unutkanlığını, tabii olanların lehine kullanmak kalıyor.Unutkanlığı VAAD'e çevirmek kalıyor. Kurtuluşa IŞIK yapmak gerekiyor.Sonsuz yaşam hayallerine UMUT yapmak gerekiyor.

Affetmeye gerek kalmadan Günahları unutan Tanrı anlayışıda her ölümlünün arayıpta bulamadığı bir özellik olsa gerek. Kutsal metin yazarı, "Tanrı affeder" demiyor. Tanrı olarak benimsenenin unutkanlığından, hafızasının zayıflığından o kadar eminki, "TANRI UNUTTU BİLE" diyor. Sonra eli hiç titremeden, yüreği hiç ürpermeden "her sözü tanrıdandır" ismini verdikleri kitaplara bu ifadeleri yazabiliyor.
Eyüp....11:6 Bilgeliğin sırlarını bildirse! Çünkü bilgelik çok yönlüdür. Bil ki, Tanrı günahlarından bazılarını unuttu bile.

Tanrıcılık oynayanların salladıkları tarihler için gördüğünüz gibi, azbuz denge hesapları yapılmıyor. Öyle eskisi gibi, kitapları tarih kitapları gibi kabul görmüyor? Her yazılan gerektiğinde bulgularla karşılaştırılıyor. Ana ve birinci görevleri, imanları değil, meydana getirdikleri kitabı korumak olanlar, kitap dışı kronolojiler yayınlayarak, bilimsel verileri alışkanlıklarından olsa gerek teryüz ediyorlar.

Yahudilere göre İbrahim'in doğum tarihi, MÖ. 1812 kabul edilmiş. Aslında her harfi Tanrıdan dedikleri kitaplarına göreyse, M.Ö. 3761-1948= 1813 yılı. Onların hesabına göre YARATILIŞ M.Ö. 3761 değil kendilerini yalanlayarak M.Ö. 3760 ilan etmiş oluyorlar. (1812+1948=3760) Onlarda, Yahudi Tarih Takvimi olarak düzenledikleri kronolojide, bu tarihi (M.Ö. 1812 Aritmetik ortalama tarih) kullanmışlar. Secere boşluklarını değerlendirdiklerini düşünerek yapılan bu operasyon, ilerde ne komikliklere yol açacak, kendi kendilerini nasıl yalancı duruma düşürecekler göreceğiz. Secrelerin verilmediği iki bölgeden biri, kitaptaki iki ifade nedeni ile harcanınca geriye komiklik üretmekten başka çareleri kalmıyor.
   
  Krolonojideki tarihler ve zaman dilimleri, Ahit kitabında baz alınan noktalara göre, "doğal olarak" değişiyor. "Doğal olarak" değişiyor tanımı rahatlıkla kullanılabilir. Zaten kitaptaki TUTARSIZLIKLAR yazının konusu değil mi? Bu tçelişkiler nedeni ile bu tablolar yapılmıyor mu?

Başlangıç noktasını Süleyman, Davut değilde Babil sürgünü dönüşü yada tapınağın 2. yapılışını baz aldığınızda, aynı kitap ifadeleri kullanıldığı halde, 50 yıla varan sapmalar ortaya çıkıyor. Arkeolojik verilere, bulgulara dayanarak, Davut'un tahta geçişi M.Ö. 1000 yılı olarak alınarak yapılan tablodaki tarih, 2. Kriyos'un Babil'i alma (sürgün dönüşü olan) tarihinden başlattığınızda, birden bire 1049 oluveriyor. (yine Davut'un Tahta geçiş yılı)

Aynı Ahit maddelerini işlediğiniz halde, bu tür oynamalar her baz alınan nokta için, değişken hareketli kronolojiler sunuyor. "Tanrı sözü" olarak takdim edilen ama atalarından kalmış, sanılara dayanarak yazılmış eserlerden de bu beklenir.

Ayrıca bu oynaklık yetmezmiş gibi, Yahudi tarafının kendilerince geliştirdikleri kronolojiyi de bu tablolara eklediğinizde; kimler yaşamış, kimler ölmüş hepten karışıyor. Öyle değil mi? Birileri herhangi bir tarihsel sıralamanın yapıldığı listeye, 300 yıl ekler yada çıkarırsa, iskontolarla yetinmeyip, 120-150 yılıda görmezlikten gelirlerse, sayarlarsa ortaya bir çok neslin yok edildiği listeler çıkar.Bu öyle bir listedir ki, yok ettiği nesilleri örtmek için; başka nesillerden çalıntı yapılmış, gerektiğinde de görmemezliğe gelinmiştir.

Tıpkı Dinozorları ve ilk yaratılan insanları, Akad imparatorluğunu, Urfa Göbeklitepe gibi yerleşimleri, Firavunların Piramit inşaatlarını görmemezliğe gelip, onları YOK BİLMESİ / zannetmesi gibi, 400 yılda onlar için yok olabilir. (Yazının ilerleyen bölümlerinde bu sapmaları içeren tablolar işlenecek)

Yaratılışın M.Ö. 3761 YILINDA OLDUĞUNU İDDİA EDENLER İÇİN, YOK SAYDIKLARI 400-450 YIL İDDİA RAKKAMLARININ %10'dan fazla. Tanrı olarak işaret ettiklerinin hafızası M.Ö 3761 yılı ile sınırlı olduğundan 400 yıl hiçte önemli bir rakkam olarak gelmiyor olabilir. Milyarlarca yılın varlığından bile haberi olmayanın 400 yıldan habersiz olmasının ne önemi olabilir? Aynı şekilde ahiret yaşamının öyle yada böyle olması orayı kaybetmiş olanlar içinde birşey ifade etmiyor olsa gerek.
   
 
   
  Tarih oynamaları ve aralardaki süreleri kısaltmalara bir örnek, Yahudi takvimini kullanarak verilebilir. Tarihi öne ve geriye alarak, tarihi olaylara ait, bilimsel verilerin dışında bir kronoloji oluşturdukları yetmezmiş gibi, "Tanrı sözü" dedikleri ifadeleri hiçe sayarak, olaylar arasındaki yılları bir çırpıda (yaşanmış olaylarıyla birlikte) yok edivermişler.

(Örneğin Mısır'da Yakup ailesinin buluşmasının, İbranilerin Mısır'a yerleşmesinin, "1522+2011=3533. yılını anıyoruz" dediklerinde, aslında 1868+2011=3879. yılını kutlamış oluyorlar. Ahiret mutluluğunu başka mecralarda arayan ve tarif edenler için, gerçekler pek birşey ifade etmiyor olmalı.)

Kendilerinin öne sürdükleri tarihlerde bile, oynamalar yapıp seneleri yok edenler, kendi yazdıkları gerçeklerden bile vaz geçerek üstlerini örtenler, birilerinin "ben gördüm" demesi ile oluşturulmuş (kitaplardaki) vaadleri zaten kökten değiştirmiş olmalı.

Ezra önderliğinde, Babil sürgünü sonrası derlenen kitapların, doğruluk dercesi ne olabilir. E. Ahit'in son elden geçirenler Yeremya, Brauh, EZRA imiş..Derler ki; Ezra, Babil dönüş öncesinde herşeyi zaten hazırlamıştı. Tora grubu kitaplarda dahil, hepsi yeniden düzenlenmişti. Edom kral isimlerinin Yaratılış kitabında yer almasının nedeni de, Ezra'nın kendisini Tanrıcılık oyununa kaptırmasından olmuş. (Durumu diğer sezenlerle birlikte suskunlukla karşılamak, yerine açıklayanda hemen "gafcı" lakabının sahibi oluvermiş. Öyle kusurlar açık edilir mi? Görevleriniz kitabı korumak olduğunu bilmiyor musunuz? Neden açık veriyorsunuz? Size ne insanların imanından dercesine dışlanıvermiş.)

Ezra'nın, kitaplara el atmasını "Tanrıcılık oyununun" sonuçlarıdır derler. Doğru mudur? Bana göre doğrudur. Zerubbabil olayındaki, Tanrı sözü ifadelerden de öyle olduğu anlaşılıyor. Davut soyunun yerine belkide kendi soyunu geçirmek istemeside bu nedenle olsa gerek. Oysa; Ezra kendi atalarını sıralarken, Tanrı sözü kitaplarında secerelerini yayınlarken, atalarının soyunu bilmiyorki.

Kendi yazdığı kitaplarda, kendisi ile alakalı olan ifedelerde, hesaplamalarda bile hata yapan birinin Tanrı sözerine aracılık yapması düşünülebilir mi? Tanrı herşeyi birbirine karıştıranlara, VAYHİNİ EMANET EDER Mİ? ONLARI ARACI OLARAK KULLANIR MI? Yalan ve çıkar peşinde koşan, sürekli yanılanları kullanmak isteyeceklerde, nefisleri, egoları olabileceği gibi, yaratılmış olaylara misafir olan, varlıklar olabilir. (Ezra soyu Levi-Kehat- Amram'a ait 400 yıllık süreci içeren konuyle birlikte ele alınacak)
   
  BABİL SÜRGÜNÜNDE; İSA'ya ULAŞMADAN BİTEN DAVUT SOYUNUN İŞLENDİĞİ "ZERUBBABİL ve DAVUT SOYU" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
 
   
 

Tabii! kitaplarının her sözünü, kehanet olarak değerlendirenler, 70 hafta denilen süreleri birden bire, onlarla, binlerle çarpıp senelere çevirenler, Tanrı sözü olarak yazdıkları aşağıdaki ifadede 30 yılı hiç önemsememiş gözüküyorlar. Tanrı dediklerinin sözlerine itibar etmeyenler, sadece ellerindeki kitapların ilahi değerler taşıdığının sanılmasını istiyorlar.

Tanrı 30 yılda olsa hiç hata yapar mı? Söylediği 400 yıllık sözü unutupta, 430 yıllardan bahseder mi? Daha kimbilir neleri kitaplarında Tanrı adı kullanarak yanlış yazıp, neleri unutturmuşlardır? Tanrı dediklerinin hafızası, kutsal metin yazarlarının hafızası ve bildikleriyle sınırlı değil mi? Kimbilir ne boş sözleri peş peşe sıralamışlardır?

Yaratılış.......15:13 RAB Avrama şöyle dedi: ‹‹Şunu iyi bil ki, senin soyun yabancı bir ülkede, gurbette yaşayacak.DÖRT YÜZ yıl kölelik edip baskı görecek.

   
 
   
  Eski Ahitte, Musa ve Harun'un ölüm ve doğum tarihleri verilmemiş. Sadece kaç yıl yaşadıkları verilmiş. Kesin secereyi verebilmeleri içinde arada tadilatlar yapmaları / araya nesil sokmaları gerekiyor. Yakup'un 137 yaşında ölen 3. oğlu Levi, Levi'nin 133 yaşında ölen oğlu Kehat, Kehat'ın 137 yaşında ölen Amram'la secerede geçiştirilen yaklaşık 400 yıl öyle kolay kolay izah edilemez. Levi-Kehat-Amram el-ele tutuşurlarsa ancak aradaki mesafeyi kapatabilir gözüküyorlar. Elbette Amran'ın Halası Yokevet'le evlendiği göz ardı edilirse

Secere tablosunda Yaratılış tarihinden, Yakup'un ölümüne kadar gelinebiliyor. Yakup ile Yusuf'u birbirine bağlayan direk bir ifade yok. Yakup - kuyu - Mısır - gibi, isimlere ve olaylara ait çaprazlama kıyaslamalarla, Yusuf'un ölüm tarihi bulunabiliyor. Yusuf'a ait ölüm tarihinin bulunmasından sonra, Yusuf'un doğum tarihi, kuyuya atılış tarihi ve Firavun'a Vezir olma tarihleri ortaya çıkıyor.

Yusuf 30 yaşında Firavun hizmetine giriyor. 7 yıl bolluğun arkasından gelen, 7 yıllık kıtlık döneminin 2. yılında, Yakup'un geliyor.
Yusuf, Babası Yakup'a "kıtık 5 yıl daha sürecek" diyor.. 30 yıl hizmet + 7 yıl bolluk + 2 yıl kıtlık = 39 yıl yapıyor.

Yakup, 17 yıl Mısır'da yaşıyor. 17 yılı Yakup'un Mısır'a geldiği yıla eklersek; Yakup'un ölüm yılındaki Yusuf'un yaşını bulmuş oluruz.
Bu durumda Yusuf: 39+17=56 yaşında iken, Yakup ölmüş oluyor. Yusuf; 110 yaşında öldüğüne göre, Babası Yakup'tan 54 sene sonra ölmüş oluyor.
Yusuf'un, Yakup'un ölüm tarihindeki yaşı, Yakup'un ölüm yaşından çıkartıldığında ise;Yakup'un kaç yaşında iken Yusuf'un doğduğu bulunur.
Bu durumda; Yakup, 147-56 = 91 yaşındayken Yusuf doğmuş oluyor.
Yakup yaratılıştan 2256 yıl sonra öldüğüne göre, buradan Yusuf'un ölüm yılı yaratılıştan sonra 2310 yılı, doğum tarihide Yaratılıştan sonra 2200 yılı olarak çıkar.


Yaratılış.......41:46 Yusuf firavunun hizmetine girdiğinde OTUZ yaşındaydı. Firavunun huzurundan ayrıldıktan sonra bütün Mısırı dolaştı.
Yaratılış.......41:29 Mısırda YEDİ yıl bolluk olacak.
Yaratılış.......41:30 Sonra yedi yıl öyle bir kıtlık olacak ki, bolluk yılları hiç anımsanmayacak. Çünkü kıtlık ülkeyi kasıp kavuracak.
Yaratılış.......47:28 Yakup Mısır'da ON YEDİ yıl yaşadı. Ömrü toplam YÜZ KIRK YEDİ yıl sürdü.

Bu bilgilerinde işlenmesiyle Yaratılıştan, sürgün dönüşü ve tapınağın açılış tarihine kadar, Ahit verileri ile gelinebiliyor. Hatta farklı tarihler çıkmasına rağmen, tapınak sonrası Ezra'ya ait tarihlerle yaklaşık 80-100 yıl daha gidilebiliyor. TÜM BU KRONOLOJİYİ TEŞKİL EDEN TARİHLER, AHİT VERİLERİ kullanılarak listelenebiliyor.

Liste neden önemli. "Tanrıdan" dedikleri kitapların esasında, ataları tarafından yazıldığını ortaya koyan çelişkileri, hataları sergilediği için önemli. Örneğin Yahudilerin M.Ö 3761 yıl dedikleri, Hıristiyanların M.Ö.~4000 yıl diye telaffuz ettikleri (ucu açık--en fazla 6. gün başlangıcına kadar) yaratılıştan milada geçen sürenin, Ahit kitapların da verielen yıllar yerli yerine koyulduğunda, geçen sürenin M.Ö. 4164 yıl olduğunu gözler önüne seriyor. ("Yaratılış ve tüm tarihi olaylar onların dediği gibi olsun" kabuleriyle liste yapıldığı halde bildirdikleri tarihleri, kendi kitapları yalanlıyor. Kitaplarında olan bilgileride Arkeoloji yalanlıyor.)

(Yaratılış 6. günde olduğuna göre; insanın yaratıldığı ilk gün doğal olarak 6.günün içinde yer alıyor. Hıristiyanların M.Ö 4000' li yıllar olarak gördükleri yaratılış süresinin, ucu açıklığı 6. günün sabahı olan 4400 yıl ile sınırlı. Tanrı evrene ait sabah ve akşam yaratmadı mı? Sabah oldu akşam oldu demiyor mu? Tanrı yorulup dinlendiğine göre, sabah ve akşamda olduğuna göre, günün serinliğinde bahçelerde gezindiğine göre; mutlaka mesai saatleride vardır. Oysa onların yok saydıkları tarih milyarlarla ölçülüyor. Aklı kıt olanların kutsal metin yazarlığına soyunmaları sonucunda, ortaya koydukları eserlerden başka ne beklenir.)

Yaratılış..1:1 Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı.
Yaratılış..1:2 Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin KARANLIKLARLA kaplıydı. Tanrının Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu.
Yaratılış..1:5 Işığa ‹‹Gündüz››, karanlığa ‹‹Gece›› adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve İLK gün oluştu.
Yaratılış..2:2 YEDİNCİ güne gelindiğinde Tanrı yapmakta olduğu işi bitirdi. Yaptığı işten O GÜN DİNLENDİ.


(Ortaya çıkan M.Ö. 4132 gibi rakkamlara göre; Süleyman'ın torun torunu var-iken, esasında çocukları, torunları daha doğmamış oluyor. İsa'nın doğdu dedikleri tarihte, esasında "Tanrı sözü" dedikleri kitaba göre, İsa'nın doğmasına daha 132-154 yıl var. Çarmıha gerilmesine tanık olduk diye kaleme sarılanlar, esasında daha çarmıha tanıklık edebilmeleri içinde, 99-121 yıl gibi bir sürelere ihtiyaçları var)

165 yıılık zaman dilimi içinde kimbilir neler yok edildi? Neler görmemezliğe gelindi? Birde Yahudi takvimi açısından bakıldığında ortada sıkıştırılarak, bükerek yok ettikleri 4164-3761= 403 yıllık bir zaman dilimi var. Elbetteki tüm bu değerlendirmeler onların kitaplarında, "insan yaratıldı" dedikleri yıldan başlatıldı. Elbette tüm listeler, atalarının takdirlerine göre tayin ettikleri sürelere bağlı olarak hazırlandı.

Yoksa; "ilk insan yaratıldı" dedikleri tarihten bugüne geçen süre, (eniyi rakkamlarla) onbinlerle ifade ediliyor. Evrenin yaratılması, kitaplarında buyurdukları gibi, Yaratılış 6000+M.Ö 4000+M.S 2000= 12.000 senelik olay değil, milyarlarla ifade edilen bir zamanı kapsıyor.

Dünya üzerinde, Dinozorların hüküm sürdüğü yılların sayısı 230 milyon yılmış (300 milyon yıl önce oraya çıkmışlar, 65-70 milyon yıl önce ortadan kaybolmuşlar) Özetle; çuvalın içine koydukları mızrak öyle bildiğimiz savaş aleti botutunda olanlardan değil. Eyfel kulesini, karınca boyutunda görecek cinsten olanlardan. Biraz uzunca bir mızrak.
   
 
   
  HIRİSTİYAN ve YAHUDİLERE GÖRE; E&Y.AHİT KAYNAKLI YARATILIŞ SECERESİNİN İŞLENDİĞİ "ADEM - MİLAD KRONOLOJİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Burada uymak zorunda oldukları, bir 430 yılları var, 480 yılları var. İnanç dünyalarının temelini oluşturan, olmazsa olmazlarını işaret eden üç önemli dönüm noktasının işaretlerini, blok olarak kitaba girmiş olan ifadeler koyuyor. Söz konusu 430 ve 480 yıllar hareket alanlarının sınırlarını çiziyor.

Mısırdan Çıkış....12:40 İsrailliler Mısırda DÖRT YÜZ OTUZ yıl yaşadı.
Mısırdan Çıkış....12:41 DÖRT YÜZ OTUZ yılın sonuncu günü RABbin halkı ordular halinde Mısırı terk etti.
1 Krallar...............6:1 İsrail halkı Mısır'dan çıktıktan DÖRT YÜZ SEKSEN yıl sonra, Süleyman, krallığının DÖRDÜNCÜ yılının ikinci ayı olan Ziv ayında RAB'bin TAPINAĞI'nın yapımına başladı.

1. dönüm noktaları Yusuf'un Mısır'a gidişi
2. dönüm noktaları Musa'nın Mısır'dan çıkışı ve 10 emrin verilmesi
3. dönüm noktaları Süleyman'ın Tapınak inşaatına başlaması.

Musa ve Harun için doğum ve ölüm tarihleri verilmemiş demiştik. Ama ifadelerden birinde Firavunla konuştuğunda 80 yaşında olduğu yazılı. Ölüm yaşının 120, çölde kaldığı süreninde 40 yıl olduğunu biliyoruz. O halde; tapınak inşaatına başlanmasından 480 sene öncesine denk gelen Musa'ya kitabın verilme yılından, 80 yılı çıkardığımızda Musa'nın doğum tarihini bulmuş oluruz.

Mısırdan Çıkış....7:7 Firavunla konuştuklarında Musa SEKSEN, Harun SEKSEN ÜÇ yaşındaydı.
Çölde Sayım......33:38 Kâhin Harun RABbin buyruğu uyarınca Hor Dağına çıktı. İsraillilerin Mısırdan çıkışlarının KIRKINCI yılı, beşinci ayın birinci günü orada öldü.

Mısırdan çıkışta Süleyman'ın krallığının 4. yılından itibaren 480 yıl dendiğine göre; Musa'nın 80 yaşı ile 10 emrin verildiği tarihi buluyorsunuz. Artık geriye 40'ar yılları çıkartıp-ekleyerek diğer tarihleri bulmak kalıyor. Harun'la, Musa arasında, 3 yıl yaş farkı olduğu bilindiğine göre, Harun'la ilgili tarihleri de tespit edilmiş oluyor.

Mısır'dan çıkış tarihine kadar, Yahudiler Mısır'da 430 yıl kaldıklarına göre; 480 yıl eklenerek bulunan tarihe, 430 yılı da ekleyerek Yusuf'un (yada ondan sonra ailesi ile birlikte, 70 kişi olarak gelen -22 yıl sonra- Yakup'un) Mısır'a giriş tarihinide buluyorsunuz. Böylece, 147 yaşında ölen ve hayatının 17 yılını Mısır'da geçirdiği bilinen Yakup'un, doğum yılıda kolayca bulunmuş oluyor. Geriye kalan doğum ve ölüm tarihleri, zaten Kitaplarında sırası ile yazıyor.
   
 
   
 
   
 

Bütün bu verilerin ışığında, Eski Ahit'te verilen secere tarihlerini birleştirdiğimizde ortaya şöyle bir tablo çıkıyor. Yusuf'un, doğum ve ölüm tarihlerinin bulunmasıyla, artık arada belirsiz hiç birşey kalmamıştır. Yaratılıştan Babil sürgün dönüşlerine kadar verilen isimlere ait yaşları, saltanat sürelerini tabloya işlediğinizde kişilere ait tüm tarihsel hareketleri Ahit kitaplarına nasıl işlediklerini görebiliyorsunuz. Bu durumda secereye tersten de bakabiliriz. Milad ile yaratılış arasını tarihlendirirsek her iki yöndende sağlamalar yapabiliriz.


Her harfi Tanrıdan dedikleri kitaplarında verilen tarihlerle Arkeolojik verilerin nasıl çeliştiği ortaya çıkıyor. Örneğin: M.Ö 2000'li yılların başında, M.Ö. 2030 gibi doğduğu bilinen İbrahim, bu kronoloji sıralamasına göre M.Ö 2205 yılında doğmuş gözüküyor. Yahudiler ise, İbrahim'in M.Ö.1812 yılında doğduğunu; iddia etmenin ötesinde, tüm gerçekleri yok sayarak kabul ediyorlar.

Elde edilebilen, araştırılıp tespit edilebilen, bilinen tüm fiziki evrakları yok sayanlar, göremediğimiz sadece inanç olarak, iman duyguları ile baplandığımız iahi boyutla ilgili değerlerde kimbilir neleri yok ederek değiştirerek sunmuş olabilirler?

   
  Yahudilere göre ilk insan M.Ö. 3761 tarihinde ortaya çıkmış. Esprili tanımları (lafın gelişi diyorlar) ile Tanrı kozmik saatini o gün çıkarmış ve düğmesine basmış. Kozmik kronometre çelışıyormuş. Bakalım saat ne kadar doğru çalşmış. Tanrının saati yanılır mı? Asla yanılmaz.Ama tanrı diye benimsediklerinin saati, keyfiyet olduğu için hiçte doğru gitmez.Tanrı diye işaret ettiklerinin saatide, kutsal metin yazarlarının bilgisiyle sınırlı olduğundan, gelişmelere bağlı olarak, saat inanılmaz farklılıklar gösterebilir.

Daha doğrusu çalıştırmaya başladıkları saat, devirden devire sürekli değişiklikler gösteriyor. Yüzlerce yıldan beri, yarcısını bekler halde çalışmasını sürdürüyor. Bu nedenle din patronları, saati asla önderlik yaptıkları topluluklara ne gösterirler nede kullanmasını öğretirler. Atalarından kendilerine kalan öğreti gereği, saate bakarmış gibi yapar ezberlerini tekrarlarlar.Tik-tak sesini duyurmalarının nedeniyse saat çalışıyor zannedilsin.

Saatin guguk kuşu gibi. Ne bir fazla, ne bir eksik. Gugukları / gongları zaten sabit hale getirilmiş. Guguk kuşu konuşmaz ki. Esasında ötende o değildir. O sadece konu mankeni olarak, bir dışarıya sürülür, bir içeriye çekilir. Hiç bir istek onun için gerçerli değildir. Ayar yapılmadığı sürece, yanlış gugukladığını bilmediği gibi, onun için bir önemde arzetmez. Kozmik saati kullananlarda, hangi veriyi gerçek olarak kabul edip, yeni ayarlamalara girişiyorlar ki?

Sürekli ilerleyen bilim karşısında, Tanrı olarak benimsediklerinin saatini yan yayınlarıyla, terz-yüz etme hareketleriyle, örtme ve yaldızlam işemleriyle ayarlamış gibi yapıyorlar. saat sanki dakik olarak çalışıyor havasını estiriyorlar. Her arkeolojik belge, her antik dil çözümü, her buluntu Tanrı olarak benimsediklerinin, saatini yenden ayarma ihtiyacını doğuruyor ama onlar işi pişkinliğe vurup gerçekleri görmemezliğe gelerek, işlerini yürütmeye çalışıyorlar.

(Onlara göre; Adem'in yaratılışı ile Tanrı tarafından çalışmaya başlatıldıklarını söyledikleri Kozmik zaman sayacları 2010 itibarıyla 3761+2010=5771). (Takvim başlangıç aylarının farklılığı nedeniyle onlar 2011 yılının Eylül ayına kadar 5771 yılındalar. Onların takviminde başlangıç 1 Eylül, 1.Trişin)
   
  AHİT VERİLERİNE DAYANARAK; KRONOLJİYİ HEM YARATILIŞTAN MİLADA, HEMDE MİLADDAN YARATILIŞA DOĞRU DÜZENLEDİĞİNDE ORTAYA ÇIKAN TABLO.
   
 
   
 

MİLADA OLAN KRONOLOJİ HIRİSTİYANLARA GÖRE 165 YIL YAHUDİLERE GÖRE: 4164-3761=403 YIL FAZLALIK VERİYOR.

Tabloya Başlangıç tarihi olarak kullanılan, Krıyos'un Babil'i aldığı tarih M.Ö. 538 (sürgün dönüş tarihi) hariç tüm bilgiler Ahit kitabından. M.Ö. 538 tarihi de, bilimsel yayınlarda, okulların, üniversitelerin okuttuğu kitaplar da, ansiklopedilerde Babil'in alınışı olarak geçiyor.

İşin komik yanları var, tarhle çok oynayanların komiklik türetmekten başka seçemekleri olamaz demiştik. İşte size bir örnek:
"Yaratılış" dedikleri start noktasından, YehoyaKİN zamanına kadar, yani Nebukadnessar'ınKudüs'ü işgal etmesine kadar, verilen tüm rakkamlar, değerler her harfi Tanrı sözü dedikleri kitaplarından.

Kronolojilerine tersten bakarak kozmik sayaçlarını okuduğumuzda, "yaratılıştan" yani "-0-" noktasından, YahoyaKİN'in tahta geçişi/ indirilişi/ Nabukadnessar'ın Kudüs'ü işgal edişine kadar geçen süre; 3545 sene.Yahudi takviminde, YARATILIŞ M.Ö. 3761 YILINDA OLDUĞUNA GÖRE; YehoyaKİN'in zamanından, İsa'nın doğumuna kadar kalan süre sadece 167 yıl oluyor. M.Ö. 3761- 3545 = 167 YIL.

Evet yanlış okumadınız. İsa'nın doğumuna, yani milat -0- noktasına kadar kalan süre 167 yıl. YehoyaKİN zamanından, milada kadar kalan 587 yılı içine almak zorunda olan 167 YIL. Olur mu?

Dini, inancları, vahiyleri, yaşanmış gerçekleri ters yüz edenler için imkansız diye hiçbirşey yok. Gözlerini kapadıklarında Güneşi yok oluyor, kulakları tıkadığında feryatlar susuyorsa, 167 yıl meselesini neden halledemesinler ki? Düşünceyi bloke ederler, cambaza bak derler, bakın kitaptan Argemeddon çıkacak derler, Mesih beyaz atıyla gelip kurtaracak derler biraz krema, biraz yaldız katkısıyla çelişiyi örtüverirler. Özetle bostan hıyarı, Çengelköy bademi konumuna getirilmiş, tuzluyarak yedirilmiştir. Bu tür çözümleri / çareleri sürekli kullandıkları kitaplarına bakıldığında anlaşılmıyor mu?

Eğer tüm belgeli tarihide, "hayır" diyorlarsa hiç süpheniz olmasın, DİN DİYE SUNDUKLARIDA, GERÇEKTE HİÇ OLMAMIŞ, KENDİ SANILARINDAN İBARETTİR. İMANI DA BU ALIŞKANLIKLARINDAN DOLAYI YOK KABUL EDİYORLARDIR.

   
  Mısırdan çıkış ve Tora'nın verilme tarihleri ile Yakup'un ailesi ile birikte Mısır'a gitmeleri arasında kitaplarının ifadesi ile tam 430 yıl olması gerekiyor. Bu süreler kitaplarında ifade ediliyor. Kitabı koruma adına; bilimsel, gerçek, somut, ansiklopedik tüm saptamaları yok edercesine, sahte kronolojiler düzenliyorlar

Kitaplarının çelişkilerini kamufle edebilmek için yardımcı yayınlarla olaylara ait tüm verileri saptırıyorlar. İşte 430 yıl olması gereken, iki dönüm noktasındaki zaman aralığı, 210 yıl olarak alınmış. Uydurma kronolojiler düzenledikleri yetmiyormuş gibi, kutsal kitaplarındaki 430 yıllık arayıda, 210 yıla indirivermişler. AMA KİTAPLARINI KORUMUŞLAR
   
 
   
  Kitaplarında, 430 yıl olduğu TANRI TARAFINDAN SÖYLENMİŞ BU SÜRE, Yahudi tarihi dökümlerinde, bu iki tarih arasındaki süre; M.Ö. 1522-1312= 210 yıla indirilivermiş. AMA BU ARADA KİTABI DA KORUMUŞLAR. (Yazılma amacı her ne ise, yazılmasında kullanılan medtod her ne ise, onu orumaya devam etmişler)

Korumuşlar ama yan yayınları ile aslında Tanrının sürekli yanıldığını da ilan etmişler. Kitabı korumaları Tanrıdan geldiğine inanmalarından değil, atalarından vasiyet olamasından dolayı olduğu açıkca ortada İnanılmaz ÇELİŞKİLERE SAHİP OLAN METİNLER BLOĞUNUN, TANRIDAN OLMADIĞINI HATTA OLAMAYACAĞINI ONLARDA BİLİYOR. (kitap sayısal sistemleri içeren şablonlar çercevesinde yazılmış olmalı." Tılsım bozulur" diye onunla pek oynayamıyorlar anlaşılan -Vefk, Cifr, benzeri hesaplama yöntemleriyle, havasa kaynaklık eden, kabala tekniğine dayalı bir sistemle yazıldığı biliniyor-)
   
 
   
  Örtme ve yaldızlama işini o derece fütursuz hale getirmişlerki; belgeleri redetmeleri yetmiyormuş gibi, "her harfi tanrıda"n dedikleri, ve "biz kitabı koruduk kitapta bizi korudu" dedikleri, kutsal metinlerindeki ifadeleri bile değiştirip yok sayıyorlar. Kitaplarındaki kabala yöntemlerinden kaynaklanan sistemin bozulmaması için, kitaplarına müdahele edemiyor ama Kutsal kitaplarının içindeki ifadeleride yok sayabiliyorlar. Talmut, kabbala..gibi kitapların var olma nedenleri de bu ve buna benzer ihtiyaçların giderilmesi olmalı.

Kutsal metinlerin, Tanrı tarafından verildi dedikleri kitapların yanına, ek olarak yayınladıkları dökümanlarda ihtiyaca göre, mecburiyetlere göre hertürlü değişiklği inançlarına temel teşkil edecek biçimde ilan ediyorlar. Mısırdan çıkışta olduğu gibi, tapınak yapılış yıl dönümlerinide yayınladıkları kronolojilere bağlı olarak kutluyorlar. Örneğin: Mısır esaretinden kurtuluşun, Tanrı sözü olarak; 1485+2011=3496. yılını kutlamaları gerekirken, yan yayın kabul sözü olarak 1312+2011=3223. yılını kutluyorlar.

Dolaylı da olsa, ana itaplarını, Tanrı sözü dedikleri kitaplarını açık bir şekilde HİÇE SAYIYORLAR. Kitabın sahibi olarak gösterdiklerine; "hatalarını görüyorsun, o hataları ve senin adını korumak için neler çekiyoruz görüyorsun" dercesine bu tahrifatları yapıyorlar.

Bu oynamaları Kitaplarını koruma adına yapıyorlar. Kitaplarındaki çelişkileri kamufle edip, Arkeolojik bulgularla ortaya çıkan çelişmeleri örtebilmek için, bu tür oryantal faaliyetlerde bulunuyorlar. Dikkatleri yan kabullere çekerek kitabı da bir şekilde korumuş oluyorlar. Ana kitapları üzerinde oluşabilecek şüpheleri yapılan kabuller ile yok ederek, "Tanrı sözü" dedikleri kitaplarının, sözde kutsallığını muhafaza etmiş oluyorlar.

KORUNMAYA MUHTAÇ KİTAPTA ANCAK BÖYLE KORUNABİLİR. İskambilden şato gibi dokunmaya tahammülü olmaz hale getirilmiş. Tek nefeste, hepsi yerle serilecek bir yapıya sokulmuş.

İlahi vahiyle ilgili olan sadece kapaklarında kullandıkları, TEVRAT ve İNCİL isimleri. Kapak aralarını, yıllar içinde ihtiyaçları doğrultusunda doldurmuşlar. "Gördüm" diyenlerden, egemen güç haline gelenlerin ifadeleri sayfaları işgal edivermiş.

KİTABIN İÇİNDE VAR OLAN İFADELERİN ÇELİŞKİLERİNİ, HATALARINI, ÖZ OĞULLARINI BİLDİKLERİ GİBİ BİLENLER, YAPTIKLARI (birtakım ittifaklar) AHİTLER NEDENİYLE KORUMAK DURUMUNDA KALIYORLAR.

BÖYLE BİR KİTAPTA, ANCAK ÇELİŞKİLER YUMAĞI KİTAPLARLA KORUNABİLİR. Gerçeği ilan edemiyeceklerine göre, etliye sütlüye dokunmadan, dikkatleri başka yöne çeken ama çelişkilerin yaşamasına engel olmayan, yayınlarla korumayı gerçekleştiriyorlar.
   
  Tablomuzun, yaratılış tarihlerine göre doğru olup olmadığını sınayabiliriz. Yahudiler İbrahim'in doğum tarihini, (mecburen) Ahit'te verilen sürelerin toplamına bağlı olarak saptamış olmalılar. Kozmik saate göre, Tanrısal olduğunu iddia ettikleri verilere göre, Yaratılış ile İBRAHİM'in doğumu arasında 1948 sene geçmiş. Yahudilere göre, insan 3761 tarihinde yaratılmış. O halde, "Yaratılış" dedikleri tarihten, kozmik sayacın kaydettiği, ölçüm değerlerini çıkardığımızda, bildiğimiz yada kendilerinin deklare ettiği, ısrarla "bizim verilerimiz doğrudur" dedikleri tarihleri bulmamız gerekir.

İbrahim için M.Ö. 1812 yılını vermişlerdi, bakalım tarihler üst üste oturuyor mu? Biri, Tanrı adına ahkam kesenlerin sözünden, "her harfi Tanrı'dandır" dedikleri kitaplarındaki, rakamlar toplamını çıkardığımızda, İbrahim'in doğumu için takdir ettikleri rakkam oluşuyor mu? M.Ö. 3761 - 1948=1812. Gördüğünüz gibi tariher TAM tutmuyor ama tutuyormuş gibi davranmak gerekir. Ahit yapısındaki bir kitap için BİR senelik farklılık TAM isabet olarak sayılır. Neden? bu bir senelik hatayı yaptılar yada yapmışlar derseniz? Yanlışlık yaratılış bölümünde TANRI adına altında laf sarfetmelerinden kaynaklanıyor.

Gerçi bu onlar için o kadar garip birşey değil. Zaten M.Ö. 1812 yılını tutturabilmek için Tanrı sözü dedikleri sürenin tan 220 yılını yiyenler için bir-iki senennin lafımı olur?
   
 
   
 

Anlaşıldığı kadarıyla onlarda, Vatikan'ın İSA'nın doğum tarihinde yaptığı gibi (Tabii ki örnek alan Vatikan), onlarda İbrahim'e doğum tarihi olarak ARİTMETİK ortalama almışlar. On iki rakkamı da Yahudileri neredeyse sembolize eden rakkam olduğuna göre de, on ikide karar kılınmış olmalı.

Yaratılış kitabında hangi Tanrısal sözler sebep oldu da ARİTMETİK ortalama alındı derseniz. İşte o ifadeler. Sam 100 yaşındayken mi oğlu oldu, yoksa Tufana 100 yaşında girip, 101 yaşında çıktıktan İKİ yıl sonra mı çocuğu oldu, yoksa Tufan olduktan (Oluştuktan) İKİ yıl sonra mı çocuğu oldu?

Bu durum da, İbrahim'in atası gözüken Arpakşat sırasıyla; Sam yüz yaşında iken, tufan kopmak üzere. Çünkü Nuh'un yaşını 600 olarak veriyorlar. Sam doğduğunda da Nuh 500 yaşında olduğuna göre Sam 100 yaşında olduğu bir kez daha doğrulanmış olur.

Bu durumda İbrahim'in doğum tarihi kozmik saate göre; 1946 olur. Tufandan oluştuktan iki sene sonra Arpakşat doğdu denirse, İbrahimin Kozmik saate göre doğum tarihi 1948 olur. Tufandan sonra yani Tufan bittikten iki yıl sonra Arapakşat doğdu denilirse, İbrahimin kozmik saate göre doğum tarihi 1950 olur.

Yaratılış..5/32 Nuh BEŞ YÜZ yıl yaşadıktan sonra SAM, Ham ve Yafet adlı oğulları doğdu.
Yaratılış..5/31 Lemek toplam yedi yüz yetmiş yedi yıl yaşadıktan sonra öldü.

Yaratılış..7/6 Yeryüzünde tufan koptuğu zaman Nuh ALTI YÜZ yaşındaydı.
Yaratılış..11/10 Sam'ın soyunun öyküsü: TUFANDAN İKİ yıl sonra SAM YÜZ yaşındayken oğlu Arpakşat doğdu.

Tufandan sonra Sam 100 yaşında değil, Tufan 1 sene sürdüğüne göre, en az 101 yaşında. Tufanın başlangıcına göre SAM 102 yaşında. Tufan 1 sene sürdüğü göz önüne alınırsa 103 yaşında olur. İfadeye bakarsanız da 100 yaşındaymış. Bu veriler ışığında da İbrahim'in doğum tarihi
M.Ö. 3761 - 1946 = M.Ö. 1815.... .M.Ö. 3761 - 1948 = M.Ö. 1813..... M.Ö. 3761 - 1950 = M.Ö. 1811 olur. Görüldüğü gibi üç ayrı doğum tarihi de Ahit verilerinden çıkıyor. Onlar da M.Ö. 1812 derken aslında doğruyu değil ARİTMETİK ortalamayla elde ettikleri rakkamı kullanmış oluyorlar

Kim takar Tanrı sözünü dercesine, kitaplarını yalanlama pahasına, 1812 rakkamını kullanıyorlar. Bu durumda da o çok sevdikleri 1948'i kullanamaları, sanki çıkış noktası orasıymış gibi göstermeleride kendilerini süsleme amaçlı. Seçilmişler ya! (M.S. 1948 İsrail devletinin kuruluş yılı)

Demek ki, onların "Yaratılış" dedikleri start noktasından itibaren topladıkları rakkamlarla, tablodaki rakkamlar aynı. Kozmik sayacın notları olan ifadeler, doğru bir biçimde tablolaştırılmış. Bir sene farkla aynı rakkamlar çıkıyor. Bu hatada onların parlatmaya çalıştıkları iki tarih yüzünden.

İbrahim'i tutturmaları zorunluluktu. Hem TAKVİMLERİN DE; "bak işte gördünüz mü? Arkeolojik buluntularla da uyum sağlıyor" diye gösterebilecekleri bir bölüme ihtiyaçları vardı, hemde Ahit kitabında bu bölüm, Adem'den Yakup'un Mısır'a girişine ve ölümüne kadar olan tüm olaylar / aralıklar sıralanmış durumda yer alıyor. Yakup'tan, Davut'a kadar olan süre 430 ve 480 yıllık zaman dilimleri, bütün bloklar halinde verilmiş. Araları, Mısır'dan Çıkış noktası dışında detaylandırılmamış.

Toplam 910 yıllık süreyi içeren bu zaman dilimi ile tek somut bağlantı, Süleyman'ın 4. yılında tapınak yapımına başlanması.
Mısırdan Çıkışta; Yakup'un Mısıra girişinden ve tapınak inşaatından ulaşılabilinen, somut bir nokta. 480 ve 430 yıllık dilimlerin buluşma noktası. Diğer bağlantılar için, biraz araştırmak ve analiz yapmak gerekiyor.

Tapınağın yapımına kadar geçen kozmik saate göre geçen zaman tutar mı? Çok zor. Çünkü, ortada ayrıca "yok edilmesi gereken" 4164 - 3761 = 403 yıllık zaman dilimi var. Yok edilmesi gereken 403 yılın bir kısmı, araları bölünmemiş olan bu alanda, arta kalan diğer kısmıda, tarihlerin verilmemiş olduğu YehoyaKİN ile Milad arasında yok edilebilir.


Mısır'dan çıkışa, M.Ö. 1312 tarihini veriyorlar.
İbrahim'in doğum tarihi içinde M.Ö. 1812 tarihini veriyorlar.Yani Mısırdan çıkışın, İbrahim'den 500 sene sonra olduğunu kabul ediyorlar.
Mısır sürgününüde 430 yıl sürdüğünü kitaplarında veriyorlar. Bu durumda, İbrahim'in doğumundan, Yakup'un 130 yaşında ailesi 70 kişiyle birlikte Mısır'a girmesi için kalan süre sadece 500-430 = 70 yıl.

167 yıla; nasıl YehoyaKİN ile Milad arasını sıkıştırarak işlerini halledeceklerse, burada ortaya çıkan 70 rakkamının içine de, İbrahim'in 100 yaşında iken İshak'a, İshak'ın 60 yaşında iken Yakup'a sahip olmasından kaynaklanan 160 yılı ve Yakup'un Mısıra giriş yaşından gelen 130 yılı da dahil ederek hesap işini hallediverirler.

(Daniel'in, "Yeramya'nın söylediği sayının 70 olduğunu anladım" dediği bu sayı ve 70'i sıkıştırma yöntemi olmasın. Ayrıca, Kehanet için Daniel'in 70 haftasını önce yıla çevirip sonra 10'la çarpıp, yeterince günler ekleyerek İSA'yı bulanlar, kitaplarındaki çarpıklığı görmüyor.Kitaplarında gün ay değil Asırlar yok. Asırlar aralarda kaynamış. Kitaplarına göre sürgünle İsa arasındaki süre 167 yıl. Kitaplarını okurken başka, kehanetleri uygularken başka kronijiler kullanıyorlar. Esasında bu farklı kronolojileri kullanmaları bile kitaplarının ilahi hiç bir değer ifade etmediğini ortaya koyuyor.)

   
  DANİEL'in, YEREMYA'nın 70 SAYISINI NE OLDUĞUNU ANLAMASI ve YORUMLAMASININ İŞLENDİĞİ "DANİEL ve 70 SAYISI" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
 
   
  İshak, Yakup doğum yılları ile Yakup'un Mısır'a giriş yaşı 130'u Ahit verileri olarak tabloya işlediğinizde; M.Ö. 1312 TUTTUTMAK İÇİN BU KEZDE, MISIR'DA TUTSAK KALINAN SÜREYİ, 430 YILDAN, 210 YILA İNDİRMEK GEREKİYOR.
   
 
   
  DİĞER BENİMSEDİLERİ TARİHLERİN DURUMU, AŞAĞIDAKİ TABLOYA BAKARAK GÖRÜLEBİLİR. Böylece; yukarıdaki tabloda verdikleri tarihler yine kendi kitaplarındaki tarihlerle kıyaslanmış olur.

İŞLERİNE GELMEYEN DAVETLERİ YALANLAMAK İÇİN YAZILAN KİTAPLARI YALANLAYABİLMEK İÇİN YENİ YENİ KABULERİN İLAN EDİLDİĞİ KİTAPLAR YAZIYORLAR.
   
 
   
  Dikkat edilirse, Arkeolojik belgelere göre; M.Ö. 960 yılında tahta geçmiş olan Süleyman; Hırıstiyanlara göre eğer SÜRGÜN dönüşü baz alınarak hazırlanmış kronolojiye bakılırsa M.Ö. 1016 yılında, yok eğer İBRAHİM doğumunu baz alarak hazırlanan kronolijiye bakılırsa M.Ö. 820 yılında,

Yahudilere göre, SÜRGÜN dönüşü baz alınarak hazırlanmış kronolojiye bakılırsa M.Ö 855 yılında, yok eğer İBRAHİM doğumunu baz alarak hazırlanan kronolojiye bakılırsa M.Ö. 616 yılında tahta geçmiş gözüküyor. (Yahudi özel takviminde; M.Ö..837 yılında tahta geçtiği kabul edilmiş.)

Tanrı sözü dedikleri kitaplarındaki durum bu. Resmi belgeli tarihe görede M.Ö. 960 yılında tahta geçmiş.Yaşanmış, yazılı, notu alınmış olaylarda tarihler, süreler karıştırılıyorsa kimbilir verilen ömürlerde, had sınırlarının çok ötesinde karışıklıklar oluyordur.

Hem Dünya'nın milyarlarca yılını, hem hayvanların yüz milyonlarca yılını, hemde insanların onbinlerce yılını yiyip 4000 yıla hapsettiler. Bu derecebilgiden oksun, olandan bitenden haberi olmamış Tanrı olarak benimsedikleri yinede yüzlerine gözlerine bulaştırmış. Tanrı dedikleri, 4000 yıllık sürede böyle bocalarsa ya kitabın tümünden sorulsaydı ne yapardı?

"TÜM HAYVANLARI BEN YARATTIM" DİYEN ama DİNOZORLARDAN HABERİ OLMAYAN TANRI OLARAK GÖSTERİLEN VARLIK, HERHALDE BÜTÜN DERSLERDEN ÇAKARDI. YİNE BÜYÜK İHTİMALLE NAPOLYONLARIN YANINA GÖNDERİLİRDİ.

Evreni 10.000 yılık, insanları 4.000 yıllık (milada göre) sanan ve "kulum" dediği insanlarla birlikte yaradıışın bir kaç yüzyıl öncesine kadar, gerçekten öyle olduğuna inanan Tanrı olabilir mi? ELLERİNDEKİ KİTAP İLAHİ DEĞERLER TAŞIYOR OLABİLİR Mİ? Tanrı diye işaret ettiklerinin, insanlara Tanrı olarak takdim ettiklerinin, bari biraz vizyonu olsaydı.
   
  KRALLARININ ARKEOLOJİK BELGELERE GÖRE SALTANAT YILLARI, AŞAĞIDAKİ TABLODAN GÖRÜLEBİLİR.
 
   
  İMANİ DEĞERLERİ YOK ETMEK, VAHİYLERİN ÜZERLERİNİ ÖRTMEK İÇİN KİTAPLAR YAZDILAR.
ONLARIN TORUNLARIDA, ATALARININ YAZMIŞ OLDUKLARI KİTAPLARI YALANLAMAK İÇİN, YENİ KABULLERİN İŞLENDİĞİ KİTAPLARI YAZMAYA DEVAM EDİYORLAR.

(örn: YAHUDİ TAKVİMİNE GÖRE; Birinci Amidaş'ın tamamladığını öne sürdükleri tarihte, -o günkü- Yahudiler esasında tapınak açılışının 120 yılını kutluyorlardı.; Süleyman tahta geçtikten dört yıl sonra temelini attığı, yapımı 11-12 yıl sürmüş olan tapınak M.Ö. 960-(4+11) = 945 tarihinde açılmış olmalı. Oysa Yahudi takviminde tapınak için M.Ö 825 yılı veriliyor. 945-825=120 yıl fark var. Yeni kabuller ve yeni tarihler, sayısı tutmayan yıldönümler....)

1 Krallar.......6:38 On birinci yılın sekizinci ayı olan Bul ayında tapınak tasarlandığı biçimde bütün ayrıntılarıyla tamamlandı. Tapınağın yapımı Süleyman'ın YEDİ yılını almıştı.
2 Tarihler......8:1 Süleyman RABbin TAPINAĞIYLA kendi SARAYINI YİRMİ yılda bitirdi.

Tapınak yapım süresiyle ilgili farklı ifadeler var. Artık ortalaması mı alınır? Yoksa ifadelerden biri "esasında o ifadeyle anlatılmak istenen....." diye yaldızlamayla kabul mü görür bilemem. Gelin şimdi siz bu kitaptaki VAADLERİN ARKASINA TAKILANLARA şaşırmayın.

Maddesel her ifadenin, (artık kanıksanmış biçimde) mutlaka izdüşümü haline gelmiş bir çelişkisini içinde barındıran kitabın, MANA ANLAMINDAKİ VAADLERİNİN doğruluğuna inanılabilr mi? Onların doğruluk ispatı, maddesel ifadelerin doğruluğundan geçmiyor mu? Maddesel ifadeler doğru değilse, VAADLERİN DOĞRULUĞU olabilir mi?

KİTAPLARINDAKİ ÇELİŞKİLER, ÖRTMELER YETMİYORMUŞ GİBİ, BİRDE YAN YAYINLAR ve KABULLERİYLE KOMİKLİK DERECESİNDE FARKLILIKLARI ORTAYA KOYUYORLAR.
   
  İŞTE SİZE BAŞKA BİR KOMİKLİK ÖRNEĞİ: Ezra'nın da soyu olarak ilan ettiği, Harun ve Musa'ya dayanan secerede, 3 nesille geçiştirilen bir DÖRT YÜZ yıllık süre var. Parmaklarının uçlarıyla dokunsalar kapatmaları imkansız olan 407 yıllık bir zaman dilimi.

Ezra'nın da seceresinde "ben bu soydan geldim" dediği ama aradaki boşlukları görmediği bir secere. Elbetteki; analizde kullanılacak olan tüm veriler, her zaman olduğu gibi "her harfi Tanrıdan dedikleri kitaplarından.

Musa'nın, Harun'un ve soyunun seceresini, Tanrı'dan aldık, onun yazdırdığı şekliyle iletiyoruz diyorlar. Hadi diyelim ki "öyle olsun". Eğer, Tanrı'dan alındı ise; Tanrı'da yanlış bilgi vermeyeceğine göre, yanlış esinlenmeler yapıp, tanrı sözü kitaplara işleyenlerin söyledikleri içinde hiç doğru olabilir mi?

Sürekli hatalı esinlemeler yapıp, sürekli kitaplara yanlış yazanlara, hala görünerek "YANLIŞLARINIZA DEVAM EDİN" dercesine, ONLARI HİKMETLİ ADAM YERİNE OTURTAN, TANRI OLABİLİR Mİ?

Tüm kitapları BABİL SÜRGÜNÜ SIRASINDA, ELDEN GEÇİRİP YENİDEN DÜZENLEDİĞİ SÖYLENEN EZRA, KENDİ SOYUNU DOĞRU YAZAMADIYSA, NELERİ DOĞRU YAZMIŞ OLABİLİR?

Yanlış yazdığı konusunda Tanrıdan da uyarı almamışsa, ya! Tanrı niyetine başka varlıklarla muhabbet etmiştir, yada! "gördüm" diye ortaya fırlayıp, hayallerini kağıda geçirmiştir. Tanrı yanlış bilginin kitabında kalmasını ister mi? Yalan sözlerin kendisine maledilmesini kabu eder mi? Ezra dışında göründüklerini olsun, "ondan uzak durun" diye uyarmaz mı?

Kendisine olan inançların, şüpheler ile zayıflamasına olanak verir mi? Kendisine duyulan GÜVENİN YOK olmasına olanak tanır mı? Söylediği sözler "çatallı" ve çelişkili olursa ÖLÜM SONRASI VAADLERİNE KİM İNANIRDA, vekillerine, temsilcilerine ve kendisine itibar gösterir. Bakın bu konuda, yine kendi ifadeleri ile ne diyorlar?

Esinleme ...22:18 Bu kitaptaki peygamberlik sözlerini duyan herkesi uyarıyorum! Eğer bir kimse bu sözlere bir şey katarsa, Tanrı da bu kitapta yazılı BELALARI ona katacaktır.
Esinleme ..22:19 Eğer bir kimse bu peygamberlik kitabının sözlerinden bir şey çıkarırsa, Tanrı da bu kitapta yazılı yaşam ağacından ve KUTSAL KENTTEN ona düşen payı çıkaracaktır.

Her seferinde "Tanrı bize gözüktü" diyenleri, görüntüsünü aldıkları birşey biliyorsa, neden uyarmamış olabilir? Nedeni gayet basit, gördükleride, inançsızlara karşı kurmuş oldukları ittifakın yaratımış mensubu. Ayrı, ayrı kişiye görünüp, o anda yaşamakta olanların akrabalık derecelerini bilmeyen, karştıran HİÇ TANRI OLABİLİR Mİ?
   
  İşte Tanrı adına kitaplarındaki sallamalardan bir örnek.

ZERUBBABİL ŞATİYEL'İN OĞLU MU?

Ezra.............5:2 Bunun üzerine ŞEATİYEL OĞLU ZERUBBABİL ile Yosadak oğlu Yeşu Tanrı'nın Yeruşalim'deki Tapınağı'nı yeniden kurmaya giriştiler. ..........
Nehemya.....12:1 ŞEATİYEL OĞLU ZERUBBABİL ve Yeşu ile birlikte sürgünden dönen kâhinlerle Levililer şunlardır: Kâhinler: Seraya, Yeremya, EZRA,

ZERUBBABİL PEDAYA'NIN OĞLU MU?
1 Tarihler....3:19 PEDAYAnın OĞULLARI: ZERUBBABİL, Şimi. Zerubbabilin çocukları: Meşullam, Hananya....

YOKSA; ŞATİYEL'İN TORUNU MU? (Belkide biten Davut soyuna monte edilme istenen biriydi. Belkide Ezar'nın çocuğu idi.Geleceğin seçimişi bir sözle yapılıverildiğine göre. MÜHÜR YÜZÜĞÜ -Davut'un yüzüğü- ilan ediliverdiğine göre beklentilerin bağlandığı biri olmalı. Tanrı olarak işaret ettikleri, "birde" akrabalık derecelerini karıştırıvermemiş olsaydı, notlarına şöyle bir bakıverseydi elbette işin komiklik derecesi espri kıvamında kalırdı.)

Hagay......2:23 ‹‹Her Şeye Egemen RAB ‹O gün seni alacağım, ey ŞATİYEL'in TORUNU kulum ZERUBBABİL› diyor, ‹Ve seni MÜHÜR YÜZÜĞÜ gibi yapacağım. Çünkü ben seni SEÇTİM.› Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB.››

KUTSAL METİN YAZARLARI ve HER HARFİ TANRIDAN'DIR DİYE KORUMA KALKANI ALTINA ALMAYA ÇALIŞTIKLARI KİTAPLARIN TANRIDAN OLSA HİÇ HATA OLUR MU? KİTAPLARA KUTSİYET KAZANDIRMAK İSTEYENLER, ÖNCELİKLE ŞUNU BİLMELİLER; YARATILMIŞ OLAN HATA YAPAR.YARATMA KUDRETİNE SAHİP OLAN HATA YAPMAZ.

ÇÜNKÜ; YARATANIN HERHANGİ BİR KONUDAKİ BİLDİRİMİ "OL" DEMEKTİR. HERHANGİ BİR OLAYDA BULUNULAN BİLDİRİM NEDENİYLE, ARTIK OLAY SÖYLENİLDİĞİ BİÇİMDE OLACAKTIR.BU NEDENLE YANILMA, BİLMEME DİYE BİRŞEY SÖZKONUSU DEĞİLDİR. VERİLEN GAYP BİLGİERİDE AYNI KAPSAMDADIR. "OL" DENİLEN, "DİLENİLEN" OLUŞUMLARIN ÖNCEDEN BİLDİRİMİNİN ADI "GAYP HABERİDİR / BİLGİSİDİR" ......"ALEMLERİN RABBİ ALLAH'IN", "OL" DEDİĞİNİN, "DİLEDİĞİNİN" YERİNİN ZAMANININ, İSMİNİN DEĞİŞME OLANAĞI VAR MI?

Yanılan, unutan, anımsayan, her sözünde hata çıkan, herkeze farklı bilgi veren, durumu karıştıran Tanrı anlayışı ancak çok Tanrılı inanç sistemlerinde olur. Benzer hikayeler Yunan Tanrılarının aralarındaki hikayelerde olur. Tanrı sürekli yanlış yazan birini seçer mi? Onun yalancı olduğunu daha topraktan yarattığı andan itibaren bilmiyor mu?
  Eski Ahit'te benzer şeyler söylüyor.
   
 
   
  EZAR SCECERESİNİ LEVİ'DEN VERİYOR AMA ARADA BÜYÜK BİR İHTİMALLE BİR DEDESİNİ (veya birçok dedesini) ATLADIĞINI BİLMİYOR. Yada TİPİK YAHUDİ ÖRTÜCÜLÜĞÜNÜN VERDİĞİ, MESLEKİ DAVRANIŞLARIN GELENEĞİ OLARAK UMURSAMIYOR. Nasıl olsa kitapta yazılanlar kendisinin ve kendisi gibi, kutsal metin yazmaya kendisini atamış olanların yazdıklarından ibaret.

Canları sıkıldıkca "Tanrı ile konuştuk" diye ortaya çıkanlar, kendi secereleri hakkında bile, uyarıda bulunmayan Tanrı olarak işaret ettiklerini çok sevmiş olmalılar. Bu sayede saygınlık kazanıp, kendilerine serbest atış alanı buldukları yazdıklarından ve anlaşılıyor.

Ne Tanrı olarak işaret ettiklerinden, nede yazdıklarını kutsal kitap olarak kabul kendilerini takip edenlerden, bir itiraz gelmemiş olmalı ki, bu günlere kadar gelebilmişler. Bu günlere kadar "biz kitabı koruduk" faslını kazasız belasız atlatmanın verdiği cesaretle, şimdi de kitabın kendilerini korumasını umar halde, hayal senaryoları dağıtımına son hızla devam ediyorlar. Satır aralarına düşmüş mürekkepten, Dünya fethi çıkartacak kadar bu işi ileri getirmiş durumdalar.

Kitaba atalarının yazdığı sözlerden, yorumlar çıkartıp uygulama hakkını kendilerinde buluyorlar. "Kitabı koruduk bu günlere kadar getirdik" acaba kitapta bizi koruyacak mı?" testi yapıyorlar. (burada kitabı korumak "muhafaza etmek" anlamında değil, çelişkilerini örterek koruduk, yaldızlayarak, birşeyler sandırarark koruduk / yok olmaktan kurtardık anlamında.) Kitaptan yazılı olanlardan yaptıkları çıkarımlarla bu testi yapmak için tüm Dünya'da kolları sıvamış haldeler.

Kitaptan koruma umanlar, onu tılsım olarak kullananlar, açılması gereken kapıları kutsallık adına açtığı için önem verenler, içinde ne yazıldığını gerçek anlamda hiç merak etmemişler. Varsa yoksa, kitabı nasıl kullanırız da amaçlarımıza ulaşabilirizin peşine düşmüşler. Onlar için önemli olan, "Tanrı adına" sözüyle açılacak olan kilitler ve organize edilebilecek topluluklar.

Tanrı olarak işaret ettikleri, kitapta neler yazıldığını hiç merak etmemiş, Hatta birkez bile okumamış olmalı. Yazılanlara da önemde vermemiş. Eğer önemseseydi, madem Tanrı (edasında) olarak herşeyi biliyor, o halde hataları düzelttirirdi.

Tanrı sözcülüğüne soyunanlarda, işaret ettiklerinin adını kullanarak kaleme aldıkları eserlerde elbette bol bol hatalar yapmışlar. Kutsal metin yazarları yada derlemecileri gibi, Ezra'da Babil sürgününde meydana getirdiği yada çok büyük oranda katkıda bulunduğu söylenilen metinlerde yanlışlıklar yapıyor.

BİRKAÇ ÖRNEK..
   
 
   
  Ezra, madem Tanrı ile sürekli görüşüyor, kendi soyunu sorsaydı ya!. Tanrı hiç hata yapar mı? Tanrı diye görüştükleri bunları istediği gibi kandırmış yada (Tanrı diye görüşmediği) göğüslerinde beslediklerinin talepleri uyarınca, KUTSAL METİN YAZARLARI vaadleriyle insanları kandırıyorlar.

EZRA SECERESİNİ ŞÖYLE VERİYOR...
Ezra..............7/1-6 Bu olaylardan sonra, Pers Kralı Artahşasta'nın krallığı döneminde, Başkâhin HARUN oğlu Elazar oğlu Pinehas oğlu Avişua oğlu Bukki oğlu Uzzi oğlu Zerahya oğlu Merayot oğlu Azarya oğlu Amarya oğlu Ahituv oğlu Sadok oğlu Şallum oğlu Hilkiya oğlu Azarya oğlu Seraya oğlu Ezra adında biri Babil'den geldi. EZRA İsrail'in Tanrısı RAB'bin Musa'ya verdiği yasayı iyi bilen bir bilgindi. Tanrısı RAB'bin yardımıyla kral ona her istediğini verdi.
   
  KRAL SÜLEYMAN'IN tahta şıkış tarihi, YAHUDİ kronolojisinden alınma. Aradaki 480 yıl, 430 yıl ve diğer İSİMLERE ait ömürler de, Yahudilerin kutsal kitaplarından alınma. Görüldüğü gibi İbrahim'in doğum tarihi 2032 yılı çıkıyor. Yahudi kronolojisinde ise bu tarih M.Ö. 1812
   
  YAKUPOĞULLARI
   
  Harun'dan önceki secerede belki tuhaflık olduğundan, Harun'dan 5 isim daha geriye gidip kendisini İbrahim'e bağlamıyor. Ahit kitabında Harun ile İbrahim arasında öyle kolayına kapatılamayacak 637 yıllık zaman dilimi var. Harun ve Musa'dan sonra, Kral Saul'a kadar secere ve isimlerde yok, tarihleride yok.

O alanın, serbest atış bölümü halinde olmasıda, Kutsal metin yazarını cezbetmiş ve Harun'a kadar kendisine özgürce bir soy saptamış olabilir. Ve "ben haddimi bilirim" diye secerelerin başladığı bölgede, soy ağacını Harun'a bağlayarak bitirmiş olabilir.

Levilerden olmadığı muhakkak olan Ezra, (Levilerin kahinliğine son vermek istiyor) Baş Kahin Harun'a bağlı olma bahtiyarlığına da böylece kavuşmuş olabilir. Kehanetle uğraşanın da, bağlanması geren yegane insanda elbette Harun olmalı. Dürüstlük yada Tanrı sözü gibi sebepler bu işte hiç rol oynamamıştır.

Samir buzağısının baş aktörü olan, imanı anlatmaktansa halkı oyalayacak putlar dökmekte mahir olan, halkın gönlündekileri bilen biri olmakla İsrail Tanrısının takdirini kazanmış olan Harun, Ezra'yı da bu nedenle cezbetmiş olabilir. Zerubbabil örneğini yukarıda verdik. Kitaplardaki çelişkilerdende örneklemeler yaptık.

Bu kadar sallamanın kol gezdiği kitapta, yazarın dürüstlüğünden nasıl bahsedilebilir. "Kendisini yaratanı olarak" bildiğine, saygısı olmayanın insanlara karşı dürüstlüğü olabilir mi? İnsanlara "gördüm" diye aslı astarı olmayan bilgiler vererek, yalan beyanda bulunanların kendilerine bile dürüstlüğü olmaz sanırım. (Pers Kralı Artahşasta'nın krallığı dönemini M.Ö 465-424 yılları arasında sürgün bitimi ise M.Ö. 538 yılında sürgünden 6720 eşekle döndüğünü bilen Ezra, soyunu ve diğer olayları nasıl karıştırır? Ezra...........2:65 Ayrıca 7 337 erkek ve kadın köle, kadınlı erkekli 200 ezgici, 736 at, 245 katır, 435 deve, 6 720 eşek vardı).
   
 
   
  HARUN İLE YAKUP ARASINDA VERİLEN SECERE BÖYLE. İfadelerin sonunda ömürleri belirten ifadeler, Ahit anlatımına ters bir tarz sergiliyorlar. Sanki oralara ilave edilivermişler gibi bir halleri var. Ve kitaplarında, kişilere ait yaşların harflerle değil rakkamlarla bildirildiği en nadide örnekler. Diğer tüm yaşları ve yılları bidirilen sözlerin ifade biçimine de aykırı bir durum sergiliyorlar.

Sanki birileri oradaki boşlupu görmüşte, birşeylerle kapamaya çalışmış ama kapama işlemini de yüzüne ve gözüne bulaştırıvermiş. Aradaki 407 yılı yaş toplamlarıyla kapama telaşına düşmüş olmalı ki; başka mucizevi olaylara da yol açtığını bilmiyor. Delikanlı yeğeni, halasının yaşını gözetmeden evlendirivermiş.

Harun ve Musa'nın babası Avram, halası Yokevetle evlenmiş. 407 mucizesinin kahramanlarından olan hala Yokevet ve yeğen Amram eşine az rastlanır bir yaş farkıyla evlendirilivermişler. Amram'ı 30 yaşında kabul etseniz (o sıralarda, en yakın atalarının evlenme yaşları 40-60 arası) Halanın yaşı TAM 164 oluyor. Genç bir adam 164 yaşında bir kadınla evlendiğini söylemekte bu kitabı oluşturan kutsal metin yazarlarına yaraşır. (KONU YAZININ İLERLEYEN BÖLÜMLERİNDE ANALİZİYLE İŞLENECEK)

Önemli mi? Önemli olabilir elbette ama bu ilave bile onların yaptıkları çelişkiyi hatta komikliği örtemiyor. Komiklik üreticilerinin marifetlerine ait örnekler verildi. Bu da onlardan biri.

Arada kalan "~400 yıllık boşluğu biz üç kişi ile geçtik" denmesi komiklik olmasa bile, insanların ona inanmalarını beklemek komiklik olabilir. Bizlerin espri anlayışımız farklı olduğundan, söylenenlere garip bir şekilde bakıyor olabiliriz. Ama bazılarının espri anlayışı bu tür ifadelere alışık ki, söylenenleri ciddiye alıp, inanmakta oldukları eserleri, ucak açmış çağıranı ve kendilerini sorgulamamışlar.

430 yılın sonunda sadece erkeklerin sayısının kadınlı-erkekli, çocukları ve ihtiyarlarıyla toplam / cem-an 70 kişi ile başladıkları Mısır macerasını, yirmi yaş üzeri (Levi'ler hariç) savaşabilecek durumdakilerin sayısının, "603.550 kişiydi" denmesi üzerine, LEVİ soyu için verdikleri secere komikliklerlerinin üst sınırı olmalı.

Mısır'a giriş yaptı dedikleri 70 kişiyi bile doğru dürüst saymayanlar, isimlerini elleri ile yazdıkları halde, gözlerinin önünde yazılı isimleri 1'den...70'e kadar sayıp toplayamayanlar, Mısırdan çıkışta "bu kadardık" dedikleri rakkamı nasıl saymış olabilirler. Mısır'a girişteki sayıdan haberi olmayan, belkide saymasını bilmeyen, sayılar ve tarihlerle arası hiçte iyi olmayan Tanrı olarak işaret ettikleride, elbette verilen 603.550 kişilik, sayıyı cahilliği ortaya çıkmasın diye kabul etmiş olmalı. Kutsal metin yazarları öyle uygun gördüyse, Tanrı olarak işaret etmiş olduklarının yapabileceği tek şey, yazılanlara "HER HARFİ BENDENDİR" damgasını vurmaktır. Kitapta yanlış olan hangi tarihe, rakkama, çelişkiye müdahele etmiş ki?

Mısır'a giriş için, Yakup hariç, Tanrı tarafından cezalandırılarak Kenan ülekesinde ölen Er ve Onan kardeşler ile Lea'nın kızı Dina Mısır'da yaşayan Yusuf'la iki oğlu dahil YETMİŞ KİŞİLİK liste veriyorlar. Ve diyorlar ki; Mısır'a YETMİŞ KİŞİ girdik. Oysa, Yakup dahil edildiğinde sayıları, YETMİŞ BİR KİŞİ oluyor.Üzerine basarak, Mısır'a girenlerin sayısının "....YAKUP AİLESİ YETMİŞ KİŞİYDİ" diyerek ifadelerinde belirtiyorlar.

Yaratılış..46:27 YUSUFUN Mısırda doğan İKİ OĞLUYLA BİRLİKTE Mısıra göçen Yakup ailesi TOPLAM YETMİŞ kişiydi.
   
 
   
  Yaratılış..46:15 Bunlar Leanın Yakupa doğurduğu oğullardır. Lea onları ve KIZI Dinayı Paddan-Aramda doğurmuştu. Yakupun bu OĞULLARIYLA KIZLARI toplam OTUZ ÜÇ kişiydi
Yaratılış..46:18 Bunlar Lavanın kızı Leaya verdiği Zilpanın Yakupa doğurduğu çocuklardır. Toplam ON ALTI kişiydiler.
Yaratılış..46:22 Bunlar Rahelin Yakupa doğurduğu çocuklardır. Toplam ON DÖRT kişiydiler.
Yaratılış..46:25 Bunlar Lavanın, kızı Rahele verdiği Bilhanın Yakupa doğurduğu çocuklardır. Toplam YEDİ kişiydiler.

Konuyu bu açıklamayla da yetinmeyip detaylandırıyorlar. Oğul karılarının ve Yakup'tan olmayanların dahil edilmediği bir liste olduğunu da belirtiyorlar. Yakup'un karıları ve cariyeleride bu sayının içinde olmamalı çünkü sayı bu kez de 74'e çıkıyor (Rahel'in Benyamin doğduktan sonra öldüğü biliniyor. 1 eş Lea ve 2 cariye)

Yakup'un kızı DİNA bu sayıdan çıkatrılamaz, Çünkü: "...Yakupun bu OĞULLARIYLA KIZLARI toplam OTUZ ÜÇ kişiydi" tanımını üzerine basarak yapıyorlar. Çıkartıldığında madde kendiliğinde çelişkili duruma düşer.

Yaratılış..46:26 OĞULLARININ KARILARI dışında Yakupun soyundan gelen ve ONUNLA BİRLİKTE Mısıra gidenler TOPLAM ALTMIŞ ALTI kişiydi. Bunların hepsi YAKUPTAN OLMUŞTU.

Yukarıda belirtilen kişilerden, 66 sayısını nasıl elde edebilirsiniz? Toplam yetmiş kişiden, ölen Er, Onan ve Mısırda bulunan Yasuf'la oğullarını çıkartır Yakup'u eklerseniz, Mısır girişi için verilmiş olan 66 sayısına ulaşabilirsiniz. 70 - 2 (Er-Onan) = 68 - 3 (Yusuf-2 oğul) = 65 + 1 (Yakup) = 66.

ALTMIŞ ALTI sayısını bulursunuz bulmasına ama bu kezde MISIR'A GİREN YAKUPOĞULLARININ sayısı, YAKUP'TA DAHİL 66+3 (Yusuf+2 oğul) ALTMIŞ DOKUZ da kalır. YETMİŞ OLMAZ.

Oysa; ilk tablodaki gibi, YAKUPOĞULLARININ SAYISINI VERMİYORLAR.

Yaratılış.......38:6 Yahuda ilk oğlu ER için bir kadın aldı. Kadının adı TAMARDI
Yaratılış.......38:7 Yahudanın ilk oğlu ER, RABbin gözünde kötüydü. Bu yüzden RAB ONU ÖLDÜRDÜ

Daha sonra ,Yahuda'nın ilişkiye girerek çocuk sahibi olduğu, oğlu ER'in karısı Tamar'la, diğer oğlu ONAN'IN evlenmesini istiyor.

Yaratılış.......38:8 Yahuda ONAN'a, ‹‹Kardeşinin karısıyla evlen›› dedi, ‹‹Kayınbiraderlik görevini yap. Kardeşinin soyunu sürdür.››
Yaratılış.......38:10 Bu yaptığı RABbin gözünde kötüydü. Bu yüzden RAB ONU DA ÖLDÜRDÜ

MISIR'A GÖÇENLERİN
SAYISI YETMİŞ KİŞİ DİYORLAR. Er ve Onan Kenan ülkesinde ölmüş.

Yaratılış..46:27 YUSUFUN Mısırda doğan İKİ OĞLUYLA BİRLİKTE Mısıra GÖÇEN YAKUP AİLESİ TOPLAM YETMİŞ kişiydi.
   
 
   
  BİR SAYIM ve ARKASINDAN GELEN HESAPLAR İLE YAPILAN TAHSİLAT ÖRNEĞİ DAHA...

İsrail Tanrısı, Musa'ya LEVİ BOYUNDA da bulunan bir aylıktan büyük erkeklerin sayılmasını ister. Rakkamlarla arası iyi olmadığı bilinen Yahve, "kullarım" dediklerinin sayısını merak etmiş olmalı ki / kullarım dediklerinin sayısını bilmek ister ki; sayım emrini verir...

Yahve neden hiç şöyle bir şey demez? "Sizin sayınız ...şu kadar". Neden hep saydırır? Tanrı bilmez mi? Tanrı sorar mı? Kullarım dediklerine bu tür bilgileri verememesinin sebebi, kalemin "kullarım" dediklerinin ellerinde olması olabileceği gibi, kutsal metin yazarlarının bir takım sayısal değerleri tutturma çabalarına aklı ermediği için de olabilir. Kalem onlarda olduğu için bu türlü yaklaşımlarda bulunmayan İSRAİL'İN TANRISI, belki ilk defa çıkarma işlemi yapıyor ama veriler yanlış olduğundan, sonuçta herşey birbirine karışıyor.
   
 
   
  Rakkamları verenler kutsal metin yazarları, kitabı Sina'da "MUSA'YA BEN VERDİM" diyen Tanrı olarak işaret ettikleri, "kitabın her harfi tanrıdandır" diyen mümtaz şahsiyetler ve toplama hatası. Toplama hatası üzerine kurulmuş, musahasebe kayıtları ve olmayan paranın olmayan kişiler adına alınarak, herhalde olan kişilere verilme işlemlerinin, kutsal kitaplarında anlatımı.

Adaletli Tanrı'nın, kılı kırk yaran titizliğinin vurgulandığı, en ince detayların bile İsrail Tanrısının gözünden kaçmadığını, "halkım" dediği İsrail'lilerin her şeyleriyle nasıl ilgilendiğini, bu hassasiyetler sonucunda bu günlere gelindiğini belirten, Tanrı dediklerini yücetme amacı ile kitaba girmiş olan bu maddesel ifadeler, aslında kitabın ne kadar baştan savma, ilahi birikimlerini bırakın, ilahi saygıları bile olmayan kişiler tarafından ele alındığını gösteriyor.Kitabında, İlahi hiçbir değerinin olmadığını gösteriyor.

Daha sonra, İsrail Tanrısı Musa'ya görevinin bitmediğini belirten şu emride verir.
Çölde Sayım.....3:40 Sonra RAB Musaya, ‹‹İSRAİLLİLERİN bir aylık ve daha yukarı yaştaki ilk doğan bütün erkeklerini say, ADLARINI YAZ›› dedi,

Kendine sunulacak körpecik hayvanların, tütsü kokuları burnunda tütmüş olmalı ki; İsraillilerin değil Levilerin ilk doğacak hayvanlarını yakmalık sunu olarak ister.Ve verilmeme olasılığına karşılıkta "BEN RAB'IM" der.
Çölde Sayım.....3:41 ‹‹İsraillilerin bütün ilk doğanlarının yerine Levilileri, yine İsraillilerin ilk doğan hayvanlarının yerine Levililerin hayvanlarını bana ayır. Ben RABbim.››

Yahve'nin emri üzerine Musa, sayımı yapar ve binlerce ismi, kağıtlara geçirir.
Çölde Sayım.....3:42 Böylece Musa, RABbin buyurduğu gibi, İsrailliler arasında ilk doğanların tümünü saydı.
Çölde Sayım.....3:43 ADLARIYLA YAZILAN, ilk doğan bir aylık ve daha yukarı yaştaki erkeklerin sayısı 22 273 tü.

RAKKAMLARLA, TARİHLERLE, SAYILARLA ve OLUP BİTENLERLE PEK ALAKASI OLMAYAN İSRAİL TANRISI BİR ÇIRPIDA ÇIKARTMA İŞLEMİNİ YAPAR ve ŞU EMRİNİ MUSA'YA VERİR
Çölde Sayım.....3:46 İsraillilerin ilk doğanlarından olup LEVİLİLERİN SAYISINI AŞAN 273 kişi için bedel alacaksın.

273 SAYISINI NASIL BULUYOR?
Elbette hataları, metin yazarları, ittifak kurduklarıyla birlikte göremediği / umursamadığı, TANRISAL HİÇ BİR YETİSİ OLMAYIP, "kulum" dediği İNSANLAR GİBİ KENDİSİDE YARATILMIŞ olduğu için, HATA YAPIYOR ve DOĞRU YOLU BULAMADIĞI gibi, DOĞRU SONUCUDA bulamıyor.

Verdikleri sayıların 22.300 topladığından habersiz olan, "her harfi bendendir" kitaplarının sahibi (kutsal metin yazarları) salladıkları sayıların toplamlarını, 22.000 olarak esas alıp hesabı yapıvermişler.

   
 
   
 
   
  Aritmetik işlemlerini doğru dürüst yapamayan kutsal metin yazarlarının hangi yazdıkları doğru olabilir ki? Tanrı olarak işaret ettikerinin bırakın, "kulum" dediklerinin kaç kişi olduklarını bilmesini, onları sayabilme yetisinden bile yoksun. Tanrı olarak işaret ettikleri saymasını bilmiyorsa, her harfi bendendir dediği kitaplarında sürekli hatalar varsa, prestiji için bile olsa yazılanları bir kez bile kontrol etmemişse, HANGİ VERDİĞİ SÖZLER DOĞRU ve KALICI OLABİLİR?. HANGİ SÖZÜNE GÜVENİLEBİLİR?
   
  Sallama rakkamların kitaplarında yer aldığına bir örnekte: KİTABIN MİMARLARI GÖSTERİLEN EZRA ve NEHEMYA'tan bir örnek. Hemde birbirlerini yalanlayan bir örnek. Siz varın artık gerisini düşünün. Artık kitabın nasıl meydana getirildiğini siz bir düşünün. Sorarsanız, her ikiside TANRI SÖZÜ. Sorarsanın, her ikiside sözleri TANRIDAN almış...

"Yazılanlar yani kitaplar TANRIDAN" demekle, inançlar içinde yer etmiş olan "TANRI YANILMAZ, TANRI YALAN SÖYLEMEZ, TANRININ SÖYLEDİKLERİ KESİNDİR" kabullerini  kullanarak "yazılmış olanları DOĞRU OLDUĞUNU SANDIRMAK" istiyorlar.

Tüm çarpıklıklarına rağmen, tüm yalanlarına rağmen, TANRININ HATA yapmayacağını çok iyi bilenler, HALA kitapları için "her harfi Tanrıdandır" diyenlerin TANRI OLARAK KUTSAL METİN YAZARLARINI ve GÖRDÜM diyenleri kast ettikleri açık değil mi?

Her harfi onlar söylediğine göre, her görünümü onlar anlattığına göre, her "dediki'lerin" nakledicisi onlar olduğuna göre, TANRIDA HATA YAPMAYACAĞINA göre; bu durumda Tanrı olarak işaret ettikleri kendileri olmuyor mu?

"TANRI BİZİZ" demiş olmuyorlar mı?  KİTAPLARI YAZAN ZİHNİYET BİZİM TANRIMIZDIR yada TANRIMIZ BİZİM OLUŞTURDUĞUMUZ ORTAK ZİHNİYETİN ADIDIR demiş olmuyorlar mı?  "Esaslarını bizim koyduğumuz, Varlık destekli kollektif bir Zihniyet bizim Tanrımız" demiş olmuyorlar mı?
   
 

DİNE KİTABA NE KADAR UMURSAMAZ, KUTSALLIĞA NE DERECE UZAK, TANRISAL SAYGIYA İLİNTİSİZ YAKLAŞTIKLARINA BİR ÖRNEK.
YALAN YANLIŞ BİLGİLERİN "TANRIDAN GELDİ" DENİLEN KİTAPLARIN İÇİNDE NE İŞİ VAR? BU YANLIŞ BİLGİLERİDE Mİ TANRI VERDİ?

Her iki kutsal metin yazarıda, Babil sürgününden dönenlerin listesini yayınlamış. Ezra, sayıma tanıklık ettiğini vurgularcasına, "dönenler bunlardır" derken, Nehemya "dönenlerin listesini buldum" demekle liste sahibinin Ezra ve Tanrı olmadığını vurguluyor. Ezra'nın da bu listeden yanlış nakletmesine rağmen yararlandığını, listenin doğrusunun kendi yazdığı gibi olduğunu üstü kapalı söylmekle kalmayıp, "ben Ezra'nın listesini kesinlikle kulanmadım" diyor.

Her ikiside, birbirlerini Zerubbabil'le dönen konvoyda olduğunu iddia ediyor ama her ikiside o konvoyla değil özel bir konvoy oluşturarak geldiklerini iddia ediyorlar. Her ikiside kutsal metin yazarı ve her ikisinin de yazdığı "her harfi Tanrıdan" kabul edilmiş kitapta, TANRI SÖZÜ OLAMAYACAK İÇERİKLERİYLE YERLERİNİ ALMIŞ.

Nehemya...12:1 Şealtiel oğlu ZERUBBABİL ve Yeşu ile birlikte sürgünden dönen kâhinlerle Levililer şunlardır: Kâhinler: Seraya, Yeremya, EZRA,
Ezra...........2:2 Bunlar ZERUBBABİL, Yeşu, NEHEMYA, Seraya, Reelaya, Mordekay, Bilşan, Mispar, Bigvay, Rehum ve Baananın önderliğinde geldiler. Sürgünden dönen İsraillilerin sayıları şöyleydi:

Ezra'da, Nehemya'da esasında birbirlerinin SARAY EFRADIYLA YAKIN İLGİSİNİN OLMADIĞINI İSPAT İÇİN, BİRİBİRLERİNİ İLK DÖNEN ZERUBBABİL KONVOYUNA DAHİL EDİYORLAR. Ezra Tapınak yapımını anlatırken, hiç Nehemya'dan yardım istemiyor, istediğini "ima" bile etmiyor.

Tapınak için ölüp biten, "görünümler aldığına" sürekli yalvaran Daniel'den de yardım istenmediği gibi, Daniel, herhangi bir yadımda da bulunmuyor. Ezra tüm işin, mektuplarla kendisi dışında ZERUBBABİL ve arkadaşları tarafından gerçekleştirildiğini söylüyor. Zorluklarla mücadele edenlerin Zerubbabil ve arkadaşları olduğunu söylüyor. Zerubbabil vasıtasıyla kendisine Tapınak yapımından pay çıkartıyor. Pay çıkartıyor denilebilir. Çünkü; Ezra, tapınak bitiminden 58, sürgün bitiminden 80 yıl sonra Yeruşalim'e dönüyor.

Sürgüne gidenlerle gitmeyenler arasındaki engellemeler yetmiyormuş gibi, sürgünden dönenlerin aralarındaki güç düelloları yüzünden de Tapınak yapımının ve Yeruşalim'in onarımının geciktiği anlaşılıyor.Tüm izinlerin ve Nebukadnessar tarafından alınmış tüm değeri eşyaların geri verilmesine rağmen, Tapınak temeli sürgünden 17 yıl sonra atılıyor ve sürgünden 22 yıl sonra bitirilebiliyor.

Her biri yaşadıkları olayların çoğunu, Darius'un ilk yıllarına bağlarlarken; o yıllarda Sarayda olduklarını yada sarayla ilişkilerinde saygın bir yere sahip olduklarını belirtiyorlar. Ne gariptir ki Saray yaşamı içinde birbirlerinden hiç bahsetmiyorlar. Görünüm aldıkları, "tanrım dedi ki" dedikleri de "dün gece kulum Ezra'ya, Nehemya'ya, Daniel' e ... şu bildirimlerde bulundum aranızda iştişare edin" demiyor. ""Birbirlerinizle yardımlaşın" demiyor. Ne kadar ilginç deği mi? Her biri; sanki "sadece kendilerine ait olanla" görüşüp, TEK ADAM OLMA SEVDASINDAYMIŞ görüntüsünü yaılarında işleyerek bu izlenimi veriyorlar. Nehemya'nın, Ezra'dan behsetmesi üstlüğünü ilan etme çabasından başka birşey değil.

Daniel sürgünden sonra hiç dönmüyor, Sarayda işlerim iyi diyor. Ezra ve Nehemya'da sürgün bittikten ve Tapınak açıldıktan onlarca sene sonra dönüyorlar. Uğruna kitaplar yazdıkları Tapınakları ve Yeruşelim'lerine dönme yerine SÜRGÜN HAYATININ İMTİYAZLARINI yaşamayı tercih ediyorlar. Adı sürgün denilen köleler edinilen, sarayda sakilik, bilicilik görevleri yerine getirilirken, öğretisini aldıkları BABİL'İN FAHİŞESİNE ve MARDUK'a saygılar sunulan bir yaşam.

Sürgünden bi-haber insanların, sürgün bittikten 70-80 yıl sonra, yazdıkları "dönüş nasıl oldu" hikayeleri yada "sürgünden dönenlerden duyduklarımız" tarzında metinlerini kaleme almışlar.

"Tanrım benden saymamı istedi ama saymama gerek kalmadı dönenlerin kütüğünü buldum" demekle, Ezra bölümündeki sayıların, Tanrısal olmadığını iyice pekiştiriyor. Sayıları farklı vererek "doğru rakkamlar bunlar" duyurusuyla aslında Ezra'yı yalanlıyor (Sayılan şey zaten tanrısal olur mu? Ama onlar kitaplarında yazılı herşeyi, "TANRIDAN" diyerek yapılacak itirazları, duyulacak şüpheleri, uygulanacak testleri kökten kesiyorlar. Kişisel istekleri, duyuruları, anlatımları, olay nakilleri bile bu mantıkla Tanrı'dan oluyor. Kitabın, "her harfi Tanrıdan" denildiğine göre.)

Aynı kapak altında, aynı dönemde yaşamış, aynı Tanrı olarak işaret ettiklerinden bilgiler aldığını söyleyen kişilerin yazdığı birbirini yalanlayan iki kitap ve bu kitaplara her harfi tanrıdan diye tabii olan insanlar.

Ezbere rakkamlar yazdıkları, mesnetsiz salladıkları, o kadar açık ve net ki; farklı rakkamlar yazıyorlar ama toplam sayıyı tutturuyorlar. Sallamalarının üzerini örtmek içinde, "eşeğe" kadar detay verip, "Tanrım istedi" damgasını, ifadelerine giriş yapıyorlar.

Nehemya......7:67 Ayrıca 7 337 erkek ve kadın köle, kadınlı erkekli 245 EZGİCİ, 736 at, 245 katır, 435 deve, 6 720 eşek vardı.
Ezra.............2:65 Ayrıca 7 337 erkek ve kadın köle, kadınlı erkekli 200 EZGİCİ, 736 at, 245 katır, 435 deve, 6 720 eşek vardı.

Tıpkı Matta'nın, arada yaşamış olan nesilleri silip, çok büyük dedeleri baba yapıp, sürgün tarihlerini allak-bullak edip yine İsa'nın babası Yusuf'u dolaysıyla İsa'yı tutturma düzmecesini, ONDÖRT mucizesi ile yaldızlaması gibi. (41 sayısının 3'e bölen adam olarak tarihte yerini alacaktır sanırım)

Tanrı sözü denilen kitabın içinde yer alan bölümler arasında farklılık olur mu? Birbirlerini yalanlar mı? Birbirlerini yalanlayan bölümler aynı kitapta yer alırsa, "Tanrıdan geldi sözü" neyi ifade eder?

Bütünü meydana getiren bölümlerin, yalan ifadeler içerdiğini, dolaysıyla kitabın Tanrısal hiç bir baği olmadığını ifade eder. Bölümler arasında yalan-yanlış ifadeler varsa, bölümeri meydana getiren sözlerde de aynı sorun var demektir.

KİTAP İÇİNDE BÖLÜMLER yada İFADELER ARASINDA FARKLILIK OLURSA, SÖZLER TANRIDAN OLMAZ. EĞER OLUR DİYORLARSA, ESİNTİ ALDIKLARI TANRI OLMAZ

   
 
   
  EZRA ve NEHEMYA'nın DÖNÜŞ LİSTELERİNE AİT, AHİT İFADELERİNİN YER ALDIĞI "SÜRGÜN LİSTELERİ" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  Hiç ara rakkamlar farklı olurda, toplamlar aynı çıkar mı?
Tanrı sözü denilen kitaba hekez istediği listeyi koyabilir mi?
Koyduğu listeye "tanrıdandır" diyebilir mi?
O sallama listeleri binlerce yıldır "bunlar her harfiyle tanrıdan gelen sözlerdir" diye insanlara sunulabilir mi?
Dine tabi olanlarda, yalan yanlışlıklara rağmen "bunlar tanrıdanmış" diye olmayacak dualara, "amin" dediğinin farkına varmaz mı?

Beyninizde geliştirdiğiniz, göğüslerinizde beslediğiniz, kalplerinize oturttuğunuz Tanrı inancında / Tanrı imajında / Tanrı profilinde / Tanrı olgusunda / Tanrı imanında / Tanrı anlayışında; Tanrı güçlü değilse, Tanrı hata yapıyorsa, Tanrı yanılıyorsa, Tanrı unutuyorsa o zaman ne işiniz var, ibadetlerle, ritüellerle, dinle.....?. O kabullerinizde yaşattığınız Tanrı olabilir mi?

Eğer yanılan, unutan herkeze farklı şeyler söyleyene "Tanrıdır" diyorsanız o zaman ne diye, dua edip korunma ve kurtarılma umuyorsunuz. O isimleri karıştırırken hala hayallerinizdeki Tanrı nasıl olabilir? Yarattım dediği zamanlarda milyonlarca insan yaşadığını bilmeyen, şehirler ve imparatorluklar kurulduğunu bilmeyen bırakın size ait bilgileri bilmeyi sizi nasıl bilecek.

Benden dediği kitapları yanlşlıklar ve hatalar doluyken, hatalarını düzeltmek yerine, yeni istekler bildirenin Tanrısal bir yapısı olabilir mi?

Hatalarını düzeltmek, yapılan hatalar konusunda, "kulum dediklerini" uyarma yerine, "buhurdan, tütsüden, yakmalık sunudan, günnükten, çadırının kopçalarından" bahsedenin ilahi bir yapısı olabilir mi? "Kulum" dediklerini korumakla bir ilintisi olabilir mi?

Hatalarının farkında olmayan, daha doğrusu kime ne söylediğini ve "benim" dediği kitaplarda yazanları dahi bilmeyen, konuyla da hiç ilgilenmeyenin, vaadlerinin kitaplarda nasıl yer aldığını bilmesi mümkün mü?

TANRI HATA YAPAR MI?
HATALI KİTAPLAR TANRIDAN OLUR MU?
HATALI KİTAPLAR VARSA ONUN SAHİBİ, "O KİTAPLARI GÖNDERDİM" DİYEN TANRI OLABİLİR Mİ?
"SİNADA MOŞEYE ELERİNİZDEKİ KİTAPLARI BEN VERDİM" DİYEN ve KİTAP İÇERİĞİNDEN HABERİ OLMAYAN TANRI OLABİLİR Mİ?

   
  Tutarsızlıklar, toplanan yardımları bildiren ifadelerde de mevcut. "Tanrı sözü damgası" vurdukları kitapları istedikleri gibi doldurmuşlar
Hemde büyük bir pervasızlıkla bu işlemleri yapmışlar. Benimsedikleri Tanrı yanılmalı, Tanrı unutmalı ki; baş edilebilir kul sözleri onun sözleri yerine geçirilebilir olsun, TANRI PROFİLİ nedeniyle, karşılaştırma dahi yapmamışlar.

Yazılanları birbirleri ile karşılaştırmayı;
Ne kutsal metin yazarlığına kendilerini atamış olanlar,
Ne Tanrı adına ona atfettikleri kitapları derleme işini üstüne alanlar,
Ne o kitaplar sayesinde ruhban sınıflarında kademeleri ellerinde tutanlar,
Nede "Tanrı olarak işaret ettiklerinden kurtarılmayı bekleyenler yapmamış.
   
 
   
  Ezra'ya üstlük tavılar sergilediği kurduğu cümlelerden belli olan Nehemya, Ezradan bu konuda bir bilgi almamış olmalı. Çünkü, ya! Nehemya'nın kitabı Ezra'nın, yada Ezra'nın kitabı Nehemya'nın esin kaynağı. Her ikiside aynı olayları kendilerine yontarak anlatmışlar. Her ikisi de hemen hemen aynı konuları işlemişler.İlginçtir her ikiside kitaplarını yabancı kadın muhabbeti ile bitirmiş.

Kalıp aynı ama rakkamlar farklı. Kendilerine yontmaları farklı. Nehemya "benimki doğru, Yeruşalim'i ben kurdum" demek için mi, kendisinin egemen güç olduğunu belirtmek için mi? bu tarz farklılıkları işedi. Ezra'ya göre tapınak uzun yazışmalarla, rüşvet verenlere karşı mücadelerle, hainlere rağmen oluyor. Oysa Nehemya'ya göre böyle uzun uzadıya yazışma falan yok. Kral Artahşasta'nın izniyle Kudüse gidiyor ve kısa sürede işi bitiriyor. Ezra'ya da yasa kitabını okumak düşüyor. Nehemya açıkca Ezraya direktifler verdiğini de ifade etmiş

Nehemya.....2:1 Kral ARTAHŞASTA'nın krallığının YİRMİNCİ yılı, Nisan ayıydı. Krala getirilen şarabı alıp kendisine sundum. O güne kadar beni hiç üzgün görmemişti.
Nehemya.....2:4 Kral, ‹‹Dileğin ne?›› diye sordu. ...... beni Yahudaya, atalarımın gömüldüğü kente gönder; KENTİ ONARAYIM.››

Nehemya.....12:31-33 Yahudalı ÖNDERLERİ SURLARIN ÜZERİNE ÇIKARDIM. Şükrederek yürüsünler diye İKİ BÜYÜK GRUBA AYIRDIM . Birinci grup sağdan Gübre Kapısına doğru yürüdü Arkalarından Hoşaya ve Yahudalı önderlerin yarısı, Azarya, EZRA, Meşullam,

MUSA OLMASAYDI KİTAP ONA VERİLDİ DİYEN İNSANLA, ONU ÇEKİP ÇEVİRDİĞİNİ İMA EDEN İNSAN PROFİLİ. TIPKI MUSA İLE KENDİSİNİ KIYAS ETTİREN, IRMAKTAKİ SUYU YARAN YEŞU GİBİ...TANRI SÖZÜ DEDİKLERİ KİTAPTA GÜÇ DÜELLOSU
   
  Ezra'nın, Yeruşalim'e dönüş konusunda bile aynı yılları vermiyorlar. Arkeolojik verilere göre; Ezra'nın ne zaman doğup ne zaman öldüğü belli değil.Yahudiler, İsrail Tanrısı ve Eski Ahiti'de benimsedikleri için Hıristiyanlarında gözbebeği sayılan, "Musa olmasaydı İsrail tanrısı kitabı Ezra'ya verirdi" denilen kişinin ölüm doğum yılları ortalıkta mevcut değil. Ezra kitap almamış ama Tüm kitapları vererek TANRI konumunda bir yeri YAHUDİLİK inancı içinde edinmiş olmalı. TANRININ OĞULLARINA Kitaplarının emri olarak inanmak zorunda olanlar için bu kabul hiçte zor olmamalı. Hatta tekrar gelebilecek olması, yazdıklarına tabi olanları koruyacak olması gibi fanteziler, TANRININ OĞLU düşüncelerini olmazsa olmazları arasına almış olan KABULZADELERİ mutlu bile etmiş olmalı.

Çok Tanrı inançlarını gösterebilmek için, İNGİLİZCE AHİT kitaplarına bakmak yeterli. Müslüman ülkelerde üzerini örttükleri, yaldızladıkları, bu çok Tanrılı inancı ifade eden deyimler, kendi ülkelerinde yani ÇOK TANRI İNANÇLARININ hüküm sürdüğü yerlerde, Deccaliyet örneği göstererek değiştirdikleri / parlattıkları deyimleri olduğu gibi kullanmışlar. TANRININ OĞULLARI tanımını Türkiye'de basılan, dağıtılan ESKİ AHİT kitaplarında, Melekleri çağrıştıran "İLAHİ VARLIKLAR" (DIVINE ASSETS) tanımlamasıyla değiştirmişler. Tek Tanrılı din taklidi yapmak kolay değil. Bu örnekler her konuda her ifadede oldukca çok olmalı.
 
İngilizce BASKILI Eski Ahit kitabında TANRININ OĞULLARI
Genesis/Yaratılış..6:2 that the SONS OF GOD saw the daughters of men that they were fair; and they took them wives, whomsoever they chose
Yaratılış/Genesis..6:2 TANRININ OĞULLARI, insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler.....
Türkçe yazılmış Eski Ahit kitabında İLAHİ VARLIKLAR
Yaratılış...............6:2 İLAHİ VARLIKLAR, insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler.

İngilizce BASKILI  Eski Ahit kitabında TANRININ OĞULLARI
Genesis/Yaratılış...6:4 The NEPHILIM were in the earth in those days, and also after that, when the SONS OF GOD came in unto the daughters of men, and they bore children to them; the same were the mighty men that were of old, the men of renown.
Yaratılış/Genesis...6:4 TANRININ OĞULLARI insan kızlarıyla evlenip çocuk sahibi oldukları günlerde ve daha sonra yeryüzünde NEFİLLER vardı. Bunlar eski çağ kahramanları..
Türkçe BASKILI  Eski Ahit kitabında İLAHİ VARLIKLAR
Yaratılış................6:4 İLAHİ VARLIKLARIN insan kızlarıyla evlenip çocuk sahibi oldukları günlerde ve daha sonra yeryüzünde NEFİLLER vardı.......

İngilizce BASKILI  Eski Ahit kitabında TANRININ OĞULLARI

Job / Eyüp...........1:6 Now it fell upon a day, that the SONS OF GOD came to present themselves before the LORD, and SATAN came also among them.
Eyüp / Job...........1:6  Bir gün TANRININ OĞULLARI RABbin HUZURUNA ÇIKMAK için geldiklerinde, ŞEYTAN da ONLARLA GELDİ.
Türkçe BASKILI  Eski Ahit kitabında İLAHİ VARLIKLAR
Eyüp...................1:6 Bir gün İLAHİ VARLIKLAR RABbin HUZURUNA ÇIKMAK için geldiklerinde, ŞEYTAN da ONLARLA GELDİ.
   
  tanrının oğulları
   
  Yahudilik içinde köklü bir yer edinmiş olan TANRININ OĞULLARI inancı, Yahudi olan kutsal metin yazarı Luka tarafından da Hıristiyanlığa taşınmış.Luka; TANRI OĞLU kavramını, ADEM seceresi ile  daha Yeni Ahit'te  İSA anlatımına başlamadan aktarmış. Böylece, HIRİSTİYANLIĞIN ÇOK TANRILI DİN olmasının ilk adımını  atarak, çok tanrılı dinin oluşmasına temel teşkil etmiş. "Kökümüz Yahudilikten dolayı ÇOK TANRIYA alışık olduğuna göre, İSA'yla gelende mutlaka öyle olmalıdır" diye kitaplarını yazmış. (Luka İsa'yı araştırmaları sonucu kaleme aldığını kendisi söylüyor. "Titiz bir arastırmacıyım" diyor. "İSA dedi ki" demiyor.)

Adem'i de Tanrının oğlu / SON OF GOD olarak kabul edenler için İSA tanrının oğludur  / SON OF GOD demek çok kolay olmuş olmalı. İnançlarında var olan SONS OF GOD / Tanrının oğulları inanışları İSA ile TAPINMALARINA resmen girmiş.

Luka 3:38 Enoş oğlu, Şit oğlu, Âdem oğlu, TANRI OĞLUYDU.
English Standard Version (©2001)
Luke...3:38 the son of Enos, the son of Seth, the son of Adam, the SON OF GOD.
New American Standard Bible (©1995)
Luke...3:38 the son of Enosh, the son of Seth, the son of Adam, the SON OF GOD.
International Standard Version (©2008)
Luke...3:38 the son of Enos, the son of Seth, the son of Adam, the SON OF GOD.

İsa'ya "Tanrı oğlu" diyenler, ona sonradan kutsal ilanlı Davut soyundan baba uydurma yani secereler icad etme yoluna gitmekle, İSA'larının BABASIZ DOĞAN Hz. İSA olmadığını her fırsatta ilan etmiş oluyorlar. Bu tür duyurularla Hz. İsa ile ilişkilerinin olmadığını,  zaten kendilerinin TEVHİD inancı taşımak gibi, tek ilahlı bir din olmak gibi niyetleri olmadığını da (defalarca yaptıkları gibi) ortaya koymuş oluyorlar.

Pavlus ve ekibinin asıl amacının, tek ilahlı dine  çağrılarda bulunan Hz. İsa'nın tebliğlerini bozmak, davetleriyle Tevhid inancına  açtığı yolu kapamak, atalarının örtmüş olduğu vahiylerin üzerinin tekrar açılmasını engellemek  olduğu anlaşılmıyor mu?

Müslüman mahallesinde Salyangoz satmayı bir kez kafaya koymuşlar. Ama ekmek içi protein deposu ama ekmek arası bol ketçaplı. Şifa niyetine ama şurup halinde ama draje halinde. ama Dinlerin diyaloğuyla ama Amentü birlik çağrılarıyla, ama İsevi müslümanlık ilanlarıyla ama program önü-arası-arkası geçirilen jeneriklerde
   
  az MÜSLÜMANLARA, "İLAHİ VARLIKLAR" olarak sundukları "SONS OF GOD" KABULLERİNİN İŞLENDİĞİ "TANRININ OĞULLARI"sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  Ezra'yı Tanrısallaştırmak istedikleri, onu ölümsüz yapmak istedikleri ortada Tıpkı Hanok gibi El-Shaddai ilan edilme gibi. Tanrının KUTSAL KİTAP DENETMENİ  ölümsüzlüğe kavuşmuş HANOK / EL-SHADDAİ gibi, Ezra'da kitapları yeniden yazıp, kitap alan değil kitap veren rolüyle, dine yön veren olmasıyla  aynı yada benzer bir makama oturtulmuş olmalı. Sürekli onlarla birlikte olan Kurtarıcı, yol gösterici kıvamındaki EZRA. (kitapları yeniden yazdı denildiğine ve "her harfi İsrail Tanrısından geldi" kabulüyle inanç sistemlerine dahil edildiğine göre, Musa konumunda olmuş zaten)
   
  az GÖĞE YÜKSELEN HANOK , KUTSAL KİTAP DENETLEYİCİSİ KİTAP YAZMANI ve TANRININ OĞLU "EL SHADDAİ & EZRA" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz
   
  Adeta dine yön veren 2. Musa olarak nitelendirilen Ezra, adeta hayalet bir yaşam sergilemiş. Hakkında tarihsel hiçbir veri yok. Nehemya bile farklı yıllardan bahsederken bu hayalet yaşamı işaret etmiş oluyor. (M.Ö. 428 yıllarına kadar olayların içinde olduğunu bir mantık çerçevesi içinde sunanlar var. bu durumda EZRA'nın yaşı 200'ü buluyor)

Eşeklerin, kap-kacağın, çadırdaki kopçaların sayısını verenler bu konuda hiçbir bildirimde bulunmamışlar. Daniel gibi yaşına sınır koyamamalarından dolayı olabilir mi? Ezra; sürgün öncesi Babil'de, Yahudiler içinde ve Kraliyet nezdinde, söz sahibi olduğuna göre, (Zerubbabil'in babası olabilirmiş. BAY 1.X) Zerubbabil de, liderler arasına girdiğine, Yeruşalim'e döndükten sonra Tapınak yapım önderliğine ve Şesbessar'ın yerine Vali olduğuna göre, Ezra'nın yaşıda bu sıralarda en az 50-60 olmalı.

GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ BU BÖLGEDE DE İŞLER KARIŞIK EN AZINDAN PUSLU.. EZRA'NIN YERUŞALİM'E DÖNÜŞ TARİHİNDE BİLE İHTİLAF HALİNDELER.

NEHEMYA, EZRA İÇİN ZERUBBABİL'Lİ KONVOY İLE DÖNDÜĞÜNÜ SÖYLERKEN; (Yeremya, kehanet 70'in sahibi Yeremya değil O M.Ö. 587 yılında ölüyor)
Nehemya...12:1 Şealtiel oğlu ZERUBBABİL ve Yeşu ile birlikte sürgünden dönen kâhinlerle Levililer şunlardır: Kâhinler: Seraya, Yeremya, EZRA,

EZRA, ZERUBBABİL'Lİ KONVOYUN LİSTESİNDE KENDİSİNİN OLMADIĞINI, TAM TERSİNE O KONVOYDA NEHEMYA'NIN OLDUĞUNU YAZIYOR..
Ezra...........2:2 Bunlar ZERUBBABİL, Yeşu, NEHEMYA, Seraya, Reelaya, Mordekay, Bilşan, Mispar, Bigvay, Rehum ve Baananın önderliğinde geldiler. Sürgünden dönen İsraillilerin sayıları şöyleydi:
Ezra...........3:8 Tanrının Yeruşalimdeki Tapınağına vardıktan sonra, ikinci yılın ikinci ayında Şealtiel oğlu ZERUBBABİL, Yosadak oğlu Yeşu ve bütün öteki kardeşleri,
kâhinler, Levililer ve sürgünden Yeruşalime dönenlerin tümü işe başladılar. RABbin Tapınağının yapımını denetlemek için .....

BUYRUN CENAZEYE..Her ikiside, birbirlerinin Zerubbabille dönün konvoyda olduğunu söylüyor, her ikiside kendilerinin Zerubbabil konvoyunda olmadığını söylüyor, her ikiside çok sonraları PERS KRALININ HİMAYESİNDE döndüğünü, özel yetkilerle donatılmış olarak gelip Yeruşalim'i onardıklarını söylüyor,ama her ikiside esasında olandan bitenden haberi olmadıkların söylüyor. Konuya sonradan icabet ettiklerini söylüyorlar.HER İKİSİDE TANRI SÖZÜ YAZARI.

Her ikiside Zerubbabil konvoyunda olmadıklarını ispat için cümleler kuruyor. Nehemya, "ben dönenlerin sayılarının kütüğünü buldum derken, Ezra kendi konvoyunun sayısını ayrıca, ayrıntılarıyla veriyor. Rakkamlardada anlaşamıyorlar. bir arad yaşadıkları halde birbirlerine "TANRI SANA NE DEDİ" diye sormuyorlar.

Nehemya, "Tanrım bana say dedi" diyor da Tanrı olarak işaret ettikleri benimsedikleri neden "kulum Ezra sayıları biliyor git ondan al" demiyor? Neden Tanrı olarak ortaya sürdükleri " aynı yıllarda aynı konuları yazıyorsunuz ama rakkamları yanlış yazıyorsunuz demedi? Yoksa bunların Tanrı olarak benimsedikeri de mi farklı. Üzerinde tek mutabık kaldıkları, zamanları faklıda olsa yedinci ay, çardak bayramı.

EZRA, KENDİ DÖNÜŞÜNÜN LİSTESİNİ VE ZAMANINI VERDİĞİ BAŞKA KONVOYLA OLDUĞUNU SÖYLÜYOR.
Ezra...........8:1 ARTAHŞASTAnın krallığı döneminde BEN EZRAyla birlikte BABİLden dönen boy başlarının ve onlarla birlikte kayıtlı olanların LİSTESİ:
Ezra...........7:8 Ezra, ARTAHŞASTAnın krallığının YEDİNCİ yılının beşinci ayında Yeruşalime vardı.
Ezra...........7:1-6 ....Pers Kralı ARTAHŞASTAnın krallığı döneminde, Başkâhin Harun oğlu Elazar ....oğlu Seraya oğlu EZRA adında biri BABİL den geldi. EZRA İsrailin Tanrısı.

EZRA'NIN FARKLI KONVOYLA GELDİM, YANIMDAKİLERDE BUNLARDI DEDİĞİ ANDA; BU KEZDE ORTAYA SÜRGÜNDEN DÖNENLERİN LİSTESİNDEKİ RAKKAMLARA İLAVE ÇIKIYOR.
Dönenlerin kütüğünü buldum diyen ve o konvoyda birim rakkam farklılığına rağmen TOPLAM 42,360 kişi vardı diyen, Tanrı ile sürekli haberleştiğini "TANRIM DEDİKİ" başlıklarıyla süsleyen Nehemya, toplam rakkamı da tutturamamış oluyor. Çünkü Ezra, 42.360 kişinin dışında konvoyunda daha 1496 insan olduğunu söylüyor. Bu durumda, Nehemya, listesini Ezra'lı verdiğine göre; Toplamda bu kadar sayıyı eksik vermiş oluyor.
   
 
   
 
   
  YA! SÜRGÜN BİTİM YILLARINI KARIŞTIRIYORLAR YADA HAYALİ OLAYLARI ANLATIYORLAR. EZRA tek vucud toplanmada orada olmadığını ve bu tek vücud toplanmanın sürgünden dönen ilk konvoyun Yeruşalim'e yerleşmesinden YEDİ AY sonra olduğunu bildirirken, NEHEMYA bu toplanmanın Kral ARTAHŞASTA'nın YİRMİNCİ yılından sonraki YEDİNCİ AYDA olduğunu söylüyor.YEDİNCİ AYDA mutabıklar ama Ezra ilk giden kafilede olmadığını, kendisinin bu kafileden sonra, Kral ARTAHŞASTA'nın 7 yılında Yeruşalim'e gittiğini söylüyor.

Ezra'nın, sürgün dönüş öncesi Babil'deki yaşını 50 kabul etsek, sürgün bitiminden 80 yıl sonra Yeruşalim'e geldiğine göre yaşı 130 civarında olmalı. Nehemya, Kral Artahşasta'nın, 20 yılında gelip, Ezra'ya Yasa kitabını okutup, surların üzerinde oluşturduğu korteje dahil ettiğine göre Ezra, hala yaşamakta. Bu durumda; Ezra'dan Kral Artahşasta'ya göre 20-7=13 sonra geldiğine göre; EZRA 130+13 = 143 yaşları civarında olmalı. Yeremya kitabının yazmanı BARUK'un öğrencisi olan EZRA, birde böyle yaş mucizesine sahip bir insan. Yeremya kitabı en son ne zaman yazılmış olabilir bir tahmin edin."70 "sayısı ne zaman eklenmiş olabilir?

Nehemya.....1:1 Hakalya oğlu Nehemyanın anlattıkları: Pers Kralı ARTAHŞASTAnın krallığının YİRMİNCİ yılı, Kislev ayında Sus Kalesindeydim.

Nehemya.....8:1 İSRAİLliler KENTLERİNE YERLEŞTİKTEN sonra, YEDİNCİ AY TEK VUCUD HALİNDE Su Kapısının karşısındaki alanda toplandılar. Bilgin EZRAya RABbin Musa aracılığıyla İsrail halkına verdiği buyrukları içeren YASA Kitabını GETİRMESİNİ SÖYLEDİLER.

Ezra.............3:1 İSRAİLlilerin KENDİ KENTLERİNE YERLEŞTİKTEN sonra, YEDİNCİ AY Yeruşalimde TEK VUCUD HALİNDE toplandılar.
Ezra.............7:8 EZRA, ARTAHŞASTAnın krallığının YEDİNCİ yılının beşinci ayında YERUŞALİMe vardı.
Nehemya.....8:2 Yedinci ayın birinci günü Kâhin EZRA YASA KİTABINI HALKIN TOPLANDIĞI YERE GETİRDİ. Dinleyip anlayabilecek kadın erkek herkes oradaydı

Eğer Nehemya'a bakar, Ezra'nın yedinci ayda kentlerine yerleşen İsrail'lilerle geldiğini kabul edersek; bu kezde BABİL SÜRGÜNÜ
YehoyaKİN'e göre: M.Ö.598 - M.Ö. 458 = 140
Sidyikya'ya göre..: M.Ö.587 - M.Ö. 458 = 129 yıl sürmüş oluyor. yada Sürgün bitmesine rağmen yanılıp yıkıldıkları Babil hayatına 70-80 yıl daha devam etmişler.

Yıllar sonra, ellerindekini satmak, Tanrımız dediklerinden değil Krallardan aldıkları kuvetlerle, Yeruşalim'e şöylesine uğramış oluyorlar. Babil hayatı ve saray yaşamı hoşlarına gitmiş olmalı ki, bir türlü dönememişler.

Her ikiside o günü (onlarca yıl farkla da olsa) Çardak bayramı ilan ediyor, her ikiside olayı aynı kalıplar içinde anlatıyor ama yıllar farklı konvoylar farklı. TANRI OLARAK BENİMSEDİKLERİDE FARKLI OLMALI. Görüldüğü gibi buradaki karışıklığın içinden kolayına çıkmak mümkün değil. Daha onlarca irdeleme yapılarak çelişkiler ortaya koyulabilir. Ama hepsinin vereceği sonuç, kitapların asla Tanrısal olmadığını, Tanrısal olmayı bırakın doğru bilgileride içermediği yönünde çıkacaktır. Yukarıdakilere ilaveten, Tarihlerin ve ifadelerin olduğu bilgi tablosu aşağıda, yorumlar size kaldı.

Ezra; Tapınak, konusunda da Kralları karıştırıyor. Artahşas'a yazılan kötüleme mektubu sonucu, inşaat işi durduruluyor. Dursun ne zararı var diyebilirsiniz ama bu durdurma geriye doğru gidiyor. "Darius'un 2. yılına kadar askıda kaldı" derken en az 40 yıl geriye gidiliyor. Tapınaksa, Darius'un 6. yılında açılıyor. İfadeler aşağıda buyrun siz kara verin. Tapınak yapıldığında Kral ARTAHŞASTA Dünya'ya bile gelmemiş olabilir. Kudüs surları için yazılan metupla, Tapınak serüveni bence karıştırılmış. Yaşadıklarını nakledemeyenler, sonsuz hayatla ilgili nasıl öngörüde bulunabilirler.

Ezra...........4:7 Pers Kralı Artahşastanın krallığı döneminde, Bişlam, Mitredat, Taveel ve öbür çalışma arkadaşları Artahşastaya bir mektup yazdılar. Mektup Aramice yazılıp çevrildi. yazılmıştır.
Ezra...........4:23 Kral Artahşastanın mektubunun örneği kendilerine okunur okunmaz, Rehum, Yazman Şimşay ve öbür çalışma arkadaşları hemen Yeruşalime Yahudilerin yanına gittiler ve zorla onları durdurdular.
Ezra...........4:24 BÖYLECE Tanrı'nın Yeruşalim'deki Tapınağı'nın yapımı, Pers Kralı DARİUS'un krallığının İKİNCİ yılına dek askıda kaldı.

Hagay........1:14-15 Böylece RAB Şealtiel'in TORUNU Yahuda Valisi Zerubbabil'i, Yehosadak oğlu Başkâhin Yeşu'yu ve sürgünden dönen halkın tümünü bu konuda harekete geçirdi. DARİUS'un krallığının İKİNCİ yılında, altıncı ayın yirmi dördüncü günü gelip Tanrıları Her Şeye Egemen RAB'bin Tapınağı'nda işe başladılar.
   
 
   
 

Peşpeşe koyulan iki kitap arasındaki bu çelişkiler nedeniyle, kitap derleyicilerinden hiç kimse "ya! arkadaşlar bu çelişkili yazıları kutsal kitabımıza koyarak, Tanrı olarak işaret ettiğimize saygısızlık etmiş olmuyor muyuz" dememiş mi? Tanrıya olan güveni sarsar dememiş mi? Tanrı yanılmazlığını yok eder dememiş mi?

EĞER SAYILAN KRİTERLERİ DEĞERLENDİRMEDEN KUTSAL KİTAPLARINI CİLTLEDİLERSE; BU DURUMDA GÖZ ÖNÜNE ALDIKLARI KISTASLAR NELERDİ?
SADECE KENDİ GÖRÜŞLERİNİ yada MENSUBU BULUNDUĞU / DESTEKLEDİĞİ GRUBUN DÜŞÜNCELERİNİ YANSITAN METİNLERİN CİLT İÇİNDE YER ALMASI MIYDI?

   
   
  KİTAPLARA NELER "TANRI DEDİKİ" MASKESİ ALTINDA, KİMLER ADINA SOKUŞTURULMUŞA BİR ÖRNEKTE, 70 SAYISININ MÜELLİFİ YEREMYA'DAN

Kehanet dedikleri şeylerin nasıl oluşturulduğuna bir örnek. İşte, 70 sayısının sahibi ilan edilen YEREMYA KİTABINDAN bir ifade. Yeremya'nın ölümünden 25 sene sonraki haber. Yeremya kitabında yer alıyor. 70 sayısını da birilerinin olaylar bittikten sonra, kitaba yazmış olabileceğini tahmin etmek hiçte zor değil. Zaten, bir kısmını Baruk "ben yazdım" diyor. Bir kısmı ise "Yeremya'nın sözleri burada bitti" dendikten sonra yazılmış. Baruk'a, "bunları sen mi yazdın" diye sorulduğunda, "Yeremya'nın söylediklerini ve daha bir çok sözleri ikinci yazımda kağıda döktüm" diyor.

Yeremya, M.Ö.650 yılında doğuyor. M.Ö. 586 yılında Sidkiya'nın Nebukadnessar tarafından esir alınmasından sonra, halkı tarasından Mısır'a sürgüne zorlanıyor ve orada ölüyor / taşlanıyor.
YehoyaKİN ise M.Ö. 598 yılında Yine Nebukadnessar tarafından ailesi ile Babil'e sürülüyor. Bu tarih aynı zamanda sürgünün başlangıç tarihi.
Babil Kralı EVİL MERODAK yani MARDUK'da (Tanrı kabul edilen MARDUK) M.Ö. 562 yılında tahta geçiyor
.

Soru şu; M.Ö 586 yılında öldü denilen zat-ı muhteremin kitabında, kendi ölümünden 25 sene sonra hapisten çıkan YehoyaKİN'in İSMİ NE GEZİYOR .Üstelik ismi geçmekle kalmıyor ömrünün sonuna kadarda, MARDUK'un sofrasında yer aldığı görülmüş ve yaşanmış olay olarak bildiriliyor.

YEREMYA KİTABININ içinde sanki, YEREMYA'nın SÖZLERİYMİŞ gibi yer alıyor. Kimler kitapları yazdı ve düzenledi ise, bu kutsal kitap yazma işini, YEREMYA'dan çok sonraları yaptıklarını, kitaplarına kendi elleri ile yazmışlar. Tanrı sözü yazmaya alışık olan eller, YehoyaKİN'li ifadeleri de içeriğe ilave edivermiş olmalılar.

Yeremya.......52:31 Yahuda Kralı Yehoyakinin sürgündeki OTUZ YEDİNCİ yılı Evil-Merodak Babil Kralı oldu. Evil-Merodak o yılın on ikinci ayının yirmi beşinci günü, Yahuda Kralı YEHOYAKİNe lütfederek onu CEZAEVİNDEN çıkardı.
   
 
   
 
   
 

Nasıl olsa, "gördüm" diyende, "konuştum" diyende, yazanda TANRI ADINA bildirimlerde bulunmuyor mu? Kendilerini TANRI SÖZCÜSÜ ilan etmemişler mi? O halde, sonuç olarak ne farkeder mantığıyla bu ifadeleri ekleyenler, Yazdıklarına Tanrısal boyut katmak isteyenler, kehanetci olduklarına inanılmasını isteyenler, metinlerinin kutsiyet kazanmasını isteyenler, YETMİŞ YIL KEHANET yapıştırmasını da yapıvermişler. Yazdıklarına güvenirliliği artırmak için, tüm olaylar gerçekleştikten, herşey yaşanıp bittikten sonra, 70 yılı satırların arasına "RAB DEDİ Kİ" başlığı ile ekleyivermiş.

Geçmişi hatırlayamayan, unutan, olayları karıştıran Tanrı olarak işaret ettiklerine bağlılığı artırmak, ona biraz kuvvet kazandırmak için yapılmış ilaveler. "Tanrı birşeyleri bilmiş olmalı" noktasından hareketle, metinler arasına revizyonlar sırasında, Tanrının gayp haberleri olarak sokulmuşlar. "Tanrı zaten SÖYLEMİŞTİ" vurgulamaları ve örnekleri ne kadar çok olursa, vaadlerin arkasına takılanlarda o nisbette çok olacaktır.

Ne kadar acı ve garip bir durum değil mi? Aslında kutsal metin yazarları, Tanrı adına birşeyler yazmadıklarını ve Tanrıdan hiç bir şey gelmediğini de biliyorlar.Göğüslerinde büyüttükleri Tanrı anlayışlarını tatmin ettiklerini biliyorlar. İnsanlara, Tanrı olarak benimsetmeye çalıştıklarının esasında, hiçbir şeye muktedir olmadığını da biliyorlar. Ama yine de "Tanrı dedi ki" diye başlayan sözleri yazmaktan geri durmuyorlar.

Bu konuda uzman olanlar şöyle demişler. Din adamlarının metinleri: Sürgün dönemine veya sürgünden sonraki zamana aittir (İ.Ö. 6yy) Bu şekilde Tevrat metninin hazırlanması, en azından üç asırlık bir zaman bölümüne yayılmaktadır (Bkz: Kitab-ı Mukaddes Kur'an ve Bilim, Maurice Bucaille, çev: Suat Yıldırm, Töv Yay İzmir-1981, s.32-33)

Şu ifade bile kitabın YEREMYA TARAFINDAN değil bir ANLATICI, bir NAKLEDİCİ tarfından yazıldığını gösteriyor. Bu ve benzeri anlatım, nakil örneklerinden yüzlerce bulabilirsiniz.
Yeremya.......32:1 Yahuda Kralı Sidkiyanın ONUNCU Nebukadnessarın ON SEKİZİNCİ yılında RAB Yeremyaya seslendi.
Yeremya.......37:4 O sırada Yeremya daha CEZAEVİNE KONMAMIŞTI, halk arasında DOAŞIYORDU.

Brauh'un "Yeremya söyledi ben yazdım" ifadesi de, "daha birçok şeyler yazıldı" demesi de, kitabın ikinci kez yazılmış olması da, "Yeremya'nın sözleri burada bitiyor" denilip Kitap yazımına devam edilmiş olmasıda, "HER HARFİ TANRIDAN DEDİKLERİ" kutsal damgalı kitabın, KOLLEKTİF BİR ÇALIŞMA ÜRÜNÜ olduğunu ortaya koyuyor. İfadelerin YEREMYA AĞZINDAN yazılmış bir hali var mı?

Yeremya.......51:64 Sonra de ki, ‹Babil başına getireceğim felaket yüzünden batacak, bir daha kalkamayacak. Bitkin düşecekler.› ›› Yeremya'nın sözleri burada son buluyor.

Sonra her şey Tanrısal havalarına sokularak, insanların önüne 70 SAYISI KEHANET ÖRNEĞİ olarak sürülüyor. "70 SAYISI TUTSA, YİNE GAM YEMEM". Tutması için oradan buradan çekiştiriyorlar ama nafile.

Daniel bile sürgün bittikten 17 yıl sonra, "Yeramya'nın 70 sayısının ne manaya geldiğini bildim" diyor. Eğer sürgünle alakalı olsaydı, 70'in manasını 17 yıl sonra anladım der miydi? Hemde bunu söyleyen ünlü bilici Daniel. Üstelik "70 sayısını bildim" diyor, "70 yılı bildim" demiyor ve hafta olarakta yorumluyor. Yorumunu da yine göklerden gelenler sağlıyor.

   
  DANİEL'in, YEREMYA'nın 70 SAYISINI NE OLDUĞUNU ANLAMASI ve YORUMLAMASININ İŞLENDİĞİ "DANİEL ve 70 SAYISI" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  SAYIM SONUÇLARINA / GÖÇ SAYIM SONUÇLARINA DÖNERSEK: 600 bin savaşan güç varsa kadınları ile (erkeklerin cariyeleri ve birden fazla kadınları oluyor) bu sayı 1.5 milyon civarı olur. 20 yaş altı ve savaşamayacak durumdaki erkekleri de kattığınızda bu sayı 2 milyonu yakalamış olmalı. Ölenler, öldürülenler, Mısırdan çıkışa katılmayanlar hariç, 2 miyon insan kalıyor. 70 kişiden, nasıl oluyorda 2 milyon olur? şüphelerini, "herkez 12 çocuk sahibi olmuştur" mantığı ile açıklayanlar, komiklik yapmıyorlarda / komikliğe soyunmamışlarda ne yapıyor olabilirler.

Hem öye bir hava estiriyorlar ki sanki, Yahudilerin hepsi bir şehirdeler de, "haydi" denilince hepsi yollara revan oluyor. Mısır'ı bir kasaba gibi tasavvur ettirerek, tüm Yahudilerin, tek vücut halinde Mısır'dan çıktı izlenimini edindiriyorlar. Musa'nın Firavuna gelip, Yahudilerle ülkeyi terketmesi onlara göre birkaç ay içinde olmuş. Bu kadar kısa sürede insanların mallarını bırakarak, Musa'ya tabi olabilmeleri imkansız.

Musa'nın geniş alana yayılmış olan Yahudilere o gnkü olanaklarla, duyularını iletmesi ve ikna edebilmesi mümkün değil. Gördükleri mucizelere rağmen, göğüslerindeki Samirinin buzağısından vaz geçemeyip ona tapanlar, hemen ikna olupta, Musa'nın peşine takılır mı? 2 milyon kişi miydiler? mümkün değil. Çölde 40 yıl ceza olarak başıboş bırakılan insanlara gökten yiyecek gelmez. O zaman, cezanın ne anlamı kalır. 2 milyon kişiyi çevrene toplayıp konuşma yapamazsın.

Çölde Sayım.....1:45 İsrailde savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştakilerin tümü bağlı oldukları aileye göre sayıldılar.
Çölde Sayım.....1:46 Sayılanların toplamı 603 550 kişiydi.
Çölde Sayım.....1:47 Ne var ki, Levi oymağından olanlar öbürleriyle birlikte sayılmadı.

Ne kadar olabileceklerine tahmin etme ipucu yine kendi kitaplarından. Musa, Tanrıdan 10 emri almak için gider. Hani içinde ÖLDÜRMEYİN EMRİDE olan ON EMİR. Musa, kırk gün dağda kalır. Kırk günün sonunda, ORDUGAHINA yaklaştığında ezgiler duyar. Birde bakar ki; Harun ve diğerleri, SAMİRİ'NİN BUZAĞISINA tapıyor. (Harun daha sonra Tanrı tarafından baş kahin ilan ediliyor. Neden acaba. Samiri'nin hatırı olmasın)

Musa sinirlenir, üzerinde TANRININ ÖLDÜRMEYİN emrininde bulunduğu taş levhaları, yere atar. Buzağı hemen infaz edilir edilmesine de, kendisinden başka Tanrılara tapılmasını kıskanan, KISKANÇ TANRI YAHVE, verdiği öldürmeyin NASİHATINI unutarak, sakinleşebilmek için"önünüze geleni ÖLDÜRÜN" emrini Musa'ya verir.

Mısırdan Çıkış....34:14 Başka ilahlara tapmayacaksınız. Çünkü ben kıskanç bir RAB, kıskanç bir Tanrı'yım.
Nahum..............1:2 RAB kıskanç, öç alıcı bir Tanrı'dır. Öç alır ve gazapla doludur.Karşıtlarından öç alır, Düşmanlarına karşı öfkesi süreklidir.
   
  GECE GÖRÜŞ KABİLİYETİ OLMAYAN, TANRICILIK OYNAYAN / OYNATILAN VARLIĞIN, ÖLDÜRME ARZUSUNU TATMİN İÇİN, ARENA USÜLÜ ÖLDÜRME EMRİ VERİYOR.

Çölde Sayım...25/3 Böylece Peor Baalı'na bağlandılar. RAB bu yüzden onlara öfkelendi.
Çölde Sayım...25/4 Musa'ya, "Bu halkın bütün önderlerini gündüz benim önümde öldür" dedi, "Öyle ki, İsrail halkına ÖFKEM YATIŞSIN."
Çölde Sayım...25/5 Bunun üzerine Musa İsrail yargıçlarına, "Her biriniz kendi adamlarınız arasında Peor Baalı'na bağlanmış olanları öldürün" dedi.

Kitaplarında "öldürmeyin" emri ve diğer insani emirler, sadece dini kitap statüsünde yayınlandığı için var. Aslında sadece "öldürün ve yok edin" üzerine kurulmuş, müstakil Tanrılı bir din Yahudilik. İSRAL'İN TANRISI YAHVE'nin katkıları ile oluşturulmuş bir sistem.

Mısırdan Çıkış/Exodus....20:13 ‹‹Adam ÖLDÜRMEYECEKSİN.

MUSA BU EMRİ SİNA DAĞINDAN almasının arkasından, Mısır'dan çıkmalarına öncülük ettiği topluluğunun yanına döner. Topluluğunun konakladığı yere geldiğinde, toplumunu Harun'un yaptığı SAMİRİNİN BUZAĞISINA tapar bulur ve sinirlenerek şu emri verir..
   
  SAMİRİNİN BUZAĞISI, PUT YAPIMI..ÖLDÜRME ve ÖLDÜR EMRİ'nin İŞLENDİĞİ"HARUN & SAMİRİ BUZAĞISI" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  Tanrı dediklerinin "ORDUGAHTA ÖNÜNÜZE GELENİ ÖLDÜRÜN" EMRİ üzerine; Musa öldürmelerin başlamasını ister.

Mısırdan Çıkış...32:26 Musa ordugahın girişinde durdu, ‹‹RABden YANA OLANLAR yanıma gelsin!›› dedi. BÜTÜN LEVİLİLER çevresine toplandı.

Musa'nın çevresinde toplanan LEVİLİ'ler yaklaşık kaç kişi olabilir? Tüm 1 AYLIK ve yukarı yaştaki erkeklerin sayısı 23.000 olduğuna göre, SAVAŞ GÜCÜ olanlarda 11-12.000 kişi olmalı

Çölde Sayım......26:62 LEVİLERDEN sayılan BİR AYLIK ve daha yukarı yaştaki BÜTÜN ERKEKLER 23 000 kişiydi. Bunlar öbür İsraillilerle birlikte sayılmadılar. Çünkü öbür İsrailliler arasında onlara pay verilmemişti.

Diğerleri yani 11 boya ait 20 YAŞ ve üzeri SAVAŞABİLECEK durumdaki İsrail'lilerin sayısı kaçtı? Yine kendi rakkamlarıyla; sadece 20 yaş ve üzeri savaşabiecek durumdaki insanların 600.000 olduğunu görüyoruz.

Çölde Sayım......26:1 Ölümcül hastalık son bulunca RAB, Musayla Kâhin Harun oğlu Elazara, ‹‹İsrail topluluğunun ailelerine göre sayımını yapın›› dedi, ‹‹SAVAŞABİLECEK durumdaki YİRMİ ve daha yukarı yaştaki BÜTÜN ERKEKLERİ sayın.››
Çölde Sayım......26:51 Sayılan İsraillilerin toplamı 601 730 erkekti.

ORDUGAHTA bulunan İsraillilerin toplam nüfusuda; Kadın, çoluk-çocuk, 20 yaş altı genç ve savaşamayacak durumdaki erkeklerle bu sayı çok rahat biçimde 1.5-2 MİLYONA ulaşır. 12.000 silahlı LEVİLİ KILIÇLARIYLA 1.5-2 milyon kişinin arasına girdiğinde bu sayı ölenlerin sayısı yüzbinlerle ölçülürdü. Adam başı sabahtan akşama kadar öldürülenler, "TANRI SÖZÜ DİNLEYEN LEVİ BAŞINA" bir adet olsa, öldürülenlerin sayısı 11-12.000 olurdu.

"GÜN BOYU öldürülenlerin sayısı, 3 BİNİ BULDU" DEDİKLERİN DE;Ya! öldürülenlerin sayısı yalan, ya! sadece işi yaramazları oldürerek İsrail Tanrısını kandırdılar, ya! Mısırdan çıkanların ve cellatlığa soyunmuş Levilerin sayısı yalan, YADA KİTAPTA YAZANLAR kafalara göre yazılmışlardan ibaret.

Mısırdan Çıkış.....32/27 Musa şöyle dedi: "İsrail'in Tanrısı RAB diyor ki:, ‹Herkes KILICINI kuşansın. ORDUGAHTA kapı kapı dolaşarak KARDEŞİNİ, KOMŞUSUNU, YAKININI öldürsün.› ››

KİMLERİN TANRISI DİYORLAR? "İsrail'in Tanrısı" DİYORLAR. Sadece İsrail'lilere ait bir Tanrı OLABİLİRLİLİĞİNİ, yıllardır aynı öğretilere tabii ola-ola, BEYİNLERİNE monte ettirmişler. SADECE KENDİLERİNE AİT TANRI İNANCINI, DİN HALİNE GETİRMİŞ ama "TEK TANRILI DİNİZ" iddialarıyla da sistemlerini süslemişler

Sadece onları düşünen, onları koruyan, diğer tüm ulusları yok etmeye çalışan İSRAİL'lilere AİT MÜSTAKİL BİR TANRI. (Amentümuz aynı, aynı İLAH''a İNANIYORUZ" diyenlere duyrulur. "Amentu'da biriz, Ana konularda anlaştık Teferruatta ayrılıklarımız var" diyenler çoktan din değiştirmişler de bizlerin haberleri olmamış anlaşılan.)

DAHA, "ALLAH'IN BİRLİĞİNDE" MUTABIK OLMAYANLARIN KİTAPLARINA NASIL OLURDA KUTSİYET KAZANDIRMA ÇALIŞMALARI YAPILABİLİR.

Mısırdan Çıkış........32/28 LEVİLİLER Musa'nın buyruğunu yerine getirdiler. O gün HALKTAN ÜÇ BİNE yakın adam öldürüldü.
Mısırdan Çıkış........32/29 Musa, "Bugün kendinizi RAB'be adamış oldunuz" dedi, "Herkes öz oğluna, öz kardeşine düşman kesildiği için bugün RAB sizi kutsadı."

RAB'IN KUTSAMASI İÇİN KARDEŞLERİNİ ÖLDÜRME EMRİ VEREN (suçlu, suçsuz ayrımı yapmadan, çoluk çocuk demeden, yaşlı kadın ayrımı yapmadan, ana-baba, kardeş, eş gözetmeden; önüne geleni) BİR PEYGAMBER ANLAYIŞININ OLDUĞU BİR KİTABA NASIL İLAHİ KİTAP DENİLEBİLİR.
   
  SİNA'da KİTAP VERİLMESİNİN HEMEN ARKASINDAN BAŞLATILAN, ÖLDÜR EMRİNİN ÖRNEKLENDİĞİ "AHİT'TE ÖLDÜR EMRİ" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
  ESTER ve ENTRİKA... SOYKIRIMIN / KATLİAMIN YALDIZI PURİM BAYRAMI KONULARININ İŞLENDİĞİ "ESTER & PURİM" sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
 

Bir gün süren bu katliama, sadece Levi'ler bile katılmış olsa; 2 milyon nüfus barındıran topluluk içinde, sadece 3000 kişinin ölmesi ile bu emir sonuçlanmazdı. Önüne geleni öldür denildiğinde yüzbinler ölürdü. Sonuçta ilçeleri, köyleriyle ADANA NÜFUSU BÜYÜKLÜĞÜNDEKİ BİR TOPLULUKTAN BAHSEDİLİYOR.

Sadece atıyorlar. Kulağa hoş gelen şeyleri söylemeye çalışıyorlar. Uzun kış gecesinde anlatıcılar gibi iletmek istedikleri mesajları, hikayelerine can verici olarak kullanıyorlar. Doğru yada yanlış olması önemli değil, yapılarında çelişkiler barındırıyor olmaları da önemli değil, önemli olan gerekli reytingi sağlayabilmek. Buna benzer ifadeler sinseleside, 407 yılda 3 nesille geçilen, LEVİ seceresinde kendini göstermekte.

Mısırdan Çıkış....6/16 Kayıtlarına göre LEVİoğullarının adları şunlardır/ Gerşon, KEHAT, Merari. LEVİ 137 yıl yaşadı.
Mısırdan Çıkış....6/17 Gerşonun oğulları boylarına göre şunlardır/ Livni, Şimi.
Mısırdan Çıkış....6/18 KEHAT'IN oğulları/ AMARAM, Yishar, Hevron, Uzziel. KEHAT 133 yıl yaşadı.
Mısırdan Çıkış....6/19 Merarinin oğulları/ Mahli, Muşi. Kayıtlarına göre Levi boyları bunlardır.
Mısırdan Çıkış....6/20 AMRAM HALASI Yokevetle evlendi. Yokevet ona Harunla Musayı doğurdu. AMRAM 137 yıl yaşadı.

Maddelerde görüldüğü gibi Baba konumunda olanların ölüm yaşları verilmiş ama kronolojide belirleyici olacak olan babaları kaç yaşlarında iken doğmuşlar yada kendileri kaç yaşlarında iken babaları ölmüş olduğunu ifade eden bir rakkam tarih yok.Levi, Kehat, Amram'la igili Ahit kitaplarında pek fazla bilgide yok. Tarih ve rakkamla ilgili olayarın bildiriminde de bulunmamışlar.

Levi, Kehat ve Amram'ın rakkamlarla yer aldıkları ifadeler bunlar. Levi'nin, Yakup kaç yaşında iken doğduğunu bilmiyoruz. Sadece 3. çocuğu olduğunu biliyoruz. birkaç sene hatayla bile olsa, babası kaç yaşında iken doğduğunu bulabilirsek, çelişkileri somutlaştırabilir, espriyi deği ama kara mizah sayılabilecek, sallamaları ortaya koyabiliriz. Kronolojiyede bir isim daha ilave edebilmiş oluruz.

   
  İsak'ın Yakup'u kutsaması ve Dayısı Lavan yanına gönderme zamanı, Esav ve Yakup'un 40 yaşından önce olamaz. Çünkü Esav 40 yaşında iken, Hititli kadınlarla evleniyor.. Henüz ortada kutsama yok. Esav'ın Hititli kızlar ile evlendikten sonra, Yakup'un kutsanması yaşanıyor.

Esav'ın Yakup'a kinlenmesi ve Yakup'un Dayı Lavan yanına kaçış olayıda hemen peşinden geliyor. Yakup'un, DAYISI LAVAN yanına hem korunmak, hemde evlenmek için gönderildiğini ve Anne ve babasının Hititli gelinler istenmediğini de öğrenen Esav, Amcası İsmail'in YANINA gidiyor.

İsmail!in kızlarıyla evleniyor. Kutsamanın alt sınırının 40 olduğunu, kutsamadan önce Esav'ın evliliğinden çıkarttık. Kutsamanın veya Dayı Lavan YANINA gidişin üst sınırını bulabilmek içinde yine Esav'ın İsmail'in YANINA gidip, kızıyla olan evliliğini kullanabiliriz.

Yaratılış.......28:9 İSMAİL'İN YANINA GİTTİ. İbrahim oğlu İSMAİL'İN KIZI, Nevayotun kızkardeşi Mahalatla evlenerek onu karılarının üzerine getirdi.

İbrahim'in doğumunu, -0- kabul ederek, ardından gelen oğullarının ve torunlarının doğum ve ölüm yaşlarını alt alta yazarsak, bizi Kutsamanın maksimum yaşına götürür.

Tablodada görüldüğü gibi, İsmal'in ölüm yıl sayısı 223. Esav'ın doğum sayısı ise 160. İsmail'in Ölüm sayısından, Esav'ın doğum yılını çıkartırsak, ortaya Esav'ın, İsmail ölmeden önce ziyaret edebileceği maksimum yaşını, ortaya çıkarmış oluruz. İsmail ölüm 223 - Esav &Yakup doğum 160 = 63 SAYISI Esav ve Yakup ikizlerinin ayrılmalarındaki maksimum yaşı verir
   
 
   
  İsmail Esav gider gitmez, kızlarını evlendirir evlendirmez hemen ölmediği, Esav'ın da İsmail'in son nefesinde gitmediği, birkaç yıl daha yaşamış olduğu varsayımıyla bu rakkamı, maksimum tarafa daha yakın olmakla birlikte, yuvarlatıp 60 olarak kabul edebiliriz. (40 ile 63'ün ortalaması 51,5 yapar)

Kutsanmanın arkasından yaşanan bu olay sonucunda, Yakup 60 yaşlarında Dayısı Lavan'ın yanına gelmiş olmalı. (Dayının yanına geliş 40-63 yaşları arasında her hangi bir tarih olabilir) Yakup Dayısı Lavan yanına gittiğinde, kuzeni Rahel' aşık olur ve onun için 7 yıl çalışmayı kabul eder. Daysı kabul eder.

Yaratılış.......29:19 Lavan, ‹‹Onu sana vermek başkasına vermekten daha iyidir›› dedi, ‹‹Yanımda kal.››
Yaratılış.......29:20 Yakup Rahel için YEDİ yıl çalıştı. Raheli sevdiği için, YEDİ yıl ona birkaç gün gibi geldi.

YEDİ yılın sonunda Dayısı, Yakup'a, Rahel yerine ablası Lea'yı gönderir. Sabah uyandığında durumu kavrayan ve kandırıldığını anlayan Yakup (ne kadar şiirsel değil mi? kadınla yatıyor ama senaryo gereği ancak durumu sabah kavrıyor. Kendisi yerine ablasının gönderilidğini bilen ve bu duruma ses çıkartmayan Rahel'de, o tılsımlı KABBALA İPİNİN icatcısı da oluveriri) itiraz eder ve bir YEDİ yıl daha çalışma karşılığında, Rehal'i de almak istediğini Dayısına söyler. Teklifi kabul eden Dayı Lavan, bu kez Rahel'i YEDİ yıl bekletmeden, hemen haftasına Yakup'a gönderir.
   
  TAŞTAN, İPTEN MEDET UMANLARIN TILSIMINA İNANDIKLARI "KABALA İPİNİN" HİKAYESİNİN ANLATILDIĞI SAYFAYA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  Yaratılış.......29:27 ‹‹Bu bir haftayı tamamla, Raheli de sana veririz. Yalnız ona karşılık YEDİ yıl daha yanımda çalışacaksın.››
Yaratılış.......29:28 Yakup kabul etti. Leayla bir hafta geçirdi. Sonra Lavan kızı Raheli de ona verdi.

Bu durumda Yakup 60 + 7 = 67 yaşında evlenmiş olur. Sıra, Yakup için çocuk yapmaya, bizim içinde Levi'nin maksimum doğum tarihini bulmaya kaldı. Yakup, Dayısı Lavan yanında toplam YİRMİ yıl kaldığına göre, yaş saptaması yapabileceğimiz zaman diliminin sınırlarıda belli.

Yakup'un Dayısı Lavan'ın yanına geldiği 60 yaşına YİRMİ yılı bütünen eklesek bile, Yakup'un Dayısı Lavan yanından ayrılma yaşı maksimum 80 olur. Yani oğlan çocuklarının 11'ine kavuştuğu yaşın üst sınırı SEKSEN olur. Levi'ye sahip olma yaşıda 75 civarı olur. (Levi 3. çocuk)

Yakup, Dayısı Lavan'ın yanında ÜÇ etabı içeren YİRMİ YIL geçiriyor. YEDİ yılı bekar ve Rahel hayali ile geçtiğine göre; çocuk yapabilme alanı maksimum 13 sene ile sınırlı hale geliyor. Yakup, Dayısına yakalandığında üç etabı şöyle açıklıyor.

Yaratılış.......31:41 YİRMİ yıl evinde böyle yaşadım. İki kızın için ON DÖRT yıl, sürün için ALTI yıl sana hizmet ettim. On kez alacağımı değiştirdin.

Lea 6 oğlan çocuk doğurduğuna ve doğuramadığı sene cariyesini Yakup'a vererek doğum yaptırdığına göre; çocuk yapmada 7 yılı Lea dolduruyor. (diğer cariyelerin çocuk doğurmaları o kadar önemli değil. Hepsi aynı anda doğumda yapmış olabilirler o durumda yıl hesabı yapılanmaz. Ama bir kadının ALTI ÇOCUK yapmış olması, süreyi ve sıralamayı ortay çıkarıyor) Çünkü Yusuf, Benyamin olmadığı için en küçük olan, ay farkıyla da olsa en küçük, daha doğrusu sonuncu olanı. Dayının yanında, çocuk konusunda kapanış Yusuf ile oluyor. Neden derseniz? Yusuf doğduktan sonra, ikinci. YEDİ seneyi doldurmuş olan Yakup ayrılmak istiyor
.
Dayısı ayrılmamasını kendisine çaışmasını ister. Kara lekeli ve benekli hayvanlar Yakup'un olma şartıyla anlaşırlar. bir süre daha çalışan ve kendisine Lavan'ın oğullarını kıskandıracak kadar sürü oluşturan, Yakup kendisine ait olan sürüyü ve ailesini alarak Dayısının yanından ayrılır. "Kızların için 14 yıl, sürün için 6 yıl hizmet ettim" dediğine göre; demekki; son oğul Yusuf doğduktan sonra, ALTI YIL daha Dayısı Lavan yanında kalmış gözüküyor.

Yakup, ;"YİRMİ yıl evinde böyle yaşadım. İki kızın için ON DÖRT yıl, sürün için ALTI yıl sana hizmet ettim" dediğine göre; çocuklarına, YEDİ SENE İÇİNDE sahip olmuş olmalı. Bu durumda Levi, üçüncü. çocuk olması nedeniyle, Yakup'un dayısına gittiğinin 7+3= 10. yılında doğmuş olmalı. Yakup'un kaçıncı yılında/ kaçıncı yaşında, Levi doğmuş olabilir? 60+7+3= 70. yılında / 70 yaşında Levi dünyaya gelmiştir.
   
 
   
  Ayrılma ve sürüye bakmanın detayları şöyle ifede edilmiş. Yusuf doğduktan sonra, Yakup "gitmek" istediğini Dayısına söyler. Yakup'un dayısı Lavan iş teklif eder. Yakup belli bir süre daha kalıp, Dayısının sürüsüne benekli, karalı keçiler karşılığında bakar. Karalı, benekli keçilerini çoğaltarak zenginleşir. Yusuf'tan sonra başlayan bu üçüncü etapta, kara benekli olan sürüyü çoğaltma işi yıllar alır.

Yaratılış.......30:25 Rahel YUSUF'U DOĞURDUKTAN sonra YAKUP LAVANA ‹‹Beni gönder, evime, topraklarıma gideyim›› dedi,
Yaratılış.......30:27 Lavan, ‹‹Eğer benden hoşnutsan, burada kal›› dedi, ‹‹Çünkü fala bakarak anladım ki, RAB senin sayende beni kutsadı.
Yaratılış.......30:31 LAVAN, ‹‹Sana ne vereyim?›› diye sordu. YAKUP, ‹‹Bana bir şey verme›› diye yanıtladı, ‹‹Eğer şu önerimi kabul edersen, yine SÜRÜN GÜDER, HAYVANLARINA bakarım:
Yaratılış.......30:32 Bugün bütün sürülerini yoklayıp noktalı veya benekli koyunları, kara kuzuları, benekli veya noktalı keçileri ayırayım. Ücretim bu olsun.

Böylece, Yusuf doğduktan sonra 6 senelik etap başlar. Yakup yıllar içinde, kendisini kazıklayan Dayısının metodlarını kullanarak (hille ile) sürüsünü alabildiğine çoğaltır.

Yaratılış.......30:43 Yakup alabildiğine zenginleşti. Çok sayıda sürü, erkek ve kadın köle, deve, eşek sahibi oldu.

Yakup'un zenginleşmesini sindiremeyen, Lavan'ın çocukları tarafından, "babamızın bütün mallarını aldı" diye suçlanmaya başlanınca, Yakup, Dayısı Lavan'nın yanından ayrılmaya karar verir
Yaratılış.......31:18 Bütün hayvanları önüne kattı; topladığı mallarla, Paddan-Aramda kazandığı hayvanlarla birlikte Kenan ülkesine, babası İshakın yanına gitmek üzere yola çıktı.

Üç gün sonra Yakup'un kaçtığını öğrenen Lavan, Yakup'un peşine düşer ve yetişir. Putlarının peşinde olan Lavan, Yakup'a sitem eder. Yakup ise kendisini şöyle savunur.

Yaratılış.......31:41 YİRMİ yıl evinde böyle yaşadım. İki kızın için ON DÖRT yıl, sürün için ALTI yıl sana hizmet ettim. On kez alacağımı değiştirdin.

Daha sonra Dayı Lavan ile konuşup anlaşıyor.. Yola tekrar çıktıklarında, Esav'ın 400 adamıyla kendilerine doğru geldiğini duyuyor ve çok korkuyor. Buluştuklarında korkulan olmuyor ve Esav ile Yakup kucaklaşıyor. Bu arada Yusuf, amcası Esav'a yaklaşıp eğiliyor.

Yaratılış.......32:22 Yakup o gece kalktı; iki karısını, iki cariyesini, ON BİR oğlunu yanına alıp Yabbuk Irmağının sığ yerinden karşıya geçti.

Karşıya geçtiğinde Tanrıylada güreş tutar.
Yaratılış.......32:28 Adam, ‹‹Artık sana Yakup değil, İsrail denecek›› dedi, ‹‹Çünkü Tanrıyla, insanlarla güreşip yendin.››

Sabah olduğunda Esav adamlarıyla birlikte gelir.
Yaratılış.......33:1 Yakup baktı, Esav dört yüz adamıyla birlikte geliyor. Çocukları Leayla Rahele ve iki cariyeye teslim etti.
Yaratılış.......33:4 Ne var ki Esav koşarak onu karşıladı, kucaklayıp boynuna sarıldı, öptü. İkisi de ağlamaya başladı.

Yaratılış.......33:7 Ardından LEA ÇOCUKLARIYLA birlikte YAKLAŞIP EĞİLDİ. En son da YUSUFLA Rahel YAKLAŞIP EĞİLDİ.

Yusuf'un, eğilme selamlama olayı bile, Yakup'un Levi'ye sahip olma yılının hesaplamasında ikinci yol olarak kullanılabilir. 20 yıılık sürenin 7 yılını bekar olarak geçirdiği bilinen Yakup için çocuk edinme olarak 20-7=13 yıl kalıyordu.

Yusuf eğileip selam vermeyi öğrendiğine ve yapabildiğine göre 5-6 yaşlarında olmalı. Bu eğilme eylemi, Yakup'un, Dayısı Lavan'ın sürülerine hizmet içinde, 6 sene kadar kaldığını gösterir. Bu durumda, Dayı Lavan'dan (Benyamin doğmadığı için en küçük olan) Yusuf 5-6 yaşında iken ayrılmış olmalılar.

On üç yıllık süre böylece yukarıdan 13-5=8 yıla, Levinin doğabileceği maksimum üst sınırda 80-5 (6)=75 (74) yıla düşer. Levi, Lea'nın üçüncü çocuğu olduğuna ve kendisinden sonra 7 yılık kalan zaman içinde, Annesi Lea 3 çocuk doğurduğuna, (hemen hemen) bir dönemide çocuk doğurmadan, (çocuk yapamadığı için cariyesini kocasına gönderiyor) geçirdiğine göre; Levi'den sonra, yedi yıllık etap süresi bitmeden, 3 çocuk daha edinebilmesi için, üç-dört yıla dahaihtiyacı olduğu ortaya çıkıyor.

Bu veriler ışığında Levinin doğabileceği üst sınır, 60+7+3= 70-71 ile sabitlenmiş olur. Özetle; Levi'nin, Yakup'un Lea ile evlenmesinden, üç sene sonra doğmuş olduğu kesinlik kazanır.
   
  PARMAKLARINI UÇ UCA BİLE VERSELER BİLE, AMRAM MUSA ÖLMEDEN ÜÇ SENE ÖNCE VEFAT ETMİŞ OLUYOR. Levi, tam 136 yaşında Yokevet'e, 137 yaşına geldiğinde de Kehat'a sahip olup ölse, Kehat tam 133 yaşına geldiğinde Amram'a sahip olup ölse, Amram'da 120 yaşlarında Miryem'e, 134 yaşında Harun'a, 137 yaşında Musa'ya sahip olsa; yinede üç yıl açıkları oluyor.Harun ile Musa arasında üç yaş fark var.Komiklik dedik ya!

Mısırdan Çıkış....7:7 Firavunla konuştuklarında Musa SEKSEN, Harun SEKSEN ÜÇ yaşındaydı.

Hadi Esav'ın Amcası İsmail'i ziyareti tam ölüm zamanında oldu diyelim. İsmail kızını Esav'la evlendirdikten hemen sonra öldü diyelim. Tesadüf bu ya! İsmail'de, Levi'de, Kehat'ta, Amram'da hep son nefeslerinde olayların içinde olduğunu, evlilikler ve doğumlar bittiğinde öldüklerini kabul edelim.

Bu durumda, Yakup'un, Leviye sahip olmasıyla, Harun'un doğumu arasındaki 407 yıllık süre, büyük bir mucize eseri dolmuş oluyor. 407 yıllık süre 407 yıllık mucizelerle dolu yaşamlarla kapatılmış oluyor. Herkez son nefesinde çocuk sahibi olarak bu açığın kapanmasına yardımcı olmuş gözüküyor. (Esasında biri 407 yıılık zaman dilimini kapatabilmek için, hesap-kitap yapmadan, diğer sarfedilmiş sözlere de dikkat etmeden, "ben Tanrı sözcüsü değilmiyim?" tavrıyla, o rakkamları oraya yazıverdi)
   
 
   
  Mucizeleri uç uca ekledik ve açığı kapattık ama bu durumdada başka gariplikler ortaya çıkıyor. Amram Halası Yokevetle evlenmiş. Eğer herkez, son nefesinde çocuk sahibi olduysa, Yokevet'te babsı Levi'nin son nefesinden en az bir sene önce doğmuş olmalı. Eğer son nefesinde doğmuş olursa, bu durumda 407 senelik açık kapanamıyor ve bilanço 1 sene açık veriyor. 407 senelik açık kapatma için tüm limitler kullanılmış halde. İsmail, Esav geldikten sonra, bir sene daha yaşamış olsa, hesap yine açık veriyor.

Bu nedenle Yokevet, Kehat'tan en az bir sene önce doğmuş olmalı. Kehat'ta 133 yıllık ömrünün son günlerinde, Amram'a sahip olduğuna göre; Amram ile Yokevet arasındaki yaş farkı 133+1 =134 sene oluyor.

Yakup'un 70'li yaşlarında, Esav'ın 40'ı yaşlarda evlendiğini düşünürseniz, ortaya evlilik için beklenmesi gereken 30-40 (en iyi ihtimalle) yıllık bir süre daha çıkar. Bu durumda, Amram ile Halası Yokevet evlendiklerinde, aralarındaki yaş farkı 134, Amram'ın yaşı 30, Yokevet'in yaşıda 164 olur.

Erkekelerin bol bol cariyeler edindiği, çok kadınlı sistemin sürdüğü ortamda, 30 yaşındaki delikanlı, 164 yaşındaki biriyle evleniyor. "Komiklik türetmekten başka çareleri yok" derken kastedilen bu çarpıklıklar ve sallamalar.

Bitti mi? elbette bitmedi. Ortada doğması gereken, Miryam, Harun ve üç sene sonrasında doğacak olan Musa var. Amram 407 yıllık boşluğu doldurma uğruna son nefesinde, son çocuğuna sahip olma fedakarlığını gösterecek.

Harun doğduğunda Yokevet'in yaşı kaç olur? Harun doğduğunda Yokevet: 164+134=298 yaşında olur. Musa doğduğunda, Yokevet'in yaşı kaç olur? Musa doğduğunda, Yokevet: 164+137=301 yaşında olur.

Musa'nın nehre bırakılması, süt anne olarak belli yaşa kadar beklemelerini dde göz önüne alırsanız, Yokevet'in yaşınıda, takdirleriniz ölçüsünde artırırsınız. Her hangi bir sınırlama söz konusu değil.

Mısırdan Çıkış....6:20 Amram HALASI YOKEVET'LE evlendi. Yokevet ona HARUN'LA, MUSA'YI doğurdu. AMRAM 137 yıl yaşadı.

Hani İbrahimin karısı, "ben kocamış bir kadınım nası çocuğum olur" dediği yaştan 3 katı bir kocakarılık söz konusu. Komikler türetmeler ancak böyle olur. 407 seneyi öyle böyle kapatsalar bu durumdada ortaya, Hala sorunu çıkıyor.
   
 

Tanrı sözü dedikleri kitaplarında, Evrenin "yaratıldı" dediği tarihten, milyarlarca sene önce yaratıldığından haberi olmayanların, yazdığı kitapta olanları ciddiyetle karşılamak, ancak Dünya yaratıldı dedikleri tarihten yüz milyonarca yıl önce yaşam sürmüş, müzelerinde boy gösteren Dinozorlar'ı görmemezliğe gelenler için mümkün olabilir.

Adem'le birlikte tüm kara hayvanları aynı günde yaratıldı, "isimlerini de ADEM KOYDU" diyerek, tüm kara hayvanlarının yaşlarını M.Ö~ 4000 ile sınırlayanlar, KARA MİZAH YAPMIYORLARSA NE İŞLE İŞTİGAL EDİYOR olabilirler? ("M.Ö. 4000 çok önceleri yaratıldı" diyemezler, Tüm karasal hayvanlar 6. günde - M.Ö. 5000-6000 yılları arasında- yaratılıyor ve Adem karasal hayvanların tümünü isimlendirdikten sonra, "yaratmaktan yoruldum" diyen Tanrı olarak işaret ettikleri 7. günü dinlenerek geçiriyor. Ve ertesi günü -gün uzunluğu ne kadarsa, mutlaka 1.,2.3.,4.,5.,6. ve 7. gün eşit olmalı- ortalıkta Adem var ama ismini vermiş olduğu Dinozorlar yok.)

Adem'den sonra on binlerce sene yok sayılmış. "Adem yaratıldı" dedikleri tarihlerde Akadlar İmparatorluk kurulmuş milyonlarca insanı sınırları içinde muhafaza ediyor, Dünya (taş, demir, bakır gibi) çağlar geçirmiş, ateş ve tekerlek bulunmuş, Mezopotam'ya uygarlıklar beşiği haline gelmiş, Tarım almış başını yürümüş, Yazı bulundu bulunacak (resim yazısından çivi yazısına geçiş), sosyal yaşamın hüküm sürdüğü, Urfa Göbeklitepe kurulalı 4000-5000 sene olmuş, Ur gibi şehir devletler sosyal yaşama kurallaştırmış, adamlar kalkmış Yaratılış M.Ö. 3761 (Yahudi tarihi. Hırstiyanlara göre M.Ö. ~4000) tarihinde oldu diye yapılmış olan secereleri, hepsi "Tanrı sözü" muhabbeti ile yayınlamakla yetinmeyip, üstüne üstlük "esinlikle doğrudur" diye savunuyorlar.

Firavunlar Piramitlerin de onbinlerce işçi bulup mezarlarını yaptırmışlar, Firavun hanedanlığı hiç ara vermemiş, Hititler imparatorluk kurma aşamasına gelmişler, Asurlular hiç aralıksız saltanatlarını sürdürmüşler, ama adamlar "o yıllarda Tufan oldu, "Ham, Yafet, Sam dışında kimse kalmadı hepimiz onlardan türedik", sözlerini içeren yazılarını yine her harfi Tanrıdan" dedikleri kitaplarında muhafaza ediyorlar.

Ham Sam, Yafet "bir yağmur yağdı bir yağmur yağdı, sular dağların tepsine çıktı, bizler babamızla dört erkek kaldık" diye hiayelerini anlatırlatken, Firavunlar Çölde su kanalları açarak susuzluklarını gideriyorlardı.

İLK OKUL KİTAPLARINDA BİLE ULAŞABİLECEKLERİ BİLGİLERE RAĞMEN, HALA İDDİALARINDA DİRENİYORLARSA BUNUN ADI KOMİKLİK YAPMAK DEĞİLDE NEDİR?

   
 
   
 
   
  Onlarca yıl atlıyorlar (842-742=100 yıl) o yılları kapsayan zaman diiminde, "TANRI SÖZÜ" olarak ilan ettikleri, hatta İSA BU SÖZLERE GÖRE AMEL etti dedikleri kitapta yazan Arkeolojik kronolojilerde yer alan sinseleden, 5 nesli birden yok ediyorlar. Hem 5 nesli birden yok edip 100 yıl atlıyorlar ama el yordamlarıyla, 6. nesilde belirtilrn isimi 100 sene öncekini oğlu ilan edivererek buluveriyorlar. Komedi üretmek ya! Peş peşe 4 nesle son nefeslerinde, çocuk edindirme, 167 yaşındaki halayla evlendirip, 297 yaşlarında çocuk doğurtmaları yetmiyormuş gibi, 5 torun atlayıp, 6. torunu oğul yapıveriyorlar ve bu üretimlerine de fazlaca gülünmesin diyede hemen TANRI SÖZÜ damgasını yapıştırıveriyorlar.

Yok etme alışkanlıklarını soyun devam eden kısmlarında da sergilemeye devam ediyorlar. Atalya'dan sonra Davut soyunun kesintiye uğradığını, Tahta 7 yaşında birini, "Davut soyundan" diye geçirdiklerini çok iyi bilenler, gerçeği duyurup açıklama yerine, 100 yıllık süreyi atlamayı, kutsal metin yazarlığının kendisine verdiği yetkilere dayanarak,yerine getiriveriyorlar.

Atalya sonrası Davut soyunun tükendiğini görmemezliğe gelenler, aynı alışkanlıklarını, Babil sürgününde yok olan ikinci kez sekteye uğrayan (Davut kolu dedikleri) kutsal gördükleri soyu devam ediyor süslemeleriyle sürdürüyorlar. BAY 1.X' e hiç değinmiyorlar (Eski Ahit ifadelerinden birde BAY 2.X de çıkıyor) Zerubbabil'in babası kim? umursamıyorlar. Sürgünün kaç yıl sürdüğünü kitaplarına göre muhtelif tarihler içeriyor. Tarihler arasında seçim yapamadıkları için, kehanetlere bağlıyorlar, Zerubbabil'in, BABASININ ve ÇOCUKLARININ isimlerinde bile, mutabık değiller.

"Tanrı sözü" dediklei ifadeler ile de esasında durumu kabul etmişer ama İSA diye işaret ettikleri, yine bir başka Tanrı sözü dedikleri ifadeye göre Davut soyundan olacak ya! Yoksa çoktan başka bir soy için, zorunluluk nedeniyle, karar verilmiş. Davut yerine atayacaklarını hen Davut yüzüğü ile techiz ediyorlar hemde seçilmişlik unvanını üstüne oturtuyorlar
Hagay (Haggai)......2:21 ‹‹Yahuda Valisi Zerubbabile de ki, ben yeri, göğü sarsmak üzereyim.
Hagay (Haggai)......2:22 Kralların tahtlarını devireceğim, yabancı ulusların gücünü yok edeceğim. Savaş arabalarıyla sürücülerini de devireceğim; atlarla binicileri düşecek, hepsi kardeşinin kılıcıyla öldürülecek.
Hagay (Haggai)......2:23 ‹‹Her Şeye Egemen RAB ‹O gün seni alacağım, ey Şealtiel'in torunu kulum Zerubbabil› diyor, ‹Ve seni mühür yüzüğü gibi yapacağım. Çünkü ben seni seçtim.› Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB.››

2 Samuel.......7:8 ‹‹Şimdi kulum Davuta şöyle diyeceksin: ‹Her Şeye Egemen RAB diyor ki, halkım İsraile önder olasın ........
2 Samuel.......7:13 Adıma bir tapınak kuracak olan odur. Ben de onun krallığının tahtını sonsuza dek sürdüreceğim.
2 Samuel.......7:19 Ey Egemen RAB, sanki bu yetmezmiş gibi, kulunun soyunun geleceği hakkında da söz verdin.........

Sonra kalkıp, KUTSAL SOYDAN İSA çıktı diye, kargalara layık espriler türetiyorlar. O kaybolmuş, ne olduğu belli olmayan soya, ne zaman doğduğu belli olmayan, iki ayrı İSA birden montajlıyıveriyorlar.

iki kitap tarifine göre, iki ayrı İSA işlendiğini örtmek için, HIRİSTİYAN BABALARI, İNANÇ SİSTEMİNİN PATRONLARI, PAPA'LIK; İKİ AYRI TARİHİN ARİTMETİK ORTALAMASI OLAN MİLAD -0- (sıfır) İSA'nın doğumu ilan edivermiş.

Aralarında en az 12 yıl fark olan iki farklı İSA için, BAĞLILILARINI UYARACAĞINA, KİTAPLARI KONTROL EDECEKLERİNE, KOMİKLİĞE DEVAM EDİP, ARİTMETİK ORTALAMAYI ALIVERMİŞLER.
   
  İKİ İSA& İKİ SECERE ve BABİL SÜRGÜNÜNDE BİTEN DAVUT SOYUNUN İŞLENDİĞİ "İKİ İSA & İKİ SECERE " SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
 
   
  Bu adar komiklikle yetinmeyenler, atladıkları eksikikleri, yok ettikleri onbinlerce seneleri, karıştırdıkarı soyları, isimlerini bilmedikleri babaları, uydurduları akrabalık bağlarına aldırmadan, yaptıkları listelerin Tanrısal olduğunu iyice pekiştirmek için, sahte listelerinin inandırıcılıklarını artırabilmek için, örttükleri gerçekeri TANRIDAN" yaldızları ile kapatabilmek için; yine TANRI MUCİZESİ olarak gösterdikeri ifadeleri, kafalarına göre düzenledileri listelerin altına ekleyiveriyorlar. Yüzlerine gözlerine bulaştırdıkları listeleri için, tüm eksikik ve yanlışlıklarına rağmen TANRININ MUCİZESİ nitelendirmesi yapmaktanda geri durmuyorlar.

Matta..1/17 Buna göre, İbrahim'den DAVUT'a kadar toplam ON DÖRT kuşak, Davut'tan BABİL sürgününe kadar ON DÖRT kuşak ve BABİL sürgününden MESİH'e kadar da ON DÖRT kuşak geçti.

"böylece, İsa'ya kutsal soydan ulaştık" diyenler, Komikliğin dozunu artırıp, 41 SAYISININ ÜÇE BÖLÜNEBİLECEĞİNİ kabul ettirmeye çalışıyorlar. TANRI SÖZÜ DEDİKLERİ KİTAPLARINDA 41 SAYISININ ÜÇE BÖLÜNDÜĞÜNÜ öne sürecek kadar bu işi ileri boyuta getirmişler.
   
 
   
  YehoyaKİN'in babası YehoyaKİM'İ secereden yoketmesi, Matta'ya pahalıya mal olmuş. YehoyaKİN'i, dedesi Yoşiya'nın oğlu ilan etmesi sonucunda 42 olcak secerdeki kuşak sayısı, kendiliğinden kırkbiee düşmüş. Böylece, hem İsa'nın emel ettiği, her harfi Tanrıdan olan kitabın yanlışlarla dolu olduğunu, hem TANRI SÖZÜ OLAN İFADELERİ tanrının lanetini göze larak yalanlamış, hemde yazdığı her harfi Tanrıdan dediği kitapta, TANRIYI ARİTMETİKTEN anlamadığını da ilan etmiş.
Bahsi geçen kitapta Tanrı sözü denilen ifadeler böyle...
   
 
   
  Konuyu yine, Yakup'un çocuklarına getirerek, bahsi geçen kitap tanımı ile yanlış doğru konusunu, daha anlaşılır, daha net, daha açıklanmış hale getirelim. Kitapları için "Her harfi Tanrıdan" derlerken esasında espri yapmış oldukları iyice anlaşılsın. Kutsal metinleri kaleme alırlarken espriyi anlayışlarının boyutlarınıda sergilemişler.

Yakup'n çocuklarından Levi'nin yaşı, yukarıda tespit edilmiş, tablolarlada gösterilmişti.İsmail ziyaretinden başlayan hesaplamalar sonucunda, Levi'nin doğduğunda Yakup'un 70 yaşında olduğu Ahit ifadeleriyle ortaya koyulmuştu. Özetle: Yaakup 70 yaşında iken Levi doğmuş, Levi'den 4 sene sonrada Yusuf doğmuş olduğu Kutsal kitaplarnın anlatımlarıyla ortaya koyulmuştu.

Yine Kutsal kitaplarının yani her harfi atnrıdan dedikleri kitaplarını meydana getiren ifadelerden yararlanarak, Levi'nin ve Yusuf'un yaşının çok daha farklı olduğunu ortaya koyalım. Yakup, Dayısının yanına korunmak ve evlenmek için gittikten sonra, Esav Amcası İsmail'in yanına gidiyor. İsmail öldükten sonra nasıl ziyaretine gidilmiş olabilir? Bu mucizevi ziyaretide, kutsal metin yazarlarının espri anlayışları ile değerlendirmek gerekir.

Yakup'un Mısır'a girişine bağlı olarak Yusuf'un yaşı hesap edildiğinde, Yusuf ile Yakup arasındaki yaş farkının 147-(17+13+7+2+(147-130)= 56 oduğunu tespit etmiş. Ve Yusuf doğduğunda, Yakup'un yaşınında, 147-56 = 91 olduğunu yine tablolar yardımı ile ortaya koyulmuştu
   
 
   
  Yakup'un, Dayısının yanına korunması ve evlenmesi için gönderildiğini duyan Esav Amcası İsmail'in YANINA gidip onun kızıyla evleniyor. Yukarıdaki tabloya göre, doksanbir yaşında Yusuf'a sahip olan Yakup'un, Dayısı Lavan yanında geçireceği bir altı yıl daha var. İki kız için yedişer yıllık etapları bitirmiş, Yusuf doğmuş, Dayısı yanından da ayrılmak istiyor.

Dayısının sürüleriyle kendisine edineceği hayvanlar için geçireceği altı yıllık dönem başlamış durumda olmalı. Çünkü, Yusuf doğduktan sonra, Dayısından ayrılmak istiyor. Dayının teklifi üzerine sürülere bakma ve sürü edinme konusunda anlaşarak, Lavan yanında kalmaya devam ediyor.

Yaratılış.......31:41 YİRMİ yıl evinde böyle yaşadım. İki kızın için ON DÖRT yıl, sürün için ALTI yıl sana hizmet ettim. On kez alacağımı değiştirdin.

Yakup, Yusuf'a doksanbir yaşında iken sahip olduysa; Dayısı Lavan yanına 91-(7+7) = 77 yaşında gelmiş olmalı. Yakup doksanbir yaşındayken Dayısı Lavan YANINA geldiyse, ikizi Esav'da, yetmişyedi yaşındayken İsmail'in YANINA gidip kızıyla evlenmiş olmalı. Yani, İsmail öldükten ondört (77-63=14) sene sonra Esav İSMAİL'İN YANINA giderek kızıyla evleniyor. Amcasının YANINA GİDİYOR.

Yaratılış.......28:9 İSMAİL'İN YANINA GİTTİ. İbrahim oğlu İSMAİL'İN KIZI, Nevayotun kızkardeşi Mahalatla evlenerek onu karılarının üzerine getirdi.
   
 
   
  Aynı kitabın (Yaratılış) içinde, 20 bölüm ara ile iki ayrı tarihlemeler yapılmış olması, komiklik değilde nedir? İsmail öldükten ondört yıl sonra yapılan ziyaret, hangi mizah kitabında yer bulabilir? Bu tür ifadeler, Tanrı anlayışına espri katma çalışmalarından başka ne olabilir?

Gerçekten Tanrı inancı olanlarda bu tür kitaplar mevcudiyetini muhafaza edebilir mi? Tanrının yanıldığını gösteren kitaplar hiç, Tanrı sözü olabilir mi? Bu tür ifadeleri içeren kitaplara uyularak Tnarı bizi kurtaracak hayalleri kurulabilir mi? Yanılan Tanrı inancını, ana tema olarak bilinçlere yerleştirme çalışmalarının ürünü olan metinlere takılıpta, bal ve süt akan ırmakları olan ülkeyi düşlemek yapılan espriyi alkışlamak değilmidir?

Esav, Yakup ve çocukların doğma seneleriyle alakalı, ortaya koyulan sonuçlardan hangisi yanlış diye sorarsanız, "BANA GÖRE KİTABIN TÜMÜ YANLIŞ" DERİM.
   
 
Vatikan; 1986 yılında Papa II. J. Paul'ün mührülü onayıyla, 25 yıllık çalışmanın ürünü olan, "‘The New American Bible" isimli yeni ahit tefsirini yayınlamış.Tefsirin önsözünde, Tora grubu kitapları meydana getiren, Tekvin/Yaratılış, Mısır'dan Çıkış, Levililer, Sayılar/Çölde Sayım, Tesniye/Yasa'nın Tekrarı adlı beş kitabın, DÜALİST kabul çerçevesinde yazılmış olduğunu, ikincil Tanrılar benimsendiğini, farklı kuvvetlerin ve ellerin varlığının tespit edildiğini açıklamışlar.

Bu düalist düşünceye kaynaklık yapan, Yehovacı ve Elohimci kaynakları isim vererek açıklamışlar. Musa'ya atfedilen bu 5 kitabın, Musa tarafından yazılmadığını, ikili kuvvetler kabulünü benimsemişler tarafından farklı zamanlarda, farklı kişiler tarafından yazıldığını da ön sözlerinde belirtmişler.

Papa onayından başka; 2. Vatikan Ruhani Meclisi 3 yıl süren tartışmalı çalışmaların arkasından, nerdeyse oybirliği denilebilecek bir sonuçla (6'ya karşı 2344 oy derler) kabul edilen, dört numaralı bildirgenin giriş bölümünde, bu kitapların doğru olmayan ve hükümsüz metinler içerdiği derleme kaynaklarının isimleri verilerek belirtilmiş.

Söz konusu bu 5 kitabın, dört ayrı kaynaktan derlendiğini, uzmanlarının çalışması ile ortaya koyan Vatikan patronları, bu kaynakları şöyle açıklamışlar.

Hz. Süleymandan sonra, Krallığın ikiye bölünmesi ile ortaya çıkan, iki Yahudi devleti, din adına kendi görüşlerini ortaya koyan metinler oluşturmuşlar.

Eski Ahitin içinde bulunan ve Musa'nın yazdığını iddia ettikleri kitaplara (Tekvin/Yaratılış, Mısır'dan Çıkış, Levililer, Sayılar, Yasa'nın Tekrarı) kaynaklık eden metinler şunlarmış..

Yahuda Krallığı tarafından derlenen ve tanrının adını Yahova/Yahve olarak belirleyen Yahveci/Yahovacı metinlerin oluşturduğu kaynak

İsrail Krallığı tarafından derlenen ve tanrının adını Elohim olarak belirleyen Elohimci metinlerin oluşturduğu kaynak

Krallıkların yıkılarak zorunlu ikametgahları olan Babil sürgünü sırasında, Yahudi toplulukların kurtulma ümitlerini kuvvetlendirme, dağılmaları önleme amacıyla, meydana getirilmiş olan topluluklara liderlik eden, Rahiplerin görüşleri olarakta etiketlenebilen, Kahinler kaynağı

Kral Yoşiya döneminde yazılmış, Yasanın tekrarı/Tesniye kitabını derleyen kaynak

Babil sürgünü sonrasında, Ezra önderliğinde yukarıda sayılan kaynaklardan derlenen, Tekvin/Yaratılış, Mısır'dan Çıkış, Levililer, Sayılar/Çölde Sayım, Tesniye/Yasa'nın Tekrarı adlı beş kitap, Eski Ahit'in içinde, "Tanrı sözü" damgası ile yerini almış.
   
  VATİKANA GÖRE; E&Y AHİTLERDEKİ TANRI İŞARETLERİ ve TUTARSIZLIKLARIN İŞLENLENDİĞİ "DÜALİST DİNLER" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  Vatikan'ın uzmanlarına yaptırdığı ve yapımı 25 yıllık zaman alan "The New American Catholic Bible" adlı yeni tefsir kitaplarında, yukarıda ve diğer bölümlerde işlenen çarpıklıklara, çelişkilere, mizahi yaklaşımlara hiç değinmemiş olmaları espri anlayışlarını ortaya koymuyor mu? Çarpıklıkları görmemezlikle yetinmeyip, üstüne üstlük birde TANRI sözüdür damgasını vurmaları komiklik değil midir?

Düalist izler taşıyor,çok tanrılı inanç sisteminin parçası dedikleri, Tanrı tarafından, Sina'da Musa'ya verildi dedikleri kitapların, esasında başka eller tarafından yazıldığını iddia etmek komikliğe soyunmak değil midir?

Söz konusu kitapları, ESKİ AHİD adı altında, YENİ AHİTLERİ ile aynı kapak altında alıp HER HARFİ TANRIDANDIR demek komiklik yapmak değil midir?
Çok Tanrılı dedikleri Eski Ahit'e," İSA BAĞLI KALDI, İSA ESKİ AHİTLE AMEL ETTİĞİ İÇİN KİTAP YAZDIRMADI" demek traji-komiklik yapmak değil midir?
İSA KİTAP GETİRMEMİŞ ama ÖLDÜKTEN SONRA BU MEKTUPLARI YAZDIRMIŞ. PAVLUS ve ARKADAŞLARI ÖYLE SÖYLÜYOR" demek komikliğe prim vermek değil midir?

İnsanların, ALLAH'A İMANLARINI koruyarak, Ahiret yaşamındaki mutluluklarını sağlamaya çalışacak olanların, ortaya koydukları sisteme, MEKTUPLARA İNANARAK kurtuluşun, o tarifler doğrutusunda olacağını ilan etmeleri komiklik değil midir?

Hem, "çok Tanrılı sisteme sahip kitaplar" diyerek, Eski Ahit'in açıklarını ortaya koyacaksın, hemde kendi ibadetlerinde kullanacaksın. Bunun adına "stand-up yapma" denmez mi?

Elohimci ve Yahveci tanımları arasında yapılan geçişle, aslında kötü olan şeytanın nasıl egemen kılındığını, satırlarının arasında işleyeceksin, sonra aynı kitaplar için "her harfi Tanrıdan gelmiştir" diye yapılmış olan kabulleri, inanç sisteminin temeli ilan edip, "kurtuluşumuz bu kitaplarla olacak" demek mizahın dışında ne ile ölçülebilir?

O kitaplara "Tanrı sözüdür" demek, kendilerininde aynı zamanda birden çok Tanrıya inandıklarının ispatı olduğu halde, "bizlerde tek yaratana inanıyoruz" demeleri komiklik değil midir? Çok tanrılı kitapların sahibi olup tek ilaha inanıyoryuz demek, komikliğin üst sınırı değil midir?

YERYÜZÜNDE TANRI SÖZCÜLÜĞÜNE SOYUNMUŞ, KENDİLERİNİ TANRI VEKİLLİĞİNE ATAMIŞ OLANLARIN, TANRI'YA ÇELİŞKİLER, HATALAR YÜKLEMELERİ KOMİKLİK DEĞİL MİDİR?

Kendi içlerinden birini; Tanrının yeryüzü temsilcisi ve sözcüsü olarak atamakla yetinmeyip, yanılmaz, yargılanamaz, özür dilemez, her sözü Tanrı buyruğu gibi, taşıyamayacağı sıfatları yüklemeleri ve konuma yükselttikleri şahsiyetin, her yeri çelişkiler ve aslı olmayan vaadlerle dolu kitaplar külliyesine, onay vermesi mizahın hangi dalı ile izah edilebilir?

"Her sözü Tanrıdandır" diye onay vermesine ağızlarla gülmek yeterli olur mu?

Tanrı sözcülüğüne atamayla, sponsor baskılarıyla, siyasi kuvvet dengeleriyle, entrika oluşumlarıyla atanmayı normal karşılayanların, seçimlerinde dürüstlükten çok seçim stratijilerine önem verenlerin, TANRI SÖZCÜLÜĞÜYLE ne alakaları olabilir?

Seçimin nasıl yapıldığını bile bile, bacadan çıkacak dumanı gözlemek ve duman çıktığında "TANRI SÖZCÜSÜ SEÇİLDİ" demek, bu mizansenleri düzenleyenlere, "sahnelediğiniz showlara devam edin" demek değil midir?

Tanrı'yı hiçe sayarak yapılan bu seçimlerle iş başına gelenlerin, SÖZLERİ DOĞRUDUR, fetvaları Tanrı katında geçerlidir, "bizleri Cennete gönderecek" hayallleriyle, eteklerine yapışıp sonsuz yaşamı ummak, yüzlerce yıldır sergilenmeye devam edilen oyundan "bir takım pasajları" tekrarlamak değil midir?
   
  Selam-sabahlarların ardarda sıralandığı, sitemlerle kişisel isteklerin havada uçuştuğu mektupların "Tanrı esinlendirmesi" olduğunu söylemek, espri anlayışlarının seviyelerini göstermiyor mu?
Tanrı esinleme yaptrırken, "FALANCAYA SELAM SÖYLE, FİLANCADAN PARA İSTE" demiş olabilir mi?
Tanrı, ilahi vahiylerinin arasında / Vahiylerini iletirken, "yanına şunları çağır, bunlara da sitemlerini yaz" demiş olabilir mi?
Hiç böyle bir din kitabı, din sistemleri için "DİNİ"kabul edilse bile, o kitap "İLAHİ" olabilir mi?

Sahaflarda satılan binlerce din kitaplarından biri olabilir. İnsanların birbirlerine bir oluşumu haberveren, kendierince kurdukları sistem hakkında bilgi veren ismi üzerinde mektuplar olabilir.

" Her harfi Tanrıdan" denilen kitabı meydana getiren mektupların içinde, kardeşlere, arkadaşlara, eş-dosta selamların, bakırcıya sitemleri içeren, kul sözlerinin işi ne?
Bu tür ifadelere rağman hala mektuplara "her harfi Tanrı sözüdür" demek komiklik değilse nedir?
Tanrı sözü içinde yer alan selam sözleri, o mektupların Tanrıdan olduğu tezlerini yok etmiyor mu?
Bu kadar açığa rağmen, hala "her harfi Tanrıdan demek" kara mizah sayılmıyor mu?

O selamların bulunduğu mektuplar, "Tanrı sözü" olarak damgalandığında, PAVLUS'A TANRI YAKIŞTIRMASI YAPILMIŞ olmuyor mu?
Selamları, Oğul Tanrı yada Baba Tanrı yazdırmadığına göre; "tüm sözlerde Tanrı sözüdür" denildiğine göre, inanç sistemlerinde PAVLUS TANRI olarak girmiş olmuyor mu?
Vatikan'ın incelemesiyle de onaylanan Elohim, Yahve (İsrail'in Tanrısı) Tanrılarına ilave ettikleri; Baba Tanrı, Oğul Tanrı yanında metin yazarlarını da mı Tanrı olarak görüyorlar?

Pavlus'mu Tanrı mı ki? Her sözü Tanrı kelamı sayılsın. VAAZ TEKNİĞİ İLE YAZILMIŞ, MEKTUPLARIN İMAN KİTABI OLARAK TAKDİM EDİLMESİ ve TÜM İNANANLILARININ O MEKTUPLAR İLE KURTULACAĞINI SÖYLEMEK, ŞAKADAN BAŞKA NE OLABİLİR?

HANGİ SİSTEM İÇİNDE OLURSA OLSUN,
HERŞEYE EGEMEN OLAN,
HERŞEYİ YARATAN,
HERŞEYİ YARGILAYACAK OLAN,
HERŞEYİN GELECEĞİNİ TAYİN EDEN ve BİLEN,..vb...BİR TANRI DÜŞÜNÜN.

PEYGAMBERLERİ İLE GÖNDERMEDİĞİ / KENDİ TEBLİĞLERİ İLE OLUŞMAMIŞ BİR KİTAP YERİNE, BİRİLERİNİN YAZMIŞ OLDUĞU MEKTUPLARI İMAN KİTABI OLARAK KABUL ETSİN ve ONA UYANLARI DA KURTARACAĞINI VAAD ETMİŞ OLSUN.

Ve o Tanrı kulunun yazdığını çokta beğenip, kendisine o yazılanlara göre çeki düzen vermiş olsun.
Ve o tanrı mektuplar yazılırken meydana gelmiş, tüm hataları, çelişkileri, komiklikleri görmemiş olsun.

Görmediği gariplikleri de biçare kalıp, mecburen kabul ederek, "KULUM PAVLUS ve ARKADAŞLARIYLA, İSİMLERİNİ BİLMEDİĞİM YAZARLAR TARAFINDAN KALEME ALINMIŞLARDAN, ELİNİZDE KALANLARIN HEPSİ BENDENDİR" demiş olsun. Komedi dedik ya!
   
  KUTSAL KİTAPLARINA ALDIKLARI SADECE SELAM OLAN TEK SAYFALIK ESİNLENME 25 maddelik tek mektup, kutsal Yeni Ahit'lerinin bir kitabını oluşturmaktadır. Tamamı 25 maddelik Filimun'lulara mektubun neredyse tamamı kişisel selam ve anlatımlarla ilgili. Şimdi Tanrı esinlenmecisi ile kutsal metin yazarına, tüm selam ve sabah içeren ifadeleride yazdırmış mı oluyor? Şimdi bu kişisel İLİŞKİLERE DAYANARAK YAZILMIŞ VE KUTSAL KİTAPLARINA ALINMIŞ BU MEKTUP "TANRIDAN MI" SAYILIYOR?

Filimun ....1/1-2 Mesih İsa'nın uğruna tutuklu olan ben Pavlus'tan ve kardeşimiz Timoteyus'tan, sevgili emektaşımız sen Filimun'a, kızkardeşimiz Afiya'ya, birlikte mücadele verdiğimiz Arkipus'a ve senin evindeki inanlılar topluluğuna selam!
Filimun ....1/3 Babamız Tanrı'dan ve Rab İsa Mesih'ten size lütuf ve esenlik olsun.
Filimun ....1/4-5 Rab İsa'ya olan imanını ve bütün kutsallara beslediğin sevgiyi duydukça dualarımda seni anıyor, Tanrıma sürekli şükrediyorum.
Filimun ....1/6 İmanını başkalarıyla paylaşmakta etkin olman ve böylelikle Mesih'te sahip olduğumuz her iyiliğin bilincine ulaşman için dua ediyorum.
Filimun ....1/7 Senin sevgin bana büyük sevinç ve teselli kaynağı oldu. Çünkü, kardeşim, kutsalların yürekleri senin sayende ferahladı.
Filimun ....1/8-9 Bu nedenle, gerekli olanı sana buyurmaya Mesih'te büyük cesaretim olduğu halde, şimdi Mesih İsa'nın uğruna tutuklu biri olan ben yaşlı Pavlus sana sevgiyle rica etmeyi yeğliyorum.
Filimun ....1/10-11 Ben hapisteyken kendisine manevi baba olduğum, bir zamanlar sana yararsız, ama şimdi sana da bana da yararlı olan oğlum Onesimus'la ilgili bir ricam var.
Filimun ....1/12 Kendisini, yani can ciğerimi sana geri gönderiyorum.
Filimun ....1/13-14 Müjde'nin uğruna tutuklu kalacağım sürece senin yerine bana hizmet etmesi için onu yanımda alıkoymak isterdim; ama senin onayın olmadan bir şey yapmak istemedim. Çünkü yapacağın iyiliğin zorunluluktanmış gibi değil, gönülden olmasını istedim.
Filimun ....1/15 Onesimus'un bir süre senden ayrılmış olması, belki de onu temelli geri alman içindi.
Filimun ....1/16 Onu artık köle değil, köleden üstün, sevgili bir kardeş olarak geri alacaksın. O, özellikle benim için çok değerlidir. Ama hem bir insan, hem de Rab'be ait biri olarak senin için daha da çok sevilecek bir kardeştir.
Filimun ....1/17 Buna göre eğer beni yoldaşın sayıyorsan, onu beni kabul eder gibi kabul et.
Filimun ....1/18 Sana herhangi bir haksızlık etmişse, ya da bir borcu varsa, bunu benim hesabıma say.
Filimun ....1/19 Ben Pavlus bunu kendi elimle yazıyorum, bedelini ben öderim. Senin kendi yaşamını bile bana borçlu olduğunu söylememe herhalde gerek yok.
Filimun ....1/20 Evet kardeş, Rab yolunda bana bir yardımın olsun. Mesih'te yüreğimi ferahlat.
Filimun ....1/21 Sözümü dinleyeceğinden emin olarak ve istediğimden fazlasını da yapacağını bilerek sana yazıyorum.
Filimun ....1/22 Aynı zamanda bana kalacak bir yer hazırla. Çünkü dualarınızın aracılığıyla sizlere bağışlanacağımı ümit ediyorum.
Filimun ....1/23-24 Mesih İsa uğruna kendisiyle birlikte tutuklu bulunduğum Epafra, emektaşlarım Markos, Aristarkus, Dimas ve Luka sana selam ederler.
Filimun ....1/25 Rab İsa Mesih'in lütfu ruhunuzla birlikte olsun. Amin.
   
  Y.AHİT'te YER ALAN KİŞİSEL İSTEKLERİ ve SELAMLARI İÇEREN. TANRI ESİNLEMESİ DEDİKLERİ "SELAM ve İSTEKLER " sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
   
 

YAZARLARI BELLİ OLMAYAN ama TANRIDAN GELDİĞİNE HER NASILSA EMİN OLDUKLARI MEKTUPLAR...

   
 
   
 

25 yıllık uzun çalışmalar sonucu, (belkide herşeyin heryerden açığa çıkmış haliyle yayınlanmasından dolayı) yukarıdaki metinlerin, binlerce yıldır bilinen kişiler tarafından değil, kimliği mechul kişiler tarafından yazıldığını kabul etmişler. Kimin yazdığı bilinmeyen ama "Tanrı sözü" olduğuna inanılmasına devam edilmesini istedikleri mektuplar.

Yazarını bilimiyorlar, daha önce "yazarıdır" dedikleri kişilerin söz konusu eserlerin yazarları olamadğını itiraf ediyorlar ama kaynağın Tanrıdan olduğuna inanılmasınıda ısrarla istiyorlar. HER HARFİ TANRIDAN" ısrarlarıda ortaya çıkan garipliklerin üzerini örtmek, boyası dökülen yerlerin üzerlerini yaldızlamak değil mi? Yazarını bilmiyorsun ama bir şekilde kitaplarının arasına girdiği için "kesinlikle kutsaldır / Tanrı sözüdür" diyorsun. Bu savunma komik değil mi?

Tanrı, yazarı belli olmayan birine vahiy verecek, verdiği vayhin seceresi meçhul olacak ve imana yön veren İlahi emirler konumunda, kitaplardaki yerlerini ilahi vahiyler olarak alacak. Ve Tanrı bol meçhullerle dolu yollar katederek kitapta yerini almış olan, o kağıtta yazanlara göre kullarını yargılayacak.

Tanrı, sahte isim adı altında mektuplar yazıp, o yazdıklarını kutsal ilan etme niyetinde olan sahtekarla, "doğru olun dürüst olun" gibi emirleri de göndermiş olacak. Bu sıralananlar mümkün olabilir mi? Kuluna muhtaç olan Yaratan olabilir mi? "Siz ne derseniz, siz ne yazdınızsa o öyledir" diyen Tanrı olabilir mi? Öyle bir TANRI İNANCINA SAHİP OLAN DİN SEMAVİ olabilir mi?

O mektupların dışında, onlar tarafından onaylanmamış, daha doğrusu itiraf edilmemişte olsa, konunun uzmanları tarafından aşağıdaki kitaplarında / mektuplarında sahiplerinin belli olmadığı ifade ediliyor.

   
 
   
  HİÇ DÜŞÜNMÜYORLAR MI? YA! YAZARLARI GİBİ, ESERLERİN İLHAM KAYNAKLARIDA BAŞKA ADRESLERE AİTSE?
BİNLERCE YILDIR YAZARLARINI YANLIŞ BİLDİKLERİ GİBİ, ESİNLENME KAYNAKLARINI DA YANLIŞ TAHMİN EDİYORLARSA.
HERŞEY VAAD'CİNİN SANDIRMASINDAN İBARETSE,
HERŞEY YALDIZLANIPTA SUNULMUŞSA,
ÖZETLE HERŞEY BELİRSİZSE ve BİR HAYALİ ANLATIYORSA,
GÖRDÜM DİYENLER, YA! YANILIYORSA?

SESSİZ GEMİYE BİNİLDİĞİNDE ELDE KALAN SADECE "HER HARFİ TANRIDANDIR" DİYENLERİN, ELLERİNE TUTUŞTURDUKLARI HAÇLARIYLA GÖK KUBBEDE YANKILANAN KOMİKLİKLERİ KALMIŞTIR.
   
 

Kendileri bile, HIRİSTİYANLARIN 1500'li yıllara kadar Protestanlarda dahil (Protestanlık 1529'da Martin Luther ve Jean Calvin'in öncülüğünde doğmuş) PAGAN ESASLARA GÖRE TAPINMALAR yaptığını itiraf ediyorlar. İTİRAFIN SAHİBİ, yine aynı kökten gelmiş olan, yani ataları Hıristiyanlık dini altında PAGANİZME tabi olmuş olan ve PAGANİZMİN YAYILMASI İÇİN TANRI ADINA HÜKÜMLER VERENLERİN, (torun-torunları olan) zihniyet varisleri Protestanlar. Çoğalmak için gittikleri Amerika kıtasında KIZILDERİLERİN KÖKLERİNİ KURUTAN mezhebin üyeleri.

   
  Şimdi protestanlar olarak kendilerini sapkın inançların dışında imiş gibi gösteriyorlar ama daha birkaç yüz yıl öncesine kadar ataları da o ibadetleri yapıyordu.Protestanlığın ilk kurulma tarihi İsa'nın ölümünden 1500 yıl sonra oluşmuş. O zamana kadar buzağılar gönüllere içirilmiş tüm pagan adetleri, benimsedileri dinin içine zaten montajlanmıştı. Ellerindeki kitaplar o," tu-kaka" diye işaret ettiklerinin yazdıkları, derledikleri kitaplar. O tu-kaka dediklerinin eksiksiz hepsi, zihniyetlerini varisler olarak taşıdıkları din önderleri konumunda; albümlerinde, menkıbelerinde, azizleri içinde yerlerini almış olanlar.

Bir takım şeylerde protest tavırlar takınarak, aykırı düşünceler ortaya atarak, binlerce yıldan beri oluşmuş Paganizmden nasıl sıyrılabilirler. Sonuçta, onlarda "İSA Tanrı "diyorlar. Sonuçta onlarda içinde birden çok Tanrı kabullerinin işlendiği kitaplara "her harfi tanrıdandır" diye kefil oluyorlar. Sonuçta onlar da kendi kefilliklerini çok geçerli göstererek, insanları dönüşü olmayan yolculuklara hazırlıyorlar.

Olsa, olsa yeni bir güç odağı elde etmiş olanlar olarak nitelendirilebilirler. Konu sadece ana tanrıça ile sınırlı değil ki kitapları da dahil her şeyleri pagan esaslar üzerine kurulmuş. "Allah'a" iman konusunda en ufak bağlantısı olmayan sadece inandıkları sistem içindeki birtakım farklılıkları ele alarak, "onlar Pagan biz değiliz" demek, rakip tezgah sahiplerinin kavgasına benzer.)
   
 
   
  PAGANİST İNANÇ SİSTEMİNİN "431 YILINDA EFES KONSİLİNDE" KABUL EDİLDİĞİNİ SÖYLEYİPTE, KENDİLERİNİ PAGAN İNANÇLARDAN SOYUTLAYIP, SUÇLAYAN TARAFTA OLMASI KOMİKLİK DEĞİL Mİ?

431 YILINDAN, 1529 YILINA KADAR (1529-431=1098 YIL) PAGAN İNANÇLARI İLE ŞEKİLLENMİŞ DİNDEN, AĞIRLIKLI OLARAK TİCARİ TERCİHLER NEDENİYLE KOPUP, "BİZ PROTEST OLDUK" DİYE SIYRILMAK MÜMKÜN MÜ?

Gök Kraliçesi gibi sebepler, ayrılışlarına inançsal boyutlar kazandırmak için, kitleleri peşlerine takabilmek için ortaya sürülen ayrılık bahane maddeleri.Durup duruken "ayrıldık" diyemezler ya. Elebette ortaya birşeyler sürülmesi, GÖZLERİN ÜZERİNDEKİ KAŞLARIN DİLE gelmesi gerekir.

Eğer Tanrı adına inançsal nedenleri ortaya sürmeden ayrılmış olsalardı, (parçalı, bağımsız gözükselerde) büyük kitlelere hükmedebilirler miydi? Dünya sahnesinde hem ekonomik, hem siyasal, hem dinsel yönden güçlü olabilirler miydi?

Ekonomik hareket özgürlüğü için yapılan bir hareket dinsel görüntü vermek için seçilmiş maddelerden biride Gök Kraliçesi konusu. Kitaplarındaki çelişkilerden bir tanesini olsun ortaya koyup, kendilerine imanlarını teslim etmiş olan ve edecek olan insanları uyarmışlar mı? Hayır. Onlarda asli görevleri gereği, insanların imanlarını korumak yerine, mutlu bir Ahiret yaşamı sağlamak yerine, kitaplarında ki çelişkileri yaldızlıyıp, kutsal damgalı metinlerini koruma yolunda faaliyetlerini sürdürdüler.

ÜSTELİK AYRILIŞINI AYNI KİTAPLARA OLAN BAĞLILIĞINI YİTİRMEDEN YAPACAKSIN ama SUÇLAMALARDANDA KENDİNİ MUAF TUTACAKSIN. Çelişkilerle dolu kitaplara bağlı olmaya devam edeceksin ve elindeki haça aldırmadan, "biz pagan inançlarından arındık" diyeceksin ve iş bitecek ne kadar basitmiş değil mi?
   
  SUAT YILDIRIM'IN "ESKİ ve YENİ AHİT YÖNLENDİRMELİ KUR'AN MEALİ" İLE İLGİLİ ÖRNEKLİ YAZIYA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  Sahte isimler altında yazılmış kitaplarının, iyi insan olabilmeyi sağlayacağını iddia etmeleri kargalara mizah malzemesi olur. Dünya terörünün hamileri olan, Dünya genelinde Yecüc ve Mecüclük görevlerini aksatmadan sürdürenler, tüm katliamlara seyirci konumundan çok sponsor adına katkıda bulunup, herşey Tanrı adına diyerek destekleyenler İYİ İNSAN OLMAKTAN NE ANLAR? Barış, demokrasi, özgürlük adına ülkeleri işgal edenler, Tanrı adına kendi eserlerini takdim etmede de bir mahsur görmezler.

Bozgun hareketini, Dünya boyutunda planlayan, teşvik edenler ve uygulayanlar Yecüc ve Mecüc'ün fiziki sponsorluğunu üstlenmişlerdir. İşte bir örnek
11 Eylül ikiz kulelere yönelik yapılan terörist saldırılarında, katledilenlerin sayısı 4-5000 civarında. 11 Eylül'deki saldırı sonrası terörizmle mücadele adına, Dünya barışı adına; sivil insanlardan öldürülenlerin sayısı 5 milyonmuş.

11 Eylül kule saldırılarından sonra, Müslüman iki ülke (Magog diyarından) Afganistan ve (Asur/Babil diyarından) Irak işgal edildi, bir devlet başkanı öldürüldü, eski teröristlere ülkeler teslim edildi. Sudan, İran dışlandı, Somali abluka altında.

Müslümanlar terörist ilan edilmiş, ülkelerinde oturan, Camiye gidenlere potansiyel terörist muamelesi yapılmış. Polis kontrolü, medya aşağlama saldırıları ve global mahalle baskısı altında yaşar olmuşlardır.

11 Eylül olaylarından sorumlu tutulan El-Kaide lideri, Usame Bin Ladin ise sağdır. Yakalanmak şöyle dursun, örgütünü yönetmeye devam etmektedir. Terör odağı olarak gösterilen ve "etkisiz hale getirilmesi gerekir" diye peşine düşülen El-Kaide, durumunu daha da güçlendirmiş, barındığı ülkelerde daha da etkin hale gelmiş, çekinilen bir kuvvet haline sokulmuştur.

O halde terörizmi engellemek için mi, bu işgalleri yaptılar yoksa; terörist olduklarını göstermek ülke halklarını sindirmek, bozgunculuk yapmak ve bozgunculuğu yaymak için mi, söz konusu işgal planlarını uygulamaya soktular? Yecüc ve Mecüc'lüğe mi soyundular? Kendilerine potansiyel Gog ve Magog kuvvetleri mi oluşturuyorlar? İşgaller öncesi yapılan 11 EYLÜL PROJELERİ GİBİ.

Bu tür uygulamaları pervasızca gerçekleştirenler, inanç sistemlerinde olduğu gibi, birilerini günah keçisi ilan ediveriyorlar.Kendilerini sütten çıkmış akkaşık olarak göstermek içinde, kavram kargaşaları oluşturuyorlar. İnsanları acabada bırakıyorlar.(Günah keçisi deyimi,Yahudierin günahlarından kurtulmak için kullandıkları yöntemin adı. Seçilen keçiye yükledikleri gühları ile birlikte uçurumdan atılmasına dayanan bu ibadet şekli, günümüzde keçisiz olarak tüm acımasızlığı ile ülkeler ve toplumlar üzerinde sürdürülmektedir.)
   
  SUÇLARINI, BAŞKALARINA YÜKLEYEREK MASUMU OYNAYANLARIN ANLATILDIĞI "GÜNAH KEÇİSİ" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  Kendilerini, erişilmez, mümtaz, ayrıcalıklı göstermek daha doğrusu kendilerini kabullendirebilmek için, ortaya koyabilecek somut hiçbir delilieri olmayanlar, ellerinde ilahi değer taşıyan "bir-tek ifadeye dahi" sahip olmayanlar, binlerce seneden beri PAGAN İNANAÇLARI içinde TEVHİD DİNİ taklidi yapanlar, Hz. İsa'nın getirdiğine değilde "İsa" ismini kullanarak yazdıklarını Tanrısal ilan edenler; "Hz. Muhammed'e" günahkar deme cahilliğinde bulunarak, komikliklerinin üzerlerini örteceklerini sanıyorlar. Kendilerinin ait olduğu inanaç sistemlerini yargılamadan kurtarabileceklerini sanıyorlar.

DİNLERİNİN PAGAN ESASLAR ÜZERİNE KURULUP, O KABULLER İÇİNDE GELİŞTİĞİNİ İTİRAF EDENLER,
İMANIN NE OLDUĞUNU BİLMEYENLER,
PAGAN METİN YAZARLARININ YAZDIKLARINI "İŞLERİNE GELDİĞİ İÇİN" KUTSAL SANANLAR,
Bir benzerini meydana getiremiyecekleri, ona sahip olmanın şerefine, hazzına, onuruna sahip olamayacakları "KUR'AN'I KERİM'le" mektuplardan oluşmuş metinler bloklarına, kutsallık katmaya çalışıyorlar. Kitaplarının da, ilahi kabuller çerçevesinde değerlendirilmesini istiyorlar.

MÜSLÜMAN OLMAYABİLİRSİN, İSLAMA İNANMAYABİLİRSİN,
ELİNDEKİ METİNLERİ KUTSAL SANABİLİRSİN,
"ALLAH'A" İMAN ETMEYEBİLİRSİN, EDİNDİRİLEN BİR TAKIM VAADCİLERİN ARKASINA TAKIMIŞ OLABİLİRSİN,
MENSUBU OLDUĞUN İNANÇ SİSTEMİNİN MİMARLARININ, ZİHNİYET VARİSLERİDE OLABİLİRSİN,
Ama elindeki mektupların, "KUR'AN'I KERİM'le" hiç bağdaşmadığın bile bile, kıyaslamaya giriyorsan, "KUR'AN'I KERİM'le" mektuplarına ilahilik katmaya çalışıyorsan, elindeki kitapların hiç bir değer ihtiva etmediğini ilan etmiş olursun.

Elindeki kitaplara kutsiyet kazandırmak içinde olsa; "KUR'AN'I KERİM'İ", PAGAN ZİHNİYET ATALARININ, YAZDIĞI KİTAPLARLA ÖZDEŞLEŞTİRMENİN MÜMKÜN OLMADIĞINI BİLMELİSİN. Elindeki kitapla, "KUR'AN'I KERİM" ARASINDAKİ BENZERLİK, KİTAPLARINIZLA HERHANGİ SÖZLÜK ARASINDAKİ BENZERLİK KADARDIR. BENZERLİK SADECE KELİMELER BAZINDADIR.
   
 

Kendilerini, imanlı göstermek için, katil evlat Kabil'in yolunu benimsemiş olanlar, imanlı olmaya çalışmaktansa; Kabil gibi imanlı olan Habil'i öldürerek, iman cıtasını istedikleri seviyeye yerleştirmek istiyorlar. İmanı sanılar üzerine kuranlar, herkezin kendileri gibi, KRALLARININ GİYİNİK OLDUĞUNA tanıklık etmesini istiyorlar. Bu tür istemlerde bulunanlar yalnız mı? Elbette değil.

   
  İMAN ÇITASI NEDİR? NİSA SURESİ 136. AYETTE Kİ;"EY İMAN EDENLER, İMAN EDİN " ÇAĞRISI İLE İLGİLİ YAZIYI BU SAYFADA OKUYABİLİRSİNİZ.
   
  SUAT YILDIRIM'IN "ESKİ ve YENİ AHİT YÖNLENDİRMELİ KUR'AN MEALİ" İLE İLGİLİ ÖRNEKLİ YAZIYA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
 
   
  Ortaya attıkları sözlere göre, kendi sapkınlıklarını örtmeleri yetmiyormuş gibi, kendilerini yaldızladıkları azmış gibi, "Kur'an'ı Kerim'in" Hz. Muhammed'e vayhedilmediğini de şüphesine biliçlerde yer açıyorlar. Hz. Muhammed günahkarsa, Ona vayhedilmiş olan "KUR'AN'I KERİM" nasıl doğru yola iletir. (onların inanç sistemine göre Peygamberler sahtekar olabilir. Kendi petgamberlerine yakıştırdıkları unvanlar. Yazının ilerleyen bölümlerinde örneklenecek)

Bu tür vurgularıyla, "Hz. Muhammed'in Peygamber olmadığı KABULLERİNE" davetiye çıkarıyorlar. Özetle:Kabil gibi, en imanlı olmaya uğraşmaktansa, en imanlıyı yok etmek, inanç çıtasını istedikleri seviyede konumlandırmak istiyorlar. Esas oğlan olup, "İman budur sınırları içinde" en imanlıyı oynamak istiyorlar. Ana solaganları kitaplarında yazdığı gibi. ÇOBANI VUR SÜRÜYÜ DAĞIT.

Hedef kitleleri olarak gördükleri, Kur'an'ı Kerim'i okumayanlara / bilmeyenlere mesaj olan bu sözler; kendilerine tabii olunmakla, daha doğrusu kutsal metin yazarları tarafından yazılmış olan kitaplarına uyulmakla, "Kur'an'ı Kerim'e" ve Hadislere de vakıf olunacağı, görüşlere sunuluyor.

Dikkatlerden kaçmaması gereken en önemli husus, DAHA YOLUN BAŞINDA OLDUKLARI için böyle yumuşak, örtülü sözlerle saldırıyorlar. Amaçları Müslümanları, Hıristiyanlaştırmak olduğu için, böyle yumuşak diller kullanıyorlar. Üçüncü bin yıl hedefleri, imanı yok etmek olduğu için böyle maskeler takıyorlar.

Geçişler belli boyuta geldiğinde, kendi sapkın düşüncelerine tabii olmuş eskiden ismi / tanımı Müslüman olanlarla birlikte, hangi hitaplarda bulunacaklarını, hangi hareketlere reva göreceklerini anlayabilmek için, Endülüs'te yapılanları okumak yeterli olur. Endülüs'te kalan son Müslümanları dinlerinden çevirmek için zorla domuz eti yedirenlerin, domuz etinin yenilip yenilmediğini kontrol için DOMUZ POLİSLERİ icad edenlerin, elbette müslümanlara yaşam hakkı vermeyecekleri de muhakkak.
   
 

BAKIN BAKALIM KUTSALLIK KAZANDIRMAYA ÇALIŞTIKLARI KİTAPLARIYLA, "ALEMLERİN RABBİ ALLAH" TARAFINDAN Hz. MUHAMMED'E VAYHEDİLMİŞ "KUR'AN'I KERİML'E" BİR BENZERLİK VAR MI?

ELLERİNDEKİ KİTAPTA SADECE İSİM BENZERLİĞİ OLARAK YORUMLANABİLECEK OLAN KİŞİLERİN, Hz. İSA, Hz. MUSA, Hz. LUT, Hz. İBRAHİM, Hz. NUH, Hz. ADEM, Hz. HARUN, Hz. MERYEM, Hz. YAKUP, Hz. İSHAK, Hz. İSMAİL, Hz. YUSUF, Hz. SÜLEYMAN, Hz. DAVUT İLE BİR ALAKALARI OLABİLİR Mİ? Tek benzerlik isimlerinin kullanılmış olması.

ELLERİNDEKİ KİTAPTA; YANILAN, UNUTAN, YALAN SÖYLEYEN, KİTAPTA YAPTIĞI YANLIŞLIKLARI BİLMEYEN, YARATILIŞI BİLMEYEN, YORULAN, BUHUR ve YAKMALIK SUNU İSTEYEN, KULUNA GÜREŞTE YENİLEN TANRI PROFİLİ İLE "ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH" ARASINDA UZAKTANDA OLSA, ZERRESELDE OLSA BİR İLİNTİ OLABİLİR Mİ?

   
  KİTAPLARINDAKİ TANRI ANLAYIŞINA BAKIN. TANRICILIK OYUNUNA ÖNCE, "AĞIR AĞBİYİ" OYNATMAKLA İŞE BAŞLAMIŞLAR.
   
 

Mısırdan Çıkış...33:20 Ancak, yüzümü görmene izin veremem. Çünkü yüzümü gören yaşayamaz."

Gibi, ağır abi yakıştırmalarıyla Tanrı imajına ısındırmaya çalışmışlar. Hatta, yüzümü göstermem ama bari sırtımı gör" diyerek Musa'nın gözlerini, TANRI ELLERİ İLE kapatmış.Çünkü yüzümü görürsen mecburen seni öldürmek zorunda kalırım demiş. Oysa ki öldürme yetisi olmayan YARATILMIŞ olduğunu çok iyi bilen, İSRAİL'İN MÜSTAKİL TANRISI, İSMİ TEKRAR EDİLEMEZ YAHVE, DURUMU İDARE ETMENİN YOLUNU BİR DÖNEM BÖYLE BULMUŞ.

Mısırdan Çıkış...33:20 Ancak, yüzümü görmene izin veremem. Çünkü yüzümü gören yaşayamaz."
Mısırdan Çıkış...33:21 Sonra, "Yakınımda bir yer var" dedi, "Orada, kayanın üzerinde dur.
Mısırdan Çıkış...33:22 GÖRKEMİM oradan geçerken seni kayanın kovuğuna sokup geçinceye kadar ELİMLE örteceğim.
Mısırdan Çıkış...33:23 Elimi kaldırdığımda, SIRTIMI göreceksin. Ama YÜZÜM görülmeyecek."

Hani "bende öldürür bende can veririm" diye TANRI OLDUĞU iddiasında bulunan NEMRUT gibi. Aslında yaratılmış olduğunun bilincinde olan Nemrut, verdiği ölüm cezaları ve çıkardığı aflar nedeniyle, öldüren ve hayat veren zannedip, kendisini TANRI olarak nitelendirmiş. Ama aynı iddiasını, "o halde sende güneşi batıdan doğdur" denilince kendisinin acizliğini anlamış. Aslında kendisini de yaratanın, güneşi doğudan getirip batıdan batıran olduğunu kavramış. İstemese de "bir yaratıcının kulu olduğunu mecburen kabullenmiş.

Tam bu anlayışa uygun hareket eden, yada ettirilen Yahve, mangalda kül bırakmayıp, "yüzümü gören yaşamaz" diyor ama dediğiyle de kalıyor. CAN ALMA ve CAN VERME yetisi olmayan, kendisi de yaratılmış olan ama kurulan ittifaklar sonucunda TANRI OLARAK işaret edilen / benimsetilmiş olan, her zamanki gibi kuru sıkı attığını kutsal metin yazarları yüzünden ortaya koymak zorunda kalıyor.

Yasa Kitabı......33:10 O günden bu yana İsrail'de Musa gibi RAB'bin yüz yüze görüştüğü bir peygamber çıkmadı.

Yaratılıs...........32:30 Yakup, "Tanrı'yla yüzyüze görüştüm, ama canım bağışlandı" diyerek oraya Peniel adını verdi.

1 Krallar .........11:9-10 İsrail'in Tanrısı RAB, kendisine iki kez görünüp, 'Başka ilahlara tapma!' demesine karşın, Süleyman RAB'bin yolundan saptı ....

Yeşaya...........6:1 Kral Uzziya'nın öldüğü yıl yüce ve GÖRKEMLİ Rab'bi gördüm; TAHTTA OTURUYORDU, giysisinin etekleri TAPINAĞI DOLDURUYORDU

Yeşaya ...........6:5 ........... Buna karşın Kral'ı, Her Şeye Egemen RAB'bi gözlerimle gördüm."

Yasa Kitabı......5:4 RAB dağda ateşin içinden SİZİNLE yüz yüze konuştu.

Çölde Sayım...12:8 Onunla bilmecelerle değil, Açıkça, yüzyüze konuşurum. O RABbin suretini görüyor. Öyleyse kulum Musayı yermekten korkmadınız mı?››

Mısırdan Çıkış..6:3 “Ben Yahve'yim. İbrahim'e, İshak'a ve Yakup'a El Shaddai olarak göründüm, ama onlara kendimi Yahve adıyla tanıtmadım.”

Hatta insanlar Tanrı olaraj işaret edileni görüpte nasıl hayatta kaldığına şaşırıyor. Hani Tanrıyı gören yaşamzdı tarzındaolaya yaklaşılıyor. Esasında görülenin Tanrı olmadığını, TANRI KONUMUNDA gösterilen bir varlık olduğunu söylüyorlar/söylemiş oluyorlar. Öyle ya!madem Tanryı gören yaşayamazdı, o halde görenlerin hepsinin ölmesi gerekirdi?

Ya gördükleri Tanrı değil, TANRI SANDIRILAN, o kartvizitle boy gösteren bir varlık, yada kitaplarında yazılanlar yalan. Yani ne görülen Tanrı olabilir, nede kitaplar ilahi esintilere sahip olabilir..

Yasa Kitabı .....5:24 'Tanrımız RAB bize yüceliğini ve büyüklüğünü gösterdi' dediniz, 'Ateşin içinden SESİNİ duyduk. Bugün Tanrı'nın insanla konuştuğunu ve insanın ölmediğini gördük

Ya! "Yüzümü gören" ölür sözü yalan. Bu durumda kitaplar keyfiyete göre yazılmış. İstedikleri sözleri, Tanrı adını kullanarak kitaplara almışlar.
Ya! "Yüzünü gördük" diyenlerin sözü yalan. Bu durumda da kitaplar keyfiyete göre yazılmış. İstedikleri sözleri, Tanrı olarak kabul edileni yalanmak için kitaplara almışlar. Tanrı onlara göre, atan-tutan ama hiç birşey yapamayan, sözünde durmayan, dediklerini de yapabilecek kudrete sahip olmayan bir olgu.

Hiç düşündünüz mü? Eğer, Tanrı dedikleri varlığın yüzünü gören ölüyorsa, İNSANLIK DİYE CANLI TÜRÜ Dünya piyasasında olabilir miydi?
Kendisinin yaratma ile ilgisi olmadığını bilen,
"bahçem" dediği arazinin Akad imparatorluğu içinde olduğunu bilmeyen,
Akad imparatorluğunu meydana getiren milyonlarca insanın varlığından haberi olmayan,
ve ilk insan "Adem'i yarattım" diye ortalığa fırlayan yada kutsal metin yazarları tarafından, "her harfi Tanrıdan" dedikleri kitaplardan, inançların içine fırlatılan,
Tanrı olarak işaretlenen varlık, mizansen gereğide olsa, günün serinliğinde bahçede dolaşırken "Adem'e neredesiniz" diye seslenip karşlıklı (yüz-yüze) konuştuğunda Adem'in, Havva'nın ölmesi gerekirdi. Hem "Nerdesin" diye SESLENEREK kullarını arayan, TANRI ile yüzyüze görüştükleri için

Yaratılıs...........3:8 Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı'nın sesini duydular. O'ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler.
Yaratılıs...........3:9 RAB Tanrı Adem'e, "Nerdesin?" diye seslendi.

Hemde: "Meyvasından yerseniz KESİNLİKLE ÖLÜRSÜNÜZ" dediği ağacın meyvasını yedikleri için ölmeleri gerekirdi.

Yaratılıs...........2:17 "Ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün."
Yaratılıs...........3/4 Yılan, "Kesinlikle ölmezsiniz" dedi,

Olanlardan haberi olmayan TANRI; ancak, Adem'in "korktum, çünkü çıplaktım" cevabı üzerine durumu kavrar ve YASAK MEYVADAN yenildiğini ANLAR. "ANLADI" DEMEK doğru bir deyim. Çünkü, yasak meyvanın yenildiğinden haberi yok. (Biçarem, Kutsalmetin yazarları ne dikte etmişse onları bilmiş sayılıyor Çıplak oldukları için gözleri açılmış olmalı, gözlerinin açılması içinde, yasak meyvayı yemiş olmalı çıkarımları sonucu yaşanan olayların farkına varabilmiş olmalı.)

Yılan, TANRININ dediği yalan, ASLA ÖLMEZSİNİZ demişti. Öldüler mi? Hayır. ADEM o olaydan sonra NE KADAR yaşadı cevabı yine kendilerinden.
Yaratılıs...........5/5 Adem toplam dokuz yüz otuz yıl yaşadıktan sonra öldü.

Esasında; yine mizansen gereği, yazarların "Tanrıcılık oyununun raconu bozulmasın" diye dinlenme günü olan 7. günü erteleyip, Tanrı olarak işaret ettiklerine bir Adem daha yaptırmış olmaları gerekirdi.

Dünyanın milyarca senesini, Dinozor gibi tarih öncesi dediğimiz hayvanları, insanlığın onbinlerce yıl geçmişlerini yok sayıp, Akad imparatorluğu gibi devletler, Urfa Göbeklitepe gibi şehirler (M.Ö. 9500), Ur gibi site devletleri varken (Al-Ubaid M.Ö. 4500), Tanrı olarak işaret ettikleri varlığa, "ilk insan Adem'i" (M.Ö. ~4000) yarattıran kutsal metin yazarları için, bu dinlenme günü erteleyerek, "Tanrı yeni bir Adem daha yarattı" demeleri hiçte zor olmazdı.

(Bu durumda, Adem'i yarattıktan sonra Fırat kıyılarında kendisine bahçe yaptırdığını söyleyen olgu, kendisinin "ben yaratmadığım" dediği başkalarına ait araziye mi bahçesini yapmış oluyor? Tanrı olarak nitelendirdikleri varlık, akşam serinliğinde dolaştığı bahçeler başkalarına mı ait.)

Tanrıyı bilmeyen, yalan söyleyen, Yılanı bilen ve doğru göstermekten çekinmeyen, içlerinde en ufak "ALLAH", korkularının barınmasını bırakın, Tanrısal hiçbir çekintileri ve Tanrı saygısı bulunmayan metin yazarları için, bu erteleme ve yeni başlangıç çokta kolay halledilebilecek bir olay olurdu.

Yüzlerce çelişkilerinden utanmadan, kitapları için hala "her harfi tanrıdandır" diyerek spot sözler sarfedenler, yüzlerce çelişkiye ilave olunacak, +1 çelişki karşısında da ezberlerindeki spot sözleri tekrarlayıverirlerdi.

   
  ADEM'İN MEYVA, YILANIN YANILMAZLIĞI, TANRININ YALANCILIĞI KONULARININ İŞLENDİĞİ "TANRININ BAHÇESİ " SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ
   
  ÖLDÜRME YETİSİNE SAHİP OLMADIĞINI, O KONUDA ACİZ OLDUĞUNU YAHVE KENDİ AĞZINDAN İTİRAF EDİYOR yada KUTSAL METİN YAZARLARI TANRININ ÖLÜME MÜDAHELE EDEMİYECEĞİNİ YAZIYORLAR.

Hafızasının zayıflığı yanında, yaptırım gücüde olmayan Tanrı diye işaret ettiklerinin, İnsanların yazdığı kitaplarla, tarihlerle, sayılarla, isimlerle, soyları ve sopları ile ne ilişkisi olabilir.Yaptırım güçsüzlüğünü ancak hile ve tuzak ile yerine getirbildiğini, çaresizliklerini ancak aldatma ile örtebildiğini, sözde kulları ile yaptığı strateji toplantısında şöyle ifade ediyor.

2 Tarihler......18/19 RAB sordu: 'Ramot-Gilat'a saldırıp ÖLSÜN diye İsrail Kralı Ahav'ı kim kandıracak?' "Kimi şöyle, kimi böyle derken,
2 Tarihler.. ...18/20 bir ruh çıkıp RAB'bin önünde durdu ve, 'Ben onu kandıracağım' dedi. "RAB, 'Nasıl?' diye sordu.
2 Tarihler.. ...18/21 "Ruh, 'Aldatıcı ruh olarak gidip Ahav'ın bütün peygamberlerine YALAN SÖYLETECEĞİM' diye karşılık verdi. "RAB, 'Onu kandırmayı başaracaksın' dedi, 'Git, dediğini yap.'
2 Tarihler .....18/22 "İşte RAB bu peygamberlerinin ağzına aldatıcı bir ruh koydu. Çünkü SANA KÖTÜLÜK ETMEYE karar verdi."

KİM BİLİR? KUTSAL METİN YAZARLARININ AĞZINA DA YANILTICI BİR RUH GİRMİŞ OLABİLİR.

TANRI OLARAK İŞARET ETTİKLERİNİN, ÖLDÜRME VE HAYAT VERME EYLEMLERİNDE, ANCAK NEMRUT KIVAMINDA YAKLAŞABİLDİĞİNİ, YENİ AHİT YAZARLARIDA KABUL ETMİŞ DURUMDALAR.

İSRAİL TANRISININ BİLE FİDYEYLE yani RÜŞVETLE, BEDEL ÖDEYEREK uzlaşabildiği ölüm diyarı.

Hoşea....13:14 ‹‹Onları FİDYEYLE kurtaracağım ÖLÜLER DİYARININ elinden, ÖLÜMDEN FİDYEYLE KURTARACAĞIM. Felaketin nerede, ey ölüm? Yıkıcılığın nerede, ey ölüler diyarı Hiç pişmanlık duymayacağım.

Ölümü mutlak son, yeni bir hayatın başlangıcı olarak görmeyip, DİN GÜNÜNE, HESAP GÜNÜNE AÇILAN BİR KAPI olarak görüyorlar. Bu nedenle, tüm vaadleri sonu gelmez yaşam ve güç yetirilemez bir saltanat hayalleri ile dolu. Hayallerinin önündeki tek düşmanınsa, kendi yaptıkları sapkınlıkların, imansızlıklarının sebep olduğu günahlar değil, ÖLÜMÜ görüyorlar. Ölüm onlar için, hayallerine engel olan ve yok edilmesi gereken düşman.

1 Korintliler ........15/26 Ortadan kaldırılacak son düşman ölümdür.

EĞER ÖLÜM TANRI OLARAK BENİMSEDİKLERİ İSRAİL TANRISI YAHVE'DEN, BABA TANRIDAN yada OĞUL TANRI İSA'dan GELDİĞİNE İNANSALARDI, ÖLÜMÜ YOK EDİLMESİ GEREKEN SON DÜŞMAN OLARAK NİTELENDİREBİLİRLER MİYDİ?

Bu durumda düşmanları Yahve veya Oğul Tanrı olmaz mıydı? Elbette olurdu ama kutsal metin yazarları yine yazmaya devam ederlerdi?

1 Krallar.........17:20 Sonra RAB'be şöyle yalvardı: "Ya RAB Tanrım, neden yanında kaldığım dul kadının oğlunu öldürerek ona bu kötülüğü yaptın?"
Romalılar........8:32 Öz Oğlunu bile esirgemeyen, O'nu hepimizin uğruna ÖLÜME TESLİM EDEN Tanrı, O'nunla birlikte bize her şeyi de bağışlamayacak mı?

Oğul Tanrı olarak işaret ettikleri, kutuluşlarını onun galibiyet haberlerine bağladıkları, KRALLAR KRALI, RABLER RABLERİ diyerek BÜTÜN TANRILARDAN ÜST TUTTUKLARI İSA BİLE; ölümü yok edilecek son düşman olarak görmüş.

1 Korintliler ...15:54 Çürüyen ve ölümlü olan varlığımız çürümezliği ve ölümsüzlüğü giyinince, «ÖLÜM YOK EDİLDİ, zafer kazanıldı!» diye yazılmış ....

Çarmıhta kurtulmak için yalvardığı günleri unutmamış olmalı ki, ÖLÜMÜ DÜŞMAN OLARAK ilan etmiş. ÖLÜM DİYARI bile, onların kontrolleri dışında, bağımsız bir kuvveti temsil ediyor ve bu nedenden dolayı düşman görülüyor ki; suçunun cezasını çekmesi için ateşe atılıp yakılıyor.

Esinleme.......20:10 Onları saptıran İblis ise, canavarla sahte peygamberin de içinde bulunduğu ateş ve kükürt gölüne atıldı. Gece gündüz, sonsuzlara dek işkence göreceklerdir.
Esinleme.......20:14 ÖLÜM ve ÖLÜLER DİYARI, ateş gölüne atıldı. İşte bu ateş gölü, ikinci ölümdür.

ÖLÜM bağımsız TANRI MI? TANRININ takdiri olan EMİR Mİ? Ölüm kendi başına buyruk, TANRI değilse yani ölüm Tanrı'dansa, o zaman neden yok edilebilecek/yok etmeye güç yetirilebilen üstelikte düşman olsun. Ölüm Tanrıdan'sa ve aynı zaman da düşmansa; o zaman DÜŞMANLIK BESLENEN ve YENİLMESİ GEREKEN KİM? Günahın günahınıda KUTSAL YASALARA yükleyen mantıkta, düşman kendileri dışındaki herşey olabilir.

1 Korintliler.....15/56 Ölümün dikeni günahtır. Günah ise gücünü Kutsal Yasa'dan alır.

Ya! Tanrı olarak edindiklerinin, ÖLÜM KUDRETİNE / yetkisine haiz değil olduğunu kabul edecekler. "Öldürürüm" dediği sözleri Nemrut kıvamında değerlendirecekler (birbirlerine kızan kişilerin sarfettiği gürlemeler sözleri " bak oraya gelirsem öldürürüm" gibi) yada Tanrı olarak edindiklerini sonsuz yaşama geçişlerindeki en büyük düşman olarak görecekler.

TANRI OLARAK KABUL ETTİKLERİNİN ÖLDÜRME YETİSİNDE OLMADIĞINI yani TANRI OLMADIĞINI, sadece TANRI MAKYAJI ile sunduklarını itiraf eden ifadeleri

2 Tarihler......18:19 RAB SORDU: 'Ramot-Gilat'a saldırıp ÖLSÜN diye İsrail Kralı Ahav'ı kim KANDIRACAK?' "Kimi şöyle, kimi böyle derken,
2 Tarihler......18:20 bir ruh çıkıp RAB'bin önünde durdu ve, 'Ben onu KANDIRACAĞIM' dedi. "RAB, 'NASIL?' DİYE SORDU.

Ya inanadıkları, peşine takıdıkları Tanrı değil, TANRI konumunda tarif edilen bir varlık yada kitaplarında yazılanlar yalan. Bu durumda da kitaplar keyfiyete göre yazılmış olur. İstedikleri sözleri, Tanrı olarak kabul edileni yalanmak için kitaplara almışlar olur.Yani ortada inanılan ne bir Tanrı vardır, nede kitapların da ilahi esintiler.
   
  ÖLÜMLE İLGİLİ BİR ÖRNEKTE HEZEKİEL'dden.....İSRAİL TANRISI, Yahuda ve İsrail halkının yaptıkları yüzünden, Babil'de Hezekiel'e ceza verir.

İsrail halkı için verdiği, 390 yıllık cezayı," HER BİR YIL İÇİN BİR GÜN" diyerek 390 güne çeviren Yahve, Yahuda halkı için vediği 40 günlük cezayıda, çölde olduğu gibi yıla çevirir. "HER BİR GÜN İÇİN BİR YIL"der

Hezekiel.....4:4 ‹‹Sonra SOL YANINA UZAN, İsrail halkının günahını yüklen. SOL YANINA uzanacağın GÜNLER kadar ONLARIN suçunun CEZASINI ÇEKECEKSİN.

Hezekiel.....4:5 Suçlarının YIL sayısı kadar sana GÜN ayırdım. Böylece ÜÇ YÜZ DOKSAN GÜN İSRAİL HALKININ suçunun cezasını çekeceksin.

Hezekiel.....4:6 ‹‹Bunu yaptıktan sonra, bu kez SAĞ YANINA uzan, YAHUDA HALKININ suçunun cezasını çek. Sana KIRK gün, HER GÜN için BİR YIL ayırdım.

Hezekiel.....4:7 YÜZÜNÜ YERUŞALİM KUŞATMASINA ÇEVİR, çıplak kollarını kaldırıp YERUŞALİME KARŞI PEYGAMBERLİK ET.
Hezekiel.....4:8 KUŞATMA GÜNLERİNİ bitirinceye dek bir yandan öbür yana DÖNMEMEN için seni HALATLARLA BAĞLAYACAĞIM


Hezekiel, M.Ö. 571 yılında ölünce; kulum dediğinin KIRK YIL yaşayacağını bilmeyen, KULLARIN ÖMÜRLERİNDEN haberi olmayan, İSRAİL TANRISININ "VERDİM" dediği 40 YILLIK CEZADA GÜME GİTMİŞTİR.

Kutsal damgalı kitapları oluşturan, kutsal metin yazarları elindeki bilgilerin tamamına bilerek, birtakım şeyleri ilave etmiş olsalardı, EN AZINDAN İSRAİL TANRISININ güvenirliliğine, saygınlığına leke sürdürmezlerdi. Şirinlik olsun, Tanrısal olsun, havalı olsun, saptamalarda ilginçlik olsun, Mısırdan çıkıştaki 40 gün = 40 yıl cezasıyla aynı olsun diye, yaptıkları ilavelerin nelere mal olacağını da hesap ederlerdi.

Hezekiel, M.Ö. 622 yılında doğmuş, M.Ö. 571 yılında 51 yaşında ölmüş. Hezekiel, M.Ö. 597 yılında, Kudüs mabedinde rahip oğlu olarak yaşamını sürdürürken,
25 yaşlarında, YehoyaKİN'le birlikte Babil'e sürgüne götürülüyor. (Sürgünün 5. yılında 30 yaşında olursa, sürgüne gitme yaşıda 25 olur.)

Hezekiel.....1:1 OTUZUNCU yılda, dördüncü ayın beşinci günü Kevar Irmağı kıyısında sürgünde yaşayanlar arasındayken gökler açıldı, Tanrıdan gelen görümler gördüm.
Hezekiel.....1:2 Kral YehoyaKİNin sürgünlüğünün BEŞİNCİ yılında, ayın beşinci günü,
   
 
   
  Kulundan ders alan, nasihatlerine kulak veren Tanrı. Unutan unuttukları kulu tarafından anımsatıldığında, hatırlamasa bile, "herhalde demişimdir" yaklaşımıyla, yapılan önerileri kabul eden Tanrı. KİTAPLARINA; yaptıklarını, stratejilerini, hedeflerini, misyonunu bağladığı toplulukları ve vaadlerini içeren sözleri unutan Tanrı anlayışı işlenmiş.

Tanrı olarak işaret ettiklerinin, pek olaylardan haberi omuyor anlaşılan. Çünkü sık sık şöyle ifadeler rastlayabiliyorsunuz.
Çölde Sayım......22/9 Tanrı Balam'a gelip, "Evinde kalan bu adamlar kim?" diye sordu.

Mısırdan Çıkış....32:12 Neden Mısırlılar, ‹Tanrı kötü amaçla, dağlarda öldürmek, yeryüzünden silmek için onları Mısırdan çıkardı› desinler? Öfkelenme, vazgeç halkına yapacağın kötülükten.

Mısırdan Çıkış....32:13 Kulların İbrahimi, İshakı, İsraili ANIMSA. Onlara kendi üzerine ant içtin, ‹Soyunuzu gökteki yıldızlar kadar çoğaltacağım. Söz verdiğim bu ülkenin tümünü soyunuza vereceğim. Sonsuza dek onlara miras olacak› DEDİN.››

Mısırdan Çıkış....32:14 Böylece RAB halkına yapacağını söylediği kötülükten vazgeçti.

Mısırdan Çıkış...33/17 RAB, "Söylediğin gibi yapacağım" dedi, "Çünkü senden hoşnut kaldım, adınla tanıyorum seni."

Hatırlamaya çalıştığı ve hatıramasına destek arayan Tanrı inancı "her harfi Tanrı sözü" yaldızı ie sundukları kitaplarında bolca işenmiş.Yahve, "hakkında konuştuğum KİŞİ SEN DEĞİL MİSİN? diyerek, anımsamasına destek arıyor.

Hezekiel .........38/17 "'Rab Yahve şöyle diyor: Eski günlerde kullarım İsrail peygamberleri aracılığıyla hakkında konuştuğum kişi değil misin sen? O dönemde .....

BÖYLE BİR TANRI ANLAYIŞINDA, KİTAPLARINI SÜSLEYEN, SONSUZ HAYAT VAADLERİNİ NEREYE OTURTUYOR OLABİLİRLER?
TANRININ UNUTTUĞUNU SÖYLEYENLER KENDİLERİ.
"VAADLERİ VERDİ" DEDİKLERİDE, UNUTKAN DEDİKLERİ TANRI DİYE İŞARET ETTİKLERİ.
KİTAPLARINDA İSMİ GEÇEN TANRIYA GÜVENİLMESİNİ TAPILMASINI İSTEYENLERDE, TANRI ADI İLE İŞARET ETTİKLERİNE, UNUTKAN YAFTASINI YAPIŞTIRANLAR.

Yasanın Kitabı.....7/9 Tanrınız RAB'bin Tanrı olduğunu bilin. O güvenilir Tanrı'dır. Kendisini sevenlerin, buyruklarına uyanların BİNİNCİ kuşağına kadar antlaşmasına bağlı kalır, sevgisini gösterir.

Bırakın bininci kuşağı, birkaç yüzyıllık sözleri kendisine hatırlatıldığında, anımsayan yada "evet öyle" diye geçiştiren Tanrı inancı, sadece bu olaylarda sınırlı değil. (İlk insanı yarattım dediği yıllarda imparatorluklar var. "Tufan oldu" dediği yıllar da Firavunlar onbinlerce işçi çalıştırıyorlar.Dinozorları ise hiç bilmiyor)

Bininci kuşak doğruysa Babil sürgünü, Davut'tan bin kuşak sonra mıydı da, onun soyundan gelenlerin, gözleri oyuldu çocukları öldürüldü, sürgünlerde yok edildiler. Musa ile mısıdan çıkanlar bininci kuşak mıydılar da, önüne gelen önüne geleni öldürecek emriyle karşı karşıya geldiler? Dünyayı yaratım dedikten sonra topu topu 100-200 (onların secerelerine göre 80 kuşakla İS'ya geliniyor) kuşakla bu günlere geleceksin, daha sonra ağzından çıkan söz yerine oturmadan "ÖLDÜR" emri vereceksin.

Binici kuşağın ne olduğunu bilmeyen kutsal metin yazarı olursa, imparatorlukların olduğu devirde ilk insanı ben yarattım diye ortaya fırlatılan Tanrı imajı, tiplemeside kaçınılmaz olur.

Ya! Tanrı diye işaret ettikleri yalan söylemiş. Ya! birileri Tanrı adını kullanarak, kitaplara birşeyler eklemiş. Her iki durumda da kitapları, TANRI SÖZÜ olamaz. Her iki durumda da kitaplarında, ilahi bir esinti yok demektir.

İlahi, esintinin var olup olmadığının anlaşılması için, kitapta verilmiş sözlerin yerine gelip gelmemesi ile ölçülmesi gerektiğini yine kendileri ifade ediyorlar. Söylediklerini unutan, anımsatma ile hatırlamış gibi davranan Tanrı imajı çizilen kitabın ilahi esinti taşıdığı söylenebilir mi?
   
  Yasa kitabı......18/21 "'Bir sözün RAB'den olup olmadığını nasıl bilebiliriz?' diye düşünebilirsiniz.

Yasa kitabı ......18/22 Eğer bir peygamber RAB'bin adına konuşur ve konuştuğu SÖZ YERİNE GELMEZ ya da GERÇEKLEŞMEZSE, o söz RAB'den değildir. Peygamber saygısızca konuşmuştur. ONDAN KORKMAYIN.

Hala; binlerce sene sonra bile, aynı kitaba bağlı kalarak, içindeki vaadlerin gerçekleşmesinin bekleniyor olması, SÖZ KONUSU İFADELERİN ASLA TANRI KAYNAKLI OLAMAYACAĞININ GÖSTERGESİ deği mi? MUSA İLE ÇÖLE ÇIKTIKLARINDA önünüzden melekleri bal ve süt akan nehirlerin olduğu ülkeye gönderek sizlerin o ülkeye girmenizi sağlayacağım diyen ama aradan geçen 3300-3323 (Yahudi takvimine göre) seneye rağmen hala bağlılarının BAL ve SÜT NEHİRLERİNİN olduğu ülkeye girememiş olması vaadlerin sallama olduğunun kanıtı değil mi?

Yasa Kitabı .....18:20 Ancak, kendisine buyurmadığım bir sözü BENİM ADIMA söylemeye kalkışan ya da BAŞKA İLAHLAR adına konuşan PEYGAMBER ÖLDÜRÜLECEKTİR.'

Bu kitapların verildiği söylenen Musa abisi Harun, yazımında katkıda bulunduğu kendi yazılarında belirtilen Nun oğlu Yeşu, EZRA, Yeremya, Hezekiel, Danyal ve diğerleri öldürülmediğine göre; Ya! Tanrı olarak işaret ettikleri yalan söylemiş, tutamayacağı ve yapamayacağı vaadler vermiş. Ya! birileri Tanrı adını kullanarak, kitaplara birşeyler eklemiş. Her iki durumda da kitapları TANRI SÖZÜ olamaz. Her iki durumda da kitaplarında, ilahi bir esinti yok demektir.
   
  Kendinden başka Tanrılar olduğu, üzerine basa basa ifşâ eden "sözde Tanrı" ifadelerini içeren kitap, ilahi olabilir mi?

2 Tarihler .......... 2:5 "Yapacağım tapınak büyük olacak. Çünkü Tanrımız bütün tanrılardan büyüktür.
Mısırdan Çıkış...15:11 ‹‹Var mı senin gibisi ilahlar arasında, ..........
Mısırdan Çıkış...34:14 Başka ilahlara tapmayacaksınız. Çünkü ben kıskanç bir RAB, kıskanç bir Tanrı'yım.

Çok Tanrılı sistem içinde, tapılması gereken TANRI YAHVE inancının yeterli görüldüğü, "Kıskanç Tanrıyım" demesinden belli değil miydi? Anlaşılan, Tanrıların arasında sadece benimsenme yarışı var. Rab olarak kabul edilme mücadelesi var. "Senin Rabbin kimdir" diye sorulduğunda "benim rabbim İSRAİL TANRISI YAHVEDİR" cevabını duyma arzusu var. "Ben diğer Tanrılara değil Yahve'ye tapıyorum" inancının yayılması var.

IRMAKLARIN BAŞKA TANRILAR TARAFINDAN YAPILMIŞ OLDUĞUNU VE YAPANLARA AİT OLDUĞU KABUL EDİLİYOR

Hezekie...........29:3 Onlara de ki: 'Rab Yahve şöyle diyor: ""'Kendi ırmaklarının içinde yatan BÜYÜK CANAVAR Mısır Firavunu, İşte, sana karşıyım. Sen ki, NİL BENİMDİR, onu KENDİM için YAPTIN dersin."

Hezekiel..........29:9 Mısır kimsesiz bırakılacak, viraneye çevrilecek. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaklar. ""'Madem NİL BENİMDİR, onu BEN YAPTIN dedin,"

Hezekiel..........29:10 Ben de SANA ve IRMAKLARINA karşıyım. MISIR'ı Migdol'dan Assuan'a, Kûş sınırına dek kimsesiz bırakacak, viraneye çevireceğim."

TANRI OLARAK İŞARET EDİLEN PEYGAMBERİM DEDİĞİNİN BAŞKA İLAHLAR DİNDİĞİNİ, ONLARA TAPTIĞINI, ONLARA TAPINAKLAR YAPTIĞINI GÖZÜKMESİNE RAĞMEN İKNA EDEMEDİĞİNİ İTARAF EDİYOR yada KUTSAL METİN YAZARLARI TARAFINDAN İTİRAF ETTİRİLİYOR.

1 Krallar..........11:5 Saydalılar'ın tanrıçası Aştoret'e ve Ammonlular'ın iğrenç ilahı Molek'e taptı.
1 Krallar..........11:7 Yeruşalim'in doğusundaki tepede Moavlılar'ın iğrenç ilahı Kemoş'a ve Ammonlular'ın iğrenç ilahı Molek'e tapmak için bir yer yaptırdı.
1 Krallar .........11:9-10 İsrail'in Tanrısı RAB, kendisine iki kez görünüp, 'Başka ilahlara tapma!' demesine karşın, Süleyman RAB'bin yolundan saptı

BİR ŞEYİ ELDE ETMEK İÇİN RÜŞVET NİYETİNE FİDYE VEREN TANRI OLUR MU? EĞER, TANRI OLARAK İŞARET ETTİKLERİ, TAVİZ VEREREK BAŞKA KUVVETLERDEN BİRŞEYLER ELDE EDEBİLİYORSA, HANGİ YÜZLE "BEN HERŞEYE EGEMEN TEK İLAHIM" DİYEBİLİYOR. "OL DEMEK" MANGALDAKİ KÜLLERLE SAVRULUP UÇTU MU?

Luka...............1:68 «İsrail'in Tanrısı olan Rab'be övgüler olsun! Çünkü halkının yardımına gelip onları FİDYEYLE kurtardı.
 

Markos..........16:14 İsa daha sonra, sofrada otururlarken Onbirlere göründü. Kendisini dirilmiş olarak görenlere inanmadıkları için imansızlıklarından .....ötürü onları azarladı.
Markos .........16:19 Rab İsa onlara bu SÖZLERİ SÖYLEDİKTEN sonra GÖĞE alındı ve TANRI'nın SAĞINA OTURDU

SORU ŞU: Çarmıhın şahitleriyiz, Haçı taşıyanlarız diyen şahsiyetlerin, "her harfi tanrıdan olan esinlenmelerdir" dedikleri metinlerinde belirttikleri ifadeye göre: İSA'nın "....
Matta.............27:46 Saat üçe doğru İsa yüksek sesle, «Elî, Elî, lema şevaktani?» yani, «Tanrım, Tanrım, BENİ NİÇİN TERK ETTİN?» diye BAĞIRDI
Markos..........15:34 Saat üçte İsa yüksek sesle, «ELOHİ, ELOHİ, lema şevaktani» yani, «Tanrım, Tanrım, BENİ NİÇİN TERK ETTİN?» diye BAĞIRDI
"....Tanrım beni kurtar" diye yalvardığı BABA TANRI KİM oluyor?

Çarmıha gerilesiye kadar Kitaplarına tabii olup, ibadet edip tapınaklarına gittiğinde "…
Yuhanna.........2:16 Güvercin satanlara, «Bunları buradan kaldırın, BABAMIN EVİNİ pazar yerine çevirmeyin!» dedi.
Yuhanna.........2:17 Öğrencileri, «SENİN EVİN için gösterdiğim GAYRET beni yiyip bitirecek» diye yazılmış olan sözü hatırladılar.
Luka..............19:46 Onlara, «`BENİM EVİM DUA EVİ olacak' diye YAZILMIŞTIR. Ama siz burayı haydut inine çevirdiniz» dedi.
"....diyerek etrafındakilere kızan OĞUL TANRININ babası olan TANRI kim oluyor?

İsa'nın havrada taptığı, "Babam" dediği, Korkup çekindiği, babamın yanındaydım dediği, Tapınaklara evi dediği, SinaGOG'ta yaşayan Tanrı dediği YAHVE'ye mi? YALVARDI, yoksa; Yuhanna'nın, Pavlus ve arkadaşlarının İCAD ettiği, Konstantin güdümlü Konsillerin, Kilise babalarının, Tanrı temsilci geçinen kurumların / şahsiyetlerin ADRESLEYİP isimlendiremediği başka bir BABA TANRIYA mı yalvardı?

Ölmeden bir gün önce bile, Yahve'ye tapındığına göre; ÇARMIHA ASILDIĞINDA DA SESLENDİĞİ ve YARDIM BEKLEDİĞİ ELBETTE İSRAİL'İN MÜSTAKİL TANRISI YAHVE OLMALI. "Neden derseniz?" İsa öldükten sonra, Oğul Tanrının özel meleklerinden gelen esinlerle, Kutsal Ruh'un nezaretinde Yeni Ahit kitabını yazanlar, İSRAİL'in TANRISI YAHVE'ye teşekkür ediyorlar.

   
 

FİDYE VEREREK KURTARAN TANRI VE YENİ AHİTLE AKİBETİ MECHULLERE KARIŞAN TANRI YAHVE. Gelişini "ben daha önceleride buradaydım ama adımı söylemedim" diye açıklayan yada açıklaması uygun görülen Yahve'nin durumu.

Kutsal kitabı, "her sözü Tanrıdandır" diye kabul edilen Yahve,
İsa'nın Havralara gidip tapındığı Yahve,
İsa'nın "babamın evi" dediği SinaGOG'larda yaşayan Tanrı olan Yahve,
Luka kitabında övgüler düzülen Yahve,
Yeni Ahit ile unutulan / unutturulan sadece ismi kullanılan Yahve.
Hıristiyanlar tarafından, verdim dediği kitapları kabul edilen Yahve,
Yeni Ahitte ismi geçen ama Oğul Tanrı ile ilişkisi belirtilmeyen Yahve.
"Kitabını al yerine, Baba Tanrı ve Oğul Tanrı ata" operasyonunun kurbanı olan Yahve,
Hem varlığı tamamen red edilemeyen, hemde "vardır ama biz ona Baba Tanrı yada Oğul Tanrı diyoruz" denilemeyen Yahve.

BU DURUMDA HIRİSTİYANLARIN RESMİ OLARAK (Kutsal Ruh Hariç) ÜÇ ADET TANRILARI OLMUYOR MU? (Kıskanılan, savaş açılan, fahişe, çirkin, iğrenç..vs.. denilenler hariç)

1- "Her harfi Tanrıdandır" dedikleri Eski Ahit'in sahibi görünen, yani kitaplarının bir kısmını yazan, İsa'nın tabi olduğu YAHVE.
2- Yeni Ahit ile ortaya çıkan, "Tanrının ta kendisi" dedikleri Oğul Tanrı İSA.
3- Oğul Tanrının babası dedikleri ve Oğul Tanrıyı sağında otururken gördükleri, BABA TANRI .

Markos..........16:14 İsa daha sonra, sofrada otururlarken Onbirlere göründü. Kendisini dirilmiş olarak görenlere inanmadıkları için imansızlıklarından .....ötürü onları azarladı.
Markos .........16:19 Rab İsa onlara bu SÖZLERİ SÖYLEDİKTEN sonra GÖĞE alındı ve TANRI'nın SAĞINA OTURDU

SORU ŞU: Çarmıhın şahitleriyiz, Haçı taşıyanlarız diyen şahsiyetlerin, "her harfi tanrıdan olan esinlenmelerdir" dedikleri metinlerinde belirttikleri ifadeye göre: İSA'nın "....

Matta.............27:46 Saat üçe doğru İsa yüksek sesle, «Elî, Elî, lema şevaktani?» yani, «Tanrım, Tanrım, BENİ NİÇİN TERK ETTİN?» diye BAĞIRDI
Markos..........15:34 Saat üçte İsa yüksek sesle, «ELOHİ, ELOHİ, lema şevaktani» yani, «Tanrım, Tanrım, BENİ NİÇİN TERK ETTİN?» diye BAĞIRDI

"...Tanrım BENİ NEDEN TERKETTİN, beni kurtar diye bağırıp yalvardığı BABA TANRI KİM oluyor?" İsa'yı TERKEDEN TANRI kim? Tanrı olan için TERKEDİLME olur mu? Olsa bile TANRI olan terkedilip terkedildiğini bilmez mi?

ÇARMIHA asılıncaya kadar Kitaplarına tabii olup, ibadet edip tapınaklarına gittiğinde "…

Yuhanna.........2:16 Güvercin satanlara, «Bunları buradan kaldırın, BABAMIN EVİNİ pazar yerine çevirmeyin!» dedi.
Yuhanna.........2:17 Öğrencileri, «SENİN EVİN için gösterdiğim GAYRET beni yiyip bitirecek» diye yazılmış olan sözü hatırladılar.
Luka..............19:46 Onlara, «`BENİM EVİM DUA EVİ olacak' diye YAZILMIŞTIR. Ama siz burayı haydut inine çevirdiniz» dedi.

"....diyerek etrafındakilere kızan OĞUL TANRININ babası denilen ve tam ÇARMIHA ASILMA sırasında onu TERKEDEN (kitaplarına göre terketmiş gibi yapan ama sonra sağına oturttuğu görülen. Sağına oturduğu görüldüğüne göre kilise duvarlarındaki YAŞLANMIŞ tanrı profilinide onlar tarif etmiş olmalılar) TANRI kim oluyor?

İsa'nın havrada taptığı, "Babam" dediği, Korkup çekindiği, babamın yanındaydım dediği, Tapınaklara evi dediği, Konutu SinaGOG'ta yaşayan, Tanrı dediği YAHVE'ye mi? YALVARDI, yoksa; Yuhanna'nın, Pavlus ve arkadaşlarının İCAD ettiği, Konstantin güdümlü Konsillerin, Kilise babalarının, Tanrı temsilci geçinen kurumların / şahsiyetlerin ADRESLEYİP isimlendiremediği başka bir BABA TANRIYA mı yalvardı?

Ölmeden bir gün önce bile, Yahve'ye tapındığına göre; ÇARMIHA ASILDIĞINDA DA SESLENDİĞİ ve YARDIM BEKLEDİĞİ ELBETTE İSRAİL'in / Yakup'un güreşte tutsak edip, İsrail halkına MÜSTAKİL TANRI yaptığı Yakup'un Tanrısı / İsrail'in Tanrısı YAHVE OLMALI.

Ölüm döşeğinde iken bile, Levi'ler için "onları Yakup'ta böleceğim, İsrail'de dağıtacağım" diyerek son nefesini veren Yakup'un, elinde temsilciliğini yaptığı kendisiyle özdeşleştirdiği bir "EL'i" olmalıydı ki, öleceğini bile bile ileriki dönemleri kapsayan bu sözleri söylemiş olsun. Yada peşine takınıldığı BİLİNEN, Yakup'un ölümü ile VÜCUDU terk edip verdiği "EL" ile YUSUF oğlu EFREYİM'e transfer edildiği kabul edilen bir "EL" vardı ki; Yakup ağzından GELECEKLE ilgili bu sözler söyletilmiş olsun.

Hani! şu Tanrının "EL'i" üzerimizdeydi derken kast ettikleri "EL". Hani! duvara yazı yazan "EL". Hani! Ester kitabında hiç geçmeyen TANRI ismine cevap olarak Tanrının gizli "EL'i" onların üzerindeydi dedikleri "EL", Hani! kitaplarında çoğulu olan Tanrılar / EL'ler manasına gelen ELOHİM'in "EL'i" olan "EL",..vb gibi onlarca. Bir çok kültürde olduğu gibi Anadoluda'da kullanılan "EL VERME" eylemine / kavramına kaynaklık yapan "EL".

"Neden derseniz?" İsa öldükten sonra, Oğul Tanrının özel meleklerinden gelen esinlerle, Kutsal Ruh'un nezaretinde Yeni Ahit kitabını yazanlar, İSRAİL'in TANRISI YAHVE'ye teşekkür ediyorlar.

Bu durumda, İsa ölüp göğe yükseldikten sonra sağına oturduğu BABA TANRI kim olabilir?
Açık açık 1. kitabı ben verdim diyen İsrail'in / Yakup'un tanrısı Yahve'ye ne oldu?
Luka'nın övgüler sunduğu, İSRAİL'in TANRISI YAHVE'ye ne oldu?
O hangisi? İsa'mı? Baba Tanrı mı?
Yoksa müstakil İsrail Tanrısı mı?
Yoksa İttifak Tanrısı mı? Labaryumlarında -P- "PE" harfiyle simgeledikleri işaret ettikleri TANRILAR PANTEONUNU temsil eden mi?

(Labarum:  Grek alfabesindeki Chi (X) ve Rho (P) harflerinin içiçe geçmesiyle oluşturulan ve erken dönem Hıristiyanlığın sembolü.  I. Constantinus döneminden başlayarak, Roma ve Bizans imparatorları tarafından kullanılmış)

Panteon, Yunanca "tüm tanrıların tapınağı. Bir dinle özdeşleştirilmiş inancın parçaları haline getirilmiş "TANRILAR BİRLİĞİNİ" anlatan kavram. Tanrılar Konseyini / platformunu anlatıyor olması nedeniyle de, tüm tanrıların buluşması için yapılmış olan MERKEZ TAPINAKLARINA / KONSEY TAPINAKLARINA (buluşma çadırı gibi) verilen isim olmuş. Roma'da Panteon adlı yapıların olması bu nedenleymiş. I. Konstantin'in Güneş tanrısına taptığı, Babasının en önemli 4 Romalı yöneticileri içinde olduğu yani I. Konstantin'in Roma'lı olduğu unutulmamalı. Yaptuğı ikonda elbette TANRILARINI gücendirmeyecek biçimde olacaktı) Bugün ÖNEMLİ dini şahsiyetlerin GÖMÜLÜ OLDUĞU yerlere PANTEON denmesinin yada oralara gömülmelerinin sebebide göğüslerinde besledikleri, Tanrılar Konseyindeki mevcutlara MAVİ BONCUK dağıtabilmiş olmak.

İsrail'in Tanrısı / Yakup'un Tanrısı; Luka'ya göre, Kutsal Ruh'a göre, Oğul Tanrının özel Meleklerine göre, konsillere göre, "Yahve'nin RAB ismini aldık kullanıyoruz" diyen din patronlarına göre..vb.. hala, İSRAİL'in TANRISI / YAKUP'un TANRISI var ki; adı anılıp ÖVGÜLER sunuluyor.

Olmayan birşeye övgüler sunar mı? Hıristiyanların kurtuluş yollarını müjdeleyen Luka? Var olan, ilk kitabın sahibi ve Mısır'dan çıkan olarak kabul edilen bir isme, kendisinin de çevresindekilerin de o çıkarılan HALKIN DEVAMI olduğunu bilen tarfından ÖVGÜLER SUNULMASININ başka bir izahı olabilir mi? Ha! "TANRI ÖLDÜ" / YAHVE ÖLDÜ, YAŞASIN YENİ OĞUL TANRI" diyorlarsa, o başka.

Luka......1:68 «İsrail'in Tanrısı olan Rab'be ÖVGÜLER olsun! Çünkü halkının yardımına gelip onları fidyeyle kurtardı.

Ölürken "ELOHİ / EHYEH" diye seslenen OĞUL TANRININ Eski Ahit bağlısı kutsal metin yazarlarıda, elbette ellerindeki kitaplara göre hareket ediyorlar. Eski Ahit'in sahibi olan Yahve'nin kullandığı isimlerinden biri olan EHYEH / ELOHİ isminden dolayıda baba tanrı YAHVE'ye / İSRAİL'in TANRI'sına / YAKUP'un TANRI'sına teşekkür edip şükranlarını sunuyorlar.

Markos ve Matta "ELOHİ, ELOHİ, lema şevaktani" sözünün açıklamasını yapmış. Üstelik bu çağrıya bakarak "OĞUL TANRILIK GİBİ BİR DURUMUN SÖZ KONUSU OLMADIĞINI" da kendi yorumunca bildirmiş.

GERÇEK ANLAMDA İSA'nın TANRININ OĞLU olmadığını bu sözleri nakletmekle bildiriyor. "TANRININ OĞLU" tanımının, Pagan dinlerinde sıkça kullanılan ve bol sayıda mevcudu olduğuna inanılan SONS OF GOD tarzında olduğunu söylüyor. Eski Ahitte "SONS OF GOD / Tanrının oğulları olarak yer alan, anlam içinde "TANRI OĞULLUĞUNUN" ele alınması gerektiğini, "ELOHİ, ELOHİ, lema şevaktani" sözüne verdiği "Tanrım beni neden terkettin" açıklamasıyla ortaya koyuyor. Ölümü yaşamamak için yalvarması her şeyi açıklıyor.

Markos .....4:35 Biraz ilerledi, YÜZÜSTÜ yere kapanıp DUA ETMEYE başladı. «MÜMKÜNSE o saati YAŞAMAYAYIM» dedi.
Markos .....4:36 «Abba, BABA, senin için her şey MÜMKÜN, bu kâseyi BENDEN uzaklaştır. Ama benim değil, senin istediğin olsun.»

Can alıp veren Tanrı değil mi? "Aç kollarını BABA ben geliyorum" diyeceğine "ölümü benden uzaklaştır" diye neden YALVARIP AĞLASIN?
Neden beni kurtar diye BAĞIRSIN?
Tanrı ağlar mı? Atanan tanrıysa yani "bu tanrımız olsun" diye bir olgunun peşine düşüldüyse elbette ağlar. Hem ağlar, hem yalan söyler, hem bilmez, hem korkar, hem kıskanır, hem kin kusar, hem unutur, hem pişman olur, hem öğrenir hem akıl alır, hem tütsü ister, hem yakmalık sunum nerde der, hem güler, hem eğlenir, hem yolunu kaybeder, hem güreşte yenilir, hem tarih bilmez..vb..

Tanrısal egemenlik için dönmesi gerektiğini bilmiyor muydu?
Böyle bir durum gerçekleştiğinde (Yaşlanan tanrı kilise duvarlarını süslüyorsa, inananların Tanrının emekliye ayrılma duyurularını da bekliyor olmalılar. Vahiy kitabında anlatılan görev devri ve Oğul Tanrının Tahta tek başına görülme detayı) Evren OĞUL TANRISIZ sahipsiz kalmaz mıydı?
Dinlenme günlerinin kifayetsiz geldiği ak saçlarından belli olan Tanrı, daha ne kadar görevde kalabilirdi?

   
  BABA TANRI
   
  MADEM; EVRENİN YARATILIŞINDA OĞUL TANRI VARDI" diyorlar; (Buna kendileride inanmıyor olmalılarki Vatikanın Yaratılış betimlemelerinde OĞUL TANRI yok) O HALDE AŞAĞIDAKİ ve YUKARIDAKİ TABLOLARDA resmedilmiş olanlardan HANGİSİ OĞUL TANRI?
   
  TANRI YARATILIŞ
   
 

Yaşlandığı BABA olmasından / oğul tanrı ile fiziksel görünüm farlılıklarından belli olan Baba olmazsa, EVRENİ yerden İnsan vücudu içinde nasıl yönetebilirdi?
İsa'ları bir plan, bir görev gereği olarak gelmemiş miydi de, giderken ağlıyordu?

Eğer ölümsüz TANRILIĞA (her ölen için ölümsüz bir hayat var. Ama Cennette ama Cehennemde. İsa ise Tanrı olduğu halde Tanrılığa gideceği kesin olduğı halde evreni yönetip eski tanrısal yapısına kavuşacağı halde kutsal kitaplarında yalvarttırılıyor) gittiğini bilseydi AĞLAR mıydı?
Kutsal metin yazarları ve din kurucuları, İsa'larının Tanrı olduğuna inansalardı, İsa'nın yalvarma ifadelerini kitaplarına dahil ederler miydi?
Yada ardından gelenler onun gerçek anlamda, yani "TANRININ TA KENDİSİ" olarak işaret edilen manada TANRI olarak inanılmasını isteselerdi o ifadeleri orada bırakırlar mıydı? Belli forma belli yorumlara sokmazlar mıydı? Noktalamalar, cümle kesmeler, tercüme hataları, kelimelerin geçirdiği evrimler, vb.. gibi metodları kullanmazlar mıydı?

Hemde Yahve'ye sonsuza kadar sürecek ismi ELOHİ / ELYEH ile seslenip "BABA tanrı" diyerek bu durumu açığa koyuyor.

Markos..........15:34 Saat üçte İsa yüksek sesle, «ELOHİ ELOHİ, lema şevaktani» yani, «Tanrım, Tanrım, BENİ NİÇİN TERK ETTİN?» diye bağırdı

M. Çıkış / Exodus 3:14 İngilizce
And GOD said unto Moses, EHYEH asher EHYEH: and He said, Thus shalt thou say unto the children of Israel, EHYEH hath sent me unto you"

M. Çıkış / Exodus 3:14 Türkçe
TANRI, ‹‹BEN BENİM›› dedi, ‹‹İsraillilere de ki, ‹Beni size BEN BENİM diyen gönderdi.›

HIRİSTİYANLARIN, YİNE BABA TANRI TEZİ GÖZ ALINIR ve "BABA TANRI, YAHVE DEĞİL ama KİTAPLARI (Eski Ahit) VEREN YAHVE idi" denirse, Göğe yükselende, tahtın sağına oturanda Yahve oluyor. Bu durumda da Hıristiyanların OĞUL TANRI dedikleri, kendisini İSRAİL'E ADAMIŞ OLAN YAHVE oluyor.

O halde; İsa, bu sözleri YAHVE'NİN yerine geçeceği için mi söyledi? Yoksa; YAHVE OLDUĞU için mi söyledi?

İbraniler.........8:10 `O GÜNLERDEN sonra' diyor RAB, `İSRAİL HALKIYLA yapacağım ANTLAŞMA şudur: YASALARIMI onların ZİHİNLERİNE işleyeceğim, yüreklerine yazacağım. Ben onların TANRISI olacağım, onlar da benim halkım olacaklar.

İbraniler.........8:11 Hiç kimse kendi yurttaşına, kendi kardeşine, Rab'bi tanıyın diye akıl öğretmeyecek. Çünkü küçüğünden büyüğüne kadar, onların hepsi beni tanıyacak.
İbraniler.........8:12 Kötülüklerini bağışlayacağım, günahlarını artık anmayacağım.'»

YENİ AHİTTE, BU SÖZLER YAHVE = İSA OLDUĞU İÇİN Mİ YER BULDU? YOKSA KİMSE İSA'YI TANRI OLARAK GÖRMÜYORDU DA, YAHVE'YE TAPMAYA DEVAM ETTİĞİ İÇİN Mİ BU ve BUNA BENZER İFADELER YENİ AHİTTE YER BULDU? Yahya'nın doğumunda var olan, İsa'larının taptığı Yahve, buhar olup uçmadı ya'

Luka..............1:67 Çocuğun babası Zekeriya, Kutsal Ruh'la dolarak şu peygamberlikte bulundu:
Luka..............1:68 «İsrail'in Tanrısı olan Rab'be övgüler olsun! Çünkü HALKININ yardımına gelip onları fidyeyle kurtardı.

Yoksa; Yunan Tanrı inançlarından alışık oldukları, Tanrılar arasında savaş senaryoları gereği ortaya atılmış olan isimler mi?
Oğul Tanrı tek olsaydı,
Önce "söz vardı" ifadesi ile öncesiz olsaydı,
Baba Tanrıyla aynı özden olsaydı,
gökerin ve yerin yaratılışında bulunmuş olsaydı,
TANRI YAŞLANMAYIP EMEKLİ DURUMUNA gelmeseydi,
Tanrılar arasında güç savaşları olmasaydı,
Tanrılarda Yunan Tanrılarından kalan alışkanlıklarla çocuklar edinmeseydi,
Tanrı sonsuz ve birmez güç kaynağı halinde kalsaydı..vs..;

   
  OĞUL TANRI BAŞLANGICINDAN SONSUZA DEĞİN OĞUL TANRI OLARAK KALIR, MAKAM MEVKİLERE SAHİP OLABİLMEK İÇİN, BİR TAKIM GALİBİYETLER ELDE ETMEK ZORUNDA KALMAZDI.

Esinleme.............3/21 Ben nasıl galip gelerek Babamla birlikte Babamın tahtına oturdumsa, galip gelene de benimle birlikte tahtıma oturma hakkını vereceğim.
Elçilerin işleri.......2/33 O, Tanrı'nın sağına yüceltilmiş, vaat edilen Kutsal Ruh'u Baba'dan almış ve şimdi gördüğünüz ve işittiğiniz gibi, bu Ruh'u üzerimize dökmüştür.

Oğul Tanrının, BABA TANRI'nın sağına oturabilmesi için birtakım işleri başarması gerekiyor. Her biri BAĞIMSIZ birer TANRI oldukları için bu başarıyı göstermesi ve GÜCÜ ELİNDE bulunduran TANRININ (üst olan Tanrının) bu BAŞARIYI TAKDİR etmesi gerekiyor ki, KÜÇÜK TANRI, BABA TANRININ sağına yücelebilsin.

Eski Ahit'in sahibi olarak ilan edilen Yahve, eğer gerçekten kitabı veren ise; Oğul Tanrı'yı bilmeliydi. Yahve Tanrı değil miydi? Kendisine rakip olanıda bilmeliydi. Eğer Yahve Baba Tanrı ise; bu durumda da Oğlunun olduğunu bilmeli ve onu deklare etmeliydi. Yok her ikiside Baba tanrının çocuklarıysa bu durumda baba Tanrının kaç çocuğu daha var?

İsa Eski Ahit'e uyup, tapınaklara gidip, BABAMIN EVİNE geldim, BABAMIN EVİNİ TEMİZ TUTUN sözleriyle, Kitabın ve Tapınakların sahibi YAHVE'ye "BABA" diyerek YAHVE'NİN BABALIĞINI kabul ederken, YAHVE İSA'NIN OĞULLUĞUNU NEDEN KABUL ETMİYOR? Neden esinlenmeler yapılıken, kutsal metin yazarlarına bu durumlar açıklanmadı?

Yoksa Hıristiyanlar; YAHVEYİ, KUTSAL KİTAPLARI ESKİ AHİT'İN ve YAHUDİLERİN TANRISI, OĞUL TANRIYI DA YENİ AHİT'İN ve HIRİSTİYANLARIN TANRISI OLARAK MI GÖRÜYORLAR. BU DURUMDA, HER HARFİ TANRIDAN DEDİKLERİ AHİT KÜLLİYATI İÇİNDE ÜÇ TANRI VARLIĞINI ONAYLAMIŞ OLMUYORLAR MI?

BU DURUMDA; "BABA TANRI" DEDİKLERİ, SADECE "OĞUL TANRI" DEDİKLERİNİN Mİ BABASI, YOKSA YAHVE'NİN DE BABASI OLUYOR MU? EĞER; BABA TANRI HERİKİSİNİNDE BABASI İSE, TIPKI PAGAN DİNLERİNDE BAHSEDİLDİĞİ GİBİ ONLAR TANRI AİLESİMİ OUYORLAR? YAHVE ÖNCE OLDUĞU İÇİN, İSA TANRININ AĞBİSİ Mİ OLUYOR?

BABA TANRI, YAHVE DEĞİLSE,
YAHVE, OĞUL TANRI DEĞİLSE,
YAHVE'NİN, ESKİ AHİT'İ SİNA DAĞINDA MOŞEYE VERDİĞİ, "HER HARFİ TANRIDAN" DİYEREK KUTSAL İLAN ETTİKLERİ KİTAPTA YAZIYORSA,
LUKA'DA KİTABINDA OLDUĞU GİBİ, YAHVE'YE, İSRAİL'İN TANRISI DİYE ÖVGÜLER SUNULARAK VARLIĞI ONAYLANIYORSA,
İSA "BEN İSRAİL'İN TANRISI OLACAĞIM ONLARDA BENİM HALKIM OLACAK, ZİHİNLERİNE KALPLERİNE YERLEŞECEĞİM" DİYORSA,

BU DURUMDA, İSA'NIN VE YAHVE'NİN HEDEF KİTLESİ İÇİNDE YER ALMAYAN, KENDİLERİNİ, PAVLUSVARİ GÖRÜŞLERLE, MEKTUPLARLA, ESİNLENMELERLE İSA'YA KANCALATMIŞ OLAN HIRİSTİYANLAR YANİ YENİ AHİT MÜKELLEFLERİ; BABA TANRIYI, OĞUL TANRIYI, İSRAİL TANRISINI ve KUTSAL RUH'U İNANÇ SİSTEMLERİ İÇİNDE NASIL YERLEŞTİRİYORLAR /KONUMLANDIRIYORLAR.

İSA'YA SADECE "OĞUL TANRI" DEMİŞ OLMALARI, TANRI ANLAYIŞLARINI YAHVE'NİN EGEMENLİĞİNDEN KURTARABİLİYOR MU? TANRIMIZ DEDİKLERİ İSA BİLE, YAHVE'NİN KİTABINA BAĞLI KALARAK YAŞAYIP, YAHVE'NİN TAPINAKLARINI BABASININ EVİ OLARAK GÖRÜP, İSRAİL'İN TANRISINA YALVARARAK ÖLMEDİ Mİ?

ESİNLEME BÖLÜMÜNDE YÜZDE-YÜZ KURTULANLAR OLARAK BAHSİ GEÇENLER BİLE YAHUDİ. TANRININ, ONLARDAN BAŞKA KİMSEYE ÖĞRETMEYECEĞİ ÖZEL EZGİYİ BİLENLER VETEKRARLAYANLARDA ONLAR. İSA'NIN BİLE BİLDİĞİ ŞÜPHELİ OLAN EZGİYE VAKIF OLANLAR İSA'DAN ÇOK ÖNCE ÖLMÜŞ OLAN YAHUDİLER. HER YERLERİNDEN, YEHVE KONTROLÜ ALTINDA OLDUKLARI BELLİ OLAN DİN HIRİSTİYANLIK

YAKINLARI, OĞUL TANRIYIM LAFINI CİDDİYE ALSLARDI, ONUN TANRILIĞINA İNANSALARDI, YAHVE'NİN EMRİ OLAN SEPT GÜNÜNE UYARAK TATİL YAPMAZLARDI. YAHUDİ ADETLERİ UYARINCA GÜZEL KOKULARLA MEZARLIK ZİYARETİNE GİTMEK İÇİN HAZIRLIKLAR YAPMAZLARDI, ÇÜNKÜ ÖLDÜ DENİLEN TANRIYDI. ONUN NEYE İHTİYACI OLABİLİR?

EĞER HER BİRİNİ TANRI KUVVETİNDE GÖRÜYORLARSA; ÜÇÜ-BİRLİK YERİNE DÖRDÜ-BİRLİK TEORİSİ ÜZERİNDE ÇALIŞARAK YENİ TANRI ANLAYIŞLARI GELİŞTİRMEYİ DÜŞÜNÜYORLAR MI? "ÖNCE SÖZ VARDI" YERİNE "ÖNCE SÖZLER VARDI" İFADESİNİ KOYMALARI GEREKMEZ Mİ?

YA! TANRISIZ KALIP İSA'NIN YAPTIĞI GİBİ, YAHVE İLE DURUMU İDARE EDİP SONSUZ YAŞAM HAYALLERİNE DEVAM EDECEKLER yada YAHVE'Yİ, DEVRE DIŞI BIRAKAN, OĞUL TANRIYI ÖNE ÇIKARAN SİSTEMLER ÜZERİNDE ÇALIŞACAKLAR.

ESİNLEMEDE BAHSEDİLEN TANRISAL DARBELERİ, MÜCADELLERİ ve GALİBİYETLERİ ŞİMDİDEN İLAN EDİP, O KOCA DÜŞMANI AŞAĞIYA ATMANIN YOLLARINI SANAL İNANÇ SİSTEMLERİNE İLAVE EDEREK, MÜKELLEFLERİNİN HAYALLERİNİ BOZMAYACAKLAR.
   
  YAHVE KİM? İSA'NIN "BABAM" DEDİĞİ YAHVE'YE NE OLDU? KONULARININ İŞLENDİĞİ "İSA YAHVE Mİ? " SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  VATİKAN'DA SADECE "YAHVE'NİN SADECE İSMİNİ ALDIK ONU KULLANIYORUZ" DİYOR. YAHVE'NİN VARLIĞINI KABUL ETTİKLERİNİ AMA SADECE YAYDIĞI GÜÇLÜ İSMİNİ KULLANDIKLARINI SÖYLÜYORLAR.

HER SÖZÜ, İSMİ VE KİTABI KABUL EDİLEN AMA TANRILIKTAN EMEKLİ EDİLEN YAHVE, YERİNE, ONA TAPMIŞ OLANI TANRI OLARAK KABUL EDİP, İNANÇ SİSTEMLERİNE MONTE ETMİŞLER. "ESKİ ANTLAŞMAYI KÖHNEMİŞ" OLARAK ÖNE SÜRÜP, YAHVEYİ TASFİYE EDENLER, "YENİ ANTLAŞMA YAPILDI" DİYEREK OĞUL TANRI'YI HAYAL VERİCİ OLARAK DİN SİSTEMLERİ İÇİNE MONTE ETMİŞLER.

ATİKAN .Katolik kilisesi din ve ahlak ilkeleri .....................www.meryemana.net/meryem/tr/misc.php?id=20&par=9&td=11

446 Eski Ahit'te yer alan kitapların Yunanca çevirisinde Tanrı'nın Musa'ya açınladığı sözle ifade olunamaz adı YAHVE, Kyrios ("Rab") olarak çevrilmiştir. Rab sözcüğü o zamandan beri İSRAİL TANRISININ Tanrılığını ifade etmek için kullanılmaya başlandı. Yeni Ahit bu güçlü "Rab" adını hem BABA hem de TANRI'NIN KENDİSİ olarak kabul edilen İsa için kullanıyor, bu bir yeniliktir.

İbraniler .......8:8 Oysa HALKINI kusurlu bulan TANRI şöyle diyor: «`İSRAİL HALKIYLA ve YAHUDA HALKIYLA yeni bir ANTLAŞMA yapacağım GÜNLER geliyor' diyor RAB.

İSRAİL'lileri BIRAKTIM başka TOPLULUKLARLA ANTLAŞMA yapacağım demiyor.Yada "İSRAİL'liler dışındaki tüm ulusların, başka toplululuklarında Tanrısı olacağım, onlarla da antlaşma yapacağım" demiyor. Yahudiler'de, İsrailliler'de benim halkım olacak demiyor. Yahudi ve İsrail benim halkım olacak diyor.Halk, ırk ve din ismi vererek, "Eski Antlaşmanın tarafları ile Yeni antlaşma yapacağım" diyor.

Antlaşmadan sonra "BEN İSRAİL HALKININ TANRISI OLACAĞIM" diyor. "YASALARIMIN maddelerini, ANTLAŞMA maddelerini onların hafızasına işleyeceğim" diyor. Dolaysıyla YAHUDİLER "BENİM HALKIM olacak, BENDE ONLARIN TANRISI olacağım" diyor.

İbraniler.........8/10 `O GÜNLERDEN sonra' diyor RAB, `İSRAİL HALKIYLA yapacağım ANTLAŞMA şudur: YASALARIMI onların ZİHİNLERİNE işleyeceğim, yüreklerine yazacağım. Ben onların TANRISI olacağım, onlar da benim halkım olacaklar.
   
  HIRİSTİYANLIK KENDİ KABULLERİNE GÖRE;
PEYGAMBERİ OLMAYAN,
DOLAYSIYLA ONUN ARACILIĞIYLA GELEN BİR KİTABA DA SAHİP OLAMAYAN,
GÖRDÜM ESİNLENDİM DİYE OLUŞTURULMUŞ,
KİŞİLERİN KANAATLARI DOĞRUTUSUNDA HAZIRLANMIŞ METİNLERE DAYANAN,
DİNLERİNE GEÇMİŞ EDİNDİREBİLMEK,
İSA'YA KİMLİK KAZANDIRABİLMEK İÇİN,
ESKİ AHİT'İ DE KUTSAL KİTABI OLARAK KABUL ETMİŞ OLAN,
ATADIKLARI OĞUL TANRIYA DİREK BAĞLI OLDUĞUNU İDDİA ETTİKLERİ BİR DİN SİSTEMİ.

Yani: en azından Yahudiler gibi önce ELOHİM,YEHOVA arkasından gelen YAHVE basmaklarına ihtiyaç duymadan, Eski Ahit'ini aldıkları YAHVE'yi de dışlayarak, direk Oğul Tanrı ataması yapılmış. Yahudiler hiç olmazsa bu işi Peygamberlerin isimlerini kullanarak ve Peygamber ilan ettiklerine, kazandırdıkları kutsallıklara dayanarak din sistemlerini, zaman içinde VAHİYLERİ TAHRİF EDEREK oluşturmuşlar.
   
 

Hıristiyanlar ise, ne peygamberlere sahip olmuşlar, nede onunla gelmiş olan bir kitaba. Topraklarında, inançlarında var olan Paganizm kökenli dinlerden, birden bire tek ilah görünümlü dinlerine geçiş yapıvermişler. (Hıristiyanların yayılabilmek için Pagan dini geleneklerini nasıl benimsedikleri, kendi anlatımları ile GÖK KRALİÇESİ sayfasında örneklendi) Sadece ilan ettikleri, bilici ve kahin olarak gösterdikleri ama Dini katkıları sıfır olan Peygamber ilanları var.

Oysa İsa onlardan bazılarının sözlerine güven olmayacağınıda söylemiş. Petrus için söylediği sözleri şöyle: Tüm Hıristiyanların, inkarının üzerinde mutabık aldıkları Petrus.

Yuhanna......13:38 İsa şöyle cevap verdi: «Benim için canını mı vereceksin? Sana doğrusunu söyleyeyim, horoz ötmeden sen beni üç kez inkâr edeceksin.»

İSA'nın güvenilmez adlettiği Petrus sözlerinin Peygamberlik sözleri olduğunu söyleyerek kendilerini peygamber ilan edip sözlerinede güvenilmesini takipcilerine söylüyor. İmana davet içeren her söz, onlar için uydurma söz.

2 Petrus ........1:20 Öncelikle şunu bilin ki, KUTSAL YAZILARDA bulunan hiçbir peygamberlik sözü kimsenin özel yorumu değildir.
2 Petrus ........1:21 Çünkü hiçbir peygamberlik sözü İNSANIN İSTEĞİNDEN kaynaklanmadı. İnsanlar KUTSAL RUH tarafından yöneltilerek Tanrı'nın sözlerini ilettiler.

"KORMAYIN TÜM YAZILANLAR KUTSAL RUH DENETİMİNDE" diyenler esasında, YALAN SÖYLEYEN ÇIĞIRTKANLAR.

Eğer herşey, Kutsal Ruh rolü verdiklerinin kontrolünde ise, ya! Kutsal Ruh dedikleri; kendileri ve Tanrı olarak işaret ettikleri gibi, birşey bilmiyor yada yazılmış olan hiç birşey, ne kutsal Ruh'un, nede Tanrı'nın kontrolünde.

Aksi taktirde bu kadar tarih hatası, bu kadar çelişki nasıl olurda "her harfi Tanrıdan dedikleri"kitaplar içinde olabilir? Tanrı güvenini saracak ifadeler hala, hangi haklı sebebe dayanarak mevcudiyetlerini devam ettirebilir?

Kitabı yazıp, eserlerine "Tanrıdan'dır" damgası vuranlar kimlerdir? Meslekleri, VAADCİNİN TELLALLİĞİNİ YAPMAK olan bu zatı muhteremler, Tanrıcılık oynamayı ve KUTSAL METİN YAZARLIĞI yapmayı oldukca seven, o sayede post, taç, kavuk, koltuk, asa, tarikat, mal mülk, iktidar, cemaat, ekümenlik ve devlet edinmiş veya edinme gayreti içinde olanlardır. Bu gün onların yazdıklarını korumak için tüm örtme ve yaldızlama tekniklerini kullanan zat-ı muhteremlerde, onlarla aynı duyguları paylaşma yolunda, kendilerini nefer ilan etmiş olanlardır.

Bu sözler benim bire bir yorumum değil. Bu yorumlarıma katkıda bulunup ilham verip, yol gösteren yine o, muhterem kutsal metin yazarları. Sadece onlar tarafından söylenmiş, kitaplarına ve ifadelerine koruma kalkanı olarak kullandıkları, kendilerinin ne kadarda güvenli olduklarını sandırmak için, sarfettikleri sözleri biraz açıyorum.

2 Petrus ........2:1 Ama İsrail halkı arasında SAHTE PEYGAMBERLER vardı, tıpkı sizin de aranızda YANLIŞ ÖĞRETİ YAYANLAR olacağı gibi. Bunlar kendilerini satın alan Efendi'yi bile inkâr ederek GİZLİCE aranıza YIKICI ÖĞRETİLER sokacaklar. Böyleleri ANİ BİR YIKIMA uğrayacaklar

"Yazdıklarımız yüzde yüz kutsaldır. bizim dışımızdakiler yalandır" amaçlı bu tür kalkanlarla, kendilerini ve kitaplarını yıllarca dokunulmaz yaptılar. Kehanet dedikleri çıkarımlarla da kitleleri felaketlere getirdiler ve dönüşü olmayan yolculuklara çıkardılar. Şimdide hedefleri Argemeddon.

Diledikleri gibi inanç sistemleri oluşturan, dini istedikleri mecralara oturtanlar, Tanrı ile irtibat kuran, vahiy alan bir peygamber olsa bile hiç kabul ederler mi? Yada öyle birini Resül ilan ederler mi? Mesleklerinden olmak ve yazdıklarını çöpe atmak isterler mi? Başlarına hiç bela alıp, Peygamber olarak gösterdiklerini KAHİNLİK / BÜYÜCÜLÜK / CİNCİLİK mesleğinden öteye geçirirler mi?

Luka......2:36-37 Aşer oymağından Fanuel'in kızı Anna adında çok yaşlı bir kadın peygamber vardı. Genç kız olarak evlenip kocasıyla yedi yıl yaşadıktan sonra dul kalmıştı. Şimdi seksen dört yaşındaydı. Tapınaktan ayrılmıyor, oruç tutup dua ederek gece gündüz Tanrı'ya tapınıyordu.

Bu sayede, Hz. İSA'dan gelenleride örtebilmişler, kendi sözlerini müjdeler ve vaadlerle yaldızlayarak yazılmış olan, Pavlus ve arkadaşlarının, mektuparına / metinlerine dayanarak bir din çıkarmışlar. Bu din için İSA'nın en ufak bir iması bile yok. Kendi kitaplarında dahi, BÖYLE BİR AMAÇ yer almıyor.

Yeni Antlaşma derken bile sadece İSRAİL'lileri KAST EDİYOR. Dinin kurucuları sayılan kutsal metin yazarlarının bile; İSA ağzından yazdıkları ifadelerde de varsa yoksa İsrail halkı var. Hem yazarlar için hemde İsa için tek hedef İsrail halkının mutluluğu.

Yasa kitabı.....11:25 Hiç kimse size karşı koyamayacak. Tanrınız RAB, size verdiği söz uyarınca, Ayak BASACAĞINIZ HER YERE dehşetinizi, KORKUNUZU saçacaktır.
Hezekiel ........37:26 Onlarla esenlik antlaşması yapacağım. Bu onlarla sonsuza dek geçerli bir antlaşma olacak. Onları yeniden oraya yerleştirip sayıca çoğaltacağım. Tapınağımı sonsuza dek onların ortasına kuracağım.
Hezekiel ........37:27 Konutum aralarında olacak; BEN ONLARIN TANRISI olacağım , ONLAR DA BENİM HALKIM olacak.

YAHVE'NİN VAADLERİNİ SÜSLEYEREK, GÖNÜLLERİNİ FERAHLATTIĞI İSRAİL'lilere, OĞUL TANRIDA

İbraniler..........8:10 `O GÜNLERDEN sonra' diyor RAB, `İSRAİL HALKIYLA yapacağım ANTLAŞMA şudur: YASALARIMI onların ZİHİNLERİNE işleyceğim, yüreklerine yazacağım. BEN ONLARIN TANRISI olacağım , ONLAR DA BENİM HALKIM olacaklar.

İbraniler ..........8:8 Oysa HALKINI kusurlu bulan TANRI şöyle diyor: «`İSRAİL HALKIYLA ve YAHUDA HALKIYLA YENİ bir ANTLAŞMA yapacağım GÜNLER geliyor' diyor RAB.

İSRAİL'lileri BIRAKTIM başka TOPLULUKLARLA ANTLAŞMA yapacağım demiyor.Yada "İSRAİL'liler dışındaki tüm ulusların, başka toplululuklarında Tanrısı olacağım, onlarla da antlaşma yapacağım" demiyor. Yahudiler'de, İsrailliler'de benim halkım olacak demiyor. Yahudi ve İsrail benim halkım olacak diyor.Halk, ırk ve din ismi vererek, "Eski Antlaşmanın tarafları ile Yeni antlaşma yapacağım" diyor.

Antlaşmadan sonra "BEN İSRAİL HALKININ TANRISI OLACAĞIM" diyor. "YASALARIMIN maddelerini, ANTLAŞMA maddelerini onların hafızasına işleyeceğim" diyor. Dolaysıyla YAHUDİLER "BENİM HALKIM olacak, BENDE ONLARIN TANRISI olacağım" diyor.

YAHVE GİBİ, OĞUL TANRININ DA, KUTSAL METİN YAZARLARININ DA, KUTSAL RUH'UN DA, ÖZEL MELEKLERİN DE TEK HEDEFİ, İSRAİL HALKI.

ONLAR İÇİN VARSA YOKSA İSRAİL HALKINA EGEMEN OLABİLMEK VE ONLARIN MUTLULUĞUNU SAĞLAMAK. BU DURUMDA OĞUL TANRININ, YAHVE DIŞINDA yada ONDAN BAĞIMSIZ BİR VARLIK OLMA OLASILIĞI VAR MI?

O HALDE HIRİSTİYAN DENİLEN TOPLULUĞUN BİZİM DEDİKLERİ OĞUL TANRI, İSRAİL HALKINI DÜŞÜNDÜĞÜNE GÖRE; ONLAR KENDİ KENDİLERİNE, HEM GELİN HEMDE GÜVEY OLUYORLAR. Değişmeyen saplantıları, ortak hedefleri de FİLİSTİNLİLER ve o günlerde olmayan bugün ise baş hedefleri haline getirdikleri MÜSLÜMANLIK.

Zekerya........11:1 Ey Lübnan, kapılarını aç ki, Ateş sedir ağaçlarını yakıp yok etsin!
Zekerya..........9:4 Ama Rab onun mal varlığını alıp götürecek; Denizdeki gücünü yok edecek Ve ateş kenti yiyip bitirecek.

Zekerya..........9:5 Aşkelon bunu görünce korkacak; Gazze acıdan kıvranacak, Ekron da öyle, çünkü umudu sönecek.GAZZE KRALINI yitirecek, ......
Zekerya..........9:6 Aşdotta melez bir halk oturacak, Filistlilerin gururunu kıracağım.

Hezekiel ........29:12 Mısır'ı ıssız kalmış ülkeler gibi ıssız bırakacağım. Kentleri, viran olmuş kentler arasında kırk yıl kimsesiz kalacak......

Esinleme..........9:14 Ses, elinde borazan olan altıncı meleğe, «Büyük FIRAT NEHRİNİN yanında bağlı duran dört meleği çöz» dedi.
Esinleme .........9:15 Tam o saat, o gün, o ay ve o yıl için hazır tutulan dört melek, insanların üçte birini öldürmek üzere çözüldü.
Esinleme .......16:12 Altıncı melek tasını büyük Fırat nehri üzerine boşalttı. Gündoğusundan gelen kralların yolu açılsın diye ırmağın suları kurudu.

HEDEFLERİ; BÜGÜN DÜNYADA, "GÖZÜNÜZÜN ÜSTÜNDE KAŞ VAR" DİYEREK, İŞGAL ETTİKLERİ YERLER İLE AYNI.
Yasa kitabı......11:23 RAB bu ulusların tümünü önünüzden kovacak. Sizden daha büyük, daha güçlü ulusların topraklarını mülk edineceksiniz.
Yasa kitabı......11:24 Ayak BASACAĞINIZ HER YER SİZİN olacak. Sınırlarınız ÇÖLDEN Lübnan'a, FIRAT Irmağı'ndan AKDENİZ'e kadar uzanacak.
Yasa kitabı......11:25 Hiç kimse size karşı koyamayacak. Tanrınız RAB, size verdiği söz uyarınca, Ayak BASACAĞINIZ HER YERE dehşetinizi, KORKUNUZU saçacaktır.

   
  HIRİSTİYANLIK DİYE yada BAŞKA İSİM ALTINDA BİR TOPLULUK OLUŞTURMA NİYETİ, NE İSA SAĞKEN, NE İSA DİRİLİP GÖZÜKTÜĞÜNDE, NE ESİNLEMELER İÇİN YUHANNA'YI GÖĞE ALDIĞINDA, NE ÖZEL MELEKLERİ ARACILIĞIYLA MESAJLARINI İLETTİĞİNDE, NEDE KUTSAL METİN YAZARLARININ ESERLERİNDE, İMA OLARAK DAHİ BÖYLE BİR OLUŞUM İMASI GEÇMİYOR.

TANRININ, TANRI OĞLU'NUN, KUTSAL RUH'UN, DİN KURUCULARI YAZARLARIN AKLININ UCUNDAN DAHİ GEÇMEYEN DİN OLUŞUMU, NEREYE BAĞLANABİLİR. O DİN İÇİN NE DENİLEBİLİR?

Yahudilerin Peygamberleri yada Peygamber ilan ettikleri var demiştik. Peygamber ilan etme işinde daha doğrusu "ALLAH'IN" göndermiş olduğu peygamberlerin önünü kesmede, (yandan ilave sokuşturmalarla) İLAHİ VAHİYLERİN üzerini örtmede, inananların kafalarını karıştırma da o derece ileri gitmişler ki; bir anda 400 Peygamberi bir araya getirebiliyorlar. Hatta; 400 sayısı ile yetinmeyip başka bir biliciye / kahine / büyücüye gidiyorlar. Nedense bunların hepsi istedikleri anda RAB DEDİKLERİ İLE HEMEN İRTİBATA geçebiliyor.

Ama her birinin BAŞKA RAB'LERİ OLDUĞU, 401. KAHİNİ ARAMALARINDAN belli. Eğer her biri gerçekten aynı RAB DEDİKLERİ ile irtibat kurabilselerdi, 401. BİLİCİYİ aramazlardı.O onlara istediği yönde bilgi veriyor. İşin dahada garibi, başka başka RAB'LERLE GÖRÜŞEN BU ZATLAR, "TEK RAB'BE İNANIYORUZ" DİYENLERİN, "HER HARFİ TANRIDAN" OLDUĞUNU İDDİA ETTİKLERİ KİTAPLARIN İÇİNDE YERLERİNİ ALIYORLAR. BAŞKA RAB'LERE BAĞLI OLMALARINA RAĞMEN, YAHVE BU DURUMA HİÇTE İTİRAZ ETMİŞ GÖZÜKMÜYOR.

2 Tarihler .....18:5 İsrail Kralı Ahav DÖRT YÜZ peygamber toplayıp, "Ramot-Gilat'a karşı savaşalım mı, yoksa vaz mı geçeyim?" diye sordu. .......
2 Tarihler ....18:6 Ama Yehoşafat, "Burada danışabileceğimiz RAB'bin başka peygamberi yok mu?" diye sordu.

Üstelik peygamber olarak ilan ettikleri kişilerde, Tanrı'nın emrinde değil Kralların emrinde. Kralların emrinde olanlarda, elbette Kralların hoşuna gidecek olan, yorumlarda bulunur. Eğer özgür iradeleri olsa, Kral'ın önünde seviyesi ne olursa olsun yüzüstü kapanır mı? "ALLAH" RESÜLÜ, KRAL ÖNÜNDE YERLERE KAPANIR MI? Kral Peygamberde olsa!

1 Krallar.......1:23 Krala, ‹‹PEYGAMBER NATAN geldi›› dediler. Natan kralın huzuruna çıkıp YÜZÜSTÜ YERE KAPANDI.

Peygamberlerin, itibar seviyelerini düşürmeliler ki, Peygamberlere duyulan saygılar azalsın, sıradanlaşsın, inandırıcılıkları muhakeme edilir hale gelsin ki, öne sürdükleri / ön plana çıkardıkları kahinlerinin sözleride dikkate alınabilir hale gelsin. İT izi AT izine karışsın. Beyinler bulansın, düşünceler karışsın kendi sözleride itibar görür hale gelsin. Din dedikleri İNANÇ SİSTEMLERİ insanları işaret ettiklerine inanır hale getirsin

Pirleri, Kabil'in yolundan yürümek bunları gerçekleştirmekten geçiyor. En imanlı olmaktansa, İmanı muteber olanı yok eder, imani değerleri örter, böylece imanın seviyesini belirleyen çıtayıda istediğin yerde tutar hale gelir, DİN BUDUR ilanını rahatca yapabilirsin.
   
  Tanrı olarak benimsedikleri, bağlılarına Tanrı diye tanıttıkları varlığında Peygamberleri ancak böyle olabilir anlayışı içinde, kitap boyunca TANRI, İMAN KONUSUNDA seviyeyi sürekli aşağıya çekiyorlar. Eğer, Tevhid inancına uygun İMAN ESASLARINI KİTAPLARINDA İŞLEMİŞ OLSALARDI bağlıları, HERŞEYİ YARATAN TANRI TÜTSÜ / BUHUR İSTER Mİ? diye enazından kendi kendine sorgular oluştururdu.

Çoğalan sorgular, örttükleri gerçeklerin, parlatıcı olarak kullandıkları yaldızların dökülmesine neden olacağından, KAPTANLIĞA SOYUNUPTA, GEMİLERİNİ YÜRÜTEMEYEN KAPTAN durumuna düşerlerdi. Tanrı ihtiyaçlı olup, Buhur ve tütüsü siparişi verir mi? Eğer kitaplar kutsal metin yazarları tarafından yazılmışsa neden olmasın? Mısır çıkışından Süleyman'ın Tapınağı yapması arasında geçen zaman dilim ~490+11=491 yıl.

Bu süre içinde ÇÖLDE BİR ÇADIRDAN ÖBÜR ÇADIRA DOLAŞTIRILAN TANRI KABÜLÜ, EĞER İNANÇLARA YERLEŞMİŞSE; DİNİN ve BU İFADELERİN YAZAN KİTAPLARIN İLAHİ, DİNLENME İSTEĞİNDE BULUNANIN İLAH, BUNLARA İNANANLARDA DA "ALEMLERİN RABBİ ALLAH İMANI" OLMASI MÜMKÜN MÜ?

1 Tarihler........17:5 İsrail halkını Mısır'dan çıkardığım günden bu yana tapınakta OTURMADIM . BİR ÇADIRDAN ÖBÜR ÇADIRA, orada burada KONAKLAYARAK DOLAŞTIM.
Yeşaya...........66:1 RAB diyor ki: "Gökler tahtım, Yer ayaklarımın taburesidir.NEREDE BENİM İÇİN YAPACAĞINIZ EV, Neresi DİNLENECEĞİM YER?

Eğer, kutsal metin yazarları Tanrı dendiğinde, İLİŞKİ KURDUKLARI BUHUR ve TÜTSÜ DÜŞKÜNÜ CİN'i algılıyorlarsa, TANRI DEDİKLERİ OLGU YAKMALIK SUNUDA İSTER, BUHURDA SİPARİŞ EDER. Konutta ister, 300 M2 çadıra da sığar. ("Görkemi çadırı doldurdu" diyorlar. bir kısmını sunu yakma ve tapınma bölüMleri olarak ayırdıkları çadırın boyutları, 10m x 30m =300 m2. Bu hesaplama görkemi çadırı doldurdu dedikleri için yapıldı. mekan ve nitelendirmeden münezzeh olmayan Tanrı anlayışı) Elbieside olur, elbisesinin etekleride.

2 Tarihler .........7:2 RAB'bin Tapınağı O'nun GÖRKEMİYLE DOLUNCA kâhinler tapınağa giremediler.
2 Tarihler .........2:5 "Yapacağım tapınak büyük olacak. Çünkü Tanrımız bütün tanrılardan büyüktür.

Mısırdan Çıkış..15:12 Sağ elini uzattın, Yer yuttu onları.
Mısırdan Çıkış..15:6 Senin sağ elin korkunç güce sahiptir. Altında düşmanlar kırılır
Mısırdan Çıkış..15:11 ‹‹Var mı senin gibisi ilahlar arasında, ya RAB? Senin gibi kutsallıkta görkemli, ........
Mısırdan Çıkış..15:14 Uluslar duyup titreyecekler, Filist halkını dehşet saracak.

Yeşaya.............6:1 Kral Uzziya'nın öldüğü yıl yüce ve GÖRKEMLİ Rab'bi gördüm; TAHTTA OTURUYORDU, giysisinin etekleri TAPINAĞI DOLDURUYORDU

BUHURSUZ, TÜTSÜZ YAPAMAYAN YAKMALIK SUNU TARİFİ VEREN TANRI

Levililer.............1:17 Kanatlarını tutarak kuşu ikiye bölecek, ama tamamen ayırmayacak. Sonra kuşu sunakta yanan odunların üstünde yakmalı. Bu yakmalık sunu, yakılan sunu ve RAB'bi hoşnut eden kokudur.

Tabii arasıra buhuru kabul etmediği zamanlarda olmuş. Buhurunda Saba'dan geldiğini öğrendik. Ama güzel kokulu kamışların geldiği ülke ise belli değil. Herşeyin detayını veren, bunu da bilse idi mutlaka verirdi.ÇİN ve HİNT tanrılarından edinilmiş bir alışkanlığı devam ettiren ve bundan çokta hoşnut olan Tanrı dedikleri Varlık.

Yeramya...........6:20 Neden bana Sabadan günnük, Uzak bir ülkeden güzel kokulu kamış getiriliyor? Yakmalık sunularınızı kabul etmiyorum,.....

Çölde Sayım.....15:5 Yakmalık sunu ya da kurban için, her kuzuya dökmelik sunu olarak dörtte bir hin şarap hazırla.
Çölde Sayım.....15:6 ‹‹ ‹Koç sunarken tahıl sunusu olarak üçte bir hin zeytinyağıyla yoğrulmuş onda iki efa ince un hazırla
Çölde Sayım.....15:7 Dökmelik sunu olarak da üçte bir hin şarap sun. Bunları RABbi hoşnut eden koku olarak sunacaksın.
Çölde Sayım.....15:13 ‹‹ ‹Her İsrail yerlisi RABbi hoşnut eden koku olarak yakılan bir sunu sunarken bunları aynen yapmalıdır.

Mısırdan Çıkış...30:22 RAB Musaya şöyle dedi/
Mısırdan Çıkış...30:23 ‹‹Şu nadide baharatı al/ 500 şekel sıvı mür, yarısı kadar, yani 250şer şekel güzel kokulu tarçın ve kamış,
Mısırdan Çıkış...30:24 500 kutsal yerin şekeli hıyarşembe, bir hin de zeytinyağı.
Mısırdan Çıkış...30:25 Bunlardan ıtriyatçı ustalığıyla güzel kokulu kutsal bir mesh yağı yap. Ona kutsal MESH yağı denecek.
   
  BULUŞMA ÇADIRI, YAHVE'NİN İSTEDİĞİ BUHUR-TÜTSÜ KONULARININ İŞLENDİĞİ "YAHVENİN ÇADIRI ve BUHURU" SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  YORULAN, YANILAN, BİLMEYEN, UNUTAN, NASİHAT ALAN, KISKANAN, OTURAN, GÜLEN, EĞLENEN, ÖFKELENEN..vs.. TANRI ANLAYIŞI KİTABUN HEMEN HEMEN HER YERİNDE İŞLENİYOR. İşte size eğlenen, oturan, gülen Tanrı ifadeleri.

Mezmurlar..........2:4 Göklerde oturan RAB gülüyor, Onlarla eğleniyor.
Mezmurlar..........2:5 Sonra öfkeyle uyarıyor onları, Gazabıyla dehşete düşürüyor
Mısırdan Çıkış...34:14 Başka ilahlara tapmayacaksınız. Çünkü ben kıskanç bir RAB, kıskanç bir Tanrı'yım. .

Eğlendiğine göre, güldüğüne göre; tıpkı kralların Dalkavukları gibi şarlatanlarıı, eğlence grupları olmalı. İsrail Tanrısıyla sürekli beraber olan, rahatca yanına girip çıkan, raporlar veren ŞEYTANI'da bu eğlencelerden muaf tutmamak gerekir. İlahi varlıklarla aynı seviyede tutulduğuna göre. Kötülük temsilcisi, Cehennem yaranı burada baş üstünde tutuluyor.

Eyüp.................1:6 Bir gün İLAHİ varlıklar RABbin HUZURUNA ÇIKMAK için geldiklerinde, ŞEYTAN da ONLARLA GELDİ.
Eyup.................1:7 Rab ŞEYTAN'a, "Nereden geliyorsun?" dedi. ŞEYTAN, "Dünyada gezip dolaşmaktan" diye yanıt verdi.

Şeytanla yapılan toplantılar sonrasında elbette stres atmak, alınan kararları kutlamak gerek. İsrail Tanrısı, şeytanı sağına almış eğleniyor olmalı. Melekler sağına geçemezken o sağında duruyor. Kutsal metin yazarıda üzerine basarak "SAĞ" kelimesini kullandığına göre, kurulan ittifaklar belli olsun diye bu detaya yer vermiş olmalı

Zekerya..............3:1 RAB, MELEĞİNİN önünde duran Başkâhin Yeşuyu ve onu suçlamak için SAĞINDA DURAN Şeytanı bana GÖSTERDİ

666 sayısını çok seviyorlar ve ona gizem yüklüyorlar diye,
"666 SAYISINI ANCAK BİLEN BİLİR diyorlar" diye,
Cennetten kovulmanın suçunu yılana yükleyip ŞEYTANI temize çıkardılar diye,
Tanrıyla Şeytanı toplantı yaptırıyorlar diye...vb.. bu ifadelerini de buraya ekliyorum.
VAAD'cinin kimliğine belki biraz açıklık getirir, peşine takınalın, Oğul Tanrı denilenin aslında kim olabileceği konusunda birazcık olsun düşünülebilir diye...

ŞEYTANLA yanyana oldularına göre,
ŞEYTAN konseylerinden hiç ayrılmadığına göre,
ŞEYTAN Cennetten kovulmadığına göre,
Cennetten kovulma suçu Havva ile Yılan'ın üzerine yıkıldığına göre,
Cennetten kovulanlar Adem, Havva olduğuna göre,
Böylece, tüm günahlarından arındırarak, günahlarının bir kısmını yılanlara, bir kısmınıda kadınlara verildiğine göre,
ŞEYTAN, günahsız ama güç sahibi olarak vurgulandığına göre,
Kötülük yapmayan ama insanları test eden (eyüp'ün mallarının alınması ve isa'nın çölde testi) makam olarak ilan edildiğine göre,
Kadınlar doğum sancısıyla, insanlar kılıçla cezalandırılırken, ŞEYTAN azarlanmadığına göre,
Kötülük damgası vuracak / kötüye çağıracak olan bu 666, onların anlayışında kim olabilir, ne olabilir? (Selena dizisindeki Şeytan profili)

1 Petrus............3:22 Göğe çıkmış olan Mesih, Tanrı'nın sağındadır. Melekler, yetkiler ve güçler O'na bağlı kılınmıştır.

İsrail tanrısı ile Şeytan muhabbet o kadar çok ilerlemiş olmalı ki? Melek bile isyan edip "RAB SENİ AZARLAMALI" diyor. Azar dahi işitmeyen, alacağı en büyük ceza sadece AZARLANMAK" olan Şeytan'la gülüp eğlenen TANRI OLABİLİR Mİ?

Zekerya..............3:2 RABbin MELEĞİ Şeytana, ‹‹RAB SENİ AZARLASIN, ey ŞEYTAN!›› dedi, ‹‹Yeruşalimi seçen RAB SENİ AZARLASIN Bu adam ateşten çıkarılan yarı yanmış odun parçası değil mi?››
   
  ADEM'İN MEYVA, YILANIN YANILMAZLIĞI, TANRININ YALANCILIĞI KONULARININ İŞLENDİĞİ "TANRININ BAHÇESİ " SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ
   
  YAHVE KİM? İSA'NIN "BABAM" DEDİĞİ YAHVE'YE NE OLDU? KONULARININ İŞLENDİĞİ "İSA YAHVE Mİ? " SAYFASINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
 
EĞLENCE SONRASI, STRES ATMIŞ OLAN İSRAİL TANRISI AİT OLDUĞU ADRESİDE VERİYOR
Zekerya..............2:10 RAB, ‹‹Ey SİYON KIZI, sevinçle bağır! Çünkü ARANIZDA YAŞAMAYA GELİYORUM›› diyor.
Zekerya..............2:13 Ey insanlar, RAB'bin önünde sessiz durun! RAB kutsal KONUTUNDAN KALKMIŞ GELİYOR!
Mısırdan Çıkış....15:14 Uluslar duyup titreyecekler, FİLİST halkını DEHŞET saracak.
   
  BİLMEYEN, GÖRMEYEN ANCAK HABER VERİLİRSE BİLGİ SAHİBİ OLABİLEN, YERYÜZÜNDE OLANLARI GÖREBİLMESİ İÇİN "AŞAĞIYA" (kendi tanımları) İNİŞ YAPMASI GEREKEN, "MANİTU" SEVİYESİNE ÇEKİLMİŞ BİR TANRI İNANCI.

Alemleri yarattığını söyledikleri Tanrı'nın, İsrailoğulları'nın önünde aciz kalışını/aciziyetini resmederek, hem egolarını tatmin ediyorlar, hem de imanı zayıflatıyorlar.Hemde öyle bir zayıflatıyorlar ki, adeta TANRI onlardan korkar hale sokulmuş.Tanrı başa çıkamayacağını anladığı bu insanların dillerini karıştırıp her birini muhtelif yerlere dağıtmakta çareyi buluyor.

Yarattıklarından çekinen Tanrı / yarattıklarına güç yetiremiyeceğinden korkan Tanrı imajını beyinlerde yer edebilmesi için kitaplarına işlemişler.Göklere erişme herşeye egemen olmak, Tanrıyı fethetmek manasında. Firavun'da, Haman'a "bir kule yapta Musanın Tanrısına erişeyim dediği unutulmamalı. Zaten erişmek istediklerinin Tanrı olduğu, "Tanrıyı kuleleri görmek için yere indirmelerinden" anlaşılıyor.


Yaratılış........11:1 Başlangıçta dünyadaki bütün insanlar aynı dili konuşur, aynı sözleri kullanırlardı.
Yaratılış........11:2 Doğuya göçerlerken Şinar bölgesinde bir ova buldular ve oraya yerleştiler.
Yaratılış........11:3 Birbirlerine, "Gelin tuğla yapıp iyice pişirelim" dediler. Taş yerine tuğla, harç yerine zift kullandılar.
Yaratılış........11:4 Sonra, "Kendimize bir kent kuralım" dediler, "Göklere erişecek bir kule dikip ün salalım. Böylece yeryüzüne dağılmayız."
Yaratılış........11:5 RAB insanların yaptığı kenti ve kuleyi GÖRMEK için AŞAĞIYA İNDİ
Yaratılış........11:6 ve şöyle dedi: "Tek bir halk olup aynı dili konuşarak bunu yapmaya başladıklarına göre düşündüklerini gerçekleştirecek, hiçbir engel tanımayacaklar.
Yaratılış........11:7 Gelin, aşağı inip dillerini karıştıralım ki birbirlerini anlamasınlar."
Yaratılış........11:8 Böylece RAB onları yeryüzüne dağıtarak kentin yapımını durdurdu.
Yaratılış........11:9 Bu nedenle kente Babil adı verildi. Çünkü RAB bütün insanların dilini orada karıştırdı ve onları yeryüzünün dört bucağına dağıttı.
Yaratılış........18:21 Onun için İNİP BAKACAĞIM. Duyduğum SUÇAMALAR DOĞRU mu, değil mi GÖRECEĞİM. Bunları YAPIP YAPMADIKLARINI ANLAYACAĞIM.››

GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ KUTSAL ADLETTİKLERİ, HER HARFİ TANRIDAN DEDİKLERİ KİTABIN İFADELERİ;
hiç birşeyden haberi olmayan,
Haberini aldığı, Yeryüzünde olanları görebilmesi için "AŞAĞIYA" (kendi tanımları) iniş yapması gereken,
ekip halinde çalışan / yardımcıları olan,
muzurluk yapan,
yarattıklarının kendisine erişeceğinden korkan ve çaresizlik içinde yardımcılarını çağıran,
zayıf tarafları olan,
acizliklerini yarattıklarına belli eden ve bunu gönderdiği (onlara göre gönderilen) kitapta itiraf eden / belgelettiren, adeta; "evet ben sizden korktum siz güçlüsünüz, beni birlik olursanız yenebilirsiniz" diyerek Varlık BİR'liğinin davetkarlığını yapan,
KENDİ YOK OLUŞU, ESARETİ İÇİN YOLLAR GÖSTEREN, BİR TANRI ANLAYIŞININ BİLİNÇLERE YEREŞTİRME ÜZERİNE KURGULANMIŞ.
   
  GÜREŞTE KULUNA HİLE YAPMASINA RAĞMEN YENİLEN ve KENDİSİNİ BIRAKMASI İÇİN ADINI BİLMEDİĞİ KULUNDAN, İSTEKTE BULUNAN TANRI İNANCI...

Yarattığı kulu yenemeyen bir Tanrı. Yenemeyeceğini anlayınca hile yapan Tanrı, yine de yenemeyince "Bırak Beni" diye yalvarankendisini İSRAİL'e adamış bir TANRI

Yaratılıs........32:24 Böylece Yakup arkada yalnız kaldı. Bir adam gün ağarıncaya kadar onunla güreşti.
Yaratılıs........32:25 Yakup'u yenemeyeceğini anlayınca, onun uyluk kemiğinin başına çarptı. Öyle ki, güreşirken Yakup'un uyluk kemiği çıktı.
Yaratılıs........32:26 Adam, "Bırak beni, gün ağarıyor" dedi. Yakup, "Beni kutsamadıkça seni bırakmam" diye yanıt verdi.
Yaratılıs........32:27 Adam, "Adın ne?" diye sordu. "Yakup."
Yaratılıs........32:28 Adam, "Artık sana Yakup değil, İsrail denecek" dedi, "Çünkü Tanrı'yla, insanlarla güreşip yendin."
Yaratılıs........32:29 Yakup, "Lütfen adını söyler misin?" diye sordu. Ama adam, "Neden adımı soruyorsun?" dedi. Sonra Yakup'u kutsadı.
Yaratılıs........32:30 Yakup, "Tanrı'yla yüzyüze görüştüm, ama canım bağışlandı" diyerek oraya Peniel adını verdi.

Herkese yaka silktiren ataları Yakup'un, güreşte TANRIYI "BIRAK BENİ" diye yalvarttığına inananlar, elbette VARLIK BİR'liğini sağladıklarında, BABA TANRIYI da tamamen yenilgiye uğratabileceklerine de inanacak olanlardır/inananlardır.Tanrı ile buluşma çadırlarında tartışıldığına inananlar, elbette çadırda buluştukları ile başa çıkabilmeye de inanırlar.

Yarattığı kulu yenemeyen bir Tanrı. Yenemeyeceğini anlayınca hile yapan Tanrı, yine de yenemeyince "Bırak Beni" diye yalvaran, sadece; İSRAİL'in olacak bir TANRI. MÜSTAKİL İSRAİL'İN TANRISI.

İsrail adının, Yahudiler için ne anlama geldiğini anlatan güzel bir örnek.
Ne diyor (hayallerindeki tanrıya, ne dedittiriliyor) Tanrı; "Çünkü Tanrı'yla, insanlarla güreşip yendin.".
Kimlerle güreşti? Tanrı ve öncesinde insanlarla.
Kimleri yendi? Tanrıyı ve insanları.
Yakup kim? "İsrail"
İsrailoğulları kim? Yakup'un 12 oğlu ve onların temsil ettiği 12 kabile/boy
İsrail ne ? İsrail'in (Yakup'un) oğullarından türediklerini söyleyenlerin kurduğu devlet.

İsrail ne demek
onlar için? "Tanrı da dahil herkezi yeneriz" demek oluyor.

O nedenledir, istedikleri gibi kitaplar yazıp, kulüpler oluşturuyorlar. O nedenledir 1000 yıllık altın çağ iddiasını ortaya atıyorlar ve o nedenle Kıyamet projesi (kıyameti istedikleri zamana alma) üzerinde çalışıyorlar. Nasıl olsa galip gelecek olanlar, onlar değil mi?
   
  Bakalım, İbrahim (Avram), "ALLAH'ın", emirler vererek sınadığını Kur'an'ı Kerim de bildirdiği, Hz. İBRAHİM'le benzerlik taşıyor mu?
Dahası, o kitaplarında yazdıkları ile "Alemlerin Rabbi olan Allah" arasında bir benzerlik var mı?.

Ensest ilişki sahibi, karısını başkalarına çıkarı için verebilen, PEYGAMBER PROFİLİNİ imani anlayışınıza, Peygamber saygınıza, "ALLAH" sevginize, içinize sindirebilecek misiniz?

Sürekli ölüm korkusu duyan, bu nedenle, ilahi emirleri getirmekten kaçınan, bir Avram işlenmiş.

O Kur'an da okuduğunuz, Ateşe mancınıkla atılırken bile, Allah'a olan imanını kaybetmemiş, can korkusu duymamış, iman sınavını geçmiş, Allah'a, olan secdesi kabul edilmiş, 'bildiğimiz, Hz. İbrahim'i', elleriyle yazdıkları, kutsiyetini ilan ettikleri, kitapların da bulabilecek misiniz?

Hani o, Allahın verdiği tüm emirleri yerine getiren, bunun üzerine Allah'tan, büyük övgülere mahsar olan, Hz. İbrahim'den bahsediyorum.
Şeytanın, beslediği/takviyelediği, dağ, ay, yıldız, güneş gibi tanımlamalarla ifade edilen, hiçbir dine/dogmatiğe kapılmadan, putcubaşı babasının, yaptığı putlara takılmadan, Allah'ın, alemlerin rabbı olduğunu algılayarak, İmanı bulan, Allah'ın (imani) babanız dediği, Hz. İbrahim'den bahsediyorum.
Allah'ın, "Hanif" ismi ile ödüllendirdiği Hz. İbrahim'den bahsediyorum.
Sözleri bu güne nasihat olması, Allah'ın, dosdoğru yolunda yürüyenlere rehber olması için bırakılan, Hz. İbrahim'den bahsediyorum.
Ortada, Allah'tan indirilmiş bir kitap yok iken, doğruyu arayan, Allah'ın, ateşe "İbrahime SELAM OL/ BARIŞ OL" dediği, Hz. İbrahim'den bahsediyorum.

ALLAH'IN BİNLERCE ÖRNEĞİNİ, PEYGAMBERLERİNİ yok sayarak, kitabını hiçe sayarak uydurdukları, kutsiyet kazandırmak için, büyük operasyonlar yaptıkları, mektuplardan ve sanılardan hareketle yazdıkları kitapların da, bize göre böyledir anlayışıyla ortaya çıkarılan 'Avram karekterin' den değil.
   
 


   
  Karısını, canı ve mal edinme arzusu için FİRAVUNA veren bir peygamber anlayışı; kitaplara yönlendirmenin, imanla bir ilgisi olabilir mi? Tanrının gönderdiği resül, karısını başa bela firavuna verdiği halde, ona değilde; "karın olduğun söyleseydin evlenmezdim" diyen, Firavuna, korkunç felaketler gönderen bir Rab anlayışı. Bu anlayışın hakim olduğu kitaplara ve onların yaydığı inanç sistemine, bağlanmak imani bir değer ifade edebilir mi?

O, din sistemlerine bağlı olanlarda genel ahlaki ve değer yargılarının dışında olan bu ahlaksızlıkların, DİN KİTABI OLARAK TANITTIKLARI kitaplarda olduğunun bilinmesinin, önüne geçebilmek için, KUTSAL KİTAPLARIMIZ dedikleri kitapların da, ÖNDERLER olarak tanıttıkları, PEYGAMBER dedikleri, TANRIMIZIN (edindikleri) ELÇİLERİ dedikleri, TİPLERİN azda olsa KAREKTER SAHİBİ yapabilmek için, anlatımların da, yayınlarında AHLAK YALDIZLARINI kullanıyorlar.
   
  Bakın bakalım, kutsal kitaplarının yazdıklarıyla, kutsal kitaplarını anlatımaları arasında ne kadar fark var görün. Kitaplarının kutsiyet sınırını çoktan aştığını bilmiş olmalılar ki, konuları YALDIZLAYARAK anlatıyorlar."BİZ KİTABI KORUDUK" diye boşuna söylemiyorlar.Gerçekten korunmaya ihtiyacı olan bir kitap. Kusurlarını makyajlatmanın ötesinde, aşağıdaki gibi estetik operasyonlara da ihtiyaç duyan bir kitap. Çuvalda kendisini belli eden mızrak konumunu çoktan geçip, hiç bir çuvala girmesi mümkün olmayan kitap
   
 
   
  Avram'ın teklifini hiç itirazsız kabul ederek, meslek erbabı statüsünde kutsal kitaplarında yer verdikleri SARAY / SARA, anlatımlarında birden bire, namus abidesi haline getiriliveriyor. Kutsal kitaplarında, Peygamber hanımını Fahişe olarak gösterilmesinden, hiçte rahatsız olmayanlar, bu hususların başkaları tarafından bilinmesinden ve kullanılmasından rahatsızlık duyuyorlar ki, bu yaldızlamaları yapıyorlar.

Avram > İbrahim...Saray > Sara...isim değişikliklerini şöyle bildirmişler.Birçok ulusun babalığına atanan kişi hem kardeşi ile yatıyor, hemde her fırsatta karısını BAŞKALARINA PEŞKEŞ ÇEKİYOR. Böyle bir TANRI, böyle bir Peygamber anlayışının İLAHİ DEĞERLERLE ne ilgisi olabilir? Olsa olsa insanların çoğunu dosdoğru yolundan saptıracağım diyen ŞEYTANLA yada ŞEYTANİ KABULLERLE ilgisi olabilir.

Yaratılıs........17:4 "Seninle yaptığım antlaşma şudur:" dedi, "Birçok ULUSUN BABASI olacaksın.
Yaratılıs........17:5 Artık adın Avram değil, İbrahim olacak. Çünkü seni birçok ulusun babası yapacağım.
Yaratılıs........17:.....................................
Yaratılıs........17:15 Tanrı İbrahim'e, "Karın Saray'a gelince, ona artık Saray demeyeceksin" dedi, "Bundan böyle onun adı Sara olacak.

EĞER KENDİLERİDE BU TÜR NİTELENDİRMELERİN KİTAPLARINDA YER ALMASINDAN RAHATSIZ OLSALARDI, "BÖYLE BİR KİTAP İLAHİ OLAMAZ / OLAMAZ" DESELERDİ, YALDIZLAMA ve ÖRTME İŞLERİYLE UĞRAŞACAKLARINA DİNLERİNİ DEĞİŞTİRİLERDİ. BÖYLECE; HEM KENDİLERİ KURTULURDU, HEMDE İNSANLIK RAHAT BİR NEFES ALIRDI.
   
  Karısını verip kurtulmaya alışan Avram bu peşkeş çekmelerine devam ediyor. Kutsal metin yazarları, ellerine kalemi aldıklarında ve ağızlarını açtıklarında kendilerini çok kudretli hissediyor olmalılar ki, "Tanrı" dedikleri olguya kafa tututup, onun adamlarını yerden yere vurmaya bayılıyorlar. Adeta fırsat kollar bir hal segilemişler. "İşte TANRININ KİTABI, İŞTE PEYGAMBERLERİ" vurgusunu sürekli işleyerek, onlara duyulması gereken saygıyı yok etmişler. Böyle başa böyle tarak dercesinede her türlü sapıklığı sapkınlığı kitaplarına rahatca dahil edip kolaycada kabul ettirivermişler.

Edindikleri TANRI TARAFINDAN DA CEZALANDIRMAK ŞÖYLE DURSUN, NEREDEYSE MÜKAFATLANDIRILAN KRAKTERE SOKULAN AVRAM, bir başka yolculuğunda yine karısı saray'ı / sara'yı KRALA SATAR ve ASLINDA KARISININ KARDEŞİ OLDUĞUNUDA SÖYLER.
   
 
   
  İbrahim'in yeğeni olan, Lut için netür yakıştırmalarda bulunup "her harfi Tanrıdan" dedikleri kitaplarına almışlar. Bir Tanrı inancı düşünün, ahlaksızlıkları nedeniyle Sadom ve Gomora'yı yok ediyor ama Lut kızlarının babalarından olma çocuklarına hiç ses çıkarmıyor. Üstelik iyi birşeymiş gibide, "Moşe'ye Sina'da verdim" dediği kitaplarla da ilanlarda bulunuyor.
Ahlaksızlığı, hat safhaya vardırdıkları için yok edilen, Sodom ve Gomora da bulunan LUT, felaketten kurtulmuş ama ahlaksızlara uyan karısı ise helak edilmiş. Burada ahlakszlığın kriterinin ne olduğu karışık gibi gelebilir ama hiçte karışık değil. Kutsal dedikleri kitaplarında dine esas olan tüm değerler, imani kabuller ve ibadetler, TANRISAL KRİTERLERE bağlı olarak yer almıyor. Kutsal kitaplarındaki, din sistemini oluşturan tüm değerler, KUTSAL METİN YAZARLARININ KRİTERLERİNE bağlı olarak yerlerini almışlar.

Yaratılıs........19:23 Lut Soar'a vardığında güneş doğmuştu.
Yaratılıs........19:24 RAB Sodom'la Gomora'nın üzerine gökten ateşli kükürt yağdırdı.
Yaratılıs........19:25 Bu kentleri, bütün ovayı, oradaki insanların hepsini ve bütün bitkileri yok etti.
Yaratılıs........19:26 Ancak Lut'un peşisıra gelen karısı dönüp geriye bakınca tuz kesildi.
Yaratılıs........19:27 İbrahim sabah erkenden kalkıp önceki gün RAB'bin huzurunda durduğu yere gitti.
Yaratılıs........19:28 Sodom'a, Gomora'ya ve bütün ovaya baktı. Yerden, tüten bir ocak gibi duman yükseliyordu.
Yaratılıs........19:29 Tanrı ovadaki kentleri yok ederken İbrahim'i anımsamış ve Lut'un yaşadığı kentleri yok ederken Lut'u bu felaketin dışına çıkarmıştı.

Ahlaksızlığın, doruk noktasına ulaştığı için yok edilen, Sadom ve Gomora.Tanrı adına ahlaksızlığı yok etmekle görevlendirilmiş, ve felaketten kurtarılmış bir elçi.

Ahlaksızlık yaşanıyor diye kentleri yok eden ama aynı ahlaksızlığı yapan elçilerini ödüllendiren bir Tanrı inancı.

İşte bu kabul, Dünyada yapılan zulmün, kanın sebeplerini ortaya koyuyor. Her ne yapılırsa yapılsın affedileceklerine inanıyorlar.Tanrı sadece onlar için var.

Yaptıkları herşeyde, Tanrı onayı var ve yaptıkları her şeyde Tanrı adına ne güzül değil mi? Tıpkı ölümlü tanrı gibiler.Tıpkı ölümlü tanrı gibiler.Firavun gibiler..Ölümlü Tanrı..Yunan Tanrıları gibi..Sümer tanrıları gibi...vs ..gibi

Her ne yaparsan yap; ya! TANRIDAN İZİNLİSİN yada! TANRI ADINA YAPIYORSUN. Bu anlayışa Tanrılaşmaktan başka ne denir? Ölümlü oldukları içinde; "ölümlü Tanrı" denir.
Firavun'da, başka bir iddiada bulunuyor değildi ki. O'da öleceğini biliyor ve mezarını hazırlatıyordu
ama "BEN ÖLECEK OLSAMDA, TANRIYIM DİYORDU"
   
  Lut, Aile içi ilişkilerde, amcası/dayısı, İbrahim kadar yakın olma, taraftarı değil gibi gözüküyor. Ama o'da, büyük atası Nuh gibi bir tuzağa düşürülüyor. Neyse ki; fiili-livataya maruz kalmıyor, ama zevkin uç noktalarına varma yolunda da pek ses çıkartmıyor.Sarhoşluk çok hoşuna gitmiş olsa gerek... Bu hamilellik nerden? diye de sormuyor.

Ensest ilişkinin, gruplaşma olmasa bile; ortaklaşma versiyonu aşağıdaki gibi gerçekleşiyor....

Yaratılıs........19:30 Lut Soar'da kalmaktan korkuyordu. Bu yüzden iki kızıyla kentten ayrılarak dağa yerleşti. İki kızıyla birlikte bir mağarada yaşamaya başladı.
Yaratılıs........19:31 Büyük kızı küçüğüne, "Babamız yaşlı" dedi, "Dünya geleneklerine uygun biçimde burada bizimle yatabilecek bir erkek yok.
Yaratılıs........19:32 Gel, babamıza şarap içirelim, soyumuzu yaşatmak için onunla yatalım."
Yaratılıs........19:33 O gece babalarına şarap içirdiler. Büyük kız gidip babasıyla yattı. Ancak Lut yatıp kalktığının farkında değildi.
Yaratılıs........19:34 Ertesi gün büyük kız küçüğüne,"Dün gece babamla yattım" dedi, "Bu gece de ona şarap içirelim.Soyumuzu yaşatmak için sen de onunla yat."
Yaratılıs........19:35 O gece de babalarına şarap içirdiler ve küçük kız babasıyla yattı. Ama Lut yatıp kalktığının farkında değildi.
Yaratılıs........19:36 Böylece Lut'un iki kızı da öz babalarından hamile kaldı.
Yaratılıs........19:37 Büyük kız bir oğlan doğurdu ve ona Moav adını verdi. Moav bugünkü Moavlılar'ın atasıdır.
Yaratılıs........19:38 Küçük kızın da bir oğlu oldu ve adını Ben-Ammi koydu. O da bugünkü Ammonlular'ın atasıdır.

Baba Lut; kızları, karıları, torunları ve çocukları ile mutlu bir hayat, Lut'un kızları'da; Babaları, kocaları, öz ve üvey çocukları, yeğenleri, kuması, kızkardeşi, eniştesi ile mutlu bir hayat sürmüşler, olsa gerek. Kutsal kitaplar da bile hayatları övülerek anlatıldığına göre.

Tanrı da, (varsaydıkları/benimsedikleri) ahlaksızlığı yok etmesi için gönderdiği peygamberin durumunu, kullarının yazdığı, kutsiyet kazandırdıkları kitaplardan öğrenmiştir herhalde.

Bunları, "Peygamberlerimiz" dediklerine yakıştıranlar, Elleri ile yazdıkları kitaplara daha neleri sokuşturmuşlardır. İlahi güçler nispet ettikleri kişilerin, iğrenç davranışlarına rağmen, ilahi kattan görevli geldiklerini savunanlar, o kutsal dedikleri metinleri, kafalarına göre yazarken, daha başka ne kabulleri aralara serpiştirmişlerdir..
   
  İKİ KIZKARDEŞLE EVLENEN PEYGAMBER... BU ARADA CARİYELERİDE HAREMİNE KATMAYI İHMAL ETMİYOR

Yaratılıs........29:10 Yakup dayısı Lavan'ın kızı Rahel'i ve davarları görünce, gidip kuyunun ağzındaki taşı yuvarladı, dayısının davarlarını suvardı.
Yaratılıs........29:11 Rahel'i öperek hıçkıra hıçkıra ağladı.
Yaratılıs........29:12 Rahel'e baba tarafından akraba olduklarını, Rebeka'nın oğlu olduğunu anlattı. Rahel koşup babasına haber verdi.
Yaratılıs........29:13 Lavan, yeğeni Yakup'un geldiğini duyunca, onu karşılamaya koştu. Ona sarılıp öptü, evine getirdi. Yakup bütün olanları Lavan'a anlattı.
Yaratılıs........29:14 Lavan, "Sen benim kanım, canımsın" dedi.Yakup Lavan'ın yanında bir ay kaldıktan sonra,
Yaratılıs........29:15 Lavan, "Akrabamsın diye benim için bedava mı çalışacaksın?" dedi, "Söyle, ne kadar ücret istiyorsun?"
Yaratılıs........29:16 Lavan'ın iki kızı vardı. Büyüğünün adı Lea, küçüğünün adı RAHEL'di.
Yaratılıs........29:17 Lea'nın gözleri alımlıydı, Rahel ise boyu bosu yerinde, güzel bir kızdı.
Yaratılıs........29:18 Yakup Rahel'e aşıktı. Lavan'a, "Küçük kızın RAHEL için sana yedi yıl hizmet ederim" dedi.
Yaratılıs........29:19 Lavan, "Onu sana vermek başkasına vermekten daha iyidir" dedi, "Yanımda kal."
Yaratılıs........29:20 Yakup Rahel için yedi yıl çalıştı. Rahel'i sevdiği için, yedi yıl ona birkaç gün gibi geldi.
Yaratılıs........29:21 Lavan'a, "Zaman doldu, kızını ver, evleneyim" dedi.
Yaratılıs........29:22 Lavan bütün yöre halkını toplayıp bir şölen verdi.
Yaratılıs........29:23 Gece kızı Lea'yı Yakup'a götürdü. Yakup onunla yattı.
Yaratılıs........29:24 Lavan cariyesi Zilpa'yı kızı Lea'nın hizmetine verdi.
Yaratılıs........29:25 Sabah olunca, Yakup bir de baktı ki, yanındaki Lea! Lavan'a, "Nedir bana bu yaptığın?" dedi, "Ben RAHEL için yanında çalışmadım mı? Niçin beni aldattın?"
Yaratılıs........29:26 Lavan, "Bizim buralarda adettir. Büyük kız dururken küçük kız evlendirilmez" dedi,
Yaratılıs........29:27 "Bu bir haftayı tamamla, RAHEL'i de sana veririz. Yalnız ona karşılık yedi yıl daha yanımda çalışacaksın."
Yaratılıs........29:28 Yakup kabul etti. Lea'yla bir hafta geçirdi. Sonra Lavan kızı RAHEL'i de ona verdi.
Yaratılıs........29:29 Cariyesi Bilha'yı Rahel'in hizmetine verdi.
Yaratılıs........29:30 Yakup RAHEL'le de yattı. Onu Lea'dan çok sevdi. Lavan'a yedi yıl daha hizmet etti.

Yaratılıs........30:3 RAHEL, "İşte cariyem Bilha" dedi, "Onunla yat, benim için çocuk doğursun, ben de aile kurayım."
Yaratılıs........30:4 RAHEL cariyesi Bilha'yı eş olarak kocasına verdi. Yakup onunla yattı.
Yaratılıs........30:5 Bilha hamile kalıp Yakup'a bir oğlan doğurdu.
Yaratılıs........30:6 RAHEL, "Tanrı beni haklı çıkardı" dedi, "Yakarışımı duyup bana bir oğul verdi." Bu yüzden çocuğa Dan adını verdi.
   
  Yukarıdaki yazılanlar bugün, "tılsımlı Kabala ipi" olarak bileklere takılan düğümlenmiş aksesuar malzemesine kaynaklık yapıyorlar. Medet umulan ipin hikayeleşmiş serüveni şöyle:

(Kabala ipi örneğin de olduğu gibi, Mezarın etrafında dolaştırılan ipler, belli ölçülerde kesiliyor.Her birine Hahamlar tarafından okunup kutsanarak yedi (7) düğüm atılıyor.İnsanlarda bu kırmızı ipleri para karşılığında tılsım olarak bileklerine takıyorlar Kabala ipinin kısa hikayesi de şu; aynı zamanda diğer tılsım, uğur denilen şeylere örnek
   
  TAŞTAN, İPTEN MEDET UMANLARIN TILSIMINA İNANDIKLARI "KABALA İPİNİN" HİKAYESİNİN ANLATILDIĞI SAYFAYA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
   
  Yakup, Tevrata göre kim? Yalan söyleyen, kardeşinin taklidini yaparak, babasından kardeşi yerine "el alan" biri. Dayısının sürüsünü çalan biri.Öyle ki, "Ona boşuna mı Yakup diyorlar?" yaka silkmesini yakıştıracak kadar, toplum dışı biri.

Eski Ahit'te, Yakup'a çizilen/yapıştırılan portre böyle. Eski Ahit tanımlı, (kendilerinin yakıştırmalar yaptıkları) Yakup böyle olursa "o karekterin" oğulları olduklarını iddia eden, İsrailoğulları ve onların kurduğu İsrail devleti de böyle olur.

Yaratılış.......27:36 Esav, ‹‹Ona boşuna mı Yakup diyorlar?›› dedi, ‹‹İki kezdir beni aldatıyor. Önce ilk oğulluk hakkımı aldı. Şimdi de benim yerime o kutsandı.›› ......
Yaratılış.......30:42 Sürünün zayıf hayvanlarının önüneyse çubuk koymuyordu. Böylece zayıf hayvanları Lavan, güçlüleri Yakup aldı.
Yaratılış.......31:26 Yakupa, ‹‹Nedir bu yaptığın?›› dedi, ‹‹Beni aldattın. Kızlarımı alıp savaş tutsağı gibi götürdün.

Tanrının kendilerinden çekindiğini açıkca kitaplarına işlemiş olanlar, İnsanlardan mı çekinecekler. Tanrıyı yenebileceklerini düşünen ve bunu beyinlerine yarleştirmiş olanları durdurabilecek ne olabilir?

Yaratılış.......11/6 ve şöyle dedi: "Tek bir halk olup aynı dili konuşarak bunu yapmaya başladıklarına göre düşündüklerini gerçekleştirecek, hiçbir engel tanımayacaklar.

Oysa; Kur'an'ı Kerim'e göre, Hz. Yakup doğru dürüst yaşam süren, Allah, yolunda dosdoğru yürüdüğü için, Allah'ın, "İSRAİL" adıyla onurlandırdığı bir peygamber. O halde İSRAİL kelimesi ne anlama geliyor? "Allah'ın, yolunda dosdoğru yürüyen" anlamına geliyor. İsrailoğulları ne anlama geliyor? Allah'ın, yolunda dosdoğru yürüyenin/yürüyenlerin oğulları anlamına geliyor.

Peki bu kavram bugünkü ve geçmiş dönemlerdeki Yahudilerin dini inançlarından bir esinti taşıyor mu? Her hangi benzerlik çağrışımı yapıyor mu?

Kitapları tahrip eden, Allah'ın, dosdoğru yolundakileri saptırmaya çalışanların, Allah'ın, lutfuyla ne ilgisi olabilir? Ayrıca; İSRAİL, lutfu sadece Hz. Yakup'a verilmiş bir onurdur. Onun oğulları ile o verilen onurun bir alakası yoktur. Allah, Hz. Yakup'a, "Allah'ın dosdoğru yolunda" yürüyen diyor ve İsrail ismini veriyor. Oğullarına ise Yakupoğulları anlamında, İsrailoğulları deniliyor.Oğullar, doğru yolda ilerleyenin çocukları oluyorlar ama bu onların, dosdoğru yolda ilerledikleri manasına gelmiyor.
   
  Oysa onlar kitaplarında, Yakup'un Peygamber olmasını bile babası İshak kanalı ile olduğunu, Tanrı ile bir bsğının olmadığını açıkca yazmışlar. Tanrı Yakup'un ismini bile bilmediğini, Tanrının Yakupla olan güreşinde yazanlar, İlahi bir güce ve Yakup'un Peygamberliğine hangi gözle bakıyor olabilirler. Onlar için Peygamber, birtakım tılsım güçlerine sahip olan, kutsama gücüne sahip olan kahin konumunda. İshak, Esav'a seni kutsayacağım diyor ama annesi ile işbirliği yapan Yakup abisi Esav yerine kutsanarak Peygamberlik denen makama sahip oluyor. Bu duruma seyirci bile olmadığı (ismini sordurmalarından anlaşılan) her harfi Tanrıdan dedikleri kitaplarına kutsalmetin yazarlarınca işleniyor. Hiç birşeyden haberi olmayan, Peygamber seçimlerine karışamayan, güreşte yenilen, unutan tanrı yetmezmiş gibi, karılarını satan, ahlaki değerlere sahip olmayan, hileyle Peygamberlik makamını ele geçiren ama Tanrı sözlerini DOĞRU BİR ŞEKLDE NAKLEDİP UYGULAMASI BEKLENİLEN PEYGAMBER inancı kitaplarda yerini almış.

kİTAPLARINDA tanrı'ya bile aldatıcı Ruh'lar kullandıranlar, bu sayede kendilerininde ALDATMA, HİLE, TUZAK, ENTRİKA RUHSATLARINIDA SAĞLAMIŞ OLUYORLAR. Herkwesimin Peygamberlerinin olduğu yerde kutsamadan / bilicilikten başka işe yaramayan pEYGAMBERLER enflesyonunun yaşandığı inanç sistemlerinde, İLAHİ VAHİYLERİ GETİRMİŞ OLAN PEYGAMBERLERİ KİM NASIL, SAHTEKARLARDAN AYIRABİLİR? Eceli tayin edemeyen ve hille ile ölmesini sağlamaya çalışan, HERŞEYE EGEMEN TANRI

2 Tarihler.....18/19 RAB SORDU: 'Ramot-Gilat'a saldırıp ÖLSÜN diye İsrail Kralı Ahav'ı kim KANDIRACAK?' "Kimi şöyle, kimi böyle derken,
2 Tarihler.....18/20 bir ruh çıkıp RAB'bin önünde durdu ve, 'Ben onu KANDIRACAĞIM' dedi. "RAB, 'NASIL?' DİYE SORDU.
2 Tarihler.....18/21 "Ruh, 'Aldatıcı ruh olarak gidip Ahav'ın bütün peygamberlerine yalan söyleteceğim' diye karşılık verdi. "RAB, 'Onu KANDIRMAYI başaracaksın' dedi, 'Git, dediğini yap.'
2 Tarihler.....18/22 "İşte RAB bu PEYGAMBERLERİNİN AĞZINA ALDATICI BİR RUH KOYDU. Çünkü sana kötülük etmeye karar verdi."
   
  Yaratılıs.......27:1 İshak yaşlanmış, gözleri görmez olmuştu. Büyük oğlu Esav'ı çağırıp, "Oğlum!" dedi. Esav, "Efendim!" diye yanıt verdi.
Yaratılıs.......27:2 İshak, "Artık yaşlandım" dedi, "Ne zaman öleceğimi bilmiyorum.
Yaratılıs.......27:3 Silahlarını - ok kılıfını, yayını - al, kırlara çıkıp benim için bir hayvan avla.
Yaratılıs.......27:4 Sevdiğim lezzetli bir yemek yap, bana getir yiyeyim. Ölmeden önce seni kutsayayım."
Yaratılıs.......27:5 İshak oğlu Esav'la konuşurken Rebeka onları dinliyordu. Esav avlanmak için kıra çıkınca,
Yaratılıs.......27:6 Rebeka oğlu Yakup'a şöyle dedi: "Dinle, babanın ağabeyin Esav'a söylediklerini duydum.

Yaratılıs.......27:9 Git süründen bana iki seçme oğlak getir. Onlarla babanın sevdiği lezzetli bir yemek yapayım.
Yaratılıs.......27:10 Yemesi için onu babana sen götüreceksin. Öyle ki, ölmeden önce seni kutsasın."
Yaratılıs.......27:15 Büyük oğlu Esav'ın en güzel giysileri o anda evdeydi. Rebeka onları küçük oğlu Yakup'a giydirdi.
Yaratılıs.......27:16 Ellerinin üstünü, ensesinin kılsız yerini oğlak derisiyle kapladı.
Yaratılıs.......27:17 Yaptığı güzel yemekle ekmeği Yakup'un eline verdi.
Yaratılıs.......27:18 Yakup babasının yanına varıp, "Baba!" diye seslendi. Babası, "Evet, kimsin sen?" dedi.
Yaratılıs.......27:19 Yakup, "Ben ilk oğlun Esav'ım" diye karşılık verdi, "Söylediğini yaptım. Lütfen kalkıp otur, getirdiğim av etini ye. Öyle ki, beni kutsayabilesin."
Yaratılıs.......27:20 İshak, "Nasıl böyle çabucak buldun, oğlum?" dedi. Yakup, "Tanrın RAB bana yardım etti" diye yanıtladı.
Yaratılıs.......27:21 İshak, "Yaklaş, oğlum" dedi, "Sana dokunayım, gerçekten oğlum Esav mısın, değil misin anlayayım."
Yaratılıs.......27:22 Yakup babasına yaklaştı. Babası ona dokunarak, "Ses Yakup'un sesi, ama eller Esav'ın elleri" dedi.
Yaratılıs.......27:23 Onu tanıyamadı. Çünkü Yakup'un elleri ağabeyi Esav'ın elleri gibi kıllıydı. İshak onu kutsamak üzereyken,
Yaratılıs.......27:24 Bir daha sordu: "Sen gerçekten oğlum Esav mısın?" Yakup, "Evet!" diye yanıtladı.
Yaratılıs.......27:25 İshak, "Oğlum, av etini getir yiyeyim de seni kutsayayım" dedi. Yakup önce yemeği, sonra şarabı getirdi. İshak yedi, içti.
Yaratılıs.......27:30 İshak Yakup'u kutsadıktan sonra, Yakup babasının yanından ayrıldı. O gider gitmez kardeşi Esav da avdan döndü.
Yaratılıs.......27:31 Esav da lezzetli bir yemek yaparak babasına götürdü. Ona, "Baba, kalk, getirdiğim av etini ye" dedi, "Öyle ki, beni kutsayabilesin."
Yaratılıs.......27:32 Babası, "Sen kimsin?" diye sordu. Esav, "Ben ilk oğlun Esav'ım" diye karşılık verdi.
Yaratılıs.......27:33 İshak'ı bir titremedir sardı. Tir tir titreyerek, "Öyleyse daha önce avlanıp bana yemek getiren kimdi?" diye sordu, "Sen gelmeden önce yemeğimi yiyip onu kutsadım. Artık o kutsanmış oldu."
Yaratılıs.......27:34 Esav babasının anlattıklarını duyunca, acı acı haykırdı. Babasına, "Beni de kutsa, baba, beni de!" dedi.
Yaratılıs.......27:35 İshak, "Kardeşin gelip beni kandırdı" diye karşılık verdi, "Senin yerine o kutsandı."
Yaratılıs.......27:36 Esav, "Ona boşuna mı Yakup diyorlar?" dedi, "İki kezdir beni aldatıyor. Önce ilk oğulluk hakkımı aldı. Şimdi de benim yerime o kutsandı." Sonra, "Kutsamak için bana bir hak ayırmadın mı?" diye sordu.
   
  Peygamberlik seçimi o derece tanrı dedikleri olgunun dışında gerçekleşiyor ki; Esav baba benide kutsa diyor.Ama babası sadece kutsamanın bir kez olabileceğini özetleyen sözlerle Yakup'un liderliğini kabu etmesi gerektiğini belirtiyor.

Pagan inançlarındaki EL-VERME DENİLEN işlemler sonucu, Yakup "O VARLIĞIN adamı" oluyor. Oluyor olmasına da, güreşte "Tanrı" dedikleri, Tanrı olarak kabul ettikleri, Yakup'a ismini soruyor. O nasıl oluyor.

Hem Tanrı olup, hem devredilme oluyor, hemde devredildiğinin yada devraldığının, üstelik "yarattım" dediğinin, o'da yetmiyormuş gibi seçtiğinin İSMİNİ bilmiyor. Orası biraz karışık. TANRI İSİM SORAR MI? TANRI BİLMEZ Mİ?

Tanrının dışında kutsama donanımına sahip başka güçlerin olduğu, İSRAİL TANRISI TARAFINDAN DA kabul edilmiş durumda. Yahve'de onlardan korkuyor, onlardan çekiniyor, onların lanetinin tutmasından, işlerinin ters gitmesinden oldukça tedirgin anlar yaşıyor. (Baal laneti gibi)
   
  İşte: Tanrı dediklerinin, kahinlikte üstad sayılan BALAM'dan çekinmesi..

İnanç sistemleri büyü üzerine kurulmuş olan, her şeyin büyü, kutsama ve tılsımla olduğunu, sorunların bu tür eylemlerle çözüleceğini sanan Kral, o devrin kahinlerinden olan Balam'dan yardım ister. Kral Balak, Beor oğlu Balam'dan Musa ve yanındakilere lanet okumasını ister. İsrail Tanrısı, lanetleme eyleminden çekinir ve BALAM'LA ANTLAŞMA YOLUNA GİDER. Ol diyemez, istemediği şeylerin gerçekleşmemesi için, tıpkı fidye verir gibi antlaşma yoluna gider.

Yeşu................24:9 Moav Kralı Sippor oğlu Balak, İsraile karşı savaşmaya hazırlandığında, haber gönderip Beor oğlu Balamı size lanet etmeye çağırdı.
Çölde Sayım.....22:6 Lütfen gel de benden daha güçlü olan bu halka benim için lanet oku. Olur ki, onları yener, ülkeden kovarız. Çünkü senin kutsadığın kişinin kutsanacağını, lanetlediğin kişinin lanetleneceğini biliyorum.››

Kral'la, Tanrı olarak işaret ettikleride aynı fikirde olmalı ki, İsrail'lilerin kurtulabilmesi için Balam'ın lanet okumamasını ister. Beor oğlu Balam, önce Kralın teklifi üzerine kabul ettiği lanet okumayı, Tanrının araya girmesiyle, Eşeğin konuşmasına kadar uzayan bir uğraş ve ısrar sonucu okuyacağı laneti duaya çevirir.

Çölde Sayım.....22:23 Eşek, yalın kılıç yolda durmakta olan RABbin meleğini görünce, yoldan sapıp tarlaya girdi. Balam yola döndürmek için eşeği dövdü.
Çölde Sayım.....22:27 Eşek RABbin meleğini görünce, Balamın altında yıkıldı. Balam öfkelendi, değneğiyle eşeği dövdü.
Çölde Sayım.....22:28 Bunun üzerine RAB eşeği konuşturdu. Eşek Balama, ‹‹Sana ne yaptım ki, üç kez beni böyle dövdün?›› diye sordu.
Çölde Sayım.....22:30 Eşek, ‹‹Bugüne dek hep üzerine bindiğin eşek değil miyim ben?›› dedi, ‹‹Daha önce sana hiç böyle davrandım mı?›› Balam, ‹‹Hayır›› diye yanıtladı.

Çölde Sayım.....22:12 Ama Tanrı Balama, ‹‹Onlarla gitme! Bu halka lanet okuma, onlar kutsanmış halktır›› dedi.

Tanrı bedduaya giden Balam'ın önüne çıkarak engel olmaya çalışıyor. Lanetin bedduanin tutacağından korktuğu belli. BALAM'ın karşı tarafı kutsaması sonucu kendisinin elinin olunun bağlı kalacağını, kabul eden İsrail Tanrısı, "sen dediklerimi tekrar et" diyerek kutsamayı tersine çevirme isteğini ortaya koyuyor. Kutsamadan doğacak sonuçlardan dolayı, korkularını ortaya koyan YAHVE BAŞKA TANRILARIN olduğunu da kabul ettiğini, onların gücünden çekindiğini de açığa vurmuş oluyor.

Eğer, kendisinin tek güç olsaydı, hatta öyle bir gücü olduğuna metin yazarları dahi inanmış olsaydı, caydıracak diye uğraşacaklarına, Balam'ı yok ediverirlerdi. Eğer Tanrı olarak işaret ettikleri, Tek GÜÇ olmuş olsaydı, bedduaları kabul etmeyerek Balam'ın çabalarını boşa çıkarırdı. Tanrı olarak, okunan lanetleride geri çevirrip çok sevdiği İsrail halkını da korumuş olurdu. Böylece ne eşeği konuşturmakla uğraşılırdı, nede Baal'a dil döküp tuzaklar hazırlatmaya. Tanrı denilen olgu, büyücü ile pazarlık yapıyorsa, aynı kaynaktan besleniyorlar demektir. Yahve neden BAAL'ın Tanrıya yada bildiği bir güce yalvarmasından bu kadar korkmuş olabilir?

Çölde Sayım.....22:20 O gece Tanrı Balama gelip, ‹‹Madem bu adamlar seni çağırmaya gelmiş, onlarla git; ancak sana ne söylersem onu yap›› dedi.
Çölde Sayım......24:10 Balama öfkelenen Balak ellerini birbirine vurarak, ‹‹Düşmanlarıma lanet okuyasın diye seni çağırdım›› dedi, ‹‹Oysa üç kez onları kutsadın.
   
  DEDEYE TECAVÜZ EDEN TORUN HİKAYESİDE KUTSAL KİTAPLARINDA UNUTULMAMIŞ.

Yaratılıs........9:18 Gemiden çıkan Nuh'un oğulları Sam, Ham ve Yafet idi. Ham KENAN'ın babasıydı.
Yaratılıs........9:19 Nuh'un üç oğlu bunlardı. Yeryüzüne yayılan bütün insanlar onlardan türedi.
Yaratılıs........9:20 Nuh çiftçiydi, ilk bağı o dikti.
Yaratılıs........9:21 Şarap içip sarhoş oldu, çadırının içinde çırılçıplak uzandı.
Yaratılıs........9:22 KENAN'ın babası olan Ham babasının çıplak olduğunu görünce dışarı çıkıp iki kardeşine anlattı.
Yaratılıs........9:23 Sam'la Yafet bir giysi alıp omuzlarına attılar, geri geri yürüyerek çıplak babalarını örttüler. Çıplak babalarını görmemek için yüzlerini öbür yana çevirdiler.
Yaratılıs........9:24 Nuh ayıldığında KÜÇÜK OĞLUNUN ne yaptığını anladı
Yaratılıs........9:25 ve şöyle dedi:"KENAN'a lanet olsun, Köleler kölesi olsun kardeşlerine.
   
   
  ŞEYTANLA TOPLANTILAR DÜZENLEYEN VE ONDAN BİLGİ ALIP KULLARI ÜZERİNE NEREDE İSE BAHİS TUTUŞAN TANRI. ŞEYTANLA TANRI DÜZENLEDİKLERİ TOPLANTILARDA KARARLAR ALIP UYGULAMAYA KOYUYORLARSA, ŞEYTAN MUTLAKA KİTAP YAZIMINIDA KATKIDA BULUNMUŞTUR.

KİTAPTA OLAĞAN BİR ŞEKİLDE SADECE VASIFLARI ŞEYTAN OLAN BİR VARLIK DEĞİL DE, İSMİ ŞEYTAN OLAN BİR VARLIK ANILIYORMUŞCASINA OLAYLARA KONU EDİLEN ŞEYTANIN, YER ALDIĞI KİTAPLARIN DAVETİNİN HANGİ YÖNDE OLACAĞINI SİZ DÜŞÜNÜN.

Tanrı ile Şeytan dost meclislerinde yer alır gibi bir araya gelip fikir teatisinde bulunabiliyorsa, TANRI KATINDAN AŞAĞIYA ATILACAK OLAN KİM ve NE OLABİLİR. Argemeddon savaş meydanında karşılaşmayı tasarladıkları ORDU KİMİN ORDUSU OLABİLİR.

TANRI ŞEYTAAN İLE SORUNSUZ BİR YAŞAM SÜRÜYORSA, DÜŞMAN OLARAK İŞARETLENMİŞ OLAN DİN GÜNÜNÜN SAHİBİ OLABİLİR Mİ?
BU NEDENLE İTTİFAKLAR KURULUP, VARLIK BİR'LİĞİ ÇALIŞMALARININ YAPILMASININ NEDENİ BU OLABİLİR Mİ?
TEK ve BİR SEVGİLERİ BURADAN GELİYOR OLABİLİR Mİ?

Dünya seyahatinden yeni dönen şeytan, Rab'bı gelmişken bir uğrayayım havasında ziyaret eder. Dünyadan ve olup bitenden, 'bi-haber olan Tanrı, şeytana "Nereden geliyorsun?" der. Şeytan'da, "Dünyada gezip dolaşmaktan" der.

İlahi varlıklarla kol-kola gezen, heyetlerine katılan bir şeytan. Tıpkı, çocukların bilinç altlarına hitap eden, "Selena" dizisindeki şeytan tiplemesi ve ilahiymiş gibi gösterilen zırvalar.Yaramaz, neşe kaynağı, her ne yaparsa yapsın, ayın kahramanı da seçilebilen şeytan tiplemesi.Tabi ki sadece "SELANA" değil. Birden bire, ekranları işgal eden onlarca benzeri diziler..Ne kadar çok hayatımızın içlerine girmişler değil mi?

Eyup......1/6 Bir gün ilahi varlıklar Rab'bin huzuruna çıkmak için geldiklerinde, ŞEYTAN da onlarla geldi.
Eyup......1/7 Rab ŞEYTAN'a, "Nereden geliyorsun?" dedi. ŞEYTAN, "Dünyada gezip dolaşmaktan" diye yanıt verdi.
Eyup......1/8 Rab, "Kulum Eyüp'e bakıp da düşündün mü?" dedi, "Çünkü dünyada onun gibisi yoktur. Kusursuz, doğru bir adamdır. Tanrı'dan korkar, kötülükten kaçınır."
Eyup......1/9 ŞEYTAN, "Eyüp Tanrı'dan boşuna mı korkuyor?" diye yanıtladı.
Eyup......1/10 "Onu, ev halkını, sahip olduğu her şeyi sen çitle çevirip korumadın mı? Elleriyle yaptığı her şeyi bereketli kıldın. Sürüleri bütün ülkeye yayıldı.
Eyup......1/11 Ama elini uzatır da sahip olduğu her şeyi yok edersen, yüzüne karşı sövecektir."
Eyup......1/12 Rab ŞEYTAN'a, "Peki" dedi, "Sahip olduğu her şeyi senin eline bırakıyorum, yalnız kendisine dokunma." Böylece ŞEYTAN Rab'bin huzurundan ayrıldı.
   
  ŞEYTAN TANRININ DOSTU İSE TANRI DEDİKLERİNİN BİRDE İNSANLAR DIŞINDA DÜŞMANI DA OLMALI. İŞTE TANRI OLARAK BENİMSEDİKLERİNİN DÜŞMANI ve BOYUTLARI.

HİÇ TANRI YARATTIM DEDİĞİ BİR YARATILMIŞI YENDİM DİYE ÖVÜNÜP, GALİBİYETİNİ GÜCÜNÜN GÖSTERGESİ OLARAK KULLANIR MI? ELBETTE KULLANIR.

EĞER TANRI OARAK BENİMSENEN KULUNA GÜREŞTE YENİLİYORSA, HİNT ve ÇİN MİTLERİNDEN DUYDUĞU HAYALİ VARLIKLAR KARŞISINDAKİ, SANAL GALİBİYETİYLE DE ÖVÜNÜR. DAHA DOĞRUSU KUTSAL METİN YAZARLARI TARAFINDAN, "TANRIMIZ BİRAZ GÖRKEMLİ OLSUN, 300 m2 ÇADIRA YARAŞIR OLSUN YAKLAŞIMI İLE ÖVÜNDÜRÜLÜR.

ÖYLE BİR ELBİSE, YAKIŞTIRILIR Kİ, BOYUTU ETEKLERİNİN TAPINAĞI DOLDURMASI İLE ÖLÇÜLENDİRİLİR. ÖMRÜ BOYUNCA "PUTLARA, TAŞLARA TANRI" DEMİŞ OLANLAR İÇİN, ELBETTE BU ULAŞILMAZ BİR BÜYÜKLÜK OLARAK GÖRÜLECEKTİR.

Yeşaya..............6/1 Kral Uzziya'nın öldüğü yıl yüce ve görkemli Rab'bi gördüm; tahtta oturuyordu, giysisinin etekleri tapınağı dolduruyordu.
   
  ŞEYTAN TANRI DEDİKLERİNİN DOST MECLİSLERİNDE, DİVANINDA, ŞURALARINDA YER ALIYORSA, HEDEFİNDE DÜŞMAN OLARAK GÖRDÜĞÜ "ÇENESİNE KANCA TAKTIM" DEDİĞİ NE?

Eyüp....41/1 Livyatan`ı çengelle çekebilir misin, Dilini halatla bağlayabilir misin?
Eyüp....41/2 Burnuna sazdan ip takabilir misin, Kancayla çenesini delebilir misin?
Eyüp....41/3 Yalvarıp yakarır mı sana, Tatlı tatlı konuşur mu?
Eyüp....41/4 Seninle antlaşma yapar mı, Onu ömür boyu köle edesin diye?
Eyüp....41/5 Kuşla oynar gibi onunla oynayabilir misin, Hizmetçilerin eğlensin diye ona tasma takabilir misin?
Eyüp....41/6 Balıkçılar onun üzerine pazarlık eder mi? Tüccarlar aralarında onu böler mi?
Eyüp....41/7 Derisini zıpkınlarla, Başını mızraklarla doldurabilir misin?
Eyüp....41/8 Elini üzerine koy da, çıkacak çıngarı gör, Bir daha yapmayacaksın bunu.
Eyüp....41/9 Onu yakalamak için umutlanma, Görünüşü bile insanın ödünü patlatır.
Eyüp....41/10 Onu uyandıracak kadar yürekli adam yoktur. Öyleyse benim karşımda kim durabilir?
Eyüp....41/11 Kim benden hesap vermemi isteyebilir? Göklerin altında ne varsa bana aittir.